İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4544

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ بْنُ عُقْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم آيَةُ الرِّبَا‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan şöyle naklediimiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e en son inen ayet riba ayetidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: nebi s.a.v.'e en son inen ayet, İmam Buharı'nin bab başlığında kullandığı ......vetteko. yevmen turceo.ne flhi ilallahi (Allah'a döndürüleceğiniz bir günden sakının!) ayetidir. İmam Buharı yukarıdaki hadisi "Nebi s.a.v.'e en son inen ayet riba ayetidir," şeklinde nakletti. Böyle yapmakla muhtemelen İbn Abbasım iki sözünü birleştirmek istemiştir. Nitekim İbn Abbasltan bu konuda bir başka senet ile şöyle bir rivayet naklediimiştir: "nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e inen en son ayet,....... (Allah'a döndürüleceğiniz bir günden sakının!) ayetidir." Bu rivayeti ıbn Abbas'tan çeşitli senetlerle Taberı nakletmiştir. Bu iki söz şu şekilde uzlaştırılır: Bu ayet, riba konusunda inen ayetlerin sonunda yer almaktadır. Dolayısıyla onlara atfediimiştir. [Böylece riba ayetlerinin bir parçası kabul edilir]

Sahîh-i Buhârî, 4544

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ يَوْمَ النَّحْرِ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ‏.‏ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَوْمٌ حَرَامٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ بَلَدٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا بَلَدٌ حَرَامٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا شَهْرٌ حَرَامٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَأَعَادَهَا مِرَارًا، ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَوَصِيَّتُهُ إِلَى أُمَّتِهِ ـ ‏"‏ فَلْيُبْلِغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، لاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurban bayramı günü halka hutbe okuyarak şöyle buyurdu. "Ey insanlar! Bugün hangi gündür?" İnsanlar: Bugün (savaş yapılması) haram (saygıdeğer) bir gündür, dediler. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Burası hangi beldedir?" diye sordu: İnsanlar: Burası haram bir beldedir, dediler. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu hangi aydır?" diye sordu. İnsanlar: Bu, haram bir aydır, dediler. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Öyleyse bugününüzün, bu beldenizin ve bu ayınızın haram olması gibi kanlarınız (canlarınız), mallarınız ve ırzlarınızda haramdır (dokunulmazdır). Nebi (s.a.v.) bu sözünü birkaç kez tekrarladı. Daha sonra başını göğe kaldırarak: "Allah'ım tebliğ ettim mi? Allah'ım tebliğ ettim mi?" dedi. İbn Abbas r.a. şöyle dedi: Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki bu O'nun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine vasiyetidir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha sonra şöyle buyurdu: "Burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi aktarsınlar. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirler haline dönmeyin". Tekrar:

Sahîh-i Buhârî, 1739
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ ‏{‏يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ‏}‏ وَآخِرُ سُورَةٍ نَزَلَتْ بَرَاءَةٌ‏.‏

Bera İbn Azib'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Son inen ayet, "Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: ... "(Nisa 176) ayeti; son inen sure ise, Berae suresidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Tezkiye ile zekatın, itaat ve ihlas anlamına geldiği söylenmiştir. Bu görüşü İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla senedli olarak İbn Abbas'tan nakletmiştir. O, "Onlann mallanndan zekat al ki, bununla onlan temizleyesin ve anndırasın, "(Tevoe 103) ayetinin tefsirinde bunu söylemiştir. Yine İbn Ebı Hatim Ali İbn Ebı Talha kanalıyla senedli olarak İbn Abbas'ın " ... O'na ortak koşanlann vay haline! Onlar zekatı vermezler ... " (Fussılet 6-7) ayeti hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: "Onlar Allah'tan başka gerçek ilah olmadığını kabul etmezler." Bu ayet Fussılet suresinde geçmektedir. İmam Buhari' bu ayet i istidraden burada zikretti. İbn Abbas'ın zekatı itaat ve tevhid ile açıklaması, bu ayete dayanarak kafirlerin de şeriatın funlu ile sorumlu tutulduklanna dair bazı kimselerin yaptığı çıkanmı çürütmektedir. İmam Buharı bu başlık altında en son inen ayet ve sure hakkında Bera İbn Azib'den nakledilen hadisi zikretti. En son inen ayet konusunda Bakara suresinin tefsirinde İbn Abbas'tan nakledilen bir hadis geçmişti. Ona göre en son inen ayet "riba ayeti" idi. Bu iki rivayet şu şekilde uzlaştırılır: Her iki sahabı de bu bilgiyi Hz. Nebi'den nakletmemiştir. Ulaşabildikleri rivayetleri tümevanm yöntemi ile inceleyip bu sonuçlara ulaşmışlardır. Bu iki rivayet daha güzel biçimde şöyle uzlaştırılır: Her iki sahabi' de belli bir açıdan son inen ayeti kastetmiştir. Berae suresinin son inen sure olduğu meselesine gelince; bu ifade ile surenin bir kısmı veya çoğu kastedilmiştir. Çünkü Berae suresindeki bir çok ayet, Hz. Nebi'in vefat ettiği yıldan önce inmiştir. Daha net ifade edecek olursak; Berae suresinin baş kısmı Hz. Ebu Bekir'in hac ettiği hicretin IX. yılında, Mekke'nin fethinden hemen sonra inmiştir. Maide suresindeki " ... İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ... "(Maide 3) ayeti, hicretin X. Yılında Veda Haccı esnasında inmiştir. Dolayısıyla bu rivayetten, Tevbe suresinin çoğunun son inen sure olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kuşkusuz bu surenin çoğu, Hz. Nebi'in son seferi olan Tebuk seferinde nazil olmuştur. Nasr suresinin tefsirinde, bu surenin en son inen sure olduğu rivayeti gelecektir. Orada konuyla ilgili rivayetler uzlaştırılacaktır. Tevbe suresinin son inen sure olması ile surenin bir kısmının kastedildiği ileri sürülmüştür. [O bir kısmının hangi ayet olduğu konusunda da farklı görüşler ortaya atılmıştır.] Bir görüşe göre, "Fakat tevbe eder, namaz kılar ... "(Tevbe 5) ayeti; bir başka görüşe göre ise, "Andalsun size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ... "(Tevbe 128) ayetidir. Ancak "Allah'a döneceğiniz günden karkun! ... "(Bakara 281) ayetinin en son inen ayet olduğunu belirten görüş, en doğru olan görüştür. Nitekim bu konu, Bakara suresinin tefsirinde geçmişti. İbn Abdisselam şöyle nakletmiştir: "En son inen ayet, kelale ayetidir. Hz. Nebi bu ayetin inmesinden sonra elli gün yaşadı. Sonra Bakara suresindeki ayet indi

Sahîh-i Buhârî, 4654
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ قَرَأَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، وَحَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bakara suresinin sonlarındaki ayetler inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları Mescid'de insanlara okudu ve şarap ticaretini haram kıldı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında geçen ........fa'lemu (biliniz!) ifadesi, ayet-i kerimede geçen ........fe'zenu (haberiniz olsun) ifadesinin açıklamasıdır. .....fe'zenu kelimesi meşhur kıraate göre hemzenin sükunu ve .......zel harfinin fethası ile okunur. Ebu Ubeyde bu ifadeyi şu şekilde tefsır etmiştir: .......fe'zenu iyi bilin anlamına gelir." Hamza ve Asım'dan rivayet edildiği ne göre Ebu Bekir bu kelimeyi ......feazinu şeklinde okumuştur. Buna göre mana şu şekilde olur: Sizin dışınızdakilere, Allah ve O'nun Resulü'nün faizcilere savaş açtığını haber verin! Cümlenin akışına baktığımız zaman ayetten kastedilen mana açısından ilk kıraatin daha açık ve uygun olduğunu görürüz

Sahîh-i Buhârî, 4542
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ لَيْلَةً وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا لأَنْظُرَ كَيْفَ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّيْلِ، فَتَحَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَهْلِهِ سَاعَةً ثُمَّ رَقَدَ، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ أَوْ بَعْضُهُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَرَأَ ‏{‏إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏لأُولِي الأَلْبَابِ‏}‏ ثُمَّ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَاسْتَنَّ، ثُمَّ صَلَّى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى لِلنَّاسِ الصُّبْحَ‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ben bir gece teyzem Meymune'nin yanında geceledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o gece teyzemin yanında idi. Maksadım Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin kıldığı namazın nasılolduğunu görmekti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet eşi Meymune ile konuştu, sonra uyudu. Gecenin son üçte biri yahut yarısı olduğu zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturdu ve semaya doğru baktı ve şu ayeti okudu: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. "(AI-i İmran 190) Sonra kalktı, dişlerini misvaklayarak abdest aldı, sonra onbir rekat namaz kıldı. Daha sonra Bilal sabah namazı için eza n okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki rekat daha namaz kıldı. Bundan sonra mescide çıkıp, cemaate sabah namazını kıldırdı. Fethu’l-Bari Açıklaması: "Rabb yaratıcıdır, mükewindir, mahluk değildir." "el-Mükewin" kelimesi, esma-i hüsna arasında geçmez. Fakat manası "el-musawir" şeklinde zikredilir. Yukarıdaki ifadede "emruhu" kelimesinden sonra "kelamuhu" ifadesi dar çerçeveli bir kelimenin (hass), genel anlamlı (amm) kelime üzerine atfı kabilindendir. Çünkü burada "el-emr" kelimesinden maksat onun "kün" emridir. Bu da Allah'ın kelamı cümlesindendir. Burada "kavluhu" başka nüshalarda "fi'luhu" kelimesi düşmüştür. Kirmani şöyle der: "Gayru mahluk=mahluk değildir" ifadesinin isabetli olabilmesi için bu, daha evladır. İmam Buhari'nin ifade akışı fiil ile fiilden neş'et eden şeyler arasında ayırımı gerektirmektedir. Birincisi failin sıfatındandır, "elBarı", yaratılmış bir sıfat değildir. Onun sıfatları yaratılmış değildir. Mefulu onun fiilinden türemiş olarak mahluktur. Bundan dolayı İmam Buhari bu ifadenin ardından "ve ma kane bi fi'lihi ve emrihi ve tahlikıhi ve tekvinihi fe hüve mef'ulun, mahlukun, mükewenun=Onun fiili, emri, yaratması ve tekvini olan şeyler ise mefuldur, mahluktur, mükewendir" cümlesini getirmiştir. Burada "el-e mr" kelimesinden maksat emredilen şey demektir. Yüce Allah'ın şu ifadelerinde geçen "emir" kelimesinden maksat da budur: "Ve kane emrullahi mefula=Allah'ın emri yerine getirilmiştir. "(Ahzab 37) "Vallahu galibun ald emrihf=Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. "(Yusuf 21) Ancak "emrihl" kelimesindeki zamir, Allah yerinedir dersek bu ayet, örnek olabilir. "Leallallahe yuhdisu ba'de zalike emra=Olur ki Allah bundan sonra bir durum ortaya çıkanverir. "(Talak 1) "Kul erruh u min emriRabbf=De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. "(İsra 85) Sahih bir hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah kendi emrinden dilediğini meydana getirir" buyurmuştur. Bu hadiste ayrıca "Subbuhun, kuddusün, Rabbu'l-melaiketi ve'r-ruhi=Her• şeyden münezzehtir, her türlü noksanlıklardan münezzeh ve temizdir, meleklerin ve ruhun Rabbidir" ifadeleri de yer almaktadır. Buna karşılık "elCi lehü'l-halku ve'l-emr=Bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur"(A'raf 54) ayetindeki "emr"e gelince, Tevhid Bölümünün son kısmında İbn Uyeyne ve başkalarının bu ayete dayanarak Kur'an'ın mahluk olmadığını söyledikleri gelecektir. Zira buradaki "el-emr" kelimesinden maksat, Yüce Allah'ın "kün=ol" emridir. Bu emir "el-halk=yaratma" kelimesi üzerine atfedilmiştir. Dilbilgisi kuralı gereği atıf, iki kelimenin birbirinden farklı olmasını gerektirir. "Kun" Allah'ın kelamındandır. Dolayısıyla onu delilolarak göstermek isabetli olmuştur. Burada "el-emr" kelimesinden maksadın "ve kane emrullahi mej'Cıla=Allah'ın emri yerine getirilmiştir" ayetindeki ile aynı manaya olduğunu zanneden yanıımıştır. Zira bu ayetteki "el-emr" kelimesinden maksat, "el-me'mur=emredilen"dir. Allah'ın "kün" emriyle var olan budur. "Kün", emir kipidir. Bu Allah'ın kelamındandır ve mahluk değildir. Bu emirle var olan ise mahluktur. Buna emir denmesi emir üzerine vücuda gelmesinden dolayıdır. Ben daha sonra Kirmi'mı'nin kulların fiillerinin yaratılması konusuna dair yazmış olduğu kitabında maksadını açıklayan ifadelere rastladım. O şöyle diyor: İnsanlar fail, fiil ve mef'ul konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Kaderiyye mezhebi, fiillerin tamamı insanın eseridir derken, Cebriye kulun fiillerinin tamamı, Allah'ın yaratmasıdır demiştir. Cehmiyye ise fiil ve mef'ul birdir kanaatine varmış ve bu yüzden "kün" mahluktur demiştir. Selef bilginleri ise şu kanaate varmışlardır: "Tahlik=yaratma" Allah'ın fiilidir. Bizim fiillerimiz mahluktur. Allah'ın fiili onun sıfatıdır. Onun dışındaki mef'uller ise mahlukattır. İbn Battal'ın bu konudaki yaklaşımı şöyledir: İmam Buharl'nin maksadı, göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin mahluk olduğunu, çünkü bunların sonradan yaratılmış olduklarına ve Allah'tan başka yaratıcı olmadığına delil bulunduğunu, "Ta bey'at lar yaratıcıdır veya felekler ya da nur veya zulmet ya da arş yaratıcıdır" diyenlerin görüşlerinin geçersiz olduğuna delil var olduğunu ifade etmektir. Bütün bu sözler zikredilen şeylerin tamamının sonradan var olduklarına ve bir var ediciye muhtaç olduklarına delil bulunduğu için fasit ve çürük olmuştur. Zira sonradan olan hiçbir şey bir var edeni bulunmadıkça vücuda gelemez. Allah'ın kitabı başlıkta yer alan ayette olduğu gibi buna şahittir. İmam Buhari göklerin ve yerin alametlerine bakarak Allah'ın birliği ve kudretine delil getirmiştir. Çünkü o büyük ve yaratıcıdır ve diğer yaratıkları yaratan odur. Zira sonradan yaratılanlar (havadis) ondan uzaktır ve bunlar onun sayesinde var olanların sonradan yaratılma olduklarını göstermektedir. Ayrıca onun zatı, sıfatları mahluk değildir. Kur'an Allah'ın sıfatıdır ve mahluk değildir. Bu açıklamadan Allah'ın dışında olan her şeyin onun emri, fiili, yoktan var etmesi sayesinde vücuda geldiği sonucu zorunlu olarak çıkmaktadır. Bütün bunlar onun mahlukudur

Sahîh-i Buhârî, 7452
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ‏}‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏{‏أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ‏}‏ قَالَ ‏"‏ أَعُوذُ بِوَجْهِكَ‏"‏ ‏{‏أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ‏}‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَذَا أَهْوَنُ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ هَذَا أَيْسَرُ ‏"‏‏.‏

Cabir'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "De ki: Allah'ın, size üstünüzden (gökten) azap göndermeye gücü yeter ... " ayeti indiği zaman Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem "[Ya Rabbi] Senin vechine/ zatına sığınırım," şeklinde dua etti. "Ayaklarınızın altından (yerden)" ifadesinden sonra da yine "[Ya Rabbi] Senin vechine/zatına sığınırım," diyerek dua etti. "Ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tartırmaya (gücü yeter.)" ifadesinden sonra "Bu, daha hafiftir" veya "daha kolaydır," buyurdu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7313, Fethu'l-Bari Açıklaması: ...Şiyean ise 'fırkalar" anlamına gelir, ifadesi Ebu Ubeyde'ye aittir. Ayrıca o, şunu' da söylemiştir: "Bu kelimenin tekili .....şla şeklinde gelir." İmam Taberi, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın /şiyean lazfını "birbiri ile çatışan arzular" olarak yorumladığını nakletmiştir ' Kitabu'l-i'tisaım'da ....."Bu, daha hafiftir" veya "daha kolaydır" ifadesi, ......."Bu ikisi, daha hafiftir" veya "daha kolaydır" şeklinde geçmektedir. Bununla Müslümanların birbirine düşmesi ve kiminin hıncının kimine tattınlması kastedilmiştir. İbn Merduye, İbn Abbas'tan Cabir'den gelen hadisi açıklayan bir rivayet nakletmiştir. Söz konusu rivayete göre Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden dört şeyi kaldırması için Allah'a yalvardım. Onlardan ikisini kaldırdı, ikisini kaldırmaya ise yanaşmadı. Allah'tan ümmetime gökten azap yağdırmasını, onlara yere batırma cezası vermesini, birbirlerine düşürmesini, bir kısmının hıncını bir kısmına tattırmasını kaldırmasını istedim. Allah Tedld ümmetimden gökten azap yağmasını ve yere batırılarak cezalandırılmalarını kaldırdı. Ancak diğer ikisini kaldırmayı reddettL'i Bu rivayetten ayetin .... üstünüzden ve ayaklarınızın altından kısmı ile ne kastedildiği anlaşılır. Ayrıca ....... ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize kiminizin h'incını tattırmaya kısmının anlamı desteklenmiş olur. İbn Merdliye bu rivayetten daha açık başka bir rivayet daha nakletmiştir. Söz konusu hadis, Übey İbn Ka'b'dan gelmektedir. Buna göre Hz. Nebi şöyle buyumuştur: .......azaben fevgıküm gökten azap yağdırmak, .......ev min tahti erculiküm yere batırmaktır. Bu hadise göre gökten azap yağması ile yere batırarak cezalandırılmak, bu ümmetin başına gelmeyecektir. Ancak bu konu tartışmalıdır. Nitekim Ahmed İbn Hanbel ve Taberi "De ki: Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeye ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattı rm aya gücü yeter," ayeti hakkında Übey İbn Ka'b'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Burada dört azaptan bahsedilmiştir. Kuşkusuz hepsi gerçekleşmiştir. Bunlardan ikisi Hz. Nebi'in vefatından yirmi beş yıl sonra meydana gelmiştir. Müslümanlar gruplara ayrılıp birbirlerine karşı şiddete başvurmuşlardır. Geriye iki azap kalmıştır. Elbette bunlar da gerçekleşecektir. Söz konusu bu iki şey, gökten azap yağdırılması ile yere batırmadır." Bu rivayet illetli kabul edilmiştir. Çünkü Übey İbn Ka'b, Hz. Nebi'in vefatından sonra yirmi beş sene yaşamamıştır. Öyle anlaşılıyor ki, onun sözü, "Kuşkusuz hepsi gerçekleşmiştir," ifadesi ile son bulmuştur. Geri kalan ifadeler ise, ravilerden birine aittir. Bu rivayet, Cabir'den ve daha başka sahabilerden gelen hadise aykırı olduğu için de ilIetli kabul edilmiştir. Bu hadisi kendisiyle çatıştığı ileri sürülen hadislerle birkaç şekilde uzlaştırmaya çalışanlar olmuştur: 1- Cabir hadisinde geçen "Allah'tan ümmetime gökten azap yağdırmasını. .. " şeklinde başlayan ifade, belirli bir zaman dilimi ile tahsis edilmiştir. Bir başka ifade ile bu durum, sahabe ve faziletli toplumların varliğı ile sınırlandırılmıştır. Onların bulunmadığı bir dönemde Muhammed ümmetinde de bu tür azapların meydana gelmesi mümkündür. 2- Allah'ın gökten azap yağdırması veya insanları yerin dibine batırması, Muhammed ümmetinin tamamını kapsamayacak şekilde kaldırılmıştır. Ancak belli bir zaman ile sınırlanmadan bazı Müslümanlar için bu tür azaplar gerçekleşebilir. Nitekim bu durum kafir düşmanın saldırısı ve genel kıtlık hadiselerinde de geçerlidir. Bu konuda Sahfh-i Müslim'de Sevbanldan merfU' olarak bir hadis nakledilmiştir. Söz konusu hadisin baş tarafı şöyledir: "Allah Teala yeryüzünün doğu tarafları ile batı taraflarını benim için bir araya getirdi. Ümmetimin hakimiyeti benim için bir araya getirilen bu yerlere kadar uzanacaktır ... " Bu hadiste şu ifade de yer almaktadır: " ... Rabbimden bütün fertlerini kuşatan bir kıtlık ile ümmetimi helak etmemesini, kendilerinden başka bir düşmanı onlara musallat etmemesini, onları gruplara ayırmamasını ve bir kısmının gazabını diğer bir kısmına tattırmamasını istedim. Rabbim de şöyle buyurdu: Ey Muhammed! Ben bir şeye karar verdim mi, o şey mutlaka gerçekleşir. Ümmetin için onları genel kıtlık ile yok etmememi istemiştin, bunu sana verdim. Kendileri dışında köklerini kazıyacak bir düşmanı onlara musallat etmememi istemiştin, bu isteğini de yerine getirdim." Hz. Nebi'in Allah'a Sığındığı Bazı Durumlar 1- İbn Merdliye'nin İbn Abbas'tan naklettiği rivayete göre, Nebi s.a.v. şöyle buyurmuştur: "Ümmetim için Rabbim'den dört şey istedim. Bunlardan ikisini bana verdi, ikisini vermedi. O'ndan gökten azap yağdırmasını ve yeryüzünde boğmayı ümmetimden kaldırmasını istedim. Bunları kaldırdı." 2- İmam Müslim'in Sa'd İbn Ebı Vakkas'tan naklettiği hadise göre, Nebi s.a.v. şöyle buyurmuştur: "Allah'tan ümmetimin boğularak helak olmamasını istedim. Bunu bana lutfetti. O'ndan ümmetimin bütün fertlerini kuşatacak şekilde onları kıtlıkla helak etmemesini istedim. Bunu da bana lutfetti. O'ndan ümmetimin birbirlerine karşı güç kullanmamasını istedim. Bu duamı kabul etmedi." 3- Taberı, Cabir İbn Semure'den buna benzer bir rivayette bulunmuştur. Ancak bu rivayette "ümmetimi açlıkla helak etmemesini" ifadesi vardır. Bütün bu rivayetler, yukarıda bahsettiğimiz iki rivayetin arasını uzlaştırmayı desteklemektedir. Nitekim Müslümanların tamamı değil de, bir kısmı açlıktan ve boğulmaktan can vermiştir. Fakat bunların bütün bireylerine şamil olmasından Muhammed ümmeti korunmuştur

Sahîh-i Buhârî, 4628
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، أَنَّ الْحَسَنَ بْنَ مُسْلِمٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ شَهِدْتُ الصَّلاَةَ يَوْمَ الْفِطْرِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ فَكُلُّهُمْ يُصَلِّيهَا قَبْلَ الْخُطْبَةِ ثُمَّ يَخْطُبُ بَعْدُ، فَنَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ حِينَ يُجَلِّسُ الرِّجَالَ بِيَدِهِ، ثُمَّ أَقْبَلَ يَشُقُّهُمْ حَتَّى أَتَى النِّسَاءَ مَعَ بِلاَلٍ فَقَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلاَ يَسْرِقْنَ وَلاَ يَزْنِينَ وَلاَ يَقْتُلْنَ أَوْلاَدَهُنَّ وَلاَ يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ‏}‏ حَتَّى فَرَغَ مِنَ الآيَةِ كُلِّهَا ثُمَّ قَالَ حِينَ فَرَغَ ‏"‏ أَنْتُنَّ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَتِ امْرَأَةٌ وَاحِدَةٌ لَمْ يُجِبْهُ غَيْرُهَا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لاَ يَدْرِي الْحَسَنُ مَنْ هِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَصَدَّقْنَ ‏"‏ وَبَسَطَ بِلاَلٌ ثَوْبَهُ فَجَعَلْنَ يُلْقِينَ الْفَتَخَ وَالْخَوَاتِيمَ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ‏.‏

İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile birlikte Ramazan Bayramı namazını kıldım. Onların her biri hutbeden önce namaz kılıp daha sonra hutbe okuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle işaret edip erkekleri oturttuğu, sonra onların arasından geçerek Bilal ile birlikte kadınların tarafına geldiği ve şu ayeti okuduğu hala gözlerimin önünde: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. "(Mümtehıne 12) Nebi s.a.v. ayeti okumayı bitirdikten sonra kadınlara; "Siz, bu şartları kabul ediyor musunuz?" diye sordu. İçlerinden bir kadın "Evet, Ey Allah'ın elçisi!" dedi. Onun dışındakiler cevap vermediler. -Ravi Hasan, Hz. Nebi'e "evet" cevabını veren kadının kim olduğunu bilmiyordu.- Bunun üzerine Hz. Nebi onlara "Sadaka verin!" dedi. Silal elbisesini yayoı, onlar da büyük ve küçük yüzüklerini onun elbisesine atmaya başladılar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nesaı'nin Eyyub'dan aktardığı riv:'lyete göre, "Falanca kadın ağıt yakmada bana yardım etmişti. Onun bu iyiliğine karşılık vermek istiyorum," ifadesi "Gidip ağıt yakmada ona yardım edeceğim, sonra da gelip sana biat edeceğim," şeklinde nakledilmiştir . .......İsad ölüye ağıt yakmak için kadınların birlikte feryad-ı figan etmeleri anlamına gelir. Bu kelime sadece bu manaya özelolup ancak ağıt yakmak ve ağıtta yardımlaşmak için kullanılır. "Kadın gitti, sonra döndü ve biat etti," ifadesi Nesaıinin rivayetinde şu şekilde geçmektedir: "Hz. Nebi kadına 'git, ağıt yakmada ona yardım et!' dedi. Sonra kadın gitti, ağıt yakmada ona yardım etti, sonra döndü ve biat etti." İmam Nevevı şöyle demiştir: "Kadı Iyaz ve daha başkaları bu hadisi problemli görüp bu rivayet hakkında tuhaf şeyler söylemişlerdir. Benim gayem, bu tür sözlere aldanmaktan sakındırmaktır. Malikı alimleri bu hadise dayanarak şöyle söylemişlerdir: Ölünün arkasından ağıt yakmak haram değildir. Haram olan ağıt, elbise parçalamak, yanakları tırmalamak vs. Cahiliye adetlerinden biri ile birlikte yakılan ağıttır. Doğrusu, daha önce ifade ettiğimiz gibi her halükarda ağıt yakmanın haram olmasıdır. Bütün alimlerin görüşü böyledir." Cenazeler bahsinde bu Malikı alimin dışında daha başka alimlerin de ölüye ağıt yakmanın haram olmadığına ilişkin görüşlerine temas edilmişti. Ancak bu görüş reddedilen şaz bir görüştür. Kurtubı bunu bir ihtimalolarak saymış, ancak ağıt yakma konusunda tehdit içeren hadisleri e bunu reddetmiştir. Hakkında tehdit içeren hadislerin olması ağıt yakmanın haram oluşunun kesinliğini gösterir. Ancak bu konudaki ilk yasağın tenzıhen mekruh için olması ihtimali vardır. Kadınların Hz. Nebi'e biatı tamamlanınca ağıt yakma haram olmuştur. Dolayısıyla ağıt yakmak için kadına izin verilmesi olayı, bunun caiz olduğunu ifade etmek için ilk durumda (tenzihen mekruh olduğu durumda) gerçekleşmiştir. Daha sonra ise ağıt yakma haram kılınmıştır, bunun üzerine şiddetli tehdit içeren hadisler varid olmuştur. İbn Abbas "İyi işi işlemekte sana karşı gelmemek" ayeti. hakkında "Bu, Allah'ın kadınlara getirdiği bir şarttır," demiştir. Ne zaman kikadınlar bunukendilerine şart koşmuşlardır, o zaman Hz. Nebi onların biatını almıştır. Bu şart konusunda alimler farklı görüşler ileri sürmüŞ1er:cIır Çoğunluğa göre, daha önede ifade edildiğLgibi, buradaki şarttan maksat, ağıt yakma yasağıdır. Nitekim Imam Müslim'in "Sahıh"inde buna delalet eden bir.r• ayetin bulunduğu daha önce ifade edilmişti. Taberı de Züheyr İbn Muhammed'in ''........'' ifadesini, "birbiri ile evlenebilecek konumda olan erkek v kadının baş başa kalmaması" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. Katade ise bu iki yorumu ayetin tefsiri olarak birleştirmiştir

Sahîh-i Buhârî, 4895

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.