İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4532

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا حِبَّانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ جَلَسْتُ إِلَى مَجْلِسٍ فِيهِ عُظْمٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَفِيهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، فَذَكَرْتُ حَدِيثَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ فِي شَأْنِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ وَلَكِنَّ عَمَّهُ كَانَ لاَ يَقُولُ ذَلِكَ‏.‏ فَقُلْتُ إِنِّي لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى رَجُلٍ فِي جَانِبِ الْكُوفَةِ‏.‏ وَرَفَعَ صَوْتَهُ، قَالَ ثُمَّ خَرَجْتُ فَلَقِيتُ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ أَوْ مَالِكَ بْنَ عَوْفٍ قُلْتُ كَيْفَ كَانَ قَوْلُ ابْنِ مَسْعُودٍ فِي الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا وَهْىَ حَامِلٌ فَقَالَ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ، وَلاَ تَجْعَلُونَ لَهَا الرُّخْصَةَ لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى‏.‏ وَقَالَ أَيُّوبُ عَنْ مُحَمَّدٍ لَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ‏.‏

Muhammed İbn Sirin'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ensarın ileri gelenlerinin oluşturduğu bir mecliste bulundum. Aralarında Abdurrahman İbn Ebı Leyla da vardı. Şubey'a bintu'l-Haris hakkında Abdullah İbn Utbe'den nakledilen hadisi okudum. Bunun üzerine Abdurrahman: "Fakat onun amcasl buna hükmetmezdi," dedi. Ben de: "Eğer Küfe civarında bulunan bir adama karşı yalan isnat ettiyse m kuşkusuz çizmeyi aşmışımdır," dedim. [Ravilerden İbn Avn'ın anlattığına göre] İbn Sırın sesini yükseltti. Sonra olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: O meclisten ayrıldım. Derken Malik İbn Amir veya Malik İbn Avf ile karşılaştım. Ona; "Hamile iken kocası ölüp dul kalan kadının iddeti hakkında İbn Mes'lid'un görüşü neydi?" diye sordum. O da İbn Mes'lid'un şöyle dediğini aktararak cevap verdi: Siz, kadın için öngörülen ruhsatı bırakıp ağır hükmü mü uyguluyorsunuz? Yemin ederim ki kadınlardan bahseden kısa sure, yine onlardan bahseden uzun sureden sonra inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yer: 4910 . Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnu'z-Zübeyr'in Hz. Osman'a yönelttiği; "O halde neden onu Mushafa yazdın veya olduğu gibi Mushafta bıraktın?" sorusu, istifham-i inkarldir. İbnu'zZübeyr aslında şöyle demek istemiştir: "Bu ayet in mensuh olduğunu bildiğin halden neden onu Mushafa yazdın?" Ya da "Neden bu ayetin Mushaf'ta yazılı kalmasına izin verdin?

Sahîh-i Buhârî, 4532

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ وَأَبُو النُّعْمَانِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى وَكَانَ أَصْحَابُهُ يُعَظِّمُونَهُ، فَذَكَرَ آخِرَ الأَجَلَيْنِ فَحَدَّثْتُ بِحَدِيثِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ قَالَ فَضَمَّزَ لِي بَعْضُ أَصْحَابِهِ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ فَفَطِنْتُ لَهُ فَقُلْتُ إِنِّي إِذًا لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ وَهْوَ فِي نَاحِيَةِ الْكُوفَةِ‏.‏ فَاسْتَحْيَا وَقَالَ لَكِنَّ عَمَّهُ لَمْ يَقُلْ ذَاكَ‏.‏ فَلَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ فَسَأَلْتُهُ فَذَهَبَ يُحَدِّثُنِي حَدِيثَ سُبَيْعَةَ فَقُلْتُ هَلْ سَمِعْتَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ فِيهَا شَيْئًا فَقَالَ كُنَّا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ وَلاَ تَجْعَلُونَ عَلَيْهَا الرُّخْصَةَ‏.‏ لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى ‏{‏وَأُولاَتُ الأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ‏}‏‏.‏

Muhammed [İbn Sirinl'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman İbn Ebi Leyla'nın da bulunduğu bir ilim meclisinde idim. Onun etrafındaki insanlar kendisine son derece saygı gösteriyoriardı. [Mecliste kocası ölen kadının iddetini tartışıyorlardı.] Bu esnada onun etrafındakiler kendisine görüşlerini söylediler. O da iki iddet süresinin sonuna kadar beklenmesini gerektiğini ifade etti. Ben de SUbey'a İbnu'I-Haris hadisini Abdullah İbn Utbe'den tahdis etmeye başladım. Bunun üzerine etrafındaki insanlardan biri dudaklarını ısırarak bana susmamı işaret etti. Onun bu görüşü inkar ettiğini fark ettim ve "Kufe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," dedim. Bana işaret eden adam utandı. Bunun üzerine İbn Ebi Leyla şöyle dedi: Fakat onun amcası böyle bir şey demedi. Ebu Atiyye Malik İbn Amir ile karşılaştım ve bu meseleyi ona sordum. O da Subey'a hadisini nakletmeye başladı. Bunun üzerine ona; "Bu konuda Abdullah [İbn Mes'udl'dan bir rivayet işittin mi?" diye sordum. Biz Abdullah [İbn Mes'udl'un yanında idik. O şöyle söyledi: "Siz kadınlar için ruhsatı bırakıp ağır olan hükmü mü kabul ediyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki, kadınlar hakkındaki kısa suref[alak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. [Bu surede Allah Teala şöyle buyurmuştur:] Hamile olanlann bekleme süresi ise, yüklerini bırakmalan (doğum yapmalan)dır." (Talak 4) Fethu'l-Bari Açıklaması: أولات الأحمال Ulatu'l-ahmal ifadesinin tekili ........zatu hamlin şeklinde gelir. Bu yorum Ebu Ubeyde'ye aittir. İddeti dolmadan önce doğum yapan kadın dört ay on gün iddet bekler. İddet süresi sona erdiği halde doğum yapmayan kadın çocuğunu doğuruncaya kadar bekler. İbn Abbas'ın bu görüşünü Muhammed İbn Abdirrahman İbn Ebi Leyla da benimsemiştir. Bu görüş, Sahn6.n'dan da nakledilmiştir. İsmaili rivayetinde şöyle geçmektedir: "İbn Abbas'a 'Kocası vefat ettikten yirmi gün sonra doğum yapan kadının evlenip evlenemeyeceği' meselesi soruldu. O da şu cevabı verdi: Hayır, iki iddet süresinin sonu dolmadan evlenemez. Ebu Seleme şöyle demiştir: "Allah Teala 'Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır. '(Talak 4) buyuruyor" dedim. Bunun uzerine o şöyle dedi: Bu ayet, Talak suresindedir. Bu rivayetin akışı bab başlığının gayesine daha uygundur. Ancak İmam Buhari adeti gereği kapalı olanı açık olana tercih eder. Taberi ve İbn Ebi Hatim çeşitli yollarla Ubey İbn Ka'b'ın Hz. Nebi'e; "Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır, "(Talak 4) ayeti üç talak ile boşanan kadınlar hakkında mı, eşi vefat eden kadınlar hakkında mı geçerlidir? diye sorduğunu, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de: - "Bu ayetteki hüküm, hem üç ta/ak ile boşanan, hem de eşi uefat eden kadın/ar hakkındadır," buyurarak cevap verdiğini nakletmiştir. Bu merf6.' hadisin senedierinin tamamı eleştirilse de, birçok senetle nakledilmiş olması bir aslının bulunduğunu göstermektedir. Yukarıda zikredilen SUbey'a kıssası da bunu desteklemektedir. Hadiste geçen "K6.fe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," ifadesi bu olay yaşandığı zaman Abdullah İbn Utbe'nin hayatta olduğunu gösterir. Abdullah İbn Utbe'nin amcası, Abdullah İbn Mes'6.d'dur. İbn Mes'6.d'dan•• nakledilen meşhur görüşe göre o, İbn Ebi Leyla'nın naklettiği görüşün tersini söylemiştir. Muhtemelen o bu görüşü dile getirmiş, sonra bundan vazgeçmiş ya da kendisinden nakilde bulunan kimse hata etmiştir. Ebu Nuaym, Haris İbn Umeyr ve Eyyub kanalıyla Ebu Atiyye'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: O, bu görüşünü İbn Mes'o.d'un yanında dile getirdi. Bunun• üzerine İbn Mes'ud: "Siz, dört ay on günlük iddetini tamamlayan, ancak doğum yapmayan bir kadının iddetinin dolduğunu mu düşünüyorsunuz?" diye sordu. Oradakiler "Hayır" diye cevap verince de şöyle dedi: "O halde siz kadınlar için ağır olan hükmü kabul ediyorsunuz." Kadınlar hakkındaki kısa surerralak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. Burada surelerin tamamı zikredilip bir bölümü kastediimiştir. Şöyle ki; Bakara Suresi ile "Sizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler,"(Bakara 234) ayeti; Talak Suresi ile "Hamile olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapma/arı) dır, "(Talak 4) ayeti kastedilmiştir. İbn Mes'o.d bu sözüyle şunu hedeflemiştir: Eğer bu ayetler arasında bir nesh varsa, sonra inen ayetin nasih olması lazımdır. Ancak kesin olan şu ki, burada nesh yoktur. Umo.m ifade taşıyan Bakara Suresi'ndeki ayet, Talak Suresi'ndeki ayet ile tahsis edilmiştir. Ebu Davı1d ve İbn Ebi Hatim Mesruk'un şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "İbn Mes'o.d'a, Hz. Ali'nin kadının iki iddet süresinin sonuna kadar beklemesi gerektiğine dair görüşü ulaştı. Bunun üzerine o: "Kadınlar hakkındaki kısa suredeki ayetin Bakara Suresi'ndeki ayetten daha sonra indiği konusunda herkes ile mülaaneye hazırım" dedi ve şu ayeti okudu: "Hamile o/an/arın bekleme süresi ise, yüklerini bırakma/arı (doğum yapma/arı)dır."(Talak 4) Böylece Hz. Ali'nin "kadınlar hakkındaki kısa sure" ile neyi kastettiği anlaşılmıştır. Bu rivayete göre, Talak Suresi'nden bu şekilde bahsetmek caizdir

Sahîh-i Buhârî, 4910
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّهُ كَانَ يُفْتِي بِالْمُتْعَةِ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ رُوَيْدَكَ بِبَعْضِ فُتْيَاكَ فَإِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثَ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ فِي النُّسُكِ بَعْدُ حَتَّى لَقِيَهُ بَعْدُ فَسَأَلَهُ فَقَالَ عُمَرُ قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ فَعَلَهُ وَأَصْحَابُهُ وَلَكِنْ كَرِهْتُ أَنْ يَظَلُّوا مُعْرِسِينَ بِهِنَّ فِي الأَرَاكِ ثُمَّ يَرُوحُونَ فِي الْحَجِّ تَقْطُرُ رُءُوسُهُمْ ‏.‏

Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. İbnü'l-Müsennâ (Dediki): Bize Muhaınmed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Hakem'den, o da Umâratü'bnu Umeyr'den, o da İbrahim b. Ebî Musa'dan, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti ki Ebû Mûsâ müt'a yapılması için fetva verirmiş. Bir adam, ona: — Bir fetvan hakkında biraz ağır ol! Çünkü sen, Emîri'l-Mü'minîııin hacc fiilleri hakkında ne ihdas ettiğini henüz bilmiyorsun; demiş. Sonra Ebû Mûsâ, Hz. Ömer'e tesadüf edince mes'eleyi ona sormuş. Ömer (Radiyallahu anh) ; — Biliyorum ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile ashabı bunu yapmıştır. Lâkin halkın Erâk denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir hâlde hacc'a gitmeye devam etmelerini iyi görmedim, demiş

Sahîh-i Müslim, 2961
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، عَامَ حَجَّ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ وَتَنَاوَلَ قُصَّةً مِنْ شَعْرٍ كَانَتْ فِي يَدِ حَرَسِيٍّ يَقُولُ يَا أَهْلَ الْمَدِينَةِ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ مِثْلِ هَذِهِ وَيَقُولُ ‏ "‏ إِنَّمَا هَلَكَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ حِينَ اتَّخَذَ هَذِهِ نِسَاؤُهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Humeyd b. Abdurrahman; demiştir ki; Muâviye b. Ebî Süfyân, Hâc senesinde (Resûlullah'ın) minberi üzerinde, bir muhafızın elindeki kâkülü alıp şöyle derken dinlemiştim. Ey Medine'liler, alimleriniz nerede?" Ben Rasûlullah (s.a.v.)'i, bu gibi şeylerden nehyedip şöyle derken işittim. "İsrailoğulları, ancak kadınları bunu yaptıkları zaman helak olmuşlardır.”

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4167
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ فَرَّقَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ وَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ‏"‏‏.‏ فَأَبَيَا، فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ‏"‏‏.‏ فَأَبَيَا، فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ فَقَالَ لِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ فِي الْحَدِيثِ شَىْءٌ لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُهُ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهْوَ أَبْعَدُ مِنْكَ ‏"‏‏.‏

Said İbn Cubeyr'den, dedi ki: "İbn Ömer'e: Bir adam karısına zina isnad ederse (hüküm nedir) diye sordum. o: Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem Aclan oğullarına mensup (bu durumdaki) karı-kocayı ayırdı ve: Allah bilir ki sizden biriniz yalancıdır. Aranızdan tevbe eden kimse var mı, diye sordu. Fakat her ikisi de tevbe etmedi. Allah Rasulü bu sefer: Allah da biliyor ki biriniz yalancıdır. Aranızdan tevbe eden var mı? İkisi de kabul etmedi. Bunun üzerine onları birbirinden ayırdı, dedi." Eyyub dedi ki: "Bana Amr İbn Dinar dedi ki: Hadiste senin tahdis etmediğini gördüğüm bir husus daha vardır. O da şöyle dedi: Adam: Benim malım (kadına verdiğim mehir) ne olacak, dedi. Allah Rasulü: Senin malın yoktur. Eğer doğru söylüyor isen sen onunla zifafa girmiş bulunuyorsun. Eğer yalan söylüyorsan, o senden daha da uzaktır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıkalamsı: "Kendisi ile zifafa girilmiş kadının mehri." Yani ona bu mehri vermenin vacip oluşu ya da bu mehrin hak edilmesi. "Zifafa girmenin nasılolduğu" sözleri ile buhusustaki görüş ayrılığına işaret etmektedir. Başlıktaki hadiste geçen "sen onunla zifafa girmiş bulunuyorsun" ifadeleri, bir kimse zifaf adasının kapısını kapatır ve kadının üzerine perdeyi indirecek olursa, o kadına mehir vermek icap eder ve kadının da iddet beklemesi gerekir, kanaatine delil gösterilmiştir. el-Leys, el-Evzaı, KClfeliler ve Ahmed de bu görüştedir. Bu görüş aynı zamanda Ömer, Ali, Zeyd İbn Sabit, Muaz İbn Cebel ve İbn Ömer'den de rivayet edilmiştir. KClfeliler der ki: Sahih halvet olduğu takdirde cinsel ilişki kursun yahut kurmasın, tam bir mehir vermek gerekir. Ancak onlardan birisinin hasta, oruçlu, ihramlı olması yahut kadının ay halinde bulunması müstesnadır. O takdirde kadına yarım mehir verilir ve tam bir iddet beklemesi gerekir. Yine şunu delil göstermişlerdir: Kapının kapatılması ve kadının bulunduğu yerde perdenin indirilmesi, çoğunlukla cima'ın gerçekleşmesi ile sonuçlanır. Bundan dolayı böyle yüksek bir ihtimal fiilen gerçekleşmiş gibi değerlendirilir. Çünkü böyle bir durumda insanın tabiatında bu iş yapılmadan kalınamaz. Çünkü bu halde şehvet baskındır ve gereğini yerine getirmeye uygun sebepler de eksiksiz olarak ortadadır. Şafii ile bir kesimin kanaatine göre ise cima' olmaksızın tam mehir icap etmez. Bunun için de yüce Allah'ın: "Sonra o hanımları onlara dokunmadan önce boşarsanız tayin ettiğiniz mehrin yarısını veriniz. "(Bakara, 237) buyruğu ile: "Sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet olmaz. "(Ahzab,49) buyruklarını delil göstermiştir. Bu görüş aynı şekilde İbn Mesud, İbn Abbas, Şureyh, eş-Şa'bı ve İbn Sırin'den de rivayet edilmiştir

Sahîh-i Buhârî, 5349
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ أُقْرِئُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، فَلَمَّا كَانَ آخِرَ حَجَّةٍ حَجَّهَا عُمَرُ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بِمِنًى، لَوْ شَهِدْتَ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَتَاهُ رَجُلٌ قَالَ إِنَّ فُلاَنًا يَقُولُ لَوْ مَاتَ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ لَبَايَعْنَا فُلاَنًا‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لأَقُومَنَّ الْعَشِيَّةَ فَأُحَذِّرَ هَؤُلاَءِ الرَّهْطَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ أَنْ يَغْصِبُوهُمْ‏.‏ قُلْتُ لاَ تَفْعَلْ فَإِنَّ الْمَوْسِمَ يَجْمَعُ رَعَاعَ النَّاسِ يَغْلِبُونَ عَلَى مَجْلِسِكَ، فَأَخَافُ أَنْ لاَ يُنْزِلُوهَا عَلَى وَجْهِهَا فَيُطِيرُ بِهَا كُلُّ مُطِيرٍ، فَأَمْهِلْ حَتَّى تَقْدَمَ الْمَدِينَةَ دَارَ الْهِجْرَةِ وَدَارَ السُّنَّةِ، فَتَخْلُصُ بِأَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ فَيَحْفَظُوا مَقَالَتَكَ، وَيُنَزِّلُوهَا عَلَى وَجْهِهَا‏.‏ فَقَالَ وَاللَّهِ لأَقُومَنَّ بِهِ فِي أَوَّلِ مَقَامٍ أَقُومُهُ بِالْمَدِينَةِ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، فَكَانَ فِيمَا أُنْزِلَ آيَةُ الرَّجْمِ‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Abdurrahman b. Avf'a Kur'an okutuyordum. Ömer'in son haccını yaptığı sene Mina'da Abdurrahman bana şöyle dedi: Eğer mu'minlerin emirinin yanında hazır bulunsaydın (acaip bir şeye şahit olacaktın!) Onun yanına bir adam geldi "(Ey mu'minlerin emiri) haberin olsun filanca kişi 'Eğer mu'minlerin emiri Ömer ölürse ben filan kimseye bey'at ederim" diyordu" dedi. Bunun üzerine Ömer "Vallahi bu akşam halkın karşısına çıkıp (bir konuşma yaparak) milletin mukadderatını gaspetmek isteyen bu adamları ortaya koyarak halkı onlardan sakındıracağım!" dedi. Ben de şöyle dedim: "Ey mu'minlerin emiri! Böyle yapma. Çünkü bu hac mevsimi esnasında insanların cahilleri ve rezilieri toplanırlar ve senin meclisine galip gelirler. Ben onların senin konuşmanı yerli yerine koyamayacaklarından ve onu her nakledip, taşıyanın (süratle ve düşüncesizce) bir yerlere uçuracağından korkarım. Onun için sabret nihayet Medine'ye, hicret ve sünnet yurdu Medine'ye var ve orada muhacir ve ensardan olan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri ile buluşur toplanırsın. Onlar senin konuşmanı iyi beııerler ve layık olduğu şekilde değerlendirirler." Bunun üzerine Ömer "Valiahi Medine' de ilk duracağım yerde elbette dikilip, bu konuşmayı yapacağım!" dedi. İbn Abbas (rivayetine devamla) şöyle dedi: Medine'ye geldiğimizde Ömer gelip minbere oturdu, müezzin susunca ayağa kalktı. Şöyle dedi: "Şüphesiz Allah Muhammed'i hak Nebi olarak gönderdi ve ona kitabı indirdi. Ona 'indirilen şeyler içinde recm ayeti de vardı

Sahîh-i Buhârî, 7323
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ فَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ، وَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ‏"‏‏.‏ فَأَبَيَا‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبُ ‏"‏‏.‏ فَأَبَيَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ‏"‏ فَأَبَيَا فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ فَقَالَ لِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ إِنَّ فِي الْحَدِيثِ شَيْئًا لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُهُ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي قَالَ قِيلَ لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهْوَ أَبْعَدُ مِنْكَ‏.‏

(Said İbn Cubeyr'den dedi ki: "İbn Ömer'e: Bir adam karısına zina isnad etse hüküm nedir, dedim. O: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ada\) oğullarına mensup karı kocayı ayırdı, dedi. Ayrıca Allah Rasulü şöyle buyurdu: Allah biliyor ki ikinizden birisi mutlaka yalancıdır. Sizden tevbe eden var mı? İkisi de kabul etmeyince, yine: Allah bilir ki şüphesiz ikinizden birisi yalan söylüyor. Tevbe edeniniz var mı, diye sordu. Yine kabul etmediler. Tekrar: Allah bilir ki ikinizden birisi muhakkak yalancıdır. Tevbe edeniniz var mı diye buyurdu. Yine kabul etmediler. Bu sefer onları birbirinden ayırd!." (Ravilerden) Eyyub dedi ki: Bana Amr İbn Dinar dedi ki: Bu hadiste bir şey daha vardır. Senin onu nakletmediğini görüyorum. (Bana bunu rivayet eden Said İbn Cubeyr) şöyle demişti: Adam: Peki, benim malım ne olacak, demişti. Ona senin malın yok, eğer söylediğin doğru ise sen bu kadın ile zaten zifafa girmiş idin. Eğer yalan söylüyor isen o malın senden daha uzak olması gerekir, diye cevap verildi. Bu Hadis ileride 5312, 5349 ve 5350 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "LanetIeşen kadının mehri", yani bu husustaki hükmün beyanı. Kendisi ile zifafa girilmiş olan bir kadının, mehrin tamamını hak ettiği üzerinde icma' vardır. Zifafa girilmemiş olan kadın hakkında ise görüş ayrılığı vardır. Cumhur kendisi ile zifafa girilmeden önce boşanan diğer kadınlar gibi ona da mehrin yarısının verileceği kanaatindedir. Ona mehrin tamamının da verileceği söylenmiştir. "İbn Ömer'e: Karısına zina isnad eden bir erkeğin durumunu, yani hakkındaki hükmün ne olduğunu sordum." İbnu'l-Arabı dedi ki: Adamın: "Malım ne olacak" sözleri, benim daha önce o kadına ödediği m mehir ne olacak demektir. Ona: Senin onunla zifafa girmen ile ve kadının kendisini sana teslim etmesi ile onu eksiksiz almış oldun, diye cevap verilmiştir. Daha sonra bu durumu ona kapsamlı bir şekilde şıklara ayırarak açıklamıştır ve şöyle buyurmuştur: Eğer kadın hakkındaki iddianda doğru söylüyor isen sen bundan önce o kadından hakkını eksiksiz almış bulunuyorsun. Şayet ona iftira ediyorsan senin ondan böyle bir malı istemeye kalkışman, olmaması gereken uzak bir iştir. Böylelikle hem ırzında ona zulmetmekten, hem de daha önce kadının hak ettiği, sahih bir surette senden kabzettiği bir malı da istemek zulmünden uzak kalmış olursun. Hadisteki: "Aldığın o mal onunla ci ma 'ının sana helal olmasının bir karşılığıdır" sözünden anlaşıldığına göre, lanetIeşen kadıneğer lanetleşmeden sonra yalancı olduğunu söylese ve zina ettiğini ikrar ederse, ona had vacip olur. Fakat mehri düşmez

Sahîh-i Buhârî, 5311

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.