İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4500

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بَكْرٍ السَّهْمِيَّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ الرُّبَيِّعَ، عَمَّتَهُ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا إِلَيْهَا الْعَفْوَ فَأَبَوْا، فَعَرَضُوا الأَرْشَ فَأَبَوْا، فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَوْا إِلاَّ الْقِصَاصَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ، فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ فَعَفَوْا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏‏.‏

Enes'ten nakledildiğine göre halası Rubeyyi' bir kız çocuğunun ön orta kesici dişini kırmıştl. Rubeyyi'nin kabilesi kız çocuğundan kısastan vazgeçmesini talep etti. Ancak onun kabilesi kısasta ısrar etti. Bu defa diyet (para cezası) ödemeyi teklif ettiler. Karşı taraf yine reddetti. Bunun üzerine taraflar Allah Resıllü'ne saIJaIJahu aleyhi ve seIJem geldi. Mağdur olan taraf kısasta ısrar etti. Dolayısıyla Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kısasla hükmetti. Bunun üzerine Enes İbn Nadr 'Ey Allah'ın Elçisi! Rubeyyi'nin ön orta kesici dişleri kırılacak mı? Hayır, seni hak ile gönderene yemin ederim ki, onun ön orta kesici dişleri kırılmaz,' dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ey Enes! Allah'ın farz kıldığı kısastır,' buyurdu. Bu arada mağdur olan taraf kısastan vazgeçti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın kulları arasında öyleleri vardır ki, Allah adına yemin ettikleri zaman Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsrailoğullarında kısas uygulaması vardı ... " Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyat" bölümünde yapılacaktır. Hattabı şöyle demiştir: "Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir," ayetinin tefsır edilmesi gerekir. Çünkü "bağışlanırsa (....ufiye)" sözcüğü, hakkın yerine gelmesi talebinin ortadan kalkması anlamına gelir, Fakat "uymalı (....ittiba')" ifadesi ne anlama gelir? Bu soruya şu şekilde cevap verilmiştir: Ayeti kerimede geçen "bağışlanırsa (...ufiye)" ifadesi diyet karşılığında kısastan vazgeçilmesi şeklinde yorumlanmıştır. Bu durumda ayet gereğince diyet istenir. Buna göre kısas hakkı bulunan bazı kimseler bu hükmün muhatabı olurlar. Onlardan biri öldüreni bağışlarsa, diğerlerinin hakkı kısastan diyete dönüşür ve herkes kendi diyet hakkını talep eder

Sahîh-i Buhârî, 4500

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا الْفَزَارِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَسَرَتِ الرُّبَيِّعُ ـ وَهْىَ عَمَّةُ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ، فَطَلَبَ الْقَوْمُ الْقِصَاصَ، فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ‏.‏ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ عَمُّ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ لاَ وَاللَّهِ لاَ تُكْسَرْ سِنُّهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَقَبِلُوا الأَرْشَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, halası Rubayyi' ensardan bir kız çocuğunun ön dişini kırmış, kızın kabilesi kısas talebinde bulunmuştu. Bunun için Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem geldiler. Allah Resulü de kısasa hükmetti. Enes İbn Malik'in amcası Enes İbn Nadr, "Hayır, Allah'a yemin olsun ki Ey Allah'ın elçisi, onun ön dişi kırılmaz!" diyerek itiraz etti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Ey Enes! Allah'ın kitabına göre kısas gerekir," dedi. Sonra kısas isteyen topluluk kısası terk etmeye razı oldu ve diyeti kabul etti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, Allah'a yemin etseler, Hak Tedld onların yeminini yerine getirir." Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyet"te ayrıntılı biçimde yapılacaktır inşaallah

Sahîh-i Buhârî, 4611
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى أَبُو مُوسَى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، وَابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَسَرَتِ الرُّبَيِّعُ عَمَّةُ أَنَسٍ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ فَطَلَبُوا الْعَفْوَ فَأَبَوْا فَعَرَضَ عَلَيْهِمُ الأَرْشَ فَأَبَوْا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِالْقِصَاصِ ‏.‏ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَرَضِيَ الْقَوْمُ فَعَفَوْا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Enes (bin Mâlik) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Enes'in (yâni kendisinin) halası er-Rubeyyi' (r.anha) (bir kere) bir cariyenin ön dişini kırdı. Rubeyyi'in yakınları (karşı taraftan) afıv dilediler. Fakat cariyenin adamları (affetmekten) imtina ettiler. Bunun üzerine Rubeyyi'in yakınları dişin tazminatını ödemeyi onlara teklif ettiler. Onlar bunu da kabul etmeyerek Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vardılar. Resûl-i Ekrem (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) de kısasın uygulanmasını emretti. (Rubeyyi'nin kardeşi) Enes bin en-Nadr (r.a.): Yâ Resûlallah er-Rubeyyi'nin ön dişi (misilleme olarak) kırılacak (mı?) Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim (ve Allah'ın yardımını umarak derim) ki er-Rubeyyi'nin dişi kınlmıyacaktır, dedi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Yâ Enes (bin en-Nadr) Allah'ın farz kıldığı hüküm kısastır,» buyurdu. Râvi demiştir ki: (Enes'in umutlu yemininden) sonra cariyenin adamları (diyete) razı oldular ve (er-Rubeyyi'i kısas cezasından) affettiler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz, Allah'ın kullarından öyle kişi vardır ki, Allah'a yemin etse Allah onun yeminini yerine getirir» buyurdu

Sünen-i İbn Mâce, 2649
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ أَنَّ الرُّبَيِّعَ ـ وَهْىَ ابْنَةُ النَّضْرِ ـ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا الأَرْشَ وَطَلَبُوا الْعَفْوَ، فَأَبَوْا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُمْ بِالْقِصَاصِ‏.‏ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا فَقَالَ ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَعَفَوْا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏‏.‏ زَادَ الْفَزَارِيُّ عَنْ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَقَبِلُوا الأَرْشَ‏.‏

Enes r.a.'den nakledilmiştir: Nadr'ın kızı Rubeyyi', bir cariyenin dişini kırmıştı. Nadr'ın ailesi, cariyenin sahiplerinin affetmelerini ve diyeti kabul etmelerini istedi. Ama onlar bunu kabul etmeyerek Hz. Nebi'in yanına gittiler. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kısas yapılmasını emretti. Bunun üzerine Enes İbn Nadr: "Ey Allah'ın Resulü! Rubeyyi'in dişini mi kıraeaksın? Hayır, Seni hak Nebi olarak gönGerene yemin ederim ki, bunun dişi kırılmaz" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Enes! Allah'ın kitabı kısası emrediyor" buyurdu. Sonra cariyenin sahipleri razı olup affettiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah adına yemin etseler Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz" buyurdu. Fezari, Humeyd kanalıyla Enes'in "Cariyenin sahipleri razı oldular ve diyeti kabul ettiler" dediğini ziyade olarak nakletmiştir

Sahîh-i Buhârî, 2703
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَسَرَتِ الرُّبَيِّعُ أُخْتُ أَنَسِ بْنِ النَّضْرِ ثَنِيَّةَ امْرَأَةٍ فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى بِكِتَابِ اللَّهِ الْقِصَاصَ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا الْيَوْمَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏ ‏.‏ فَرَضُوا بِأَرْشٍ أَخَذُوهُ فَعَجِبَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ قِيلَ لَهُ كَيْفَ يُقْتَصُّ مِنَ السِّنِّ قَالَ تُبْرَدُ ‏.‏

Enes b. Mâlik (r.a) den; şöyle demiştir: Enes b. Nadr'ın kızkardeşi Rubeyyi' bir kadın'ın ön dişini kırdı. Hep birlikte Rasûlullah'a geldiler. O da Allah'ın kitabı ile kısasa hükmetti. Enes b. Nadr: "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bugün onun (kardeşimin) dişi kırılmaz" dedi. Rasûlullah (s.a.v): "Yâ Enes! Allah'ın kitabı (hükmü) kısastır" buyurdu. Bilâhere dişi kırılan kadının tarafı diyete razı olup, aldılar. Rasûlullah (s.a.v) buna şaştı ve: "Şüphesiz, Allah'ın kulları arasında öyleleri var ki Allah'a yemin etse onu yerine getirir" buyurdu. Ebû Davud şöyle der: Ahmed b. Hanbel'den işittim ki; kendisine: "diş­te nasıl kısas yapılır" denilmiş o da "törpülenir" demiştir

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4595
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ ابْنَةَ النَّضْرِ، لَطَمَتْ جَارِيَةً، فَكَسَرَتْ ثَنِيَّتَهَا، فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِالْقِصَاصِ‏.‏

Enes'in nakline göre "en-Nadr'ın kızı bir cariyenin yüzüne tokat attı ve ön dişini kırdı. İnsanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kısas uygulanmasını emretti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dişlerde Kısas." İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler kasıtlı yapıldığı takdirde dişe karşı dişin kısasen çıkarılacağı noktasındaicma etmişlerdir. Buna karşılık vücudun diğer kemikler konusunda kısas uygulanıp, uygulanamayacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik "Vücudun diğer kemiklerinde de kısas uygulanır. Ancak içi boş kemikler veya me'mume, munakkıle ve ha.şime gibi yaralar bundan müstesnadır. Bu tip yaralarda diyet gerekir" demiş ve delil olarak ilgili ayeti göstermiştir. Ayetinbuna delilolması şu açıdandır: Bizden öncekilerin şeriatı, -bizim Nebiimiz tarafından inka.r edilmeksizin nakledildiği takdirde- bizim için de uyulması gereken bir şeriattır. Allahu Teala'ın "dişe diş" şeklindeki ifadesi kemiklerde kısas uygulanacağını göstermektedir. Çünkü diş bir kemiktir. Ancak bilginlerin kişinin ölmesi endişesiyle veya kısas edilecek organda mislilik imkanı bulunmaması nedeniyle hakkında kısasa başvurulamayacağına icma ettikleri bundan müstesnadır. İmam Şafii, Leys ve Hanefiler şöyle demişlerdir: Diş dışında kemiklerde kısas uygulanamaz. Çünkü kemiğin üzerinde deri, et, sinir gibi engeller bulunmaktadır. Bu engeııerin varlığı ile misliliği sağlamak imkansızdır. Eğer mislilik imkanı olsaydı, kısas uygulanacağına hükmederdik Fakat kısas uygulayacak infaz memeru (ceııat) kemiğe ulaşamaz, onun dışında miktarı bilinmeyen bir derinlikte kalabilir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kısas uygulanmasını emretti." İmam Buhari Sulh bölümünde "Erkeklerle Kadınlar Arasında Kısas" başlığı altında az önce aktardıklarımıza "Enes b. en-Nadr dedi ki ... " cümlesini ilave etmiş ve ifadeyi "Cariyenin akrabaları razı oldular ve affettiler" şeklinde bitirmiştir. Fezarı'nin rivayetinde "Cariyenin akrabaları razı oldular ve erş vermeyi kabul ettiler" cümlesi yer almıştır.(Buhari, Sulh) Mu'temir şöyle farklı bir rivayette bulunmuştur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu duruma hayret etti ve "Allah'ın öyle kulları vardır ki yemin etseler Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz" yani yeminine sadık kılar buyurdu. Nebi s.a.v. "Allahu Teala 'ın öyle kulları vardır ki" ifadesiyle bir tevafuk eseri olan bu olayın Yüce Allah'tan yemininde sadık olması için Enes'e verilmiş bir ikram olduğuna ve onun duasını kabul edip, ihtiyaçlarını verdiği kuııarından birisi bulunduğuna işaret etmektedir. Enes b. en-Nadr'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kısası emrettiğini duyduğu halde er-Rubeyyi'in dişinin kırılmasına karşı çıkması, sonra da "erRUbeyyi'in dişi kırılır mı?" demesi, ardından onun dişinin kırılamayacağını yeminle belirtmesi, bilginler arasında problemli görülmüştür. Buna Enes b. Nadr bu ifadesiyle karşı tarafın en-Nadr'ın kızını bağışlamaları için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem nezdinde aracılık talebini vurgulamak isteğine işaret etmiştir diye cevap vermiştir. Bazıları ise Enes'in ettiği bu yemin kısasın kesin olduğunu öğrenmesinden önce idi. O kısas, diyet veya bağışlama arasında muhayyer olduğunu zannediyordu demişlerdir. Başka bazı bilginler ise Enes bu ifadesiyle mutlak olarak kısası inkar etmek, reddetmek istememiş, tam tersine bunu Yüce Allah'ın lutfundan karşı taraftaki insanlara en-Nadr'ın kızını bağışlamaları veya erşi kabul etmeleri için hoşnutluk ilham etmesi beklentisi ve umudu ile söylemiştir demişlerdir. Dbi bu görüşü kesin bir dille şu şekilde ifade etmiştir: Enes bu cümleyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmünü reddetmek için söylememiştir. Tam tersine o kısasın gerçekleşmeyeceğini ifade etmiştir. Çünkü onun kendisini ilgilendiren işlerde Allah'ın lutufkar davranacağı umudu ve ettiği yemininde kendisini hayal kırıklığına uğratmayacağı ve karşı tarafın gönlüne af ilham ederek istediği konudaki beklentisini boşa çıkarmayacağı zannı vardı. Gerçekten de gelişme onun istediği gibi oldu. 1. Bir kimsenin vuku bulacağını zannettiği hususta yemin etmesi caizdir. Böyle bir durumla karşılaşan kimseyi -fitneye düşmesi endişesi bulunmadığı takdirde- övmek mümkündür. 2.Kısastan af müstehaptır. 3.Af konusunda şefaat etmek müstehaptır. 4. Kısasta veya diyette muhayyerlik, karşı taraf aleyhine hak sahibinin hakkıdır. 5. Yaralama ve dişlere zarar verme durumunda kadınlar arasında kısas uygulanabilir 6.Diyet üzerine sulh yapılabilir, 7. Diş kırmada kısas uygulanabilir. Sözkonusu kısas, iki diş arasında misliliğin mümkün olduğu durumlarda uygulanabilir. Bu da kırılan dişin ölçülebilir olmasını gerektirir. Bu durumda suçlu olan kişinin dişi, mağdurun dişi kadar olmak şartıyla -mesela törpüyle törpülenerek- küçü1tüıür. Ebu Davud es-Sünen'inde şöyle demiştir: Ahmed b. Hanbel'e "Dişte kısas nasıl uygulanır?" diye sordum. Bana "Törpülenerek" diye cevap verdi

Sahîh-i Buhârî, 6894
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَتْ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ قِصَاصٌ، وَلَمْ تَكُنْ فِيهِمُ الدِّيَةُ فَقَالَ اللَّهُ لِهَذِهِ الأُمَّةِ ‏{‏كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى‏}‏ إِلَى هَذِهِ الآيَةِ ‏{‏فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ‏}‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَالْعَفْوُ أَنْ يَقْبَلَ الدِّيَةَ فِي الْعَمْدِ، قَالَ ‏{‏فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ‏}‏ أَنْ يَطْلُبَ بِمَعْرُوفٍ وَيُؤَدِّيَ بِإِحْسَانٍ‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: İsrailoğulları arasında kısas uygulanıyordu. Onların arasında diyet diye bir uygulama mevcut değildi. Allahu Teala bu ümmete "Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı" ayetinden başlayarak "her kimin cezası kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı" ayetine kadar olan ayetler indi. (Bakara 178) İbn Abbas şöyle dedi: Af, teammüden öldürme de (mağdur yakınlarının kısastan vaz geçip) diyeti kabul etmeleri demektir. İbn Abbas sonra ..........= hakkaniyete uymalı" yani iyilikle talep etmeli ve güzellikle ödemelidir, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, başlığı haber formunda atmaktadır. Bu ifadenin zahiri sözkonusu muhayyerlik, diyet almakla katili kısas etmek, maktulün velilerine bırakılmıştır görüşünü benimseyen bilginlerin lehine delildir. Bu konuda katilin rızası şart değildir. Yukarıdaki atılan başlıkta kastedilen bu kadarıdır. Buradan hareketle İmam Buhari, Ebu Hureyre hadisi ile "her kimin cezası kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa" ayetinin tefsiri mahiyetinde olan İbn Abbas hadisine yer vermiştir. Ayette söylenmek istenen şudur: Maktulün velisi, onun kanını talep etmekten vazgeçip diyet vermesine razı olursa bu takdirde "......" yani diyeti talep edebilir. İbn Abbas ayette geçen "af" kelimesini teammüden öldürmelerde diyeti kabul etme şeklinde tefsir etmiştir. Diyeti kabul etme, kısas talep etme hakkı olan maktul velilerine aittir. Öte yandan katil kendi rızasına bakılmaksızın diyeti vermekle yükümlü tutulmuştur. Çünkü o "Kendinizi öldürmeyiniz"(Nisa 29) ayet-i kerimesinin genelliği dolayısıyla kendisini hayatta tutmakla emredilmiştir. Maktulün yakınları ondan diyet almaya razı olduklarında katilin bunu kabul etmeme gibi bir yetkisi yoktur. İbn Battal şöyle demiştir: "Bu söylenenler Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir"(Bakara 178) ayetinin manası İsrailoğullarında diyet uygulamasının olmadığına işaret etmektedir. İsrailoğullarında kısas, başvurulan bir tek ceza metoduydu. Allahu Teala maktulün yakınları razı 0lduğu takdirde diyet alma uygulaması getirerek bu ümmete hükmü hafifletmiştir. "Allah fil'in Mekke'ye girmesine mani oldu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, filin Mekke'ye girmesinin engellenmesi ifadesi ile Habeşlilerin yaşadığı olaya işaret etmektedir. Bu olay meşhur olup, İbn İshak tarafından geniş geniş açıklanmıştır. Onun uzun açıklamalarını şöyle özetlemek mümkündür: Hıristiyan olan Habeşistanlı Ebrehe Yemen'i ele geçirince bir kilise yaptı ve insanları buraya hacca gelmeye zorladı. Araplardan birisi harekete geçerek bekçilerin dalgınlığından yararlanıp, kilisenin içine dışkısını yaptı ve sonra kaçtı. Ebrehe bunu duyunca öfkelendi ve Ka'be'yi yıkmaya karar verdi. Kalabalık bir ordu hazırladı ve yanına büyük bir fil aldı. Mekke'ye yaklaşınca Abdulmuttalib karşısına dikildi. Ebrehe ona hürmet etti. Çünkü Abdulmuttalib güzel ve yakışıklı bir insandı. Abdulmuttalib ondan yağmaladığı develerini geri istedi. Ebrehe, Abdulmuttalib'in ucuz hesapların adamı olduğunu düşündü ve "Benden sadece yapmayı düşündüğüm şeyi yapmamamı rica edeceğini zannetmiştim" dedi. Bunun üzerine Abdulmuttalib "Bu beytin kendisini koruyacak Rabbi vardır" dedi. Bunun üzerine Ebrehe ona develerini iade etti. Ebrehe ordularıyla ilerledi ve en öne o fili kattı. Ancak fil yere çöktü, onu kaldırmayı başaramadılar. Allahu Teala onların üzerine ikisi ayaklarında, birisi gagalarında olmak üzere üç taş bulunduran kuş sürüsü gönderdi. Kuşlar bu taşları onların üzerine attı ve Ebrehe ordusundan bu taşların isabet etmediği hiç kimse kalmadı. "Ve men kutile lehu katflun" yani kimin hayatta olan bir yakını öldürülür ve bu yüzden maktul haline gelirse ... "Bu kişi iki seçenekten birini tercih edebilir." Tirmizi'nin, Evzaı yoluyla yaptığı rivayette "Bu kişi ya affeder ya da katili (kısasen) öldürür" denilmektedir.(Tirmizi, Diyat) Burada "af"tan maksat, her iki rivayeti birbiriyle cem ve telif etmiş olmak için kısastan vazgeçip, diyeti kabul etmek anlamındadır. Hadisten maktul yakınının kısasla diyetten birini tercih etmede muhayyer olduğu anlaşılmaktadır. Maktul l,.'akını diyeti tercih ettiğinde katilin bu isteğe uyma zorunluluğu olup olmadığı noktasında bilginler ihtilaf etmişlerdir. Bilginlerin çoğu katilin bu isteğe boyun eğmek zorunda olduğu kanaatine varmıştır. İmam Malik'ten gelen bir rivayete göre diyet ancak katilin rızası ile gerekli olur. O, görüşünü "kimin bir yakını öldürülürse" ifadesine dayandırmaktadır. Bu ifadeden hakkın maktulün varislerine ait olduğu anlaşılmaktadır. Maktul yakınlarından bazıları mevcut olmaz veya çocuk olursa kalan velilerin çocuk olan ergenlik çağına ermedikçe ve gaib olan geri dönmedikçe katili kısas ettirme hakları yoktur. Ya katil veya yakınları maktul yakınlarına diyet öder ya da katil bu suçundan dolayı (kısasen) katiedilir. Hadis-i şeriften Harem bölgesinde kısas uygulamanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke' de bu hitabı yapmış ve sözkonusu kısası Harem dışında yapılması şeklinde kayıtIamamıştır. "Sonra Kureyş'ten bir kişi ayağa kalktı ve 'Ya Resulallah! İzhir otu hariç ol• sun' dedi." Ayağa kalkan kişinin Hz.Abbas b. Abdulmuttalib olduğu daha önCE geçmişti. Hadisin Mekke'nin haramlığı ve izhir otuyla ilgili kısmının açıklaması Hac bölümünde adı geçen başlıkların altında daha önce yapılmıştı. "Allahu Teala bu ümmete 'öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı' buyurdu." İsmail el-Kadı, Ahkamu'l-Kur'an'ında "cana can"dan maksat, şer'ı cezalar (hadler) açısından birbirine denk olan candır demiştir. Çünkü hür bir kişi, bir kölenin iffetine iftira attığında bilginlerin ittifakıyla sopa cezasıyla cezalandırılmaz. Kısasen katiedilmek had cezalarındandır. İsmail el-Kadı şöyle demiştir: Bunu Allahu Teala "Yaralar da kısastır. Kim bunu (kısası) başlarsa kendisi için kefaret 01ur"(Maide 45) ayetinde açıklamıştır. Buradan hareketle köle ve kafir bu hükmün dışında olur. Zira kölenin kanını ve yarasını tasadduk etme hakkı yoktur. Kafire gelince, ona "tasadduk eden" ismi verilemeyeceği gibi, "kefaret veren" de denemez. Bize göre İbn Abbas'ın açıklamasından anlaşılan, Allahu Teala'ın "Onlara Tevrat'ta şöyle yazdık" (Maide 45) ayeti Tevrat'ta İsrailoğullarına mutlak olarak "cana can" yazdık demektir. Bu hüküm, kısas hakkı olan kişilere affettikleri katilin öldürülmesi yerine diyet isteme yetkisi verilerek ve "cana can" ilkesi hüre karşı hür şeklinde genelliği daraltılarak hafifletiimiştir. Bu durumda köleyi öldüren hürün, kafiri öldüren Müslümanın kısasen katiedileceği hükmünü benimseyenleri Maide ayetinden destekleyecek bir delil bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Çünkü bizden önceki ümmetierin şeriatı, bizim şeriatımızda ona aykırı bir hüküm gelmediği sürece esas alınır. Hz. İsa'nın şeriatında kısas yoktu. Sadece diyet vardı denilmiştir. Eğer bu sabitse İslam şeriatı her iki uygulamaya da yer vermiş olmakta ve böylece ifrata ve tefrite kaçmaksızın ortada bulunmaktadır. Yukarıdaki hadis, katili kısas ettirmekle, diyet alma arasında muhayyer olan kişinin maktulün velisi olduğunu göstermektedir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin benimsediği görüş de budur. Hattabı ayette zikredilen "aff'ın açıklamaya ihtiyacı olduğunu ifade etfuiştir. Çünkü kısasın zahirine bakacak olursak katille maktul yakınları arasında herhangi bir ilişki ve münasebet yoktur. Fakat ayetin manası ise şöyledir: Maktulün yakınları her kimi kısas etmekten vazgeçip, diyete razı olurlarsa diyeti hak edenlerin hakkaniyete uyması gerekir. Bu diyeti talep etmede hakkaniyettir. Katilin ise ödeme zorunluluğu vardır ki bu da diyeti güzellikle vermektir. imam Malik, Sevrı, Ebu Hanife kısasla diyet arasında muhayyerliğin katile ait olduğu hükmünü benimsemişlerdir. Bu ayetin nüzul sebebi konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları ayet Araplardan iki mahalle hakkında indi. Bunlardan biri diğerinden daha şerefli idi. Şerefli olanlar karşı tarafın kadınları ile mehirsiz olarak evleniyarlardı. Aralarından bir köle öldürüldüğünde ona karşılık karşı taraftan bir hür kimseyi veya bir kadın öldürüldüğünde ona karşılık bir erkeği öldürüyorlardı. Bu haberi Taberi, Şa'bl'den rivayet etmiştir. Habere Ebu Davı1d da yer vermiştir. ibn Abbas şöyle anlatmıştır: Kureyza ve en-Nadır diye iki kabile vardı. en-Nadır, Kureyza'dan daha şerefliydi. Kureyza'dan birisi Nadır'den bir kişiyi öldürdüğünde katil kısasen öldürüıürdü. Nadır'den birisi Kureyza'dan birini öldürdüğünde yüz vesk hurma fidye verirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Nebi olarak gönderildiğinde Nadır' den bir kişi Kureyza'dan birini öldürdü. Bunlar izin verin katili kısasen öldürelim dediler. Karşı taraf ise aramızda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakem olsun dediler ve Resulullaha geldiler. Bunun üzerine "Ve eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet"(Maide 42) ayet-i kerimesi indi. Ayette geçen "kıst" kelimesi cana can demektir. Sonra "Yoksa onlar cahiliye idaresini mi arıyorlar" ayeti indi.(Maide 50) Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri bu ayetten hile yoluyla olsa bile teammüden öldürme de diyet almanın caizliği hükmünü çıkarmıştır. Hileden maksat bir kimsenin maktulü aldatıp, kimsenin görmeyeceği bir yere götürerek orada katletmesi demektir. Malikiler bu hükme muhalif kalmışlardır. Bazı Maliki alimleri teammüden adam öldürdükten sonra Harem-i Şerif'e sığınan kişinin katledilebileceğini bu ayetten çıkarmışlardır. Buna karşılık bazıları, katil Harem' de katledilmez, tam tersine oradan çıkması beklenir diyerek bu hükme muhalif kalmışlardır. Hadisin bu hükme nasıl delalet ettiğine gelince; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu Harem bölgesinde öldürülmüş Huzaalı maktul olayı üzerine söylemiştir. Tea.mmüden öldürülmüş kimse hakkında kısas hükmü getirilmiştir. Harem-i Şerif'in dökunulmazlığı hakkında zikredilen ifade bununla çelişmez. Çünkü Harem-i Şerif'in dokunulmazlığından maksat, Allahu Teala'ın haram kıldığı şeyleri haram kılmak suretiyle Harem'e ta'zimde bulunmaktır. Cinayet işleyen birisine had cezasını orada uygulamak Allah'ın haramlarına ta'zim arasında yer alır

Sahîh-i Buhârî, 6881

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.