Sahîh-i Buhârî · 4505
Arapça metin
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقْرَأُ {وَعَلَى الَّذِينَ يُطَوَّقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ }. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَيْسَتْ بِمَنْسُوخَةٍ، هُوَ الشَّيْخُ الْكَبِيرُ وَالْمَرْأَةُ الْكَبِيرَةُ لاَ يَسْتَطِيعَانِ أَنْ يَصُومَا، فَلْيُطْعِمَانِ مَكَانَ كُلِّ يَوْمٍ مِسْكِينًا.
Ata, İbn Abbas'ın bu ayeti وعلى الذين يطوقونه فدية طعام مسكين ale'lIezine yutavvekunehu fidyetun taamu miskın şeklinde okuduğunu işittiğini nakletmiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ayet mensuh değildir. Zira bu ayet ile, oruca gücü yetmeyen ve oruç tutamadığı her gün için bir yoksulu doyuran yaşlı erkek ve kadınlar kastedilmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ata şöyle demiştir: 'Kişi, Allah Teala'nın buyurduğu gibi her türlü hastalıktan dolayı oruç tutmayabilir." Abdurrezzak İbn Hemmam bu rivayeti İbn Cüreyc kanalıyla zikretmiştir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: İbn Cüreyc "Ata'ya kişi, hangi rahatsızlıktan dolayı oruç tutmayabilir?" diye sordum. O da, "her türlü hastalıktan dolayı oruç tutmayabilir," şeklinde cevap verdi. Ben, "Kişi oruç tutarken rahatsızlanırsa, orucunu bozabilir mi?" diye sordum. Oda "Evet," diye cevap verdi. Selef uleması, mükellefin hangi hastalıklardan dolayı oruç tutmayacağı konusunda ihtilaf etmiştir. Çoğunluğa göre, su olmasına rağmen teyemmüm alınmasını mübah hale getirecek bir rahatsızlıktan dolayı kişi oruç tutmaz. Bir başka ifade ile, oruca devam ettiği takdirde canından endişe eden veya organlarından birine zarar gelmesinden ya da başına gelen rahatsızlığın ilerleyip sürmesinden korkan kimse oruç tutmaz. Bu konuda İbn SIr1n şöyle demiştir: "İnsan, hastalık adı verilen hallerde oruç tutmayabilir." Onun bu görüşu Ata'nın görüşüne benzemektedir. Hasan-ı Basrı ve Nehaı'ye göre ise kişi, ayakta namaz kılamayacak kadar hasta olduğu zaman oruç tutmaz. (......yutavvekune) İbn Mes'ud'un kıraatı da böyledir. Nesaı, İbn Ebı Nüceyh kanalıyla Amr İbn Dinar'dan şöyle nakletmiştir: ......yutavvekunehu, orucu üstlenmek anlamına gelir." Bu yorum gayet güzeldir. Bununla şu mana kastedilmiştir: "Onlar orucun güçlüğüne katlanmayı üstlenmişlerdir." "İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ayet mensuh değildir. Zira bu ayet ile oruca gücü yetmeyen ve oruç tutamadığı her gün için bir yoksulu doyuran yaşlı erkek ve kadınlar kastedilmiştir." İbn Abbas'ın görüşü böyledir. Ancak çoğunluk bu konuda ona muhalefet etmiştir. Onun bu sözünden sonra zikredilen hadiste, bu ayetin neshedildiğini gösteren bilgiler mevcuttur. Bu kıraat (o,j j.bjyutavvekunehu kıraati), meşhur kıraatteki .....yutikune fiilinin önündeki olumsuzluk edatı .....la'nın hazfedildiğini, dolayısıyla ayetin anlamını "Oruca güç yetiremeyenlerin fidye vermesi gerekir," şeklinde olduğunu iddia edenlerin yorumunu zayıf hale getirmektedir. Bu yorum, çoğunluğun .ı,j}.;!yutlkOnehQ ifadesindeki zamirin oruca döndüğü görüşünde olduğunu gösterir. Buna göre ayetin manası şöyledir: "Oruca güç yetirenler fidye vermek zorundadır." Halbuki fidye, oruca güç yetirenlere farz değildir. Sadece oruç tutamayanlara farzdır. Bu itiraza şu şekilde cevap verilir: Bu ifadede hazif vardır. Takdiri ise şu şekildedir: "Oruca güç yetirenler, oruç tutmadıkları takdirde fidye vermek zorundadır." Çoğunluğa göre orucun farz kılındığı ilk zamanlarda uygulama bu şekilde idi. Daha sonra bu hüküm neshedildi ve fidye verme, oruç tutamayan güçsüz kimselere ait bir hükme dönüştü. Nitekim bu konuyla ilgili olarak "Kitabu's-Sıyam"da İbn Ebı Leyla'dan şu hadis nakledilmişti: "Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabının anlattığına göre, Ramazan orucu farz kılınınca, bu hüküm insanlara ağır geldi. Bu yüzden oruç tutabilecek güçte olan insanlardan bir kısmı, oruç tutmayıp yerine her gün bir yoksulu doyurdu. Bu konuda onlara ruhsat verilmişti. Daha sonra 'Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, '[Bakara 184] ayeti bu hükmü neshettL" İbn Abbas'ın kıraatine göre ise, burada nesih yoktur. Çünkü onun kıraatine göre bu ayet, zorlanarak oruç tutanlara fidye vermeyi zorunlu hale getirmektedir. Buna göre oruca gücü yetmeyenıer, oruçlarını bozar, ancak buna keffaret olarak fidye verirler. Bu hüküm de kıyamete kadar bakidir. Bu hadis, İmam Malik ve ona tabi olanların aksine, yaşlı ve yaşlılar hükmünde olan kimselerin oruç tutmakta zorlandıkları vakit, oruç tutmayıp yerine fidye verebileceğini ileri süren İmam Şafii ve onu takip edenler için delil teşkil eder. Hamile ve emzikli kadınlar ile yaşlılıktan dolayı oruç tutamayan, ancak daha sonra orucu kaza etmek için derman bulan kimselerin durumu hakkında ihtilaf edilmiştir. İmam Şafii ile Ahmed İbn Hanbel, bu kimselerin hem oruçlarını kaza edip hem de fidye vermeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Evzaı ve KOfeliler [Hanefiler] ise, kazanın yeterli olduğu, fidyeye gerek olmadığı görüşünü benimsemiştir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، يَزْعُمُ أَنَّ أَبَا الْعَبَّاسِ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، - رضى الله عنهما - يَقُولُ بَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنِّي أَصُومُ أَسْرُدُ وَأُصَلِّي اللَّيْلَ فَإِمَّا أَرْسَلَ إِلَىَّ وَإِمَّا لَقِيتُهُ فَقَالَ " أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ تَصُومُ وَلاَ تُفْطِرُ وَتُصَلِّي اللَّيْلَ فَلاَ تَفْعَلْ فَإِنَّ لِعَيْنِكَ حَظًّا وَلِنَفْسِكَ حَظًّا وَلأَهْلِكَ حَظًّا . فَصُمْ وَأَفْطِرْ وَصَلِّ وَنَمْ وَصُمْ مِنْ كُلِّ عَشْرَةِ أَيَّامٍ يَوْمًا وَلَكَ أَجْرُ تِسْعَةٍ " . قَالَ إِنِّي أَجِدُنِي أَقْوَى مِنْ ذَلِكَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ . قَالَ " فَصُمْ صِيَامَ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ " . قَالَ وَكَيْفَ كَانَ دَاوُدُ يَصُومُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ قَالَ " كَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا وَلاَ يَفِرُّ إِذَا لاَقَى " . قَالَ مَنْ لِي بِهَذِهِ يَا نَبِيَّ اللَّهِ قَالَ عَطَاءٌ فَلاَ أَدْرِي كَيْفَ ذَكَرَ صِيَامَ الأَبَدِ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ صَامَ مَنْ صَامَ الأَبَدَ لاَ صَامَ مَنْ صَامَ الأَبَدَ لاَ صَامَ مَنْ صَامَ الأَبَدَ " .
Bana Muhammed b. Râfi* rivayet etti. (Dediki) Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dediki) Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki) Ben Atâ'dan dinledim. Kendisine Ebu'l-Abbâs'ın haber verdiğini söylüyordu. O da Abdullah b. Amr b. Âs (Radiyallahu anhûmaj'yı şöyle derken işitmiş : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), benim arka arkaya oruç tutar, bütün gece namaz kılardiğımı duymuş. Bunun üzerine ya bana birini gönderdi yahut kendisine tesadüf ettim. — Ben senin oruç tutar ve hiç bırakmazlığını, bütün gece namaz kılardığını haber almadım mı sanıyorsun? Ama böyle yapma. Zîra gözünün hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin dahî hakkı vardır. Binâenaleyh kimi oruç tut kimi tutma. Hem namaz kıl, hem uyu. Bir de her on günde bir oruç tut. (Tutmadığın) dokuz günün ecri de senin olur, buyurdu. — Ben kendimi bundan daha fazlasına muktedir görüyorum ya Nebiyyallah, dedim. — O halde Dâvud Aleyhisselâmın orucunu tut, buyurdu. — Dâvud (Aleyhisselâm) nasıl oruç tutardı yâ Nebiyyallah? dedim. — Bir gün oruç tutar, bir gün tutmaz, düşmanla karşılaştığı zaman da kaçmazdı, buyurdu. — Bu hasleti bana kim tekeffül eder yâ Nebiyyallah, dedim. (Burada) Râvi Ata': Ebedi orucu nasıl anlattı bilemiyorum demiş. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Ebedî oruç tutan kimse oruç tutmuş değildir, ebedî oruç tutan, oruç tutmuş değildir, ebedî oruç tutan oruç tutmuş değildir, buyurdular
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ قَعَدْتُ إِلَى كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ فِي هَذَا الْمَسْجِدِ ـ يَعْنِي مَسْجِدَ الْكُوفَةِ ـ فَسَأَلْتُهُ عَنْ فِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ فَقَالَ حُمِلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى وَجْهِي فَقَالَ " مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ الْجَهْدَ قَدْ بَلَغَ بِكَ هَذَا، أَمَا تَجِدُ شَاةً ". قُلْتُ لاَ. قَالَ " صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ، لِكُلِّ مِسْكِينٍ نِصْفُ صَاعٍ مِنْ طَعَامٍ، وَاحْلِقْ رَأْسَكَ ". فَنَزَلَتْ فِيَّ خَاصَّةً وَهْىَ لَكُمْ عَامَّةً.
Abdui1ah İbn Ma'kıl'ın şöyle dediği naklediimiştir: "Bu mescidde (Küfe Mescidi) Ka'b İbn Ucra'nın yanına oturdum. Ona 'Oruç fidyesi gerekir,' ayetinin tefsirini sordum. O da şöyle cevap verdi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüldüm. Bu esnada bitler yüzüme dökülüyordu. Bana 'Galiba, bit1er yüzünden dermansız kalmlşsın. Bir koyuna gücün yetmez mi?' diye sordu. Ben 'Hayır' diye cevap verince '[O zaman] üç gün oruç tut veya altı yoksulu doyur. Her birine yarım sa' miktarı yiyecek ver ve başını tıraş et!' buyurdu. Bu ayet sadece benim hakkımda nazil oldu. Ancak sizin için de geçerlidir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sizden her kim hasta olursa, yahut başında bir rahatsızlığı varsa ... ayetinin tefs!ri." İmam Buhar! bu başlık altında, söz. konusu ayetin iniş nedeni olarak Ka'b İbn Ucra'dan nakledilen hadisi zikretti. "Kitabu'l-hacc" bölümünde bu hadisin açıklaması ayrıntılı biçimde geçmişti
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ أَنْكَحَنِي أَبِي امْرَأَةً ذَاتَ حَسَبٍ فَكَانَ يَتَعَاهَدُ كَنَّتَهُ فَيَسْأَلُهَا عَنْ بَعْلِهَا فَتَقُولُ نِعْمَ الرَّجُلُ مِنْ رَجُلٍ لَمْ يَطَأْ لَنَا فِرَاشًا وَلَمْ يُفَتِّشْ لَنَا كَنَفًا مُذْ أَتَيْنَاهُ فَلَمَّا طَالَ ذَلِكَ عَلَيْهِ ذَكَرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " الْقَنِي بِهِ ". فَلَقِيتُهُ بَعْدُ فَقَالَ " كَيْفَ تَصُومُ ". قَالَ كُلَّ يَوْمٍ. قَالَ " وَكَيْفَ تَخْتِمُ ". قَالَ كُلَّ لَيْلَةً. قَالَ " صُمْ فِي كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةً وَاقْرَإِ الْقُرْآنَ فِي كُلِّ شَهْرٍ ". قَالَ قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فِي الْجُمُعَةِ ". قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " أَفْطِرْ يَوْمَيْنِ وَصُمْ يَوْمًا ". قَالَ قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " صُمْ أَفْضَلَ الصَّوْمِ صَوْمِ دَاوُدَ صِيَامَ يَوْمٍ وَإِفْطَارَ يَوْمٍ وَاقْرَأْ فِي كُلِّ سَبْعِ لَيَالٍ مَرَّةً ". فَلَيْتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَاكَ أَنِّي كَبِرْتُ وَضَعُفْتُ فَكَانَ يَقْرَأُ عَلَى بَعْضِ أَهْلِهِ السُّبْعَ مِنَ الْقُرْآنِ بِالنَّهَارِ وَالَّذِي يَقْرَؤُهُ يَعْرِضُهُ مِنَ النَّهَارِ لِيَكُونَ أَخَفَّ عَلَيْهِ بِاللَّيْلِ وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَتَقَوَّى أَفْطَرَ أَيَّامًا وَأَحْصَى وَصَامَ مِثْلَهُنَّ كَرَاهِيةَ أَنْ يَتْرُكَ شَيْئًا فَارَقَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ فِي ثَلاَثٍ وَفِي خَمْسٍ وَأَكْثَرُهُمْ عَلَى سَبْعٍ.
Abduııah İbn Amr r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Babam beni, asil bir aileye mensup bir kadınla evlendirdi. Daima gelinine kocasından memnun olup olmadığını sorardı. O da şöyle derdi: Abdullah erkekler arasında bulunmaz bir adam. Evlendik evleneli yatağımıza hiç basmadı, bir örtüyü de kaldırmış değil. Bu durum bu şekilde uzayınca babam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bu konuyu anlatmış. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'onu benim yanıma getir!' demiş. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Bana 'nasıl oruç tutuyorsun?' diye sordu. 'Her gün oruç tutuyorum' şeklinde cevap verdim. Bu defa 'Ne kadar zamanda Kur'an'ı hatmediyorsun?' diye sordu. Ben de 'Her gece' diyerek cevap verdim. Buna karşın, 'Her ay üç gün oruç tut ve Kur'an'ı bir ayda hatmet!' buyurdu. Bunun üzerine 'Ben bundan daha fazlasını yapabilirim' dedim. 'O zaman haftada. üç gün oruç tut!' buyurdu. 'Ben bundan da fazlasını yapabilirim' deyince 'Bir gün oruç tut, iki gün tutma!' buyurdu. 'Ben bundan da fazlasını yapabilirim' dedim. Bu defa Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: O halde en faziletli oruç olan, Ddvud Nebiin orucunu tut. Bir gün ye, bir gün oruç tut! Kur'an'ı da bir hafta da hatmet! Abdullah İbn Amr şöyle demiştir: Keşke Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana verdiği ruhsatı kabul etseydim. Çünkü artık yaşlandım, takatim kalmadı. Abduııah İbn Amr gündüz ailesinden birine Kur'an'ın yedi de birini okurdu. Gece okumak istediği kısmı gündüzün hazırlardı. Böylece gece yükünü hafifletmek isterdi. Oruç için güçlü olmak istediği zaman ise peşpeşe günlerce oruç tutmazdı. Tutmadığı günleri de sayardı. Daha sonra bu günlerin sayısı kadar oruç tutardı. Çünkü o, Hz. Nebi'in vefatından sonra onun zamanında yaptığı amelleri bırakmaktan hoşlanmazdı." Ebu Abdillah (İmam Buhari) şöyle demiştir: "Bazıları üç günde, bazıları bir haftada, bazıları da bir haftadan daha uzun zamanda Kur'an'ın hatmedilebileceğini söylemiştir
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ مُعَاذَةَ، قَالَتْ سَأَلْتُ عَائِشَةَ فَقُلْتُ مَا بَالُ الْحَائِضِ تَقْضِي الصَّوْمَ وَلاَ تَقْضِي الصَّلاَةَ فَقَالَتْ أَحَرُورِيَّةٌ أَنْتِ قُلْتُ لَسْتُ بِحَرُورِيَّةٍ وَلَكِنِّي أَسْأَلُ . قَالَتْ كَانَ يُصِيبُنَا ذَلِكَ فَنُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّوْمِ وَلاَ نُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّلاَةِ .
Bize Abd bin Humeyd de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzak haber verdi. (Dediki): Bize Ma'mer, Asım'dan, o da Muaze'den naklen haber verdi demişki: Aişe'ye sorup: Ay hali kadın neden orucu kaza ettiği halde namazın kazasını yapmıyor, dedim. O: Haruri misin, dedi. Ben: Hayır Haruri değilim ama (öğrenmek maksadıyla) soruyorum, dedim. Aişe: Biz de ay hali olurduk ama bize orucu kaza etmemiz emredilir, namazı kaza etmemiz emredilmezdi, dedi. DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (759 - 761): (761) "Orucu kaza etmemiz emredilir, namazı kaza etmemiz emredilmezdi." İşte bu ittifakla kabul edilmiş bir hükümdür. Müslümanların icma'ı ile ay hali kadına da, loğusa kadına da o halde ne namaz kılmaları, ne de oruç tutmaları farzdır. Yine icma' ile kabul ettiklerine göre bu durumdaki kadınların bu halde kılamadıkları namazlarını kılmaları icap etmez. Orucu kaza etmelerinin vacip olduğu üzerinde de icma etmişlerdir. İlim adamları der ki: ikisi arasındaki fark şudur: Namaz çokça tekrarlanan bir ibadet olduğundan orucun aksine onu kaza etmek meşakkatlidir. Oruç yılda bir defa farzdır. Bazen bir ya da iki günü adet haline rastlar. Mezhep alimlerimiz der ki: Ay hali iken geçen hiçbir namaz kaza edilmez, tavaf sonrası kılınması gereken iki rekat müstesnadır. Gerek mezhebimize mensup alimlerin, gerek diğer mezhep alimlerinin çoğunluğunun (cumhurun) kanaatine göre ay hali olan kadın adet döneminde oruç tutmak emrine muhatap değildir. Ona orucunu kaza etmesi yeni (farklı) bir emir ile vaciptir. Mezhep alimlerimizden kimisi başka bir görüşü sözkonusu ederek, adet halinde oruç tutmak emrine muhataptır ama onu ertelemesi emrolunur tıpkı namazda iken abdesti bozulan kimsenin durumu gibi. Her ne kadar abdestsiz halinde namaz kılması sahih değilse de (sonra kılmakla emrolunmuştur); fakat bu açıklamanın hiçbir değeri yoktur. Kendisinin ortadan kaldırabilme gücü bulunmadığı bir hali sebebiyle oruç tutmak, adet olan bir kadına nasıl aynı zamanda hem farz, hem haram olabilir? Onun bu durumu abdesti bozulan ın durumundan farklıdır çünkü o abdestsizlik halini ortadan kaldırabilir. (759) "Ebu Kılabe" adı Abdullah b. Zeyd olup, daha önce ona dair açıklama geçmişti. "Yezid er-Rişk" adı Yezid b. Ebi Yezid ed-Dubai'dir. Basralı olup, Ebu'l-Ezhert künyelidir, Dubaalıların mevlasıdır. ilim adamları ona "er-Rişk" lakabının veriliş sebebi hususunda farklı kanaatlere sahiptir. Farsça'da bunun Kasım (paylaştırıcı) anlamında olduğu söylendiği gibi çok gayretli olduğu, gür sakallı olduğu da söylenmiştir. Farsça akreb'in adıdır diye de söylenmiştir. Yezid'e er-Rişk lakabının verilmesinin sebebi ise şudur: Akrep onun sakalının içine girmiş, üç gün içinde kaldığı halde o bunun farkına varmamıştı. Buna sebep ise sakalının oldukça uzun ve büyük oluşu idi. Bu farklı görüşleri Metali' sahibi ve başkaları nakletmiş olduğu gibi, Ebu Ali el-Gassanide bunları nakletmiş ve bu son görüşü senedi ile birlikte zikretmiştir. Allah en iyi bilendir. Aişe (r.anha)'nın "sen Haruri misin" sorusuna gelince, Haruri "Harura"ya nispettir. Kufe yakınlarında bir kasaba'nın adıdır. es-Sem'ani'nin dediğine göre burası Kufe'den iki mil uzaklıkta bir yer olup, Hariciler ilk olarak burada toplanmıştı. Herevi dedi ki: Hariciler bu kasabada birbirleriyle ahitleştiklerinden ötürü oraya nispet edilmişlerdir. Buna göre Aişe (r.anha)'nın sözünün anlamı Haricilerden bir kesim ay hali olan kadına adet döneminde geçen namazlarını kaza etmesinin vacip olduğu kanaatindedirler, demektir. Bu ise Müslümanların icmaına aykırıdır. Aişe (r.anha}'nın bu şekilde soru sorması inkar (reddetmek) anlamındadır. Yani böyle bir yol Harurilerin (Haricilerin) yoludur ve bu çok kötü bir yoldur. "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde birimiz ay hali olurdu da sonra ona namazını kaza etmesi emredilmezdi." Yani Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, onun ay hali olduğunu ve bu dönem zarfında namazı kılmadığını bilmekle birlikte namazı kaza etmesini emretmezdi. Namazını kaza etmesi vacip (farz) olsaydı kesinlikle ona namazını kaza etmesini emrederdi. (760) "Onlara karşılık vermelerini emretti mi?" (4/27) Bu sözü Muhammed b. Cafer kitapta (hadisin sonunda) kaza etmeleri anlamında olduğunu söyleyerek açıklamıştır ve bu doğru bir açıklamadır. Nitekim karşılık vermek anlamını ihtiva eden (ceza) fiili kaza etti (ödedi) anlamındadır. Nitekim yüce Allah'ın: "Hiçbir kimse bir başkasının yerine ceza (karşılık) görmez." (Bakara, 48) buyruğunu da böyle tefsir etmişlerdir. "Bu şey şunun yerine geçer" derken de bu kullanılır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu Hadis-i bütün Kütüb-ü Sitte sahipleri muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir. Hadisin birinci rivayetinde Hz. Aişe'ye sual soran kadının ismi zikredilmemiş. Diğer rivayetlerinde soranın bizzat Muaze olduğu bildirilmiştir. Hadisin muhtelif rivayetlerinin ifade ettiği mana kadının suali ve Hz. Aişe (R.A.)'nın cevabıdır. Kadın: «hayzlılar neden orucu kaza ediyorda, namazı kaza etmiyorlar?» diye sormuş Aişe (R.A.)'da «Sen haruriyyemisin yoksa» diye söze başlayarak Sahib-i Şeriat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'efendimizin kendilerine böyle emrettiğini anlatmıştır. Harura: Kufe'ye yakın bir köydür, Hz. Aii (R.A.) aleyhine kıyam eden hariciler ilk defa burada toplanmışlardı. Bunlar Hz. Ali 'nin, Ebu Muse'l Eş'ari ile Amr b. Âs'ı hakem tayin etmesine şiddetle itiraz ediyorlardı. Hatta kendisine «Allah'ın emrinde şekk ettinde düşmanını hakem yaptın» demişlerdi. Husumetleri gitgide artarak nihayet bir sabah kumandanları Abdullah'ın idaresi altında 8.000 nefer toplanarak Hz.. Ali aleyhine kıyam ettiler. Hz. Ali kendilerine Abdullah İbni Abbas (R.A.)'i gönderdi. İbni Abbas (R.A.a) onlarla münazarada bulundu, kendilerine nasihatlar verdi. Bunun üzerine 2.000 nefer yaptıklarına pişman olarak muhalefetten vaz geçtiler. 6.000 i inatlarında ısrar ettiler Hz. Ali (R.A.) da üzerlerine ordu göndererek onlarla harb ve kendilerini perişan eyledi. Bunlar din babında pek şiddet gösterirler. Hayzlı kadının namazları kaza edeceğine kail olurlardı. Hariciler aslen altı fırka olup hepsi Hz. Ali ile Osman (R.A.) dan telerri ederler ve onlardan uzak kalmayı her ibadete tercih eylerlerdi. Nikahlarında bile bunu şart koşarlardı. Halbuki bu yaptıkları tamamıyla dalalet ve İcma'ı Ümmete muhalefet idi. İşte Aişe (R.A.)'nın (Sen haruriyemisin) diye sorması bundandır. Yani; bu sual dalalet fırkalarından haricilerin soracağı bir sualdir. Çünkü onlar hayzlı kadının namazları kaza edeceğini kaildirler. Sende bu çirkin tarikatamı mensupsun? demek istemiş sonra, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında bütün ezvac-ı tahiratın hayz gördüklerini fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in yalnız orucu kaza etmelerini emir buyurduğunu, namazın kazasını emretmediğini, kazası lazım gelse onu da emrederdiğini anlatmıştır. Bunun üzerine kadın kendisinin Haruriye olmadığını yani haricilerle bir alakası bulunmadığını, yalnız meseleyi iyi anlamak için sorduğunu söyleyerek özür beyan etmiştir. Hayzlı kadının yalnız orucu kaza edip namazı kaza etmiyeceğine bütün müslümanların icma'ı vardır. Bu hususta nifaslılar da aynı hükümdedir. Yalnız hariciler Ehl-i Sünnetin bu icma'ına muhalefet etmişlerse de onların muhalefetinin hiçbir kıymeti yoktur. Ulema-i kiram namazla oruç arasındaki farkı şöyle izah ederler. Namazların sayısı çoktur. Çünkü onlar günde beş defa tekerrür ederler. Bu sebeple günlerce kalan namazları her hayızdan temizlendikçe kaza etmek güç olur. Oruçda ise bu güçlük yoktur. Çünkü oruç senede bir defa gelir. Hayz günleride ekseriyetle birkaç günü geçmez. Binaenaleyh orucun kazasında hiçbir güçlük yoktur. İşte orucun kaza edilip, namazın edilmemesi bu hikmete mebnidir. Selefi Salihinden bazıları namaz vakti geldikçe hayzlı kadına abdest almasını ve kıbleye karşı oturarak Allah'ı zikretmesini emrederlermiş. Bu kavil Ukbetübnü Âmir (R.A.) ile Mekhul'den rivayet olunmuştur. Ata'; «Ben böyle bir şey duymadım ama bu pek güzel bir iştir» demiştir. Ebu Ömer ise; «Bu emir fukaha indinde metruktür. Hatta onu mekruh görürler diyor.» Ebu Kılabe dahi; «Bu meseleyi soruşturduk fakat aslı olduğunu Öğrenemedik.» demiştir. Said b. Abdilaziz; «Biz bunu bilmiyoruz ve mekruh görüyoruz» mütelaasında bulunmuştur. Hanefilerin «Münyetül - Müfti» nam eserinde hayzlı kadının her namaz vakti abdest alarak evinin mescidinde bir namaz miktarı oturması, tesbih ve tehlilde bulunması müstehabdır.» denildiği gibi «Ed-Diraye» nam kitapda da; «Böyle yapan kadına kıldığı en güzel namazın sevabı yazılır» denilmektedir. Hayzlı kadın oruçla muhatap değildir; orucun kazası ona ayrı bir emirle lazım gelir. Bazıları onunda oruçla muhatap olduğunu fakat hayz halinde onu terketmesi emredildiğini söylerler. Bunlar «Abdestsiz bir kimsede namazla muhatabdır. Ama Abdestsiz olarak namazını kılamaz» derlersede bu doğru değildir. Çünkü kadına hayz halinde iken oruç tutmak haramdır. Bir kimsenin haramı işlemekle muhatap olması caiz değildir. Bu Mes'ele Abdestle kıyas edilemez, zira Abdestsiz bir kimsenin abdest alarak namazı kılması mümkündür. Lakin hayzlı bir kimsenin Abdest dahi alsa namaz kılması, caiz değildir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ رَمَضَانُ الْفَرِيضَةَ، وَتُرِكَ عَاشُورَاءُ، فَكَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ.
Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: Cahiliye döneminde Kureyşliler Aşura orucu tutarlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu orucu tutardı. Medine'ye gelince bu orucu tutmaya devam etti ve tutulmasını da emretti. Farz olan Ramazan orucunun tutulmasına dair ayet inince aşura orucu terkediidi. Dileyen bu orucu tuttu dileyen tutmadı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetIere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki, korunursunuz," ayetinin tefsıri", Bu ayette geçen ....kütibe (yazıldı) fiili, farz kılındı anlamına gelir. [Ayette yazıldı denildiğine göre üzerine yazılan bir yerin olması gerekir.] İşte bu yerden maksat "levh-i Mahfuz"dur. ....kema (gibi) Bu ifadede kef harfinin delalet ettiği teşbih hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre bu benzetme, tıpa tıp bir benzetmedir. Buna göre ramazan orucu bizden önceki ümmetiere de farz kılınmıştır. Bazılarına göre ise bu benzetme, sadece oruç açısından yapılmıştır. Orucun vaktini ve kaç gün tutulacağını kapsamaz. Bu ikinci görüşe göre, söz konusu benzetme oruç açısından yapılmıştır. Çoğunluğun görüşü de bu doğrultudadır. İbn Ebi Hatim ve Taberı, Mufu, İbn Mes'Od ve başka bir sahabı ve tabiun kanalıyla bu görüşü müsned olarak nakletmişlerdir. Dahhak ise bu rivayete "Oruç, nuh döneminden itibaren dinin bir emri olarak sürmektedir," ilavesinde bulunmuştur. "Umulur ki korunursunuz," ifadesi, bizden önceki ümmetiere orucun farz kılınmasının, onların sorumlu tutulduğu ağır yükümlülükler kabilinden olduğuna işaret eder. Orucun bu ümmete farz kılınması ise, isyankar davranışlardan korunmaları ve orucun kötülükler ile insanlar arasında bir engel teşkil etmesi gayesine yöneliktir. Bu yoruma göre .....tettekun (korunursunuz) fiilinin nesnesi (mefIOlü) mahzOftur. Takdiri ise, "kötülüklerden veya yasaklardan korunursunuz" şeklindedir. Bu hadis, aşura orucunun, Ramazan orucunun farzkılınmasından önce farz olduğuna, daha sonra bunun neshedildiğine delilolarak getirilmiştir. Bu konudaki ayrıntılı açıklama "Kitabu's-sıyam" bölümünün sonlarına doğru yapılmıştı. Bu hadisin, bu başlık altında zikredilmesi, İmam Buharıinin yukarıda bahsettiğimiz ikinci görüşe meylettiğine işaret eder. Şöyle ki; eğer Ramazan orucu bizden önceki ümmetiere de farz kılınmış olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha baştan bu orucu tutar, aşura orucunu tutmazdı. Öyle anlaşılıyor ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aşura orucunu tutması, tevklfl bir hükme dayanmaktadır. Onun bu orucu tutmasının farz ya da nafile olduğu konusunda alimlerin ihtilaf etmesi, bu konuda bizim düşüncelerimize zarar vermez
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ غَيْلاَنَ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدٍ الزِّمَّانِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَصُومُ فَغَضِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قَوْلِهِ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ عُمَرُ قَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ وَمِنْ غَضَبِ رَسُولِهِ . فَلَمْ يَزَلْ عُمَرُ يُرَدِّدُهَا حَتَّى سَكَنَ غَضَبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ بِمَنْ يَصُومُ الدَّهْرَ كُلَّهُ قَالَ " لاَ صَامَ وَلاَ أَفْطَرَ " . قَالَ مُسَدَّدٌ " لَمْ يَصُمْ وَلَمْ يُفْطِرْ أَوْ مَا صَامَ وَلاَ أَفْطَرَ " . شَكَّ غَيْلاَنُ . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ بِمَنْ يَصُومُ يَوْمَيْنِ وَيُفْطِرُ يَوْمًا قَالَ " أَوَيُطِيقُ ذَلِكَ أَحَدٌ " . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَكَيْفَ بِمَنْ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا قَالَ " ذَلِكَ صَوْمُ دَاوُدَ " . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَكَيْفَ بِمَنْ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمَيْنِ قَالَ " وَدِدْتُ أَنِّي طُوِّقْتُ ذَلِكَ " . ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَلاَثٌ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ فَهَذَا صِيَامُ الدَّهْرِ كُلِّهِ وَصِيَامُ عَرَفَةَ إِنِّي أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ وَالسَّنَةَ الَّتِي بَعْدَهُ وَصَوْمُ يَوْمِ عَاشُورَاءَ إِنِّي أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ " .
Ebu Katâde (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip: Ya Rasûlallah, sen nasıl oruç tutarsın? diye sordu. Peygamber (s.a.v.) adamın bu sözüne öfkelendi. Ömer (r.a.) bu durumu görünce: Biz Allah'ı Rab, İslamı dîn ve Muhammed (s.a.v.)'i Peygamber olarak seçtik. Allah'ın gazabından ve Rasülünün öfkesinden Allah'a sığınırız, dedi. Ömer bu sözü Rasûlullah (s.a.v.)'in öfkesi yatışıncaya kadar söylemeye devam etti. Sonra Ömer: Ya Rasûlallah (s.a.v.)!.. Bütün seneyi oruçla geçiren kimsenin durumu ne olacak? dedi. Peygamber (s.a.v.): "Oruç da tutmamıştır, iftar da etmemiştir," Müsedded, Rasûlullah'ın "Oruç'tutmadı, iftar da etmedi" veya "ne oruç tutmuş, ne de iftar etmiştir" buyurduğunu söyledi. -Tereddüd eden Gaylandır-.Ömer (r.a.): Ya Rasûlallah! iki gün oruç tutup bir gün tutmayanın durumu nedir? Rasûlullah (s.a.v.): "Buna kimsenin gücü yeter mi?" Ya Rasûlallah! Birgün oruç tutup bir gün tutmayanın hâli nedir? "Bu, Dâvud (a.s.)'un orucudur." Ya Rasûlallah! Bir gün oruç tutup iki gün tutmayana ne dersin? "Benim buna gücümün yetirilmesini isterdim." Rasûlullah (s.a.v.) sonra şöyle buyurdu: "Her ay üç gün ve ramazandan ramazana oruç tutmak var ya, işte bu tüm senenin orucu demektir. Ben Allah'ın arefe günü orucunu ondan önceki ve sonraki seneler(in günahlarına) keffâret kılacağını ümid ederim. Allah'ın aşure günü orucunu da ondan Önceki sene(nin günahlarına) keffâret kılacağını umarım