Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kimler fıtır sadakası vermekle yükümlüdür?
Cevap
Benzer fetvalar
Bütün ibadetlerde olduğu gibi sadaka-i fıtır yükümlülüğü de geciktirilmeyip zamanında yerine getirilmelidir. Bununla birlikte zamanında ödenmemişse, bu fitrelerin mümkün olan ilk fırsatta ödenmesi gerekir. Fitre yükümlülüğü, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve bir rivâyette İmam Mâlik’e göre Ramazan’ın son günü güneşin batmasıyla, İmam Ebû Hanîfe’ye ve diğer bazı müçtehit imamlara göre ise bayram günü tan yerinin ağarmasıyla gerçekleşir. Böyle olmakla birlikte fitre Ramazan ayı içinde de verilebilir. Hatta fakirlerin bayram ihtiyaçlarını karşılamaları için bayramdan önce verilmesi daha iyidir. Ancak bayram sabahına kadar sadaka-i fıtır verilmemiş ise bayram günlerinde ödenmesi gerekir. Zamanında ödenmeyip sonraya kalan fitreler ise mümkün olan ilk fırsatta ödenmelidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/367) Şâfiî mezhebinde fitreyi, Ramazan’ın ilk günlerinde vermek caiz; meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün gün batımından sonraya ertelemek ise haramdır. (Nevevî, el-Mecmû’, 6/128) Fakihlerin çoğunluğuna göre fitrenin ödenmesinin bayramdan sonraya bırakılması mekruh olmakla birlikte yapılan ödeme kaza değil edadır. Bazı fakihler ise fitreyi bayram sonrasına bırakmayı haram sayar ve yapılan ödemeyi kaza olarak nitelendirir. (Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/568)
Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); insan olarak yaratılmanın ve Ramazan bayramına ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen Müslüman’ın, belirli kimselere vermesi vâcip olan bir sadakadır. (Nevevî, el-Mecmû’, 6/103-105) Vâcip oluşu, sünnetle sabittir. (Buhârî, Zekât, 70-78 [1503-1512]; Müslim, Zekât, 12-21 [984-985]) Kişi, kendisinin ve küçük çocuklarının fitrelerini vermekle yükümlüdür. Hz. Peygamber (s.a.s.), köle-hür, büyük-küçük, kadın-erkek her Müslüman için fitrenin gerektiğini ifade etmiştir. (Buhârî, Zekât, 70; [1503; Ebû Dâvûd, Zekât, 20 [1619]) Fıtır sadakasının vâcip olma zamanı Ramazan Bayramı’nın birinci günü olmakla birlikte, bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha faziletlidir. Nitekim bayram namazından önce verilmesi müstehap kabul edilmiştir. Bununla birlikte, bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Ancak bayramdan sonraya bırakılması mekruhtur. Şâfiî mezhebinde ise; fitreyi, meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün gün batımından sonraya bırakmak haramdır. Fitreyi Ramazan’ın ilk günlerinde vermek de caizdir. (Nevevî, el-Mecmû’, 6/128) Fitrenin hedefi, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması suretiyle onun bayram sevincine iştirak etmesine katkıda bulunmaktır. Günümüzde fıtır sadakası miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur. Kişi dinen zengin sayılanlara, usûlüne (anne, baba, dedeler ve nineler), fürûuna (çocuk ve torunlar) ve eşine fıtır sadakası veremez. Fitreler bir fakire verilebileceği gibi birkaç fakire de dağıtılabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/75) Ancak bir kişiye verilen miktarın bir fitreden az olmaması evlâdır.
Fıtır sadakası, kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Fıtır sadakası ve oruç fidyesini vermek durumunda olan kimsenin bunlardan doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanmaması esastır. Zekât için de aynı kural geçerlidir. Bu sebeple bir kimse zekâtını, fıtır sadakasını ve fidyesini kendi usûl ve fürûuna veremez. (Usûl, bir kimsenin anası, babası, dede ve nineleri; fürûu ise; çocukları, torunları ve onların çocuklarıdır.) Ayrıca eşler de birbirlerine zekât, fitre ve fidye veremez. Hanefîlere göre aşağıda sayılanlara fitre verilmez: a) Ana, baba, büyük anne ve büyük babalara, b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara, c) Eşine, d) Zengine yani aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye, e) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa (Merğînânî, el-Hidâye, 1/111-112) f) Şâfiîlere ve İmam Ebû Yûsuf’a göre fitre, Müslüman olmayana da verilemez. (Mâverdî, el-Hâvî, 3/387; 10/519; Merğînânî, el-Hidâye, 1/111) Zikredilenlerin dışındaki kardeş, teyze, dayı, amca, hala ve onların çocukları, gelin, damat, kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalar zengin değillerse kendilerine zekât, fitre ve fidye verilebilir. (Zeylaî, Tebyîn, 1/301)
Fitre (fıtır sadakası), Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında nisab miktarı mala sahip olan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için yerine getirmeleri gereken malî bir ibadettir. Fitre, kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Bir fakire bir fitre verilebileceği gibi birden fazla fitre de verilebilir. Bir fitre miktarının birkaç fakire bölüştürülerek verilmesi diğer mezheplere göre caizken (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/120; Kurtûbî, el-Kâfî,1/324; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/99) Hanefîlere göre ihtilaflıdır. (Molla Hüsrev, Dürerü’l-Hükkâm, 1/196; İbn Nüceym, Bahru’r-Râik, 2/275; İbn’ül Hümâm, Fethu’l Kadîr, 2/300) Bazı Hanefî âlimler Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Bugün (Bayram günü) fakirleri istemekten müstağni kılın.” (Darekutnî, Sünen, 3/89 [2133]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/292 [7739]) hadisine binaen fitrenin maksadının bayram gününde fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanması olduğunu ve bundan dolayı da bir fitre miktarının bölünemeyeceğini söylemişlerdir. Diğerleri ise bu hadisteki buyruğun tek tek fertleri değil toplumu kapsadığını, fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasının herkesin fitresini vermesiyle mümkün olduğunu ifade etmiş ve fitrenin bölünerek verilmesine cevaz vermişlerdir. (Tahtâvî, Hâşiye, 725; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/367; Bilmen, İlmihâl, 347) Oruç fidyesi ise ihtiyarlık veya şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimsenin daha sonra bu oruçları kaza etme imkânı da bulamazsa her güne karşılık vermekle sorumlu olduğu aynî/nakdî miktardır. (Serahsî, el-Mebsût, 3/100; Merğînânî, el-Hidâye, 1/124) Bir fidye miktarının bölünerek verilmesinde ihtilaf bulunmakla birlikte Hanefî mezhebinde İmam Ebû Yusuf’a dayandırılan görüşe göre bir fidye birkaç fakire de verilebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/427; İbn Nüceym, Bahru’r-râik, 2/308-309, 3/33-34; Tahtâvî, Hâşiye, 688-699) Sonuç olarak bir fitre veya fidyenin bölünmeden bir fakire verilmesi evlâ olmakla birlikte bölünerek de verilebilir.
İbadetlerde yükümlülük ve bu yükümlülüğün bir neticesi olan ceza ve mükâfat bireyseldir. İslâm’a göre aile fertleri arasında mal ayrılığı esası vardır. Yani ailenin her bir ferdinin kendisine ait malı olabilir. Bu itibarla aile fertlerinden karı, koca ve yetişkin çocuklardan kimin borcu ve temel ihtiyaçları dışında 24 ayardan 80. 18 gr. (20 miskal) altını veya bu miktar altın değerinde parası veya nâmî (artıcı) olmasa bile nisaba ulaşan fazla malı ve eşyası varsa, o kimse zengin sayılır. Aile fertlerinden bu şartları taşıyanlar, fıtır sadakası vermekle mükellef oldukları gibi Kurban Bayramı’nda da Hanefîlere göre kurban kesmekle yükümlüdürler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/312-316) Şâfiî mezhebine göre ise aile için bir kurban kesmek sünnet-i kifâyedir. Dolayısıyla aileden birisinin kurban kesmesi ile hepsi için sünnet yerine gelmiş olur. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/384; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 6/123) Bu görüş asgarî derecede nisâba sahip olan aileler için daha uygundur.
Oruç fidyesi, tıpkı fıtır sadakasında olduğu gibi onları verecek kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Fıtır sadakası ve oruç fidyesini vermek durumunda olan kimsenin bunlardan doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanmaması esastır. Zekât için de aynı kural geçerlidir. Bu sebeple bir kimse zekâtını, fıtır sadakasını ve fidyesini kendi usûl (üst soy) ve fürûuna (alt soy) veremez. Usûl, bir kimsenin anası, babası, dede ve nineleri; fürû ise çocukları, torunları ve onların çocuklarıdır. Yine bir kimse hanımına zekât, fitre ve fidyesini veremeyeceği gibi hanımı da kocasına bunları veremez. Bunların dışındaki kardeş, teyze, dayı, amca, hala ve onların çocukları, gelin, damat, kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalar zengin değillerse kendilerine zekât, fitre ve fidye verilebilir. (Zeylaî, Tebyîn, 1/301)
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Fıtır sadakası, soruda sayılan maddelerden verilebileceği gibi bunların değeri para olarak da verilebilir. Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/366)
Ülke ve bölgelere göre geçim standartları farklı olduğundan, sadaka-i fıtır mükellefi, kendi bulunduğu yere göre tespit edilen miktarda sadaka-i fıtır vermelidir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/365-366) Ancak sürekli olarak yurt dışında yaşadığı hâlde sadaka-i fıtrin ödeneceği zaman Türkiye’de bulunan kimse, Türkiye’nin şartlarına göre sadaka-i fıtrını verir.
Zekât mükellefi, kime zekât verdiğini araştırmalıdır. Araştırma sonucu zekât verilebilecek kişilerden olduğu kanaatine ulaştığı birisine zekât verir, daha sonra bu kimsenin zekât verilecek kişilerden olmadığı ortaya çıkarsa, zekâtı geçerli olur. Araştırma yapmaksızın zekât verir ve daha sonra bu kimsenin zekât verilebilecek kişilerden olduğu ortaya çıkarsa, zekâtı geçerlidir. Ancak böyle olmadığı anlaşılırsa, zekâtı geçerli olmaz, yeniden vermesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/352-353)
Firma tarafından yapılacak olan yardım ve bağışların zekâta sayılabilmesi için bağışların; a) Zekât niyetiyle verilmesi, b) Yardım yapılanların zekât alması caiz olan kimselerden olması, c) Firma bir şirketse, ortakların zekât verme konusunda yöneticilere vekâlet vermesi, d) Yapılacak yardımın, sözleşme gereği verilmesi gereken promosyon vb. ödeme kalemlerinden olmaması gerekir.