Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hacca gönderilirken, vekilin, gönderen kişinin yaşadığı yerden gitmesi şart mıdır? Mekke veya Medine’de yaşayan birine vekâlet verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Nasıl ki vekil gönderen kişi hac yapsaydı kendi memleketinden giderek hac yapacak idiyse, vekil olarak gidenin de vekil gönderenin memleketinden gitmesi gerekir. Dolayısıyla vekil gönderen kişi, yer belirlemeden, “Benim adıma hac yap.” demişse veya kendisine hac farz olduğu hâlde gidemeyip, “Benim için hac yapılsın.” diye vasiyet etmiş ise bu, “memleketimden hac yapılsın.” şeklinde anlaşılır. Eğer kişi, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de ederse; bedelin İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, vefat ettiği yerden gönderilmesi gerekir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, memleketinden giderek hac yapmaya yetmiyorsa, istihsanen, terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/524-526). Mekke veya Medine’den vekil tutulması konusu da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Haccın vücup/yükümlülük şartlarını taşıdığı halde bizzat haccı eda etme imkânı olmayan kişinin yerine vekil göndermesi gerekir. (bk. Zeylaî, Tebyîn, 2/3-4) Hayatta iken vekil göndermemiş bu tür kişiler, kendi adlarına hac yaptırılmasını vasiyet etmelidirler. Vasiyet etmeden ölmüşlerse varisleri onlar adına hac yapabilir/yaptırabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212) Vekâlet yoluyla haccın geçerli olması için bulunması gereken şartlar şunlardır: a) Adına haccedilecek (vekil gönderen) kişiye hac farz olmuş olmalıdır. b) Adına haccedilecek kişi, üzerine hac farz olduktan sonra vefat etmiş veya bizzat haccetmekten devamlı bir şekilde âciz olmalıdır. c) Vekil, Müslüman, akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. d) Vekilin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır. e) Vekil için hac masrafları haricinde bir ücret şart koşulmamalıdır. f) Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır. İzin veya vasiyeti olmadan bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile o kimse üzerindeki hac sorumluluğu düşmez. Ancak mirasçının, mûrisi adına yaptığı hac bu hükmün dışındadır. Ölmüş bulunan mûrisin vasiyeti bulunmasa bile vârisin onun adına yaptığı hac geçerlidir. g) Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır. h) Vekil, ihrama girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir. i) Vekil, gönderenin istediği haccı yapmalıdır. j) Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendi adına umre yapmamalıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) k) Vekil, müvekkilin yaşadığı yerden yola çıkmalıdır. Eğer kişi, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de etmişse İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre vekil, müvekkilin vefat ettiği yerden de gönderilebilir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, yaşadığı yerden giderek hac yapmaya yetmiyorsa istihsânen terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/170-172)
Kendisine hac farz olmuş bir kimse sağlık, yaşlılık vb. bir sorun sebebiyle bizzat hacca gidemeyecek durumda olursa, başka birisini vekil (bedel) göndererek, vekâlet yoluyla hac yaptırabilir. Böyle kişilerin, hayatta iken birini vekil olarak göndermesi mümkün olduğu gibi mirasçılarına, ölümünden sonra kendi adına bedel haccı yaptırılmasını vasiyet etmeleri de mümkündür (Kâsânî, Bedâi‘, 2/212). Hz. Peygamber (s.a.s.), ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere, söz konusu yakınları için hac yapabileceklerini belirtmiştir (Buhârî, Hac, 1 [1513]; Cezâü’s-sayd, 22 [1852]; Eymân, 30 [6699]; Müslim, Hac, 407 [1334]). Bir kişinin kendi yerine vekil (bedel) göndererek hac yaptırabilmesi için şu şartların bulunması gerekir: a) Adına haccedilecek (vekil gönderen) kişiye, hac farz olmuş olmalıdır. b) Adına haccedilecek kişi vefat etmiş olmalı veya yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan bir hastalık gibi sebeplerle, bizzat haccetmekten devamlı olarak âciz olmalıdır. c) Bedel gönderilecek kişi Müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına ulaşmış bir kişi olmalıdır. d) Vekil gönderilen kişinin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır. e) Vekil için hac masrafları haricinde bir ücret şart koşulmamalıdır. f) Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır. İzin veya vasiyeti olmadan, bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile o kimse üzerindeki hac borcu ödenmiş olmaz. Ancak mirasçının, mûrisi adına yaptığı hac, bu hükmün dışındadır. Ölmüş bulunan mûrisin vasiyeti bulunmasa bile, varisin onun adına yaptığı hac geçerlidir. g) Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır. h) Vekil, ihrama girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir. i) Vekil, gönderenin isteğine uymalı, onun istediği haccı yapmalıdır. j) Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendisi için umre yapmamalıdır (Kâsânî, Bedâi‘, 2/212-215; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600). k) Vekil, müvekkilin memleketinden yola çıkmalıdır. Eğer vekil, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de ederse; bedelin İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, vefat ettiği yerden gönderilmesi gerekir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, memleketinden giderek hac yapmaya yetmiyorsa, istihsanen, terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/524-526).
Daha önce hac yapmamış bir kişi, vekil (bedel) olarak hacca gidebilir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.), ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere onların yerine hac yapabileceklerini belirtmesi ve vekil olarak gidecek kimsenin daha önce hac yapmış olması şartından bahsetmemesi, bu hükmü desteklemektedir. (Buhârî, Hac, 1 [1513]; Cezâü’s-sayd, 22 [1852]; Eymân, 30 [6699]; Müslim, Hac, 407 [1334]) Bununla birlikte hacca vekil olarak gönderilecek kimsenin, tecrübe edinmiş olması açısından daha önce hac yapmış bir kimse olmasını tercih etmek daha uygundur. Şâfiîlere göre ise daha önce hacca gitmemiş birisinin vekil olarak hacca gitmesi caiz değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213)
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi hâlinde haccına devam eder ve dönüşte aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215) Temettu‘ haccı, umre ile haccın birlikte yapıldığı bir ibadet olduğuna göre vekil umreyi kendi adına yaparsa artık bu haccı kendisi için yapmış olur; müvekkilin parasını iade etmesi gerekir. Ancak vekil olan kişi, hac menâsikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.
Hac, hem bedenî hem de malî bir ibadettir. Vekil (bedel) tarafından yapılan hac ile vekil gönderen kişinin üzerine farz olan hac borcunun ödenmiş sayılabilmesi için vekilin hac masraflarının, kendisini vekil gönderen kişi tarafından karşılanması gerekir. Eğer bir kimse birisini hac yapması için vekil tayin etse fakat vekil masraflarını kendi parasından karşılasa bu hac, vekâlet verenin değil masrafını karşılayan vekilin kendisinin olur; başkasının üzerindeki farz hac yerine gelmiş olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213) Ayrıca vekil olarak hacca giden kimsenin, vekil gönderenden hac masrafları dışında bir ücret almasının caiz olmadığı, hac masrafları için aldığı parayı hac boyunca harcadıktan sonra geri kalan miktarı kendisini gönderene iade etmesi gerektiği hususu, fıkıh kaynaklarında açıkça belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) Bu itibarla hac masrafı ve harcırahı, Diyanet İşleri Başkanlığı ya da herhangi bir şirket tarafından karşılanmak suretiyle hacca görevli giden bir kimsenin, başkaları adına hac yapması caiz değildir. Ancak görevli kimse, farz haccı edâ etmeden ölmüş olan veya vekâlet vermesi şartıyla hacca gidememe özrü süreklilik arz eden anne, babası gibi yakınlarının yerine ücret almaksızın hac yapabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/599)
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Hükmü itibarıyla tavaf farz, vacip, sünnet ve nâfile kısımlarına ayrılır. Ziyaret ve umre tavafı farz iken nezir ve veda tavafı vaciptir. Kudüm tavafı sünnet, nâfile ve tahiyye tavafı ise menduptur. Hükümlerine bakılmaksızın tavafların tamamında abdestli olmak Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre farzdır. Dolayısıyla Hanefîler dışındaki mezheplere göre abdestsiz yapılan bütün tavaflar geçersiz olduğundan nâfile dışındaki tavaflar yeniden yapılmalıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243; Tetâî, Cevâhirü’d-dürer, 3/258; Hattâb, Mevâhib, 3/68; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/314; İbn Kudâme, eş-Şerhu’l-kebîr, 3/398; İbn Müflih, el-Mübdi‘, 3/200; Merdâvî, İnsâf, 9/114) Hanefîlere göre ise herhangi bir sebepten dolayı tavafı abdestsiz yapan kişi, Mekke’den ayrılmamışsa tavafını iade eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi ise abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder; dilerse tavafı baştan başlayarak yeniden yapar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/497-498) Hanefîlere göre cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan tavaflar iade edilmelidir. İade edilmediği takdirde ceza olarak: a. Ziyaret tavafının tamamını veya çoğunu cünüp ya da âdetli olarak yapan kimseye bedene (deve veya sığır kesmek); üç veya daha az şavtını bu şekilde yapan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek); yine ziyaret tavafının çoğunu abdestsiz yapan kimseye dem; üç veya daha az şavtını abdestsiz yapan kimseye ise her bir şavt için bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 551) b. Umre tavafının tamamını veya bir kısmını abdestsiz, cünüp veya âdetliyken yapan kimseye dem gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129-130; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 551) Ancak Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre umre tavafının üç veya daha az şavtı abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/551) c. Veda ve nezir tavaflarının tamamını veya çoğunu cünüp ya da âdetliyken yapan kimseye dem; üç veya daha az şavtını bu şekilde yapana ise her bir şavt için sadaka gerekir. Bu tavafların tamamını veya bir kısmını abdestsiz yapan kimse her şavt için bir sadaka verir. d. Kudüm ve nâfile tavaflar cünüp veya âdetli olarak yapılırsa dem, abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 556; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 497-498) Ancak diğer bir görüşe göre kudüm ve nâfile tavaflar abdestsiz olarak yapılırsa tek bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Merğînânî, el-Hidâye, 1/161; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/49-50; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/21; Bilmen, İlmihâl, 390) Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan ziyaret, umre, nezir, veda, kudüm ve nâfile tavafları, şartlarına riayet edilerek iade edilirse yukarıda zikredilen cezalar düşer. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162)
Hanefî mezhebine göre tavafın abdestli yapılması vaciptir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129) Kudüm veya nâfile tavafın cünüp veya âdetli olarak yapılması hâlinde dem (koyun veya keçi kesmek), abdestsiz yapılması durumunda ise her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 556; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 497-498) Ancak diğer bir görüşe göre kudüm ve nâfile tavaflar abdestsiz olarak yapılırsa tek bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Merğînânî, el-Hidâye, 1/161; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/49-50; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/21; Bilmen, İlmihâl, 390) Cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan tavaf daha sonra iade edilirse ceza düşer. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise hadesten tahâret, tavafın sıhhat şartı olduğundan cünüp, âdetli veya abdestsiz yapılan bütün tavaflar geçersiz olup nâfile dışındaki tavaflar yeniden yapılmalıdır. (Mâverdî, el-Hâvî, 4/144; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)
Hanefîlere göre ziyaret ve umre tavafının ilk dört şavtı farz, kalan üç şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapmayan kimsenin tavafı geçersizdir. Tavafın üç veya daha az şavtını terk edene ise dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/162) Vedâ, nezir veya başlanan kudüm tavaflarında şavtların tamamının veya çoğunun terk edilmesi halinde dem gerekir. Bu tavaflarda üç veya daha az şavtı terk edilmişse terk edilen her bir şavt için bir fıtır sadakası verilmesi gerekir. Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre ise kudüm veya nafile tavaflarda üç veya daha az şavtın terk edilmesi halinde hepsi için tek bir sadaka verilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/496; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 496-499) Bütün tavaflarda eksik kalan şavtlar daha sonra usulüne uygun olarak yapılırsa ilgili cezalar düşer. Diğer üç mezhepte ise farz/vacip tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olup mutlaka iade edilmelidir. (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/245-246) Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre şavtları eksik yapılan nâfile tavafın yeniden yapılması gerekmez, yapılan şavtların sevabı alınır. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 6/242; İbn Müflih, el-Fürû‘, 5/119)
Hanefîlere göre tavafın abdestli olarak yapılması vaciptir. Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, lohusa veya âdetli olarak yapmak dem gerektirir. Ancak abdestli olarak yeniden tavaf yapılması hâlinde ceza ortadan kalkar. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre umre tavafının üç veya daha az şavtı abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/551) Şâfiî mezhebine göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olup bu şekilde yapılan tavaf mutlaka iade edilmelidir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)
Tavafı abdestli yapmak Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre farzdır. Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, Hanefî ve Şâfiîlere göre abdest alarak tavafına kaldığı yerden devam edebileceği gibi tavafını baştan başlayarak yeniden de yapabilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/497-498; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)