İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5102

Wedlock, Marriage (Nikaah)

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا رَجُلٌ، فَكَأَنَّهُ تَغَيَّرَ وَجْهُهُ، كَأَنَّهُ كَرِهَ ذَلِكَ فَقَالَتْ إِنَّهُ أَخِي‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ انْظُرْنَ مَا إِخْوَانُكُنَّ، فَإِنَّمَا الرَّضَاعَةُ مِنَ الْمَجَاعَةِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girdiğinde yanında bir adam vardı. Yüzü değişir gibi oldu. Sanki bundan hoşlanmamıştı. Bunun üzerine Aişe: Bu, benim (süt) kardeşimdir, dedi. Allah Rasulü: (Süt emme dolayısıyla) kardeşlerinizin kim olduğuna iyi dikkat ediniz. Çünkü süt emmek açlıktan dolayı olandır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: 'Anneler çocuklarını iki bütün yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir.'(Bakara, 233) buyruğu dolayısıyla iki yıldan sonra süt emmek yoktur, diyenler." Buhari bununla süt emme süresi azami otuz aydır diyen Hanefilerin görüşlerine işaret etmektedir. Onların bu husustaki delilleri de yüce Allah'ın: "Onun taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. "(Ahkaf, 15) buyruğudur. Yani sözü geçen süre hem hamilelik, hem de sütten kesilme süresidir. Ancak bu oldukça garip bir tevildir. Cumhurun kabul ettiği meşhur görüş ise, bunun asgari hamilelik süresi ile azami süt emme süresinin toplam miktarını ifade ettiğidir. Nitekim Ebu Yusuf ve Muhammed İbn el-Hasen de bu görüşü benimsemişlerdir. Bunu: Ebu Hanife'nin hamileliğin azami süresinin ikibuçuk yılolduğunu söylemediği gerçeği desteklemektedir. Fakat bunun dışında bu sürenin miktarını tespit hususunda ihtilaf etmişlerdir. Yarım sene (altı ay) göz önünde bulundurulmaz denildiği gibi, iki ay göz önünde bulundurulmaz, bir ay ve ona yakın bir süre göz önünde bulundurulmaz da denilmiştir. İki seneye herhangi bir süre eklenmez de denilmiştir. Bu aynı zamanda İbn Vehb'in, Malik'ten naklettiği bir rivayettir. Cumhur da bu görüştedir. Cumhura göre süt emmek, iki yıldan sonra bir an süre dahi meydana gelmişse herhangi bir hüküm ifade etmez. Zufer de: Eğer süt ile yetiniyor, yemek ile yetinmiyor ise bu süre üç yıla kadar devam eder, demiştir. İbn Abdilberr'in ondan naklettiğine göre Züfer bununla birlikte süt ile yetinmesi şartını koştuğunu nakletmektedir. "Az olsun, çok olsun, haram kılan süt emmek." Bu ifadeler Buhari'nin bu başlıktaki ve başka yerlerdeki hadiste olduğu gibi, çeşitli haberlerde geçmiş bulunan genel hükümlere bağlı kalışını göstermektedir. Bu da Malik'in, Ebu Hanife'nin, es-Sevrı'nin, el-Evzaı'nin ve el-leys'in de görüşüdür. Ahmed'in meşhur görüşü de budur. Başkaları ise haram kılan emmenin bir emmeden fazlası olduğu kanaatindedir. Daha sonra da aralarında ihtilaf etmişlerdir. Aişe'den bunun on defa emmek olduğuna dair rivayet gelmiştir. Bunu Malik, Muvatta'da rivayet etmistir. Hafsa'dan da böyle bir rivayet gelmiştir. Yine Aişe'den yedi defa süt emek rivayeti nakledilmiştir. Bunu da İbn Ebi Hayseme sahih bir sened ile Abdullah İbn ZUbeyr'den, o Aişe'den diye rivayet etmiştir. Abdurrezzak da sahih bir sened ile ondan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bilinen beş defa süt emmekten aşağısı haram kılmaz." Şafii de bu görüşü benimsemiştir. Aynı zamanda Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. İbn Hazm da bu görüşü benimsemiştir. "Kardeşlerinizin kim olduğuna dikkat ediniz." Yani bu hususta gerçekleşmiş olanı iyice tesbit ediniz. Acaba o, süt emme zamanı ve emme miktarı bakımından şartlarına uygun sahih bir süt emme midir, değil midir? Çünkü süt emmekten dolayı sözkonusu olan hüküm, ancak öngörülen şartlara göre meydana gelen süt emme halinde ortaya çıkar. Mühelleb dedi ki: Yani bu kardeşliğin sebebinin ne olduğunu iyice düşününüz. Çünkü süt emmek yoluyla haramlık, ancak küçük yaşta meydana gelen haramlık hakkındadır ki, süt emme, açlığı giderebilsin. Ebu Ubeyd dedi ki: Bunun anlamı şudur: Acıkan çocuğu doyuran ve açlığını gideren, eğer süt emmek yoluyla alınan sütse bu kardeşlik ortaya çıkar. Yoksa sütanne olmaksızın başka gıdalar ile besleniyorsa olmaz. "Süt emmek açlıktan dolayı olandır." Bu buyruk, süt annenin sütü ile beslenildiği takdirde haramlığın ortaya çıkacağına delil gösterilmiştir. Bu süt ister içmek, ister yemek suretiyle olsun, fark etmez. Çünkü bu, açlığı gideren bir haldir. Bu da sözü geçen bütün şekillerde bulunan bir vasıftır. O halde habere ve haberin anlamına da uygun bir kanaattir. Cumhur da böyle demiştir ama Hanefiler hukne yoluyla alınmasını istisna etmişlerdir. Fakat bu hususta el-leys ile Zahiriye'ye mensup olanlar muhalefet etmiş ve şöyle demişlerdir: Haram kılan süt emmek, ancak memenin ağza alınması ve memeden sütün emilmesi yoluyla olur. Ancak İbn Hazm'a karşı şu görüş ileri sürülmüştür: Onların bu açıklamalarına göre Salim'in kendisine yabancı bir kadın olan Sehle'nin memesini ağzına almasını kabul etmek, açıklanması zor bir durum olur. Kadı !yad bu açıklanması zor duruma şu şekilde cevap vermiştir: Sehle'nin sütünü bir kaba sağdıktan sonra onun memesine dokunmadan sütü içmiş olı:na ihtimali vardır. Nevevi der ki: Bu güzel bir ihtimaldir. Fakat bunun İbn Hazm'a bir faydası yoktur. Çünkü İbn Hazm süt emmek hususunda meme ağza alınmadıkça yeterli kabul etmez. Ama Nevevi onun adına böyle bir şey ihtiyaçtan ötürü affedilmiştir, diye cevap vermiş ve bunu süt emmenin ancak küçük yaşta iken muteber olacağına delil göstermiştir. Çünkü süt ile açlığın giderilmesi mümkün olan hal, küçüklük halidir. Büyüklük hali değildir. Bunun ölçüsü ise başlıkta geçtiği üzere tam iki yıldır. Daha önce zikredilmiş bulunan İbn Abbas yoluyla gelen hadis ile Ümmü Seleme'nin hadisindeki şu ifadeler de buna delildir: "Bağırsaklara ulaşıp onların içinden vücuda yayılan ve sütten kesilmeden önce olan dışında süt emmek, sözkonusu değildir." Tirmizi ve İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir. Kurtubi dedi ki: Hadis-i şerifteki: "Süt emmek açlıktan dolayı olandır" buyruğunda küçük çocuğun süt ile yetinip, yemeğe ayrıca ihtiyacının bulunmadığı sürede süt emmenin göz önünde bulundurulacağına dair açık ve külli bir kaide tespit edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu husus yüce Allah'ın: "Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir" buyruğu da bunu desteklemektedir. Çünkü bu buyruk, bu sürenin adeten ihtiyaç duyulan ve şer'an muteber olan azami süt emme süresini göstermektedir. Bundan sonra ise çocuğun adeten süt emmeye ihtiyacı olmadığından şer'an muteber değildir. Çünkü nadiren görülen olayların bir hükmü yoktur. Yaşı büyük bir kimseye süt emzirmenin itibara alınması ise yabancının ondan süt emmesi suretiyle kadının hürmeti (saygınlığı ve açılmaması gereken avreti açılmak suretiyle) çiğnenmiş olur. Çünkü onun memesini ağzına almak suretiyle dahi olsa kadının avretini görmüş olur. Derim ki: Bu son açıklama çoğunlukla görülen hal ile ilgili ve süt emmekte memenin ağza alınmasını şart koşanların görüşlerine yöneliktir. Hadisten aynı şekilde kadının kendisi ile birlikte süt emdiğini itiraf ettiği kimselerin, kadının yanına girmesinin caiz olduğu, böylelikle o erkeğin kadının kardeşi olacağı, itiraf ettiği kimseler hakkında görüşünün kabul edileceği, kocanın karısına erkekleri evine almasının sebebini soracağı, bu hususta ihtiyatlı davranılıp, iyice düşünülmesi gerektiği de anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 5102

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَتُحِبِّينَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ إِنَّا لَنَتَحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ دُرَّةَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَوَاللَّهِ لَوْ لَمْ تَكُنْ فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ‏"‏‏.‏

Ümmü Habibe'den, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahla, dedim. O: Bunu arzu ediyor musun? diye sordu. Ben: Hem seninle yalnız değilim ki. Hayır hususunda benimle ortak olmasını en sevdiğim kişi de kendi kızkardeşimdir, dedim. Nebi: Bu bana helal değildir, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a yemin ederim ki bizler kendi aramızda senin Ebu Seleme'nin kızı Durre'yi nikahlamak istediğini konuşuyoruz, dedim. O: Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye buyurdu. Ben, evet dedim. O şöyle buyurdu: "Allah 'a yemin olsun ki eğer benim himayemde olmasaydı dahi yine de bana helal olmazdı. Çünkü o, süt erkek kardeşimin kızıdır. Suveybe hatun beni ve Ebu Selemeıyi emzirmişti. Bu sebeple sakın bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi de (evleneyim diye) arz etmeyiniz (teklif etmeyiniz)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve iki kızkardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı). "(Nisa, 23) Bu başlık altında Buhari sözü geçen Ümmü Habibe yolu ile gelen hadisi kaydetmiş bulunmaktadır. Buna sebep ise: "Bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi deevlenme teklifi ile arz etmeyiniz" demiş olmasıdır. İki kızkardeş ile birlikte evli bulunmak İcma' ile haramdır. Bunlar ister anne baba bir kızkardeş olsunlar, ister baba bir, ister anne bir olsunlar, ister neseb yoluyla, ister süt emmek yoluyla kardeş olsunlar, fark etmez. Ancak sağ elin malik olması (cariyelik) yoluyla olmaları hususunda görüş ayrılığı vardır. Seleften bazıları bunu caiz kabul etmişlerdir. Aynı zamanda bu, İmam Ahmed'den gelen bir rivayettir. Cumhur ile çeşitli bölgelerin fukahası bunu kabul etmemektedir. Kadının halası ya da teyzesi ile birlikte nikahlanması da bu türdendir

Sahîh-i Buhârî, 5107
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ شُبْرُمَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَحَقُّ بِحُسْنِ صَحَابَتِي قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ أَبُوكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شُبْرُمَةَ وَيَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ مِثْلَهُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü' Benim güzel sohbetime (arkadaşlığıma, dostluğuma) en fazla hak sahibi olan kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Sonra babandır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu hadisin gereğine göre annenin görmeyi hak ettiği iyilik, babanın üç mislidir. Bu ise hamileliğin, sonra doğumun, sonra da süt emzirmenin zorluğundan dolayıdır. Bütün bunları yalnız başına anne yapar ve onlardan dolayı oldukça zorlanır. Bundan sonra da çocuğun terbiyesinde baba ile ortak hareket eder. İşte yüce Allah'ın: "Biz insana ana-babasına iyilikte bulunmasını tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşımış, zorlukla bırakmıştır. Onun taşınması ve sütten kesilmesi de iki yılda olur. "(Lukman, 14) buyruğunda da buna işaret edilmektedir. Bu buyrukta her ikisine iyi davranmanın tavsiye edilmesi bakımından aralarında eşitlik sözkonusu iken, diğer üç husus sadece anne hakkında sözkonusu edilmiştir. Kurtubi der ki: Maksat annenin çocuğu üzerindeki kendisine iyi davranma hakkının daha üstün bir derecede olduğunu ve bu hususta haklar arasında bir çatışma bulunacak olursa, annenin hakkının babanın hakkına önceleneceğini anlatmaktır. İyad dedi ki: Cumhurun kanaatine göreanne iyi muamele konusunda babadan daha üstün bir hakka sahiptir. Her ikisine de eşit bir şekilde iyi davranılacağı da söylenmiştir. Bazıları bu görüşü Malik'ten diye nakletmiştir ama doğru olanı birincisidir. Derim ki: Bazı Şafii alimleri ikinci görüşü benimsemiştir, ama el-Haris elMuhasibi iyilikte annenin üstün tutulacağı hususunda icma' bulunduğunu nakletmiştir, ama böyle bir nakil tartışılır. Malik'ten yapılan nakil de bu hususta açık değildir. Bunu İbn Battal zikrederek şöyle demiştir: Malik'e: Babam benden istedi, annem de benden aksini yapmamı istedi, diye soruldu. Malik: Babana itaat et, annene de karşı çıkma, diye cevap verdi. İbn Battal dedi ki: Bu onun her ikisine de iyi davranmanın eşit düzeyde olduğunu göstermektedir, demiştir. Evet, o böyle demiştir, ama buna delaleti pek açık değildir. İbn Battal dedi ki: el-leys'e de aynı mesele sorulmuş, kendisi: Annene itaat et. Çünkü iyiliğin üçte iki payı onundur, diye cevap vermiştir. İyad dedi ki: Bazı ilim adamları dede ve kardeş hususunda tereddüde düşmüşlerdir. Çoğunluk dedenin önceleneceği kanaatindedir. Derim ki: Şafiiler de bunu kesin bir ifade olarak zikretmiş ve: Önce dede, sonra kardeş gelir. Daha sonra aynı anne-baba ile akrabalığı olan kimse onlardan birisi vasıtası ile akrabalığı olanın önüne geçirilir. Sonra da zevi'l-erham olan akrabalar öncelenir. Bunlar arasında mahrem olanlar, mahrem olmayanlardan önce gelir, daha sonra diğer asabeler, sonra sıhri akrabalar, sonra vela bağı ile yakınlığı olanlar, sonra da komşular gelir, demişlerdir. ileride iyilik yapmanın hükmünedair açıklamalar gelecektir. İbn Battal bu sıralamanın, iyiliğin bir defada hepsine ulaştırılmasının imkansız olması halinde sözkonusu olacağına işaret etmiştir. Bu da açıkça anlaşılan bir konudur

Sahîh-i Buhârî, 5971
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَحَاضَتْ بِسَرِفَ، قَبْلَ أَنْ تَدْخُلَ مَكَّةَ وَهْىَ تَبْكِي فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ أَنَفِسْتِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّ هَذَا أَمْرٌ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَى بَنَاتِ آدَمَ، فَاقْضِي مَا يَقْضِي الْحَاجُّ غَيْرَ أَنْ لاَ تَطُوفِي بِالْبَيْتِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا كُنَّا بِمِنًى أُتِيتُ بِلَحْمِ بَقَرٍ، فَقُلْتُ مَا هَذَا قَالُوا ضَحَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَزْوَاجِهِ بِالْبَقَرِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye girmeden önce Serifte iken yanıma girdi. Ay hali olmuş ve ağlıyordum. Allah Rasulü: Neyin var? Yoksa ay hali mi oldun, diye sordu. Aişe: Evet dedi. Allah Rasulü: Şüphesiz ki bu Allah'ın Adem'in kızları üzerine yazmış olduğu bir emirdir. Sen hacıların yaptıklarını yap, ancak Beyt'i tavaf etme. Mina'ya geldiğimiz sırada bana bir miktar inek eti getirildi. Bu da ne diye sordum. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımları adına kurban kesti, dediler." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yolcu ve kadın için kurban kesmek." Bu başlık ile yolcu olanın kurban kesme yükümlülüğü yoktur, diyen kimselerin kanaatinin aksine de işaret vardır. Bu husustaki nakil, birinci başlıkta geçmiş bulunmaktadır. Aynca kadınların kurban kesmek yükümlülüğü yoktur, diyenlerin kanaatinin aksine de işaret vardır. "Şerif', Mekke'nin dışında bilinen bir yerdir. Hadisten Çıkan Sonuçlar Cumhur erkeğin kestiği kurbanın hem kendisinin, hem de aile halkının adına yeterli olacağına bu hadisi delil göstermiştir. Ancak Hanefiler bu hususta muhalefet etmişlerdir. Kurtubi der ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kurban kesilen yılların tekrarlanmasına, hanımlarının da birden çok olmasına rağmen her bir hanımına ayrıca kurban kesmesini emrettiği nakledilmiş değildir. Ayrıca bunu Malik, İbn Mace ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi'nin Ata b. Yesar yolu ile naklettikleri şu rivayet de desteklemektedir: "Ben Ebu Eyyub'a: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde kurbanlar ne şekilde kesilirdi, diye sordum, o: Adam koyunu hem kendi adına, hem de aile halkı adına kurban olarak keser, kendileri de ondan yer, başkalarına da yedirirlerdi. Bu da gördüğün gibi insanlar bugüne gelinceye kadar böylece devam etti

Sahîh-i Buhârî, 5548
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ، تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى‏}‏‏.‏ قَالَتِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ وَهْوَ وَلِيُّهَا، فَيَتَزَوَّجُهَا عَلَى مَالِهَا، وَيُسِيءُ صُحْبَتَهَا، وَلاَ يَعْدِلُ فِي مَالِهَا، فَلْيَتَزَوَّجْ مَا طَابَ لَهُ مِنَ النِّسَاءِ سِوَاهَا مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Eğer yetim kızlara adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız ... " (en-Nisa, 4/3) buyruğu hakkında dedi ki: "Sözü edilen yetim kız, velisi olan bir erkeğin velayetinde bulunması halidir. Bu kızın malı dolayısıyla velisi onunla evlenir, ama onunla iyi geçinmez, malı hususunda ona adaletli davranmazdı. Böyle bir kişi (onunla değil de) onun dışında, kendisinin hoşuna giden (helalolan) başka kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere evlensin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "İkişer, üçer, dörder" buyruğu dolayısı ile dörtten fazla kadın ile evlenemez." Başlıkta sözü geçen bu hüküm, icma' ile kabul edilmiş bir hükümdür. Bundan muhalif kanaat belirtmesine itibar edilmeyen Hatız! ve buna benzer kimselerin kanaatleri istisnadır. Bunların Nebi s.a.v.'in aynı zamanda dokuz hanımı nikahı altında bulundurduğunu delil göstermeye kalkışmalarına karşı, dörtten fazla hanım ile evli bulunurken Müslüman olan kimselere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dörtten fazla olan kadınları boşamakla emretmesi delil gösterilmektedir. Çünkü böyle bir emri o Gaylan İbn Seleme'ye ve başkalarına vermiş durumdadır. Bu husus Sünen kitaplarında rivayet edilmiştir. O halde bu emri vermiş olması bunun (dörtten fazla hanımı bir arada nikahı altında bulundurmanın) Nebi efendimizin özelliklerinden olduğunun delilidir. (Ali İbn el-Hüseyn) dedi ki: Yani Ali İbn el-Hüseyin İbn Ali İbn Ebi Talib dedi ki: "Buyruk ikişer, yahut üçer, yahut dörder demektir" şeklinde açıklamıştır. Bu açıklamasıyla ayet-i kerimedeki "vav: ve" edatının "ev: yahut, veya" anlamında olduğunu anlatmak istemektedir. O halde bu, çeşitlendirmek anlamını verir yahut amile atfeden bir edattır, bu durumda ifadenin takdiri de şöyle olur: O halde hoşunuza giden (ve sizin için helalolan) kadınlardan iki tane nikahlayınız ve size helalolan kadınlardan üç tane nikahlayınlZ ... şeklindedir. Bu da Rafızilere karşı verilecek ve onların görüşlerini reddeden delillerin en güzellerindendir. Çünkü bu Zeynu'ı-Abidin'in bir açıklaması ve tefsiridir. O da onların sözlerine başvurdukları ve masum olduklarına inandıkları imamlarındandır

Sahîh-i Buhârî, 5098
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ وَأَبُو النُّعْمَانِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى وَكَانَ أَصْحَابُهُ يُعَظِّمُونَهُ، فَذَكَرَ آخِرَ الأَجَلَيْنِ فَحَدَّثْتُ بِحَدِيثِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ قَالَ فَضَمَّزَ لِي بَعْضُ أَصْحَابِهِ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ فَفَطِنْتُ لَهُ فَقُلْتُ إِنِّي إِذًا لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ وَهْوَ فِي نَاحِيَةِ الْكُوفَةِ‏.‏ فَاسْتَحْيَا وَقَالَ لَكِنَّ عَمَّهُ لَمْ يَقُلْ ذَاكَ‏.‏ فَلَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ فَسَأَلْتُهُ فَذَهَبَ يُحَدِّثُنِي حَدِيثَ سُبَيْعَةَ فَقُلْتُ هَلْ سَمِعْتَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ فِيهَا شَيْئًا فَقَالَ كُنَّا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ وَلاَ تَجْعَلُونَ عَلَيْهَا الرُّخْصَةَ‏.‏ لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى ‏{‏وَأُولاَتُ الأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ‏}‏‏.‏

Muhammed [İbn Sirinl'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman İbn Ebi Leyla'nın da bulunduğu bir ilim meclisinde idim. Onun etrafındaki insanlar kendisine son derece saygı gösteriyoriardı. [Mecliste kocası ölen kadının iddetini tartışıyorlardı.] Bu esnada onun etrafındakiler kendisine görüşlerini söylediler. O da iki iddet süresinin sonuna kadar beklenmesini gerektiğini ifade etti. Ben de SUbey'a İbnu'I-Haris hadisini Abdullah İbn Utbe'den tahdis etmeye başladım. Bunun üzerine etrafındaki insanlardan biri dudaklarını ısırarak bana susmamı işaret etti. Onun bu görüşü inkar ettiğini fark ettim ve "Kufe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," dedim. Bana işaret eden adam utandı. Bunun üzerine İbn Ebi Leyla şöyle dedi: Fakat onun amcası böyle bir şey demedi. Ebu Atiyye Malik İbn Amir ile karşılaştım ve bu meseleyi ona sordum. O da Subey'a hadisini nakletmeye başladı. Bunun üzerine ona; "Bu konuda Abdullah [İbn Mes'udl'dan bir rivayet işittin mi?" diye sordum. Biz Abdullah [İbn Mes'udl'un yanında idik. O şöyle söyledi: "Siz kadınlar için ruhsatı bırakıp ağır olan hükmü mü kabul ediyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki, kadınlar hakkındaki kısa suref[alak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. [Bu surede Allah Teala şöyle buyurmuştur:] Hamile olanlann bekleme süresi ise, yüklerini bırakmalan (doğum yapmalan)dır." (Talak 4) Fethu'l-Bari Açıklaması: أولات الأحمال Ulatu'l-ahmal ifadesinin tekili ........zatu hamlin şeklinde gelir. Bu yorum Ebu Ubeyde'ye aittir. İddeti dolmadan önce doğum yapan kadın dört ay on gün iddet bekler. İddet süresi sona erdiği halde doğum yapmayan kadın çocuğunu doğuruncaya kadar bekler. İbn Abbas'ın bu görüşünü Muhammed İbn Abdirrahman İbn Ebi Leyla da benimsemiştir. Bu görüş, Sahn6.n'dan da nakledilmiştir. İsmaili rivayetinde şöyle geçmektedir: "İbn Abbas'a 'Kocası vefat ettikten yirmi gün sonra doğum yapan kadının evlenip evlenemeyeceği' meselesi soruldu. O da şu cevabı verdi: Hayır, iki iddet süresinin sonu dolmadan evlenemez. Ebu Seleme şöyle demiştir: "Allah Teala 'Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır. '(Talak 4) buyuruyor" dedim. Bunun uzerine o şöyle dedi: Bu ayet, Talak suresindedir. Bu rivayetin akışı bab başlığının gayesine daha uygundur. Ancak İmam Buhari adeti gereği kapalı olanı açık olana tercih eder. Taberi ve İbn Ebi Hatim çeşitli yollarla Ubey İbn Ka'b'ın Hz. Nebi'e; "Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır, "(Talak 4) ayeti üç talak ile boşanan kadınlar hakkında mı, eşi vefat eden kadınlar hakkında mı geçerlidir? diye sorduğunu, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de: - "Bu ayetteki hüküm, hem üç ta/ak ile boşanan, hem de eşi uefat eden kadın/ar hakkındadır," buyurarak cevap verdiğini nakletmiştir. Bu merf6.' hadisin senedierinin tamamı eleştirilse de, birçok senetle nakledilmiş olması bir aslının bulunduğunu göstermektedir. Yukarıda zikredilen SUbey'a kıssası da bunu desteklemektedir. Hadiste geçen "K6.fe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," ifadesi bu olay yaşandığı zaman Abdullah İbn Utbe'nin hayatta olduğunu gösterir. Abdullah İbn Utbe'nin amcası, Abdullah İbn Mes'6.d'dur. İbn Mes'6.d'dan•• nakledilen meşhur görüşe göre o, İbn Ebi Leyla'nın naklettiği görüşün tersini söylemiştir. Muhtemelen o bu görüşü dile getirmiş, sonra bundan vazgeçmiş ya da kendisinden nakilde bulunan kimse hata etmiştir. Ebu Nuaym, Haris İbn Umeyr ve Eyyub kanalıyla Ebu Atiyye'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: O, bu görüşünü İbn Mes'o.d'un yanında dile getirdi. Bunun• üzerine İbn Mes'ud: "Siz, dört ay on günlük iddetini tamamlayan, ancak doğum yapmayan bir kadının iddetinin dolduğunu mu düşünüyorsunuz?" diye sordu. Oradakiler "Hayır" diye cevap verince de şöyle dedi: "O halde siz kadınlar için ağır olan hükmü kabul ediyorsunuz." Kadınlar hakkındaki kısa surerralak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. Burada surelerin tamamı zikredilip bir bölümü kastediimiştir. Şöyle ki; Bakara Suresi ile "Sizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler,"(Bakara 234) ayeti; Talak Suresi ile "Hamile olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapma/arı) dır, "(Talak 4) ayeti kastedilmiştir. İbn Mes'o.d bu sözüyle şunu hedeflemiştir: Eğer bu ayetler arasında bir nesh varsa, sonra inen ayetin nasih olması lazımdır. Ancak kesin olan şu ki, burada nesh yoktur. Umo.m ifade taşıyan Bakara Suresi'ndeki ayet, Talak Suresi'ndeki ayet ile tahsis edilmiştir. Ebu Davı1d ve İbn Ebi Hatim Mesruk'un şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "İbn Mes'o.d'a, Hz. Ali'nin kadının iki iddet süresinin sonuna kadar beklemesi gerektiğine dair görüşü ulaştı. Bunun üzerine o: "Kadınlar hakkındaki kısa suredeki ayetin Bakara Suresi'ndeki ayetten daha sonra indiği konusunda herkes ile mülaaneye hazırım" dedi ve şu ayeti okudu: "Hamile o/an/arın bekleme süresi ise, yüklerini bırakma/arı (doğum yapma/arı)dır."(Talak 4) Böylece Hz. Ali'nin "kadınlar hakkındaki kısa sure" ile neyi kastettiği anlaşılmıştır. Bu rivayete göre, Talak Suresi'nden bu şekilde bahsetmek caizdir

Sahîh-i Buhârî, 4910
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ أَصَبْنَا سَبْيًا فَكُنَّا نَعْزِلُ فَسَأَلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَوَإِنَّكُمْ لَتَفْعَلُونَ قَالَهَا ثَلاَثًا مَا مِنْ نَسَمَةٍ كَائِنَةٍ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِلاَّ هِيَ كَائِنَةٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a.'den, dedi ki: "(Mustalıkoğulları gazvesinde) çok sayıda kadın esir aldık. Bu sebeple azl yapardık. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (hükmünü) sorduk da üç defa: Gerçekten siz bunu yapıyor musunuz? diye buyurdu ve şöyle devam etti: Kıyamet gününe kadar var olacak her bir canlı, mutlaka meydana gelecektir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Azl", duhulden sonra meninin fercin dışında akmasını sağlamak amacıyla çekilmek demektir. Burada kasıt hükmünün beyan edilmesidir. "Azl yapardık." Müslim'de Abdurrahman İbn Bişr yoluyla "Ebu Said'den şöyle dediği nakledilmektedir: 'Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda azl'den söz edildi. O: "O dediğiniz şey nedir," diye sordu. Ashab: "Adamın süt emzirmekte olan hanımı olur, o da onunla cima' ederken kendisinden hamile kalmasını istemez. Yine adamın cariyesi olur, onunla cima' etmek ister de kendisinden hamile kalmasını istemez ... " diye açıkladılar." Bu rivayette azlin iki sebebinin bulunduğuna işaret vardır. Birincisi cariyeden çocuğun istenmemesidir. Bu da ya böyle bir şey arzu edilmediğinden dolayı azl yapılırdı ya cariye ummu veled olduğu takdirde onu satmaya imkan bulunmadığından dolayı yapılırdı ya da daha sonra sözkonusu edeceğimiz üzere daha başka sebepler dolayısıyla yapılırdı. İkinci sebep ise kendisiyle ilişkide bulunulan kadının süt emzirmekte iken hamile kalmasının istenmeyişi idi. Çünkü bu, süt emen çocuğa zarar veriyordu. Selef, azlin hükmü hakkında farklı görüşlere sahipti. İbn Abdilberr der ki: .Hür olan zevceden izni olmaksızın azl yapılmayacağı hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Çünkü cima' kadının haklarındandır. Bu hakkının yerine getirilmesini isteyebilir.'Bilinen cima' şekli ise ancak azlin söz konusu olmadığı şekildir. Bu hususta icma' olduğunun nakledilmesi bakımından İbn Hubeyre de ona muvafakat etmiştir, Ancak bu husustaki icma' iddiasına, Şafiilerin kadının kesinlikle cima' hakkı yoktur, şeklinde bilinen görüşleri ile karşı çıkılmıştır. Diğer üç mezhep de hür kadının izni olmaksızın azl yapılamayacağını, cariyeden ise izni olmaksızın dahi azl yapılabileceğini ittifakla kabul etmişlerdir. Azlin nehyedilmesindeki illet hususunda da farklı görüşlere sahiptirler. "Kadının hakkı yerine getirilmediği içindir" denildiği gibi, "kadere karşı inatlaşmak anlamına geldiği için" nehyedildiği de söylenmiştir. Bu ikinci gerekçe bu hususta varid olmuş haberlerin büyük çoğunluğunun gerektirdiği bir görüştür. Azlin bu hükmünden, kadının cenin’e ruh üflenmesinden önce nutfenin düşürulmesi için birtakım yollara başvurması hükmüne de varılmıştır. Azlin yasak olduğunu 'kabul edenlere göre bu durumdaki yasak, öncelikle söz konusudur. Caiz olduğunu söyleyenlere göre bu halin de öbürü gibi değerlendirilmesi mümkündür, ama daha ağır olması dolayısıyla da fark görülebilir. Çünkü azlde sebebin yapılması, işlenmesi sözkonusu değildir. Cenini düşürmek için birtakım yollara başvurmak ise, sebebin gerçekleşmesinden sonra sözkonusudur. Kadının hamileliği kökünden ortadan kaldıran yollara başvurması da bu meseleye göre ele alınabilir, Şafii alimlerin müteahhirlerinden kimisi, bunun yapılamayacağına dair fetva vermiştir, ama azlin mutlak olarak mubah olduğunu kabul etmelerine göre de böyle bir fetvanın açıklanması oldukça zordur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5210

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.