Muvatta (İmam Mâlik) · 423
Arapça metin
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ رَجُلاَنِ أَخَوَانِ فَهَلَكَ أَحَدُهُمَا قَبْلَ صَاحِبِهِ بِأَرْبَعِينَ لَيْلَةً فَذُكِرَتْ فَضِيلَةُ الأَوَّلِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَلَمْ يَكُنِ الآخَرُ مُسْلِمًا " . قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَانَ لاَ بَأْسَ بِهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَمَا يُدْرِيكُمْ مَا بَلَغَتْ بِهِ صَلاَتُهُ إِنَّمَا مَثَلُ الصَّلاَةِ كَمَثَلِ نَهْرٍ غَمْرٍ عَذْبٍ بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَقْتَحِمُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ فَمَا تَرَوْنَ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْرُونَ مَا بَلَغَتْ بِهِ صَلاَتُهُ " .
Amir, babası Sa'd b. Ebî Vakkas'dan naklediyor: İki kardeş vardı, bunlardan biri diğerinden kırk gün önce vefat etti. Bir defasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bu kardeşlerden ilk ölenin meziyetleri anlatılıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «— Sonraki ölen müslüman değil iniydi?» diye sordu. Kendisine: «— Müslümandı, ya Resulallah! Fena adam da değildi.» diye cevap verildi. Bunun üzerine: «—- Namazının ona ne dereceler kazandırdığını biliyor musunuz? Namaz kapınızın önünden akan büyük ve suyu tatlı bir nehir gibidir. Kişi günde beş defa bu nehre girip yıkansa onda kir kalır mı, dersiniz? Şüphesiz ki namazının ona ne dereceler kazandırdığını sizler bilemezsiniz.» buyurdu. Son kısım, Ebu Hureyre r.a.'den merfu olarak rivayet edilmiştir. Buharî, Mevakitu's-Salat; Müslim, Mesacid BUHARİ HADİS’İ VE AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ رَجُلٌ لَمْ يَعْمَلْ حَسَنَةً قَطُّ لأَهْلِهِ إِذَا مَاتَ فَحَرِّقُوهُ ثُمَّ اذْرُوا نِصْفَهُ فِي الْبَرِّ وَنِصْفَهُ فِي الْبَحْرِ فَوَاللَّهِ لَئِنْ قَدَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ لَيُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا لاَ يُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ . فَلَمَّا مَاتَ الرَّجُلُ فَعَلُوا مَا أَمَرَهُمْ بِهِ فَأَمَرَ اللَّهُ الْبَرَّ فَجَمَعَ مَا فِيهِ وَأَمَرَ الْبَحْرَ فَجَمَعَ مَا فِيهِ ثُمَّ قَالَ لِمَ فَعَلْتَ هَذَا قَالَ مِنْ خَشْيَتِكَ يَا رَبِّ وَأَنْتَ أَعْلَمُ . قَالَ فَغَفَرَ لَهُ " .
Ebu Hureyre naklediyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: «Hayatında hiçbir iyilik yapmamış olan adamın biri, ailesine kendisi öldükten sonra bedeninin yakılıp küllerinin yarısını karaya, yansını da denize savrulmasını vasiyet etti. Allah'a yemin ederim ki, eğer onu ele geçirmeye kadir olursa, ona alemlerden hiçbirine etmediği bir şekilde azab edecektir. Adam ölünce ailesi vasiyetini tuttu. Bunun üzerine Allah karalara emretti, adamın külleri derhal toplandı, aynı şekilde denizlere de emretti, denizde bulunanlar da toplandı. Sonra da adama: «— Bunu niçin yaptın?» diye sordu. Adam: «— Sen daha iyi bilirsin, ama senden korkumdan yaptım!» diye cevap verince adamı affetti.» Diğer tahric: Buharı, Tevhîd; Müslim, Tevbe
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ سِيرِينَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، وَعَنْ رَجُلٍ، آخَرَ هُوَ أَفْضَلُ فِي نَفْسِي مِنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ " أَلاَ تَدْرُونَ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ". قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ. فَقَالَ " أَلَيْسَ بِيَوْمِ النَّحْرِ ". قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " أَىُّ بَلَدٍ، هَذَا أَلَيْسَتْ بِالْبَلْدَةِ ". قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ، وَأَمْوَالَكُمْ، وَأَعْرَاضَكُمْ، وَأَبْشَارَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا، أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ". قُلْنَا نَعَمْ. قَالَ " اللَّهُمَّ اشْهَدْ، فَلْيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَإِنَّهُ رُبَّ مُبَلِّغٍ يُبَلِّغُهُ مَنْ هُوَ أَوْعَى لَهُ فَكَانَ كَذَلِكَ ـ قَالَ ـ لاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ ". فَلَمَّا كَانَ يَوْمَ حُرِّقَ ابْنُ الْحَضْرَمِيِّ، حِينَ حَرَّقَهُ جَارِيَةُ بْنُ قُدَامَةَ. قَالَ أَشْرِفُوا عَلَى أَبِي بَكْرَةَ. فَقَالُوا هَذَا أَبُو بَكْرَةَ يَرَاكَ. قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَحَدَّثَتْنِي أُمِّي عَنْ أَبِي بَكْرَةَ أَنَّهُ قَالَ لَوْ دَخَلُوا عَلَىَّ مَا بَهَشْتُ بِقَصَبَةٍ.
Ebu Bekre'nin ve bence Abdurrahman b. Ebi Bekre'den daha faziletli bir adamın nakli ile yine Ebu Bekre'nin -ifadesine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina'da insanlara bir konuşma yaptı ve "Bu hangi gündür biliyor musunuz?" diye sordu. Sahabiler "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Hatta biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu güne adından başka bir isim verecek sandık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, nahr günü değil midir?" buyurdu. Biz "Evet Ya Resulallah! Nahr günüdür!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu içinde bulunduğunuz hangi beldedir? Bu haram olan belde (Mekke beldesi) değil midir?" buyurdu. Bizler "Evet Ya Resulallah! Mekke'dir!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şu halde (iyi biliniz ki) bu ayınızda ve bu beldenizde bu gününüzün haram olduğu gibi kanlarınız, mallarınız, namuslarınız ve derileriniz birbirinize haramdır. Dikkat edin! Bunu sizlere tebliğ ettim mi?" diye sordu. Bizle "Evet, tebliğ ettin!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'ım şahit ol!" dedikten sonra "Bunu burada hazır bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsin. Çünkü nice tebliğ edilen, bunu kendisine tebliğ edenden daha iyi belleyebilir" buyurdu. Gerçekten de aynen böyle olmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirlere dönmeyiniz!" buyurdu. Cariye b. Kudame İbnü'l-Hadraml'yi yaktığı gün Cariye askerlerine "Ebu Bekre'ye bakınız" deyince, askerler "İşte bu Ebu Bekre'dir. O seni görmekte ve yaptığına ses çıkarmamaktadır" dediler. Abdurrahman şöyle devam etti: ''Annemin nakline göre Ebu Bekre eğer onlar evime girmiş olsalardı, bir kamış değneği ile bile olsa kendimi savunmaya kalkışmazdım." demiştir
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الشُّهَدَاءُ الْغَرِقُ وَالْمَطْعُونُ وَالْمَبْطُونُ وَالْهَدْمُ ". وَقَالَ " وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا {إِلَيْهِ} وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الصَّفِّ الْمُقَدَّمِ لاَسْتَهَمُوا ".
Ebu Hureyre (r.a.) Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Şehitler şunlardır: Boğulanlar, bulaşıcı hastalıklardan ölenler, karın ağrısından ölenler ve göçük / yıkıntı altında kalanlar." [-721-] Ve (Ebu Hureyre r.a.) dediki (Resûlullah Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer insanlar namaza erkenden gelmenin ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi mescide ilk gelen kişi olmak için birbirleriyle yarışırlardı; şayet insanlar yatsı ve sabah namazlarının kıymetini bilselerdi bu namazlara sürünmek zorunda kalsalar da gelirlerdi; eğer insanlar ilk safta yer almanın değerini bilselerdi bunun için aralarında kur'a çekerlerdi
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الشُّهَدَاءُ الْغَرِقُ وَالْمَطْعُونُ وَالْمَبْطُونُ وَالْهَدْمُ ". وَقَالَ " وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا {إِلَيْهِ} وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الصَّفِّ الْمُقَدَّمِ لاَسْتَهَمُوا ".
Ebu Hureyre (r.a.) Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Şehitler şunlardır: Boğulanlar, bulaşıcı hastalıklardan ölenler, karın ağrısından ölenler ve göçük / yıkıntı altında kalanlar." [-721-] Ve (Ebu Hureyre r.a.) dediki (Resûlullah Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer insanlar namaza erkenden gelmenin ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi mescide ilk gelen kişi olmak için birbirleriyle yarışırlardı; şayet insanlar yatsı ve sabah namazlarının kıymetini bilselerdi bu namazlara sürünmek zorunda kalsalar da gelirlerdi; eğer insanlar ilk safta yer almanın değerini bilselerdi bunun için aralarında kur'a çekerlerdi
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ مِسْكِينَةً مَرِضَتْ فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - بِمَرَضِهَا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُ الْمَسَاكِينَ وَيَسْأَلُ عَنْهُمْ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا مَاتَتْ فَآذِنُونِي بِهَا " . فَخُرِجَ بِجَنَازَتِهَا لَيْلاً فَكَرِهُوا أَنْ يُوقِظُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أَصْبَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُخْبِرَ بِالَّذِي كَانَ مِنْ شَأْنِهَا فَقَالَ " أَلَمْ آمُرْكُمْ أَنْ تُؤْذِنُونِي بِهَا " . فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَرِهْنَا أَنْ نُخْرِجَكَ لَيْلاً وَنُوقِظَكَ . فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى صَفَّ بِالنَّاسِ عَلَى قَبْرِهَا وَكَبَّرَ أَرْبَعَ تَكْبِيرَاتٍ .
(Huneyfin torunu Ebu Umame b. Sehl anlatıyor: Yoksul bir kadın hastalanmıştı, durum hemen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber verildi. Nebi s.a.v. düşkünleri ziyaret eder, onların hal ve hatırlarını sorardı. Bu sefer: «— Ruhunu teslim edince bana haber verin.» buyurdu. Cenazeyi gece hazırladılar, fakat o saatte Hz. Nebi'i rahatsız etmeyi uygun bulmayarak sabahı beklediler. Sabah olunca, onlar Hz. Nebi'e bildirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «— Bana haber verin demedim mi?» diye çıkışınca ashab: «— Ya Resulullah! Seni uyandırıp geceleyin cenazeye götürmeyi uygun bulmadık.» diye karşılık verdiler. Bunun üzerine saf yaptılar, dört tekbirle namazı cemaat halinde kıldılar. îbn Abdilber derki: "Bu hadisin mürse) oluşunda, Muvatta'da Malik'e karşı gelinmemiştir." Ebu Hureyre'den manaca mevsul olarak gelmiştir. Buhari, Salat; Müslim, Cenaiz
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَيْلاً قِبَلَ نَجْدٍ، فَجَاءَتْ بِرَجُلٍ مِنْ بَنِي حَنِيفَةَ يُقَالُ لَهُ ثُمَامَةُ بْنُ أُثَالٍ، فَرَبَطُوهُ بِسَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ ". فَقَالَ عِنْدِي خَيْرٌ يَا مُحَمَّدُ، إِنْ تَقْتُلْنِي تَقْتُلْ ذَا دَمٍ، وَإِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِرٍ، وَإِنْ كُنْتَ تُرِيدُ الْمَالَ فَسَلْ مِنْهُ مَا شِئْتَ. حَتَّى كَانَ الْغَدُ ثُمَّ قَالَ لَهُ " مَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ ". قَالَ مَا قُلْتُ لَكَ إِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِرٍ. فَتَرَكَهُ حَتَّى كَانَ بَعْدَ الْغَدِ، فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ ". فَقَالَ عِنْدِي مَا قُلْتُ لَكَ. فَقَالَ " أَطْلِقُوا ثُمَامَةَ "، فَانْطَلَقَ إِلَى نَخْلٍ قَرِيبٍ مِنَ الْمَسْجِدِ فَاغْتَسَلَ ثُمَّ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، يَا مُحَمَّدُ وَاللَّهِ مَا كَانَ عَلَى الأَرْضِ وَجْهٌ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْ وَجْهِكَ، فَقَدْ أَصْبَحَ وَجْهُكَ أَحَبَّ الْوُجُوهِ إِلَىَّ، وَاللَّهِ مَا كَانَ مِنْ دِينٍ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْ دِينِكَ، فَأَصْبَحَ دِينُكَ أَحَبَّ الدِّينِ إِلَىَّ، وَاللَّهِ مَا كَانَ مِنْ بَلَدٍ أَبْغَضُ إِلَىَّ مِنْ بَلَدِكَ، فَأَصْبَحَ بَلَدُكَ أَحَبَّ الْبِلاَدِ إِلَىَّ، وَإِنَّ خَيْلَكَ أَخَذَتْنِي وَأَنَا أُرِيدُ الْعُمْرَةَ، فَمَاذَا تَرَى فَبَشَّرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَمَرَهُ أَنْ يَعْتَمِرَ، فَلَمَّا قَدِمَ مَكَّةَ قَالَ لَهُ قَائِلٌ صَبَوْتَ. قَالَ لاَ، وَلَكِنْ أَسْلَمْتُ مَعَ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلاَ وَاللَّهِ لاَ يَأْتِيكُمْ مِنَ الْيَمَامَةِ حَبَّةُ حِنْطَةٍ حَتَّى يَأْذَنَ فِيهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necid taraflarına bir atlı birlik gönderdi. Bunlar Hanife oğullarından Süma.me b. Üsa.ı diye anılan bir adam getirdiler. Onu mesciddeki direklerden bir direğe bağladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescide onun yanına çıkarak: Ey Sümame ne haber, diye sordu. Sümame: Ey Muhammed, bende (senden) hayır (ümidi) vardır. Eğer beni öldürecek olursan kanlı bir caniyi öldürmüş olacaksın. Eğer bana nimet ve ihsanda bulunursan teşekkürle karşılık verecek birisine ihsanda bulunmuş olacaksın. Şayet isteğin mal ise ondan dilediğini iste, diye cevap verdi. Sümame ertesi güne kadar bu halde bırakıldı. Sonra ona: Sende ne haber ey Sümame, diye sordu. O da: Daha önce söylediğim gibi, eğer sen (bana) nimet ve ihsanda bulunursan teşekkürle karşılık verecek bir kimseye nimet ve ihsanda bulunmuş olacaksın, dedi. . Allah Resulü yine onu (kendi haline) bıraktı. Ertesi gün: Ne haber ey Sümame diye sordu. Sümame: Haberim daha önce söylediklerimden ibarettir, dedi. Allah Resulü: Sümame'yi çözün üz diye buyurdu. Sümame mescide yakın bir yerde bulunan suya gidip yıkanıverdi, sonra gelip mescide girerek: Eşhedu en la ilah e illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah, dedi (ve şöyle devam etti): Ey Muhammed! Allah'a yemin ederim, yeryüzünde senin yüzünden daha çok buğzettiğim bir yüz yoktu. Artık senin yüzün en sevdiğim yüz oluverdi. Allah'a yemin ederim senin dininden daha çok buğzettiğim bir din yoktu. Artık senin dinin benim en sevdiğim din oluverdi. Allah'a yemin ederim senin şehrinden daha çok buğzettiğim bir şehir yoktu. Artık senin şehrin benim en sevdiğim şehir oldu. Ben umre yapmak isterken atlı birliğin beni yakaladı. Şimdi ne dersin? Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona müjde verdi ve umre(sini) yapmasını emretti. Mekke'ye varınca birisi ona: Sen dininden mi döndün, dedi. O: Allah'a yemin ederim ki hayır dedi. Fakat ben Muhammed Resulullah ile birlikte Müslüman oldum. Hayır, Allah'a yemin ederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hususta izin vermedikçe size Yemame'den bir buğday tanesi dahi gelmeyecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hanife oğulları heyeti ve Sümame b. Üsal'in rivayet ettiği hadis" Hanife oğulları Mekke ile Yemen arasındaki Yemame'de konaklayan ünlü büyük bir kabiledir. Hanife oğulları heyeti İbn İshak ve başkalarının zikrettiği üzere dokuzuncu yılda gelmiştir. el-Vakidı'nin zikrettiğine göre bu heyettekiler onyedi adam idi. Aralarında Museylime de vardı. Sümame b. Üsa! b. en-Numan b. Mesleme el-Hanefi de Ashab-ı Kiram'ın faziletlilerindendir. "Ne haber" yani sence sana yapacağımı kanaat ettiğin muamele nedir? O da hayır beklediğini söyleyerek cevap vermek üzere: Ey Muhammed bende hayır vardır diye söylemiştir. Çünkü sen zulmeden birisi değilsin. Aksine sen af ve ihsan eden kimselerdensm. "Beni öldürürsen kanlı bir caniyi öldürürsün" sözlerini Nevevı şöyle açıklamaktadır: Çoğunluğun bu şekildeki rivayetinin anlamı şudur: Eğer sen beni öldürecek olursan kanlı birisini öldürürsün. Yani öldüren kimsenin onu öldürmek suretiyle rahatlayacağı ve başkanlığı ve büyük kişiliği dolayısıyla böylelikle ondan intikam alacağı birisini öldürmüş olacaksın. Anlamı: Üzerinde kan borcu bulunan ve bundan dolayı aranan birisini öldürmüş olacaksın. Dolayısıyla onu öldürdüğün için kimse seni kınamaz, şeklinde olduğu da söylenmiştir. "Ona müjde verdi." Dünya ve ahiret hayrını yahut cenneti ya da günahlarının ve geçmiş sabıkalarının silinmiş olduğunu müjdeledi. "Hayır ama ben Muhammed ile Müslüman oldum dedi." Bu sözleriyle şunu söylemek istemiş gibidir: Hayır, ben dinden çıkmadım. Çünkü putlara ibadet bir din sayılmaz. Ben onları terk edecek olursam dinin dışına çıkmış olmam. Aksine yeniden İslam dinine girmiş oluyorum. "Muhammed ile" yani dini hususunda ona muvafakat ettim. Böylelikle bizler İslam dininde birbiri ile arkadaş iki kişi olduk. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hususta izin vermedikçe size Yemame'den bir buğday tanesi dahi gelmeyecektir." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Sümame'nin bu kıssasından bir takım sonuçlar çıkmaktadır ki: 1- Kafir mescitte bağlanabilir. 2- Kafir esir, karşılıksız serbest bırakılabilir. 3- Kötülük yapmış olan kimseyi affetmek pek büyük bir iştir. Çünkü Sümame yemin ederek içindeki buğzun bir anda sevgiye dönüştüğünü ifade etmiştir. Buna sebep ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in herhangi bir karşılık olmaksızın onu affedip bağışlaması ve ona lütufta bulunmasıdır. 4- Müslüman olunduğunda gusl edilir. 5- İyilik buğzu, nefreti giderir, sevgiyi yerleştirir. 6- Kafir hayırlı bir iş yapmak istedikten sonra İslama girerse o hayırlı işini devam ettirmesi meşrudur. 7 - Müslüman olması ümit edilen esirlere -eğer bunda İslamın bir maslahatı varsa-lütufla muamelede bulunulur. Özellikle Müslüman olması halinde kavminden pek çok kimsenin kendisine uyma ihtimali varsa buna dikkat edilir. Kafirler ülkesine askeri birlikler gönderilip, onlardan ele geçirilenler esir alınabilir. 8- Bundan sonra ise o esirlerin öldürülmesinden ya da hayatta bırakılmasından birisi seçilebilir. BU HADİS’İN MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAHI İÇİN BURAYA TIKLAYIN