İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4622

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الْجُوَيْرِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ قَوْمٌ يَسْأَلُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتِهْزَاءً، فَيَقُولُ الرَّجُلُ مَنْ أَبِي وَيَقُولُ الرَّجُلُ تَضِلُّ نَاقَتُهُ أَيْنَ نَاقَتِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِمْ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ‏}‏ حَتَّى فَرَغَ مِنَ الآيَةِ كُلِّهَا‏.‏

İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir grup Hz. Nebi'e alayetmek için soru sorardı. Bir keresinde adamın biri: "Benim babam kim?" devesi kaybolan başka biri: "Benim devem nerede?" diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onlan sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onlan affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, halimdir {affı ve müsamahası geniştir)." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Arabi' bu ayet hakkında şunları söylemiştir: "Bazı gMiller, bu ayete dayanarak henüz meydana gelmemiş olaylar hakkında soru sormanın haram olduğuna inandılar. Halbuki durum, böyle değildir. Çünkü bu ayet, yasaklanan hususun, cevabında zorluk ve sıkıntı olan sorular olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yeni gelişmelere ilişkin yöneltilen sorular ise böyle değildir. " Hakikat, İbn Arabi"nin söylediği gibidir. Ancak onun adeti gereği kullandığı "gMiller" ifadesi hoş değildir. Nitekim İmam Kurtubi' de bu hususa işaret etmiştir. Müslim, Sa'd İbn Ebi' Vakkas'tan Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Müslümanlara en fazla haksızlık yapan Müslüman, haram olmayan bir konu hakkında soru sorup o konunun kendi sorusu yüzünden haram kılınmasına neden olan kimsedir." Bu hadis, ayet ile neyin kastedildiğini açıklamaktadır. Bunda, İbn Arabi"nin işaret ettiği hususla ilgili bir bilgi yoktur. Kitabu'l-ilim'de "Babam kim?" sorusunu Hz. Nebi'e soran kişinin, Abdullah İbn HuzMe olduğu geçmişti. İbn Ebi' Hatim başka bir senet ile Katade kanalıyla Enes'ten şunu nakIetmiştir: Hz. Nebi'e soru sordular. Onu bıktırıncaya kadar soru sormaya devam ettiler. Nihayet Nebi s.a.v. minbere çıktı ve şöyle buyurdu: "Sadece size haber verdiğim konular hakkında bana soru sorun!" O an sağıma ve soluma baktım. Bir de ne göreyim! Herkes elbisesinin bir ucu ile başını örtmüş ağlıyordu. Bu rivayette Abdullah İbn Huzafe'nin olayı ve Hz. Ömer'in sözü de anlatılmıştır. İmam Taberi', Ebu Salih kanalıyla Ebu Hureyre'den şöyle nakletmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzü kıpkırmızı kesilmiş olarak ve öfkeli bir halde minbere çıkıp oturdu. Derken bir adam gelip ona: "Ben nerdeyim?" diye sordu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cehennemdesin," dedi. Sonra bir adam daha kalkıp "Benim babam kim?" diye sordu. Hz. Nebi "Huzafe'dir,'' dedi. Hz. Ömer de kalkıp: "Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, Nebi olarak MuhammedIden, önder olarak da Kurlan'dan razı olduk. Ey Allah'ın Elçisi! Biz daha yeni Cahiliyye ve şirkten kurtulduk. Babalarımızın kim olduğunu Allah bilir." Bu sözlerden sonra Hz. Nebi'in öfkesi dindi ve "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, halimdir (affı ve müsamahası geniştir)," ayeti indi. Bu rivayet, yukarıda verilen Musa İbn Enes hadisil44 için iyi bir şahittir. Bu ayetin sebeb-i nüzulü hakkında iki görüş daha nakledilmiştir: 1- Taberi' ve Sai'd İbn Mansur, Husayf ve Mücahid kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayette geçen "şeyler" lafzı ile bahi'ra, vasi'le, saibe ve ham kastedilmiştir, sözünü rivayet etmişlerdir. 2- İkrime şöyle demiştir: İnsanlar, Nebi'den sallallahu aleyhi ve sellem mucize istiyorlardı. Böyle istekte bulunmaları yasaklanmıştır. Kureyşliler kendileri için Safa tepesini altın yapmasını, Yahudiler de gökten kendilerine bir kitap indirmesini vs. istiyordu. İbn Ebi' Hatim, Abdülkerim kanalıyla İkrime'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu ayet, babası hakkında soru soran kişi hakkında inmiştir." Sai'd İbn Cübeyr'den ise bu ayetin, bahi'ra ve diğer hayvanlara ilişkin soru soran kimseler hakkında indiğini nakletmiştir. Miksem'den ise, onun, milletlerin Nebilerinden mucize istemeleri hakkında bu ayetin nazil olduğunu söylediğini aktarmıştır. Miksem'in bu görüşü ihtimal dahilindedir. .İbn Ebi' Hatim'in Atıyye kanalıyla naklettiği rivayete göre, ashab-ı kirama, gökten sofra indirilmesini isteyip sonra da onuinkar eden Hıristiyanlar gibi isteklerde bulunmaları yasaklanmıştır. Nitekim Maverdi' de bu görüşü tercih etmiştir. İbnu'l-Münır ise bu ayetin meydana gelmiş veya meydana gelecek konular hakkında çok soru sorulmasını yasaklamak için indiği görüşünü tercih etmiştir. Bu görüşünü desteklerken, İmam Buharıinin "Kitabu'l-i'tisam"da, "Çok Soru Sormanın Mekruh Görülmesi" başlığı aldında zikrettiği hadisleri delilolarak kullanmıştır. Bu görüş kabul edilebilir. Ancak ayetin inişinin tekerrür ettiğini söylemeye engel bir durum da yoktur. Şu kadarı var ki, bu konuda Buharı'deki rivayetler, diğer kitaplardaki rivayetıere göre daha sahihtir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Müslümanların kusurlarının gizlenmesi tercih edilmelidir. 2- Müslümanlara zorluk çıkarmak mekruhtur. 3- Meydana gelmemiş olayların peşine düşmek ve onlar hakkında soru sormak mehuhtur. 4- Kişinin fakih görünmek gayesiyle cevap vermek için kendisini zorlaması mekruhtur

Sahîh-i Buhârî, 4622

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ بِالْمَدِينَةِ، وَهْوَ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَسِيبٍ، فَمَرَّ بِنَفَرٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ لاَ يُسْمِعْكُمْ مَا تَكْرَهُونَ‏.‏ فَقَامُوا إِلَيْهِ فَقَالُوا يَا أَبَا الْقَاسِمِ حَدِّثْنَا عَنِ الرُّوحِ‏.‏ فَقَامَ سَاعَةً يَنْظُرُ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ، فَتَأَخَّرْتُ عَنْهُ حَتَّى صَعِدَ الْوَحْىُ، ثُمَّ قَالَ ‏{‏وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي‏}‏‏.‏

İbn Mes'ud şöyle demiştir: Ben Medine'de bir tarlada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemla birlikte idim. O bir hurma dalına dayanmıştı. Derken Yahudilerden bir grup geldi. Bunlardan birisi "Ona ruh hakkında soru sorun" dedi. Bir diğeri "Ona hiçbir şey sormayın ki size hoşlanmadığınız şeyleri söylemesin" dedi. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiler ve "Ey Ebü'l-Kasım! Bize ruhtan söz et" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir süre ayakta baka kaldı. Anladım ki ona vahiy geliyor. Vahiy bitinceye kadar ondan geride durdum, Sonra "Sana ruh hakkında soru sorarlar. Deki ruh, Rabbimin emrindendir"(İsra 85) ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çok soru sormanın ve kendisini ilgilendirmeyen şeyi üstüne almanın me kruhluğu." İmam Buhari attığı bu başlıkla ayeti, ileri sürdüğü mekruhluğa deli olarak göstermek ister gibidir. Bu tavır, ayetin tefsiri hakkında ileri sürülen gö• rüşlerden bir tercihte bulunmaktır. Söz konusu ayetin nüzul sebebi hakkında ihtilaftan Maide suresinin tefsirinde söz etmiş ve İbnü'l-Müneyyir'in ayetin olmuş ve olmamış şeyler hakkında çok soru sormayla ilgili olarak indiği yolundaki tercihinden söz etmiştik. Buhari"nin tutumu da bunu göstermektedir. İmam Buharl'nin bu bölümde zikrettiği hadisler bu görüşü teyid etmektedir. Fıkıh bilginlerinden bir grubun bu konudaki tepkisi çok sert olmuştur. Bunların arasında Kadı Ebu Bekir b. el-Arabi' de yer almaktadır. O şöyle der: Bazı gafiller topluluğu, olayların hükmü hakkında soru sormanın yasak olduğuna inanmışlar ve bu ayeti delilolarak almışlardır. Oysa gerçek böyle değildir. Çünkü ayet, yasak olan şeyin cevabı verildiğinde üzüntüye sebep olacak soru olduğu noktasında gayet açıktır. Olayların hükmü ile ilgili sorular bu nitelikte değildir. Gerçek İbnü'l-Arabi"nin dediği gibidir. Zira ifadenin zahirinden anlaşılan bu yasaklığın vahyin indiği zamana mahsus olduğudur. Bu anlayışı Buharl'nin en başa koyduğu Sa' d hadisi desteklemektedir. Bu o kişidir ki haram olmayan bir şeyin hükmünü sorar ve haram kılınmasına sebep olur. "Çünkü böyle bir sakıncanın meydana gelmeyeceği noktasında artık güven hasılolmuştur. Bezzar' ın naklettiği hadis Sa'd hadisinin manasına dahildir. Bezzar bu hadisin senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. Hakim ise Ebü'd-Derda'dan sahih değerlendirmesiyle birlikte şöyle bir nakilde bulunmuştur: "Yüce Allah'ın kitabında helal kıldığı şeyler helaldir. Haram kıldıkları haramdır. Hüküm vermeyip, sükQt ettikleri bağışlanmıştır. Yüce Allah'ın bağışlamasını kabul ediniz. Zira Allah hiçbir şeyi unutmaz." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan sonra "Senin Rabbin unutkan değildir"(Meryem 64) ayetini okumuştur. Darekudni'nin Ebu Salebe'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah birtakım şeyleri farz kılmıştır ki bunları ihmal etmeyiniz. O birtakım şer'f cezalar koymuştur ki bunları aşmayınız. Baz! şeyleri unuttuğundan değil, size rahmetinden sükQt geçmiştir. Bunları araştırmayınız. "(Darekutni, Sünen, LV, 183) Bu hadisin Tirmizl'nin naklettiği Selman hadisinden şahidi vardır. Bir diğerini ise İbn Abbas nakletmiş olup Ebu Davud'dadır. Müslim'in Sabit vasıtasıyla Enes'ten naklettiği hadisin aslı İlim Bölümünde geçtiği üzere Buharl'de yer almaktadır. Bu hadis şöyledir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e herhangi bir şey sormamız yasaktı. Bedevilerden bu tip yasaklardan habersiz birisinin gelip O'na soru sormasından hoşlanıyorduk. Bedevi gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soru soruyor, biz de cevabını dinliyorduk. "(Müslim, İman) Müslim bu hadisi sonuna kadar nakleder. Uan başlığı altında İbn Ömer hadisinde şu ifade geçmişti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem soru sormadan hoşlanmadı ve onu ayıpladı." Müslim' in nakline göre Newas b. Sem'an şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ila birlikte Medine' de bir yıl kaldım. Benim hicret etmeme ona soru sormaktan başka bir mani yoktu. Herhangi birimiz hicret ettiğinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soru sorma imkanı kalmıyordu."(Müslim, Birr ve's-Sıla) Newas'ın demek istediği şudur: Kendisi bir heyet içinde Medine'ye gelmiş ve meselelerin hükmünü öğrenmek üzere bu şekilde kalmaya devam etmiştir. Çünkü o, heyet üyeliği vasfından çıkıp, sürekli ikamet durumuna düşmekten ve böylece muhacir haline gelip, soru sorma imkanını kaçırmaktan korkuyordu. Bu hadis soru sorma yasaklığına muhatap olanların, -ister heyet üyesi, ister başkaları olsun- Araplardan başkası olduklarına işaret etmektedir. Ahmed b. Hanbel'in nakline göre Ebu Ümame şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın" ayeti inince bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soru sormaktan kaçınmaya başladık. Sonra bir bedevinin yanına gittik. Ona rüşvet olarak bir hırka verdik ve "Nebi'e soru sor" dedik.(Ahmed b. Hanbel, V, 266) Ebu Ya'la'nın nakline göre Bera şöyle demiştir: Bir yıl geçerdi de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e herhangi bir meselenin hükmünü sormak isterdim ancak korkardım. Bizler bedevilerin gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soru sormasını ve sordukları soruların cevabını duyup, bundan istifade etmeyi temennı ederdik. Hadislerde sahabilerin soru sorduklarına dair ifadelere gelince bunun sözkonusu ayetin inmesinden önce olma ihtimali olduğu gibi, ayetteki yasaklığın hükmü açıklanan şeylerden ihtiyaç duyulanlara veya o anda bilme ihtiyacı içinde oldukları şeylere şamil olmama ihtimali de vardır. Kamış kullanarak hayvan boğazlamanın hükmü, Allah'a itaatten başkasını emrettiklerinde yöneticilere (emır) itaat etmenin vacip olup olmadığı, kıyamet gününün ahvali, kıyametten önce meydana gelen fitne ve savaşlara dair sorular buna örnektir. Yine onların kelale, içki içme, kumar oynama, haram aylarda savaşma, yetimler, adet hali, kadınlar, av ve başka şeyler konusundaki sorularında olduğu gibi Kur'an'la ilgili soruları da başka bir örnektir. Fakat henüz meydana gelmemiş bir mesele hakkında çok soru sormanın mekruhluğu konusunda ayeti esas alanlar, bu hükmü ilhak yoluyla elde Rtmişlerdir. Şöylesine; çok soru sormak zor olan hükümle mükellef kılınmaya sebep teşkil ettiğine göre bundan kaçınmak uygun olur. Darimı Müsned'inin baş taraflarında bu konuyla ilgili özel bir bölüm açmıştır ve orada sahabi ve tabiUndan konuyla ilgili birçok nakillere yer vermiştir. Bunlardan biri İbn Ömer'in şu ifadesidir: "Henüz meydana gelmemiş şeyi sormayınız. Çünkü ben (babam) Hz. Ömer'den henüz meydana gelmemiş şeyin hükmünü sorana lanet okuduğunu işittim." Hz. Ömer de "Size henüz meydana gelmemiş olan şeyin hükmünü sormayı yasaklıyorum. Çünkü meydana gelmiş olanlarla ilgili bizim (büyük bir) meşguliyetimiz vardır" demiştir. Zeyd b. Sabit'e herhangi bir şeyin hükmü sorulduğunda "Bu oldu mu?" diye sorar, kendisine "Hayır" denildiğinde "Meydana gelinceye kadar bekleyin sonra sorarsınız" diye cevap verirdi. Bazı imamlar şöyle demişlerdir: Gerçek şu ki hakkında herhangi bir nas bulunmayan şeyi araştırmak iki şekilde olur: Birincisi onun farklı şekilleriyle birlikte nassın delaletine dahil olup olmadığı araştırılır. Bu çirkin bir şey değil, arzu edilen bir durumdur. Dahası belki de müçtehidler arasından bunu yapabilecek tek kişi kalanlar için farz bile olur. İkincisi farkların şekilleri üzerinde iyice düşünmekle olur. Böylece bilgin birbirine benzer olan şeyleri arada birlik niteliği olduğu halde şer'an etkisi olmayan bir farkla birbirinden ayırır ya da bunun aksini yapar yani birbirinden farklı olan şeyleri mesela. geçerli olmayan bir nitelikle birleştirir. Selef bilginlerinin kınadığı budur. İbn Mesud hadisi, tam da bu tavra uygun düşmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "(Fiillerinde ve sözlerinde haddi aşan ve aşırı giden, herşeyi) derinlemesine araştıranlar helak olmuşlardır" buyurmuştur. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.(Müslim, İlim) Bilginler bu tip bir hareketin boş yere zaman kaybı olduğu kanaatine varmışlardır. Kitaptan, sünnetten ve icmadan dayanağı olmayan bir mesele üzerine detayı çoğaltmak da böyledir. Bu gerçekten meydana gelmesi nadir olan şeylerdendir. Kişi buna zaman harcar ama zamanını başka bir mesele için harcasa daha iyi olurdu. Özellikle bu yapılan hareket, vukuu çok olan şeyi beyan etmede genişlemeyi dikkatten kaçırmaya sebep oluyorsa! Çok soru sormada bundan daha beteri, şeriatın nasıllığını sormayarak iman etme esasını getirdiği gaybi şeyleri araştırmadır. Bunlardan birisi de his ve duyu aleminde şahidi olmayandır. K.ıyametin vaktini, ruhu, bu ümmetin ömrünü sormak ve buna benzer ancak nakille bilinebilecek şeyleri merak etmek bu kabildendir. Bunların çoğu hakkında herhangi bir şey sabit değildir ki araştırmadan ona iman etmek gereklidir. Bundan daha kötüsü ise hakkında çok soru sormanın insanı şüpheye ve şaşkınlığa sürüklediği şeydir. Bunun örneği Ebu Hureyre hadisinde şöyle gelecektir: ""İnsanlar soru sormaya o kadar dalacaklar ki sonunda 'Her şeyi yaratan Allah'tır. Peki Allah'ı kim yarattı?' diyeceklerdir." Bu hadis, bu bölümün sekizinci hadisidir. "Haram kılındı." İbnü't-Tin şöyle der: Buna bitişik olan günah, Müslümanları sorduğu soru dolayısıyla zarara sokmaktır. Buna örnek, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sorudan önce helal olan konuda onlara hareket yasağı getirmesidir. Iyaz şöyle demiştir: Hadisteki "el-curm" kelimesinden maksat, karşılığında ikab olan günah anlamında değil, Müslümanların üzerine bir hükmün gelmesine sebep olmak manasındadır. Çünkü soru sormak mubahtl. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bana dilediğinizi sorunuz" buyurmuştur. Ancak Nevevi, Kadı Iyaz'ı tenkit etmiş ve şöyle demiştir: Bu, zayıf hatta batıl bir cevaptır. Doğru olan Hattabi, Teymive başkalarının söyledikleridir. Buna göre "cürüm"den maksat günahtır. Bilginler bunun hiç ihtiyaç yokken sırf zorlama ve inatla soru soran kimselere mahsus olduğunu söylemişlerdir. Günahın bunlara mahsus olmasının sebebi, ihtiyaç duyulan konularda soru sorma emrinin varlığıdır. Zira Yüce Allah "eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz" buyurmuştur. Bir kimse başına gelen bir olayın hükmünü sorarsa mazurdur, bundan günaha girmez ve kınanmaz. Soru sorma emri ve bundan yasaklık diğerinde olmayan bir yöne mahsustur. Nevevi şöyle der: Buradan bir şey yapıp da başkasına zarar veren kimsenin günaha girdiği sonucu çıkmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Eşyada aslolan -şeriattan aksine bir hüküm gelmedikçe- mubahlıktır. 2- Bu hadisten İmam Buhari'nin attığı başlıktan başka şey daha anlaşılmaktadır. O da sahabilerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in durumunu gözetmeleri ve öfkelendiğinde ona çok şefkatli davranmalarıdır. Öfkenin sebebi, onunla ilgili olan bir konunun sahabileri de kapsayacağı endişesidir. Hadisten ayrıca Hz. Ömer'in ona karşı nazlandığı anlaşılmaktadır. 3- Öğüt verme esnasında öfkelenmek mümkündür. 4- Bir öğrenci kendisinden istifade ettiği hocanın önünde diz çökebilir. 5- Fitnenin meydana geleceğine dair karinenin ortaya çıktığı bir şeyin varlığında ondan A1lah'a sığınmak meşrudur. İbn Abdilberr şöyle demiştir: İmam Malik' e çok soru sormanın yasaklığının ne demek olduğu soruldu. O da şöyle cevap verdi: Bilmiyorum Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin yaptığınız şekilde olayların hükmünü sormayı mı yasakladı, yoksa insanların mal dilenmesini mi yasakladı? İbn Abdilberr şöyle der: Doğrusu birinci şıktır. İkinciye gelince, bunun az ve çokluğunu birbirinden ayırıp, az olursa caizdir, çok olursa değildir demenin herhangi bir manası yoktur. İbn Abdilberr şöyle devam eder: İfade edildiğine göre sahabiler bir şeyin hükmünü sorarlar ve bu konuda ısrarcı olurlar, sonunda o şeyin haram olmasına sebep olurlardı. Bilginlerin çoğunluğuna göre soru sormaktan maksat, yeni çıkan olaylar hakkında soru sormak, şaşırtmaca ve düzmece birçok soru yöneltmektir. Bu konuda İlim Bölümünde bir parça açıklama geçmişti. "Enes şöyle demiştir: "Ömer'in yanında bulunduğumuz sırada bize 'Zorlama ve yapmacık tavır takınmak bize yasak edildi' dedi." Humeydi'nin ifadesine göre Sabit vasıtasıyla yapılan bir başka rivayette Enes, Hz. Ömer'in "....... Fakiheten ve ebba = meyveler ve çayırlar"(Abese 31) ayetini okumuş ve "ebb nedir?" diye sormuş, ardından "Biz bununla mükellef tutulmadık" veya "Bize bunu yapmak emredilmedi" demiştir. Taberi'nin sahih bir isnadla Asım b. Küleyb vasıtasıyla babasından nakline göre İbn Abbas "Ayette geçen 41 ebb, insanların değil, hayvanların yediği şeylerden yerde bitenlerdir (çayırlar)" demiştir. "Peki Allah'ı kim yarattı?" Müslim'in naklinde bu ifade "Gönlünden böyle bir şey geçen kimse amentu billah desin" şeklindedir.(Müslim, İman) Bir başka rivayette ise "Allah'a ve Nebilerine iman ettim desin" buyurulmaktadır. Ebu Davud, Nesai'nin yaptıkları bir rivayette ise "Allahu ahad, Allahu's-samed deyiniz" ifadesi yer almaktadır. Bunun ardından "Sol tarafına tükürsün, sonra Allah'a sığınsın" emri yer almaktadır. Ahmed b. Hanbel'in Aişe r.anha'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhangi birinizin gönlünden böyle bir şey geçecek olursa Allah'a ve Resulüne iman ettim desin" buyurmuştur.(Ahmed b. Hanbel, V, 214) İşte bu ondan sözkonusu vesveseyi giderir. Ebu Hureyre'nin naklettiği bir başka hadiste ise şöyle denilmektedir: "Şeytan devamlı olarak size gelir ve şunu kim yarattı, şunu kim yarattı der. Sonunda da Allah'ı kim yarattı diye sorar. Herhangi birinizin aklından böyle bir şey geçtiğinde Allah'a iman ettim desin." Bir başka rivayette ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, imanın açık ve sarih alanıdır" buyurmuştur. Ebu Davud'un Süheyl b. Ebi Salih, babası isnadıyla Ebu Hureyre'den yaptığı rivayette sahabinin istediği herhalde budur. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden bazı kimseler gelerek "Ya Resulallah! Bizim aklımızdan öyle çirkin şeyler geçiyor ki onu konuşmayı büyük bir vebal kabul ediyoruz. Bunları dile getirmenin karşılığında dünyadan şu kadar malımız olmasını istemezdik" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Gerçekten böyle mi oldu? Bu samimi imandır" dedi. (Ebu Davud, Edeb) İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: Adamın biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek şöyle dedi: Benim aklımdan öyle şeyler geçiyor ki bunları konuşmaktansa yanıp külolmayı tercih ederim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle cevap verdi: "Bunu vesveseye katan Allah'a hamdolsun." Bundan sonra Hattabi "sarihu'l-iman" ifadesini açarak bunun gönüllerinden geçeni konuşmayı büyük bir vebal kabul ettiren, şeytanın içlerine attığı vesveseyi kabule engelolan bir unsur olduğunu ifade etmiştir. Şayet bu samimi iman olmasaydı gönüllerinden geçen o şey, onların gözünde ağır bir vebal olarak görülmez ve buna tepki koymazlardı. Vesvesenin bizzat kendisinin sarihu'l-iman olması kastedilmemiştir. Tam tersine o şeytanın vesvesesi ve hilesidir

Sahîh-i Buhârî, 7297
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ الْخَفَّافُ أَبُو نَصْرٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ ‏:‏ إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ نَخْلاً لِبَنِي النَّجَّارِ فَسَمِعَ صَوْتًا فَفَزِعَ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ مَنْ أَصْحَابُ هَذِهِ الْقُبُورِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا ‏:‏ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَاسٌ مَاتُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَمِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا ‏:‏ وَمِمَّ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏:‏ ‏"‏ إِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ أَتَاهُ مَلَكٌ فَيَقُولُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَعْبُدُ فَإِنِ اللَّهُ هَدَاهُ قَالَ ‏:‏ كُنْتُ أَعْبُدُ اللَّهَ ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ ‏:‏ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ فَمَا يُسْأَلُ عَنْ شَىْءٍ غَيْرَهَا فَيُنْطَلَقُ بِهِ إِلَى بَيْتٍ كَانَ لَهُ فِي النَّارِ، فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ هَذَا بَيْتُكَ كَانَ لَكَ فِي النَّارِ وَلَكِنَّ اللَّهَ عَصَمَكَ وَرَحِمَكَ فَأَبْدَلَكَ بِهِ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ فَيَقُولُ ‏:‏ دَعُونِي حَتَّى أَذْهَبَ فَأُبَشِّرَ أَهْلِي ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ اسْكُنْ ‏.‏ وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ أَتَاهُ مَلَكٌ فَيَنْتَهِرُهُ فَيَقُولُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَعْبُدُ فَيَقُولُ ‏:‏ لاَ أَدْرِي ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ فَمَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ ‏:‏ كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ ‏.‏ فَيَضْرِبُهُ بِمِطْرَاقٍ مِنْ حَدِيدٍ بَيْنَ أُذُنَيْهِ فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا الْخَلْقُ غَيْرَ الثَّقَلَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Enes İbn Malik'den demiştir ki: "Allah'ın Nebii bir gün Neccar oğullarının hurmalığına girmişti (orada bulunan kabirlerden korkunç) bir ses işitti de korktu. Bunun üzerine: "Bu kabirlerde yatanlar kimlerdir?" dedi. "Ey Allah'ın Rasulü, (onlar) cahiliyye döneminde ölen bir takım insanlardır" dediler (Nebi efendimiz de): «Cehennem azabından ve Deccal'in Fitnesinden Allah'a sığınınız" buyurdu. Bunun üzerine '"Bu da niçin (oluyor), Ey Allah'ın rasulü?" dediler. (Hz. Nebi de şöyle) buyurdu: Muhakkak ki bir mu'min kabrine konduğu zaman ona bir melek gelir ve ona: Sen (dünyada iken) kime ibadet ediyordun? diye sorar. Eğer Yüce Allah o mu'min'e hidayet vermişse; "Allah'a ibadet ediyordum" der, bunun üzerine kendisine: "Sen şu (Nebi olarak gönderildiği söylenen) kimse hakkında ne dersin?" diye sorarlar. (O mu'min de): "O Allah'ın kulu ve rasulüdür" cevabını verir. Artık bundan sonra kendisine başka bir soru sorulmaz. (Ruhen) Cehennemde bulunan evine götürülür ve: "Bu (ev) senin evindir, cehennemde senin için (hazırlanmış) idi. Fakat Allah seni korudu ve sana acıdı da onu sana cennette bir evle değiştiriverdi." denir. (O mu'min de): "Beni bırakınız gideyim de ailemi müjdeleyeyim" der. Kendisine: "Hayır olmaz, sen burada kabrinde otur." cevabını verirler. Muhakkak ki kafir kabrine konduğu zaman kendisine bir melek gelip sertçe çıkışır da: "Sen (dünyada) neye tapıyordun?" diye sorar. O da: "Bilmiyorum" cevabını verir. (Melek de ona) "Bilmez ve hakka uymaz ol" der, sonra ona: "Şu (Nebi olduğunu söylenen) kimse hakkında ne dersiniz?" denir. (O kafir de onun hakkında onu yalanlayan) "Halkın dediğini derim" cevabını verir. Bunun üzerine (o melek) onun kulakları arasına demirden bir tokmak vurur; (o adam) öyle bir bağırış bağırır ki, insan ve cinnilerden başka onu bütün yaratıklar işitir

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4751
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ قَالَ لِبَوَّابِهِ اذْهَبْ يَا رَافِعُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَقُلْ لَئِنْ كَانَ كُلُّ امْرِئٍ فَرِحَ بِمَا أُوتِيَ، وَأَحَبَّ أَنْ يُحْمَدَ بِمَا لَمْ يَفْعَلْ، مُعَذَّبًا، لَنُعَذَّبَنَّ أَجْمَعُونَ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَمَا لَكُمْ وَلِهَذِهِ إِنَّمَا دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ فَسَأَلَهُمْ عَنْ شَىْءٍ، فَكَتَمُوهُ إِيَّاهُ، وَأَخْبَرُوهُ بِغَيْرِهِ، فَأَرَوْهُ أَنْ قَدِ اسْتَحْمَدُوا إِلَيْهِ بِمَا أَخْبَرُوهُ عَنْهُ فِيمَا سَأَلَهُمْ، وَفَرِحُوا بِمَا أُوتُوا مِنْ كِتْمَانِهِمْ، ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ‏}‏ كَذَلِكَ حَتَّى قَوْلِهِ ‏{‏يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا‏}‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ‏.‏ حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا الْحَجَّاجُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بِهَذَا‏.‏

İbn Ebı Müleyke Alkame İbn Vakkas'ın kendisine şöyle haber verdiğini nakletmiştir: Mervan kapıcısına şöyle dedi: - Ey Rafi'! İbn Abbas'a git, ona "Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları ile övünen herkesin azap görmesi durumunda kuşkusuz hepimiz azap görürüz. Öyle mi?" diye sor. [Kapıcı gidip İbn Abbas'a bu soruyu sorunca] o şu cevabı verdi: - Bu ayet ile sizin bir ilginiz yok! Nebi yahudileri davet etmiş, onlara bir konuyu sormuştu. Ama onlar bildikleri halde o konuyu açıklamadılar. Bunun yerine bir başka şey söylediler ve onu gösterdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdikleri bu cevap ile de övülmek istediler. Ondan hakikati gizledikleri için de sevindiler. Sonra İbn Abbas şu ayeti okudu: "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü! Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır. "[AI-i İmran 187-188] Fethu'l-Bari Açıklaması: (Münafıklardan bir grup) Ebu Saıd ayetin sebeb-i nüztilünü bu şekilde açıklamıştır. Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları ile övülmek isteyenlerin münafıklar olduğunu belirtmiştir. İbn Abbas'tan aktarılan rivayet ise bu kimselerin, kendilerine sorulan soruya yanıltıcı cevap verip bildikleri gerçeği saklayan yuhudiler olduğu anlaşılmaktadır. Bu rivayetleri, ayetin iki grup hakkında birlikte indiğini söyleyerek uzlaştırmak mümkündür. Nitekim Kurtubı ve diğer müfessirler, bu iki rivayet arasında çelişki gibi görünen duruma bu şekilde bir yorum getirmişlerdir. Ayrıca Ferra, bu ayetiIi "Biz herkesten önce ehl-i kitab olduk, namaz kılıp itaat ettik." diyen ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e iman etmeyen Yahudiler hakkında indiğini anlatmıştır. İbn Ebı Hatim de farklı senetlerle bir tabiundan bazılarından buna benzer rivayetler nakletmiştir. Nitekim İmam Taberı de bu görüşü tercih etmiştir. Sonuç olarak şunu deriz: Bu ayetin bütün bu konular hakkında indiğini söylemeye bir engel yoktur. Ya da bu ayetin özel sebeplere binaen indiğini, umumiliğinin ise bir iyilik yapıp buna karşılık kendilerini beğenecek kadar şımarıp insanların, yapmadıkları şeylerle kendilerini övmesini isteyen herkesi kapsadığı söylenebilir. Her şeyi en iyi Allah bilir. ......Etev." Bu fiilin okum,ışu hakkında farklı kıraatler vardır. Hamevı'de bu fiil hemzenin dammesi ile ly)lutu şeklinde geçmiştir. Bu durumda anlam "Kendilerine verilen ilmi gizleyenler" şeklinde olur. Nitekim Yahudilerin bu durumu şu ayette de anlatılmaktadır: "Yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler."[Ğafir 83] Ancak ilk rivayet muşhur olan kıraate uygun olması bakımından daha evladır. İkinci kıraat Sülemi ve Saıd İbn Cübeyr'e aittir. Meşhur kıraate uygunluk daha önemlidir. Bir de İbn Abbas'ın tefsirine uygun olması ilk kıraatı daha da önemli hale getiriyor. "Sonra İbn Abbas şu ayeti okudu:" Bu ifade, İbn Abbas'a sorulan ayette bahsi geçen kimselerin bir önceki ayette anlatılan kimseler olduğunu gösterir. Allah Teala onları, gizlememekle emrolundukları bilgileri sakladıkları için yermiş ve bundan dolayı onların azaba çarptırılacaklarını bildirmiştir

Sahîh-i Buhârî, 4568
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّهُ قَالَ مَكَثْتُ سَنَةً أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنْ آيَةٍ، فَمَا أَسْتَطِيعُ أَنْ أَسْأَلَهُ هَيْبَةً لَهُ، حَتَّى خَرَجَ حَاجًّا فَخَرَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا رَجَعْتُ وَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ إِلَى الأَرَاكِ لِحَاجَةٍ لَهُ ـ قَالَ ـ فَوَقَفْتُ لَهُ حَتَّى فَرَغَ سِرْتُ مَعَهُ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ اللَّتَانِ تَظَاهَرَتَ�� عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَزْوَاجِهِ فَقَالَ تِلْكَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ وَاللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَكَ عَنْ هَذَا مُنْذُ سَنَةٍ، فَمَا أَسْتَطِيعُ هَيْبَةً لَكَ‏.‏ قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ مَا ظَنَنْتَ أَنَّ عِنْدِي مِنْ عِلْمٍ فَاسْأَلْنِي، فَإِنْ كَانَ لِي عِلْمٌ خَبَّرْتُكَ بِهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ قَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ إِنْ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مَا نَعُدُّ لِلنِّسَاءِ أَمْرًا، حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِنَّ مَا أَنْزَلَ وَقَسَمَ لَهُنَّ مَا قَسَمَ ـ قَالَ ـ فَبَيْنَا أَنَا فِي أَمْرٍ أَتَأَمَّرُهُ إِذْ قَالَتِ امْرَأَتِي لَوْ صَنَعْتَ كَذَا وَكَذَا ـ قَالَ ـ فَقُلْتُ لَهَا مَالَكِ وَلِمَا هَا هُنَا فِيمَا تَكَلُّفُكِ فِي أَمْرٍ أُرِيدُهُ‏.‏ فَقَالَتْ لِي عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ مَا تُرِيدُ أَنْ تُرَاجَعَ أَنْتَ، وَإِنَّ ابْنَتَكَ لَتُرَاجِعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ‏.‏ فَقَامَ عُمَرُ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ مَكَانَهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ فَقَالَ لَهَا يَا بُنَيَّةُ إِنَّكِ لَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ‏.‏ فَقَالَتْ حَفْصَةُ وَاللَّهِ إِنَّا لَنُرَاجِعُهُ‏.‏ فَقُلْتُ‏.‏ تَعْلَمِينَ أَنِّي أُحَذِّرُكِ عُقُوبَةَ اللَّهِ وَغَضَبَ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم يَا بُنَيَّةُ لاَ يَغُرَّنَّكِ هَذِهِ الَّتِي أَعْجَبَهَا حُسْنُهَا حُبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا ـ يُرِيدُ عَائِشَةَ ـ قَالَ ثُمَّ خَرَجْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ لِقَرَابَتِي مِنْهَا فَكَلَّمْتُهَا‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ دَخَلْتَ فِي كُلِّ شَىْءٍ، حَتَّى تَبْتَغِي أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ‏.‏ فَأَخَذَتْنِي وَاللَّهِ أَخْذًا كَسَرَتْنِي عَنْ بَعْضِ مَا كُنْتُ أَجِدُ، فَخَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهَا، وَكَانَ لِي صَاحِبٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غِبْتُ أَتَانِي بِالْخَبَرِ، وَإِذَا غَابَ كُنْتُ أَنَا آتِيهِ بِالْخَبَرِ، وَنَحْنُ نَتَخَوَّفُ مَلِكًا مِنْ مُلُوكِ غَسَّانَ، ذُكِرَ لَنَا أَنَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَسِيرَ إِلَيْنَا، فَقَدِ امْتَلأَتْ صُدُورُنَا مِنْهُ، فَإِذَا صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَدُقُّ الْبَابَ فَقَالَ افْتَحِ افْتَحْ‏.‏ فَقُلْتُ جَاءَ الْغَسَّانِيُّ فَقَالَ بَلْ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ‏.‏ اعْتَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَزْوَاجَهُ‏.‏ فَقُلْتُ رَغَمَ أَنْفُ حَفْصَةَ وَعَائِشَةَ‏.‏ فَأَخَذْتُ ثَوْبِيَ فَأَخْرُجُ حَتَّى جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ يَرْقَى عَلَيْهَا بِعَجَلَةٍ، وَغُلاَمٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْوَدُ عَلَى رَأْسِ الدَّرَجَةِ فَقُلْتُ لَهُ قُلْ هَذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ‏.‏ فَأَذِنَ لِي ـ قَالَ عُمَرُ ـ فَقَصَصْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْحَدِيثَ، فَلَمَّا بَلَغْتُ حَدِيثَ أُمِّ سَلَمَةَ تَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّهُ لَعَلَى حَصِيرٍ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ شَىْءٌ، وَتَحْتَ رَأْسِهِ وِسَادَةٌ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ، وَإِنَّ عِنْدَ رِجْلَيْهِ قَرَظًا مَصْبُوبًا، وَعِنْدَ رَأْسِهِ أَهَبٌ مُعَلَّقَةٌ فَرَأَيْتُ أَثَرَ الْحَصِيرِ فِي جَنْبِهِ فَبَكَيْتُ فَقَالَ ‏"‏ مَا يُبْكِيكَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ كِسْرَى وَقَيْصَرَ فِيمَا هُمَا فِيهِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَهُمُ الدُّنْيَا وَلَنَا الآخِرَةُ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir ayeti Hz. Ömer'e sorabilmek için bir yıl bekledim. Ondan korktuğum için bir türlü soramadım. Nihayet o, hac için yola Çıktı. Ben de onunla birlikte yola koyuldum. Hacdan dönerken yolun bir bölümünde Hz. Ömer ihtiyacını gidermek için misvak ağacına yöneldi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Onu bekledim. Nihayet ihtiyacını giderdi, sonra onunla birlikte yürüdüm ve "Ey mu'minlerin emiri! Hz. Nebi'in hanımlarından hangi ikisi ona karşı birleşmişti?" diye sordum. O da "Hafsa ve Aişe" diye cevap verdi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Ben: "Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ki ben bir yıldan beri bu soruyu sana sormak istiyordum. Ama senden korktuğum için bir türlü soramadım," dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi: "Asla böyle yapma! Benim bir şeyi bildiğimi düşünüyorsan bana soru sor! Şayet bir bilgim varsa sana söylerim." İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Sonra Hz. Ömer şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, biz Cahiliyye döneminde kadınları [kendilerine danışmaya layık] görmezdik. Nihayet Allah Teala onlar hakkındaki ayetleri indirdi ve onların paylarını verdi. Hz. Ömer şöyle devam etti: Ben bir konuda düşünürken birden eşim "Şöyle şöyle yapsan" dedi. Ona "Bu konu seni ne ilgilendirir. Neden benim yapmak istediğim bir konuyu kendine sıkıntı ediyorsun?" dedim. Bunun üzerine bana "HaYret sana ey Hattabın oğlu! Sen, sana karşı söz söylenmesini istemiyorsun. Halbuki kızın Hz. Nebi'e karşı söz söylüyor, hatta Allah Resulü'nün, gününü kızgın olarak geçirmesine neden oluyor," dedi. Hz. Ömer hemen kalkıp ridasını üzerine aldı, Hz. Hafsa'nın yanına gidip "Ey kızım! Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı söz söylüyormuşsun, bu yüzden o gününü kızgın bir halde geçiriyormuş," dedi. Hz. Hafsa ise "Allah'a yemin ederim ki, biz Hz. Nebi'e karşı düşüncelerimizi söyleriz," dedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Bunun üzerine ona; "Biliyorsun, seni Allah'ın vereceği cezadan ve Hz. Nebi'in öfkesinden sakındmrım. Ey kızım! Güzelliği kendisini etkisi altına alan arkadaşın, yani Hz. Nebi'in ona karşı beslediği sevgi seni yanıltmasını Bu sözü ile Hz. Ömer, Hz. Aişe'yi kastediyordu. Hz. Ömer olayı anlatmaya devam etti: Hafsa'nın yanından ayrıldım. Sonra akrabam olması hasebiyle Ümmü Seleme'nin yanına gittim ve onunla konuştum. Ümmü Seleme şöyle dedi: "Hayret sana ey Hattab'ın oğlu! Her şeye karıştın, şimdi de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile eşlerinin arasına mı girmek istiyorsun 7" Hz. Ömer olayı anlatmaya devam etti: Bu sözler -Allah'a yemin ederim ki-beni derinden etkiledi ve taşıdığım öfkenin dağılmasına vesile oldu. Sonra onun yanından ayrıldım. Ensardan bir arkadaşım vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde bulunmadığım zaman o meclisten bana haber getirirdi. O olmadığı zaman da ben ona haber getirirdim. Üzerimize askeri' sefer düzenlemek istediği bize anlatılan Gassan krallarından birinden korkuyorduk. Kalbimizi onun korkusu kaplamıştı. İşte tam da bu sırada ensardan olan bu arkadaşım kapıyı çalıp "Aç! Aç!" dedi. Ben: "Gassanlı geldi," dedim. O ise "Bundan daha kötü bir gelişme oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerinden ayrı bir yerde kalmaya başladı," dedi. "Hafsa ve Aişe'nin burnu yere sürtülsün!" dedim ve elbisem i giyip çıktım. Sonunda Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Bir de ne ile karşılaşayım, Allah Resulü merdivenle çıkılan odasına çekilmiş, onun esmer uşağı da basamakların başına oturmuş bir halde ... Uşağa "Allah Resulü'ne, Hattab'ın oğlu Ömer geldi, de" dedim. Bana yukarı çıkmam için izin verildi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu sözleri aktardım. Ümmü Seleme'nin söylediklerini aktarınca Allah Resulü tebessüm etti. O esnada hasmn üzerinde idi. Hasır ile arasında bir şey yoktu. Başının altında da lif ile doldurulmuş deriden yapılma bir yastık vardı. Ayakucunda dökülmüş karaz, başucunda ise asılı bir deri parçası vardı. Yan tarafına hasırın iz yaptığını gördüm ve ağladım. Bunun üzerine Allah Resulü bana "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Ben de "Ey Allah'ın elçisi! Kisra ve Kayser içinde bulundukları müreffeh yaşamı sürdürmekteler. Halbuki sen Allah'ın elçisisin ... " dedim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dünyanın onlann, ahiretin de bizim olmasına razı olmaz mısın?

Sahîh-i Buhârî, 4913
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَشْبَهَ بِاللَّمَمِ مِمَّا قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنَ الزِّنَا، أَدْرَكَ ذَلِكَ لاَ مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ الْمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ، وَيُكَذِّبُهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ شَبَابَةُ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ebu Hureyre'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklettiği şu sözde anlatılan kadar küçük günaha benzeyen bir şey görmedim: Allah her insana zinadan payını yazmıştır. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Gözün zinası bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır. Nefis arzular ve ister, cinsel organ bu isteği doğrular veya yalanlar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Helak ettiğimiz bir ülke halkının dönmemeleri imkansızdır: Ebu Zer ve diğer rivayetlerde ayet i .... kelimesi ile nakledilmiştir. ....... şeklinde de okunur, iki kıraat de meşhurdur. (Mansur b. en-Numan, İkrime tarikiyle İbn Abbas'tan naklen el-Enbiya, 21195 ayetinde yer alan f ...... kelimesinin Habeş dilinde .... anlamında olduğunu söylemiştir.) Bu bilgiye mevsul olarak ulaşamadım. Taberi şöyle demiştir: Onlar kalplerine mühür vurulduğundan ötürü helak olmuşlardır. Küfürden dönmezler. Ayetin, helak olan kafirlerin Allah'ın azabına dönmeyecekleri anlamında olduğu da söylenmiştir. ...... Nefsanı arzular gibi, kişinin kınanmasına sebep olan davranışlardır. Küçük günahlara yaklaşmak anlamına geldiği de söylenmiştir. Er-Ragıb şöyle ?emiştir: 1 günaha yaklaşmaktır. Bu nedenle küçük günah olarak adlandırılır. ıbn Abbas bu kelimeyi tahsis etmiştir. Hadiste bahsedilenIerin küçük günah kabilinden olduğunu söylemiş olması mümkün olduğu gibi bunların küçük günah hükmünde olduklarını kastetmiş olması da mümkündür. Allah her insana zinadan payını yazmıştır: Yani her insana takdir etmiş ya da meleklere bunu yazmalarını emretmiştir. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Her insan kendisi için takdir edilen ameli işlemekten kaçamaz. Bu ifade hadisin bab başlığına uygunluğunu gösterir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah'ın insan için yazdığı her şey Allah'ın ilminde önceden mevcuttur. Aksi takdirde yazgı insanın başına gelmez. İnsan bu yazgıyı kendinden uzaklaştıramaz. Ama yine de kendisine yasaklanan bir şeyi işlerse kınanır. Çünkü bu günahı işleyeceği gerçeği ondan saklanmış, itaat edebilecek bir güçle donatılmıştır. Zinadan payı olmak: Dokunma ve bakma davranışları zina olarak adlandırılmıştır. Çünkü bunların her biri zina öncesidavranışlardır. Gözün zinası bakmaktır: Bakılması helal olmayana bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır: Küşmihenı rivayetinde konuşmak kelimesi Jk.:....ll yerine Jkll kelimesi ile aktarılmıştır. El-Hattabi şöyle demektedir: Hadiste geçen ı-U' kelimesi ile şu ayette zikredilen husus kastediimiştir: "O kimseler ki küçük kusurlardan başka, günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar"(Necm, 32) Bunlar bağışlanan günahlardır. Bir başka ayette şöyle buyrulmuştur: "Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz. Ve sizi şerefli bir mekana sokarız. "(Nisa; 31) Bu iki ayetten şu sonuç çıkmaktadır: ı-U' küçük günahlardandır, büyük günahlardan kaçınılırsa bunlar örtülüp affedilir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah, küçük günahları bağışlamak suretiyle kullarına lütufta bulunmuştur. İnsan yukarıda zikredilen küçük günahları işlese de cinselorganı bunları tasdik etmese bu günahlar affedilir. Ancak tasdik ederse işte o zaman büyük günah işlenmiş olur

Sahîh-i Buhârî, 6612
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏مَنْ رَآنِي فَقَدْ رَأَى الْحَقَّ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَتَكَوَّنُنِي‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudri, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle işitmiştir: "Kim beni rüyada görürse muhakkak o hakkı görmüştür. Çünkü şeytan benim şekil ve kılığıma giremez." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Abdullah el-Buhari şöyle demiştir: İbn Sirin, hadiste sözü edilen durum, kişi Hz. Nebi'yi kendi özel suretinde gördüğü zaman geçerli olur demiştir." Biz bu haberi mevsul olarak şöyle rivayet etmiştik: İbn Sirin'e adamın biri Resulullah'ı rüyasında gördüğünü söyleyince ona şöyle dedi: "Gördüğünü bana anlat." Rüyayı gören kişi ona İbn Sirin'in bilmediği birtakım niteliklerden bahsedince "Sen Resulullah'ı görmemişsin" dedi. Bu haberin senedi sahihtir. Ben Hakim'de sözkonusu haberi teyid eden bir rivayete rastladım. Asım b. Kuleyb'in nakline göre babası şöyle anlatmıştır: İbn Abbas'a "Nebi s.a.v.'i rüyamda gördüm" dedim. Bana "Onu bana anlat" dedi. Ben de Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan'ı hatırladım ve onu Resulullah'a benzettim. İbn Abbas "Onu görmüşsün" dedi. Bu haberin isnadı ceyyiddir. Kurtubi şöyle der: Bu hadisin tevilinde sahih olanı şudur: Resulullah'ın söylemek istediği, onun her durumda görülmesi batıl olmadığı gibi bu, karmakarışık rüyalardan da değildir. Tam tersine bu -kendi kılığı dışında görülmüş olsa bile- özünde hak ve gerçektir ve bu şekil şeytandan değildir. Aksine Allahu Teala tarafındandır. Kadi Ebu Bekir b. et-Tayyib ve başkalarının görüşü bu doğrultudadır. "O hakkı görmüştür" ifadesi bunu teyid etmektedir. Yani o kimse kendisini görene bildirilmesi amaçlanan gerçeği görmüştür. Gördüğü rüya zahiri üzere oluyorsa ne ala! Aksi takdirde onu tevil etmeye çabalar ve gördüğü rüyayı değer vermemezlik etmez. Zira o ya bir hayrı müjdelemektedir ya da bir kötülükten dolayı uyarıda bulunmaktadır. Bununla Allahu Teala o kişiyi korkutmayı amaçlamıştır veya onun sözkonusu kötülükten el çekmesini istemektedir ya da dini veya dünyası hakkında karşılaşacağı bir şeyin sonucu hakkında kendisini uyarmaktadır. İbn Battal şöyle der: Resulullah "Muhakkak o uyanık bir halde beni görecektir" ifadesiyle bu rüyanın uyanık halde tasdikini, sahih olduğunu ve hak üzere gerçekleştiğini vurgulamak istemektedir. Yoksa maksadı o kişinin kendisini ahirette göreceği değildir. Zira o kıyamet günü Resulullah'ı uyanık bir halde görecektir. Hz. Nebi'i rüyada görenle görmeyen dahil olmak üzere bütün ümmeti kıyamet' günü onu görecektir. İbnü't-Tın şöyle demiştir: Maksat hayatında ona iman edip, ancak görmeyen kimsedir. Çünkü o kimse o anda Resulullah'ın yanında değildir. İşte böylece ona iman edip, ancak görmeyen herkes, vefat etmeden önce uyanıkken onu göreceği şekilde müjdelenmiş ol-maktadır. Bu görüş el-Gazzaz' a aittir. Ebu Sa'd Ahmed b. Muhammed b. Nasır şöyle demiştir: Her kim Resulullah'ı kendi hali ve kılığı üzere görecek olursa bu, o kişinin salih, mertebesinin mükemmel ve düşmanına zafer kazanacağını gösterir. Her kim de Resulullah'ı mesela durumu değişik, suratı asık görecek olursa bu o kişinin durumunun kötü olduğunu gösterir. Şeyh Ebu Muhammed b. Ebu Cemre, Nevevl'nin tercih ettiği görüşe meyletmiş ve ihtilafı naklettikten sonra' şöyle demiştir: Alimler arasında şeytanın Resulullah'ın kılığına asla giremeyeceğini söyleyenler vardır. Her kim Resulullah'ı güzel bir biçimde görecek olursa bu o kimsenin dini açısından güzeldir. Resulullah'ın organlarından herhangi birinde çirkinlik veya noksanlık görmek, din açısından o kişinin eksikliği anlamına gelir. Şeyh Ebu Muhammed şöyle devam eder: Gerçek olan budur: Bu gerçek denenmiş ve bu şekilde olduğu müşahede edilmiştir. Böylece Resulullah'ı rüyada görmede en büyük fayda hasıl olmaktadır ki rüyayı gören kendisinde bir eksiklik olup olmadığını böylece anlamafırsatı elde eder. "Kim beni rüyada görürse muhakkak o beni görmüş gibidir." Benim bu ifadeden anladığım şudur: Resulullah şunu demek istiyor: Beni rüyasında herhangi bir kılıkta gören kimse, bundan sevinsin ve bunun hulm olan batıl değil, Allah'tan gelen bir hak rüya olduğunu bilsin. Çünkü şeytan benim kılığıma giremez

Sahîh-i Buhârî, 6997

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.