Fetva Meclisi
Soru
Hocam ilimsiz namaz, namazsız ilim mümkün müdür? Hangi yolu izlemeliyiz? Hangi mertebede olduğumuzu kendimiz anlayabilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bütün Müslümanların âlim olması beklenemez. İlim bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ bazı kullarını ilim ehli olmaları için seçmiştir. Onlar da o yolda ilerleyeceklerdir. Her Müslüman’ın bilmesi gereken bilgi zorunlu din bilgileridir. Mesela namazın farz olduğunu bilmek her Müslüman’ın zorunlu bilgisidir. Namazdaki çok ince ayrıntıları ise bilmeyebilir Müslüman. Ömrünün sonuna kadar bilmediğini öğrenmeye çalışır, öğrendiği ile de amel eder. Böylece Rabbinin rızasını kazanır. Ashab-ı Kiramdan itibaren âlimler, en doğruyu, en uygunu bulmak için çalışmışlardır. Bu çalışma da beraberinde farklı görüşleri getirmiştir. Bunda bir sakınca veya zarar da yoktur. Zira âlimler hiçbir zaman Allah’ın açık emirleri veya yasaklarında tartışmamışlardır. Tartışılan konular zamanla ortaya çıkan konular etrafında olmuştur. Bunda da bir sakınca yoktur. Âlimlerin tartıştığını izleyen Müslüman için endişe edilecek bir durum yoktur. Samimi bir şekilde dinini öğrenmek isteyen bir Müslüman, dünyevi menfaatlerden uzak gördüğü ve âlim olduğuna kanaat getirdiği birisinin görüşleri ile hareket edebilir. En iyisini bulmak elbette arzusu olacaktır. Hasta birisinin en iyi doktoru araştırdığı gibi Müslüman da en iyi âlimi araştıracaktır ama bu araştırma din ve takva üzerinden olmalıdır. Hiçbir âlim tek ve vazgeçilemez değildir. Aynı zamanda âlimler harcanabilir bir kimliğin sahibi de değildirler. Bu iki uç çizginin ortasında itidalli bir yol alış Allah’ın izni ile kurtuluşa yakındır. Müslümanların aralarındaki yardımlaşma alanlarından biri de bilgilerini paylaşmalarıdır. Doğruyu bildiğini zanneden veya öğrendiği kaynağa güvenen onu bir diğer mü'min kardeşine ulaştırmalıdır ama bu ulaştırma baskı ve tek seçenek mantığı ile olmamalıdır.
Kötülükten alıkoyacak bir namaz için şöyle bir sıralama yapılabilir: İman her şeyin aslıdır. Allah’ı görüyor gibi, “her ne kadar ben onu görmüyorsam da o beni görüyor ya!” mantığı ile oluşmuş bir imanın kıldırdığı namaz farklıdır. Birinci meseleyi imanı takviye ve erimekten koruma olmalıdır. İkinci olarak da ahireti göz önünde bulundurma şuuru eksik olmamalıdır. Selefimiz bunu, “bu namazım son namazım olabilir!” sloganlaştırmış ve uygulamıştır. Mü'min namazını ‘son namazım’ diye bir kere kılmayı becerse o namaz onu ihya etmek için yeterli olur biiznillah. Namazın alt yapısı durumundaki taharet, abdest ve namaz ortamı iyi hazırlanmalıdır. Bilhassa namaz kılma mekânının dünyevileşmişliğin öne çıktığı bir ortam olması namaz için iyi değildir. Sakin bir cami, kıraati ve ihlası iyi bir imam, duvarlarında saat ve sanat müzesi görüntüsü olmayan bir cami gibi ayrıntılar namaz için çok önemlidir. Namaz ilmihalini bilmemizin de namaza katkısı vardır. Özellikle İHYAUULUMUDDİN’den namaz bölümünü ders çalışma mantığı ile okumanızı da tavsiye ederiz. Namazların nafilelerine önem verilmelidir. Farzlardan önce kılınan Sünnetler, farza hazırlanmaya katkı sağlar. Namaza ehil olmak için duanın önemini de unutamayız. Dua silahı namaz için de geçerlidir.
Selamünaleyküm. Önce farzlardan kurtulma yolunu bul ama bu mesele bir İRADE MESELESİDİR. Namazda böyle olan esasen her işinde bir irade zafiyeti içinde demektir. Azminizi güçlü tutmaya çalışın. Çevrenizi yenileyin. Çok dua edin. Bir ders halkası bulup ona katılın.
Eşinizin endişesi yerinde değil, isim olmasa da Müslüman’a o topraklarda nefes aldırılmayacağı ya da öyle bir hayal peşinde oldukları ortadadır. Madem eşiniz endişeleniyor aynı anlamdaki AHMED veya MAHMUD ismini verseniz de o anlamı bulur. Namazlarınızın farzlarını kılmanız yeterlidir. Sünnetleri oturarak kılın, ayağa kalkmadan hasta gibi oturarak kılabilirsiniz. Zorlandığınızda ise kılmasanız da olur. Anne adayı olarak siz zaten ibadet durumundasınız biiznillah. Farzlarda eksik bırakmayın yeter. Allah Teâlâ anneliğinizi mübarek kılsın. Evladınız salihlerden olsun. Size dualar ederiz, eşinize selam ederiz, Musab ve Ali’nin de gözlerinden öperiz.
Kuluz; kulluk yapacağız. Mü'miniz, imanımızın gereğini yapacağız; Allah’tan başkasını Rab bilmeyeceğiz. İbadet ederek yaratılış gayemizi gerçekleştireceğiz: Haramlardan uzak durarak, farzları yerine getirerek, nafilelerden de yapabildiğimiz kadar yaparak ibadet yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bütün bunlar için de: - Asla umutsuz olmayacağız ve şımarmayacağız. - Çevremizi nasıl olmak istiyorsak onlar gibilerden oluşturacağız. - Midemize haram girmemesine dikkat edeceğiz. - Zamanı çok iyi değerlendireceğiz. - Sabır silahını hiç eksik etmeyeceğiz. - Çok dua edeceğiz. - Muhakkak bir iş sahibi olacağız. - Kabiliyetimiz olan işi yapacağız. - Aile sahibi olmanın en büyük hareket olduğunu bilecek ve aileyi cihadımız bileceğiz. - Allah için nafile olarak yapacak bir iş muhakkak bulup onu yapacağız. - Ve yılmayacak, yorulmayacak hayatımızı Allah’ın lütfettiği kadar yaşamaya bakacağız. - Allah’a güvenimizi hiç sarsmayacağız ki şeytan bize çengel atmasın.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Sünnet'lerini iki açıdan ele alabiliriz. Birinci açı, O'nun kimliğini ve bize vermek istediği mesajın genelini yansıtan açıdır ki, bu açıdan Sünnet'i basit görmenin ucu kâfir olmaya kadar gidebilir. İkinci açı ise, farz, vacip olmayan hükümler anlamına gelen Sünnet açısıdır. İkinci açıdan bakıldığında yani farz vacip olmayan hükümler açısından bakıldığında, bir Müslüman'ın Sünnet olan ibadetleri yapmadığı için 'farzlar gibi' hesaba çekileceğini söyleyemeyiz. Bu durum, onun ecir kaybetmeyeceği anlamına da gelmemektedir elbette.
allaha yakın olmak konusundaki diğer fetvalar
Bunun adı hasettir. Bu hasedi aktif hale getirirseniz yani haset ettiğiniz kişilerin aleyhine olacak söz, davranış ve kararlar içinde olursanız hasediniz sizi yer. İçinizden geçmiş olmasını ise abartmayın. Dua edin, geçsin. Bu haliyle basit bir sorun olarak kalır bu. Allah'a emanet olun.
Düşünmeden ve bilmeden söylenen bir söz olabilir bu. Dinden çıkma şeklinde bir akıbet de bu söz için ağır olabilir. Zira bu sözden kastedilen şey, ‘seni Allah’a havale ediyorum’ da olabilir. Birden fazla anlam ihtiva eden sözler için ‘dinden çıkma’ ifadesini kullanmak doğru değildir. Sözün, mü'minin ağzına yakışmayan bir abes olduğu ise ortadadır.