Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Vekil olarak hacca giden kişi kendi adına udhiye kurbanı kesmeli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hac için ihramda olan kişi, Mekke’de seferî ise kendisine udhiyye (kurban bayram günlerinde kesilen) kurbanının vacip olmadığı konusunda ittifak vardır. Seferî olmaması hâlinde ise udhiyye kurbanının vacip olup olmadığı konusunda Hanefî fakihleri arasında ihtilaf vardır. Tercih edilen görüşe göre haccetmekte olan kimse, ister seferî olsun ister olmasın udhiyye kurbanı kesmekle yükümlü olmaz. (bk. Haddâd, el-Cevhera, 2/186-187; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/315) Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına veya mukîmlerle birlikte kurban kesmesine bir engel de yoktur. Şâfiî mezhebine göre ise udhiyye kurbanı, seferî olsun olmasın, hacda bulunsun bulunmasın imkân bulan herkes için sünnet-i müekkededir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/383)
Hacda kurban kesen bir mümin evinde de kurban kesmez. Zira kurbanın şartlarından biri mukim olmaktır. Hacı ise misafirdir, mukim değildir.
Fakihler kurban ibadetinde niyet ettikten sonra kişinin başkasına vekâlet vererek kurban kestirmesinin geçerli olduğunda ittifakı vardır. Önemli olan kurban ibadetine niyet etmek ve ücretini vererek onu temin etmektir. Kesmek için vekil tayin edilebilir. Günümüzde şehirlerde kurban kesmenin zorlaşması, kurban kesmeyi becerememe gibi nedenlerle kurbanı başkalarına vekâletle kestirmek yaygın olmuştur. Bu uygulamada da kurban ibadeti bakımından sakınca yoktur. Şu kadar ki, kurban kesenin yani kasabın Müslüman olmasını ve besmele ile kesmesini şart olarak görmeliyiz.
Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden hacıların, Cenâb-ı Hak kendilerine aynı mevsimde hac ve umreyi nasip ettiği için şükür olarak kesecekleri hayvanları Harem dâhilinde kesmeleri gerekir. (el-Bakara, 2/196; el-Mâide, 5/95) Bu kurbanın, kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı ile ilgisi olmadığından dolayı Harem bölgesi dışında kesilmesi geçerli değildir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/150) Aynı şekilde hac ve umre ile ilgili ceza kurbanlarının da Harem bölgesinde kesilmeleri gerekir.
Kişi, kurbanını bizzat kesebileceği gibi vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, hac ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/67; Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/21; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/132) Nitekim Hz. Ali’nin (r.a.) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.s.), (kendisi adına) develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve ‘kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (Müslim, Hac, 348-349 [1317]; bk. Buhârî, Hac, 120-122 [1716-1718]) Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum aldığı vekâleti gereği gibi yerine getirmelidir. Kurbanın yurt içinde başka bir ilde ya da yurt dışında kesilmesinde sakınca bulunmamaktadır. Kurban fiyatlarının kesilen ülkeye göre az veya çok olması bu durumu değiştirmez. Ancak yaşadığı yerde muhtaç ve fakirler varsa kişinin, kurbanını orada kesip dağıtması daha uygun olur. Çünkü kişinin yaşadığı yerdeki fakirlerin ve komşuların onun üzerinde hakları vardır.
Adak veya kurbanın kendisinin kesilmesi gerekir. Bizzat kesmeniz ise gerekmez. İtimat ettiğiniz birine veya kuruma vekalet verebilirsiniz.
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
İyileşme ve komadan çıkma ümidi kalmamış hastalar adına vârisleri bulunduğu yerden vekil tayin edebilir.
Nasıl ki vekil gönderen kişi hac yapsaydı kendi memleketinden giderek hac yapacak idiyse, vekil olarak gidenin de vekil gönderenin memleketinden gitmesi gerekir. Dolayısıyla vekil gönderen kişi, yer belirlemeden, “Benim adıma hac yap.” demişse veya kendisine hac farz olduğu hâlde gidemeyip, “Benim için hac yapılsın.” diye vasiyet etmiş ise bu, “memleketimden hac yapılsın.” şeklinde anlaşılır. Eğer kişi, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de ederse; bedelin İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, vefat ettiği yerden gönderilmesi gerekir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, memleketinden giderek hac yapmaya yetmiyorsa, istihsanen, terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/524-526). Mekke veya Medine’den vekil tutulması konusu da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Vekil, gönderen kişinin (müvekkilin) belirlediği hacca niyet etmelidir. Müvekkil, hac çeşitlerinden birini belirtmeksizin sadece “hac yapmasını” söylemiş ise vekil ifrad haccına niyet etmelidir; “Dilediğini yap.” diyerek serbest bırakmış ise dilediğine niyet edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/597-600)
Bir sene içerisinde sadece bir hac yapılabilir ve bir hac, iki kişi adına geçerli olmaz. Dolayısıyla bir kimsenin aynı yıl kendi adına asaleten, başkası adına da vekâleten hac yapması geçerli değildir. Başkasından vekâlet alan kişi, kendisi için de hacca niyet ettiğinde, müvekkilinin emrinden çıktığı için vekâlet geçersiz hâle gelmiştir; kendisi için hac yapmış olur. Bu durumda müvekkilinden aldığı parayı iade etmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213-214)
Farz ibadetlerde asıl olan, o ibadeti zamanında ve emredildiği şekliyle yapmaktır. Diğer bir ilke de kişinin bizzat kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı ibadetler, bazı durumlarda vekâlet yoluyla yaptırılabilir. Hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olanlar kendi yerine haccetmesi için masraflarını karşılayarak vekil gönderebilirler. Fakat vekil gönderecek parayı fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac görevini yerine getirmiş sayılmazlar. Böyle yapanın hac borcu düşmez, sadakasının sevabını alır (Merğinânî, el-Hidâye, 2/483).
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi hâlinde haccına devam eder ve dönüşte aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215) Temettu‘ haccı, umre ile haccın birlikte yapıldığı bir ibadet olduğuna göre vekil umreyi kendi adına yaparsa artık bu haccı kendisi için yapmış olur; müvekkilin parasını iade etmesi gerekir. Ancak vekil olan kişi, hac menâsikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.