İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4800

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَأَنَّهُ سِلْسِلَةٌ عَلَى صَفْوَانٍ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ، قَالُوا لِلَّذِي قَالَ الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُ السَّمْعِ، وَمُسْتَرِقُ السَّمْعِ هَكَذَا بَعْضُهُ فَوْقَ بَعْضٍ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ بِكَفِّهِ فَحَرَفَهَا وَبَدَّدَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ ـ فَيَسْمَعُ الْكَلِمَةَ، فَيُلْقِيهَا إِلَى مَنْ تَحْتَهُ ثُمَّ يُلْقِيهَا الآخَرُ إِلَى مَنْ تَحْتَهُ، حَتَّى يُلْقِيَهَا عَلَى لِسَانِ السَّاحِرِ أَوِ الْكَاهِنِ، فَرُبَّمَا أَدْرَكَ الشِّهَابُ قَبْلَ أَنْ يُلْقِيَهَا، وَرُبَّمَا أَلْقَاهَا قَبْلَ أَنْ يُدْرِكَهُ، فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ، فَيُقَالُ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ لَنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا كَذَا وَكَذَا فَيُصَدَّقُ بِتِلْكَ الْكَلِمَةِ الَّتِي سَمِعَ مِنَ السَّمَاءِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat sesleri] dümdüz bir kaya parçasına [çarpan] zincirin [sesine] benzer. Kalplerindeki korku geçince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Kendisine sorulan ise 'Hayr buyurdu. O pek yücedir, çok büyüktür,' diye cevap verir. Onun sözlerini kulak hırsızları işitir. Hadisin ravilerinden Süfyan eliyle şeytanların dizilişini gösterdi. Önce elini çevirdi ardından parmaklarının arasını açtı ve şöyle dedi. Kulak hırsızları bu şekilde üst üste sıralanmış haldedirler. En üsteki kulak hırsızı bir söz işitir. Hemen onu bir altındakine iletir, o da kendisinden altta olana iletir. Söz bu şekilde iletilmeye devam eder ve en sonunda sihirbaz ve kahine ulaşır. Kimi zaman kulak hırsızları işittiklerini aktarmadan bir şihab yıldızı onlara yetişir. Bazen de bu yıldız yetişmeden işittiğini aktarır. Bu bir söze bin yalan katarlar. Sonra 'Bunlar bize falanca gün şöyle şöyle dememişler miydi?' denir ve semadan işittikleri bir sözü yüzünden doğrulanırlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Taberani'nin naklettiği Newas İbn Sem'an hadisi şu şekildedir: "Allah Teala vahiy ile konuşmaya başladığı zaman O'nun korkusundan göğü büyük bir sarsıntı alır. Gök sakinleri bunu işitince yere eğilip secdeye kapanırlar. İçlerinden ilk başını kaldıran Cebrail olur. Allah Teala dilediği vahyi ile onunla konuşur. Cebrail de aldığı bu vahyi meleklere getirir. Her uğradığı sema’da, o sema’nın sakinleri kendisine 'Rabbimiz ne buyurdu?' diye sorar. O da; "Gerçeği" diyerek cevap verir. Nihayet kendisine emredilen yere vahyi götürür." İmam Müslim ve Tirmizı'nin, Ali İbnu'l-Huseyn İbn Ali ve İbn Abbas kanalıyla naklettikleri rivayete göre, ensardan bir çok kişinin Nebi s.a.v.'in yanında bulunduğu bir esnada bir yıldız kaymış ve aydınlık meydana gelmiş. Bunun üzerine Nebi s.a.v. onlara; "Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman ne diyordunuz?" diye sormuş. Onlar da; "Ya bir büyük kimse öldü, ya da büyük biri dünyaya geldi," şeklinde cevap vermişler. Bunun üzerine Allah Resulü s.a.v. şöyle buyurmuş: "Yıldızlar birinin ölümü veya doğumu yüzünden kaymaz. Ancak Rabbimiz bir konuda hüküm verdiği zaman Arş'ı taşıyan melekler O'nu yüceltir. Sonra onlara yakın olan diğer sema sakinleri O'nu yüceltir. Yüceitmeler dünya semasına ulaşıncaya kadar devam eder. Sonra Arş'ı taşıyan meleklere 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorulur

Sahîh-i Buhârî, 4800

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَالسِّلْسِلَةِ عَلَى صَفْوَانٍ ـ قَالَ عَلِيٌّ وَقَالَ غَيْرُهُ صَفْوَانٍ ـ يَنْفُذُهُمْ ذَلِكَ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ، قَالُوا لِلَّذِي قَالَ الْحَقَّ وَهْوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ، فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُو السَّمْعِ، وَمُسْتَرِقُو السَّمْعِ هَكَذَا وَاحِدٌ فَوْقَ آخَرَ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ بِيَدِهِ، وَفَرَّجَ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدِهِ الْيُمْنَى، نَصَبَهَا بَعْضَهَا فَوْقَ بَعْضٍ ـ فَرُبَّمَا أَدْرَكَ الشِّهَابُ الْمُسْتَمِعَ، قَبْلَ أَنْ يَرْمِيَ بِهَا إِلَى صَاحِبِهِ، فَيُحْرِقَهُ وَرُبَّمَا لَمْ يُدْرِكْهُ حَتَّى يَرْمِيَ بِهَا إِلَى الَّذِي يَلِيهِ إِلَى الَّذِي هُوَ أَسْفَلُ مِنْهُ حَتَّى يُلْقُوهَا إِلَى الأَرْضِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى الأَرْضِ ـ فَتُلْقَى عَلَى فَمِ السَّاحِرِ، فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ فَيَصْدُقُ، فَيَقُولُونَ أَلَمْ يُخْبِرْنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا يَكُونُ كَذَا وَكَذَا، فَوَجَدْنَاهُ حَقًّا لِلْكَلِمَةِ الَّتِي سُمِعَتْ مِنَ السَّمَاءِ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ‏.‏ وَزَادَ الْكَاهِنِ‏.‏ وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ فَقَالَ قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ وَقَالَ عَلَى فَمِ السَّاحِرِ‏.‏ قُلْتُ لِسُفْيَانَ قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قُلْتُ لِسُفْيَانَ إِنَّ إِنْسَانًا رَوَى عَنْكَ عَنْ عَمْرٍو عَنْ عِكْرِمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَيَرْفَعُهُ أَنَّهُ قَرَأَ فُزِّعَ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ هَكَذَا قَرَأَ عَمْرٌو‏.‏ فَلاَ أَدْرِي سَمِعَهُ هَكَذَا أَمْ لاَ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَهْىَ قِرَاءَتُنَا‏.‏

Ebu Hureyre bu rivayet i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştırdI. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Teala semada bir konuya karar verdiği zaman melekler, pürüzsüz bir kayanın üzerine düşen, zincir sesine benzeyen O'nun buyruğuna olan saygılarından kanatlarını çırparlar. Ali İbnu'I-Medini şöyle dedi: Bir başkası [safvan'ı - pürüzsüz kaya parçasını] safevan şeklinde okudu. Allah Teala buyruğunu meleklere ulaştırır. Melekler, kalplerindeki korku giderilince [mukarrabUn meleklere]: "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Onlar da kendilerine bu soruyu soran[lara] "Hakkı buyurdu. O, pek yücedir, çok büyüktür," diye cevap verir. Kulak hırsızları bu sözü işitir. Birbiri üzerine kümelenmiş olan kulak hırsızları bu sözleri duyar. Süfyan şeytanların bu şekilde kulak hırsızlığı yapmalarını elleriyle şöyle gösterdi: Sağ elinin parmaklarını açıp birbirinin üzerine gelecek şekilde dik tuttu. Kimi zaman meleklerin konuşmasını dinleyene bir alev topu ilişir ve işittiğini arkadaşına iletemeden onu yakar. Kimi zaman da ona bir ateş topu ilişmez. Sonunda meleklerin konuşmasını dinleyen, kendisinin bir altındakine işittiklerini iletir. Böylece şeytanlar işittiklerini yeryüzüne ulaştırırlar. Bazen Süfyan şöyle demiştir: Nihayet bu konuşmalar yeryüzüne ulaşır ve sihirbazlardan birine iletilir. Bu sihirbaz işittiklerine yüz yalan ekler ve tasdik edilir. Sihirbazdan bu haberi işitenler şöyle derler: O bize, falan günde şu şu olayların meydana geleceğini haber vermedi mi? Biz de söylediklerinin doğru çıktığını görmedik mi? Bu doğrulama sihirbazların gökten işittiği kelime sayesinde olmuştur. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4800, 7481. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! bu başlık altında meleklerin arasındaki konuşmalara kulak hırsızlığı yapan kimseler hakkında Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması Sebe' suresinin tefsirinde yapılacaktır. Ayrıca "Tıp Bölümü"nün sonunda ve "Tevhid Bölümü"nde bu hadise temas edilecektir

Sahîh-i Buhârî, 4701
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ، ذُخْرًا، بَلْهَ مَا أُطْلِعْتُمْ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ‏}‏

Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala şöyle buyurdu: Salih kullarım için size haber verilenlerin dışında hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve herhangi bir insanın aklına gelmeyen nice mükafatlar hazırladım." Sonra Ebu Hureyre, 'Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez," (Secde 17)ayetini okudu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah Teala'nın neden "Salih kullarım için size haber verilenlerin dışında. hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve herhangi bir insanın aklına gelmeyen nice mükafatlar hazırladım," buyurduğu başka bir hadiste şu şekilde izah edilmiştir: "Hz. Musa, Rabbine cennet ehlinden kimin derecesinin daha yüksek olduğunu sormuş. Allah Teala da şöyle cevap vermiş: Onlara yapılacak iyilikleri bizzat kendi elimle hazırladım ve üzerini mühürledim. Hiçbir göz onları görmemiştir, hiçbir kulak onları işitmemiştir, herhangi bir kimsenin de bunlar aklına gelmemiştir." Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. Tirmizı de, Şa'bı kanalıyla şu rivayeti nakletmiştir: "Mugıre İbn Şu'be minberde iken merru' olarak şu hadisi zikretti: Hz. Musa Rabbine sordu ... " Tirmizı yukarıdaki hadisi bu şekilde aynen vermiştir. Onun zikrettiği hadisin sonunda şöyle bir ilave de mevcuttur: "Bu hadisi şu ayeti kerime doğrular: 'Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez."(Secde 17) Hadisin herhangi bir insanın aklına gelmeyen ifadesi, İbn Mes'Od'un naklettiği hadiste şu ziyade ile yer almıştır: "O mükafatları, ne yakın bir melek, ne de bir Nebi bilebilir." Bu hadisi İbn Ebı Hatim nakIetmiştir. Bu hadis, "Burada herhangi bir insanın akIına geImeyen, denmiştir. Çünkü bu mükafatIar meIekIerin aklına gelir," şeklinde ileri sürüIen görüşü çürütür. En güzeli, bu ayetteki nefyi umumu üzere bırakmaktır. Bu şekilde oIması, hadisi nefisIer üzerinde daha etkili kıIar. Hattabi şöyIe demiştir: "Sanki burada şöyIe denmek istenmiştir: Size haber verilenIeri boş verin! Zira onIar, sizin için biriktirdikIerimin yanında önemsiz kalır." Bu yorum, hadiste geçen ......beIh kelimesinin .......min harfi cerri olmadan yapıIan açıkIamasına uygundur. Eğer kendisinden önce ........min gelirse, bir görüşe göre "NasıI ........ diğer görüşe göre ise "Evet ........anIamına gelir. "Dışında" anIamına geIen .......ğayr ve .......siva ile aynı manaya geIdiği de söyIenmiştir. "ŞöyIe dursun" manasına geIen .......fadI kelimesi yerine kullanıIdığı da ileri sürüImüştür. Kanaatime göre, bu konuda zikredilen hadisin akışına bakınca, bu yorumIar içinde en isabetlisi, dışında anIamına geIen ......ğayr ve .......siva ile ......beIh kelimesini açıkIamaktır. Düşünen insanIar için bu yorumun isabetli oIduğu gayet açıktır. Doğrusunu en iyi Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 4780
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَضَى اللَّهُ أَمْرًا فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ أَجْنِحَتَهَا خِضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَأَنَّهُ سِلْسِلَةٌ عَلَى صَفْوَانٍ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ قَالَ فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُو السَّمْعِ بَعْضُهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ فَيَسْمَعُ الْكَلِمَةَ فَيُلْقِيهَا إِلَى مَنْ تَحْتَهُ فَرُبَّمَا أَدْرَكَهُ الشِّهَابُ قَبْلَ أَنْ يُلْقِيَهَا إِلَى الَّذِي تَحْتَهُ فَيُلْقِيهَا عَلَى لِسَانِ الْكَاهِنِ أَوِ السَّاحِرِ فَرُبَّمَا لَمْ يُدْرَكْ حَتَّى يُلْقِيَهَا فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ فَتَصْدُقُ تِلْكَ الْكَلِمَةُ الَّتِي سُمِعَتْ مِنَ السَّمَاءِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir: '' Allah, gökteki meleklere bir şeyin infaz edilmesini emrettiği zaman, düz bir taş üstünde hareket ettirilen zincir sesi gibi heybetli olan bu ilahi buyruğa (korku içinde) tam manasıyla inkıyad etmek üzere melekler, kanadlarını birbirine vururlar. Kalblerinden bu korku gidince de bunlar, Cebrail, Mikail gibi mukarrabin meleklere : Rabbiniz ne söyledi? diye sorarlar.Mukarrabin melekleri : Allah, hak ve söz söyledi, diye Allah’ın emir ve hükmünü bildirirler ve, Allah yüce ve büyüktür, derler. Resulullah buyurdu ki : İşte bu suretle kulak hırsızı şeytanlar, Allah’ın verdiği emir ve hükümleri işitirler. Bu esnada kulak hırsızı o şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) sıralanmış (kulak hırsızlığına hazırlanmış)lardır. Bu durumda iken en üstteki şeytan melekler arasında cereyan eden konuşmayı işitir ve bu sözleri,altındaki şeytana hemen aktarır.Bazen üstteki şeytan, işittiği haberi altındakine ve o da kahin veya sahirin diline atmadan önce bir ateş parçası üstteki şeytana erişir (ve onu yakar). Bazen de haberi alttakine ulaştırıncaya kadar ateş ona ulaşmaz. Nihayet kendisine haber ulaşan kahin veya sahir o haberle beraber yüz yalan uydurup (sağa sola söyler). Neticede gökten işitilmiş olan söz gerçekleşir.(Kahin veya sahir bunu istismar eder ve ettirir). '' BUHARİ’NİN HİCR SURESİ TEFSİRİNDEKİ RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN BUHARİ’NİN SEBE SURESİNİN TEFSİRİNDEKİ HADİSİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 194
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَادَ حُنَيْنًا ‏ "‏ مَنْزِلُنَا غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ، حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince şöyle buyurdu: Yarın inşallah konaklayacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan Kinane oğullarının Hayri olacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tercı'" okuyanın harfi boğazında terdidi demektir. "Ona Akil ve Talib mirasçı oldu." Hac bahsinde ve Yunus'un, ez-Zühri'den naklettiği rivayette şu lafızia geçmişti: "Akiı, Talib ile birlikte Ebu Talib'e mirasçı olmuştu. Fakat Cafer de, Ali de ondan hiçbir miras almamışlardı. Çünkü onlar Müslüman idiler. Akil ile Talib kafirdiler." İşte bu, bu hükmün İslamın ilk dönemlerinde de bulunduğunun delilidir. Çünkü Ebu Talib hicretten önce ölmüştü. Hicret gerçekleştikten sonra Akil ile Talib'in, Ebu Talib'in geriye bıraktığı malları ellerine geçirmiş olması ihtimali de vardır. Ebu Talib Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babası Abdullah'ın bıraktığı terikeyi de eline almıştı. Çünkü onun öz kardeşi idi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da dedesi Abdulmuttalib'in ölümünden sonra Ebu Talib'in yanında kalmıştı. Ebu Talib ölüp de arkasından hicret gerçekleşince Talib de Müslüman olmayıp, Akil'in Müslüman oluşu da gecikince her ikisi Ebu Talib'in geriye bıraktığı malı ellerine geçirdiler. Talib Bedir'den önce öldüğü halde Akil daha s.onra yaşadı. İslamın müslümanın kafirden miras almayacağı hükmü de ortaya gelince, bu mallar Akil'in elinde kalmaya devam etti. İşte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna işaret etmektedir. Akil de bütün bu evleri satmış bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine ait olanları Akil'e bırakmış olması hususunda da görüş ayrılığı vardır. Onun bunları Akil'e bir lütuf olmak üzere Akil'in elinde bıraktığı söylendiği gibi, onu İslama yaklaştırıp kalbini ısındırmak için böyle yaptığı da söylenmiştir. Cahiliye dönemi nikahları sahih kabul edildiği gibi, o dönemin tasarruflarının da sahih kabul edileceği şeklinde de açıklanmıştır. "Küfür üzere" Kureyş'in "yeminleştikleri yer." Yani Kureyşliler Haşim oğulları ile alışveriş yapmamaya, onlardan kız alıp vermemeye, onları evlerinde barındırmamaya yeminleşmiş ve Haşim oğullarını Şi'b'e sığınmak zorunda bırakmışlardı. İkinci rivayet yolunda geçen: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince ... buyurdu." Yani Mekke'nin fethi gazvesinde. Çünkü Huneyn gazvesi Mekke'nin fethi gazvesinin akabinde olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konaklamak için o yeri seçmesinin sebebi ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır: Bu vesile ile önceki hallerini hatırlayıp, yüce Allah'ın kendisine vermiş olduğu bu pek büyük fetihle Mekke'ye onu oradan çıkarmak istemiş olanların burunlarının yere sürtülmesine rağmen muzaffer olarak girme imkanını bulma nimetine ve kötülük yapmış olanları affetmekteki ileri mertebesini onları karşılıksız serbest bırakmak ve onlara iyilikte bulunmak ile karşılık verebilme nimetine şükretmesi içindi. Bu ise Allah'ın lutfudur, onu dilediğine verir

Sahîh-i Buhârî, 4285
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ مَرْوَانَ الأَصْفَرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ أَحْسِبُهُ ابْنَ عُمَرَ ـ ‏{‏إِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ‏}‏ قَالَ نَسَخَتْهَا الآيَةُ الَّتِي بَعْدَهَا‏.‏

<Mervan el-Asfar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbn Ömer olduğunu sanıyorum – "İçinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de ... " ayetinin kendisinden sonra gelen ayet ile neshedildiğini nakletmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas şöyle demiştir: I;.J>Visran söz anlamına gelir." Taberi bu rivayeti Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn AbbS.s'tan senediyle birlikte .......ve la tehmil aleyna isran (Ey Rabbimiz! Bize ağır yük yükleme!) ayetinin tefsirinde nakletmiştir. Aslında r"'Visran kelimesi ağır şeyanlamına gelir. Bazen zor şeylere de denir. Bu ayette geçen ...."'Visran kelimesini söz olarak tefsir etmek, bu lafzın lGzımı ile yapılan bir yorumdur. Çünkü söze riayet etmek zordur. İmam Taberi İbn Cüreyc kanalıyla ondan bu ayetin anlamı hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Ey Rabbimiz! Yerine getiremeyeceğimiz sözleri bize yükleme! "Kendisinden sonra gelen ayet ile neshedildiğini" Bu ifade İbn Abbas ve Ebu Hureyre'den nakledilen hadislerle anlaşılır. Nesihten maksat, önceki ayette söz konusu olan zorluğun kaldırılması ve içimizden geçirdiğimiz düşüncelerden dolayı hesaba çekilsek bile, bunlardan dolayı sorumlu tutulmayacağımızın açıklanmasıdır. İmam Taberi de bu yoruma işaret etmiştir. Bu sayede haberi cümlelerde neshin meydana geldiğini söylemekten kurtulmuştur. Ancak bu yoruma şu şekilde karşılık verilebilir: Her ne kadar ayet form bakımından haberi cümle olsa da, yine de bir hüküm içermektedir. Haberi cümleler hüküm içerdiği sürece neshe konu olabilir. Tıpkı hüküm içeren inşai cümlelerde olduğu gibi. Neshin gerçekleşemeyeceği naslar, hiçbir hüküm içermeyen tamamen haber olan ayetlerdir. Önceki milletlerin kıssalannı anlatan ayetler buna örnek olarak verilebilir. Bir de hadiste bahsi geçen nesihten maksat, tahsis olabilir. Çünkü ilk dönem alimleri tahsis yerine çoğu zaman nesih kavramını kullanırlardı. İnsanın içinden geçirdiği düşüncelerden dolayı hesaba çekilmesinden maksat, karar verip yapmaya koyulduğu düşüncelerdir. Yoksa aklından gelip geçen her düşünce değildir. Her şeyin en doğrusunu en iyi Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 4546
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ‏}‏ قَالَ آمَنُوا بِبَعْضٍ وَكَفَرُوا بِبَعْضٍ، الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى‏.‏

İbn Abbas'ın "Tıpkı o bölüşenlere indirdiğimiz gibi, "(Hicr 90) ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yahudi ve Hıristiyanlar onun bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: .......İdin kelimesinin ......udv kelimesinin çoğulu olduğu söylenmiştir. Mesela; İmam Taberi, Dahhak'ın .......ellezine cealu'l-Kur'ane i'din ayetini şöyle tefsir ettiğini nakletmiştir: Onlar Kur'an'ı boğazlanmış hayvanların parçalara ayrılması gibi parçalara ayırdılar. Bu kelimenin, aslı ...idhe olan:.....ida kelimesinin çoğulu olduğu da ileri sürülmüştür. İmam Taberı, Katade'nin bu kelime hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: ........Adahuhu "ona iftira attı" anlamına gelir. İkrime'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir. .......Adhu Kureyş lehçesinde "sihir" anlamına gelir. Mesela; büyücü kadın için .......adıhe denir. Bu rivayet i İbn Ebi Hatim tahriç etmiştir. Yine İbn Ebi Hatim, Dahhak'ın açıklamasına benzer bir yorumu Ata'dan nakletmiştir. Söz konusu rivayetin lafzı şu şekildedir: Onlar Kur'an'ı parçalara ayırdılar. Bir kısmı Hz. Nebi için "sihirbaz," bir kısmı "meeniln," bir kısmı da "kahin" dedi. İşte /ıdin budur

Sahîh-i Buhârî, 4706

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.