İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4927

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ ـ وَكَانَ ثِقَةً ـ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ حَرَّكَ بِهِ لِسَانَهُ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ ـ يُرِيدُ أَنْ يَحْفَظَهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏

İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatırdı. --Süfyan bunu tasvir etmiştir.-- Böylece Kur'an'! ezberlemeyi istiyordu. Bunun üzerine Allah Teala "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma, "(Kıyame 16) ayetini indirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Selef alimleri bu ayet ile vahyin inişi meselesinde Hz. Nebi'e hitap edildiği konusunda fikir birliği içindedirler. Nitekim burada zikredilen hadis de bunu göstermektedir. Hz. Nebi'in dilin kımıldatması ile ilgili ayetlerin Kıyame Suresi'nde yer almasının bir takım hikmetleri v<;ırdır. Bunlardan bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Allah Teala bu surede kıyametten bahsetti. Kıyamet için gerektiği gibi çalışmayanların özelliklerinden biri de dünya sevgisini taşımaktır. Hayırlı işleri yapmak için koşuşturmanın istenen bir davranış olması dinin temel prensiplerindendir. Bu vesileyle daha önemli olan bir davranışın istenilen bu davranıştan önce geldiğine işaret edilmiştir. Söz konusu daha önemli olan davranış ise vahye kulak verip onu anlamaktır. Vahyi ezberlemekle meşgulolmak, bu amacın gerçekleşmesini engeller. Bu yüzden Hz. Nebi'e vahyi ezberlemek için acele etmemesi emredilmiştir. Çünkü vahyi ona ezberletmek Allah Teala tarafından garanti altına alınmıştı. Hz. Nebi'e düşen ise, kendisine iletilen vahyi sonuna kadar dinlemek ve vahyin gereğini yerine getirmekti. Bu konuyu işleyen ayetler ara cümle konumundadır. Bu ara cümle sona erince ayetlerin akışı insan ve onunla ilgili konulara ilişkin meselelere tekrar döndü. Bu sırada .......kella lafzı kullanıldı. Bu kelime engelleme ifadesidir. Adeta bununla şöyle buyurulmuştur: "Doğrusu siz ey insanlar! Aceleci yaratıldığınız için her şeyde acele ediyorsunuz. Bundan dolayı da dünyayı/peşin olanı seviyorsunuz." 2- Kıyamet günü sunulacak olan ve kulun amellerinin yazılı olduğu defterden bahsedilince, yapılan ve yapılmayan işlerin hesabının kendisine bağlı olduğu dünyaya yönelik dını hükümleri içeren kitaptan bahsetmek Kur'an'ın adetidir. Nitekim Kehf Suresi'nde şu ayetlerde bu durum görülmektedir: "İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu. Mücrimlerin defterdeki kayıt/ardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün: 'Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük komuş, ne büyük, yazılmadık şey bırakmamış!' Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular. Şu kesin ki, Rabbin kimseye zulmetmez." ... "Biz bu Kur'anlda, insanlar için her türlü misal ve öğüdü, farklı üsluplarla tekrar tekrar ifade ettik. Fakat birçoğu bunları anlamadı. Zira bütün varlıklar içinde tartışmaya en düşkün olan, insandır. "(Kehf 49-54) Yine aynı şekilde İsra Suresi'nde Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Her insan topluluğurıu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar." ... "Muhakkak ki biz, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkarcılıktan başkasını kabul/enmedi. "(İsra 71-89) 3- Surenin ...........velev elka meazira ayetine kadar olan baş tarafı indiği sırada Hz. Nebi kendisine inen ayetleri ezberlemek için hemen teşebbüste bulundu. Vahyi unutma endişesi ile acele ederek dilini klpırdatmaya başladı. Bunun üzerine "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımı/datma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir, "(Kıyame 16-19) ayetleri indi. Daha sonra söz, başladığı gibi tamamlanmak üzere devam etti. 4- Surenin başında nefisten bahsedildikten sonra, söz Hz. Nebi'in nefsine döndü. Adeta burada şöyle buyurulmuştur: İşte nefislerin hali böyledir. Ey Muhammed! Senin nefsin, nefislerin en değerlisidir. Öyleyse en kamil hal sende olsun

Sahîh-i Buhârî, 4927

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ، وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ وَكَانَ يُعْرَفُ مِنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الآيَةَ الَّتِي فِي ‏{‏لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ‏}‏ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ عَلَيْنَا أَنْ نَجْمَعَهُ فِي صَدْرِكَ، وَقُرْآنَهُ ‏{‏فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ فَإِذَا أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ ‏{‏ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ عَلَيْنَا أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ ـ قَالَ ـ فَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ، فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ‏.‏ ‏{‏أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى‏}‏ تَوَعُّدٌ‏.‏

(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma, "(Kıyame 16) ayeti hakkında İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine vahiy getirdiği zaman dilini ve dudaklarını kımıldatır bir hal alırdı. Bu yüzden vahiy alması kendisine ağır gelirdi. Onun bu hali biliniyordu. Bundan dolayı Allah Teala لا أقسم بيوم القيامة La uksimu biyevmi'l-kıyame suresinde "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir, "(Kıyame 16-17) ayetlerini indirdi. Burada Allah Teala şöyle buyurmuştur: Kur'an'ı senin hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. "(Kıyame 18) Yani biz Kur'an'ı indirdiğimiz zaman onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) [Ey Muhammed!] Senin dilinle Kur'an'ı açıklamak bize düşer. İbn Abbas şöyle devam etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine geldiği zaman susar, Cebrall aleyhisselam ayrıldığı zaman ise gelen vahyi Allah'ın kendisine vaad ettiği gibi okurdu

Sahîh-i Buhârî, 4929
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فِي قَوْلِهِ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ وَكَانَ يُعْرَفُ مِنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الآيَةَ الَّتِي فِي ‏{‏لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ‏}‏ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ * فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ فَإِذَا أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ ‏{‏ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ قَالَ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ‏.‏ قَالَ وَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ، فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ‏.‏

İbn Abbas "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma!"(Kıyame 16) ayeti hakkında şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrail A.S. kendisine vahiy getirdiği zaman, vahiyle birlikte dilini ve dudaklarını hareket ettirirdi. Bu durum onun için son derece zordu. Onun bu hali herkes tarafından bilinmekte idi. Derken Allah Teala "Kıyamet gününe yemin ederim"(Kıyame 1) diye başlayan suredeki, "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma! Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir, ayetlerini indirdi. "(Kıyame 16-17) Yani bu Kur'anı hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et!"(Kıyame 18) Yani biz onu indirdiğimiz zaman, onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) Yani onu senin dilinle açıklamak bize aittir. Bundan böyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebaril aleyhisselam ona geldiği zaman bakışlarını indirip sustu. Cebrall aleyhisseJam gittiği zaman ise tıpkı Allah'ın vad ettiği gibi okudu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki, İmam BuhMi, bu başlık ile, tertil ile ilgili ayet in seleften nakledilen tefsirlerine işaret etmiştir. Mesela; İmam Taberi sahih bir senetle Mücahid'den "Kur'an'ı tane taneterlil ile oku!" ayetinin tefsiri hakkında şunu nakletmiştir: "Yavaş yavaş,bir kısmını diğerinin peşinden getir." Katade'den de "tam olarak açıkla!" yorumunu nakletmiştir. Kur'an'ın tane tane okunması emri her ne kadar farz olmasa da, müstehap bir ameldir. "Kur'an'ı hızlıca şiir okur gibi okumak mekruhtur." Öyle anlaşılıyor ki, İmam Buharı, bu ifade ile tane tane Kur'an okumanın müstehap olmasının hızlı okumanın mekruh olduğu anlamına gelmeyeceğine işaret etmiştir. Çünkü bazı harflerin yutulması veya mahreçlerine uygun telaffuz edilmemesi şeklinde zuhur eden okuma mekruhtur. "İbn Abbas oI.:J )/feraknahu ifadesini ol:.L,.2j/fessalnahu şeklinde tefsir etmiştir." Ebu Ubeyd, Mücahid kanalıyla şu rivayeti nakletmiştir: Adamın biri İbn Abbas'a, aynı sürede kıyam, rukü ve secdede kalan iki adamdan birinin sadece Bakara suresini, diğerinin ise hem Bakara hem de Al-i İmran suresini okuduğunu bildirip bunlardan hangisinin faziletli olduğunu sordu. İbn Abbas, 'sadece Bakara suresini okuyan daha faziletlidir' diye cevap verdikten sonra "Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dıira dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık"(İsra 106) ayetini okudu." Ebu Hamza kanalıyla da şu rivayeti nakletmiştir: "İbn Abbasla Iben hızlı okuyan biriyim. Üç günde Kur'anlı hatmederiml dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Bakara suresini tane tane ve manalarını düşünerek okumam senin söylediğin gibi okumamdan daha hayırlıdır." İbn Ebı Davı.1d başka bir senetle Ebu Hamzaldan şunu nakletmiştir: "İbn Abbasla 'ben hızlı okuyan biriyim. Kur'anlı bir gecede hatmederiml dedim. Bunun üzerine o, şöyle dedi: [Bir gecede] bir sure okumak benim için daha sevimlidir. İlle de çok Kur'an okuyacaksan, kulaklarının işitip kalbinin de manalarını idrak edeceği tarzda oku!" İşin özü, hızlı ve yavaş okumanın her birinin kendisine özgü fazileti vardır. Ancak, hızlı okuyanın, mutlaka gerekli olan harf, hareke ve sükunlara riayet etmesi gerekir. Bu okuyuşlardan birinin diğerine üstün veya eşit olması mümteni değildir. Zira yavaş yavaş okuyan kimse, eşsiz bir mücevheri tasadduk etmiş birine benzer. Hızlı okuyan ise, bir çok mücevheri tasadduk edene benzer. Ancak onun tasadduk ettiği mücevherlerin kıymeti, bir eşsiz mücevherin kıymeti kadardır. Bazen de, bir mücevher birçok mücevherden çok daha kıymetli olur. Bazen de bunun tam tersi olur

Sahîh-i Buhârî, 5044
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ وَأَمَرَهُمْ أَنْ يُطِيعُوهُ، فَغَضِبَ عَلَيْهِمْ وَقَالَ أَلَيْسَ قَدْ أَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ تُطِيعُونِي قَالُوا بَلَى‏.‏ قَالَ عَزَمْتُ عَلَيْكُمْ لَمَا جَمَعْتُمْ حَطَبًا وَأَوْقَدْتُمْ نَارًا، ثُمَّ دَخَلْتُمْ فِيهَا، فَجَمَعُوا حَطَبًا فَأَوْقَدُوا، فَلَمَّا هَمُّوا بِالدُّخُولِ فَقَامَ يَنْظُرُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ، قَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّمَا تَبِعْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِرَارًا مِنَ النَّارِ، أَفَنَدْخُلُهَا، فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ خَمَدَتِ النَّارُ، وَسَكَنَ غَضَبُهُ، فَذُكِرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ لَوْ دَخَلُوهَا مَا خَرَجُوا مِنْهَا أَبَدًا، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ ‏"‏‏.‏

Ali b. Ebi Talib şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriyye gönderdi, başlarına ensardan birisini kumandan tayin etti ve askerlere kumandanlarına itaat etmelerini emretti. (Yolda) kumandan (maiyyetine) öfkelendi de "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana itaat etmenizi emretmedi mi?" diye sordu. Askerler "Evet, emretti!" dediler. Kumandan "Size kesin emrim şudur ki odun toplayacaksınıı, bir ateş yakacaksınız, sonra da ona gireceksiniz!" dedi. Askerler odun topladılar ve bir ateş yaktılar. Ateşin içine girmeye yöneldiklerinde durup birbirlerine baktılar. İçlerinden bazısı "Bizler Nebi'e ancak ateşten kaçmak için tabi olduk, (şimdi biz böyle iken) onun içine mi gireceğiz?" dediler. Onlar böyle iken ateşin alevi söndü ve kumandanın öfkesi geçti. Sonra bu olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zikrettiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer ateşe girselerdi, ondan dışarı çıkamazlardı. Çünkü itaat ancak makul ve meşru olan emirler hakkındadır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanının Allah' a isyan olmayan emirlerini dinleme ve itaat etme. " İmam Buharl'nin burada dinlemeyi ve itaat etmeyi -bu bölümdeki hadislerde devlet başkanı düzeyinde olmasa bile bütün idarecilere itaattan söz edildiği halde- devlet başkanı şeklinde kayıtlaması, idareciye itaat emrinin yerine getirileceği kişinin devlet başkanı tarafından o göreve getirilmiş olmasındandır. "Başı siyah kuru üzüm gibi." Hadiste geçen "zebibe" kelimesi "ez-zebib" kelimesinin tekilidir. Anlamı kuru üzüm demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Habeşlinin başını kuru üzüme benzetmesi, kuru üzümün bir arada toplanması ve başının siyah olmasından dolayıdır. Bu, değersizlik, şeklin çirkinliği ve ona itibar edilmemesi konusunda temsili bir benzetmedir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Namaz bölümünde geçmişti. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "(((İdarecilerinizin emirlerini) dinleyiniz ve onlara itaat ediniz" şelindeki emri, köleyi göreve getirenin Kureyşli bir devlet başkanından başkası olmayacağını gerekli kılmaktadır. Çünkü daha önce geçtiği üzere devlet başkanlığı ancak Kureyş'tedir. Ümmet devlet başkanlığının kölelere verilemeyeceği noktasında icma etmişlerdir. Biz de şunu ekleyelim: Hadiste bu kimseye "köle" denmesi, azad edilmeden önceki durumu göz önüne alınarak söylenmiş olma ihtimaline dayanmaktadır. Bütün bunlar kölenin seçim yoluyla oraya gelmiş olması durumuyla ilgilidir. Buna karşılık bir köle gücü ve kuwetiyle gerçekten kontrolü ele geçirecek olursa masiyeti emretmediği sürece -daha önce açıklandığı üzere- kendisine itaat etmek, fitneyi söndürmek için gerekli olur. Bazılarına göre maksat şudur: Devlet başkanı bir Habeşli köleyi mesela bir beldenin idareciliğine tayin edecek olsa, ona itaat etmek gereklidir, yani farzdır. Hadiste Habeşli kölenin devlet başkanı olacağı ifadesi yoktur. "Masiyet emredildiğinde ise dinlemek ve itaat etmek yoktur." Yani bu durumda itaat etmek gerekmez. Tam tersine itaatten kaçınmaya gücü yetenlere bu, haram bile olur. Ahmed b. Hanbel'de yer alan Muaz hadisine göre "Allah'a itaat etmeyene itaat yoktur. "(Ahmed b. Hanbel, III, 213) Dinleme ve itaat etme emri konusunda Ubade'nin rivayet ettiği hadis açıklanırken bu konu tekrara ihtiyaç kalmayacak şekilde ele alınmıştı. Orada "Ancak idarecinin (emirin) açık bir küfrünü görürseniz" denilmekteydi. Bu hadis Fiten bölümünde yer almaktaydı. Kısacası devlet başkanı, küfür nedeniyle bilginlerin ittifakıyla görevden çekilmiş sayılır. Her Müslümana bunu yerine getirmesi gerekli olur. Buna gücü yeten sevabını elde eder. Devlet başkanına yağcılık yapan ise günah kazanır. Aciz olan kimsenin o topraklardan hicret etmesi gerekir. "Ve bir ateş yaktılar." Da.vudi şöyle demiştir: Buradaki "ateş"ten maksat olayda söz.ü edilen ateştir. Çünkü onlar sözkonusu ateşi yakarak öleceklerdi ve içinden canlı olarak çıkmayacaklardı. Da.vadi şöyle devam eder: Bu "ateş"ten maksat cehennem ateşi olmadığı gibi, onların bu ateşte ebediyyen kalacakları da değildi. Zira şefaat hadisinde "Kalbinde zerre kadar iman olan kimse ateşten çıkacaktır" buyurulmaktadır.(Buhari, Rikak) Davudi şöyle der: Bu ifade, mubah olan tarizler kabilindendir. Onun demek istediği şudur: Bu teklif, vazgeçirme ve korkutma maksadıyla getirilmiştir ki onu duyan kimse bu şekilde hareket edecek kişinin cehennemde eb edi kalacağını anlasın. Söylenmek istenen bu değildir, asıl söylenmek istenen engelleme ve korkutmadır. Bu hadisin geniş bir açıklaması Meğa.zi Bölümünde Abdullah b. Huzafe Seriyyesi başlığı altında geçmişti. Burada şöyle denebilir: Sözkonusu olaydaki kumandan, onların gerçekten ateşe girmelerini istememiştir. O, sadece idareciye itaatin vacip olduğuna, bu vacibi terk edenin cehenneme gireceğine işaret etmek istemiştir. Olayda sözü geçen ateşe girmek onlara zor geldiğine göre büyük cehennem ateşi sözkonusu olduğunda durumları nice olacaktır! O kumandanın asıl maksadı, sanki askerlerden herhangi birini gerçekten o ateşe girerken gördüğünde buna engelolmaktır

Sahîh-i Buhârî, 7145
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ‏}‏ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعَالِجُ مِنَ التَّنْزِيلِ شِدَّةً، وَكَانَ يُحَرِّكُ شَفَتَيْهِ ـ فَقَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ أُحَرِّكُهُمَا لَكَ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَرِّكُهُمَا فَقَالَ سَعِيدٌ أَنَا أُحَرِّكُهُمَا كَمَا كَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يُحَرِّكُهُمَا فَحَرَّكَ شَفَتَيْهِ ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ جَمْعُهُ فِي صَدْرِكَ ثُمَّ تَقْرَؤُهُ‏.‏ ‏{‏فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ فَاسْتَمِعْ لَهُ وَأَنْصِتْ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ تَقْرَأَهُ‏.‏ قَالَ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ اسْتَمَعَ فَإِذَا انْطَلَقَ جِبْرِيلُ قَرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَمَا أَقْرَأَهُ‏.‏

İbn Abbas Yüce Allah'ın "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kzmzldatma. "(Kıyame 16) ayeti hakkında şunları söylemiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indirilen ayetlerin zaptı yüzünden güçlük çeker, bundan dolayı çoğu kereler dudaklarını kımıldatırdı. Ravi Said b. CUbeyr "İşte ben onları İbn Abbas'ın kımıldattığı gibi kımıldatıyorum" dedi ve dudaklarını hareket ettirdi. Bunun üzerine Yüce Allah "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kzmzldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir"(Kıyame 16,17) ayet-i kerimesini indirdi. İbn Abbas ayette geçen "cem'ahu" kelimesini, "Onu göğsünde toplamak bize aittir. Sonra sen onu okursun. Biz onu (Cebrail'in diliyle) okuduğumuz zaman sen onun okuyuşuna tabi ol" demektir dedi. Yineİbn Abbas "Sen onu dinle ve sus. Sonra sana okutmak da bize aittir" buyurdu dedi. Artık bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrail kendisine geldiği zaman susup onu dinler, Cebrail gidince getirmiş olduğu ayetleri nasılokumuşsa, öylece okurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Ben kulum beni zikrettiği an onunla birlikte olurum. Bir başka ifadeyle; ben muhafazam ve korumamla onunla birlikte olurum yoksa bu, Allah kulu nerdeyse zatıyla birlikte orada bulunur demek değildir. "Dudaklarını benim ismimle hareket ettirdiği zaman." Bunun anlamı dudakları benim ismimle hareket ettiği zaman demektir. Yoksa dudakları ve dili Allah'ın zatıyla birlikte hareket eder demek değildir. Çünkü bu imkansızdır. Kirmanı şöyle demiştir: Buradaki "birliktelik" rahmet birlikteliğidir. Yüce Allah'ın "Ve hüve meakum eyne ma küntüm = nerede olsanız o sizinle beraberdir" ayetindeki "birliktelik" bilgi birlikteliğidir. Yani bu ayetteki birliktelikten daha dar çerçevelidir. Buhari Yüce Allah'ın "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma" ayet-i kerimesini açıklarken İbn Abbas hadisine yer verdi. İbn Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indirilen ayetlerin zabtı yüzünden güçlük çekerdi demiştir. Bu, "Kur'an" kelimesinin "kıraat" manasına kullanıldığının en açık delillerinden birisidir. Zira her iki ayetteki "Kur'an" kelimesi Kur'an'ın bizzat kendisi anlamında değil, "kıraat" anlamındadır. Bu hadisin açıklaması Bed'ü'lvahy Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: İmam Buharl'nin hadise burada yer vermekten maksadı, Kur'an okurken dudakları ve dili oynatmanın kulun ameli olduğunu ve bunun karşılığında sevap alacağını vurgulamaktır

Sahîh-i Buhârî, 7524
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ اشْتَكَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَقُمْ لَيْلَةً أَوْ لَيْلَتَيْنِ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ يَا مُحَمَّدُ مَا أُرَى شَيْطَانَكَ إِلاَّ قَدْ تَرَكَكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَالضُّحَى * وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى‏}‏

Cündeb'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vahyin kesilmesinden dolayı canı sıkılmıştı. Bundan rahatsızlandı, bu arada bir ya da iki gece geçmeden kadının biri ona gelip 'şeytanın seni terk etmiş galiba, dedi. Bunun üzerine Allah Teala tekrar vahiy indirmeye başladı ve Duha suresinin ilk ayetlerini Resulüne vahyetti: Kuşluk vaktine ve örtüp bürüdüğünde/sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki, Rabbin seni terk edip bırakmadı, sana asla da darılmadl. "(Duha 1-3) Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medıne'de de on yıl kaldı. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırk yaşına girdikten sonra vahiy almaya başladığına dair meşhur görüş dikkate alınınca, bu rivayetten ortaya çıkan sonuca göre Hz. Nebi altmış sene yaşamıştır. Ancak ravinin küsürlü rakamları yuvarlama ihtimali de vardır. Nitekim bu konu, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı anlatılırken geçmişti. İtibar edilen görüşe göre Hz. Nebi altmış üç sene yaşamıştır. Bu hadisten konu başlığı ile ilgili olarak Kur'an'ın tamamının birden değil de, parça parça nazil olduğu sonucu ortaya çıkar. Hakim ve Beyhaki'nin "Delail" adlı eserinde naklettiği rivayette "senelere yayılarak indirildi" ifadesi yer almaktadır. İbn Ebi Şeybe ve Hakim'in naklettikleri başka bir sahih rivayette ise şöyle geçmektedir: "Kur'an yakın semadaki beyt-i izzeye kondu. Daha sonra Cebrail aleyhisselam onu, Hz. Nebi'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem parça parça indirmeye başlad!." Bu rivayetin senedi sahihtir. Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfUzdan bütünüyle yakın semaya, buradan da parça parça Allah Resulü'ne indirildiği görüşü, kabul edilen sahih görüştür. Yine kabul edilen gerçeklerden biri de, Cebrail aleyhisselam'ın her Ramazan ayında o yıl boyunca inen ayetleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile mukabele edip karşılaştırdığıdır. Nitekim Ebu Ubeyd ve İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir senetle naklettikleri rivayette Şa'bi kesin bir dille bunu ifade etmiştir. Ahmed İbn Hanbel ve "Şuabu'l-fman" adlı kitabında Beyhaki, Vasile İbn Eska'dan Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Tevrat Ramazan'ın altıncı günü, İncilonüçüncü günü, ZebUr onsekizinci günü, Kur'an ise yirmi dördüncü günü nazil olmuştur." Bütün bu rivayetler, şu ayet-i kerimelerle uyum içindedir: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. "(Bakara 185) "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik."(Kadr 1 ) O seneki Kadir gecesinin, Kur'an'ın bütünüyle dünya semasına indirildiği gece olma ihtimali vardır. Daha sonra da Ramazan'ın yirmi dördüncü günü Alak suresinin ilk beş ayatinden başlamak üzere, parça parça dünyaya indirilmeye başlanmıştır. Bu konuda zikredilen hadisten, Kur'an'ın sadece Mekke ve Medine şehirlerinde nazil olduğu anlaşılır. Vakıa da böyledir. Ancak, bir çok Kur'an ayeti haremeynin dışında nazil olmuştur. Mesela; Hz. Nebi'in hac yolculuğunda, umre seyahatinde ve askeri seferlerinde Kur'an ayetleri inmiştir. Şu kadarı var ki, ister bu şehirlerde ikamet halinde, isterse sefer halinde nazil olsun, terim olarak hicretten önce inen ayetlere Mekkı, hicretten sonra inen ayetlere ise Medenı denir. Bu hadisten anlaşıldığına göre melek, insan suretine girebilir. O kendi suretinde iken insanlar onu göremezler. Çünkü insanoğlunun beşeri melekeleri bunun için yeterli değildir. Ancak Allah Teala, dilediğini melekleri görecek kadar güçlü hale getirir. Bundan dolayıdır ki, Cebra'il aleyhisselam Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e çoğu defa insan suretinde gelirdi. Nitekim bu husus "Bedu'l-vahy" konusu işlenirken "bazen de melek bana insan şekline bürünerek gelirdi," şeklinde geçmişti. Cebral1 aleyhisselam ancak iki defa Allah'ın kendisini yarattığı suret üzere görülmüştür. Bu iki durum, Sahihayn'da sabittir. "Bana verilen mucize ise, Allah'ın bana ilka ettiği vahiydir." ifadesi "benim, insanlara meydan okuduğum mucizem, Allah'ın bana indirdiği vahiydir, bir başka ifadeyle Kur'an'dır", anlamına gelir. Çünkü Kur'an'da apaçık bir i'caz vardır. Yoksa bu ifade, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği mucizelerin sadece Kur'an'dan ibaret olduğu anlamına gelmez. Yani ondan önceki Nebilere verilen mucizeler gibi kendisine de mucize verilmediği manasını taşımaz. Bilakis bununla, en büyük mucizenin başkalarına değil de yalnızca kendisine verildiği kastedilmiştir. Çünkü her Nebie kendisine özgü bir mucize verilmiştir. Aynı mucize başka bir Nebi'e verilmemiştir. Nebiler bu mucizelerle kavimlerine meydan okurlardl. Her Nebiin mucizesi, kavminin durumuna uygun olurdu. Mesela sihrin yaygın olduğu Firavun döneminde Hz. Musa aleyhisselam sihirbazların yaptıkları surete dönüşen bir asa ile gönderilmiştir. Bu asa, sihirbazların yaptıklarını yutuyordu. Bu mucize bir başka Nebie verilmemiştir. Benzer şekilde Hz. İsa aleyhisselam körleri ve alaca hastalarını iyileştiriyordu. Aslında bunlar doktor ve hekimlerin işiydi. Hz. İsa'ya aleyhisselam bu mu cizelerin verilmesi, o dönemde tıppın ileri bir noktada olmasından kaynaklanır. Bu yüzden o, kavminin mesleği olan ama onların güç yetiremeyecekleri mucizelerle gönderilmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, belagatta zirve de olan Arap toplumuna Kur'an ile gönderilmiştir. Onlara Kur'an'ın bir suresinin benzerini getirmeleri yönünde meydan okumuştur. Ama bunu başaramamışlardır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözünün şu anlama geldiği de ileri sürülmüştür: Diğer Nebilerin mucizeleri, dönemleri bitince sona ermiştir. Ancak bu mucizeler o dönemde yaşayanlar tarafından görülmüştür. Kur'an mucizesi ise kıyamete kadar devam edecektir. Üslubu, belagati, gaybi haberleri ile harikulade olma özelliği sürecektir. Her geçen asırda onun haber verdiği yeni bir hakikat ortaya çıkacaktır. Bu da, onun mesajının doğruluğuna delil olacaktır. Bu görüş, bu konu etrafında ileri sürülen ihtimallerin en güçıüsüdür. "Bu vesileyle kıyamet günü Nebiler arasında kendisine uyanlann en çok olduğu Nebi olmayı umuyorum." Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü, sonsuz mucizesi Kur'an'dan bahsettikten sonra söylemiştir. Çünkü Kur'an'da birçok fayda ve son derece umumı pek çok yarar vardır. Zira geleceğe dair haber, delil ve çağırıları içermektedir. Bu yüzden Kur'an'ın yararı herkesi kapsamaktadır. Hem onun nüzulüne şahid olanlara, hem olmayanlara, hem şu an bulunanlara, hem de daha sonra var olacak kimselere yöneliktir. Dolayısıyla Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yukarıdaki beklentisini bunun üzerine bina etmesi güzelolmuştur. Nitekim onun bu beklentisi gerçekleşmiştir. Artık o, kendisine en fazla uyulan Nebidir. inşallah "Kitabu'r-rikak" bölümünde bu konu ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır. Hadisin Konu Başlığı ile ilişkisi: Kur'an, rüya veya ilham yoluyla değil, melek CebralI'in getirdiği va hi yle nazil olmuştur. Bazıları Kur'an'ın icazını dört konuda toplamıştır: a) Telif Bakımından: Kur'an'ın telifi ile ayetlerinin kısa ve beliğ olmasına rağmen birbiri ile kaynaşması fevkalade güzelliktedir. b) Üslup Bakımından: Kur'an, belagat ustası Arapların nesir ve şiir olarak sergiledikleri bütün üsluplardan farklıdır. Bu yüzden Kur'an karşısında akılları şaşmış ve onun bir benzerini getirmekten aciz kalmışlardır. Oysa bunu yapmaları için bütün şartlar oluşmuştu. Üstelik Kur'an da onlara bunu yapamayacaklarına dair meydan okumuştu. c) Geçmiş Milletlerin Bilgileri: Kur'an'da önceki milletlerin haberleri ile ehli kitabın büyük bir kısmı yok olmuş şeriatlarından bahsedilmiştir. Ehli kitabın çok azı bu şeriatların bir kısmını bilebilir. d) Gelecekten Haber Verme: Kur'an'da meydana gelecek olaylardan haberler mevcuttur. Bunlardan bir kısmı Hz. Nebi döneminde meydana gelmiştir. Bir kısmı ise ondan sonraki dönemlerde gerçekleşmiştir. Bu dört konu dışında, insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yalanlamaları sebebiyle bir çok nedene binaen yapmaları gereken fakat yapamayıp aciz kaldıkları bir takım konularda da onun mucizeleri söz konusudur. Mesela; yahudilerin ölümü temenni edememeleri, Kur'an'ı dinleyen kimseyi ürperti kaplaması, onu okuyan ve dinleyenin bıkmaması, onun defalarca okunması ancak bunun onun güzelliğini ve tadını artırması, dünya döndüğü sürece mücizevi özelliğinin devam etmesi, yeni ve yararlı yönlerinin hiç eksik olmayacağı ilim ve bilgileri içermesi buna örnek olarak verilebilir. Bu görüşleri Kadı Iyaz ve diğerlerinin düşüncelerinden özetleyerek oluşturdum. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefatının gerçekleşmesine yakın zamanlarda, diğer dönemlere göre daha çok vahiy inmiştir. "Süfyan bize rivayet etti." ifadesinde bahsi geçen Süfyan, es-Sevrl'dir. Bu hadisin açıklaması biraz önce "Duha Suresinin Tefsiri" başlığı altında geçmişti. İmam Buharı'nin bu rivayeti burada zikretmedeki gayesi ise, vahyin gecikmesine işaret etmek içindir. Vahiy, ancak bir hikmete binaen gecikir. Vahyin gecikmesi, asla Allah Teala'nın Nebiini terk ettiği manasına gelmez. Vahyin inişi çeşitli şekillerde olmuştur. Vahiy, bazen peş peşe nazil olmuştur, bazen ise gecikmiştir. Kur'an'ın parça parça indirilmesinin bir takım hikmetleri vardır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: a) Kur'an'ın ezberlenmesini kolaylaştırmak: Eğer Kur'an-ı Kerim büyük bir çoğunluğunun okur-yazar olmadığı bir topluma bir defada inseydi, insanların onu ezberlemesi zor olurdu. Nitekim Allah Teala, kafirlerin itirazını reddederken şu ayet ile buna işaret etmiştir: "İnkar edenler: Kur'an ona bir defada indirilmeyi değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk."(Furkan 32) Aynı şekilde şu ayetle de buna temas etmiştir: "Biz Kur'an'ı insanlara dura dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık. Ve onu peyderpey indirdik."(İsra 106) b) Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verilen önem: Kur'an'ın peyderpey indilirişi, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e değer verilip ihtimam gösterildiğine delalet eder. Çünkü Rabbinin elçisi defalarca kendisine gelmiş ve karşılaştığı konular veya kendisine yöneltilen sorular hakkında Hz. Nebi'e Rahman'ın hükümlerini öğretmiştir. c) Kur'an yedi harf üzere inmiştir. Dolayısıyla farklı zamanlarda parça parça nazil olması uygun oldu. Eğer bir defada nazil olsaydı, bu yedi harfi insanlara açıklamak, bilindiği üzere zor olacaktı. d) Allah Teala dilediği hükümlerini ne sh etmeyi murat etmiştir. Kur'an'ın parça parça nazil olması nasihin mensuhtan ayrılması içindir. Nasih ve mensuh ayetlerin bu şekilde ayrı ayrı inmesi, ikisinin birden inmesinden daha evladır

Sahîh-i Buhârî, 4983
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ‏.‏

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu. Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir. Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir. Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu. O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur

Sahîh-i Buhârî, 7354

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.