Fetva Meclisi
Soru
Selamün aleyküm çok ama çok degerli hocam hergün hemen hemen 3 yada 2 sohbetinizi dinliyorum. Biraz önce de işi vaktinden çok olanlar sohbetlerinizden zeynep gazali yi dinledim. Zeynep gazali sohbetinde bazı bilğileri not alırken Şeyh Ali Abdulrezzak' ın islamda hilafet yoktur diye bir kitab yazdıgını ve 15 yıl sonra Şeyhulislam Mustafa Sabri'nin Mısıra giderek bunu düzelttiğini söylediniz bende google da bir arıştırma yapıyım Mustafa Sabri hakkında bilğileniyim derken çıkan sonuçlar beni çok hayel krıklıgına ugrattı ingiliz muhipler cemiyetine üeyliğinden tutun"Yani bütün hareketlerini hilafet makamına hizmet şeklinde göstermiş iken, nasıl kahpelik ve hayasızlıktır ki hilafetin en çirkin tezyifler ve tahkirler altında birden bire ilgasına cesaret etmiştir" buraya bir küçük anktodu not ettim böyle hakkında nahoş bilğiler var sadece bir yere baglı kalmadım bir çok kaynak sitelere baktıgım da aynı şeyler yazıyor. Aynı kişiden bahsedip bahsetmediğinizi merak ediyorum. Eğer aynı kişiden bahsediyorsanız o zaman nette hakkında yazılan bilğilere itibar etmiyecegimi ehli sünnet bir alimi karalamak kötülemek maksatlı bilğilerle müslümanların beyinlerine tecavüz etmeye devam ettiklerini düşünücegimi bilmenizi isterim. Ve bu konu hakkında beni bilğilendiriseniz çok mutlu olucam benim için önemli sizden Allah razı olsun Selamünaleyküm.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, Umumiyetle bu tür soruların bilgi edinmekten çok merak gidermek ve kafa karıştırmak gibi gerekçelerle sorulduğunu düşündüğümüzden cevaplamaktan imtina ediyoruz. Ehil bir hoca nezaretinde okunacak bir akide kitabı üzerinden bu konuların öğrenilmesinde büyük fayda vardır. Yine de sizin sorunuzun bir ilim maksadı taşıdığını umarak kısaca cevap yazıyorum. Temenni ederim maksat hasıl olur. Alıntı yaptığınız cevapta bir ifade dikkatinizden kaçmış olabilir. Cevapta, ‘Ümmetin uleması’nın ‘bir görüş’ etrafından ittifak sağlayamadığına özellikle işaret edilmekte idi. Bunu lütfen dikkate alınız. Aksi halde sonu tekfire varan büyük fitnelere kapı aralamış oluruz Allah muhafaza. Size sadece, cevabımı anlamanıza yardımcı olacağını düşündüğüm, İmam Nevevî (rahmetullahi aleyh)’in Sahih-i Müslim Şerhi’nde 299.hadisi şerhederken belirttiği ayrıntıyı aktaracağım. Umarım sizin için İmam Nevevî yeterli olur: "Şunu bilmelisin: Sıfat hadisleri ve sıfat ayetleri konusunda ilim ehli iki görüştedir. Birinci görüş ki bu görüş SELEFİN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜN BELKİ DE TAMAMININ görüşüdür. Bu görüşe göre, onların anlamı üzerinde konuşulmaz. Onlara iman etmemiz gerekir. Onlarla alakalı olarak Allah Teala’nın şanına ve azametine uygun bir manaya iman ederiz. Kesin bir şekilde de Allah Teala’nın benzeri hiç bir şeyin olmadığına da iman ederiz. O, cisim olmaktan, intikalden, bir yönde bulunmaktan ve diğer yaratılmışlara ait özelliklerden münezzehtir. Bu görüş, kelam ilmi mensuplarından bir grubun görüşüdür de. Onlardan muhakkik bir bölümün tercihidir. En güzel görüş de bu görüştür. İkinci görüş ise KELAM İLMİ İLE MEŞGUL OLANLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜN görüşüdür. Bu görüşe göre de o tür hadisler ve ayetler zikredildikleri yerlere göre münasip bir anlam üzerinden tevil edilirler. Ancak o tevili Arapça, usul ve furu ilimlerine sahip, ilimde belli bir merhale kat etmişler yapabilirler." Değerli kardeşim, Nevevî gibi otorite bir ismin bu konularda iki farklı ekol olduğunu belirttiğini görüyorsunuz. Birinci ekolde, İmam Azam’dan başlayan onlarca büyük isim vardır. İkincisinde de bu ümmetin önder âlimleri vardır. Dolayısıyla bu ümmetin önder şahsiyetleri, bizim gibi sıradan Müslümanları ilgilendirmeyecek bir ilmi mesele üzerinde sonunda ittifak edilememiş münazaralar yürütmüşlerdir. Allah onlardan razı olsun. O cevapta özellikle belirttiğim gibi bizim gibilerin böyle derin meseleler yerine akıbetimizi düşünüyor olmamız daha doğru olur. Şu sorunun cevabını arayarak bir ömür yaşayalım: ‘Ben Allah’a yakınlıkta neredeyim?’ Rabbim bizi fitneye alet olmaktan muhafaza buyursun, rızasına ermeyi hepimize müyesser kılsın. Duanızı beklerim. Selamünaleyküm. ❓Soru: Bazı Müslümanlar, 'Allah her yerdedir' diyor bazıları da, 'Allah gökte, Arş'ın üzerindedir' diyor. Doğrusu hangisidir? ✅Cevap: Bu konu asırlardan beri tartışılıyor ve ümmetin uleması ayrıntıları üzerinde ittifak sağlayamadı. Ama ben size daha pratik bir soru sorayım, hepimiz onu halledelim: Biz Allah’a yakınlıkta neredeyiz? Gerisini boş ver. Duanızı beklerim. Bu konu asırlardan beri tartışılıyor ve ümmetin uleması ayrıntıları üzerinde ittifak sağlayamadı. Ama ben size daha pratik bir soru sorayım, hepimiz onu halledelim: Biz Allah’a yakınlıkta neredeyiz? Gerisini boş ver. Duanızı beklerim. ❓Soru: Muhterem hocam, Rabbimizin zaman ve mekandan münezzeh olması ile Mülk suresinin 16. ayetindeki “Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz?” ifadesini nasıl izah edeceğiz? Allah’ın gökte olması nasıl anlaşılmalıdır? Rabbim ilminizi ve amelinizi arttırsın. ✅Cevap: Allahu Teala, bütün mahlukatını kuşatmıştır. O’nun hükümranlığı altında olmayan bir şey olamaz. Bu âyetten anlaşılması gereken budur. Âyette çelişki gibi görülen duruma gelince, derin asırlardan beri Ümmet’in uleması arasında iki görüş vardır. Bu görüşlerin birincisi, bu tür âyet ve hadislerde anlaşılanı zorlamadan ve yönlendirmeden olduğu gibi kabul etmek gerekir şeklindeki görüştür. Bu görüşe göre, âyetten ne anlaşılıyorsa anlam odur. Yani Allah Teala semâdadır, Arş’a istiva etmiştir, keyfiyeti mechuldür, hiçbir yaratılana benzemez ve O’na cisim isnad edilemez. Semada olması da üstünlüğü ve kuşatmışlığı ifade eder. İkinci görüş ise, âyeti yorumlama yoluyla anlama görüşüdür. Bu görüşe göre de yine bu bir kuşatmış olma ve her şeye hükümran olma anlamındadır ancak bunun ötesinde âyet yukarıda olma veya gökte olma gibi bir anlam vermemektedir. Dikkat ederseniz iki görüşte de azamet ve üstünlük vardır. Daha ötesini karıştırmanın bize bir yararı yoktur. Allah’a emanet olunuz. ❓Soru: “Allah semadadır” demek yanlış mı, eğer yanlışsa bunu diyen mücessimeden mi oluyor? ✅Cevap: Bu mesele asırlardan beri ilim adamları arasında tartışılan bir meseledir. İki görüşü de hararetle savunanlar vardır. Bizim, avamdan kimseler olarak böyle meselelere girmemiz doğru değildir. Bize akide olarak öğretilen konular, Ümmet’in ulemasından ehli sünnet ekollerinden her birinin çizdiği çizgi, diğerinin çizgisinin batıl olmasını gerektirmeyecek bir doğru olarak alınabilir. Uygun olan budur. İlgili Videolar: Kendimi, İmam Maturidi'nin çizgisinde bir Müslüman olarak tarif ediyorum. Ümmetin itikat konusundaki ihtilafları ne zaman son bulacak (Tenzih - Teşbih - Tecsim İnancı Hk.) Akide Konularına Dalmanın Tehlikesi ve İtikadi Konularda Esaslı Duruş İlgili Fetvalar: Hocam, itikatta ihtilaf olur mu? Mü’min Kardeşlerim Şahit Olsun! İman Ettiğim Esası Söylüyorum.. Uçlara çekmeyeceğim, ortayı göstereceğim. Varsın eksikliğim bu olsun. Allah gökte midir? (Mülk suresi 16. ayet) Arş ve İstiva Konusu Ne Kadar Önemli ve Öncelikli İstiva Meselesinde Müteşâbih Ayetler Tevil Edilmeli mi? ‘Ben Allah’a Yakınlıkta Neredeyim?’ Bu soru bize bir ömür yeter! Hangisi doğru akide? Selef - Maturidi - Eşari
Selamünaleyküm. Dualarınızı beklerim. Tespitlerinizde haklısınız, doğru ve yerinde tespitler yapmışsınız. Bir kere şunu bilmelisiniz ki, insan denen mahlûk hata yumağıdır. Hatasız insan olamaz. Bizim de hatalarımız vardır, inşaallah hıyanetimiz olmaz. Dua edin ayağımız kaymasın. Günlük olaylara dair, açık bir beyan yapmadığımız doğrudur. Bilerek yapmıyoruz bunu. Nedenine gelince, insanların bütününe hitap etmeyi gaye edinen biri, grup mantıklı olarak konuşmaması, yazmaması gerekiyor. Filan günlük mesele hakkında konuşulduğunda o mesele günlük olayların içinde eriyor. Bizim asıl meselemiz, iman davamızın kökleşmesini sağlamaktır diye düşünüyoruz. Şüphesiz yaptığımız tek doğrudur şeklinde bir iddia peşinde değiliz. Dökülen yapraklar yerine ağacın köklerini korumayı amaç edindik. Günlük olayların içindeki kargaşada asıl davamızın erimesinden çekiniyoruz. İnşaallah da doğru yaptığımızı düşünüyorum. Diğerlerinin yanlış olduğu anlamında değil ama birilerinin de bunu yapması gerekir şeklinde bir anlayışımız var. Dua edin lütfen.
Babanız hakkında iyi niyetli bakışınız güzel. Siz de babanızın bir kastı olmadığını ama iyi olanı yapmaya çalışırken yanlış yaptığını itiraf etmiş oluyorsunuz. Bu güzel bir şeydir. Size tavsiye edebileceğim direkt bu konuyu anlatan Türkçe bir kitap bilemiyorum. Bütün ahlâk ve tasavvuf kitaplarında bu konu vardır ama özet olmayabilir. Ben sizin için kitaplığımdaki akademik bir çalışmayı özetliyeyim. Dilerim size de bize de faydası olur. (el-Meşakkatü Ala’n-Nefsi’s-Sadiretu Min Zati’l-Mükellef, Abdülaziz bin Muhammed el-Uveyd; 1437, Riyad) Allah Teâlâ, insanın gücü üstünde bir sorumluluk yüklemeyi koymamıştır. Rahmeti gereği kullarına kaldırabileceklerini emretmiştir. Özellikle de bu ümmete getirdiği budur. Mevcut emir ve yasaklarını da kulunun daralması ve zorlanmasına göre hafiflettiği de olmuştur. Bu en tabii uzantılarından biri de Allah Teâlâ böyle bir zorluk emretmediği gibi kulun kendisine zorluk çıkarmasını da yasaklamasıdır. Zorluk/meşakkat kavramını üç basamaklı olarak ele alabiliriz: - Ölüm veya organlara zarar gelmesi gibi ağır olanlar, Parmağının incinmesi gibi hafif olanlar ve Birinci ve ikinci durum arasında ortada olanlar. Bu üç durumdan birincisinde hükümler hafifletilir veya kaldırılabilir. İkincide ise hiçbir hüküm değiştirilemez. Üçüncüde ise şahıstan şahsa değişiklik olur. Birinci noktaya yakın ise birinci noktanın hükmünü alır, ikinci noktaya yakın ise onun hükmünü alır. İnsanın kendisine eziyet olan şeyleri yapması caiz olmaz. Kural böyledir. Bu tür eylemlere şu örnekleri verebiliriz: - Kulun, Allah’ın emretmediğini kendisine zorunlu yapması durumu: Gece teheccüd namazı terkedilemez bir farz durumuna getirmek, farz-ı ayın olmayan cihadı farz-ı ayın gibi kabullenmek, her türlü gidilebilir iken mesela hacca yürüyerek gitmeyi görev bilmek. Olmayan bir şeyi ibadet düzeyinde iş edinmek gibi uygulamalar buna örnek görülebilir. - Farz ve vacip olmayan işleri farz ve vacip düzeyinde görüp terkedilemez zannetme de hatadır. Allah Teâlâ’nın emrettiği işler arasında farz veya değil tasnifi yapmasının hikmeti kaldırılmış olmaktadır. Peygamber aleyhisselamın bile kimi zaman terk ettiği bazı nafileleri hiç terk edilemez görmek böyle bir uygulamadır. Yolculukta nafileleri hiç terk etmemek bunun örneğidir. Başka bir örnek de tavaf ederken neye mal olursa olsun Hacerulesved’i öpmeye çalışmak da başka bir örnektir. - Mubah olan şeyleri yasak gibi görmek de hatadır. Adeta mubahlarla meşgul olan cennete gidemez gibi kabul edilmiş olur ki aslında böyle bir anlayış dine karşı da bir cürettir. - Dinde var olan ruhsatları kullanmamak da yanlıştır. Emreden de Allah, ruhsat veren de Allah olduğuna göre kulun ruhsatları sakıncalı gibi görmesi temelden yanlıştır. Örnek olarak hasta olanın orucunu ertelemesi bir ruhsattır. Doktorun tavsiyesine rağmen bu ruhsatı hata gibi görmek gayet yanlış bir iş olur. - Farklı fetvalar ve hükümler bulunduğunda en ağır ve en zor olanı tercih etmek bir fazilet değildir. Müslüman insanın neden kendisine böyle bir “zoru arama” mantığı oluşturduğunu incelediğimizde şunlar dikkatimizi çeker: Dinin esasını bilememek, kör taklit ve özenti, kolayından sevap biriktirme emeli, yanlış zühd ve takva anlayışı, ihtiyatlı olma arzusu, eski hatalarından kurtulma takıntısı, çok ve gereksiz sorgulama, vesvese, riya ve şöhret hastalığı. Bu tür zorluğu tercih etme uygulamalarının kişinin dindarlığına ve Müslüman toplum yapısına getirebileceği muhtemel tehlikeler de vardır. Şu başlıkları örnek olarak kaydedebiliriz: Dinin yanlış anlaşılması, bidate kapı aralanması, önceki ümmetlerin dindarlarına benzeme riski, zoru aradıkça Allah’ın kuluna zorluk yaratması, kişinin esasen kendisini zayıf ve yetersizliğe itmesi, bunun sonucu olarak da daha az ibadet ve daha az etkili bir kişilik oluşması, başkalarının hakkının çiğnenmesi, erken bıkma ve terk etme oluşması, doğan bir sonuç olarak günahlara yol açma zikredilebilir. Bu tür uygulamaları yapanların genelde kendilerine özellikle ilk üç asırdaki kimi âbidlerin mesela bir rekâtta hatim yapmasını örnek almaları da dikkat çeker. Bu noktada deriz ki: - Bir kere o tür haberlerle dinimizin temel kurallarını karşılaştırdığımızda bize düşen dinimizin kurallarına sarılmaktır. Biz kişilere değil dinimize bağlıyız. - Bu tür nakillerin bir bölümü abartılı ve aslı ispat edilemez haberlerden oluşmaktadır. - İlk dönem âbidlerinden doğru olduğuna inandıklarımız için de söyleyeceğimiz bir söz vardır. O söz de şudur: O şahsiyetlerin bulunduğu zaman dilimi, çevreleri ve özel konumları onları bizim onlarla kıyas edilmemiz zor olarak bir seviyeye getirmiş olabilir. Bazı kulların keramet seviyesine gelmesi bunun açık bir örneğidir. Biz o noktaya gelmeyi, onların ulaştığı en üst seviyeden başlayan bir süreçle elde etmeye çalışırsak yanılırız. O noktaya şeriatın çizgileri ile yürüdüğümüz bir yolda gelmeyi hedeflemeliyiz. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Sevgili Kardeşim, söyle zannetmeyiniz: 1- Her konu ile alakalı bir hadis var. 2- O hadisi bulan imam, onunla amel etmiş. 3- O hadisi bulamayan imam da kendine göre bir görüş icat etmiş.4- Sonra kitaplar basılınca, hadisleri kayboldukları yerden biz bulmuşuz ve amel etmişiz. Elbette böyle düşünmüyorsunuzdur ama bu sonuca götüren bir mantığı yansıtıyor 'hadisi bulup onunla amel etme' idraki.Meselenin aslı ise şöyledir: 1- Neyi nasıl yapacağımıza dair kuralımız, önce Kur'an'a bakmaktır. Kur'an'da bir bilgi varsa ve o bilgi açıkça anlaşılıyorsa hemen onunla amel ederiz.2- Kur'an'da bulunmuyorsa ya da Kur'an'daki net anlaşılmıyor ise hadise bakarız. Hadis bize yol gösteriyorsa ve açık anlaşılıyorsa yine tereddüt etmeden ona yöneliriz. Böylece meselede kalmaz. 3- Kur'an'da ve hadiste aradığımız yoksa ashabı kiram başta olmak üzere ulemanın icmaını ararız. Bu ümmet bir hususta icma etmiş ise onunla hemen amel ederiz. 4- İcma da yoksa müçtehit birinin içtihadına başvururuz. O bizim için yön verici olur. Bizim için bilgi kaynağı tasnifinin bu şekilde olduğunu zaten bilmektesiniz. Asıl tıkanılan mesele, ilk girişte işaret ettiğimiz, fukahanın adeta beğene beğene hadis seçtikleri imasını veren düşüncedir. Bu nedenle de bilmemiz gerekiyor ki: a- Fukahanın farklı düşünmek zorunda kaldığı meselelerde büyük oranda birden fazla hadis vardır ve o hadisler farklılık göstermektedir. Hadislerin kendi içinde farklı hükümlere işaret etmesi ve bazılarındaki ifadelerin yorumsuz anlaşılamaz nitelikte olması, imamların o hadislerle ilgili farklı hükümler belirtme nedenidir. Anlaşılan odur ki Allah Teâlâ, dininin bu şekilde yaşanmasını murat etmiştir. b- Bu durumu, uygun bulmayıp, sorunsuz bir fıkıh, ilim sergilemek isteyenler için 'niyetlerinin kötü olduğunu' iddia etmemiz abes olur. Kalpler Allah'a açıktır sadece. Ne var ki, 'İmamlar çıksın biz gelelimden başka bir neticeye de ulaşılması mümkün değildir. Bir müçtehidin peşinden gitmekten başka, sizi kalbinizin rahat edeceği bir noktaya götürebilecek yol yoktur. Allah Teâlâ, razı olacağı amellere hepimizi muvaffak kılsın. Dua eder, duanızı bekleriz.
Selamünaleyküm. İslam, hayatın bütünü içindir. Bir gün Müslüman bir gün başka bir din mensubu olunmayacağı gibi, evde Müslümanca işte başkaca da olunamaz. Sabah namazı ile öğlen namazı, namaz olarak aynı değerde olduğu gibi Allah'ın haramlarından kaçınmada da Müslüman aynı titizliği göstermelidir. Faizden kaçarken kumara tutulmak mümkün değildir. Kul hakkı ile zina, faiz, alkol ve benzeri haramlar aynı listededirler. Müslüman, şu haramdan değil bütün haramlardan kaçınmalıdır. Filan haramı işleyen öbür haramı işleyenden daha iyidir diyemeyiz. İslam bütündür, parçalarının adı İslam olmaz.
Selamünaleyküm. Hafızlık için çok dua etmeniz gerekir. Büyük bir vebal altındasınız. Allah yardımcınız olsun. En iyi bildiğiniz cüzlerden başlayarak kısa kısa bölümleri güçlendirip kendinizi ezbere ısındırabilirsiniz. Mesela, iki ay sadece Kâf suresini takviye edin. İki ay da Hucurat'ı. Bu size, ezbere ısınma getirecektir biiznillah. Yüz on dördü de yüz on ikiye düşürmüş olursunuz. Vaaz için, çalıştığınız konuyu, cami boş iken kürsüye çıkarak, cami dolu imiş gibi birkaç kere anlatın. Bunu on defa yaptığınızda sorunu çözülmüş bulacaksınız biiznillah. Duanızı bekleriz
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Şöyle bir ilkeyi bütün ibadetler için geçerli bir kural olarak bilelim: Önce farzlardaki borçlar kapatılmalıdır. Ondan sonra da nafileler. Şevval orucu nafiledir. Buna göre değerlendirebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Allah Teala'dan ayaklarımızı sabit kılmasını dileriz. Zor bir zamanda yaşıyoruz. Ama zorluk kadar da ecir olacaktır biiznillah. Umutvarız. Sizi tebrik ediyorum; Allah inayetini eksik etmesin. Eşinize, çocuklarınıza çok dualar edin; duanın bereketini muhakkak göreceksiniz. Cennet asla ucuz değil; bizden öncekilerin girdikleri imtihan tünelinden geçerek biz de cennete gideceğiz inşaallah. Yüksek düşünceniz için sizi tebrik ediyorum. Dualarınızı beklerim. Rahman ve Rahim olan Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Mezar taşlarına bağlamanız pek isabetli değil. Başka nedenler olabilir. Sık sık salavat getirmeye alışın. Tıbbi bir neden araştırın.
Selamünaleyküm. Gökler kadar geniş büyük bir hakikati bilmemiz gerekiyor. O hakikat de şudur: Allah Teala'nın seçip gönderdiği peygamberleri hariç, mükemmel insan yoktur. Düşen kalkan, yürüyen duran, uyuyan uyanan, ağlayan gülen insan vardır. Ebu Bekir de bu söze dahildir. Ali bin Ebi Talib de. Ben sizin anlattıklarınızda tehlikeli bir durum göremedim. Eğer inatlaşıp bildiğinizden vazgeçmez bir tip olsaydınız o tehlikeli idi. Bırakın Allah'ın sizi eğittiği mücadelede devam edin. Tehlikeli bir durum yok. Güzel devam ediyorsunuz. Moralinizi asla kırmayın. Ne eteğe takılın ne de insanlara. Göreceksiniz, bu günler tatlı bir hatıra olarak kalacak. Eşinizle ve çocuğunuzla tartışmadan, kavgaya zemin hazırlamadan yaşayın, yeter. Şeytan sizin yılmanızı, korkup bırakmanızı bekliyor. Sakın onu sevindirmeyin. Ezberinizin zayıflığı da önemli değil. Namaz kılacak kadar biliyorsunuz ya! Önemli olan, samimiyetiniz ve umudunuzdur. Heyecanınız sönmesin yeter. Sizi ve ailenizi tebrik ediyorum. Eşinize de selamlarımı iletiniz. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Hiçbir haram hiçbir gerekçe ile ayakta tutalamaz. Son haram merkezi kalkıncaya kadar bütün mü'minler kıyamda olmalıdırlar.
Selamünaleyküm. Ters ilişki kesinlikle haramdır. Erkeğin böyle bir talepte bulunmaya hakkı yoktur. Talepte bulunursa itaat gerekmez. Âyette geçen ‘tarla’ kadının kadınlık organının adıdır. Orayı önde dururken veya arkada dururken istediğiniz gibi kullanabilirsiniz anlamındaki bu hükmü yanlış anlamak için bir neden yoktur.