Sahîh-i Buhârî · 4523
Arapça metin
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، تَرْفَعُهُ قَالَ " أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ". وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Hz. Aişe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu naklediimiştir: "Allah'ın hiç sevmediği kimse, aşırı tartışmacı olan kimsedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: ألد Eleddu kelimesi, şiddetli tartışma anlamına gelen .....el-Lededü kökünden ism-i tafdll sıgasında türetilmiş bir kelimedir. الخصام el-Hısamu ise......elhasm sözcüğünün çoğuludur. Tekillik çoğulluk açısından bu kelime,-.........kelb (köpek) ve ......kilab (köpekler)'e benzer. Bu durumda .......e1eddQ'I-hlsam ifadesi, tartışmacıların en ileri gideni anlamına gelir. .....el-Hısamü kelimesinin, müfaale babından masdar olma ihtimali de vardır. Tıpkı 1.9!katele fiilinin masdarının .....kıtal şeklinde geldiği gibi. Bu durumda ayetin takdiri şu iki şekilden biri ile yapılır: a)......ve hasemehu eşedü'l-hısamı (Onunla çok tartışt1.) b).......ve hüve eşeddü zevi'l-hlsaml muhasemeten (O tartışmaClların en fazla tartışmaya düşkün alanıdır.) Bu hadisin açıklaması, "Kitabu'l-ahkam"da yapllacaktır.[Kitabu'l-ahkam]
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، اسْتَأْذَنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَآهُ قَالَ " بِئْسَ أَخُو الْعَشِيرَةِ، وَبِئْسَ ابْنُ الْعَشِيرَةِ ". فَلَمَّا جَلَسَ تَطَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي وَجْهِهِ وَانْبَسَطَ إِلَيْهِ، فَلَمَّا انْطَلَقَ الرَّجُلُ قَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ حِينَ رَأَيْتَ الرَّجُلَ قُلْتَ لَهُ كَذَا وَكَذَا، ثُمَّ تَطَلَّقْتَ فِي وَجْهِهِ وَانْبَسَطْتَ إِلَيْهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عَائِشَةُ مَتَى عَهِدْتِنِي فَحَّاشًا، إِنَّ شَرَّ النَّاسِ عِنْدَ اللَّهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ تَرَكَهُ النَّاسُ اتِّقَاءَ شَرِّهِ ".
Aişe'den rivayete göre; "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istemişti. Allah Rasulü onu görünce: Bu, aşiretin ne kötü kardeşidir, aşiretin ne kötü oğludur, buyurdu. Adam gelip oturunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona güler yüz gösterdi ve ona yumuşak sözler söyleyip rahatlattı. Adam ayrılıp gidince Aişe ona: Ey Allah'ın Rasulü, sen o adamı görünce onun için şunları şunları söyledin. Daha sonra ise onu güler yüzle karşıladın ve yumuşak sözler söyledin, dedi. Buna karşılık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Aişe, sen benim ne zamandan beri çirkin davrandığımı biliyorsun? Şüphesiz kıyamet gününde, Allah nezdinde konumu insanlar arasında en kötü olan kişi, başkalarının, şerrinden korunmak için kendisini terk ettiği kimsedir, buyurdu." Bu Hadis 6054 ve 6131 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Mütefahhiş: Ölçünün dışına çıkmak için kendisini zorlayan kimse." Kötülüğü işlemeye kasteden, bunu çok yapan ve bunun için kendisini zorlayan kimse demektir. "Ne oluyor ona! Alnı toprağa değesice." ed-Davudl dedi ki: "Teribe cebinuhu: Alnı toprağa değesice" sözü, Arapların söyleyegeldikleri bir sözdür. Alnı yere düşsün demektir. Bu da onların "rağime enfuhu: burnu toprağa sürtünsün" sözlerine benzer, fakat "alnı toprağa değesice" ifadesinin anlamı kastedilmemektedir. Aksine bu da daha önce geçen "teribet yeminuke: sağ eli toprağa bulansın" sözü ile ilgili açıklamalara benzer. Yani bu, dilde kullanılmakla birlikte gerçek anlamı kastedilmeyen bir sözdür. "Oturunca ona güler yüz gösterdi." el-Hattabi dedi ki: Bu hadis-i şerif hem ilmi, hem de edebi bir arada ihtiva etmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti hakkında isim belirterek söylediği ve kendilerine izafe ettiği hoş olmayan hususlarda gıybet sayılacak bir taraf yoktur. Gıybet, ancak ümmetin fertlerinin birbirleri hakkında söyledikleri şeylerde sözkonusu olur. Bundan dolayı Nebiin görevi bu hususu beyan etmek, bunu açıkça ifade edip insanlara o kimsenin gerçek yüzünü tanıtmaktır. Böyle bir tutum ümmetine nasihat ve şefkat göstermek kabilindendir ama onun tabiatında bulunan kerem ve ona verilmiş bulunan güzel ahlak sebebiyle bu kişiye karşı güler yüz göstermiş, bu durumda olan kimselerin şerrinden korunmak ve kotülüklerinden, gailelerinden kurtulmak için onları idare etmek hususunda, ümmetinin de kendisine uyması için, o kimseye hoş olmayan bir şekilde karşılık vermemiştir. Derim ki: el-Hattabi'nin ifadelerinin zahirinden anlaşıldığına göre bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerinden birisi olmalıdır. Oysa durum böyle değildir. Aksine bir şahsın herhangi bir halini bilip başkasının da onun dışa yansıyan güzel görünüşüne aldanarak, sakıncalı ve tehlikeli herhangi bir hale düşeceğinden korkan herkesin, karşısındakine nasihatta bulunmak maksadı ile o kişiden sakındırarak bildiği hususu bildirmesi gerekir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir özelliği olarak görülmesi mümkün olan ise, haline bakılarak aldanılması mümkün olan kimsenin gerçek durumu, -daha önce onun haline aldanmış olan bir kimsenin Nebii haberdar etmesine gerek kalmadan- açıklanır, Nebi de aldanması mümkün olan kimseye o şerli kimsenin halini haber verir ve böylece, vaktiyle o kimseden kötülük görmüş olan kimsenin, başkasının o kişinin şerrinden korunmasını sağlamak üzere nasihat etmesine gerek kalmaz. Oysa Nebi olmayan kimseler böyle değildir. Nebi olmayan bir kimsenin bir kişiyi yermesinin caiz olması, kendisine nasihat etmek isteyen kimseden söz ya da fiil ile durumu tahkik etmesine bağlıdır. Kurtubi der ki: Hadiste açıkça fasıklık eden yahut hayasızca işler yapan ve buna benzer hüküm verirken haksızlık yapan, bid'ate davet edip onun propagandasını yapan kimsenin gıybetinin yapılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte böylelerinin şerlerinden sakınmak için onları idare etmek de caizdir. Elverirki bu, Allah'ın dini hususunda onlara müdahale derecesine götürmesin. Daha sonra Iyad'a uyarak şunları söylemektedir: Müdarat ile müdahene arasındaki farka gelince: Müdarat (idare etmek), dünyanın yahut dinin ya da her ikisinin birlikte hallerinin düzelmesi için dünyalığı feda etmektir. Bu mubahtır, bazen müstehap dahi olabilir. Müdahene ise, dünya halinin düzelmesi için dini olanı terk etmektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise böyle bir kimseye dünyalık olarak onunla güzel geçimi, yumuşak konuşmayı feda etmiş, bununla birlikte sözlü olarak da onu övmemiştir. Dolayısıyla onun hakkında söyledikleri ile yaptıkları arasında çelişki bulunmamıştır. Nebiin o kimse hakkında söyledikleri haktır. Ona yaptıkları ise güzel bir şekilde geçinmektir. İşte bu açıklama ile birlikte yüce Allah'a hamdolsun ki açıklanması zor bir taraf kalmamaktadır. İyad der ki: Uyeyne -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır- henüz daha Müslüman olmamıştı. Dolayısıyla onun hakkında söylenen sözler gıybet olmazdı. Yahut Müslüman olmakla birlikte İslam'a girişi henüz samimi ve katıksız değildi. Nebi s.a.v. onun iç dünyasını bilmeyen kimselerin ona aldanmaması için bu hususa açıklık getirmek istemişti. Nitekim Uyeyne, Nebi s.a.v. hayatta iken de, onun vefatından sonra da imanının zayıflığına delilolacak birtakım tutumlar sergilemişti. Bu durumda Nebi s.a.v.'in onu niteleyici ifadeleri nübüvvetin alametleri arasında sayılır. İçeri girdikten sonra onunla yumuşak sözle konuşmaya gelince, b.ı.ı da onun kalbini ısındırmak için idi. Daha sonra, az önce geçen açıklamaların bir benzerini zikretmektedir. İşte bu hadis, karşıdakini idare etmek, kafirlerin, fasıkların ve benzerlerinin gıybetini yapmanın caiz oluşu hakkında asli bir dayanaktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ".
Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah katında erkeklerin en sevimsizi, husumeti şiddetli olan kimsedir" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eleddü'l-hasm (hüsumeti devamlı olan kimse)."...... Eleddü'l-hasm" tabirinden ne kastedildiği Mezalim Bölümünde ve Bakara suresinin tefsirinde daha önce geçmişti. "Bu, husumeti devamlı olan kimsedir" şeklindeki ifade, İmam Buharl'nin tefsiridir. Bundan maksadın "Husumeti şiddetli" anlamına olması da mümkündür. Zira "el-hasm" kelimesi mübalağa kipindendir. Dolayısıyla kelime, "şiddet" ve "çokluk" anlamlarına muhtemeldir. Ebu Ubeyd, Kitabu'l-Mecaz'da "......''; Kavmen ludda=şiddetle karşı çıkan bir topluluk" (Meryem 97) ayeti hakkında şu açıklamayı yapmıştır: Bu kelimenin tekili "eledd"dir. Eledd, batılı iddia edip, hakkı kabul etmeyen demektir. İmam BuhMi, "eledd" konusunda Hz. Aişe radıyalliihu anhii hadisine yer vermiştir. Bu kelimenin açıklaması daha önce geçmişti. Yukarıdaki hadiste "erkeklerin en sevimsizi" ifadesi hakkında Kirmanı şöyle demiştir: "el-Ebğad kafir demektir." Buna göre hadisin manası "Erkeklerin en sevimsizi kafirlerdir" şeklinde olur. Kafir, inatçı demektir. Hadise "İnsanların en sevimsizi başkalarıyla davalaşan bazı kimselerdir" şeklinde mana vermek de mümkündür. Biz de şunu ekleyelim: Bu açıklamalardan ikincisi esas alınmalıdır. Bu, sevimsiz olan kişinin kafir veya Müslüman olmasından daha geneldir. Kişi kafirse onun açısından "en sevimsizlik", genelolarak hakiki manadadır. Eğer Müslümansa bu takdirde sevimsizliğin sebebi, insanlarla çokça dava lı ve davacı durumuna düşmek genellikle kişiyi kınanacağı durumlara götürür ya da bu ifade Müslümanların arasında haksız yere dava gören birtakım kimselerle ilgili olabilir. Hadiste davalaşmayı bırakmaya teşvik vardır. Ebu Davud'da Ebu Ümame'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Haklı bile olsa mücadele ve inadı terk eden kimseye cennetin etrafında bir köşke ben kefilim. "(Ebu Davfıd, Edeb)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، سَمِعَا سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ فِي جِنَازَةٍ فَأَخَذَ عُودًا فَجَعَلَ يَنْكُتُ فِي الأَرْضِ فَقَالَ " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ أَوْ مِنَ الْجَنَّةِ ". قَالُوا أَلاَ نَتَّكِلُ. قَالَ " اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} ". الآيَةَ.
Ali r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazede bulundu. Orada eline bir değnek aldı, onunla yere vurup çizmeye başladı ve "Aranızdan cennetteki veya cehennemdeki yeri takdir edilip yazılmamış hiç kimse yoktur!" dedi. Sahabiler "Öyle ise (ameli terk edip) bu takdir ve yazıya dayanamaz mıyız?" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" Sizler çalışınız! Çünkü herkes yaratılmış olduğu şeye kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır!" buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora hazırlarız."(Leyl 5- 10) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "ez-zikr" kelimesinden maksat, ezkar ve öğüt almadır denilmiştir. Bazıları bunun "hıfz" manasına olduğunu söylemişlerdir ki Mücahid'in açıklamasının gereği de budur
حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ وَعِنْدَهَا حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ يُنْشِدُهَا شِعْرًا، يُشَبِّبُ بِأَبْيَاتٍ لَهُ وَقَالَ: حَصَانٌ رَزَانٌ مَا تُزَنُّ بِرِيبَةٍ وَتُصْبِحُ غَرْثَى مِنْ لُحُومِ الْغَوَافِلِ فَقَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ لَكِنَّكَ لَسْتَ كَذَلِكَ. قَالَ مَسْرُوقٌ فَقُلْتُ لَهَا لِمَ تَأْذَنِينَ لَهُ أَنْ يَدْخُلَ عَلَيْكِ. وَقَدْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ}. فَقَالَتْ وَأَىُّ عَذَابٍ أَشَدُّ مِنَ الْعَمَى. قَالَتْ لَهُ إِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ ـ أَوْ يُهَاجِي ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Mesruk dedi ki: "Aişe r.anha'nın huzuruna girdik. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona kendisinin söylediği ve gazel türünden bir takım beyitler ihtiva eden bir şiiri okuyordu. Bu şiirinde diyordu ki: "O kendisini erkeklere karşı koruyan oldukça vakarlı, en ufak bir şüphe ile itham edilmeyen bir hanımefendidir. Üstelik kendileri hakkında söylenenlerden habersiz bulunan kadınların etlerinden yana her zaman açtır. (Yani etlerini yemek demek olan onların gıybetini yapmaz.)" Bunun üzerine Aişe ona: Fakat sen böyle değilsin diye karşılık verdi. Mesruk dedi ki: Ben ona, peki yüce Allah: "Aralarından sözün en büyüğünü söyleyene ise çok büyük bir azap vardır." [Nur, 11] diye buyurduğu halde senin huzuruna girmesine ne diye izin veriyorsun diye sordum, şu cevabı verdi: Kör olmaktan daha ağır hangi azap vardır ki! Aişe ona (Mesruk'a) dedi ki: O Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan -yahut da ona yapılan hicivlere karşılık cevap veren- birisi idi, dedi." Bu Hadis ileride 4755 ve 4756 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ali onunla ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi, dedi" ibaresi Buhari'nin nüshalarında bu şekilde "müsellimen" suretinde lam harfi kesreli olarak kaydedilmiştir. el-Hamevı rivayetinde ise lam harfi fethalı olarak "musellemen" şeklindedir. lyad'ın zikrettiğine göre Nesefi bunu Buhari'den "musien (kötülük yapan kimse)" lafzı ile rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Ebu Ali b. es-Seken bunu el-Firedri'den böylece rivayet etmiştir. el-AsiI1 ise bunu "musellemen" lafzı ile rivayet ettikten sonra, "biz bunu böyle okuduk" demiştir. Fakat daha çok bilinen başka türlüsüdür. Aişe'nin onu (Ali radıyalli'ıhuanh'ın sözlerini) isae'ye (kötülük yapmaya) nispet etmesinin sebebi Üsame gibi: "O senin hanımındır ve hayırdan başka bir şey (onun hakkında) bilmiyoruz" şeklinde bir söz söylememiş olmasıdır. Aksine Berire'ye baskı yaparak (bir şeyler söylemesini sağlamaya çalışmış) ve şunları eklemiştir: "Allah bu hususta işi senin aleyhine daraltmış değildir. Onun dışında kadınlar da pek çoktur" demiştir. Buna benzer daha başka açıklamalar yeri gelince genişçe sözkonusu edilecektir. Ali r.a.'ın mazur oluşu da şöylece açıklanabilir: Sanki Nasıbilerden hayırsız bazı kimseler bu yalanı ileri sürerek Umeyye oğullarına yakınlaşmak istemiştir. Bu sebeple Aişe'nin sözlerini başka tarafa çekerek tahrif etmişlerdir. Çünkü onlar Emevilerin Ali'den uzak düştüklerini biliyorlardı. Böylelikle onun hakkında bu sözlerin sahih olduğunu zannetmişlerdir. Hatta ez-Zühri, Velid'e gerçeğin buna muhalif olduğunu beyan etmiştir. Yüce Allah ona hayırlı mükatatlar versin. ez-Zühri'den rivayet edildiğine göre Hişam b. Abdulmelik de bu kanaatte idi. Yakub b. Şeybe'nin Müsned'inde el-Hasen b. Ali el-Halvanl'den, onun eşŞafi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Bize amcam anlattı, dedi ki: Süleyman b. Yesar, Hişam b. Abdulmelik'in huzuruna girdi. Hişam, Süleyman'a, ey Süleyman, o iftiranın büyüğünü üstlenen kişi kimdir? Süleyman, Abdullah b. Ubey'dir dedi. Hişam: Yalan söylüyorsun, o Ali'dir dedi. Süleyman, mu'minlerin emiri ne söylediğini daha iyi bilir, diye cevap verdi. ez-Zühri de onun yanına girince yine Hişam, ey İbn Şihab, o sözün büyüğünü söyleyen kimdir, diye sordu. ez-Zühri, İbn Ubey'dir deyince, yine Hişam, yalan söyledin o kişi Ali'dir deyince, ez-Zühri dedi ki: Hay babasız kalasıca! Ben mi yalan söylüyorum? Allah'a yemin ederim semadan bir münadi Allah yalan söylemeyi helal kılmıştır diye çağırsa dahi yalan söylemem
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فِي رِجَالٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ صَحِيحٌ " إِنَّهُ لَمْ يُقْبَضْ نَبِيٌّ قَطُّ حَتَّى يَرَى مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ ثُمَّ يُخَيَّرُ ". فَلَمَّا نَزَلَ بِهِ، وَرَأْسُهُ عَلَى فَخِذِي، غُشِيَ عَلَيْهِ سَاعَةً، ثُمَّ أَفَاقَ، فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى السَّقْفِ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ". قُلْتُ إِذًا لاَ يَخْتَارُنَا، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثُنَا بِهِ ـ قَالَتْ ـ فَكَانَتْ تِلْكَ آخِرَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَوْلُهُ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ".
Nebi s.a.v.'in eşi Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlığı yerinde iken "Hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölmekle hayatta kalmak arasında) muhayyer kılınır." buyurup dururdu. Hastalanıp, ruhu kabzolunma zamanı gelince, başı benim dizimin üstünde bulunduğu bir sırada: kendisine bir süre baygınlık geldi. Sonra ayılınca gözünü tavana doğru dikti, sonra "Ya Allah en yüksek refiki isterim" diye dua etti. Bunun üzerine ben "Artık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şimdi bizleri tercih etmiyor" dedim ve bildim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu duası sıhhatlı zamanında bize söyleyegeldiği haber(in kendisinde tecellisi)dir. Aişe r.anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuştuğu en son kelime işte bu "Allahumme errefika'l-a'la= Allah'ım! En yüksek refiki isterim" duası oldu demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'a Kavuşmayı Arzu Eden Kimseye Allah'ın da Kavuşmayı Sevmesi." Alimler şöyle demişlerdir: Allah'ın kulunu sevmesi, onun için hayır irade etmesi, kendisine hidayette bulunması, in'am etmesi, sevmemesi ise bunun tam zıttını yapması demektir. "Artık mu'mine (ölüm gibi)" kendisini karşılayacak "hallerden daha sevimli bir şeyolamaz." Yani öldükten sonra kendisini karşılayacak hallerden daha sevimlisi olamaz. İbnü'I-Esir en-Nihaye'de şöyle der: Burada "Allah'a kavuşmak" tabirinden maksat, ahiret yurduna gitmek, Allah'ın katında olanları talep etmek demektir. Yoksa bundan maksat ölüm değildir. Çünkü hiç kimse ölümden hoşlanmaz. Dünyayı terk eden ve ondan hoşlanmayan kimse Allah'a kavuşmayı sever. Dünyayı tercih edip, ona meyleden kimse Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz. Çünkü kendisi Allah'a ölümle ulaşır. "Allah'a kavuşma" deyimini ölümün dışında bir anlayışlatevil meselesinde İbnü'l-Esır'i İmam Ebu Ubeyd el-Kasım İbn Sellam geçmiş ve şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması ölümden hoşlanmamak ve onun şiddeti değildir. Zira bu duygudan uzak olan hiç kimse hemen hemen yoktur. Fakat asıl kınanmış olanı dünyayı tercih etmek, ona meyletmek, Allah'a ve ahiret yurduna gitmekten hoşlanmamaktır. İbnü'l-Esır şöyle der: Bu anlayışı ortaya koyan şeylerden biri Allahu Teala'ın dünya hayatını seven topluluğu şu şekilde ayıplamasıdır: "Huzurumuza çıkacaklannı beklemeyenler, dünya hayatına razı olup, onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu? İşte onlann kazanmakta olduklan (günahlar) yüzünden varacaklan yer ateştir!"(Yunus 7, 8) İmam en-Nevevı şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Şer'an geçerli sayılan sevgi ve hoşlanmama tövbenin kabul edilmediği durum olan canın çıktığı andır. Zira o esnada canını veren kimse için gerçek ortaya çıkar ve gittiği yer gözünün önünde belirir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Kötü insanlar çok olsa bile söze taşıdıkları şereften dolayı iyilerle başlanır. 2- Verilecek karşılık, yapılan amelin cinsinden olur. Zira Allahu Teala sevgiye sevgiyle, hoşlanmamaya hoşlanmama ile karşılık vermektedir. 3- mu'minler ahirette Rablerini göreceklerdir. Ancak bu tartışılır. Zira "Allah'a kavuşmak" onu görmekten daha geneldir. 4- Bağışlanan kişinin üzerinde sevinç alametleri belirdiğinde bu onun hayırla müjdelendiğinde, aksi durumun bunun aksine delildir. 5- Allah'a kavuşma sevgisi ölümü temenni etme yasaklığına dahil değildir. Çünkü o ölümü temenni etmemekle birlikte mümkündür. Şöyle ki; Allah'a kavuşma sevgisi mevcuttur ve kişinin bu durumdaki hali ölümün gelmesi veya geç gelmesiyle farklı olmaz. Ölümü temenni etme yasağı, hayatın devam etmesi durumunda geçerlidir diye yorumlanmıştır. Can çekişme ve gideceği yeri görme durumunda Allah'a kavuşma sevgisi sözkonusu yasaklığa dahil olmaz. Tam tersine bu müstehab olur. 6- Sağlıklı iken ölümden hoşlanmamanın ayrıntısı vardır. Ölümden sonraki ahiret nimetine yaşamayı tercih ettiği için ölmekten hoşlanmayan kimse kınanmıştır. 7 - Bir kimse hesaba çekilmesine yol açacak diye ölümden hoşlanmıyorsa, amelinde kusurlu olup, sorumluluktan kurtularak ve Allah'ın emrini gerektiği gibi yerine getirerek hazırlık yapmak suretiyle ölüme hazırlanmamışsa bu kimse mazurdur. Fakat kendisinde bu kusurları bulan kimsenin derhal hazırlığa başlaması en uygunudur. Böyle bir kimseye ölüm gelip çattığında ondan nefret etmez. Aksine ölümden sonra Allah'a kavuşmayı umduğu için onu sever. 8- Allahu Teala'ı bu dünyada canlı olan hiçbir şahıs göremez. Bu mu'minler için öldükten sonra gerçekleşecektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَاتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّهُ لَبَيْنَ حَاقِنَتِي وَذَاقِنَتِي، فَلاَ أَكْرَهُ شِدَّةَ الْمَوْتِ لأَحَدٍ أَبَدًا بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Aişe dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde o(nun başı) benim çene kemiğim ile köprücük kemiğim arasında idi. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra hiç kimse için ölümün zorluklarından ötürü hoşlanmayışım sözkonusu değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Onuncu hadiste "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra hiç kimse için ölümün zorluklarından dolayı hoşlanmamam sözkonusu değildir." Ahmed, Tirmizi ve diğerlerinin el-Kasım yoluyla rivayetine göre Aişe şöyle demiştir: "Onu ruhunu teslim ederken gördüğümde yanımda içinde su bulunan bir kap vardı. Elini su kabına sokuyor, sonra o suyu yüzüne sürüyor, arkasından: Allahlım, ölüm sekeratına karşı bana yardım et, diyordu." Şakiklin, Mesrukıtan, onun Aişe'den rivayetinde Aişe şöyle demiştir: "Ben Nebi s.a.v.'den daha çok ağrı hisseden kimseyi görmedim." İleride bu hadis Tıp bölümünde gelecektir. Hadis Tıp bölümünde değil, el-Merda (hastalar) bölümünde olup, 5645 numara ile gelecektir. İbn Mes'udlun rivayet ettiği ve Tıp bölümünde gelecek olan hadise göre onun bundan ötürü iki kat ecri vardır. Ebu Yalla da Ebu Saidlin şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Biz nebiler topluluğuna ecrimiz kat kat verildiği gibi, bela da bize katlanarak verilir