Sahîh-i Buhârî · 5139
Arapça metin
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ وَمُجَمِّعَ بْنَ يَزِيدَ حَدَّثَاهُ أَنَّ رَجُلاً يُدْعَى خِذَامًا أَنْكَحَ ابْنَةً لَهُ. نَحْوَهُ.
Abdurrahman İbp Yezid ile Mücemmi' İbn Yezid'den rivayete göre, Hidam adındaki bir adam bir kızını nikahladı. .. diye hadisi buna yakın zikrettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Adam kızını istemediği halde evlendirecek olursa nikahı reddolunur." Buhari, başlığı bu şekilde mutlak bir ifade ile kullanmıştır. Bu haliyle hüküm bakireyi de, dulu da kapsamına alır. Fakat başlıktaki hadis duloluşu açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Sanki o böylelikle -ileride açıklayacağımız üzere- bu hadisin rivayet yollarından birisinde varid olan manaya işaret etmiş gibidir. Evlendirilen kadının dulolması halinde rızası bulunmaksızın evlendirilmiş ise, nikahının reddolunacağı hususunda icma' vardır. Ancak bu hususta el-Hasen'den nakledilen, babanın -az önce geçtiği üzere hoşlanmasa dahi- dul kızını mecbur etmesini caiz gördüğüne dair nakledilen rivayet müstesnadır. Nehai'den gelen rivayete göre ise, eğer dul kızı baktığı ailesi arasında ise caizdir, değilse reddolunur demiştir. Fukaha rızası olmadığı halde akdin gerçekleşmesi halinde ihtilaf etmişlerdir. Hanefiler: Eğer kadın geçerli kabul ederse caiz olur, demişlerdir. Malikilerden gelen rivayete göre ise, eğer aradan fazla zaman geçmeden geçerli kabul ederse caizdir, değilse değildir, demişlerdir. Diğerleri ise kayıtsız ve şartsız olarak böyle bir nikahı reddetmişlerdir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الرَّبِيعِ بْنِ طَارِقٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى عَائِشَةَ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْبِكْرَ تَسْتَحِي. قَالَ " رِضَاهَا صَمْتُهَا ".
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, bakire kız utanır. Allah Rasulü: Onun rızası susmasıdır, diye buyurdu." Tekrar: 6946 ve 6971 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Baba olsun, başkası olsun, rızaları olmadan bakireyi de dulu da başkasına nikahlayamaz." Başlıkta dört şekil sözkonusudur. Babanın bakireyi evlendirmesi, babanın dul kadını evlendirmesi, babadan başkasının bakireyi evlendirmesi ve babadan başkasının dul kadını evlendirmesi. Eğer hem bakirelik, hem de yaşça küçük oluş göz önünde bulundurulacak olursa, şekillerin sayısı daha da artar. Buluğa ermiş dul kadını babası da, başkası da ancak onun rızası ile evlendirebilir. Bu hususta -az önce geçtiği üzere oldukça istisna teşkil edenler dışındaittifak vardır. Bakire ve küçük yaştaki kızı da babasının evlendirebileceği hususunda -yine az önce geçtiği üzere istisna teşkil edenler dışında- ittifak vardır. Buluğa ermemiş dul hakkında görüş ayrılığı vardır. Malik ve Ebu Hanife, babası bakire kızı evlendirebildiği gibi, onu da evrendirebilir demişlerdir. Şafii, Ebu Yusuf ve Muhammed ise başka bir sebep ile değil de cinsel ilişki ile bekareti zail olmuşsa onu evlendiremez, demişlerdir. Onlara göre illet şudur: Bekaretin izale edilmesi, bakirede bulunan hayanın da ortadan kalkmasına sebeptir. Buluğa ermiş bakire kızı da babası evlendirebilir. Diğer velilerin durumu da böyledir. Onunla istişare hususunda ise görüş ayrılığı vardır. Hadis, kabul etmediği takdirde babanın onu zorlama yetkisine sahip olmadığına delil teşkil etmektedir. Tirmizi bu görüşü, ilim ehlinin birçoğunun görüşü olarak nakletmiştir. Şafii, dedeyi de baba durumunda görmüştür. Ebu Hanife ve Evzai yaşı küçük dul hakkında şöyle demektedir: Böyle bir kadını bütün veliler evlendirebilir. Ahmed de şöyle demektedir: Bu durumdaki kadın, dokuz yaşına geldiği takdirde baba dışında diğer veliler de onu başkasıyla nikahlayabilir. Göründüğü kadarıyla o zann-ı galib seviyesindeki kanaati kat'i1ik konumunda değerlendirmiştir. Malik'ten gelen rivayete göre babanın tayin ettiği vasi de bu hususta baba gibidir. Ancak diğer veliler böyle değildir. Çünkü baba, vasiyi kendi yerine geçirmiştir. "Onun emrini almadan ... " Aslında "isti'mar", emir vermesini istemek demektir. Yani ondan emir istemeden (emir vermeden) onun hakkında akit yapamaz. "Onun emrini almadan" sözünden, bu hususta ancak emir verdikten sonra akdi yapabileceği anlaşılmaktadır. Ama bunda, nikahlanması için velinin şart olmadığına delalet yoktur. Aksine şart koştuğunu hissettiren ifadeler bulunmaktadır. "İzni alınmadan bakire nikahlanmaz." Bu rivayette dul ile bakire arasında böylece bir fark gözetilmiştir. Dul hakkında isti'mar (emrinin alınması, istenmesİ), bakire hakkında da isti'zan (izninin istenmesi) tabirleri kullanılmıştır. Buradan, aralarında şu cihetle fark olduğu anlaşılmaktadır: Emrin alınması, danışmanın vurgulu olduğuna delildir ve bu hususta emir, emri istenecek olanın yetkisine verilmiştir. Bundan dolayı velinin akdi yapabilmesi için dulun açık bir iznini almasına ihtiyacı vardır. Eğer böyle bir şeyi kabul etmediğini açıkça söyleyecek olursa, ittifak ile nikahı kıyılamaz. Bakire ise böyle değildir. Çünkü onun izin vermesi, sözlü söylemesi ile susması arasında değişebilir. Oysa emir vermek böyle değildir, emir vermek açık sözle ifade edilir. Bakire için susmanın izin olarak kabul edilmesi, bazı hallerde açıkça ifade etmekten utanması dolayısıyladır. "Allah Rasulü: Onun rızası susmasıdır, diye buyurdu." İbnu'I-Münzir der ki: Bakireye susmasının da bir izin olacağının haber verilmesi müstehabtır; ama akitten sonra eğer: Ben susmamın izin olacağını bilmiyordum, diyecek olursa cumhura göre bu sebeple akit geçersiz sayılmaz. Ancak bazı Malik! alimleri bunu geçersiz kabul etmişlerdir. Bakire kız konuşmayıp, aksine ondan bu işi kabul etmediğine ya da mesela gülümsemek yahut ağlamak gibi razı oluşuna dair bir karine görünecek olursa hükmün ne olacağı hususunda fukaha ihtilaf etmişlerdir. Malikilere göre eğer kaçar, ağlar, ayağa kalkar yahut hoşlanmadığına delalet edecek bir halortaya koyarsa evlendirilemez. Şafiilere göre ise ağlaması ile birlikte bağırıp çağırmak ve benzeri bir hali de birlikte yapmadığı sürece bu davranışlarının herhangi birisinin nikahlamaya engel teşkil etmekte hiçbir etkisi yoktur. Bazıları gözyaşları arasında fark gözetmişlerdir. Eğer bu gözyaşı sıcak olursa kabul etmediğine, soğuk olursa razı olduğuna delil görmüşlerdir. (İbnu'l-Münzir) dedi ki: Bu hadiste kendisinden izin alınması emrolunan bakirenin buluğa ermiş bakire olduğuna işaret bulunmaktadır. Çünkü iznin ne olduğunu anlamayandan izin istemenin de; susması da, reddetmesi de eşit olandan izin istemenin de anlamı yoktur. Cumhurun benimsediği sahih kanaat ise, hadisin bütün veliler tarafından bütün bakire kızlar hakkında uygulanacağıdır. Ancak babanın buluğa ermiş olan bakire kızı iznini almadan evlendirmesi hususunda fukaha ihtilaf etmişlerdir. Evzaı, es-Sevrı, Hanefiler ve onlara muvafakat eden Ebu Sevr: Bakireden babasının izin alması şarttır, demişlerdir. Eğer onun iznini almaksızın nikah akdini yapacak olursa sahih değildir. Başkaları da şöyle demektedir: Babanın buluğa ermiş dahi olsa iznini almadan kızını evlendirmesi caizdir. Bu da İbn Ebi Leyla'nın, Malik'in, Leys'in, Şafil'nin, Ahmed ve İshak'ın görüşüdür. Delilleri arasında başlıktaki hadisin mefhumu da vardır. Çünkü hadis, dul kadının kendisini evlendirmek bakımından velisine göre daha bir hak sahibi olduğunu ifade etmiştir. Bu da bakirenin velisinin bu hususta ondan daha bir hak sahibi olduğuna delildir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُنْكَحُ الثَّيِّبُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ وَلاَ تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ وَإِذْنُهَا الصُّمُوتُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَائِشَةَ وَالْعُرْسِ بْنِ عَمِيرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ الثَّيِّبَ لاَ تُزَوَّجُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ وَإِنْ زَوَّجَهَا الأَبُ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَسْتَأْمِرَهَا فَكَرِهَتْ ذَلِكَ فَالنِّكَاحُ مَفْسُوخٌ عِنْدَ عَامَّةِ أَهْلِ الْعِلْمِ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي تَزْوِيجِ الأَبْكَارِ إِذَا زَوَّجَهُنَّ الآبَاءُ فَرَأَى أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ وَغَيْرِهِمْ أَنَّ الأَبَ إِذَا زَوَّجَ الْبِكْرَ وَهِيَ بَالِغَةٌ بِغَيْرِ أَمْرِهَا فَلَمْ تَرْضَ بِتَزْوِيجِ الأَبِ فَالنِّكَاحُ مَفْسُوخٌ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْمَدِينَةِ تَزْوِيجُ الأَبِ عَلَى الْبِكْرِ جَائِزٌ وَإِنْ كَرِهَتْ ذَلِكَ . وَهُوَ قَوْلُ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ .
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kendisiyle istişare edilmedikçe dul kadın, kendisinden izin alınmadıkça da kızın nikahı kıyılmaz, kızın izin vermesi ise susmasıdır.” (İbn Mâce, Nikah: 11; Müslim, Nikah: 9) Bu konuda Ömer, İbn Abbâs, Âişe ve Urs b. Amîra’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir. İlim adamları uygulamalarını bu hadisle yaparlar. Dul kadın kendisiyle istişare edilmedikçe nikahlanmaz, babası kendisiyle istişare etmeksizin dul bir kadını nikahlarsa o kadında bu nikahı istemezse ilim adamlarının çoğunluğuna göre bu nikah hükümsüzdür. adamları bakire kızların babaları tarafından evlendirilmesi konusunda ihtilaf ettiler. Küfeli ve diğer ilim adamlarının çoğunluğu bir baba kızından izin almadan kızını nikahlarsa kız da bunu kabul etmez ise bu nikah geçersizdir. Medîneli alimlerden bir kısmı ise kız istemese de babanın kızını nikahlaması caizdir derler. b. Enes, Şâfii, Ahmed ve İshâk bu görüştedirler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ. قَالَ " وَتُحِبِّينَ ". قُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ إِنَّا لَنَتَحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ دُرَّةَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. قَالَ " بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " فَوَاللَّهِ لَوْ لَمْ تَكُنْ فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ".
Ümmü Habibe'den, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahla, dedim. O: Bunu arzu ediyor musun? diye sordu. Ben: Hem seninle yalnız değilim ki. Hayır hususunda benimle ortak olmasını en sevdiğim kişi de kendi kızkardeşimdir, dedim. Nebi: Bu bana helal değildir, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a yemin ederim ki bizler kendi aramızda senin Ebu Seleme'nin kızı Durre'yi nikahlamak istediğini konuşuyoruz, dedim. O: Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye buyurdu. Ben, evet dedim. O şöyle buyurdu: "Allah 'a yemin olsun ki eğer benim himayemde olmasaydı dahi yine de bana helal olmazdı. Çünkü o, süt erkek kardeşimin kızıdır. Suveybe hatun beni ve Ebu Selemeıyi emzirmişti. Bu sebeple sakın bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi de (evleneyim diye) arz etmeyiniz (teklif etmeyiniz)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve iki kızkardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı). "(Nisa, 23) Bu başlık altında Buhari sözü geçen Ümmü Habibe yolu ile gelen hadisi kaydetmiş bulunmaktadır. Buna sebep ise: "Bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi deevlenme teklifi ile arz etmeyiniz" demiş olmasıdır. İki kızkardeş ile birlikte evli bulunmak İcma' ile haramdır. Bunlar ister anne baba bir kızkardeş olsunlar, ister baba bir, ister anne bir olsunlar, ister neseb yoluyla, ister süt emmek yoluyla kardeş olsunlar, fark etmez. Ancak sağ elin malik olması (cariyelik) yoluyla olmaları hususunda görüş ayrılığı vardır. Seleften bazıları bunu caiz kabul etmişlerdir. Aynı zamanda bu, İmam Ahmed'den gelen bir rivayettir. Cumhur ile çeşitli bölgelerin fukahası bunu kabul etmemektedir. Kadının halası ya da teyzesi ile birlikte nikahlanması da bu türdendir
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبٌ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما يَقُولُ تَزَوَّجْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَزَوَّجْتَ ". فَقُلْتُ تَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا. فَقَالَ " مَا لَكَ وَلِلْعَذَارَى وَلِعَابِهَا ". فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ فَقَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Ben evlendim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Nasıl biri ile evlendin, diye sordu. Ben: Dul ile evlendim, dedim. O: Neden kendisi ile oynaşacağın bakire kızla evlenmedin ki, diye sordu." (Hadisi Cabir'den rivayet eden Muharib dedi ki) Ben bunu Amr İbn Dinar'a aktardım, Amr dedi ki: Cabir İbn Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Niye kendisiyle oynaşacağın ve seninle oynaşacak bir kız ile evlenmedin, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dul kadınları evlendirme." Buradaki "es-seyyibat", bakire olmayan anlamındaki "seyyibe"nin çoğuludur. "Acele etmene sebep ne?" Ne diye acele ediyorsun, demektir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadiste bakireleri nikahlamak teşvik edilmektedir. 2- Cabir'in kızkardeşlerine olan şefkati ve onların faydasına olan hususları kendi nefsi payına tercih etmesi dolayısıyla faziletli olduğu. 3- Bu hadisten anlaşıldığına göre iki masıahat çatışacak olursa, onlardan daha önemli olan öncelenir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cabir'in yaptığı işi doğru bulmuş ve bundan dolayı ona dua etmiştir. 4- Hayır bir iş yapana -kişinin kendisiyle alakalı olmasa dahi- dua edilir. 5- İmam (yönetici) arkadaşlarına durumları hakkında soru sorar, onların hallerini inceler. Onlara kendi maslahatlarına daha uygun olanı gösterir ve maslahatın hangi cihette olduğuna dikkatlerini çeker. 6- Kadının, kocasına, herhangi bir şekilde kocası ile yakınlığı bulunan çocuğuna, kardeşine, ailesine hizmet etmesi meşrudur. 7 - Kocanın bu amaçla evlenmesinde ve hanımından bunu beklemesinde bir sakınca yoktur. Bununla birlikte hanımın bunları yapması görevi değildir. Ancak bundan anlaşıldığına göre bu hususta adet böylece uygulanagelmiş idi. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona tepki göstermemiştir. Daha önce kaydedilmiş olan rivayette geçen "harkaa: iş beceremeyen" lafzı da, "eliyle bir iş yapamayan" demektir. Yani kendisinin de, başkasının da işlerini nasıl yoluna koyacağını bilmeyen kişi demektir. "Kocası yanında bulunmayan kadın ustura kullansın." Yani üzerindeki gereksiz kılları, tüyleri izale etsin. Burada "ustura kullanmak" tabirinin kuilanılması ise çoğunlukla kılları ve tüyleri izale etmekte usturanın kullanılmış olmasındandır. Bununla birlikte ustura dışında bir şeyle bu tür tüyleri izale etmek de men edilmiş değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ هَلَكَ أَبِي وَتَرَكَ سَبْعَ ـ أَوْ تِسْعَ ـ بَنَاتٍ، فَتَزَوَّجْتُ امْرَأَةً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَزَوَّجْتَ يَا جَابِرُ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ". قُلْتُ ثَيِّبًا. قَالَ " هَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ، أَوْ تُضَاحِكُهَا وَتُضَاحِكُكَ ". قُلْتُ هَلَكَ أَبِي فَتَرَكَ سَبْعَ ـ أَوْ تِسْعَ ـ بَنَاتٍ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَجِيئَهُنَّ بِمِثْلِهِنَّ، فَتَزَوَّجْتُ امْرَأَةً تَقُومُ عَلَيْهِنَّ. قَالَ " فَبَارَكَ اللَّهُ عَلَيْكَ ". لَمْ يَقُلِ ابْنُ عُيَيْنَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنْ عَمْرٍو " بَارَكَ اللَّهُ عَلَيْكَ ".
Cabir İbn Abdullah r.a. şöyle demiştir: Babam vefat ettiğinde yedi yahut dokuz kız çocuğu vardı. Daha sonra ben bir kadınla evlendim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana evlenip evlenmediği mi sorduğunda ona olumlu cevap verince bana "Kız mı dul mu?" diye sordu. Ben de dulolduğunu söyledim. Bunun üzerine "Oynaşacağın ya da birlikte güleceğin bir kız yok muydu?" dedi. Ben de dedim ki "Babam yedi yahut dokuz kız bırakıp öldü. Onların başına onlar gibi birisini getirmek istemedim. Onlara bakacak birisiyle evlenmek istedim". Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah mübarek kılsın" diye dua etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Uyeyne ve Muhammed İbn Müslim'in Ömer'den yaptıkları nakilde "Allah mübarek kılsın" ibaresi yoktur. Nebi s.a.v.'in Abdurrahman İbn Avf için yaptığı dua yalnızca onun eşiyle ilgili bereket niyazı anlamına gelmekte iken Cabir İbn Abdullah için yaptığı dua da ise kız kardeşlerinin masıahatını kendi nefsine tercih ettiği için onun aklına bereket niyazı söz konusudur. Çünkü Cabir kardeşleri sebebiyle genelde genç bir erkeğin tercih edeceği bir kızla evlenmek yerine dul bir kadınla evlenmeyi yeğlemiştir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْيَتِيمَةُ تُسْتَأْمَرُ فِي نَفْسِهَا فَإِنْ صَمَتَتْ فَهُوَ إِذْنُهَا وَإِنْ أَبَتْ فَلاَ جَوَازَ عَلَيْهَا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي مُوسَى وَابْنِ عُمَرَ وَعَائِشَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي تَزْوِيجِ الْيَتِيمَةِ فَرَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا زُوِّجَتْ فَالنِّكَاحُ مَوْقُوفٌ حَتَّى تَبْلُغَ فَإِذَا بَلَغَتْ فَلَهَا الْخِيَارُ فِي إِجَازَةِ النِّكَاحِ أَوْ فَسْخِهِ . وَهُوَ قَوْلُ بَعْضِ التَّابِعِينَ وَغَيْرِهِمْ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ يَجُوزُ نِكَاحُ الْيَتِيمَةِ حَتَّى تَبْلُغَ . وَلاَ يَجُوزُ الْخِيَارُ فِي النِّكَاحِ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ وَغَيْرِهِمَا مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ . وَقَالَ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ إِذَا بَلَغَتِ الْيَتِيمَةُ تِسْعَ سِنِينَ فَزُوِّجَتْ فَرَضِيَتْ فَالنِّكَاحُ جَائِزٌ وَلاَ خِيَارَ لَهَا إِذَا أَدْرَكَتْ . وَاحْتَجَّا بِحَدِيثِ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَنَى بِهَا وَهِيَ بِنْتُ تِسْعِ سِنِينَ . وَقَدْ قَالَتْ عَائِشَةُ إِذَا بَلَغَتِ الْجَارِيَةُ تِسْعَ سِنِينَ فَهِيَ امْرَأَةٌ .
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Babasız kızın nikahlanması için kendisinin izni alınır.” Eğer susarsa bu, onun izni demektir. Kabul etmezse üzerine varılmaz. (Yani evlenme konusu kendisine ulaştırılır ve kabul etmeyip reddederse anlamındadır.) (Ebû Dâvûd, Nikah: 22) Bu konuda Ebû Mûsâ, İbn Ömer ve Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir. Yetim kızların evlendirilmesi konusunda ilim adamları değişik görüşler ortaya koymuşlardır; Bir kısmı: Yetim kız çocuğu küçük yaşta nişanlanırsa bu nikah akıl baliğ oluncaya kadar durdurulmuş demektir. Bülûğa erince bu nikahı hükümsüz kılma ve geçerli kılma yetkisine sahiptir. Tabiin ve sonraki dönem alimlerinden bir kısmı bu görüştedir. kısım alimler ise şöyle derler: Yetimin nikahlanması bülûğa ermeden caiz olmaz. Nikahta seçim caiz değildir. Sûfyân es Sevrî, Şâfii ve ilim adamlarından bir kısmı bu görüştedir. Ahmed ve İshâk diyor ki: Yetim kız dokuz yaşına vardığında evlendirilebilir. Kendisi razı olursa nikahı caizdir. Ergenlik çağına ulaşınca seçme hakkı diye bir şey yoktur. Ahmed ve İshâk, Âişe’nin dokuz yaşında Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile evlenmesini delil olarak kullanırlar. Âişe der ki: “Kız dokuz yaşına vardığında kadın sayılır.”