Muvatta (İmam Mâlik) · 562
Arapça metin
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ هَلَكَتِ امْرَأَةٌ لِي فَأَتَانِي مُحَمَّدُ بْنُ كَعْبٍ الْقُرَظِيُّ يُعَزِّينِي بِهَا فَقَالَ إِنَّهُ كَانَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ رَجُلٌ فَقِيهٌ عَالِمٌ عَابِدٌ مُجْتَهِدٌ وَكَانَتْ لَهُ امْرَأَةٌ - وَكَانَ بِهَا مُعْجَبًا وَلَهَا مُحِبًّا - فَمَاتَتْ فَوَجَدَ عَلَيْهَا وَجْدًا شَدِيدًا وَلَقِيَ عَلَيْهَا أَسَفًا حَتَّى خَلاَ فِي بَيْتٍ وَغَلَّقَ عَلَى نَفْسِهِ وَاحْتَجَبَ مِنَ النَّاسِ فَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْهِ أَحَدٌ وَإِنَّ امْرَأَةً سَمِعَتْ بِهِ فَجَاءَتْهُ فَقَالَتْ إِنَّ لِي إِلَيْهِ حَاجَةً أَسْتَفْتِيهِ فِيهَا لَيْسَ يُجْزِينِي فِيهَا إِلاَّ مُشَافَهَتُهُ فَذَهَبَ النَّاسُ وَلَزِمَتْ بَابَهُ وَقَالَتْ مَا لِي مِنْهُ بُدٌّ . فَقَالَ لَهُ قَائِلٌ إِنَّ هَا هُنَا امْرَأَةً أَرَادَتْ أَنْ تَسْتَفْتِيَكَ وَقَالَتْ إِنْ أَرَدْتُ إِلاَّ مُشَافَهَتَهُ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ وَهِيَ لاَ تُفَارِقُ الْبَابَ . فَقَالَ ائْذَنُوا لَهَا . فَدَخَلَتْ عَلَيْهِ فَقَالَتْ إِنِّي جِئْتُكَ أَسْتَفْتِيكَ فِي أَمْرٍ . قَالَ وَمَا هُوَ قَالَتْ إِنِّي اسْتَعَرْتُ مِنْ جَارَةٍ لِي حَلْيًا فَكُنْتُ أَلْبَسُهُ وَأُعِيرُهُ زَمَانًا ثُمَّ إِنَّهُمْ أَرْسَلُوا إِلَىَّ فِيهِ أَفَأُؤَدِّيهِ إِلَيْهِمْ فَقَالَ نَعَمْ وَاللَّهِ . فَقَالَتْ إِنَّهُ قَدْ مَكَثَ عِنْدِي زَمَانًا . فَقَالَ ذَلِكَ أَحَقُّ لِرَدِّكِ إِيَّاهُ إِلَيْهِمْ حِينَ أَعَارُوكِيهِ زَمَانًا . فَقَالَتْ أَىْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ أَفَتَأْسَفُ عَلَى مَا أَعَارَكَ اللَّهُ ثُمَّ أَخَذَهُ مِنْكَ وَهُوَ أَحَقُّ بِهِ مِنْكَ فَأَبْصَرَ مَا كَانَ فِيهِ وَنَفَعَهُ اللَّهُ بِقَوْلِهَا .
Kasım b. Muhammed anlatıyor: Karım vefat etmişti, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî ta'ziyeye gelerek bana şunları anlattı: İsrail oğullarından alim, anlayışlı, ibadetine düşkün müctehid bir adam vardı. Bunun bir de hanımı vardı. Birbirlerini çok seviyorlardı. Bir gün kadın vefat etti. Adam çok üzüldü; üzüntüsünden eve çekilip kapıyı kapattı, halktan tamamen uzaklaştı, öyle ki evine hiç kimse girip çıkmaz oldu. Bu durumu duyan bir kadın gelerek kapıcıya: «— Ona işim düştü, bir fetva soracağım, ancak mutlaka kendisiyle görüşmem lazım! dedi. Kapıya gelen herkes dönüp gittiği halde, kadın kapıdan ayrılmıyor ve: «— Mutlaka kendisiyle görüşmem lazım!» diye diretiyordu. Kapıcı durumu içerdeki zata bildirerek: «— Burada bir kadın var, sizden bir şey sormak istiyor ve mutlaka görüşmem şart diyor. Herkes dağıldığı halde o hala kapıdan ayrılmadı.» dedi. Bunun üzerine hanımı vefat eden zat: «— Alın içeri!» diye emir verdi. Kadın içeri girdi. «— Ben size bir konuda bir şey danışmak için geldim!» diye söze başladı. Adam: «— Nedir o mesele?» dedi. Kadın anlattı: «— Ben komşularımdan bir kadından (ödünç olarak) bir süs eşyası almıştım. Bunu bazen giyer, bazen de ödünç olarak başkalarına verirdim. Bir zaman sonra sahibi bu zinet eşyasını geri veı memi istedi. Geri vereyim mi?» Alim zat: «— Evet mutlaka vermelisin!» diye cevap verince kadın: «— Ama bu bende hayli zaman kaldı!» diye mukabele etti Adam: «— Aldığın gibi vermen de lazımdır.» dedi, kesti attı. Kadın: «— Mademki öyle, Allahu Teala'nın sana ödünç olarak veripde, sonra haklı olarak geri aldığı şeye neden böyle üzülüyorsun?» diyerek asıl maksadını belirtti. Alim zat durumdan ibret alarak kadın vasıtasiyle doğruyu gördü
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ فَإِنَّهُ قَدْ آذَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ ". فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتُحِبُّ أَنْ أَقْتُلَهُ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَأْذَنْ لِي أَنْ أَقُولَ شَيْئًا. قَالَ " قُلْ ". فَأَتَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ إِنَّ هَذَا الرَّجُلَ قَدْ سَأَلَنَا صَدَقَةً، وَإِنَّهُ قَدْ عَنَّانَا، وَإِنِّي قَدْ أَتَيْتُكَ أَسْتَسْلِفُكَ. قَالَ وَأَيْضًا وَاللَّهِ لَتَمَلُّنَّهُ قَالَ إِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاهُ فَلاَ نُحِبُّ أَنْ نَدَعَهُ حَتَّى نَنْظُرَ إِلَى أَىِّ شَىْءٍ يَصِيرُ شَأْنُهُ، وَقَدْ أَرَدْنَا أَنْ تُسْلِفَنَا وَسْقًا، أَوْ وَسْقَيْنِ ـ وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو غَيْرَ مَرَّةٍ، فَلَمْ يَذْكُرْ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ أَوْ فَقُلْتُ لَهُ فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ فَقَالَ أُرَى فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ ـ فَقَالَ نَعَمِ ارْهَنُونِي. قَالُوا أَىَّ شَىْءٍ تُرِيدُ قَالَ فَارْهَنُونِي نِسَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ نِسَاءَنَا وَأَنْتَ أَجْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ فَارْهَنُونِي أَبْنَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ أَبْنَاءَنَا فَيُسَبُّ أَحَدُهُمْ، فَيُقَالُ رُهِنَ بِوَسْقٍ أَوْ وَسْقَيْنِ. هَذَا عَارٌ عَلَيْنَا، وَلَكِنَّا نَرْهَنُكَ اللأْمَةَ ـ قَالَ سُفْيَانُ يَعْنِي السِّلاَحَ ـ فَوَاعَدَهُ أَنْ يَأْتِيَهُ، فَجَاءَهُ لَيْلاً وَمَعَهُ أَبُو نَائِلَةَ وَهْوَ أَخُو كَعْبٍ مِنَ الرَّضَاعَةِ، فَدَعَاهُمْ إِلَى الْحِصْنِ، فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ فَقَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ أَيْنَ تَخْرُجُ هَذِهِ السَّاعَةَ فَقَالَ إِنَّمَا هُوَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، وَأَخِي أَبُو نَائِلَةَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَتْ أَسْمَعُ صَوْتًا كَأَنَّهُ يَقْطُرُ مِنْهُ الدَّمُ. قَالَ إِنَّمَا هُوَ أَخِي مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ وَرَضِيعِي أَبُو نَائِلَةَ ـ إِنَّ الْكَرِيمَ لَوْ دُعِيَ إِلَى طَعْنَةٍ بِلَيْلٍ لأَجَابَ قَالَ وَيُدْخِلُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ مَعَهُ رَجُلَيْنِ ـ قِيلَ لِسُفْيَانَ سَمَّاهُمْ عَمْرٌو قَالَ سَمَّى بَعْضَهُمْ قَالَ عَمْرٌو جَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو أَبُو عَبْسِ بْنُ جَبْرٍ، وَالْحَارِثُ بْنُ أَوْسٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ قَالَ عَمْرٌو وَجَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ ـ فَقَالَ إِذَا مَا جَاءَ فَإِنِّي قَائِلٌ بِشَعَرِهِ فَأَشَمُّهُ، فَإِذَا رَأَيْتُمُونِي اسْتَمْكَنْتُ مِنْ رَأْسِهِ فَدُونَكُمْ فَاضْرِبُوهُ. وَقَالَ مَرَّةً ثُمَّ أُشِمُّكُمْ. فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ مُتَوَشِّحًا وَهْوَ يَنْفَحُ مِنْهُ رِيحُ الطِّيبِ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ رِيحًا ـ أَىْ أَطْيَبَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَ عِنْدِي أَعْطَرُ نِسَاءِ الْعَرَبِ وَأَكْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ عَمْرٌو فَقَالَ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَشَمَّ رَأْسَكَ قَالَ نَعَمْ، فَشَمَّهُ، ثُمَّ أَشَمَّ أَصْحَابَهُ ثُمَّ قَالَ أَتَأْذَنُ لِي قَالَ نَعَمْ. فَلَمَّا اسْتَمْكَنَ مِنْهُ قَالَ دُونَكُمْ. فَقَتَلُوهُ ثُمَّ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ.
Amr Cabir b. Abdullah r.a.'l şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ka'b b. Eşrefin işini kim bitirebilir, diye sordu. Çünkü o Allah'a ve Resulüne eziyet vermiş bulunuyor. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmemi ister misin, dedi. O: Evet diye buyurdu. O halde bir şeyler söyleyebilmem için bana izin ver, dedi. Allah Resulü: Söyleyebilirsin, dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, Ka'b'ın yanına giderek dedi ki: Şu adam bizden Sadaka (zekat) vermemizi istedi. O artık bizden ağır işler istiyor. Ben de yanına senden ödünç istemeye geldim. Ka'b: Yine mi? Allah'a yemin ederim. Ondan çok usanacaksınız. Muhammed: Biz ona tabi olmuş olduk. Bundan dolayı durumu nereye varır görmeden onu terk etmek istemiyoruz. Senden bir ya da iki ve sk ödünç vermeni istiyoruz. -(Ravi dedi ki): Amr bize bir başka sefer de bu hadisi nakletti,. Fakat "bir ya da iki vesk"i sözkonusu etmedi. Ben ona: Hadiste "bir ya da iki vesk" var mı, diye sordum. O: gördüğüm kadarıyla "bir ya da iki vesk" vardır dedi.- Bunun üzerine Ka'b; olur. Fakat bana rehin veriniz, dedi. (Muhammed ve beraberindekiler): Ne istiyorsun, diye sordular. O: Bana hanımlarınızı rehin verin dedi. Sen Arapların en güzeli iken hanımlarımızı sana nasıl rehin verebiliriz, dediler. Bu sefer: O halde evlatlarınızı bana rehin bırakınız, dedi. Onlar: Sana evlatlarımızı nasıl rehin bırakabiliriz? Onların her birisine sövülmek istendiği vakit, bir vesk yahut iki veske karşılık rehin bırakıldı denilecek. Bu bizim için utanılacak bir şeyolur .. Fakat bunun yerine biz sana zırhlarımızı rehin bırakalım, dediler. -Süfyan bu laflZIa silahları kastediyor diye açıkladı.- Daha sonra yanına gelmek üzere onunla sözleşti. Beraberinde Ebu Naile bulunduğu halde geceleyin ona geldi. -Ebu Naile, Ka'b'ın süt kardeşi idi.- Ka'b onları kaleye çağırdı. Onların yanlarına inince hanım i ona: Bu saatte nereye çıkıp gidiyorsun, dedi. O: Gelenler Muhammed b. Mesleme ile kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir, diye cevap verdi. -Amr'dan başkasının rivayetine göre- karısı şöyle demiştir: Ben sanki kendisinden kan damlayan bir ses işitiyorum. Ka'b da: Gelenler kardeşim Muhammed b. Mesleme ile süt kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir. Şüphesiz asaletli bir kimse geceleyin bir hançer darbesine çağınlacak dahi olsa bu çağrıya icabet eder, dedi. (Cabir) dedi ki: Muhammed b. Mesleme beraberinde iki adamı da içeri aldı. -Süfyan'a: Amr bunların adlarını verdi mi, diye soruldu. Amr onların birisinin adını verdi, dedi. Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. Amr'dan başkası ise Ebu Abs b. Cebr el-Haris b. Evs ve Abbad b. Bişr adlarını verdiler.- Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. (Muhammed b. Mesleme beraberindekilere) dedi ki: (Ka'b) geldi mi ben onun saçını yakalayacak ve koklayacağım. Benim onun başını iyice yakaladığımı görürseniz siz de hemen gelip başını vurunuz. Bir seferinde de şunları da söyledi: Sonra size de koklatacağım. Ka'b örtülerine bürünmüş olarak yanlarına girdi. Hoş kokuları etrafa ya yılıyordu. (Muhammed): Ben bugün gibi hoş bir koku almış değilim. Amr'dan başkaları ise şöyle rivayet ettiler: (Ka'b): Yanımda arap kadınlarının en hoş koku sürüneni ve Arapların en mükemmeli vardır, dedi. Amr dedi ki: (Muhammed) dedi ki: Başını koklamama izin verir misin? Ka'b: Evet deyince, Muhammed başını kokladı. Sonra da arkadaşlarına koklattı, sonra da: Bana izin verir misin, dedi. Ka'b: Peki dedi. Muhammed onu iyice yakalayınca, haydi geliniz dedi ve onu öldürdüler. Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek ona durumu haber verdiler." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yahudi "Ka'b b. el-Eşrefin öldürülmesi" İbn İshak ve başkaları derler ki: Ka'b, Tayy'ın bir kolu olan Nebhan oğullarından Arap birisi idi. Babası cahiliye döneminde bir kan davasına karıştığından Medine'ye gelmiş, Nadir oğulları ile antlaşmış idi. Aralarında şerefli bir konuma gelmiş ve Ebu'I-Hukayk'ın kızı Aklle ile evlenmişti. Akile'den de Ka'b adındaki oğlu dünyaya gelmişti. Ka'b iri yarı, göbekli ve büyük başlı birisi idi. Bedir vakasından sonra Müslümanları hicvetmiş, Mekke'ye giderek Muttalib'in babası İbn Vedaa es-Sehml'nin yanında misafir olmuştu. Hassan hem onu, hem de Useyd b. Ebi'l-Iys b. Umeyye'nin kızı Atike'yi de hicvetmiş idi. Atike'nin Ka'b'ı kovması üzerine Ka'b da Medine'ye geri döndü, Müslümanların hanımları hakkında olmadık şiirler yazmaya başladı ve onları rahatsız etti. Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetine göre Ka'b b. el-Eşref şair birisi idi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de hicvediyor, Kureyş kafirlerini ona karşı kışkırtıyor, tahrik ediyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde Medine halkı karışıktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların aralarını düzeltmek istedi. Yahudilerle müşrikler ise Müslümanlara alabildiğine eziyet ediyorlardı. Allah da Resulüne ve Müslümanlara sabretmelerini emretti. Fakat Ka'b rahatsızlık veren hallerinden vazgeçmeyi kabul etmeyince Resulullah s.a.v. da Sad b. Muaz'a onu öldürmek üzere birkaç kişi göndermelerini emir buyurdu. İbn Sad'ın naklettiğine göre Ka'b üçüncü yılın Rebiu'l-Ewel ayında öldürülmüştür. "Ka'b b. el-Eşrefin hakkından kim gelebilir?" Yani kim onu öldürmek için öne çıkar? İbn İshak'ın hasen bir senetle İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlarla birlikte Bakı' el-Garkad'a kadar yürüdü, sonra' onları yola koyarak: Allah'ın adı ile gidiniz, Allah'ım, onlara yardımcı ol, diye dua etti. "Sen Arapların en güzeli iken" muhtemelen onlar bu sözleri -aslında güzel olsa dahi- onunla inceden inceye bir alayolsun diye söylemişlerdi. İbn Sad, İkrime'den mürsel bir rivayetle: Biz sana güvenerneyiz. Güzelliğin dolayısıyla hangi kadın sana karşı koyar ki, demişlerdir. "Bir defasında da: Size de koklatırım demiştir." Yani sizin de onu kokIamamza imkan veririm. es-Süheyll der ki: Ka'b b. el-Eşrefin kıssasından anlaşıldığına göre ant1aşmalı bir kimse şeriat koyucuya (Nebi efendimize) sövecek olursa -Ebu Hanife'nin kanaatine muhalif olarak- öldürülebilir. Derim ki: Ancak bu tartışılabilir bir görüştür. Musanmf (Buhari)ın Cihad bölümünde kaydettikleri Ka'b'ın muharib birisi olduğu kanaatini vermektedir .. Çünkü bu hadisi "harb ehline suikast yapmak" başlığı ile "harbte yalan söylemek" başlığı altında zikretmiştir. Hadisten anlaşıldığına göre müşrik olan bir kimseye eğer genelolarak İslam daveti ulaşmış ise ona özelolarak davette bulunmaksızın öldürmek caizdir. Bir sözü söyleyen kişi hakikatini kastetmeyecek dahi olsa savaşta gerek duyulacak sözleri söylemek caizdir. Bu konuda da yeteri kadar açıklamalar cihad bölümünde (2938. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu hadiste Ka'b'ın sözü geçen hammının ileri derecede zeki, doğru söz söyleyen birisi ve duyduğu sesten kan damladığını ifade ederken oldukça belağat1i konuştuğu da anlaşılmaktadır
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ وَارَأْسَاهْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَاكِ لَوْ كَانَ وَأَنَا حَىٌّ فَأَسْتَغْفِرُ لَكِ وَأَدْعُو لَكِ ". فَقَالَتْ عَائِشَةُ وَاثُكْلِيَاهْ وَاللَّهِ إِنِّي لأَظُنُّكَ تُحِبُّ مَوْتِي وَلَوْ كَانَ ذَاكَ لَظَلِلْتَ آخِرَ يَوْمِكَ مُعَرِّسًا بِبَعْضِ أَزْوَاجِكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَلْ أَنَا وَارَأْسَاهْ لَقَدْ هَمَمْتُ ـ أَوْ أَرَدْتُ ـ أَنْ أُرْسِلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَابْنِهِ فَأَعْهَدَ أَنْ يَقُولَ الْقَائِلُونَ أَوْ يَتَمَنَّى الْمُتَمَنُّونَ ". ثُمَّ قُلْتُ يَأْبَى اللَّهُ وَيَدْفَعُ الْمُؤْمِنُونَ، أَوْ يَدْفَعُ اللَّهُ وَيَأْبَى الْمُؤْمِنُونَ.
Kasım b. Muhammed şöyle demiştir: Aişe r.anha (bir keresinde şiddetli bir baş ağrısına tutuldu da) "Vay başım (ölüyorum')" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Eğer sen ölür de ben hayatta kalırsam senin için mağfiret diler ve sana dua ederim!" buyurdu. Bunun üzerine Aişe r.anha "Vay başıma gelen musibete! Vallahi öyle sanıyorum ki sen benim ölümümü istiyorsun. Eğer ben ölürsem muhakkak ki sen o son günün gecesinde kadınlarının birisiyle gerdek olup yaşarsın!" dedi. Aişe r.anha'nın bu sözü üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ya Aişe Asıl ben 'Vay başıma!' demeliyim. (Çünkü senden önce öleceğim). Ya Aişe! (hatta) şimdi ben Ebu Bekir'e ve oğluna haber göndermek ve -hilafet dedikoducularının sözlerinden ve hilafet umanların temennilerinden nefret ederek- hilafeti Ebu Bekir'e vasiyet etmeye karar verdim -veya istedim- fakat sonra düşündüm ki Allah (hilafeti Ebu Bekir'e nasip etmekten) çekinmez. mu'minler de (ondan başkasının) halife olmasını men ederler ya da Allah (Ebu Bekir'den başkasına halifeliği) nasip etmez, mu'minler de (Ebu Bekir'den başkasına bey'at ve uymaktan) kaçınırlar
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنهما ـ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً، فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ، ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى، ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضِهَا، فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ. وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ إِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ، حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ. وَزَادَ فِيهِ غَيْرُهُ عَنِ اللَّيْثِ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ لَوْ طَلَّقْتَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ، فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا.
Nafi'den rivayete göre; "Ömer İbn el-Hattab'ın oğlu r.a. altındaki bir hanımı ay hali iken bir talak ile boşadı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona karısına dönmesini, sonra da temizleninceye kadar nikahı altında tutmasını, sonra onun yanında iken bir daha ay hali oluncaya kadar bekletmesini, daha sonra da o ay halinden temizleninceye kadar ona mühlet vermesini emir buyurdu. Eğer onu boşamak isterse onunla dma' etmeden önce temizleneceği zaman onu boşasın. İşte şanı yüce Allah'ın kadınların boşanmasını emir buyurduğu iddet budur. Abdullah'a bu husus sorulduğuvakit, soranlardan birisine şu cevabı verirdi: Şayet sen karını üç talak ile boşamış isen senden başka bir koca ile nikahlanmadıkça sana haram olur. Bu hadiste ondan (ravilerden olan Kuteybe'den) başkası el-leys'ten şu fazlalığı da zikretmiştir: Bana Nafi tahdis etti, İbn Ömer dedi ki: "Eğer bir ya da iki defa talak vermişsen (karına dönebilirsin). Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bu şekilde hareket etmemi emir buyurmuştur." Fethu'l-Bari Açıklaması: İddet içerisinde "kocaları onları geri almaya daha çok hak sahibidirler" buyruğu. Hadiste geçen "Allah'ın emrine boyun eğdi" ifadesi, Allah'a itaat etti ve emrin gereğini yerine getirdi anlamındadır. İlim adamlarının icma'ına göre hür bir kimse zifafa girdikten sonra hür karısını bir ya da iki talak ile boşadığı takdirde, -kadın bundan hoşlanmazsa dahi- onu ric'at ile geri almaya daha bir hak sahibidir. Eğer iddet bitinceye kadar karısına dönmeyecek olursa onun için yabancı bir kadın olur. Yeni bir nikah yapılmadıkça ona tekrar hela! olmaz. Selef erkeğin ne yaptığı takdirde ric'at (hanımına talaktan vazgeçipdönmüş) olacağı hususunda görüş ayrılığı içerisindedir. el-Evzaı: Karısı ile cima' edecek olursa ona ric'at yapmış olur, demektedir. Bu görüş aynı şekilde tabiinden bazılarından da rivayet edilmiştir. Malik ve İshak da bununla ric'ati niyet etmek şartı ile böyle demişlerdir. Kufeli ilim adamları da el-Evzaı gibi demiş ve şunu eklemişlerdir: Şehvetle . ona dokunsa yahut şehvetle fercine baksa da ric'at yapmış olur. Şafii de: Ric'at, ancak söz ile olur, demiştir. Cinsel ilişki kurmanın caiz ya da haram olduğu, bu husustaki görüş ayrılıklarına dayanır. Şafii'nin delili şudur: Talak nikahı ortadan kaldırır. Bunun ilk olarak açıkça etkilediği husus ise cinsel ilişkinin helalolup olmamasıdır. Çünkü helal oluş, nikahta söz konusu olması caiz olan bir anlamdır. Müşriklerden birisinin Müslüman olması, daha sonra ise iddet içerisinde diğerinin Müslüman olması halinde olduğu gibi. Aynı şekilde oruç, ihram ve ay hali gibi hallerde söz konusu olamayacağı da bu türdendir. Ama daha sonra bu hususların ortadan kalkması ile dma' tekrar helal olur. Caiz olduğunu söyleyenler de nikahın zeval bulması halinde kadının ancak yenibir akit ile tekrar alınabileceğini, ric'l talak ile boşanmış bir kadın ile hul' yapmanın sahih olacağını ve (birinciden sonra) ikinci talakın da vuku bulacağını delil göstermişlerdir
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، أَنَّ أَبَا مَاعِزٍ الأَسْلَمِيَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سُفْيَانَ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، كَانَ جَالِسًا مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ فَجَاءَتْهُ امْرَأَةٌ تَسْتَفْتِيهِ فَقَالَتْ إِنِّي أَقْبَلْتُ أُرِيدُ أَنْ أَطُوفَ بِالْبَيْتِ حَتَّى إِذَا كُنْتُ بِبَابِ الْمَسْجِدِ هَرَقْتُ الدِّمَاءَ فَرَجَعْتُ حَتَّى ذَهَبَ ذَلِكَ عَنِّي ثُمَّ أَقْبَلْتُ حَتَّى إِذَا كُنْتُ عِنْدَ بَابِ الْمَسْجِدِ هَرَقْتُ الدِّمَاءَ فَرَجَعْتُ حَتَّى ذَهَبَ ذَلِكَ عَنِّي ثُمَّ أَقْبَلْتُ حَتَّى إِذَا كُنْتُ عِنْدَ بَابِ الْمَسْجِدِ هَرَقْتُ الدِّمَاءَ . فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ إِنَّمَا ذَلِكَ رَكْضَةٌ مِنَ الشَّيْطَانِ فَاغْتَسِلِي ثُمَّ اسْتَثْفِرِي بِثَوْبٍ ثُمَّ طُوفِي .
Abdullah b. Süfyan anlatıyor: Abdullah b. Ömer'le beraber oturuyordum, bir ara ona bir kadın gelerek bir fetva sordu: «Ben Beytullah'ı tavaf etmek istiyordum, tam kapıya kadar varınca kanama oldu. Döndüm, kesildi. Sonra tekrar Kabe'nin kapısına kadar geldim, yine kanama oldu. Tekrar döner dönmez kesildi. Bir sefer daha denedim. Mescidin kapısına kadar vardım yine kanama oldu, ne yapayım?» dedi. Abdullah b. Ömer ona şu cevabı verdi: «Bu şeytanın vesvesesindendir, sakın evhamlanma, ğuslet, bacaklarının arasına bir parça bez koy, sonra da tavafını yap.»
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي سَهْمٍ مَعَ تَمِيمٍ الدَّارِيِّ وَعَدِيِّ بْنِ بَدَّاءَ فَمَاتَ السَّهْمِيُّ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا مُسْلِمٌ فَلَمَّا قَدِمَا بِتَرِكَتِهِ فَقَدُوا جَامَ فِضَّةٍ مُخَوَّصًا بِالذَّهَبِ فَأَحْلَفَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ وُجِدَ الْجَامُ بِمَكَّةَ فَقَالُوا اشْتَرَيْنَاهُ مِنْ تَمِيمٍ وَعَدِيٍّ فَقَامَ رَجُلاَنِ مِنْ أَوْلِيَاءِ السَّهْمِيِّ فَحَلَفَا لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَإِنَّ الْجَامَ لِصَاحِبِهِمْ . قَالَ فَنَزَلَتْ فِيهِمْ { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ } الآيَةَ .
İbn Abbas (r.a)'dan, şöyle dediğrrivayet olunmuştur: Sehm.oğullarından (Büdeyl isimli müslüman) bir adam,. Temîm ed-Dârî ve Adiyy b. Beddâ ile (bir yolculuğa) çıkmıştı., (Yol'da) Sehm oğullarına mensub olan (bu müslüman) kimse, hiçbir müslümanın bulunmadığı bir yerde vefat etti. (Yol arkadaşları, onım) geriye kalan mallarını getirdikleri zaman (vefat eden zatın ailesi,sanun bıraktığı) altın süslerle kaplı gümüş bir kabı bulamadılar. Bunım üzerine Rasülullah (s.a.v.), (bu kabın kendi yanlarında olmadığına dair) vefat eden zatın yol arkadaşlarına yemin ettirdi, (Onlar da yemin ettiler. Bir süre) sonra; kab Mekke'de (bazı kimselerin elinde) bulundu. (Bunlar; biz) bu kabı Temîm ile Adiyy'den satın aldık, dediler. (Vefat eden) Sehm kabilesine mensup zatın yakınlarından iki adam ayağa kalkarak: (Müslüman olarak) bizimi şahitliğimiz Temîm ile Adiyy'in şahitliğinden daha doğrudur ve bu kab bizim (vçfat eden) arkadaşımızın-dır, diye yemin ettiler. (İbn Abbas sözlerine devam ederek) dedi ki: "Ey inananlar, birinize ölüm gelince vasiyyet sırasında içinizden iki adil kişi şahitlik etsin"[Mâide 106] âyet-i kerimesi onlar hakkında inmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَجُلٌ نَصْرَانِيًّا فَأَسْلَمَ وَقَرَأَ الْبَقَرَةَ وَآلَ عِمْرَانَ، فَكَانَ يَكْتُبُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَعَادَ نَصْرَانِيًّا فَكَانَ يَقُولُ مَا يَدْرِي مُحَمَّدٌ إِلاَّ مَا كَتَبْتُ لَهُ، فَأَمَاتَهُ اللَّهُ فَدَفَنُوهُ، فَأَصْبَحَ وَقَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ فَقَالُوا هَذَا فِعْلُ مُحَمَّدٍ وَأَصْحَابِهِ، لَمَّا هَرَبَ مِنْهُمْ نَبَشُوا عَنْ صَاحِبِنَا. فَأَلْقُوهُ فَحَفَرُوا لَهُ فَأَعْمَقُوا، فَأَصْبَحَ وَقَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ، فَقَالُوا هَذَا فِعْلُ مُحَمَّدٍ وَأَصْحَابِهِ نَبَشُوا عَنْ صَاحِبِنَا لَمَّا هَرَبَ مِنْهُمْ. فَأَلْقَوْهُ فَحَفَرُوا لَهُ، وَأَعْمَقُوا لَهُ فِي الأَرْضِ مَا اسْتَطَاعُوا، فَأَصْبَحَ قَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ، فَعَلِمُوا أَنَّهُ لَيْسَ مِنَ النَّاسِ فَأَلْقَوْهُ.
Enes r.a. dedi ki: "Hristiyan bir adam vardı. Müslüman oldu ve Bakara suresi ile Ali İmran suresini okudu (öğrendi)." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e de katiplik yapardı. Bir hristiyanın hasta ziyaretinde bulundu. Şöyle derdi: Muhammed, benim ona yazdıklarımdan başka bir şey bilmiyor. Daha sonra Allah onu öldürdü. Onu defnettiler. Sabah olduğunda yer onu dışarı atmıştı. (Yakınları): Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. Onlardan kaçınca (dinlerini terk edince) bizim arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu dışarıda bıraktılar deyip, ona daha derin bir mezar kazdılar. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Yine: Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. 0, onlardan kaçınca arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu kabrin dışına bıraktılar deyip, ona bir daha mezar kazdılar ve güçleri yettiği kadarıyla yeri derinleştirdiler. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Böylece bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onu bu haliyle bıraktılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babtaki 38. (3616.) hadis İbn Abbas'ın sıtmaya yakalanmış bedevi arabın kıssası ile alakah olan hadistir. Bedevi: 0, oldukça yaşlı birisi üzerine kaynayıp coşan bir hummadır, demişti. Bu hadise dair açıklamalar ileride Tıb bölümünde gelecektir. Bu hadisin bu başlık altında zikredilmesi şöyle açıklanır. Bunun bazı rivayet yoııarında Nübüwetin Alametleri bahsinde zikredilmesini gerektiren bir fazlalık bulunmaktadır. Bu haliyle Taberani ve başkaları, Abdurrahman'ın babası Şurahbil yoluyla rivayet etmişlerdir. ° da hadisi İbn Abbas'ın rivayetine benzer bir şekilde zikrettikten sonra sonunda şunları söylemektedir: "Bunun üzerine Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Madem bunu kabul etmiyorsun, durum dediğin gibi olsun, Allah'ın kazası (takdiri) de olacaktır. Ertesi günü akşama varmadan vefat etti." İşte bu fazlalık ile bu hadisin bu başlık altında yer almasının sebebi de açığa çıkmış olmaktadır