Sahîh-i Buhârî · 4534
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ شُبَيْلٍ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ كُنَّا نَتَكَلَّمُ فِي الصَّلاَةِ يُكَلِّمُ أَحَدُنَا أَخَاهُ فِي حَاجَتِهِ حَتَّى نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ} فَأُمِرْنَا بِالسُّكُوتِ.
Zeyd İbn Erkam'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Önceleri namaz kılarken konuşurduk. İçimizden biri bir ihtiyacı hususunda kardeşi ile konuşurdu. Sonra "Namazlara ve orta namaza devam edin' AIlah'a itaat ederek namaz kılın!" ayeti indi ve bize konuşmamamız emrediidi. Fethu'l-Bari Açıklaması: " قانتين kanitine itaat ederek anlamına gelir." Bu tefsir İbn Mes'ud'a aittir. İbn Ebi Hatim sahih bir senetle bu rivayeti nakletmiştir. Ayrıca aynı tefsiri İbn Abbas'tan ve bir grup tabiun tabakasından müfessirden de rivayet etmiştir. Yine İbn Abbas'tan bir başka senetle, " قانتين kanitine namaz kılanlar anlamına gelir," yorumunu aktarmıştır. Bu konuda Mücahid ise şöyle demiştir: القنوت el-Kunut rukuya gitmek, secde etmek, kıyamı uzatmak, bakışları düşürmek, varlığımızla Allah'a teslim olup O'ndan sakınmaktır." Bu başlık altında verilen hadisin delalet ettiği en kuvvetli manaya göre ayette geçen القنوت el-kunut susmak anlamına gelir. Nitekim bu rivayetin açıklaması "Kitabu's-salat"ın sonlarına doğru namaz kılarken başka işlerle meşgulolmanın işlendiği başlıklar altında yapılmıştı. Susmaktan maksat, insanlarla konuşmamaktır. Yoksa mutlak manada susmak kastedilmemiştir. Çünkü namazda susmak olmaz. Namazın tamamı Kur'an ve dua okuyup Allah'ı anmaktan ibarettir. Her şeyi en iyi Allah Teala bilir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ فَدَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي. فَقَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ} ثُمَّ قَالَ لِي لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ السُّوَرِ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ". ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ قُلْتُ لَهُ أَلَمْ تَقُلْ " لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ ". قَالَ " {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Ebu Saıd İbnu'l-Mualla'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Mescidde namaz kılıyordum. O sırada Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni yanına çağırdı. Fakat ben, onun bu çağrısına (hemen) uymadım. (Bir müddet sonra) yanına gidip 'Ey Allah'ın Elçisi! Namaz kılıyordum' diye mazeret bildirdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Allah Teala'nın 'Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Resulü'ne uyun!' [EnfaI 24] buyurduğunu işitmedin mi? Daha sonra 'Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim' dedi. Sonra elimden tuttu. Mescidden çıkmak istediği zaman ona 'sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim buyurmamış mıydın?' diye sordum. Bunun üzerine şöyle dedi: O sure Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin'dir; tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır." Hadisin geçtiği diğer yerler: 4647, 4703, 5006 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim" Bu ifade, Ebu Hureyre'den nakledilen hadiste "Tevrat'ta, İncil'de, Zebur'da ve Kur'an'da bir benzeri indirilmemiş bir sureyi sana öğretmemi ister misin?" şeklinde geçmektedir. İbnu't-Tin bu hadiste bahsi geçen büyüklüğü şöyle izah etmiştir: "Fatiha'nın sevabı diğer surelerin sevabından daha fazladır." Bu hadis, Kur'an ayetIerinin bir kısmının diğer kısmından üstün olabileceğine delil olarak getirilmiştir. Nitekim "Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz" ayeti de, Kur'an ayetlerinin bir kısmının diğerlerinden üstün olabileceği görüşünü destekler. İbn Ebi Hatim, Ali ibn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayette geçen "daha iyisini" ifadesini, yarar, merhamet ve yücelik bakımından daha hayırlısı şeklinde tefsir ettiğini nakletmiştir. "O sure Elhamdülillahi Rabbi'l-alemfn'dir; tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır." Bu ifade açıkça "Sana tekrarlanan yediyi verdik" ayetinde geçen "tekrarlanan yedi"nin Fatiha suresi olduğunu gösterir. Ancak Nesai, sahih bir senetle İbn Abbas'tan şöyle bir rivayet nakletmiştir: "Tekrarlanan yedi, es-Seb'u't-tıvaldir." Yani Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En'am, A'raf, Enfal-Tevbe sureleridir. Bazıları ise yedinci sure olarak Yunus suresini zikretmiştir. İlk görüşe göre, yedi ile kastedilen ayetlerin sayısıdır. Çünkü Fatiha suresi yedi ayettir. Bu görüş Said İbn Cübeyr'e aittir. Fatiha suresinin neden ... Mesani olarak isimlendirildiği konusunda iki görüş vardır: a) Fatiha, namaz kılınırken her rekatta tekrar okunduğu için b) Fatiha suresi ile Allah'a hamd edildiği için 255 Mesani tekrarlanan anlamına gelebileceği gibi, övgünün gerçekleştiği mekan manasina da gelir. Önemli Not : es-Sebu'l-mesani'nin Fatiha suresi ile tefsir edilmesinden, bu surenin Mekke'de nazil olduğu sonucu çıkarılır. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Bu konuda sadece Mücahid farklı görüştedir. Bu tefsırin Fatiha suresinin Mekke'de nazil olduğuna delalet ettiği şu şekilde izah edilir: Allah Teala, bu ayeti256 indirmekle Nebi'ine verdiği bir nimetini hatırlatmıştır. Hicr suresinin Mekkı olduğu konusunda ittifak vardır. Bu durum Fatiha'nın bu ayetten önce nazil olduğunu gösterir. Hüseyin İbn Fadl bu konuda şöyle demiştir: "Fatiha'nın Medine'de nazil olduğunu söylemesi Mücahid'in bir hatasıdır. Çünkü alimler bu konuda ona muhalefet etmiştir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَصْدَقُ بَيْتٍ قَالَهُ الشَّاعِرُ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلُ ".
Ebu Hureyre (r.a.)'ın nakline göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Şairlerin söylediği en doğru beyiti ‘ala kulli şey'in ma hale'l-lahe batilu Ve kulli na min la mahalate zailu’ (= Allah'tan başkası ne varsa mutlaka fani! Çıkacaktır elden her nimet bir gün yani!)" Beytidir" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, itaatin cennete götürdüğünü, masiyetin cehenneme yaklaştırdığını, itaat ve masiyetin bazen en basit şeylerde bile gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Bu manada kısa bir süre önce "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler" hadisi geçmişti. Dolayısıyla kişinin az bir hayrın kendisine gelmesi ve az bir kötülükten kaçınmak konusunda uzak durmamalıdır. Çünkü o Allah'ın merhametine sebep olacak iyiliği, gazabına sebep olacak kötülüğü bilemez. İbnü'l-Cevzl şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Kulun niyetini düzeltip, itaat ederek cenneti elde etmesi kolaydır. Aynı şekilde heva ve hevesine uyup, masiyet işleyerek cehenneme düşmesi de kolaydır
حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ رَوْحِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ، عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ} الآيَةَ كَانَ رَجُلاَنِ مِنْ قُرَيْشٍ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ ثَقِيفَ، أَوْ رَجُلاَنِ مِنْ ثَقِيفَ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ قُرَيْشٍ فِي بَيْتٍ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَتُرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ حَدِيثَنَا قَالَ بَعْضُهُمْ يَسْمَعُ بَعْضَهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لَئِنْ كَانَ يَسْمَعُ بَعْضَهُ لَقَدْ يَسْمَعُ كُلَّهُ. فَأُنْزِلَتْ {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ} الآية
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," . ayeti hakkında şöyle demiştir: İki Kureyşli ve bir de onların hanım tarafından Sakif kabilesinden olan akrabaları veya iki Sak1f1i bir de onların hanım tarafından Kureyş kabilesinden olan akrabaları bir evde konuşuyorlardı. İçlerinden biri diğerlerine "Allah'ın bizim sözlerimizi işittiğini düşünüyor musunuz?" diye sordu. Diğeri "Bir kısmını işitiyor," diye cevap verdi. Diğer biri de "Eğer bir kısmını işitiyorsa, hepsini işitir," dedi. Bunun üzerine "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," ayeti nazil oldu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4817, 7521. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Taberi şöyle demiştir: "........testetirune lafzının hangi anlama geldiği konusunda müfessirler farklı göruşler ileri sürmüştür. Rivayete göre Süddı bu fiili "hafife alıyorsunuz," Mücahid "sakınıyorsunuz," Şu'be'den gelen rivayete göre de Katade "zannediyorsunuz" şeklinde izah etmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ الْجُمَحِيُّ، عَنْ أُمَيَّةَ بْنِ صَفْوَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي زُهَيْرٍ الثَّقَفِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالنَّبَا أَوِ النَّبَاوَةِ - قَالَ وَالنَّبَاوَةُ مِنَ الطَّائِفِ - قَالَ " يُوشِكُ أَنْ تَعْرِفُوا أَهْلَ الْجَنَّةِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ " . قَالُوا بِمَ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " بِالثَّنَاءِ الْحَسَنِ وَالثَّنَاءِ السَّيِّئِ أَنْتُمْ شُهَدَاءُ اللَّهِ بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ " .
Ebu Züheyr es-Sakafî (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Nebâvet veya Benâvefte (râvi dedi ki Nebâvet Tâif'ten bir yerdir) bize bir konuşma yaparak: Nerde ise cennetlik olanları cehennemlik olanlardan ayırdedip tanıyabilirsiniz, buyurdu. Sahâbîler: Onları ayırdedip tanımak ne ile (olabilir) ? diye sordular. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): İyilikle anmak ve kötülükle anmak suretiyle (olur). (Çünkü) siz birbiriniz hakkında (şâhidlik eden) Allah'ın şahidlerisiniz, buyurdu. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahîh olup râvilerî güvenilir zâtlardır. Ebu Züheyr (R.A.)'ın bundan başka hadisi İbn-i Mâcete yanında yoktur. Kütüb-i Sitte'nin kalanlarında onun hadisi hiç yoktur
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ {أَلاَ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ أَلاَ حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ} وَقَالَ غَيْرُهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ {يَسْتَغْشُونَ} يُغَطُّونَ رُءُوسَهُمْ {سِيءَ بِهِمْ} سَاءَ ظَنُّهُ بِقَوْمِهِ. {وَضَاقَ بِهِمْ} بِأَضْيَافِهِ {بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ} بِسَوَادٍ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ {أُنِيبُ} أَرْجِعُ.
Amr'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas [bu ayeti (Hud 5)] ألا إنهم يثنون صدورهم ليستخفوا منه ألا حين يستغشون ثيابهم ela innehum yesnune sudurahum li yestehfu minh ela hine yesteğşune siyabehum, şeklinde okumuştur. Amr'ın dışında başka bir ravi İbn Abbas'ın, يستغشون yestağşune ifadesini "başlarını kapatıyorlar," سيئ بهم sie bihim ifadesini (Hud 77) "kavmi hakkındaki zannı kötü oldu," وضاق بهم ve daka bihim ifadesindeki (Hud 77) .....hum zamirini "misafirleri" ve بقطع من الليل bi kit'in mine'l-leyl ifadesindeki ......kıt' kelimesini "karanlık" olarak ıefsır ettiğini nakletmiştir.(Hud 81) Mücahid de أنيب ileyhi unib ifadesindeki........unıb fiili "dönüyorum" anlamına gelir, demiştir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Abbas'ın ........ve daka bihim ifadesindeki ....hım. zamirini "Lut Nebiin misafirferi" şeklinde izah ettiğini gösteren rivayeti, ıbn Ebı Hatim Dahhak kanalıyla senedi olarak zikretmiştir. O şöyle demiştir: Misafirlerinin güzelliğini görünce, onların adına endişe etti. İbn Abbas'ın ......bi kit'in mine'l-leyl ifadesindeki .....kit' kelimesini "karanlık" olarak açıkladığını gösteren rivayeti ise, yine İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla senetli olarak ondan nakletmiştir. Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi, "gecenin bir bölümü" olarak tefsır etmiştir. Abdurrezzak İbn Hemmam da Ma'mer İbn Raşid kanalıyla Katade'nin bu ifadeyi "gecenin bir kısmı" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فِي قَوْلِهِ {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ} قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ وَكَانَ يُعْرَفُ مِنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الآيَةَ الَّتِي فِي {لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ} {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ * فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ} فَإِذَا أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ {ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ} قَالَ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ. قَالَ وَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ، فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ.
İbn Abbas "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma!"(Kıyame 16) ayeti hakkında şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrail A.S. kendisine vahiy getirdiği zaman, vahiyle birlikte dilini ve dudaklarını hareket ettirirdi. Bu durum onun için son derece zordu. Onun bu hali herkes tarafından bilinmekte idi. Derken Allah Teala "Kıyamet gününe yemin ederim"(Kıyame 1) diye başlayan suredeki, "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma! Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir, ayetlerini indirdi. "(Kıyame 16-17) Yani bu Kur'anı hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et!"(Kıyame 18) Yani biz onu indirdiğimiz zaman, onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) Yani onu senin dilinle açıklamak bize aittir. Bundan böyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebaril aleyhisselam ona geldiği zaman bakışlarını indirip sustu. Cebrall aleyhisseJam gittiği zaman ise tıpkı Allah'ın vad ettiği gibi okudu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki, İmam BuhMi, bu başlık ile, tertil ile ilgili ayet in seleften nakledilen tefsirlerine işaret etmiştir. Mesela; İmam Taberi sahih bir senetle Mücahid'den "Kur'an'ı tane taneterlil ile oku!" ayetinin tefsiri hakkında şunu nakletmiştir: "Yavaş yavaş,bir kısmını diğerinin peşinden getir." Katade'den de "tam olarak açıkla!" yorumunu nakletmiştir. Kur'an'ın tane tane okunması emri her ne kadar farz olmasa da, müstehap bir ameldir. "Kur'an'ı hızlıca şiir okur gibi okumak mekruhtur." Öyle anlaşılıyor ki, İmam Buharı, bu ifade ile tane tane Kur'an okumanın müstehap olmasının hızlı okumanın mekruh olduğu anlamına gelmeyeceğine işaret etmiştir. Çünkü bazı harflerin yutulması veya mahreçlerine uygun telaffuz edilmemesi şeklinde zuhur eden okuma mekruhtur. "İbn Abbas oI.:J )/feraknahu ifadesini ol:.L,.2j/fessalnahu şeklinde tefsir etmiştir." Ebu Ubeyd, Mücahid kanalıyla şu rivayeti nakletmiştir: Adamın biri İbn Abbas'a, aynı sürede kıyam, rukü ve secdede kalan iki adamdan birinin sadece Bakara suresini, diğerinin ise hem Bakara hem de Al-i İmran suresini okuduğunu bildirip bunlardan hangisinin faziletli olduğunu sordu. İbn Abbas, 'sadece Bakara suresini okuyan daha faziletlidir' diye cevap verdikten sonra "Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dıira dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık"(İsra 106) ayetini okudu." Ebu Hamza kanalıyla da şu rivayeti nakletmiştir: "İbn Abbasla Iben hızlı okuyan biriyim. Üç günde Kur'anlı hatmederiml dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Bakara suresini tane tane ve manalarını düşünerek okumam senin söylediğin gibi okumamdan daha hayırlıdır." İbn Ebı Davı.1d başka bir senetle Ebu Hamzaldan şunu nakletmiştir: "İbn Abbasla 'ben hızlı okuyan biriyim. Kur'anlı bir gecede hatmederiml dedim. Bunun üzerine o, şöyle dedi: [Bir gecede] bir sure okumak benim için daha sevimlidir. İlle de çok Kur'an okuyacaksan, kulaklarının işitip kalbinin de manalarını idrak edeceği tarzda oku!" İşin özü, hızlı ve yavaş okumanın her birinin kendisine özgü fazileti vardır. Ancak, hızlı okuyanın, mutlaka gerekli olan harf, hareke ve sükunlara riayet etmesi gerekir. Bu okuyuşlardan birinin diğerine üstün veya eşit olması mümteni değildir. Zira yavaş yavaş okuyan kimse, eşsiz bir mücevheri tasadduk etmiş birine benzer. Hızlı okuyan ise, bir çok mücevheri tasadduk edene benzer. Ancak onun tasadduk ettiği mücevherlerin kıymeti, bir eşsiz mücevherin kıymeti kadardır. Bazen de, bir mücevher birçok mücevherden çok daha kıymetli olur. Bazen de bunun tam tersi olur