Sahîh-i Buhârî · 4102
Arapça metin
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا حُفِرَ الْخَنْدَقُ رَأَيْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا، فَانْكَفَأْتُ إِلَى امْرَأَتِي فَقُلْتُ هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ فَإِنِّي رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا. فَأَخْرَجَتْ إِلَىَّ جِرَابًا فِيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ، وَلَنَا بُهَيْمَةٌ دَاجِنٌ فَذَبَحْتُهَا، وَطَحَنَتِ الشَّعِيرَ فَفَرَغَتْ إِلَى فَرَاغِي، وَقَطَّعْتُهَا فِي بُرْمَتِهَا، ثُمَّ وَلَّيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ تَفْضَحْنِي بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَنْ مَعَهُ. فَجِئْتُهُ فَسَارَرْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَبَحْنَا بُهَيْمَةً لَنَا وَطَحَنَّا صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا، فَتَعَالَ أَنْتَ وَنَفَرٌ مَعَكَ. فَصَاحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا أَهْلَ الْخَنْدَقِ، إِنَّ جَابِرًا قَدْ صَنَعَ سُورًا فَحَىَّ هَلاً بِكُمْ ". فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُنْزِلُنَّ بُرْمَتَكُمْ، وَلاَ تَخْبِزُنَّ عَجِينَكُمْ حَتَّى أَجِيءَ ". فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْدُمُ النَّاسَ حَتَّى جِئْتُ امْرَأَتِي، فَقَالَتْ بِكَ وَبِكَ. فَقُلْتُ قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي قُلْتِ. فَأَخْرَجَتْ لَهُ عَجِينًا، فَبَصَقَ فِيهِ وَبَارَكَ، ثُمَّ عَمَدَ إِلَى بُرْمَتِنَا فَبَصَقَ وَبَارَكَ ثُمَّ قَالَ " ادْعُ خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعِي وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكُمْ وَلاَ تُنْزِلُوهَا"، وَهُمْ أَلْفٌ، فَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لَقَدْ أَكَلُوا حَتَّى تَرَكُوهُ وَانْحَرَفُوا، وَإِنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغِطُّ كَمَا هِيَ، وَإِنَّ عَجِينَنَا لَيُخْبَزُ كَمَا هُوَ.
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Hendek kazıldığında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in karnının ileri derecede içeriye çekilmiş olduğunu gördüm. Ben de kalkıp hanımımın yanına gittim. Yanında (yiyecek) bir şey var mı diye sordum .. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (açlıktan dolayı) karnının ileri derecede içeriye çekilmiş olduğunu gördüm, dedim. Bana içinde bir sa' arpa bulunan bir torba çıkardı. Ayrıca bizim evde küçük bir hayvanımız vardı. Onu da kestim, hanımım da arpayı öğüttü. Ben işimi bitirdiğimde, o da işini bitirmişti. Kestiğim hayvanı parçalayıp tenceresine koydum. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Hanımım: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraberindekileri getirerek beni onlara karşı mahcup etme, dedi. Ben de onun yanına gidip gizlice ona: Ey Allah'ın Resulü, Bir hayvancığımız vardı, onu kestik ve evimizde bulunan bir sa' kadar arpayı da öğüttük. Sen ve beraberinde birkaç kişi ile birlikte (bize) buyurun, dedim. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey hendektekiler, Cabir bize yiyecek bir şeyler hazırlamış bulunuyor, haydi gidelim diye seslendikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bana) dedi ki: Ben gelinceye kadar sakın tencerenizi indirmeyiniz, hamurunuzu da pişirmeyiniz. Ben ve misafirlerin önünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bulunduğu halde geldik. Nihayet hanımımın yanına varınca o: Şöyle şöyle olasın dedi. Ben ona: Ben senin dediğini yaptım dedim. Hanımım bir miktar hamur çıkarıp Nebi'in önüne koydu, o da ona tükürdü ve bereketlenmesi için dua etti. Daha sonra tenceremize doğru gitti, ona da tükürdü ve bereketlenmesi için dua ettikten sonra şöyle buyurdu: Ekmek pişirecek bir kadın daha çağır da seninle birlikte o da ekmek pişirsin. Tencerenizden de kepçeyle al,. Fakat onu ocaktan indirme. Onlar da bin kişi idiler. Allah adına yemin ederim ki hepsi de (doyduklarından dolayı) yemeği bırakıp bir kenara çekilinceye kadar yediler. Tenceremiz ise olduğu gibi kaynayıp taşıyor, hamurumuz da pişirilip durduğu halde olduğu gibi duruyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben iniyorum dedi. Sonra karnına taş bağlamış olduğu halde kalktı." Yunus "açlıktan" ibaresini ilave etmiştir. Ahmed'in naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Aşırı derecede açlıkla karşı karşıya kaldılar. Öyle ki Nebi s.a.v. açlıktan dolayı karnına taş bağlamıştı." Karna taş bağlamanın faydasına gelince, açlıktan dolayı içeri çekilen karın dolayısı ile kamburlaşmaktan korkulur. Bundan dolayı karna taş konulup, üzerine kuşak bağlandığı takdirde sırt doğrulmuş olur. "Birbirini tutmayan bir kum yığını haline döndü." Yani o kaya parçası birbirini tutmayan akışkan bir kum oluverdi. Yüce Allah: "Dağlar da yığılarak akıp dağılan kum gibi olur. "[Müzzemmil,14] diye buyurmaktadır. ' Ahmed ve Nesailde bu kıssa zikredilirken Bera b. Azib'in rivayeti ile gelen senedi hasen hadiste şu fazlalık yer almaktadır: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize hendeğin kazılması emrini verince hendeğin bir yerinde kazmaların işlemediği bir kaya karşımıza çıktı. Durumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzettik. O da gelip kazmayı aldı ve bismillah deyip, bir darbe indirdi. Üçte birini kırdı ve Allahuekber, bana Şamlın anahtarları verildi. Allah'a yemin ederim şu anda oranın kırmızı saraylarını görüyorum diye buyurdu. Sonra ikinci bir darbe indirdi, bir diğer üçte birini kopararak Allahuekber, bana Fars diyarının anahtarları verildi. Allah'a yemin ederim Medain'in beyaz sarayını görüyorum diye buyurdu. Daha sonra üçüncü darbeyi indirdi ve bismillah deyip, taşın geri kalan kısmını kopararak şöyle buyurdu: Allahuekber, bana Yemen'in anahtarları verildi. Allah'a yemin ederim şu olduğum yerde San'a'nın kapılarını görüyorum." "Dişi keçi" Said yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Hanımım içinde bir sa' arpa bulunan bir torba çıkardı. Bizim de bir evcil hayvanımız vardı." Semiz bir hayvanımız vardı demektir. Evcil de evde bırakılıp, meraya salınmayan demektir. Böyle bir hayvan da semirir. "Hamur mayalanmıştı." Yumuşamış, nemlenmiş ve mayalanmaya başlamıştı. ''Teneere de ocak üzerinde idi." Yani tencerenin üzerine konulduğu taşlar üzerinde idi. "Hanımı: Sana sordu mu dedi. O: Evet, dedi. (Allah Resulü) içeri girin diye buyurdu." Bu anlatımda bir ihtisar vardır. Bunu Yunus yoluyla gelen rivayet açıklamaktadır: "(Cabir) dedi ki: Yüce Allah'ın dışında kimsenin bilmediği kadar utandım ve şöyle dedim: Bunca kişi bir sa' arpa ve bir keçi için geldi. Hanımımın yanına girerek: Rezil oldum, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hendekte bulunanların hepsini alıp geldi dedim. Hanımım: Yemeğiniz ne kadardır diye sana sordu mu, dedi. Ben evet deyince, o: Allah ve Resulü daha iyi bilir. Bizler ona yanımızda olanı bildirdik, dedi. Böylelikle benim büyük bir sıkıntımı gidermiş oldu." Bundan sonraki rivayette de şöyle denilmektedir: "Hanımımın yanına git-o tim. Bana şöyle şöyle olasın dedi. Ben de: Ben senin dediğini yaptım dedim." Rivayetin başında da hanımının ona şöyle dediğini zikretmiş bulunmaktadır: "Resulullah s.a.v. ile beraberindekileri getirerek beni rüsvay etme. Bunun üzerine ben de gidip ona gizlice ... söyledim." Bu iki rivayet şöylece telif edilebilir: Hanımı önce ona durumu Allah Resulüne bildirmesini tavsiye etti. Daha sonra Cabir hanımına hendektekilerin hepsini alıp geldiğini söyleyince durumu Allah Resulüne bildirmediğini zannettiğinden onunla tartışmaya koyuldu. Hanımına durumu Allah Resulüne bildirdiğini söyleyince o da rahatlamış oldu .. Çünkü olağan üstü bir işin olmasının mümkün olduğunu biliyordu. Bu ise oldukça akıllı olduğunu ve kemal derecesinde bir fazilete sahip olduğunu göstermektedir. Hurma ile ilgili kıssada Cabir ile başlarından şu olayın geçtiği zikredilmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini ziyarete gelince, Cabir hanımına onunla konuşmamasını tavsiye etmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayrılıp gitmek isteyince: Ey Allah'ın Resulü diye ona seslendi. Sen bana ve benim kocama dua et. Bu sefer Allah Resulü de: Allah seni de, kocanı da himayesine alsın diye buyurdu. Cabir bundan dolayı ona sitem edince, ona şu cevabı verdi: Yoksa sen Allah Resulünün evime gelmesini sağlayacak, sonra da ben ondan (bize) dua etmesini istemeden çıkıp gideceğini mi zannetmiştin?" Bunu Ahmed uzunca bir hadis cümlesinde hasen bir senedie rivayet etmiştir. "Birbirinizi sıkıştırmayın" izdihama meydan vermeyin. "Sonra" tencereden et "alıyordu." Bundan sonraki Said yoluyla gelen rivayette: "Seninle beraber" sana yardım edip "ekmek pişirmek üzere ekmek pişirecek birisini çağır diye buyurdu." "Tencerenizden kepçe ile al. .. Bunu ye ve hediye olarakdağıt." Ebu'z-Zubeyr'in, Cabir'den rivayetinde şöyle denilmektedir: "Biz de yedik, komşularımıza da hediye ettik. Resulullah s.a.v. çıkıp gidince bu (bereket) gitti." Hadis daha önce Nubuwetin Alametlerinde (3578. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Yemekten el çektiklerinde ... yine tencere taşıp kaynıyordu
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ إِنَّا يَوْمَ الْخَنْدَقِ نَحْفِرُ فَعَرَضَتْ كُدْيَةٌ شَدِيدَةٌ، فَجَاءُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا هَذِهِ كُدْيَةٌ عَرَضَتْ فِي الْخَنْدَقِ، فَقَالَ " أَنَا نَازِلٌ ". ثُمَّ قَامَ وَبَطْنُهُ مَعْصُوبٌ بِحَجَرٍ، وَلَبِثْنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ لاَ نَذُوقُ ذَوَاقًا، فَأَخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمِعْوَلَ فَضَرَبَ، فَعَادَ كَثِيبًا أَهْيَلَ أَوْ أَهْيَمَ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي إِلَى الْبَيْتِ. فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي رَأَيْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا، مَا كَانَ فِي ذَلِكَ صَبْرٌ، فَعِنْدَكِ شَىْءٌ قَالَتْ عِنْدِي شَعِيرٌ وَعَنَاقٌ. فَذَبَحْتُ الْعَنَاقَ وَطَحَنَتِ الشَّعِيرَ، حَتَّى جَعَلْنَا اللَّحْمَ فِي الْبُرْمَةِ، ثُمَّ جِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالْعَجِينُ قَدِ انْكَسَرَ، وَالْبُرْمَةُ بَيْنَ الأَثَافِيِّ قَدْ كَادَتْ أَنْ تَنْضَجَ فَقُلْتُ طُعَيِّمٌ لِي، فَقُمْ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَرَجُلٌ أَوْ رَجُلاَنِ. قَالَ " كَمْ هُوَ ". فَذَكَرْتُ لَهُ، قَالَ " كَثِيرٌ طَيِّبٌ ". قَالَ " قُلْ لَهَا لاَ تَنْزِعُ الْبُرْمَةَ وَلاَ الْخُبْزَ مِنَ التَّنُّورِ حَتَّى آتِيَ ". فَقَالَ " قُومُوا ". فَقَامَ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى امْرَأَتِهِ قَالَ وَيْحَكِ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ وَمَنْ مَعَهُمْ. قَالَتْ هَلْ سَأَلَكَ قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " ادْخُلُوا وَلاَ تَضَاغَطُوا ". فَجَعَلَ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَجْعَلُ عَلَيْهِ اللَّحْمَ، وَيُخَمِّرُ الْبُرْمَةَ وَالتَّنُّورَ إِذَا أَخَذَ مِنْهُ، وَيُقَرِّبُ إِلَى أَصْحَابِهِ ثُمَّ يَنْزِعُ، فَلَمْ يَزَلْ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَغْرِفُ حَتَّى شَبِعُوا وَبَقِيَ بَقِيَّةٌ قَالَ " كُلِي هَذَا وَأَهْدِي، فَإِنَّ النَّاسَ أَصَابَتْهُمْ مَجَاعَةٌ ".
Abdulvahid b. Eymen, babasından rivayetle dedi ki: "Cabir r.a.'ın yanına gittim. Dedi ki: Biz Hendek günü (hendeği) kazıyorken karşımıza oldukça sert bir kaya çıktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek: Hendek'te karşımıza sert bir kaya çıktı, dediler. O da: Ben de (hendeğe) iniyorum, dedi. Daha sonra ayağa kalktığında karnına taş bağlamış olduğunu gördük. Üç gün ağzımıza hiçbir şey koymadan kalmıştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kazmayı aldı ve o kayaya vurdu. Birbirini tutmayan darmadağın bir kum yığını oluverdi. Ey Allah'ın Resulü eve gitmem için bana izin verir misin, dedim. Ben de gidip hanımıma dedim ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir halini gördüm ki bundan dolayı dayanamadım. Yanında bir şey var mı (diye sordum). Yanımda bir miktar arpa ve bir dişi keçi var dedi. Keçiyi kesiverdim, o da arpayı öğüttü. Nihayet eti tencereye koyduk. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiğimizde hamur da mayalanmış idi. Tencere de ocak taşları üzerinde az kalsın pişiyordu. Ben: Azıcık bir yemeğimiz var ey Allah'ın Resulü, sen ve yanında bir ya da iki adam buyurun, dedim. O: Yemeğin ne kadar, diye sordu. Ben de ona söyleyince, pek çok ve pek hoştur, dedi. (Devamla) şöyle buyurdu: Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tencereyi ocaktan indirmesin, ekmeği de tandırdan almasın. Daha sonra: Haydi kalkın dedi. Muhacirle Ensar kalktı. (Cabir) hanımının yanına girince: Vay sana dedi, işte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhacirlerle Ensarla ve beraberindekilerle birlikte geliyor. Hanımı: Sana sordu mu dedi. Ben: Evet dedim. (Allah Resulü): Giriniz. Fakat sıkışmayınız, diye buyurdu. Ekmeği kırıp üzerine et koymaya ve içlerinden bir şey aldıktan sonra tencerenin ve tandırın üstünü kapatmaya koyuldu. Ashabına ikram ediyor, sonra onlara yiyecek hazırlıyordu. Hepsinin doyduklarını anlayıncaya kadar. ekmek kırmaya devam edip durdu. Geriye de bir miktar kaldı. Bu sefer (Cabir'in hanımına): Bunu da sen ye ve hediye et.. Çünkü insanlar açlıkla karşı karşıya kaldılar, diye buyurdu
حَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنِي الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، مِنْ رُقْعَةٍ عَارَضَ لِي بِهَا ثُمَّ قَرَأَهُ عَلَىَّ قَالَ أَخْبَرَنَاهُ حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ لَمَّا حُفِرَ الْخَنْدَقُ رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا فَانْكَفَأْتُ إِلَى امْرَأَتِي فَقُلْتُ لَهَا هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ فَإِنِّي رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا . فَأَخْرَجَتْ لِي جِرَابًا فِيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ وَلَنَا بُهَيْمَةٌ دَاجِنٌ - قَالَ - فَذَبَحْتُهَا وَطَحَنَتْ فَفَرَغَتْ إِلَى فَرَاغِي فَقَطَّعْتُهَا فِي بُرْمَتِهَا ثُمَّ وَلَّيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ تَفْضَحْنِي بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ مَعَهُ - قَالَ - فَجِئْتُهُ فَسَارَرْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا قَدْ ذَبَحْنَا بُهَيْمَةً لَنَا وَطَحَنَتْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا فَتَعَالَ أَنْتَ فِي نَفَرٍ مَعَكَ . فَصَاحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " يَا أَهْلَ الْخَنْدَقِ إِنَّ جَابِرًا قَدْ صَنَعَ لَكُمْ سُورًا فَحَيَّهَلاَ بِكُمْ " . وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُنْزِلُنَّ بُرْمَتَكُمْ وَلاَ تَخْبِزُنَّ عَجِينَتَكُمْ حَتَّى أَجِيءَ " . فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْدُمُ النَّاسَ حَتَّى جِئْتُ امْرَأَتِي فَقَالَتْ بِكَ وَبِكَ . فَقُلْتُ قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي قُلْتِ لِي . فَأَخْرَجْتُ لَهُ عَجِينَتَنَا فَبَصَقَ فِيهَا وَبَارَكَ ثُمَّ عَمَدَ إِلَى بُرْمَتِنَا فَبَصَقَ فِيهَا وَبَارَكَ ثُمَّ قَالَ " ادْعِي خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعَكِ وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكُمْ وَلاَ تُنْزِلُوهَا " . وَهُمْ أَلْفٌ فَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لأَكَلُوا حَتَّى تَرَكُوهُ وَانْحَرَفُوا وَإِنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغِطُّ كَمَا هِيَ وَإِنَّ عَجِينَتَنَا - أَوْ كَمَا قَالَ الضَّحَّاكُ - لَتُخْبَزُ كَمَا هُوَ .
Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dediki): Bana Dahhâk b. Mahled bir kâğıttan —ki onunla evvelâ bana çatmış, sonra onu bana okumuştur— rivayet etti. (Dediki): Bize bunu Hanzala b. Ebî Süfyân haber verdi. (Dediki): Bize Saîd b. Mînâ' rivayet etti. (Dediki): Câbir b. Abdillah'ı şunu söylerken işittim : «Hendek kazıldığı vakit Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem) de açlık gördüm. Hemen karıma dönerek ona: — Sende bir şey var mı? Çünkü ben Resulullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem) de şiddetli açlık gördüm, dedim. Bana içinde bir ölçek arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Evimizde beslediğimiz bir de kuzucuğumuz vardı. Ben onu kestim. Kadın da arpayı öğüttü. Ve benimle beraber o da işini bitirdi. Kuzuyu onun çömleğine parçaladım. Sonra Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem)'e döndüm. Kadın: — Beni Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem)'le beraberindekilere karşı rezil etme! dedi. Ben Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem)'e gelerek (vaziyeti) gizlice kendisine söyledim. Ve : — Yâ Resûlallah! Biz bir kuzucuğumuzu kestik. Kadın da evimizde bulunan bir ölçek arpayı öğüttü. İmdi sen beraberinde birkaç kişiyle beraber gel! dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem) seslendi. Ve : «Ey hendek ahalisi! Câbir sizin için davet tertib etmiş. Hemen buyrun!» dedi. (Bana da) : «Ben gelinceye kadar sakın çömleğinizi ateşten indirmeyin! Hamurunuzdan da ekmek yapmayın!» buyurdular. (Eve) geldim. Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem) de cemaatın önünde geldiler. Karımın yanma vardım : — Seni gidi seni! dedi. Ben de : — Bana söylediğini yaptım, dedim. Kadın, Nebi (Sallaliahu Aleyhi \e Sellem)'e hamurumuzu çıkardı, ona tükürdü ve bereketlendirdi. Sonra çömleğimize giderek onun da içine tükürdü ve bereketlendirdi. Sonra (Kadına) : «Bir ekmekçi çağır da seninle beraber ekmek yapsın! Çömleğinizden de kepçeyle al, onu (ateşten) indirmeyin!» buyurdu. Ordu bin kişi idi. Allah'a yemin ederim! Bir güzel yediler hattâ (doyarak) onu bırakıp gittiler. Çömleğimiz de olduğu gibi fıkırdıyordu. Hamurumuz dahi —yahut Dahhak'ın dediği gibi— ekmek yapılıyor (fakat) olduğu gibi duruyordu
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا، أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ. فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَلاَثَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ، فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ بِطَعَامٍ. فَقُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ " قُومُوا ". فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ. فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ. فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ". فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ ـ أَوْ ثَمَانُونَ ـ رَجُلاً.
Enes b. Malik dedi ki: "Ebu Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok güçsüz çıktığını duydum. Onun aç olduğunu anladım. Sende bir şeyler var mı? Ümmü Süleym: Evet deyip, birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra bir başörtüsünü çıkartıp, ekmeği o örtünün bir kısmı ile sardı. Sonra onu elime verdi. Diğer kısmı ile beni sardıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi. (Enes) dedi ki: Onu alıp gittiğimde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidde olduğunu gördüm. Onunla beraber diğer insanlar da vardı. Yanlarında ayakta dikildim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Beraberinde yiyecek de gönderdi mi, diye sordu. Ben: Evet deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberindekilere: Kalkın, dedi. Yola koyuldu, ben de önlerinde yola koyuldum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına geldim, ona durumu bildirdim. Ebu Talha: Ey Ümmü Süleym, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem diğer insanlarla birlikte geldi. Bizde de onlara yedirecek bir şey yok, dedi. Ümmü Süleym: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedi. Ebu Talha onları karşılamaya çıktı. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. O da o ekmekleri getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzere ekmek doğrandı. Ümmü Süleym yağın bulunduğu bir torbayı sıktı ve böylece ekmeğe de katık oldu. Arkasından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun üzerine Allah'ın dilediği şeyleri söyledi, sonra şöyle buyurdu: On kişiye izin ver. Onlara izin verdi, doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye daha izin ver, diye buyurdu. Onlara izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra tekrar: On kişiye izin ver dedi, onlara izin verdi. Doyuncaya dar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye izin ver, dedi. Böylelikle hepsi doyuncaya kadar yemiş oldular. Orada bulunanların sayısı yetmiş ya da seksen kişi idiler
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ، اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ قَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ . فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ ثَوْبِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ " . قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ " أَلِطَعَامٍ " . فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ " قُومُوا " . قَالَ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلُمِّي مَا عِنْدَكِ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ " . فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ عَلَيْهِ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَأَدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . حَتَّى أَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ رَجُلاً أَوْ ثَمَانُونَ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik b. Enes'e, İshâk b. Abdillah b. Ebî Talha'dan dinlediğim, onun da Enes b. Mâlik'den dinlediği şu hadîsi okudum: Enes şöyle diyormuş: Ehû Taİha Ümmü Süleym'e dediki: Ben ResûlulIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sesini zayıf işittim. Onda açlık olduğunu biliyorum. Senin yanında bir şey var mı? Ümmü Süleym: — Evet! dedi ve arpa ekmeğinden birkaç parça çıkardı. Sonra kendisinin bir baş örtüsünü alarak bir kısmına ekmeği sardı, sonra onu benim elbisemin altına tıktı. Bir kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gönderdi. Ben ekmeği götürdüm ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde otururken buldum. Beraberinde cemaat vardı. Başlarında durdum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Seni Ebû Talha mı gönderdi?» diye sordu. — Evet! dedim. «Yemek için mi?» dedi. — Evet! cevâbını verdim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beraberindekilere ; «Kalkın!» dedi ve yürüdü. Ben de önlerinde yürüdüm ve Ebû Talha'ya gelerek ona haber verdim. Ebû Talha: — Ey Ümmü Süleym! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cemaatla geldi. Halbuki bizde onları doyuracak bir şey yoktur, dedi. Ümmü Süleym : — Allah ve Resulü bilir, cevâbını verdi. Derken Ebû Talha giderek, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıktı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onunla beraber gelerek eve girdiler. Müteakiben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Nen varsa getir, ya Ümmü Süleym!» dedi. O da bu ekmeği getirdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emir buyurarak ekmeği parçalattı. Üzerine de Ümmü Süleym tulumundan yağ sıkarak onu katıklattı. Sonra bu ekmek hakkında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah ne dilediyse onu söyledi. Sonra : «On kişiye izin ver!» dedi. Ebû Talha da onlara izin verdi. Ve yediler. Nihayet doydular, sonra çıktılar. Sonra (tekrar) ; «On kişiye izin ver!» buyurdu. Böylece cemaatın hepsi yediler ve doydular. Bu cemâat yetmiş yahut seksen kişi idi
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْمَجِيدِ الثَّقَفِيَّ - حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ فَأَبْطَأَ بِي جَمَلِي فَأَتَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي " يَا جَابِرُ " . قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ " مَا شَأْنُكَ " . قُلْتُ أَبْطَأَ بِي جَمَلِي وَأَعْيَا فَتَخَلَّفْتُ . فَنَزَلَ فَحَجَنَهُ بِمِحْجَنِهِ ثُمَّ قَالَ " ارْكَبْ " . فَرَكِبْتُ فَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَكُفُّهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَتَزَوَّجْتَ " . فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ " أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا " . فَقُلْتُ بَلْ ثَيِّبٌ . قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ " . قُلْتُ إِنَّ لِي أَخَوَاتٍ فَأَحْبَبْتُ أَنْ أَتَزَوَّجَ امْرَأَةً تَجْمَعُهُنَّ وَتَمْشُطُهُنَّ وَتَقُومُ عَلَيْهِنَّ . قَالَ " أَمَا إِنَّكَ قَادِمٌ فَإِذَا قَدِمْتَ فَالْكَيْسَ الْكَيْسَ " . ثُمَّ قَالَ " أَتَبِيعُ جَمَلَكَ " . قُلْتُ نَعَمْ . فَاشْتَرَاهُ مِنِّي بِأُوقِيَّةٍ ثُمَّ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِمْتُ بِالْغَدَاةِ فَجِئْتُ الْمَسْجِدَ فَوَجَدْتُهُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ فَقَالَ " الآنَ حِينَ قَدِمْتَ " . قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ " فَدَعْ جَمَلَكَ وَادْخُلْ فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ " . قَالَ فَدَخَلْتُ فَصَلَّيْتُ ثُمَّ رَجَعْتُ فَأَمَرَ بِلاَلاً أَنْ يَزِنَ لِي أُوقِيَّةً فَوَزَنَ لِي بِلاَلٌ فَأَرْجَحَ فِي الْمِيزَانِ - قَالَ - فَانْطَلَقْتُ فَلَمَّا وَلَّيْتُ قَالَ " ادْعُ لِي جَابِرًا " . فَدُعِيتُ فَقُلْتُ الآنَ يَرُدُّ عَلَىَّ الْجَمَلَ . وَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْهُ فَقَالَ " خُذْ جَمَلَكَ وَلَكَ ثَمَنُهُ " .
{…} Bize Muhammedu'bnü'l-Müsenna rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvehhab yani İbni Abdümecîd es-Sekafî rivayet etti. (Dediki): Bize UbeyduIIah, Vehb b. Keysan'dan, o da Cabir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir gazaya çıktım. Devem beni geri bıraktı. Derken yanıma Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek bana : «Ya Cabir!» diye seslendi. — Efendim, dedim. «Ne haldesin?» dedi. — Devem beni geri bıraktı ve bîtab düştü de arkada kaldım; cevabını verdim. Bunun üzerine hayvanından inerek bastonu ile devemi çekti. Sonra (bana) : «Bin!» dedi. Ben de bindim, Yemin olsun hayvanım Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Seîlem)'in devesini geçmesin diye onu durdurmağa çalıştığımı bilirim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ; «Evlendin mi?» diye sordu. — Evet, cevabını verdim. «Bakire mi aldın, dul mu?» dedi. — Dul aldım, dedim. «Bakire alsaydın ya! Sen onunla, o seninle oynaşırdınız!» buyurdular. — Benim kız kardeşlerim vardır. Bu sebeple onları toplayıp başlarını tarayacak, kendilerine bakacak bir kadınla evlenmek istedim; dedim. «Dikkat et! işte geliyorsun! Evine vardığında cima' etmeye bak, cima' etmeye!» buyurdu. Sonra : «Deveni satıyor musun?» diye sordu. — Evet, dedim. Onu bir okıyye mukabilinde benden satın aldı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Medine'ye) geldi. Ben ertesi gün geldim. Az sonra mescide geldim; ve onu mescidin kapısında buldum. (Bana) : «Şimdimi geldin?» dîye sordu. — Evet, dedim. «Öyle ise deveni bırak da gir iki rek'at namaz kıl!» buyurdular. Hemen içeri girerek namaz kıldım. Sonra döndüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bilal'a benim için bir okıyye tartmasını emir buyurdu. Bilal de dolu dolu tarttı. Ben oradan çekildim. Uzaklaştığım vakit: «Bana Cabir'i çağır!» emrini vermiş. Beni çağırdılar. (İçimden) şimdi deveyi bana iade edecek, dedim. Bu hayvan kadar kendisinden hoşlanmadığım hiç bir şey yoktu. «Al deveni! Parası da senîn olsun!» buyurdular
حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ . فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ " . قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ . قَالَ " لِلطَّعَامِ " . فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ " قُومُوا " . قَالَ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مِنَ الطَّعَامِ مَا نُطْعِمُهُمْ . فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ " . فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ عَلَيْهِ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَآدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ بِالدُّخُولِ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . حَتَّى أَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ رَجُلاً أَوْ ثَمَانُونَ رَجُلاً .
İshak b. Abdullah b. ebı Talha, r.a. Enes b. Malik'ten şöyle derken işitmiştir: "Ebu Talha, Ümmü Süleym'e şöyle demiştir: "Rasuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok zayıf çıktığını işittim biliyorum ki; o çok açtır. Yanında yiyecek bir şey var mı?" Ümmü Süleym'de "evet" diye cevap verdi. Bunun üzerine arpa ekmeğinden parçalar çıkardı. Sonra baş örtüsünün bir kısmına ekmeği koydu. Ekmeği kolunun altına gizledi ve baş örtüsünün bir kısmını da benim üzerime gömlek gibi örttü. Sonra beni Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ümmü Süleym'in gönderdiği ekmeği götürdüm. Onu ashabıyla birlikte mescidte otururken buldum ve yanlarına dikildim. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Seni Ebu Talha mı gönderdi?" diye sordu. Ben de: "Evet" diye cevap verdim. "Yemek için mi?" diye sorunca yine: "Evet" diye cevap verdim. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanındaki ashabına: "Kalkın" diye emretti. Ashabıyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aralarında da ben Ebu Talha'nın yanına kadar yürüdük. Ben Ebu Talha'ya durumu haber verince Ebu Talha: "Ey Ümmü Süleym Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabını getirdi, yanımızda onlara yetecek kadar yiyecek yok, ne yapacağız?" dedi. Ümmü Süleym'de: "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" cevabını verdi. Ebu Talha Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamaya gitti. Rasuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Ebu Talha ile geldi ve eve girdiler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yanında olanı getir, ey Ümmü SüIeym" deyince Ümmü Süleym'de o ekmeği getirdi. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ekmeğin doğranmasını emretti ve ekmek doğrandı. Ümmü Süleym ekmeğin üzerine içerisinde yağ ve bal bulunan tulumu sıkarak ekmeğe katık yaptı. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın söylemesini istediği sözleri söyleyerek dua etti. Sonra şöyle dedi: "On kişinin girmesine izin ver." Bunun üzerine Ebu Talha on kişiye izin verdi. Onlar doyuncaya kadar o yemekten yiyip çıktılar. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "On kişiye daha izin ver" buyurdu. Ebu Talha on kişiye daha izin verdi. Onlarda doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "On kişiye daha izin ver" buyurdu. O da izin verdi. Onlarda doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "On kişiye daha izin ver" buyurdu. O da on kişiye daha izin verdi. Onlarda doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cemaatin hepsi yiyip doyuncaya kadar onar kişi içeriye al" buyurdu. Cemaat yetmiş yada seksen kişi kadardı." Diğer tahric: Buhari, Et'ime; Müslim, eşribe