Sahîh-i Buhârî · 3991
Arapça metin
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ، يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ، فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَنْ مَا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ، فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ، وَهْوَ مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ، وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا، فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهْىَ حَامِلٌ، فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ، فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ، فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ ـ رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ ـ فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ تَجَمَّلْتِ لِلْخُطَّابِ تُرَجِّينَ النِّكَاحَ فَإِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ. قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ، وَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ، فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي، وَأَمَرَنِي بِالتَّزَوُّجِ إِنْ بَدَا لِي. تَابَعَهُ أَصْبَغُ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، وَسَأَلْنَاهُ، فَقَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَوْبَانَ، مَوْلَى بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ إِيَاسِ بْنِ الْبُكَيْرِ، وَكَانَ، أَبُوهُ شَهِدَ بَدْرًا أَخْبَرَهُ.
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayete göre (babası) Ömer b. Abdullah b. eI-Erkam Zührl'ye mektup yazarak ona EsIemli Haris kızı Subey'a'nın yanına gitmesini ve ona kendisi ile ilgili hadisi ve ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva istemesi üzerine kendisine neIer söyIediğini sormasını emretti. Bunun üzerine Ömer b, Abdullah b. eI-Erkam, Abdullah b. Utbe'ye mektup yazarak şunu haber verdi: eI-Haris'in kızı Subey'a'nın kendisine haber verdiğine göre o Sad b. HavIe'nin nikahı aItında idi. -O da Amir b. Luey oğullarından oIup Bedir'e katıIanIardandı.- Veda Haccında kendisi hamile iken kocası vefat etmişti. Vefatının akabinde fazIa zaman geçmeden doğum yaptı. LoğusaIığı bitince kendisine talip oIacakIar için süsIenmeye başIadı. Abdu'd-Dar oğullarından bir adam oIan Ebli's-Senabil b. Ba'kek de onun yanına gitti ve ona: Bu halin ne oIuyor, nikahIanmayı ümit ederek sana talip oIanIara süsIendiğini görüyorum. Şüphesiz sen Allah'a yemin ederim ki üzerinden dört ay on gün geçmedikçe nikahIanamazsın. Subey'a dedi ki: O bana bunIarı söyIeyince, akşam oIur oImaz eIbiseIerimi giyindim, ResliIullah sallallahu aleyhi ve sellern'e gidip ona durumu sordum. O da bana doğum yapınca (evlenmemin) helal olduğunu bana fetva verdi ve uygun gördüğüm takdirde evlenebileceğimi söyledi." Bu Hadis 5319 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu başlıktaki beşinci (3989.) Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği Bi'ri Maune'de şehit edilenlerin kıssası ile ilgili hadisin tamamının açıklaması ileride er-Red' gazvesinde gelecektir. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat hadiste geçen: "Onların büyüklerinden birisini öldürmüştü" ifadesinin yer almasıdır. İleride bunun Bedir günü olduğuna dair açık ifadeler gelecektir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، - وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ - قَالَ حَرْمَلَةُ حَدَّثَنَا وَقَالَ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، - حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَمَّا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ وَهُوَ فِي بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهْىَ حَامِلٌ فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ - رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ مُتَجَمِّلَةً لَعَلَّكِ تَرْجِينَ النِّكَاحَ إِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ . قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي وَأَمَرَنِي بِالتَّزَوُّجِ إِنْ بَدَا لِي . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَلاَ أَرَى بَأْسًا أَنْ تَتَزَوَّجَ حِينَ وَضَعَتْ وَإِنْ كَانَتْ فِي دَمِهَا غَيْرَ أَنْ لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَطْهُرَ .
Bana Ebû't-Tahir île Harmele b, Yahya rivayet ottiler Lafızları birbirine yakındır. Harmele (Bize rivayet etti) tabirini kullandı. Ebû't-Tahir ise: Bize İbni Vehb haber verdi, dedi. (İbni Vehb dediki): Bana Yûnus b. Yezîd, İbni Şihab'dan naklen rivayette bulundu (Demişki): Bana Ubeydullah b. AbdiIIah b. Utbe b. Mes'ûd rivayı etti ki, Babası, Ömer h. Abdillah b. Erkam ez-Zührî'ye mektup yazarak Sübey'a binti Haris el-Eslemiyye'nin yanına girmesini, ona kendi hadisini ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e fetva sorduğu vakit kendisine ne söylediğini sormasını emretmiş. Ömer b, Abdillah da Abdullah b. Utbe'ye. mektup yazarak Sübey'a'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirmiş: Sübey'a Benî Amir b. Lüey kabilesinden Sa'd b. Havle ile evlîymiş Bu zat Bedir gazasına iştirak edenlerdenmiş. Bilahare karısı hamile iken Veda' haccında (Sa'd) vefat etmiş. Onun vefatından sonra çok geçmeden karısı doğurmuş. Nifasından temizlendiği vakit kendisini isteyecekler için giyinip kuşanmış. Derken yanına Benî Abdiddar kabilesinde Ebû's-Senabil b. Ba'kek isminde bir adam girerek : — Acep seni neden giyinmiş kuşanmış görüyorum! Galiba evlenme istiyorsun. Vallahi üzerinden dört ay on gün geçmedikçe sen evlenemezsin demiş. Sübey'a diyor ki: O zat bana bunu söyleyince geceleyin üzerimdeki elbiseyi çıkardım. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bu meseleyi ona sordum. Bana doğurduğum anda helal olduğum fetvasını verdi ve istersen evlenmemi emir buyurdu. ibni Şihab: «Doğurduğu vakit evlenmesinde bir beis görmüyorum velevki nifası içinde olsun. Ancak temizlenmedikçe kocası ona yakınlık edemez.» demiş
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَمَّا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ - وَهُوَ مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَهُوَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا - فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهِيَ حَامِلٌ فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ - رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ مُتَجَمِّلَةً لَعَلَّكِ تَرْتَجِينَ النِّكَاحَ إِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ . قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي وَأَمَرَنِي بِالتَّزْوِيجِ إِنْ بَدَا لِي . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَلاَ أَرَى بَأْسًا أَنْ تَتَزَوَّجَ حِينَ وَضَعَتْ وَإِنْ كَانَتْ فِي دَمِهَا غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَطْهُرَ .
Ubeydullah b. Abdülah b. Utbe'nin haber verdiğine göre, Babası Abdullah b. Utbe, Ömer b. Abdülah b. el-Erkâm ez-Zührî'ye mektup yazarak ondan Sübey'a bint-i Haris el-Eslemiyye’nin yanına varıp ona kendi macerasını ve Rasûlullah (s.a.v.)'e fetva sorduğu vakit kendisine Rasûlullah'ın ne cevap verdiğini sormasını istemiş. Ömer b. Abdülah da, Abdullah b. Utbe'ye mektup yazarak; Sübey'â'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirmiş; Sübey'a, Amr b. Lüey oğulları kabilesinden Sa'd b. Havle ile evliymiş. Bedir gazasına iştirak edenlerden biri olan bu zât veda haccında vefat etmiş. Onun vefatından sonra çok geçmeden Sübey'a doğurmuş. Nifâsından temizlendiği vakit kendisini isteyecekler için süslenmiş. Bu sırada yanına Abdüddâr oğulları kabilesinden Ebu's-Senâbil b. Ba'kek isminde bir adam girerek; "Hayret doğrusu! seni neden giyinmiş kuşanmış görüyorum? Galiba evlenmek istiyorsun. Allah'a yemin olsun ki senin üzerinden dört ay on gün geçmedikçe sen evlenemezsin" demiş. Sübey'a diyor ki: "O kimse bana bunları söyleyince, geceleyin elbiselerimi giyerek Rasûlullah (s.a.v.)'e varıp bu meseleyi kendisine sordum. Bana doğurduğum andan itibaren evlenmemin helâl olduğunu söyledi ve bana evlenme imkânı çıktığı zaman evlenmemi tavsiye etti. İbn Şihâb (ez-Zührî), "Doğurduğu vakit evlenmesinde bir sakınca görmüyorum, isterse nifâs halinde olsun. Ancak temizlenmedikçe kocası ona yaklaşamaz." demiş
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ أَخْبَرَتْهَا أَنَّهَا، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ فَقَالَ " أَوَتُحِبِّينَ ذَلِكَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ لَكَ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ". قُلْتُ فَإِنَّا نُحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. قَالَ " بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " لَوْ أَنَّهَا لَمْ تَكُنْ رَبِيبَتِي فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ". قَالَ عُرْوَةُ وَثُوَيْبَةُ مَوْلاَةٌ لأَبِي لَهَبٍ كَانَ أَبُو لَهَبٍ أَعْتَقَهَا فَأَرْضَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا مَاتَ أَبُو لَهَبٍ أُرِيَهُ بَعْضُ أَهْلِهِ بِشَرِّ حِيبَةٍ قَالَ لَهُ مَاذَا لَقِيتَ قَالَ أَبُو لَهَبٍ لَمْ أَلْقَ بَعْدَكُمْ غَيْرَ أَنِّي سُقِيتُ فِي هَذِهِ بِعَتَاقَتِي ثُوَيْبَةَ.
Ebu Seleme'nin kızından aktarılan rivayette: "Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe'nin kendisine haber verdiğine göre, Allah Rasulüne: 'Ey Allah'ın Rasulü, kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahına al', deyince, o şöyle buyurdu: 'Peki, böyle bir şeyi gerçekten arzu eder misin. Ben: Evet. Çünkü sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin. Bir hayırda bana ortak olmasını en çok sevdiğim kişi de kızkardeşimdir', dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu, bana helal değildir. Ben, dedim ki: 'Ama bize senin Ebu Seleme'nin kızını nikahlamak istediğin söyleniyordu.' Allah Rasulü: (Zevcem) Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye sordu. Ben: Evet deyince şöyle buyurdu: Eğer o benim himayemde bulunan, benim üvey kızım olmasaydı bile yin bana helal olmazdı. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdıf. Süt annem Suveybe beni ve Ebu Seleme'yi birlikte emzirmişti. Sakın bana klZlarınızı da, kız kardeşlerinizi de onlarla evleneyim diye teklif etmeyiniz." Urve dedi ki: "Suveybe, Ebu Leheb'in bir cariyesi idi. Ebu Leheb onu azad etmişti. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e süt emzirmişti. Ebu Leheb öldükten sonra yakınlarından birisine çok kötü bir halde (rüyasında) gösterildi. Ona: Ne ile karşılaştın, diye sordu. Ebu Leheb ona: Sizden sonra (hayır namına) bir şey görmedim. Ancak Suveybe'yi hürriyetine kavuşturmam sebebiyle şununla bana su içirildi." Bu hadis 5106, 5107,5123 ve 5372 nolarla gelecek inşaallah. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Süt emmek, doğum sebebiyle haram kılınanları haram kılar," mubah olanları da mubah kılar demektir. Bu da nikah ve ona tabi olan hususların haramlığı ile alakalı hususlar hakkında icma' ile kabul edilmiş bir husustur. Haramlık, süt emen çocuk ile süt annenin çocukları arasında sözkonusu olur ve onlara bakmanın, halvetin (baş başa kalmanın) ve beraber yolculuk yapmanın caizliği hususunda akrabalar seviyesine getirir. Fakat mirasçılık, nafakanın vücCıbu, köle olarak malik olunma halinde azad oluş, şahit1ik, diyet, kısasın düşürülmesi gibi diğer annelik ahkamı sözkonusu olmaz. Kurtubı dedi ki: Hadiste süt emmenin, süt emen ile süt emziren kadın ve onun kocası arasında hürmetin (haram oluş hükmünün) yaygınlık kazanacağını göstermektedir. Yani o kadının kocası ya da efendisi olup, ondan doğma çocukları ile birlikte süt emen arasında da haramlık sözkonusudur. Bu kadın, süt emen çocuğa, annesi olduğundan haram olur. Süt emziren kadının annesi de onun ninesi olduğundan dolayı haram olur ve bu yukarıya doğru devam eder, gider. O annenin kızkardeşi, teyzesi olduğundan, kızı onun kızkardeşi olduğundan, kızının kızı ve aşağıya doğru onun kızkardeşinin kızı olduğundan süt sahibinin (süt annenin kocasının ya da efendisinin) kızı da kendisinin kızkardeşi olduğundan, onun kızının kızı .aşağıya doğru kendi kızkardeşinin kızı olduğundan, süt sahibinin annesi ve yukarı doğru diğer anneleri. ninesi olduğundan, süt sahibinin kızkardeşi halası olduğundan ona haram olurlar. Ancak haramlık hükmü, süt emen çocuğun yakınlarından herhangi birisi hakkında sözkonusu değildir. Mesela onun süt kızkardeşi kendi kardeşinin kızkardeşi olmadığı gibi, kendisinin baba bir kızkardeşi de böyledir. Çünkü bunlar arasında süt emmek birlikteliği yoktur. Bundaki hikmete gelince, haramlığın sebebi, kadının ve kocanın cüzlerinden ayrılan şeyolan süttür. Süt emen çocuk, bu süt ile gıdalandığı takdirde o çocuk da onların cüzlerinden bir parça olur. Böylelikle aralarında haramlık yayılmış olur. Ancak süt emenin akrabalarının durumu böyle değildir. Çünkü onlarla süt emme arasında ve kocası arasında herhangi bir neseb ya da bir sebep (haram kılıcı gerekçe, bağ) bulunmamaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Kızkardeşimi nikahla", onunla evlen, demektir. "Bunu arzu eder misin?" İfade kadınların tabiatıarında bulunan kıskançlıkla birlikte, kendisinden başkası ile evlenmesini istemesi dolayısıyla hayretini dile getiren bir sorudur. "Sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin ki. .. " Ben seninle baş başa değilim ve kuması olmayan birisi de değilim, demektir. "Hayırda ortak." Bu sözle kumalar arasında adeten görülen arızı kıskançlıkları örten, ortadan kaldıran, dünya ve ahiret mutluluğunu da kapsayan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte oluşun kastedildiği söylenmiştir. Fakat sözü geçen Hişam yoluyla gelen rivayetle şöyle denilmektedir: "Seninle birlikte benimle ortaklığını en çok sevdiğim kişi kızkardeşimdir" denilmektedir. Böylelikle "hayır" ile kastedilenin bizzat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olduğu anlaşılmaktadır. "Ümmü Seleme'nin kızı mı?" Bu, aradaki karışıklığı ortadan kaldırmak için emin olmak amacıyla sorulmuş ya da red ve tepki anlamında yöneltiimiş bir sorudur. Yani: Eğer senin kastetliğin, Ebu Seleme'nin Ümmü Seleme'den olma kızı ise onun benim için haram oluşu -ileride açıklanacağı üzere- iki bakımdandır. Eğer Ebu Seleme'nin, Ümmü Seleme'nin dışında bir kadından doğma kızı ise senin kastetliğin, o takdirde tek bir yönden bana haram olur. Sanki Ümmü Habibe bunun haram oluşundan habersiz idi. Bu habersizliği de ya haram kılan ayetin nüzulünden önce olduğundan dolayı idi yahut bundan sonra olmakla birlikte, böyle bir şeyin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerinden olduğunu zannetmesi dolayısıyla olabilirdi. el-Kermanı böyle demektedir. Kabul edilen de ikinci ihtimaldir. Birincisini hadisin anlatım tarzı uygun kılmamaktadır. Sanki Ümmü Habibe iki kızkardeşi aynı nikah altında bulundurmanın caiz oluşunu, kadının kızı ile birlikte aynı nikah altında bulundurulmasının cevazına göre daha uygun görmüş gibidir. Çünkü üvey kız çocuğu ebediyyen haram kılınmış olmakla birlikte, kızkardeş sadece diğer kızkardeşi ile birlikte aynı nikah altında bulundurulması halinde haram kılınmıştır. Allah Rasulü ona böyle bir işin helal olmayacağını ve bu hususta ona ulaşan bilginin gerçek olmadığını belirterek Ümmü Seleme'nin kızının da iki bakımdan kendisine haram olduğunu açıklayarak cevaplandırmıştır. Hadis-i şerifte üvey kızın haram kılınışının, süt emmek yoluyla haram kılın IŞtan daha ağır olduğuna da işaret bulunmaktadır. "Çok kötü halde idi." Yani en kötü haldeydi. Hadis-i şerifte kafirin yapmış olduğu salih bir amelin ahirette faydasını görebileceğine işaret vardır. Ancak bu, Kur'an'ın zahirinden anlaşılana muhaliftir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "işledikleri amellerinin önüne geçip, onu havaya saçılmış toz zerreleri yaparız. "(furkan, 23) Ayrıca (hadise karşı) şöyle de cevap verilmiştir: 1 - Bu haber mürseldir. Bunu Urve mürselolarak rivayet etmiş ve kendisine kimin naklettiğini söylememiştir. Mevsul olduğunu kabul etsek dahi haberde sözü edilen şey, görülen bir rüyadır. Bunun delil olacak bir tarafı yoktur. Üstelik o rüyayı gören şahıs o sırada Müslüman olmamış olabilir ve dolayısıyla o şahıs delil olarak kabul edilemez. 2- Şahsın söylediklerinin delil kabul edileceğini varsaysak bile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili olan bu hususta bir özellik olabilir. Buna delil de daha önce geçen Ebu Talib ile ilgili olaydır. Çünkü bu husustaki rivayete göre azabı hafifletilerek cehennemin her tarafı kaplayan azabından ayak topuklarma kadar varan seviyedeki ateşe nakledilmiştir. Beyhaki dedi ki: Kafirlerin hayırlarının boşa çıkarılacağı ile ilgili gelen buyrukların anlamı şudur: Onlar, bunlar sebebi ile cehennemden kurtulamazlar, cennete de giremezler. Bununla birlikte küfür dışında işlemiş oldukları suçlar dolayısıyla görmeleri gereken azap, işlemiş oldukları hayırlardan ötürü hafifletilebilir. (Kadı) lyad ise şöyle demektedir: Kafirlerin işlemiş oldukları (iyi) am ellerinin kendilerine fayda sağlamayacağı ve bundan dolayı ne bir nimet ile ne de azaplarının hafifletilmesi ile bir mükafat görmeyecekleri hususu üzerinde kma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. Kafirlerin bir kısmın m azabı, diğerlerine göre daha ağır olmakla birlikte bu böyledir. Derim ki: Bununla birlikte bu husus Beyhaki'nin sözünü ettiği ihtimali reddetmemektedir. Çünkü bu kabilden gelmiş bütün rivayetler küfür günahı ile alakalıdır. Küfrün dışındaki günahlara gelince, bunla.nn azabının hafifletilmesinin engeli ne olabilir? ibnu'l-Müneyyir, haşiyede der ki: Burada iki mesele vardır. Birincisi imkansızdır, bu da kafirin küfrü ile birlikte itaatinin göz önünde bulundurulacağıdır. Çünkü itaatin bir şartı da sahih bir maksat ile yapılmış olmasıdır. Kafirde ise böyle bir şart bulunmaz. ikincisi ise kafirin yüce Allah'ın bir lütfu olarak bazı amelleri dolayısı ile mükafatlandınlmasıdır. Akıl bunu imkansız bir şey görmez. Bu husus anlaşıldığına göre Ebu Leheb'in, Suveybe'ye hürriyetini vermesi, itibar olunan Allah'a yakınlaştıncı bir amel olamaz. Bununla birlikte yüce Allah'ın Ebu Ta!ib'e lütufta bulunduğu gibi ona da dilediği şekilde lütufta bulunması mümkündür. Bu hususta uyulması gereken ise ister olumsuz, ister olumlu kanaat belirtilsin, konu ile ilgili varid olmuş Kur'anı ve nebevı naslardır. Derim ki: Bunun da tamamlayıcı unsuru şudur: Sözü edilen lütfun, kafirin iyilikte bulunduğu ve benzeri davranışlar yaptığı kimseye ikram olmak üzere yapılmasıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا وَلَدَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ قَالَتْ لِي يَا أَنَسُ انْظُرْ هَذَا الْغُلاَمَ فَلاَ يُصِيبَنَّ شَيْئًا حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُحَنِّكُهُ. فَغَدَوْتُ بِهِ، فَإِذَا هُوَ فِي حَائِطٍ وَعَلَيْهِ خَمِيصَةٌ حُرَيْثِيَّةٌ، وَهْوَ يَسِمُ الظَّهْرَ الَّذِي قَدِمَ عَلَيْهِ فِي الْفَتْحِ.
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym doğum yapınca bana: Ey Enes, bu çocuğa dikkat et. Onu sabah Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damağına tatlı bir şey çalmak (tahnik etmek) için götürünceye kadar, sakın ağzına bir şey girmesin, dedi. Sabah çocuğu alıp yanına götürdüm. O bir bahçede idi ve üzerinde Hureysı bir hamisa vardı. O sırada da fetih (zafer) dolayısıyla kendisine ganimet olarak gelmiş bulunan yük develerini damgalıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Siyah hamisa." el-Esmaı dedi ki: Hamisa denilen elbiseler, üzerlerinde alamet bulunan kalın ipek yahut yün elbiselere denilir. Renkleri siyah olup herkesin giydiği elbiselerden idi. "Halid'in kızı Ümmü Halid." Bu, Halid b. ez-Zubeyr b. el-Awam adındaki oğlu ile künyelenmiş bir cari ye idi. ez-Zubeyr onunla evlenmiş ve Halid b. ezZubeyr ile Amr b. ez-Zubeyr adındaki çocukları ondan olmuştu. İbn SaId'ın naklettiğine göre o Habeşistan'da doğmuş ve Hayber'den sonra aklı eren bir çağda iken babası ile birlikte Medine'ye gelmişti. "Ümmü Halid taşınarak getirildi." O sırada yaşının küçüklüğüne bir işaret vardır. Fakat yine de o esnada mümeyyiz (aklı eren) bir halde bulunmasına engel değildir. "Eskit ve parala, diye buyurdu." Araplar bu ibareyi muhataplarına söyleyerek uzun bir ömür yaşaması için dua etmek amacıyla kullanırlar. Yani bu elbise eskiyip paralanıncaya kadar hayatı uzasın, gitsin. Bu açıklamayı Ebu Davud'un sahih bir sened ile Ebu Nadra'dan diye naklettiği rivayet pekiştirmektedir. Ebu Nadra dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in ashabından birisi yeni bir elbise giyindi mi ona: Elbisen eskiyip paralansın, Allah da hna onun yerine başkasını versin, derlerdi." "Allah Rasulü: Ey Ümmü Halid -Habeşçe- bu senadır, senadır, buyurdu." Sena Habeşçe'de güzel demektir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجَرْمِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ عُبَيْدَةَ بْنِ نَشِيطٍ ـ وَكَانَ فِي مَوْضِعٍ آخَرَ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ ـ أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ قَالَ بَلَغَنَا أَنَّ مُسَيْلِمَةَ الْكَذَّابَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ، فَنَزَلَ فِي دَارِ بِنْتِ الْحَارِثِ، وَكَانَ تَحْتَهُ بِنْتُ الْحَارِثِ بْنِ كُرَيْزٍ، وَهْىَ أُمُّ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ، فَأَتَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ، وَهْوَ الَّذِي يُقَالُ لَهُ خَطِيبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي يَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضِيبٌ، فَوَقَفَ عَلَيْهِ فَكَلَّمَهُ فَقَالَ لَهُ مُسَيْلِمَةُ إِنْ شِئْتَ خَلَّيْتَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الأَمْرِ، ثُمَّ جَعَلْتَهُ لَنَا بَعْدَكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ سَأَلْتَنِي هَذَا الْقَضِيبَ مَا أَعْطَيْتُكَهُ وَإِنِّي لأَرَاكَ الَّذِي أُرِيتُ فِيهِ مَا أُرِيتُ، وَهَذَا ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ وَسَيُجِيبُكَ عَنِّي ". فَانْصَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ عَنْ رُؤْيَا، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي ذَكَرَ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ذُكِرَ لِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أُرِيتُ أَنَّهُ وُضِعَ فِي يَدَىَّ سِوَارَانِ مِنْ ذَهَبٍ، فَفُظِعْتُهُمَا وَكَرِهْتُهُمَا، فَأُذِنَ لِي فَنَفَخْتُهُمَا فَطَارَا، فَأَوَّلْتُهُمَا كَذَّابَيْنِ يَخْرُجَانِ ". فَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ أَحَدُهُمَا الْعَنْسِيُّ الَّذِي قَتَلَهُ فَيْرُوزُ بِالْيَمَنِ، وَالآخَرُ مُسَيْلِمَةُ الْكَذَّابُ.
İbn Ubeyde b. Neşlt' -ki onun başka yerde ismi Abdullah'dır-den rivaye te göre Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe dedi ki: "Bize ulaştığına göre Müseylimetu'l-Kezzab Medine'ye gelerek el-Haris'in kızının evinde konakladı. el-Haris b. Kureyz'in kızı onun nikahı altında idi. O da Abdullah b. Amir'in annesidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sabit b. Kays b. Şemmas -ki o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hatibi diye anılırdı- ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de elinde bir sopa bulunurdu. Onun karşısında durarak onunla konuştu. Müseylime ona: Dilersen biz seni bu (yönetim) işiyle baş başa bırakırız. Sonra da bu işi sen, senden sonra bize bırakırsın, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Benden bu çubuğu dahi isteyecek olsan onu sana vermem. Benim gördüğüm kadarıyla hakkında (rüyamda) bana bir takım şeyler gösterilen kişi sensin. İşte bu, Sabit b. Kays'dır. Benim yerime o sana cevap verecektir deyip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradan ayrılıp gitti. [-4379-] Ubeydullah b. Abdullah dedi ki: "Abdullah b. Abbas'a Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözünü ettiği rüyayı sordum. İbn Abbas dedi ki: Bana nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyurken rüyamda elimde altından iki bilezikbulunduğu bana gösterildi. Bundan dolayı ürktüm ve o bileziklerden hoşlanmadım. Bana izin verildi de ben de onlara üfledim, her ikisi de uçup gitti. Ben de bunları ortaya çıkacak iki yalancı diye yorumladım. Ubeydullah dedi ki: Bunlardan birisi Yemen'de Feyruz'un öldürdüğü el-Ansı'dir, diğeri ise Müseylimetu'I-Kezzab'tır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ubeydullah dedi ki: Bunlardan birisi Yemen'de Feyruz'un öldürdüğü el-Ansl'dir. Diğeri ise Müseylimetu'l-Kezzab'tır." Müseylime ile ilgili haberleri zikretmiş bulunuyorum. el-Ansı ve Feyruz'a gelince onların başından geçen olayın bir kısmı şöyledir: el-Ansı' -ki el-Esved'dir- nin adı Abhele b. Kab'dır. Aynı şekilde ona Himar (örtü) sahibi de denilirdi. Çünkü o yüzüne örtü (peçe) takardı. Himarın ona gelen şeytanın adı olduğu da söylenmiştir. el-Esved, San'a'da ortaya çıkmış, Nebilik iddiasında bulunmuş, San'a'nın valisi el-Muhacir b. Ebi Umeyye'ye karşı üstünlük sağlamıştır. Denildiğine göre onun yanından geçmiş, onunla aynı hizaya geldiğinde eşek tökezleyince, o eşeğin kendisine secde ettiğini iddia etmiş. Eşek de, ona bir şeyler söyleyineeye kadar yerinden kalkmamış, söyleyince kalkmış. Yakub b. Süfyan ve Delailu'n-Nübuwe adlı eserinde Beyhakı kendi rivayet yoluyla en-Numan b. Buzurc'den şöyle dediğini nakletmektedir: Yalancı el-Esved -ki o Ans oğullarındandır- beraberinde biri Sahık, diğeri Şakık diye adlandırılan iki şeytanı bulunduğu halde ortaya çıktı. Bu iki şeytanı ona, insanların karşı karşıya kaldığı her bir durumu haber verirlerdi. Bazan da Yemen'de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in am ili (valisi olarak) görev yapıyordu. Vefat edince Esved'in şeytanı gelip ona öldüğünü haber verdi. O da kavmi arasında ortaya çıktı ve nihayet San'a'yı ele geçirdi. Bazan'ın zevcesi el-Merzubane ile evlendi. Daha sonra el-Merzubane'nin, Dadaveyh, Feyruz ve başkaları ile hanımının sözleşmesi ile ilgili olayı zikretti. Nihayet bunlar geceleyin el-Esved'in bulunduğu yere girdiler. Merzubane ona sarhoş oluncaya kadar katkısız şarap içirmişti. Kapısında da bin tane bekçi vardı. Feyruz ve beraberindekiler duvarı delip içeri girdiler. Feyruz onu öldürüp, kafasını kesti. Kadını ve ev eşyalarından canlarının çektikleri her şeyi evden dışarı çıkardılar. Medine'ye de olana dair haberci gönderdiler. Haberci Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı esnasında Medine'ye ulaştı. Ebu Esved, Urve'den naklen dedi ki: el-Esved, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından bir gün, bir gece önce öldürüldü. Vahiy ona gelmiş, Nebi de bunun haberini ashabına bildirmişti. Daha sonra elçinin getirdiği haber Ebu Bekr rad,yallahu anh'a ulaştı. el-Ansı'nin ölüm haberinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in defnedildiği sabah Medine'ye ulaştığı da söylenmiştir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجَرْمِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ عُبَيْدَةَ بْنِ نَشِيطٍ ـ وَكَانَ فِي مَوْضِعٍ آخَرَ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ ـ أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ قَالَ بَلَغَنَا أَنَّ مُسَيْلِمَةَ الْكَذَّابَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ، فَنَزَلَ فِي دَارِ بِنْتِ الْحَارِثِ، وَكَانَ تَحْتَهُ بِنْتُ الْحَارِثِ بْنِ كُرَيْزٍ، وَهْىَ أُمُّ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ، فَأَتَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ، وَهْوَ الَّذِي يُقَالُ لَهُ خَطِيبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي يَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضِيبٌ، فَوَقَفَ عَلَيْهِ فَكَلَّمَهُ فَقَالَ لَهُ مُسَيْلِمَةُ إِنْ شِئْتَ خَلَّيْتَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الأَمْرِ، ثُمَّ جَعَلْتَهُ لَنَا بَعْدَكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ سَأَلْتَنِي هَذَا الْقَضِيبَ مَا أَعْطَيْتُكَهُ وَإِنِّي لأَرَاكَ الَّذِي أُرِيتُ فِيهِ مَا أُرِيتُ، وَهَذَا ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ وَسَيُجِيبُكَ عَنِّي ". فَانْصَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ عَنْ رُؤْيَا، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي ذَكَرَ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ذُكِرَ لِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أُرِيتُ أَنَّهُ وُضِعَ فِي يَدَىَّ سِوَارَانِ مِنْ ذَهَبٍ، فَفُظِعْتُهُمَا وَكَرِهْتُهُمَا، فَأُذِنَ لِي فَنَفَخْتُهُمَا فَطَارَا، فَأَوَّلْتُهُمَا كَذَّابَيْنِ يَخْرُجَانِ ". فَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ أَحَدُهُمَا الْعَنْسِيُّ الَّذِي قَتَلَهُ فَيْرُوزُ بِالْيَمَنِ، وَالآخَرُ مُسَيْلِمَةُ الْكَذَّابُ.
İbn Ubeyde b. Neşlt' -ki onun başka yerde ismi Abdullah'dır-den rivaye te göre Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe dedi ki: "Bize ulaştığına göre Müseylimetu'l-Kezzab Medine'ye gelerek el-Haris'in kızının evinde konakladı. el-Haris b. Kureyz'in kızı onun nikahı altında idi. O da Abdullah b. Amir'in annesidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sabit b. Kays b. Şemmas -ki o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hatibi diye anılırdı- ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de elinde bir sopa bulunurdu. Onun karşısında durarak onunla konuştu. Müseylime ona: Dilersen biz seni bu (yönetim) işiyle baş başa bırakırız. Sonra da bu işi sen, senden sonra bize bırakırsın, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Benden bu çubuğu dahi isteyecek olsan onu sana vermem. Benim gördüğüm kadarıyla hakkında (rüyamda) bana bir takım şeyler gösterilen kişi sensin. İşte bu, Sabit b. Kays'dır. Benim yerime o sana cevap verecektir deyip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradan ayrılıp gitti. [-4379-] Ubeydullah b. Abdullah dedi ki: "Abdullah b. Abbas'a Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözünü ettiği rüyayı sordum. İbn Abbas dedi ki: Bana nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyurken rüyamda elimde altından iki bilezikbulunduğu bana gösterildi. Bundan dolayı ürktüm ve o bileziklerden hoşlanmadım. Bana izin verildi de ben de onlara üfledim, her ikisi de uçup gitti. Ben de bunları ortaya çıkacak iki yalancı diye yorumladım. Ubeydullah dedi ki: Bunlardan birisi Yemen'de Feyruz'un öldürdüğü el-Ansı'dir, diğeri ise Müseylimetu'I-Kezzab'tır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ubeydullah dedi ki: Bunlardan birisi Yemen'de Feyruz'un öldürdüğü el-Ansl'dir. Diğeri ise Müseylimetu'l-Kezzab'tır." Müseylime ile ilgili haberleri zikretmiş bulunuyorum. el-Ansı ve Feyruz'a gelince onların başından geçen olayın bir kısmı şöyledir: el-Ansı' -ki el-Esved'dir- nin adı Abhele b. Kab'dır. Aynı şekilde ona Himar (örtü) sahibi de denilirdi. Çünkü o yüzüne örtü (peçe) takardı. Himarın ona gelen şeytanın adı olduğu da söylenmiştir. el-Esved, San'a'da ortaya çıkmış, Nebilik iddiasında bulunmuş, San'a'nın valisi el-Muhacir b. Ebi Umeyye'ye karşı üstünlük sağlamıştır. Denildiğine göre onun yanından geçmiş, onunla aynı hizaya geldiğinde eşek tökezleyince, o eşeğin kendisine secde ettiğini iddia etmiş. Eşek de, ona bir şeyler söyleyineeye kadar yerinden kalkmamış, söyleyince kalkmış. Yakub b. Süfyan ve Delailu'n-Nübuwe adlı eserinde Beyhakı kendi rivayet yoluyla en-Numan b. Buzurc'den şöyle dediğini nakletmektedir: Yalancı el-Esved -ki o Ans oğullarındandır- beraberinde biri Sahık, diğeri Şakık diye adlandırılan iki şeytanı bulunduğu halde ortaya çıktı. Bu iki şeytanı ona, insanların karşı karşıya kaldığı her bir durumu haber verirlerdi. Bazan da Yemen'de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in am ili (valisi olarak) görev yapıyordu. Vefat edince Esved'in şeytanı gelip ona öldüğünü haber verdi. O da kavmi arasında ortaya çıktı ve nihayet San'a'yı ele geçirdi. Bazan'ın zevcesi el-Merzubane ile evlendi. Daha sonra el-Merzubane'nin, Dadaveyh, Feyruz ve başkaları ile hanımının sözleşmesi ile ilgili olayı zikretti. Nihayet bunlar geceleyin el-Esved'in bulunduğu yere girdiler. Merzubane ona sarhoş oluncaya kadar katkısız şarap içirmişti. Kapısında da bin tane bekçi vardı. Feyruz ve beraberindekiler duvarı delip içeri girdiler. Feyruz onu öldürüp, kafasını kesti. Kadını ve ev eşyalarından canlarının çektikleri her şeyi evden dışarı çıkardılar. Medine'ye de olana dair haberci gönderdiler. Haberci Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı esnasında Medine'ye ulaştı. Ebu Esved, Urve'den naklen dedi ki: el-Esved, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından bir gün, bir gece önce öldürüldü. Vahiy ona gelmiş, Nebi de bunun haberini ashabına bildirmişti. Daha sonra elçinin getirdiği haber Ebu Bekr rad,yallahu anh'a ulaştı. el-Ansı'nin ölüm haberinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in defnedildiği sabah Medine'ye ulaştığı da söylenmiştir