Sahîh-i Buhârî · 3731
Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ قَائِفٌ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَاهِدٌ، وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ مُضْطَجِعَانِ، فَقَالَ إِنَّ هَذِهِ الأَقْدَامَ بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ. قَالَ فَسُرَّ بِذَلِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَعْجَبَهُ، فَأَخْبَرَ بِهِ عَائِشَةَ.
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımda iken bir kaaif yanıma girdL O sırada Usame b. Zeyd ile (babası) Zeyd b. Harise de yatıyorlardı. Bu kaaif: Bu ayaklar birbirlerindendir, dedL" (Ravi) dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan dolayı sevindi ve hoşuna gittiğinden ötürü bu söylediklerini Aişe'ye de haber verdi" Diğer tahric: Müslim, rada (süt emme); Tirmizi, vela; Ebu Davud ile Nesaî Talak Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in azatlısı Zeyd b. Harise'nin menkıbeleri." Zeyd b. Harise, Kelb oğullarındandır. Cahiliye döneminqe esir alınmıştı. Hakım b. Hizam da onu halası Hatice için satın almıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Hatice r.a.a'dan onu kendisine hibe etmesini istedi. Muhammed b. İshak onun başından geçenleri es-Sıre adlı eserinde zikretmiş bulunmaktadır. Buna göre babası ve amcası Mekke'ye geldiler ve onu buldular. Onun fidyesini verip kurtarmak istediler. Nebi sallallahu aleyhi ve selle m de onu kalmakla gitmeyi seçmekte serbest bıraktı. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kalmayı tercih etti. Zeyd b. Harise, Mute gazvesinde şehit düştü. Usame b. Zeyd de Medine'de yahut da Vadi'l-Kura'da 54 yılında vefat etti. Daha erken vefat ettiği de söylenmiştir. Bir süre de Dımaşk'a bağlı el-Mizze kasabasında yerleşmiş bulunmaktadır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir askeri birlik gönderdL" Bu ise Nebi efendimizin vefatı ile sonuçlanan hastalığı sırasında hazırlanmasını emretmiş olduğu ve: "Usame ile birlikte gidecek olan orduyu yola koyunuz" talimatını verdiği ordudur. Ebu Bekir r.a. ondan sonra bu orduyu göndermiştir. İleride yüce Allah'ın izniyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı ile ilgili açıklamaların sonlarında buna dair geniş bilgi verilecektir. "Bundan önce de babasının kumandanlığına dil uzatmıştınız." Bu ifadesi ile Zeyd b. Harise'nin Mute gazvesindeki kumandanlığına işaret etmektedir. Aişe r.anha'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyd b. Harise'yi eğer bir ordu ile birlikte göndermişse mutlaka onu onlara kumandan tayin . etmiştir." Hadisten Çıkan Sonuçlar Hadisten anlaşıldığına göre, mevlanın (azatlı kölenin) emidiği, kumandanlığı, küçüklerin büyüklere amir tayin edilmesi, fazileti daha az olanın daha faziletliye amir olması caizdir. Çünkü Usame'nin kumandan olduğu ordu arasında Ebu Bekir ve Ömer de vardı. . Bundan sonra (Buhari), Aişe r.anha'nın kaaif (kıyafet bilgini) kıssası ile ilgili hadisini zikretmektedir ki, ileride Feraiz bölümünde yeteri kadar açıklaması gelecek ve burada sözü edilen kaaifin adı da orada zikredilecektir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ،، قَالَ كَانَ النَّاسُ يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ قَالَتْ عَائِشَةُ فَاجْتَمَعَ صَوَاحِبِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ، فَقُلْنَ يَا أُمَّ سَلَمَةَ، وَاللَّهِ إِنَّ النَّاسَ يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ، وَإِنَّا نُرِيدُ الْخَيْرَ كَمَا تُرِيدُهُ عَائِشَةُ، فَمُرِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْمُرَ النَّاسَ أَنْ يُهْدُوا إِلَيْهِ حَيْثُ مَا كَانَ أَوْ حَيْثُ مَا دَارَ، قَالَتْ فَذَكَرَتْ ذَلِكَ أُمُّ سَلَمَةَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ فَأَعْرَضَ عَنِّي، فَلَمَّا عَادَ إِلَىَّ ذَكَرْتُ لَهُ ذَاكَ فَأَعْرَضَ عَنِّي، فَلَمَّا كَانَ فِي الثَّالِثَةِ ذَكَرْتُ لَهُ فَقَالَ " يَا أُمَّ سَلَمَةَ لاَ تُؤْذِينِي فِي عَائِشَةَ، فَإِنَّهُ وَاللَّهِ مَا نَزَلَ عَلَىَّ الْوَحْىُ وَأَنَا فِي لِحَافِ امْرَأَةٍ مِنْكُنَّ غَيْرِهَا ".
Hişam, babasının şöyle dediğini nakletmektedir: "İnsanlar hediye vermek istedikleri zaman Aişe'nin gününü kollarlardı. Aişe dedi ki: Benim diğer arkadaşlarım, Ümmü Seleme'nin yanında bir araya gelerek: Ey Ümmü Seleme dediler. Allah'a yemin ederiz insanlar hediye vermek istedikleri zaman Aişe'nin gününü araştırıyorlar. Bizler de Aişe'nin istediği gibi hayır isteriz. Bu sebeple Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyle de insanlara nerede bulunuyorsa yahut kimin evine gitmişse ona hediyelerini orada vermelerini söylesin. (Aişe) dedi ki: Ümmü Seleme bu hususu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyledi. (Ümmü Selemel dedi ki: Ama benden yüz çevirdi. Tekrar yanıma geri gelince yine ona bu hususu hatırlattım. Yine benden yüz çevirdi. Üçüncü defa ona bunu hatırlatınca dedi ki: Ey Ümmü Seleme, Aişe hususunda beni rahatsız etme! Çünkü Allah'a yemin ederim ki aranızda onun dışında sizden herhangi bir kadın ile aynı yorganın altında iken üzerime vahiy inmemiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aişe r.anha'ın fazileti" es-Sıddik Ebu Bekir'in kızı es-Sıddika olup, annesi Üm mü ROmEm'dır. Daha önce nübuwetin alametleri bahsinde ondan sözedilmişti. İslam geldikten sonra ve hicretten sekiz yıl ya da ona yakın bir süre önce doğmuştur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellern vefat ettiğinde yaklaşık 18 yaşında idi. Nebi efendimizden pek çok şey bellemiş, ondan sonra da yaklaşık elli yıl daha yaşamıştır. Bu sebeple insanlar ondan çokça ilim öğrenmiş, ondan hükümlere, adaba dair pek çok şey nakletmişlerdir. Hatta şer'i hükümlerin dörtte birinin ondan nakledildiği söylenmiştir. Muaviye'nin halifeliği döneminde 58 yılında vefat etmiştir. Bundan sonraki yıl vefat ettiği de söylenmiştir. Doğru kabul edilen görüşe göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'den çocuğu olmamıştır. Ona kendisine künye vermesini isteyince, "Kız kardeşimin oğlunun adını künye olarak kullan" diye cevap vermesi üzerine Ümmü Abdullah künyesini almıştır. İbn Hibban Sahih'inde Aişe'den rivayet ettiğine göre Nebi ona bu künyeyi Abdullah b. ez-Zubeyr, Abdullah'ı tahnik etmek üzere getirdiğinde vermiş ve şöyle buyurmuştur: Bu Abdullah'tır, sen de Ümmü Abdullah'sın. Aişe dedi ki: O gün bugündür benim künye m bu olmuştur." "Aişe rahatsızlandı." Zayıf düştü demektir. "Senden önce gitmiş"; her şeyin önce olanına (farat) denilir. İbnu't-Tin der ki: Hadisten anlaşıldığına göre onun kesin olarak cennete gireceğini belirtmiş olmaktadır. O bu sözü de ancak Nebie dayanarak söylemiş olabilir. Kendisinin naklettiği hadis olan sekizinci (3775. hadis) hadiste belirtildiğine göre insanlar hediye vermek istedikleri vakit Aişe'nin gününü araştırırlardı. Bu hadiste belirtildiğine göre "Allah'a yemin ederim aranızda -onun dışında- sizden bir kadın ile aynı yorganın altında iken üzerime vahiy inmemiştir" buyruğu ile ilgili yeterli açıklamalar daha önceden Hibe bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Bu hadis, Aişe'nin Hatice'den faziletli olduğuna delil gösterilmiştir. Ancak şu iki sebep dolayısıyla böyle bir sonuca varmak gerekmemektedir: Birinci sebep onun Hatice'yi bu kapsarnın içerisine sokmak istememiş olma ihtimalidir. Çünkü "aranızdan" ifadesi ile kastedilen muhatap olan kimsedir. Bu da Ümmü Selerne ve onu gönderenler yahut da o sırada mevcut olan diğer hanımlardır. İkinci sebeb e gelince, onun da kapsama gird@ var sayılsa bile özel bazı faziletlerin sabit olması mutlak olarak faziletin sabit olmasını gerektirmez. Nitekim "aranızda Kur'an'ı en iyi okuyanınız Ubey, feraiz ilmini en iyi bileniniz Zeyd'dir" hadisi ve benzerlerinde olduğu gibi. Aişe'nin bu özelliğinin hikmeti ile ilgili olarak sorulan soruya da babasının durumu ve konumu d91ayısıyla diye cevap verilmiştir. Çünkü babası çoğu hallerinde Nebi sallalliihu aleyhi ve sellernIden ayrılmamıştı. Onun bu özelliği kızına da sirayet etmiştir. Bununla beraber Nebi sallalliihu aleyhi ve sellern onu çok fazla da seviyordu. İleride yüce Allah'ın izniyle Hatice'nin tercümesi (biyografisi) verilirken buna dair geniş açıklamalar da gelecektir. es-Subki el-Kebir der ki: Bizim Allah için dinimizde kabul ettiğimiz husus şu ki: Fatıma daha faziletlidir, ondan sonra Hatice, ondan sonra Aişe gelir. Bu husustaki görüş ayrılığı ünlüdür. Fakat hakka tabi olmak daha doğru bir şeydir. İbn Teymiye der ki: Hatice ile Aişe arasındaki fazilet yönleri birbirine yakındır. O sanki bir hüküm belirtmemek görüşünü tercih etmiş gibidir. İbnu'I-Kayyim der ki: Eğer faziletten kas ıt Allah nezdinde sevabın çokluğu ise bu bilinemeyecek bir husustur. Çünkü kalplerin amelleri, azaların amellerinden daha üstündür. Eğer ilim çokluğu kastedilirse kesinlikle Aişe daha üstündür. Şayet aslın şerefi kastedilirse kaçınılmaz olarak Fatıma üstündür. Bu kızkardeşleri dışında kimsenin onunla ortak olmadığı bir fazilettir. Eğer seyyidlik (efendilik) şerefi kastedilirse bu hususta nas sadece Fatımaıyı sözkonusu etmiştir. Derim ki: Fatıma'nın diğer kzkardeşlerinden farkı şudur: Diğerleri önceden geçtiği üzere Nebi s.a.v. hayatta iken vefat etmişlerdir. Aişe'nin özelolarak sahip olduğu üstün ilme gelince, şüphesiz Hatice'nin de buna karşılık olabilecek özellikleri vardır. Çünkü Hatice İslam davetini ilk kabul eden ve ona davet eden, canıyla, malıyla ve büsbütün kendisini vermek suretiyle bu davanın sağlamlaşmasına yardım eden birisidir. Dolayısıyla onun kendisinden sonra Jelenlerin ecri gibi bir ecri de vardır. Bunun miktarını ise yüce Allah'tan başkası takdir edemez. Fatıma'nın en faziletli oluşu hususunda icma'ın gerçekleştiği ama Aişe ile Hatice arasında (hangisinin daha faziletli olduğu hususunda) görüş aynlığının devam ettiği de söylenmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَسُولُ إِحْدَى بَنَاتِهِ يَدْعُوهُ إِلَى ابْنِهَا فِي الْمَوْتِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ فَأَخْبِرْهَا أَنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِأَجَلٍ مُسَمًّى، فَمُرْهَا فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ". فَأَعَادَتِ الرَّسُولَ أَنَّهَا أَقْسَمَتْ لَتَأْتِيَنَّهَا، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَامَ مَعَهُ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَدُفِعَ الصَّبِيُّ إِلَيْهِ وَنَفْسُهُ تَقَعْقَعُ كَأَنَّهَا فِي شَنٍّ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " هَذِهِ رَحْمَةٌ جَعَلَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ عِبَادِهِ، وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Usame b. Zeyd r.a. şöyle anlatmıştır: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunuyorduk. Birden kızlarından birisinin gönderdiği haberci geldi. Kendisini ölmek üzere olan çocuğuna gelmesi için çağırıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelen kişiye "Dön ve ona Allah'ın almak ve vermek istediği her şey kendisine aittir. Her şeyin onun nezdinde tayin edilmiş bir ömrü olduğunu haber ver ve ona söyle sabretsin ve bu sabrın ecrini ve sevabınI Allah'tan beklesin" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı haberciyi tekrar gönderdi "Kızınız kendisine gelmeniz için yemin etti" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sa'd b. Ubade, Muaz b. Cebelolduğu halde kalkıp gitti. Hasta çocuk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kucağına verildi. çocuğun nefesi hınltılı bir şekilde gidip gelmekte idi. çocuğun nefesi, sanki eski bir kırbaya dökülen su sesi gibi çıkıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri yaşlarla doldu. Sa'd b. Ubade (bu yaşları görünce) "Ya Resulallah' Bu (yaş ve ağlama) nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu (gözyaşı) Allah'ın kullarının kalplerine koyduğu bir rahmettir. Allah ancak kullarından merhametli ve şefkatli olanlara merhamet eyler" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda Cerır'in rivayet ettiği "Allah, insanlara merhamet etmeyene merhamet etmez" hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması, Edeb Bölümünde geçmişti. Buhari bir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızının çocuğunun vefatı olayı ile ilgili olan Üsame b. Zeyd hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: İmam Buharl'nin hadise bu bölümde yer vermesi, rahmeti ortaya koymak içindir. Rahmet Yüce Allah'ın zatının sıfatlarından biridir. Rahman öyle bir vasıftır ki Yüce Allah bununla kendi nefsini nitelemiştir. Rahman, rahmet manasını içermektedir. Tıpkı onun alim olarak nitelenmesi ilim manasını içerdiği gibi. Buna başka örnekler vermek de mümkündür. İbnü't-Tın şöyle der: "er-Rahman" ve "er-Rahim", "er-Rahme" kelimesinden türemiştir
حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، وَحَدَّثَنِي نُعَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ إِلَى بَنِي جَذِيمَةَ، فَدَعَاهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ فَلَمْ يُحْسِنُوا أَنْ يَقُولُوا أَسْلَمْنَا. فَجَعَلُوا يَقُولُونَ صَبَأْنَا، صَبَأْنَا. فَجَعَلَ خَالِدٌ يَقْتُلُ مِنْهُمْ وَيَأْسِرُ، وَدَفَعَ إِلَى كُلِّ رَجُلٍ مِنَّا أَسِيرَهُ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمٌ أَمَرَ خَالِدٌ أَنْ يَقْتُلَ كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا أَسِيرَهُ فَقُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَقْتُلُ أَسِيرِي، وَلاَ يَقْتُلُ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِي أَسِيرَهُ، حَتَّى قَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْنَاهُ، فَرَفَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فَقَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ خَالِدٌ ". مَرَّتَيْنِ.
Salim, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Halid b. Velid'i Cezime oğullarına gönderdi. Onları İslama davet etti. Fakat onlar: Eslemna: Teslim olduklMüslüman olduk, demeyi güzel bir şekilde beceremediler. Bu sebeple: Saba'na (dinimizi terk ettik) demeye koyuldular. Halid b. elVelid de onlardan kimisini öldürmeye, kimisini esir almaya koyuldu. Bizden her birisine de esirini teslim etti. Nihayet bir gün Halid bizden her bir adamın esirini öldürmesini emretti. Ben: Allah'a yemin ederim kendi esirimi öldürmeyeceğim. Arkadaşlarımdan hiçbir kimse de kendi esirini öldürmeyecek, dedim. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardık. Olanı ona anlattık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırarak iki defa: Allahlım, ben Halid'in yaptıklarından uzak olduğumu sana arzediyorum, diye buyurdu." Bu Hadis 7189 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Halid b. Velid'i Cezime oğullarına göndermesi" Onlara göndermesi Mekke fethinden sonra ve Huneyn'e çıkmadan önce şewal ayında gerçekleşmiştir. Bütün megazi bilginlerine göre bu böyledir. Cezime oğulları Yelemlem cihetinden Mekke'nin alt tarafında bulunuyorlardı. İbn Sa'd dedi ki: Nebi (s.a.v.) onlara Halid b. Velid'i muhacir ve ensardan oluşan üçyüzelli kişi ile birlikte savaşmak için değil, İslama davet etmek üzere göndermişti. "Onlar eslemna demeyi güzel bir şekilde beceremediklerinden saba'na saba'na demeye başladılar." Bu, hadisi bize rivayet eden İbn Ömer yolu ile gelen rivayettir. Bu da onun gerçek anlamda İslamı kastettiklerini anlamış olduğunu göstermektedir. Onun bu anlamasını destekleyen hususlardan birisi de Kureyş'in İslama giren herkes hakkında: Sabae: Dininden döndü, demesi de vardır. Nihayet bu söz oldukça yaygınlık kazanmış ve bunu (hakkında kullandıkları kimseyi) yermek makamında kullanmaya koyuldular. "Allah'ım, Halid'in yaptıklarından uzak olduğumu sana arzederim." el-Hattabi der ki: Nebi (s.a.v.) onların: Saba'na sözleri ile neyi kastettiklerini bilmeden önce onlar hakkında işi sağlam tutmayı terk ederek aceleci davranmasını reddetmiş olmaktadır. "İki defa" İbn Asakir, Abdurrezzak'tan: "Ya da üç defa" fazlalığını zikretmiş bulunmaktadır. Bunu da el-İsmaili rivayet etmiştir, diğerlerinin rivayetlerinde ise "üç defa" şeklindedir. el-Bakır naklettiği rivayetinde: "Daha sonra Resulullah s.a.v. Ali'yi çağırdı ve: Sen bunların yanına çık git ve cahiliye dönemi işlerini ayaklarının altına al dedi. Ali de beraberinde mal bulunduğu halde çıkıp onların yanına gitti. Aralarından diyetini ödemedik hiçbir kimse bırakmadı" fazlahğını da kaydetmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا وَلَدَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ قَالَتْ لِي يَا أَنَسُ انْظُرْ هَذَا الْغُلاَمَ فَلاَ يُصِيبَنَّ شَيْئًا حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُحَنِّكُهُ. فَغَدَوْتُ بِهِ، فَإِذَا هُوَ فِي حَائِطٍ وَعَلَيْهِ خَمِيصَةٌ حُرَيْثِيَّةٌ، وَهْوَ يَسِمُ الظَّهْرَ الَّذِي قَدِمَ عَلَيْهِ فِي الْفَتْحِ.
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym doğum yapınca bana: Ey Enes, bu çocuğa dikkat et. Onu sabah Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damağına tatlı bir şey çalmak (tahnik etmek) için götürünceye kadar, sakın ağzına bir şey girmesin, dedi. Sabah çocuğu alıp yanına götürdüm. O bir bahçede idi ve üzerinde Hureysı bir hamisa vardı. O sırada da fetih (zafer) dolayısıyla kendisine ganimet olarak gelmiş bulunan yük develerini damgalıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Siyah hamisa." el-Esmaı dedi ki: Hamisa denilen elbiseler, üzerlerinde alamet bulunan kalın ipek yahut yün elbiselere denilir. Renkleri siyah olup herkesin giydiği elbiselerden idi. "Halid'in kızı Ümmü Halid." Bu, Halid b. ez-Zubeyr b. el-Awam adındaki oğlu ile künyelenmiş bir cari ye idi. ez-Zubeyr onunla evlenmiş ve Halid b. ezZubeyr ile Amr b. ez-Zubeyr adındaki çocukları ondan olmuştu. İbn SaId'ın naklettiğine göre o Habeşistan'da doğmuş ve Hayber'den sonra aklı eren bir çağda iken babası ile birlikte Medine'ye gelmişti. "Ümmü Halid taşınarak getirildi." O sırada yaşının küçüklüğüne bir işaret vardır. Fakat yine de o esnada mümeyyiz (aklı eren) bir halde bulunmasına engel değildir. "Eskit ve parala, diye buyurdu." Araplar bu ibareyi muhataplarına söyleyerek uzun bir ömür yaşaması için dua etmek amacıyla kullanırlar. Yani bu elbise eskiyip paralanıncaya kadar hayatı uzasın, gitsin. Bu açıklamayı Ebu Davud'un sahih bir sened ile Ebu Nadra'dan diye naklettiği rivayet pekiştirmektedir. Ebu Nadra dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in ashabından birisi yeni bir elbise giyindi mi ona: Elbisen eskiyip paralansın, Allah da hna onun yerine başkasını versin, derlerdi." "Allah Rasulü: Ey Ümmü Halid -Habeşçe- bu senadır, senadır, buyurdu." Sena Habeşçe'de güzel demektir
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، كُنْتُ إِلَى جَنْبِ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، فَقِيلَ لَهُ كَمْ غَزَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةٍ قَالَ تِسْعَ عَشْرَةَ. قِيلَ كَمْ غَزَوْتَ أَنْتَ مَعَهُ قَالَ سَبْعَ عَشْرَةَ. قُلْتُ فَأَيُّهُمْ كَانَتْ أَوَّلَ قَالَ الْعُسَيْرَةُ أَوِ الْعُشَيْرُ. فَذَكَرْتُ لِقَتَادَةَ فَقَالَ الْعُشَيْرُ.
Ebu İshak'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Zeyd b. Erkam'ın yanında idim. Ona, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç gazvede bulundu, diye soruldu. O, ondokuz diye cevap verdi. Soruyu soran, sen onunla beraber kaç gazvede bulundun, diye sordu. On yedi diye cevap verdi. Ben, bunların hangisi ilk gazve idi, diye sordum. O da el-Uşeyr yahut el-Uşeyra, dedi." Ravi Şu'be dedi ki: Ben bunu Katade'ye nakledince, o el-Uşeyre diye cevap verdi. Bu Hadis 4404 ve 4471 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizi Cihad; Müslim, Cihâd Fethu'l-Bari Açıklaması: "Megazi Bölümü, el-Uşeyre Gazvesi" el-Uşeyre denilen yer Yenbu'da hacıların konakladığı yere yakındır. Onunla şehir arasında Sadece yol vardır. 150 kişi ile birlikte bu gazveye çıkmıştır. 200 kişi ile beraber çıktığı da söylenmiştir. Medine'ye Ebu Seleme b. Abdu'l-Esed'i vekil bırakmıştır. Burada Megazi'den maksat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bizzat kafirler üzerine gittiği yahut da kendisinin ordu gönderdiği gazalardır. Bununla kastettikleri ise kafirlerin beldelerine yahut da konaklamış bulundukları yerlere gaza tertiplemekten daha geneldir. Öyle ki, Uhud ve Hendek gibi gazveler de bunun kapsamına dahildir. "İbn İshak dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk gazvesi Ebva, sonra Buvat, sonra el-Uşeyre'dir." (İbn İshak) der ki: Bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk gazvesidir. Medine'den Safer ayında Medine'ye geldikten 12. ayın başında Kureyşlilerin üzerine gitmek amacıyla yola çıktı. Kinanelilerden Oamra b. Bekr b. Abdi Menat oğulları ile barış antlaşması yaptı. Onunla başkanları olan Mucdi b. Amr ed-Oamrı barış yaptı ve savaşmaksızın geri döndü. İbn Hişam der ki: Medine'ye de Sad b. Ubade'yi ve kil bırakmıştı. (İbn Hişam'ın) Sıret'inde kaydedilen ile Buhari'nin İbn İshak'tan diye naklettikleri arasında bir tutarsızlık yoktur .. Çünkü el-Ebva ile Veddan birbirine yakın iki yerdir. Aralarında 6 ya da 8 millik mesafe vardır. "19 gazve" Evet, Zeyd b. Erkam böyle demiştir .. Fakat onun maksadı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in savaşsın ya da savaşmasın bizatihi çıktığı gazalardır. Ama Ebu Ya'la, Ebu'z-Zubeyr yoluyla Cabir'den rivayet ettiğine göre gazvelerin sayısı 21 tanedir. Buna dair senedi sahihtir ve bunun asıl rivayeti de Müslim'de bulunmaktadır. Buna göre Zeyd b. Erkam iki gazveyi hatırlayamamıştır. Muhtemelen bunlar da Ebva ile Buvat'tır. Belki de yaşının küçüklüğü sebebiyle bunların farkında olmamıştır
وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَتْ هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ أُخْتُ خَدِيجَةَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَعَرَفَ اسْتِئْذَانَ خَدِيجَةَ فَارْتَاعَ لِذَلِكَ، فَقَالَ " اللَّهُمَّ هَالَةَ ". قَالَتْ فَغِرْتُ فَقُلْتُ مَا تَذْكُرُ مِنْ عَجُوزٍ مِنْ عَجَائِزِ قُرَيْشٍ، حَمْرَاءِ الشِّدْقَيْنِ، هَلَكَتْ فِي الدَّهْرِ، قَدْ، أَبْدَلَكَ اللَّهُ خَيْرًا مِنْهَا
Aişe r.anha dedi ki: "-Hatice'nin kızkardeşi- Huveylid kızı Hale Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. Bu ona Hatice'nin izin isteyişi gibi geldi. Bu sebeple adeta dehşete kapıldı. Allah'ım, Hale bu, dedi. (Aişe) dedi ki: Ben de kıskandım ve dedim ki: Geçmiş zamanda ölüp gitmiş, ağzının etrafı kırmızı, Kureyş'in koca karılarından bir kocakarının nesini hatırlıyorsun ki? Üstelik Allah sana onun yerine ondan hayırlısını vermiş bulunuyor." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hatice" Nebi efendimizin ilk olarak evlendiği kadındır. Huveylid'in kızı olup, Huveylid'in babası, Esed b. Abdu'l-Uzza b. Kusay'dır. Nesebi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Kusay'da bir araya gelmektedir. Neseb itibariyle hanımları arasında kendisine en yakın olanı odur. Ümmü Habibe dışında ondan başka Kusay'ın soyundan gelen bir kadınla da evlenmemiştir. Hatice ile cumhurun görüşüne göre 25 yaşında iken evlenmiştir. Hatice'yi onunla babası Huveylid evlendirmiştir. Nebiden önce Ebu Hale b. enNebbaş b. ez-Zürare et-Temimı ile evliydi. Bu da Abdu'd-Oarr oğulları ile antlaşmalı idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hatice ile evlenmeden önce onun malı ile Şam'a ticari ortak olarak yolculuk yapmıştı. Hatice'nin kölesi Meysere Nebide gördüğü haller dolayısıyla Hatice onunla evlenmeyi arzuladı. ez-Zubeyr der ki: Hatice cahiliye döneminde et-Tahire diye çağırılırdı. Sahih kabul edilen görüşe göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nübuvvet verildikten on yıl sonra Ramazan ayında vefat etmiştir. Böylece -sahih görüşe göre- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte onbeş yıl kalmış olmaktadır. Bundan önce Vahyin başlangıcı bölümündeki başlıklarda Nebi sallallah u aleyhi ve sellem'i ilk olarak tasdik ettiğine ve onun bu işte sebat gösterdiğine dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır ki, bu da onun yakıninin ne kadar güçlü olduğunu, oldukça akıllı ve sağlam kararlı olduğunu göstermektedir. Şüphesiz o, -tercih edilen görüşe göre- hanımlarının en faziletlisi idi. Daha önce Nebiler ile ilgili hadisler bölümünde Meryem sözkonusu edilmiş ve buna dair bazı açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. 3815- "Onun kadınlarının en hayırlısı Meryem'dir, onun kadınlarının en hayırlısı Hatice'dir." Benim daha kuwetli gördüğüm görüşe göre "onun kadınlarının en hayırlısı" ifadesi mukaddem bir haber olup, zamir de Meryem'e aittir. Şöyle buyurmuş gibidir: Meryem onun yani ona çağdaş olan kadınların en hayırlısıdır. Hatice hakkında da aynı şey sözkonusudur. Diğer taraftan şarihlerin pek çoğu da kastedilenin çağdaşı olan kadınlar olduğunu da söylemişlerdir. Nesaı'nin sahih bir sened ile rivayet ettiği, Hakim'in de zikrettiği İbn Abbas yoluyla gelen merfu hadiste şöyle denilmektedir: "Cennet ehli kadınlarının en faziletiileri Hatice, Fatıma, Meryem ve Asiyeldir." Bu, tevil edilme ihtimali bulunmayan apaçık bir nastır. 3816- " ... Nebi s.a.v.'in hanımlarından kimseyi (bu kadar) kıskanmadım." Hadiste (kumalar arası) kıskançlığın olduğu kabul edilmektedir. Bunun reddedilebilecek bir şeyolmadığı, ayrıca daha alt mertebede olanlar bir yana üstün fazilete sahip kadınlar arasında bile görülebileceği tespit edilmektedir. Aynı şekilde Aişe radıyAllahu anha Nebi sallAllahu aıeyhi ve sellem'in diğer hanımlarını da kıskanırdl. Fakat Hatice'yi daha çok kıskanırdl. Bunun sebebini de açıklamış ve Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in onu çok anmasının buna sebep olduğunu belirtmiştir. 3818- "O şöyle idi, böyle idi." Yani o faziletli bir kadın idi, akıllı idi ve buna benzer. "Hem benim ondan çocuklarım oldu." İbrahim dışında Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in bütün çocukları Hatice'dendir. İbrahim cariyesi Mariye'den doğmuştu. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in Hatice'den doğduğu ittifakla kabul edilmiş çocukları şunlardır: Kendisi ile künyelendiği el-Kasım -Nebiliğin verilmesinden önce ya da sonra küçük yaşta ölmüştür.- dört kızı olan Zeyneb, sonra Rukayye, sonra Ümmü Gülsum, sonra da Fatıma. Denildiğine göre Ümmü Gülsum, Fatıma'dan daha küçük idi. Abdullah ise Nebiliğin verilmesinden sonra doğmuştur. İttifakla kabul edildiğine göre erkekler küçük yaşta vefat etmiştir. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in dünya da iken Hatice'ye verdiği mükafatlardan birisi de o hayatta olduğu sürece başkasıyla evlenmemiş olmasıdır. Müslim'in, ez-Zühri'den, onun Urve'den, onun Aişe'den diye rivayet ettiğine göre Aişe şöyle demiştir: "Nebi s.a.v. Hatice ölünceye kadar başkasıyla evlenmemiştir." Bu, haberlere dair ilim sahibi olan kimseler arasında görüş ayrılığı bulunmayan hususlardan birisidir. Hadiste Hatice'nin Nebi nezdindeki değerinin büyüklüğüne,faziletinin oldukça fazla olduğuna delil vardır. Çünkü o kendisinden başka bir hanım ile evlenmesine ihtiyaç bırakmamıştır. Onunla birlikte kalmak hususunda, başkalarının ortaklaşa sahip oldukları sürenin iki katı kadar bir süre boyunca o tek başına onunla birlikte kalmıştır. Çünkü Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem Hatice ile evlendikten sonra 38 yıl yaşamıştır. Hatice bu 38 yılın 25 yılında tek başına Nebi ile birlikte yaşamıştır. Bu ise yaklaşık toplam sürenin üçte ikisi eder. Sürenin uzunluğuna rağmen, onun kalbine kıskançlığın girmesine sebep teşkil edecek bir tutumdan, muhtemelen kendisini dahi rahatsız edebilecek kumaların tartışmalarından onu uzak tutmuştur. İşte bu, ondan başka kimsenin onunla paylaşmadığı bir faziletidir. Hatice'nin sahip olduğu özelliklerden birisi de bu ümmetin hanımları arasında herkesten önce iman etmiş olmasıdır. Böylelikle o kendisinden sonra iman eden bütün hanımlara bu yolu açmış oldu. Bu sebeple onların ecirlerinin bir misli de ona verilecektir. Çünkü "kim güzel bir yol açarsa ... " hadisinde sabit olan budur. Bu özellikte erkekler arasında Ebu Bekir es-Sıddık onunla ortaktır. Bu sebeple onların aldıkları sevabın ne kadar olduğunu yüce Allah'tan başkası bilemez. Nevevı der ki: Bu hadislerde güzel geçinmeye, sevginin hakkını korumaya, ölmüş ya da hayatta bulunan arkadaş ın ve birlikte yaşanılan kimsenin hatırasına saygı göstermek gerektiği, o arkadaş ın tanıdıklarına ikramda bulunmanın gereği de dile getirilmektedir. 3819- "İçi oyulmuş inciden" İbnu't-Tın der ki: Bundan maksat pek büyük bir köşk (saray) gibi oldukça geniş, içi oyulmuş bir incidir. es-Süheyll der ki: Beyt (köşk)in sözkonusu edilmesinin ince bir anlamı vardır. Çünkü o Nebilikten önce bir ev hanımı idi. Daha sonra İslam gelince de tek başına bir ev hanımı oldu. Nebi sallallfıhu aıeyhi ve sellem'in Nebi olarak gönderildiği ilk günden itibaren yeryüzünde onun evi dışında İslam evi yoktu. Bu ise yine ondan başka kimsenin kendisiyle paylaşmadığı bir fazilettir. (es-Süheyll devamla) der ki: Yapılan bir fiilin karşılığı ondan daha üstün olsa bile çoğunlukla aynı lafızIa sözkonusu edilir. Bundan dolayı hadiste köşk, saray lafzı değil de beyt (ev) lafzı kullanılmıştır. es-Süheyll'nin ifadeleri burada sona ermektedir. "Beyt" lafzının zikredilmesinin bir başka anlamı daha vardır. Çünkü Nebi sallallfıhu aıeyhi ve sellem'in Ehl-i Beyti'nin vardığı yer odur. Nitekim yüce Allah'ın: "Ey Ehl-i Bey tt Allah sizden ancak kir i giderip, tam anlamıyla sizi temizlemek ister."[Ahzab,33] buyruğunun tefsiri ile ilgili olarak sabit olduğuna göre Ümmü Seleme şöyle demiştir: "Bu ayet nazil olunca Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem Fatıma'yı, Ali'yi, el-Hasan'ı ve el-Hüseyn'i çağırdı. Onların üzerini bir elbise ile örterek: Allah'ım, bunlar benim Ehl-i Beytimdir, demiştir." Bu hadisi Tirmizi ve başkaları rivayet etmiştir. Bütün bu Ehl-i Beyt'in vardığı yer ise Hatice r.a.a'dır. Çünkü el-Hasan ile el-Hüseyn Fatıma'dandır. Fatıma da onun kızıdır. Ali de Hatice'nin evinde küçük yaştan beri büyümüş, onun vefatından sonra da kızıyla evlenmiştir. Böylelikle Beyt-i Nebevi'nin ehlinin başkasına değil, yalnız Hatice'ye rad olduğu da ortaya çıkmış olmaktadır. "Gürültünün, patırtının, yorgunluğu n argınlığın olmadığ!." Buradaki "es-sahab (gürültü patırtı)" yüksek sesle bağırmak, yüksek sesle tartışmak demektir. "en-Nasab" de yorgunluk argınlık demektir. 3820- "Ona Rabbinden ve benden selam söyle." Nesaı'de Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: Şüphesiz Allah Hatice'ye selam söylüyor." Yani ona bunu bildir. "Bunun üzerine Hatice: Şüphesiz Allah es-Selamdır. Cibril'e de selam olsun, sana da ey Allah'ın Reso.lü. Allah'ın rahmeti ve bereketleri de." İlim adamları der ki: Bu olayda Hatice'nin oldukça fakih (ince anlayışlı) oluşuna delil vardır. Çünkü o teşehhüdde bazı sahabilerin dedikleri "es-selam u alallah" şeklinde karşılık vermemiştir. Nebi sallallahu aleyhi ve selle m de onların böyle demelerini yasaklamış ve: "Şüphesiz Allah es-Selam'ın kendisidir. Bunun yerine et-tahiyyatu lillahi deyiniz" diye buyurmuştur. Hatice anlayışının doğruluğu sebebiyle yaratılmışların selamının alındığı gibi, yüce Allah'a da öylece karşılık verilmeyeceğini kavrayıvermişti. Çünkü "es-Selam" Allah'ın isimlerinden birisidir. Aynı zamanda bu, esenlik için bir dua mahiyetindedir. Her iki anlamı ile de Allah'a karşılık verilmesi uygun değildir. Sanki şöyle cevap vermiş gibidir: es-Selam onun adı iken esenlik (selamet) ondan istenir ve ondan husule geliyor iken nasıl "aleyhisselam" diyebilirim ki! Bu hadisten anlaşıldığına göre şanı yüce Allah'a ancak övgülerde bulunmak yakışır. Bundan dolayı o "es-selam u aleyhi" diyecek yerde yüce Allah'a senada bulunmuştur. Daha sonra Allah'a yakışan ile başkasına yakışan ifadeleri birbirinden ayırt etmiş ve farklı tabirler kullanarak: "Cibril'e de selam olsun" dedikten sonra "sana da selam olsun" demiştir. Bundan anlaşıldığına göre selam gönderenin de, selam getirenin de selamı alınarak karşılık verilir. 3821- "Hatice'nin izin istemesini hatırlad!." Hale'nin sesinin kızkardeşinin sesine benzemesi dolayısıyla izin isteyişinin niteliklerini hatırladı, bu yolla da Hatice'yi hatırlamış oldu. Hadisten anlaşıldığına göre bir şeyi seven bir kimse onun sevdiklerini de, ona benzeyenleri de, onunla ilgili olanları da sever. "Ağzının etrafı kırmızı" ilk anda hatıra gelen ağzın iç tarafıdır. O bu sözleri ile dişlerinin dökülmüş olduğunu ve ağzının içinde diş eti ve diğer kırmızı etlerin dışında bir şey kalmamış olduğunu kinayeli olarak anlatmış olmaktadır. Nevevı ve başkaları bunu ifade etmişlerdir. "Allah sana onun yerine ondan hayırlısını vermiş bulunuyor." Vakıa şu ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu sözlerine karşılık vermiştir. Ebu Nedh'in Aişe'den yoluyla gelen, Ahmed ve Taberani'de yer alan bu olayı anlatan rivayette şöyle denilmektedir: "Aişe dedi ki: Ben, Allah sana yaşlı birisinin yerine yaşı küçük birisini vermiş bulunuyor dedim. O buna kızınca ben de seni hak ile gönderene yemin ederim ki bundan sonra ondan ancak hayır ile sözedeceğim, dedim