Sahîh-i Buhârî · 3985
Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْغَسِيلِ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، وَالْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ " إِذَا أَكْثَبُوكُمْ ـ يَعْنِي كَثَرُوكُمْ ـ فَارْمُوهُمْ، وَاسْتَبْقُوا نَبْلَكُمْ ".
Ebu Esid r.a. dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize, size çokça yaklaştıkları vakit -yani yanınıza çok yakın geldiklerinde- onlara atınız ve oklarınızı rastgele atarak bitirmeyiniz, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onlara atınız ve oklarınızı rastgele atarak bitirmeyiniz." ed-Davudı dedi ki: "Onlara atınız" buyruğu, onlara taş atınız demektir .. Çünkü bir topluluğa taş atıldığı takdirde hemen hemen hiçbir taş boşa gitmez. Allah Resulünün: "Oklarınızı rastgele kullanıp, bitirmeyiniz" buyruğu da şu demektir: Yani karşılıklı çatışma oluncaya kadar ok atmayınız. ed-Davudı böyle derken başkası da: Yani onlara oklarınızın bir kısmını atınız. Hepsini kullanmayınız, demiştir. Bana görede kuwetli olan görüşAllah Resulünün: "OklarınlZı rastgele atarak bitirmeyiniz" sözünün anlamı "onlara atınız" buyruğu ile alakah değildir. Bu ifade sanki emirden maksadının ne olduğunu açıklıyor gibidir. Yani size yaklaşıncaya kadar ok atma işini geciktiriniz. Bu da şu demektir: Onlar uzak oldukları takdirde atılan oklar çoğunlukla onlara isabet etmeyecektir. Yani sizler çoğunlukla isabet etme ihtimali olmayan hallerde boşuna oklarınızı israf etmeyiniz .. Fakat oklarınızın onlara isabet etmesi ihtimalinin yüksek olduğu hallerde onlara ok atınız
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ فِيكُمْ قَوْمٌ تَحْقِرُونَ صَلاَتَكُمْ مَعَ صَلاَتِهِمْ وَصِيَامَكُمْ مَعَ صِيَامِهِمْ وَأَعْمَالَكُمْ مَعَ أَعْمَالِهِمْ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَلاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ تَنْظُرُ فِي النَّصْلِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَنْظُرُ فِي الْقِدْحِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَنْظُرُ فِي الرِّيشِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَتَمَارَى فِي الْفُوقِ " .
Ebu Saîd'den: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: «Aranızdan öyle bir grup çıkacak ki onların namazları yanında siz kendi kıldığınız namazları, onların oruçları yanında kendi oruçlarınızı, amelleri yanında da kendi amellerinizi azımsayacaksınız. Onlar Kur'an okuyacaklar fakat kalpten okumadıkları için boğazlarından aşağı geçmeyecek; okun yaydan çıktığı gibi onlar da dinden çıkacaklar. Ok demirine bakarsın, kan izigöre-mezsin, okun gövdesine bakarsın bir şey göremezsin. Okun yelesine (tüyüne) bakarsın, orada da bir iz bulamazsın. Böylece okun gezine (ucuna) kan bulaşıp bulaşmadığında şüphe edersin. Diğer tahric: Buhari, Fedailu'l-Kur'an; Müslim, Zekat
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ ذِي الْخُوَيْصِرَةِ التَّمِيمِيُّ فَقَالَ اعْدِلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " وَيْلَكَ مَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَعْدِلْ ". قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَهُ. قَالَ " دَعْهُ فَإِنَّ لَهُ أَصْحَابًا يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِ، وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يُنْظَرُ فِي قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، يُنْظَرُ فِي نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ فِي رِصَافِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ فِي نَضِيِّهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، قَدْ سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ، آيَتُهُمْ رَجُلٌ إِحْدَى يَدَيْهِ ـ أَوْ قَالَ ثَدْيَيْهِ ـ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ ـ أَوْ قَالَ مِثْلُ الْبَضْعَةِ ـ تَدَرْدَرُ، يَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَشْهَدُ سَمِعْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَشْهَدُ أَنَّ عَلِيًّا قَتَلَهُمْ وَأَنَا مَعَهُ، جِيءَ بِالرَّجُلِ عَلَى النَّعْتِ الَّذِي نَعَتَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ فَنَزَلَتْ فِيهِ {وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ}.
Ebu Said şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken Abdullah b. zi'l-Huveysıra et-Temımı geldi ve "Adil ol Ya Resulallah!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona "Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam kim adil olur?" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer "Müsaade et şunun boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Onu bırak! Şüphesiz onun birtakım arkadaşları vardır ki onların namazıarı karşısında kendi namazınızı, oruçları karşısında kendi orucunuzu küçük görürsünüz. Onlar okun avı (delip) çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. (Avı delip geçen) okun tüyüne bakılır. Orada kandan hiçbir eser bulunmaz. Sonra demirine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz. Sonra okun yaya giriş yerine bakılır. Orada da bir şey bulunmaz. Sonra oku n ağaç kısmına bakılır, orada da bir şey bulunmaz. Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış fakat onlardan hiçbir şey oka 'yapışıp kalmamıştır. Onların alameti, iki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi dedi- olan bir adamdır. Aralarında öyle biri olacaktır). Onlar, insanlar arasında bir tefrika olduğu zaman ortaya çıkarlar!" Ebu Said şöyle dedi: Ben şehadet ediyorum ki bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim ve yine şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır ve ben de onun maiyetindeydim. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in anlattığı nitelik üzere bir adam getirildi. Ebu Said "Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar"(Tevbe 58) ayeti bunun hakkında indi, dedi
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ قَامَ أَبُو بَكْرٍ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ هَذِهِ الآيَةَ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ} وَإِنَّا سَمِعْنَا رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الْمُنْكَرَ لاَ يُغَيِّرُونَهُ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابِهِ " . قَالَ أَبُو أُسَامَةَ مَرَّةً أُخْرَى فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ .
Ebu Bekir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre (kendisi bir gün) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle demiştir: Ey insanlar! Siz; "Ey iman edenler! Siz kendinize düşene bakınız. Hidayet yolunda olduğunuz zaman sapıtan kimse size zarar veremez." (Maide 105) ayetini okuyorsunuz (ve hükmınün genelliğini sanarak iyiligi emretmeyi ve fenalıgı menetmeyi birakıyorsunuz). Halbuki biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu muhakkak işittik: Şüphesiz, insanlar kötü bir şeyi görüp de men etmedikleri zaman Allah'ın onlara umumi bir ceza vermesi çabuklaşır (veya yakınlaşir). Ravi Ebu Csame bu hadisi başka bir defa rivayet ederken Ebu Bekir (r.a.)'ın "Halbuki biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu muhakkak işittik" biçimindeki sözü yerine onun: "Çünkü ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu mubakkak işittim" dediğini nakletmiştir. Diğer tahric: Ebu Bekir (r.a.)'ın hadisini; Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve İbni Hibban da rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَفَرٍ مِنْ أَسْلَمَ يَنْتَضِلُونَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ، فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ ". قَالَ فَأَمْسَكَ أَحَدُ الْفَرِيقَيْنِ بِأَيْدِيهِمْ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكُمْ لاَ تَرْمُونَ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَهُمْ قَالَ " ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ ".
Seleme b. el-Ekva' r.a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Eslem oğullarından ok atma yarışı yapan birkaç kişinin yanından geçti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ey İsmail oğulları, ok atınız. Çünkü sizin babanız da ok atıcısı idi. Haydi atınız ve ben filan oğullarıyla beraberim. (Seleme) dedi ki: Ve iki takımdan birisinin ellerini tuttu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne oluyor size, niye atmıyorsunuz, deyince onlar: Ey Allah'ın Resulü, sen onlarla beraberken nasıl atarız, dediler. Bu sefer: Atınız, ben hepinizle beraberim, diye buyurdu
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَقْسِمُ قَسْمًا أَتَاهُ ذُو الْخُوَيْصِرَةِ ـ وَهْوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اعْدِلْ. فَقَالَ " وَيْلَكَ، وَمَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَعْدِلْ قَدْ خِبْتَ وَخَسِرْتَ إِنْ لَمْ أَكُنْ أَعْدِلُ ". فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي فِيهِ، فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. فَقَالَ " دَعْهُ فَإِنَّ لَهُ أَصْحَابًا، يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِمْ وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِمْ، يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يُنْظَرُ إِلَى نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى رِصَافِهِ فَمَا يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى نَضِيِّهِ ـ وَهْوَ قِدْحُهُ ـ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، قَدْ سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ، آيَتُهُمْ رَجُلٌ أَسْوَدُ إِحْدَى عَضُدَيْهِ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ، أَوْ مِثْلُ الْبَضْعَةِ تَدَرْدَرُ وَيَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَأَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ هَذَا الْحَدِيثَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَشْهَدُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَاتَلَهُمْ وَأَنَا مَعَهُ، فَأَمَرَ بِذَلِكَ الرَّجُلِ، فَالْتُمِسَ فَأُتِيَ بِهِ حَتَّى نَظَرْتُ إِلَيْهِ عَلَى نَعْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي نَعَتَهُ.
Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bazı malları paylaştırırken biz onun yanında idik. Derken ona Temim oğullarından bir adam olan Zul huveysira adındaki birisi gelerek: Ey Allah'ın Resulü, adaletli ol, dedi. Allah Resulü: Yazık sana! Eğer ben adaletli olmazsam başka kim adaletli olabilir? Eğer adaletli olmazsam zarar ve hüsrandayım, dedi. Bunun üzerine Ömer: Ey Allah'ın Resulü, bana izin ver de boynunu vurayım, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hayır, onu bırak. Onun öyle arkadaşları olacak ki, sizden herhangi bir kimse kendi namazını onların namazına kıyasla, kendi orucunu onların orucuna kıyasla küçümseyecektir. Kur'an'ı okuyacaklar fakat gırtlaklarını aşmayacaktır. Okun hedefini delip geçtiği gibi dinden öylece çıkarlar. Okçu attığı okun sivri demir ucuna bakar, onda hiçbir şey görmez. Sivri uçlu demirinin tahtasına bağlandığı iplere bakar yine bir şey bulmaz. Daha sonra okun tahtasına bakar yine onda bir şey görmez. Arkasından okun tüylerine bakar yine hiçbir şey bulamaz. Hedefinin içindeki pisliği ve kanı geride bıraktığını görür. Bunların alametlerine gelince, pazularından birisi kadının memesini ya da sarkıp sallanan dışarı fırlamış bir et parçasını andıran siyah bir adam olacaktır. Bunlar insanların ayrılık içinde olduğu bir zamanda çıkacaklardır. Ebu Said dedi ki: Ben bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den dinlemiş olduğuma şahitlik ederrm. Yine şuna şahitlik ederim ki, Ali b. Ebi Talib onlarla savaştı ve ben de onunla beraberdim. Emir vererek bu adamın aranmasını istedi. Bu adam getirildi ve ben onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini nitelediği gibi olduğunu gördüm
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها {الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرٌ عَظِيمٌ} قَالَتْ لِعُرْوَةَ يَا ابْنَ أُخْتِي كَانَ أَبُوكَ مِنْهُمُ الزُّبَيْرُ وَأَبُو بَكْرٍ، لَمَّا أَصَابَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أَصَابَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَانْصَرَفَ عَنْهُ الْمُشْرِكُونَ خَافَ أَنْ يَرْجِعُوا قَالَ " مَنْ يَذْهَبُ فِي إِثْرِهِمْ ". فَانْتَدَبَ مِنْهُمْ سَبْعُونَ رَجُلاً، قَالَ كَانَ فِيهِمْ أَبُو بَكْرٍ وَالزُّبَيْرُ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve Resulünün davetine icabet edenler, onlardan iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir mükfaat vardır."[Ali İmran, 172] buyruğu ile ilgili olarak Urve'ye şunları söylemiştir: Kardeşimin oğlu, senin iki baban Zübeyr ve Ebu Bekir bunlar arasında idi. Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başına gelenler gelip çatınca müşrikler de onu bırakıp geri dönünce tekrar (Müslümanların üzerine) geri geleceklerinden korktu. Kim onların arkasından gider, diye sordu. Aralarından yetmiş kişi bunun için öne çıktı." (Urve) dedi ki: Aralarında Ebu Bekir ve Zübeyr'de vardı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ın ve Resulünün davetine icabet edenler[Ali İmran, 172] buyruğu" Başlık, bu buyruğun nüzuI sebebi ve bunun Uhud ile alakası olduğu anlamındadır. İbn İshak dedi ki: Uhud Şewalin ortası ve cumartesi günü oldu. Ertesi gün Şewalin 16'sına rastlayan Pazar günü Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem'in münadisi halk arasında, düşmanın arkasından gidip, düşmanı takip etmek için nida ettirdi ve, bizimle beraber ancak dün Uhud'da bulunanlar çıkabilir, dedi. Cabir b. Abdullah da onunla birlikte çıkmak için izin isteyince ona izin verdi. O Sadece düşmanları korkutmak için ve karşı karşıya kaldıkları musibetlerin kendilerini, düşmanlarını takip etmekten yana acze düşürmediğini anlamalarını sağlamak için çıktı. Hamrau'l-Esed denilen yere ulaşınca Huzaalı Said b. Ebi Mabed onunla karşılaştı. Bana Abdullah b. Ebi Bekr'in anlattığına göre ashabının karşı karşıya kaldığı musibet dolayısıyla ona taziyede bulundu ve Ebu Süfyan ile beraberindekilerle er-Ravha denilen yerde karşılaşmış olduğunu, kendi kendilerini: Muhammed'in ashabının pek çoğunu ve onların ileri gelenlerini öldürdüğümüz halde onları toptan imha etmeden geri döndük diye kınadıklarınr, bunun üzerine Mabed'in onlara Muhammed (Uhud'a) katılmayıp, Medine'de geri kalanlardan oluşan benzerini görmediğim büyük bir toplulukla sizin arkanızdan sizi takip etmek üzere yola koyulduklarını haber verdiğini söyledi. (Abdullah b. Ebi Bekr) dedi ki: Bu onları görüşlerinden vazgeçirdi, bunun üzerine Mekke'ye geri döndüler