Sahîh-i Buhârî · 5392
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ، وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter." Cerir'den şöyle dediği nakledilmiştir: Hadis, bir kişiyi doyuran bir yemeğin iki kişinin açlığını giderebileceği manasınadır. İki kişilik yemek de dört kişinin açlığını giderir. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadislerle, fazilete ve yetecek kadarı ile kanaat etmeye teşvik kastedilmektedir. Yoksa bundan maksat, yeterli olan miktarın münhasıran tespiti değildir. Maksat başkalarının görüp gözetilmesi gereğini anlatmak ve yemeği olan iki kişinin hazır bulunanlara göre yemeklerine üçüncüsünü, gerekirse de dördüncüsünü katmaya teşvik etmektir. İbn Mace'deki Ömer yoluyla gelen hadiste şu lafız ile zikredilmiştir: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği üç kişiye ve dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de beş kişiye ve altı kişiye yeter." Abdurrahman b. Ebi Bekr'in rivayet ettiği hadiste Ebu Bekr'in misafirleri ile ilgili kıssada da şu ibareler yer almıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle . buyurdu: Kimin yanında iki kişilik bir yemek varsa üçüncü bir kişiyi alıp gitsin, kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşincisini ya da altıncısını alıp gitsin." Taberani'de İbn Ömer yoluyla gelen hadis de bundaki illetin ne olduğuna işaret vardır. Hadisin baş tarafları şöyledir: Hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü bir kişinin yemeği ikikişiye yeter." İşte bu hadisten, yetecek miktarın aslında toplu olmak bereketinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Topluluk ne kadar çoğalırsa, bereket de o kadar artar. Tirmizi de İbn Ömer'in hadisine işaret etmiş, ayrıca el-Bezzar da Semura'dan, Ömer'in rivayet ettiği hadise yakın bir hadis nakletmiş, sonunda da "ve Allah'ın eli cemaatin üzerindedir" fazlalığını da kaydetmiştir. İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: Ebu Hureyre'nin hadisinden yemeklerin topluca yenilmesinin müstehap olduğu ve kişinin tek başına yemek yememesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yine hadiste başkasının gözetilmesi halinde bereketin de elde edileceğine ve hazır bulunanların hepsini kapsayacağına işaret vardır. Ayrıca hadisten, kişinin yanında bulunan yiyeceği küçümseyerek onu misafirlerin önÜne koymaktan çekinmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü az bir miktar ile dahi yetinmek mümkün olabilir. Yani kişi bu yolla açlığını giderebilir ve bünyesinin de ayakta durmasını sağlayabilir, yoksa gerçek manada tokluk olmayabilir
Benzer hadisler
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeterlidir.” Diğer tahric: İbn Mace, Etıme Tirmizî: Bu konuda Cabir ve İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Cabir ve İbn Ömer; Peygamber (s.a.v.)’den şöyle rivayet etmişlerdir: “Tek kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye dört kişinin yemeği ise sekiz kişiye yeterlidir.” Muhammed b. Beşşar; Abdurrahman b. Mehdî vasıtasıyla Sûfyan’dan, Ameş’den, Ebû Sûfyan’dan, Cabir’den bu hadisi aynı şekilde rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ شَرِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا مِنْ زَمْزَمَ.
İbn Abbas'tan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta olduğu halde Zemzem'den içti, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis ayakta olanın su içmesinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Ancak bu işi açıkça nehyeden birtakım hadisler de bununla tearuz halindedir. Bunlardan birisi Müslim'in, Enes'ten naklettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta su içmeyi kabul etmemiştir" şeklindeki hadisidir. Yine bunun benzeri bir hadis Müslim'de Ebu Said'den "nehyetmiştir" lafzıyla gelmiştir. Buna benzer bir rivayet de Tirmizi'nin hasen olduğunu belirterek naklettiği el-Carad yoluyla gelen hadistir. Müslim'in Ebu Gatafan'dan, onun Ebu Hureyre'den diye ge17n yolla "sizden hiçbir kimse ayakta su içmesin, unutarak içen olursa kussun" lafzı ile zikrediImiştir. Müslim'de, Katade yoluyla Enes'ten gelen rivayet: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adamın ayakta su içmesini nehyetti. Katade: Biz Enes'e: Ya yemek yemek, diye sorduk. O: O iş daha şerıidir, diy~ cevap verdi" şeklindedir. el-Mazerı dedi ki: İnsanlar bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Cumhurun kanaati ise bunun caiz olduğudur. Bazıları ise bunu mekruh görmüşlerdir. Hocalarımızdan birisi şöyle demiştir: Muhtemelen bu yasak, arkadaşlarına su getirip de onlardan önce bu işi tekeline alırcasına ve bir topluluğa su içiren bir kimse aralarında en son içer kuralının da dışına çıkarak, onlardan önce ayakta su içen kimse hakkındadır. Hocamız dedi ki: Aynı şekilde Ebu Hureyre hadisinde sözü geçen kusma emri de böyledir. İlim ehli arasında, bir kimsenin kusmakla yükümlü olmadığı hususunda görüş ayı•ılığı yoktur. Bazı ilim adamları da şöyle demiştir: Bu rivayetin kuvvetli görülen şekli, bunun Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğudur. (Nebie ait bir söz olmadığıdır.) Enes'in hadisi de aynı şekilde ayakta yemek yemeyi, ihtiva etmektedir. Ayakta yemek yemenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Gördüğüm kadarıyla ayakta su içmeye dair hadisler, caiz oluşa delildir. Yasak oluşunu ihtiva eden hadisler ise müstehaplığa (oturarak içmenin müstehap oluşuna) ve daha uygun ve kamil olana teşvik diye yorumlanmalıdır, yahut ayakta içmenin zararlı olması dolayısıyla bunu kabul etmediği, kendisinin ise bu hususta güven altında olması dolayısıyla yaptığı şeklinde de açıklanabilir. Nevevi de özetle şunları söylemektedir: Bu hadislerin manası, bazı ilim adamları için içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Hatta bu hususta batıl sözler söylemeye kadar gitmişler ve bazılarının zayıf olduğunu ileri sürebilecek kadar cüretkarlık göstermişlerdir. Düşülen hataları yaygınlaştırmanın da açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun yerine doğru olan zikredilir, hatadan sakındırmak için de onlara işarette bulunulur. Hadislerde içinden çıkılamayacak bir durum olmadığı gibi, aralarında zayıf olanı da yoktur. Aksine doğrusu şudur: Bu hadislerdeki yasak, tenzih hakkında (kaçınmak için) yorumlanır. Ayakta içmek de caiz oluşu devam ettirmek içindir. Nesh ya da başka bir iddiada bulunan kimseler ise hata etmişlerdir. Çünkü nasların telifi mümkün olduğu takdirde tarih (hangisinin önceliği) sabit olsa dahi neshe gidilmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiili uygulaması ise cevazı açıklamak içindir. Böyle bir iş onun hakkında asla mekruh olamaz. O herhangi bir şeyi beyan etmek için bir ya da birkaç defa yapardı, ama daha faziletli olanı daha çok ve ısrarla yapardJ. Kusma emri ise müstehaplığa yorumlanır. Dolayısı ile ayakta su içen kimsenin bu açık ve sahih hadis dolayısıyla kusması müstehaptır. Çünkü emrin vücuba yorumlanmasına imkan yoksa müstehaplığa yorumlanır. Iyad'ın: Ayakta su içen kimsenin kusma yükümlülüğünün bulunmadığı üzerinde ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur, sözlerine ve ayrıca bununla hadisin zayıf oluşuna işaret etmesine gelince, onun bu işaretine hiçbir şekilde iltifat edilmez. İlim ehlinin kusmayı vacip görmemeleri, kusmanın müstehap oluşuna mani değildir. İcma ile böyle bir müstehabın bulunmadığını iddia eden kimse ise, anlamsız bir iddiada bulunmaktadır. Birtakım vehim, iddia ve saçmalar ile sahih sünnet terk edilemez. --- Nevevl'nin sözü burada bitti. --- Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İlim adamı, insanların bir işten kaçındıklarını görüp onun caiz olduğunu biliyor ise, meselenin uzun süre devam edip haram olduğunun zannedilmesini önlemek için doğru olan şekli açıklamalıdır. İlim adamı böyle bir şeyden korktuğu takdirde kendisine soru sorulmadan dahi olsa hükmü açıklamakta elini çabuk tutmalıdır. Eğer soru sorulursa o zaman durumu açıklaması gereği daha da pekişir. 2- Herhangi bir kimseden hoşlanılmayan bir hal görürse, o kişiyi belli bir maksadı yoksa adıyla ayrıca teşhir etmez, aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benzeri hallerde yaptığı gibi kinayeli olarak onu söz konusu eder
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ إِلَى نِسَائِهِ فَقُلْنَ مَا مَعَنَا إِلاَّ الْمَاءُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَضُمُّ، أَوْ يُضِيفُ هَذَا ". فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا. فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَكْرِمِي ضَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ قُوتُ صِبْيَانِي. فَقَالَ هَيِّئِي طَعَامَكِ، وَأَصْبِحِي سِرَاجَكِ، وَنَوِّمِي صِبْيَانَكِ إِذَا أَرَادُوا عَشَاءً. فَهَيَّأَتْ طَعَامَهَا وَأَصْبَحَتْ سِرَاجَهَا، وَنَوَّمَتْ صِبْيَانَهَا، ثُمَّ قَامَتْ كَأَنَّهَا تُصْلِحُ سِرَاجَهَا فَأَطْفَأَتْهُ، فَجَعَلاَ يُرِيَانِهِ أَنَّهُمَا يَأْكُلاَنِ، فَبَاتَا طَاوِيَيْنِ، فَلَمَّا أَصْبَحَ، غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ضَحِكَ اللَّهُ اللَّيْلَةَ ـ أَوْ عَجِبَ ـ مِنْ فَعَالِكُمَا " فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ}
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. O da (misafire bir şeyler ikram etmek Üzere) hanımlarına haber gönderdi. Onlar: yanımızda sudan başka bir şey yok, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunu kim beraberinde alıp götürür --ya da misafir eder-- diye buyurdu. Ensardan bir adam, ben dedi. Adamı alarak hanımına gitti ve, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in misafirine ikram et, dedi. Hanımı, yanımızda çocuklarına yetecek kadarından fazlası yok deyince, kocası yemeğini hazırla ve kandilini yak, çocuklarını akşam yemeğini yemek istedikleri takdirde uyut, dedi. Kadın yemeğini hazırladı, kandilini yaktı, çocuklı.rını uyuttu. Daha sonra kalkıp kandilini düzeltir gibi yaparken kandili söndürdü. Her ikisi de adama yemek yedikleri izlenimini verdiler. Karı-koca yemek yemeden geceyi geçirdiler. Sabah olunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Resulullah şöyle buyurdu: Bu gece Allah -ikinizin yaptığına güldü --ya da beğendi.-- Bunun üzerine yüce Allah, "Kendileri fakirlik içinde bulunsalar dahi öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar, umduklarını bulanların ta kendileridir. " [Haşr, 9] buyruğunu indirdi. Bu Hadis 4889 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizi Tefsirul Kur’an; Müslim, Eşribe Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir adam Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in yanına geldi." Bunun ismini tespit edemedim. İleride onun Ensardan birisi olduğuna dair bilgi gelecektir. "Hanımlarına haber gönderdi." Yani onlardan misafirini ağırlayacak şeyler istedi. "Yanımızda sudan başkası yok, dediler." Bu ibarede bu olayın yüce Allah'ın Hayber ve benzeri diğer yerleri fethetmeyi nasip etmeden önce, ilk dönemlerde olduğu izlenimi vardır. "Kim yanına alır ya da misafir eder?" Yani kim bunu yanına alıp, onu misafir olarak ağırlar? Ebu Usame yoluyla gelen rivayette: "Bu gece bu adamı misafir edecek bir kimse yok mu? Allah da ona rahmet ihsan edecektir" şeklindedir. "Ensardan bir adam: Ben dedi." İbnu't-Tın'in iddiasına göre bu Sabit b. Kays b. Şemmas'dır. "Çocuklarıma yetecek kadarından fazlası yok." Misafir edenin ve hanımının akşam yemeği yemiş olması ihtimali vardır. Çocukları da o sırada işleriyle meşgul veya uykuda olduklarından onlara yetecek kadarını ayırmışlar yahut da çocuklarının akşam yemeğine ihtiyaçlarının fazla olması dolayısıyla akşam yemeğini onlara ayırmış olabilirler. Ebu Usame yoluyla gelen rivayetteki: "Biz de bu gece aç kalırız" sözleri dolayısıyla kabul edilmeye değer görüş de budur. Bu rivayetin sonunda aynı şekilde her ikisinde de: "Akşam bir şey yemeden sabahı ettiler" denilmektedir. "Kandilini yak, çocuklarını uyut." Müslim'deki bir rivayette "onları herhangi bir şeyle oyala" şeklindedir. "Bu gece Allah sizin yaptığınızdan dolayı güldü ya da beğendi." Gülmenin ve beğenmenin yüce Allah'a nispet edilmesi mecazidir. Her ikisinden de maksat karı-kocanın yapmış olduklarından razı olmasıdır. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar Hadiste dini ya da dünyevi bir masıahat bulunduğu takdirde, ağır olmayan bir zarar ihtiva ediyor olsa dahi babanın fiilinin, küçük çocuğu hakkında geçerli ve nafiz olduğuna delil vardır. Bu hüküm küçük çocuğun benzer durumlara adeten katlanabileceğinin bilinmesi şartına bağlı olarak kabul edilir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ كَانَ مِنَ الأَنْصَارِ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو شُعَيْبٍ، وَكَانَ لَهُ غُلاَمٌ لَحَّامٌ فَقَالَ اصْنَعْ لِي طَعَامًا أَدْعُو رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَامِسَ خَمْسَةٍ، فَدَعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَامِسَ خَمْسَةٍ، فَتَبِعَهُمْ رَجُلٌ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكَ دَعَوْتَنَا خَامِسَ خَمْسَةٍ وَهَذَا رَجُلٌ قَدْ تَبِعَنَا، فَإِنْ شِئْتَ أَذِنْتَ لَهُ، وَإِنْ شِئْتَ تَرَكْتَهُ ". قَالَ بَلْ أَذِنْتُ لَهُ. قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيْلَ يَقُولُ إِذَا كَانَ الْقَوْمُ عَلَى الْمَائِدَةِ لَيْسَ لَهُمْ أَنْ يُنَاوِلُوا مِنْ مَائِدَةٍ إِلَى مَائِدَةٍ أُخْرَى وَلَكِنْ يُنَاوِلُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا فِي تِلْكَ الْمَائِدَةِ أَوْ يَدَعُ
Ebu Mes’ud el-Ensari’den dediki: Ensar arasında Ebu Şuayb diye Anılan bir adam vardı. Bu adamın da kasap bir kölesi vardı. Kölesine: Bana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i da beşinci kişi olarak davet edeceğim şekilde bir yemek hazırla, dedi. Adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beşin beşincisi olarak davet etti. Bunların arkasına bir kişi daha takıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ev sahibine): Sen bizi beşin beşincisi olarak davet ettin. Bu adam da arkamızdan geldi. Arzu edersen ona izin verirsin, arzu edersen onu dışarıda bırakırsın, diye buyurdu. Adam: Hayır, ona izin verdim, diye cevap verdi." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hadisten pek çok sonuç çıkarblmıştır: 1- Kasaplık mesleğini icra ederek kazanç sağlamak caizdir. 2- Mesleği olan kölenin gücü yettiği şekilde çalıştırılması ve o meslekten kazandıklarından yararlanmak da caizdir. 3- Misafirlik meşrudur ve misafir edilmeye ihtiyacı olan kimselerio. misafir edilmesi de tekiden müstehaptır. 4- Başkasına yemek hazırlayan bir kimse, yemeği o başkasına göndermek ile onu evine davet etmek arasında muhayyerdir. 5- Bir kimse bir başkasını ziyafete davet etmiş ise, onunla birlikte özel arkadaşlarının ve onun meclis arkadaşlarının bulunduğunu görürse, o kimseleri de davet etmesi müstehaptır. 6- Hadiste geçen: "Ben onun yüzünden aç olduğunu anladım" ifadesi dolayısıyla, delil e göre hüküm verilebilir. 7- Ashab-ı kiram onun bereketinden yararlanmak ümidiyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzüne uzun uzun bakarlardı, ama aralarında -Müslim'in naklettiği rivayette Amr b. el-As 'ın açıkça ifade ettiği gibi- utancından, hayasından ötürü uzun süre yüzüne bakamayanlar da vardı. 8- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazı hallerde açlık çekerdi. 9- İmamın, soylu birisinin, yaşça büyük bir kimsenin, kendilerinden daha aşağı mertebede bulunanların davetlerini kabul edip, kasaplık gibi pek üstün olmayan meslek sahiplerinin yemeklerinin yenilebileceği de belirtilmektedir. 10- Bu gibi meslekleri icra etmek hoşlanılmayan şeylerden sakınan kimselerin değerini düşürmediği gibi, sırf bu meslekleri icra ediyorlar diye bu meslek sahiplerinin şahit1iği de düşmez. 11- Bir topluluk için ziyafet yemeği hazırlayan bir kimsenin daha fazlasına gücü yetmiyor ise onlara yetecek kadar yemek hazırlaması ve o miktardan daha aşağısını -bir kişinin yemeği iki kişiye yeter prensibine dayanarak- hazırlamaması gerekir. 12- Belli bir niteliğe sahip bir topluluk eğer ziyafete davet edilmiş ise daha sonra da davet esnasında kendileri ile beraber olmayan bir kişi ile karşı karşıya kalırlarsa bu şahıs o davetin genel çerçevesine girmez. 13- Yapılan davete davetsiz olarak katılan bir kimseyi davet sahibi dışarıda İUtmakta muhayyerdir. Davet sahibinin izni olmadan içeri girerse onu dışarı çıkartabilir. 14-Davetsiz olarak katılan bir kimse derhal bu katılımdan alıkonulmaz. Çünkü bu adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in peşinden gitmiş ve davet sahibinin gönül hoşluğuyla ona izin vermesi ihtimali dolayısıyla onu geri çevirmemiştir. 15- Bu hadisin davetsiz misafirliğin caiz oluşu konusunda asıl bir dayanak olarak alınması gerekir. Ama buna ihtiyacı olan kimseler için de kayıtlanması gerekir. 16- Hadis ayrıca ziyafete davet olunan kimsenin davet edenin, bu işe razı olduğunu bilmesi hali dışında, başkasını peşine takmamasına ve bu durumda davetsiz misafirin haram yemiş olacağına da delil gösterilmiştir. 17- Davet edilen bir kimse eğer kendisi ile beraber gelenlerden bir kişiye izin vermeyecek olursa, kendisi daveti kabul etmemezlik etmez. Müslim'in, Enes'in rivayet ettiği: "Farslı birisi güzel sulu yemek yapardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir yemek hazırlayıp, onu o yemeğe davet etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Aişe'yi göstererek: Bu da mı deyince, adam hayır dedi. Bu sefer Nebi de: (O halde ben de) hayır (diyorum) diye buyurdu." hadisine gelince, buna da şöyle cevap verilir: Orada davet bir ziyafete değildi. Farisi sadece bir kişiye yetecek kadarıyla yemek hazırlamıştı. Eğer Aişe'nin de gelmesine izin verecek olursa, Nebie yetmeyeceğinden korkmuştu. Muhtemelen aradaki fark şu da olabilir: Aişe davetsiz misafirden farklı olarak, davetin yapıldığı esnada hazır bulunuyordu. 18- Bu gibi durumlarda kendisinden izin istenen kişinin Ebu Şuayb'in yaptığı şekilde sonradan davetsiz olarak gelene izin vermesi gerekir. Böyle bir iş de mekarim-i ahlaktandır
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، كَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً كَثِيرًا، فَأَسْلَمَ فَكَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً قَلِيلاً، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَأْكُلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرَ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre "Bir adam çokça yemek yerdi. Müslüman olduktan sonra çok az yemek yemeğe başladı. Bu durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarılınca o: Mu'min tek bir bağırsak için yer, kafir ise yedi bağırsak için yer, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben Allah'a ve Rasulüne iman ediyorum, dedi." Bundan dolayı ilim adamları hadisi ileride açıklaması geleceği üzere zahirinden anlaşılan bir başka anlama yorumlamakta ittifak etmişlerdir. Hadisin ne anlama geldiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Zahirinden anlaşılanın kastedilmediği ama asıl maksadın, mu'minin dünyadaki zahidliğini, kafir'in de dünyaya karşı tutkusunu bir örnekle açıklamak olduğu söylenmiştir. mu'min kimsenin dünyadan az nasip almak istemesi dolayısıyla o tek bir bağırsak için yemek yer. Kafir ise dünyaya şiddetli şekilde bağlı ve istekli olduğundan, çokça dünyalığa sahip olmak istediğinden yedi bağu'sak için yer (gibidir). Yoksa maksat gerçek manasıyla bağırsaklar da değildir, özelolarak yemeğin miktarı da değildir. Maksat sadece birisinin dünyadan az bir şeyleralmaya çalıştığını, diğerinin ise olabildiği kadar çok almaya gayret ettiğini anlatmaktır. Sanki dünyayı ele geçirme isteğini yemek ile bunun sebep ve yollarını da bağırsaklar ile ifade etmiş gibidir. Aradaki ilişki de açıkça anlaşılmaktadır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: mu'min helal yer, kafir ise haram yer. Varlık aleminde helal olan şeyler ise haramlardan daha azdır. Bu açıklamayı da İbnu't-Tin nakletmiştir. Maksadın, mu'minin çok yemek yemenin, kafirin niteliği olduğunu bilmesi halinde az yemek yemeye teşvik edilmesi olduğu da söylenmiştir. Çünkü mu'minin kendisi kafirin niteliğine sahip olmaktan nefret eder. Çok yemek yemenin kafirlerin niteliğinden olduğuna yüce Allah'ın şu buyruğu da•delil teşkil etmektedir: "Kafirler ise, onlar faydalanırlar ve davarların yediği gibi yerler.''(Muhammed, 12) Aksine, hadis zahiri üzeredir de denilmiştir. Daha sonra bu görüşte olanlar farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Birinci açıklamaya göre hadis muayyen bir şahıs hakkında varid olmuştur. "Kafir" lafzının başındaki lam, cins için değil, ahi d içindir. Bu görüşü İbn Abdilben- kesin bir ifade ile dile getirerek şöyle demiştir: Hadisin genelolarak yorumlanmasına imkan yoktur. Çünkü müşahede böyle bir anlamı kabil değildir. Nice kafirler vardır ki mu'minden daha az yemek yer, aksi de söz konusudur. Nice kafir vardır ki Müslüman olduktan sonra yediği yemek miktarında bir değişiklik olmamıştır. İkinci görüşe göre ise hadis, çoğunlukla görülen için variddir. Gerçek sayı da kastediimiş değildir. Bunlar yedi sayısının çokluğu anlatmak için özelolarak kullanılan bir mübalağa kipi olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah'ın: "Deniz de ardından yedi deniz daha ona (mürekkep olup) katılsa ... "(Lukman, 27) buyruğunda olduğu gibi. Yani mu'minin özelliği az yemek ile yetinmektir. Çünkü o ibadetin sebepleri olan şeylerle meşguldür. Diğer taraftan şeriatın yemekten kastı, açlığı gidermek, insanın bünyesini ayakta tutmak, ibadete yardımcı olmak olduğunu bilir. Ayrıca daha fazla yemesi halinde hesaba çekilmekten de korkar. Kafir ise tamamen farklı bir durumdadır. O, şeriatın maksadının durduğu yerde durmaz. Bilakis kafir nefsinin, şehvetinin peşinden gider ve haramın sorumluluklarından korkmaksızın arzu ve isteklerini alabildiğine yerine getirmeye çalışır. Böylelikle mu'minin -sözünü ettiğimiz sebepler dolayısıyla- kafirin yediklerine nispet edilmesi halinde, onun yediği miktarın yedide biri gibi görülür. Fakat bu her mu'min ve kafir hakkında genelolarak böyle olmasını gerektirmez. mu'minler arasında ya adeten yahut dahili bir hastalık sebebiyle ya da bir başka sebep dolayısıyla arızı bir durumdan ötürü çokça yiyebilenler olabilir. Kafirler arasında da ya doktorların görüşlerine uygun sağlığına riay.et yahut rahiplerin görüşlerine uygun riyazet amacı ile az yemek yiyen bulunabilir ya da midenin güçsüzlüğü gibi arızi bir sebeple az yiyebilir. et-TIb! dedi ki: Sözün özü şudur: Zühde yönelmek ve açlığı giderecek kadarına kanaatgöstermek tutkusu, kafirin aksine mu'minin şanındandır. Eğer bu niteliğe uymayan bir mu'min ya da bir kafir bulunacak olursa bundan hareketle hadisin tenkidi cihetine gidilemez. Üçüncü görüşe göre bu hadiste mu'minden kasıt, imanı tam mu'mindir. Çünkü Müslümanlığı güzel, imanı kamilolan bir kimsenin düşüncesi, sonunda karşı karşıya kalacağı ölüm ile ölümün sonrası ile meşgul olur. Bu şekilde ileri derecedeki korkusu, çokça tefekkürü ve nefsine karşı şefkati, arzu ve isteklerinin tamamını yerine getirmesine engel olur. Aç gözlülük ise kafirin şanındandır. Bundan dolayı o, hayvanın yediği gibi saldırırcasına yer. Bünyesini ayakta tutmak için gözettiği bir masıahattan ötürü yemez. Ancak el-Hattabi bu açıklamayı kabul etmeyerek şöyle demiştir: Seleften faziletli birçok kimsenin çok yemek yediği nakledilmiştir. Bu imanlarında bir eksiklik meydana getirmemiştir. Dördüncü görüşe göre ise maksat şudur: mu'min yemek yerken, içerken A1lah'ın adını anar. Bundan dolayı şeytan ona ortak olmaz ve az bir şey ona yeterli gelir. Kafir ise besmele çekmez. Bu sebeple şeytan -önceden de açıklandığı üzere- ona ortak olur
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ إِنَّ خَيَّاطًا دَعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِطَعَامٍ صَنَعَهُ ـ قَالَ أَنَسٌ ـ فَذَهَبْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَأَيْتُهُ يَتَتَبَّعُ الدُّبَّاءَ مِنْ حَوَالَىِ الْقَصْعَةِ ـ قَالَ ـ فَلَمْ أَزَلْ أُحِبُّ الدُّبَّاءَ مِنْ يَوْمِئِذٍ.
Enes b. Malik r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir terzi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hazırladığı bir yemeğe davet etti. Enes dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittim. Onun tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı araştırdığını gördüm. Enes dedi ki: İşte o günden bu yana kabağı hep sevmişimdir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arkadaşı ile birlikte yemek yerken tabağın etrafından yemek araştırmak." Tabağın etrafı onun kenarları demektir. "Arkadaşının bundan hoşlanmadığını ortaya koyan bir belirti yoksa." Buhari bu başlık altında Enes r.a.'ın rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı arayıp bulmasına dair hadisini de zikretmektedir. Bu hadis zahiri itibariyle bundan önce geçen, önündekinden yeme emri ile çatışmaktadır. Buhari bu iki hadisi beraberinde yemek yiyen kimsenin buna razı olduğunu bilmesi halinde caiz olduğunu yorumlayarak, iki hadisi bir arada telif etmiş bulunmaktadır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Şerefli bir kimsenin bir meslek icra eden kimse ile ve daha başkaları gibi kendinden daha aşağı bir kişi ile yemek yemesi, onun davetini kabul etmesi, hizmetçi ile beraber yemek yemek caizdir. 2- Hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına karşı ne kadar alçak gönüllü, onlara karşı ne kadar yumuşak olduğu ve zaman zaman onların evlerine gidip geldiği de anlaşılmaktadır. 3-1\z dahi olsa yemek için yapılan davete icabet edilir. 4- Misafirler önlerine konulan yemekten birbirlerine ikram edebilirler. Yasak olan, başkasının önündekini kendisi ya da başkası için almaktır. 5- Hayırlı kimselere benzeme ve yemek ve diğer hususlarda onlara uymaya özel gayret ve dikkat gösterilmelidir. 6- Hadiste Enes'in açıkça bir fazileti görülmektedir. Çünkü o insan tabiatıyla alakah olan hususlara varıncaya kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izinde gitmeye çalışmıştır. Ayrıca bu hususlarda ona tabi olmak için nefsirÜ zorladığı dahi olmuştur. Allah ondan razı olsun