Sahîh-i Buhârî · 5590
Arapça metin
وَقَالَ هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنَا عَطِيَّةُ بْنُ قَيْسٍ الْكِلاَبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ غَنْمٍ الأَشْعَرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَامِرٍ ـ أَوْ أَبُو مَالِكٍ ـ الأَشْعَرِيُّ وَاللَّهِ مَا كَذَبَنِي سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِي أَقْوَامٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحِرَ وَالْحَرِيرَ وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ، وَلَيَنْزِلَنَّ أَقْوَامٌ إِلَى جَنْبِ عَلَمٍ يَرُوحُ عَلَيْهِمْ بِسَارِحَةٍ لَهُمْ، يَأْتِيهِمْ ـ يَعْنِي الْفَقِيرَ ـ لِحَاجَةٍ فَيَقُولُوا ارْجِعْ إِلَيْنَا غَدًا. فَيُبَيِّتُهُمُ اللَّهُ وَيَضَعُ الْعَلَمَ، وَيَمْسَخُ آخَرِينَ قِرَدَةً وَخَنَازِيرَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ".
(Abdurrahman b. Ganm el-Eş'ari), Ebu Amir -ya da Ebu Malik- el-Eş'ari'den rivayetle dedi ki: "Allah 'a yemin ederim, o bana yalan söylemiş değildir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: Ümmetimden bazı kavimler çıkacak ve bunlar hirri (zinayı), ipeği, hamrı ve eğlence aletlerini çalmayı helal belleyecekler. Andalsun bazı topluluklar bir dağın yakınında konaklayacaklar. Çobanları onlara ait koyunlar ile gelecek. Fakir bir kimse bir ihtiyaç için yanlarına varacak da onlar: Sen yarın bize tekrar gel, diyecekler. Allah da onlara geceleyin azap gönderecek, dağı başlarına yıkacak. (Bu azaptan kurtulan) diğerlerini ise kıyamet gününe kadar mesh ederek maymunlara ve domuzlara dönüştürecektir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Hirr'i ... helal bilecekler." el-Hirr, ferc demektir. Yani zinayı helal bilecekler. "Çalgı aletlerini", eğlence araçlarını demektir. "Ve birtakım topluluklar bir dağın yanında konaklayacaklar." (Dağ anlamı verilen) Alem: yüksek dağ demektir. Dağın tepesi diye de açıklanmıştır. "Allah geceleyin onları helak edecek." Geceleyin gönderdiği azap ile onları helak edecek. Çünkü (geceleyin helak etmek anlamı verilen) el-beyat: düşmanın geceleyin baskın yapması demektir. "Dağı başlarına yıkacak." Yani dağı üzerlerine düşürecek, yıkacak. İbn Battal dedi ki: Eğer alem 'den kasıt dağ ise onu üzerlerine kısım kısım yıkacaktır. Eğer yüksek bir bina demek ise o binayı yıkacaktır ve buna benzer bir iş olacaktır, demektir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu hadiste Allahlın haram kıldığı bir şeyi ismini değiştirmek suretiyle helal kılmak için hileli yollara sapan kimselere ağır bir tehdit vardır. 2- Hüküm, illet ile beraberdir. İçkinin haram kılınmasındaki illet ise sarhoşluk vermesidir. O halde sarhoşluk nerede bulunursa haram hükmü de orada . vardır. İsterse isim devam etmesin. 3- İbnu'l-fuab1 der ki: Bu hadis, hükümlerin, isimlerin lafızlan ile değil de bizzat manalar ile alakalı olduğu hususunda esaslı bir dayanaktır. Bu da hükmü lafza ait olarak kabul edenlerin kanaatini reddetmektedir
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَشْبَهَ بِاللَّمَمِ مِمَّا قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنَ الزِّنَا، أَدْرَكَ ذَلِكَ لاَ مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ الْمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ، وَيُكَذِّبُهُ ". وَقَالَ شَبَابَةُ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ebu Hureyre'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklettiği şu sözde anlatılan kadar küçük günaha benzeyen bir şey görmedim: Allah her insana zinadan payını yazmıştır. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Gözün zinası bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır. Nefis arzular ve ister, cinsel organ bu isteği doğrular veya yalanlar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Helak ettiğimiz bir ülke halkının dönmemeleri imkansızdır: Ebu Zer ve diğer rivayetlerde ayet i .... kelimesi ile nakledilmiştir. ....... şeklinde de okunur, iki kıraat de meşhurdur. (Mansur b. en-Numan, İkrime tarikiyle İbn Abbas'tan naklen el-Enbiya, 21195 ayetinde yer alan f ...... kelimesinin Habeş dilinde .... anlamında olduğunu söylemiştir.) Bu bilgiye mevsul olarak ulaşamadım. Taberi şöyle demiştir: Onlar kalplerine mühür vurulduğundan ötürü helak olmuşlardır. Küfürden dönmezler. Ayetin, helak olan kafirlerin Allah'ın azabına dönmeyecekleri anlamında olduğu da söylenmiştir. ...... Nefsanı arzular gibi, kişinin kınanmasına sebep olan davranışlardır. Küçük günahlara yaklaşmak anlamına geldiği de söylenmiştir. Er-Ragıb şöyle ?emiştir: 1 günaha yaklaşmaktır. Bu nedenle küçük günah olarak adlandırılır. ıbn Abbas bu kelimeyi tahsis etmiştir. Hadiste bahsedilenIerin küçük günah kabilinden olduğunu söylemiş olması mümkün olduğu gibi bunların küçük günah hükmünde olduklarını kastetmiş olması da mümkündür. Allah her insana zinadan payını yazmıştır: Yani her insana takdir etmiş ya da meleklere bunu yazmalarını emretmiştir. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Her insan kendisi için takdir edilen ameli işlemekten kaçamaz. Bu ifade hadisin bab başlığına uygunluğunu gösterir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah'ın insan için yazdığı her şey Allah'ın ilminde önceden mevcuttur. Aksi takdirde yazgı insanın başına gelmez. İnsan bu yazgıyı kendinden uzaklaştıramaz. Ama yine de kendisine yasaklanan bir şeyi işlerse kınanır. Çünkü bu günahı işleyeceği gerçeği ondan saklanmış, itaat edebilecek bir güçle donatılmıştır. Zinadan payı olmak: Dokunma ve bakma davranışları zina olarak adlandırılmıştır. Çünkü bunların her biri zina öncesidavranışlardır. Gözün zinası bakmaktır: Bakılması helal olmayana bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır: Küşmihenı rivayetinde konuşmak kelimesi Jk.:....ll yerine Jkll kelimesi ile aktarılmıştır. El-Hattabi şöyle demektedir: Hadiste geçen ı-U' kelimesi ile şu ayette zikredilen husus kastediimiştir: "O kimseler ki küçük kusurlardan başka, günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar"(Necm, 32) Bunlar bağışlanan günahlardır. Bir başka ayette şöyle buyrulmuştur: "Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz. Ve sizi şerefli bir mekana sokarız. "(Nisa; 31) Bu iki ayetten şu sonuç çıkmaktadır: ı-U' küçük günahlardandır, büyük günahlardan kaçınılırsa bunlar örtülüp affedilir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah, küçük günahları bağışlamak suretiyle kullarına lütufta bulunmuştur. İnsan yukarıda zikredilen küçük günahları işlese de cinselorganı bunları tasdik etmese bu günahlar affedilir. Ancak tasdik ederse işte o zaman büyük günah işlenmiş olur
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو مِنَ اللَّيْلِ " اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، قَوْلُكَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ، أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ لِي غَيْرُكَ ". حَدَّثَنَا ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بِهَذَا وَقَالَ أَنْتَ الْحَقُّ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ.
İbn Abbas'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin şöyle dua ederdi: "Allahumme leke'l-hamdu. Ente Rabbu's-semavati ve'l-ardi. Leke'l-hamdu. Ente kayyimu's- semavati ve'I-ardi. Kavluke el-hakku ve va'duke el-hakku ve likauke hakkun. Ve'l-cennetu hakkun ve'n-naru hakkun ve's-saatu hakkun. Allahumme leke eslemtu ve bike amentu ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hasamtu ve ileyke hakemtu fağfirlf ma kaddemtu ve ma ahhartu ve esrartu ve a'lentu. Ente ilahi la ilahe li ğayruke! '' --------------------- Duanın meali:: Ya Rabbi! Hamd ancak sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin Rabbisin. Hamd ancak sana mahsustur. Gökleri ve yeri ayakta tutan sensin. Senin sözün haktır. Vaadin haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır, cehennem haktır. Kıyametin kopması haktır! Ya Allah! Yalnız sana teslim oldum, yalnız sana iman ettim. Yalnız sana güvenip dayandım. Yalnız sana döndüm. Yalnız senin burhanına dayanarak mücadele ettim. Yalnız seni hakem kıldım. Önceden yaptığım, sonradan yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum bütün günahlarımı mağfiret eyle! Sen benim ilahımsın. Senden başka ilah yoktur! Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, bu başlıkla zikrettiği ayette yer alan "bilhakkı" ve hadiste zikri geçen "kavluke el-hakku" ifadesinin tefsirine işaret eder gibidir. "Bilhakkl=Bi kelimeti'l-hakkı" demektir ki bu da "ol" anlamında "kün" emridir. Buhari adeta "el-kavl" ifadesinden maksadın "el-kelime" olduğuna işaret eder gibidir ki bundan maksat -Yüce Allah daha iyi bilir- "kün=ol" emridir. İbn Battal'ın görüşü şöyledir: Burada yer alan "bilhakkı" ifadesinden maksat "el-hezl=şaka"nın zıttıdır. Esma-i hüsnada yer alan "el-hakk" kelimesi, zaH olup, yok olmayan ve değişime uğramayan sabit ve mevcut olan anlamındadır. Rağıb şöyle demiştir: Esma-i hüsnada yer alan "el-hakk", hikmetinin gereğine göre "el-mevcCıd" demektir. Rağıb şöyle der: Hikmet gereği onun fiilinden mevcut olan her şeye "hakk" denilir. Beyhakl'nin el-Esma ve's-Sıfat isimli eserinden nakline göre Halımı şöyle demiştir: "el-Hakk" inkan mümkün olmayan, varlığının tanınması ve itirafı gerekli olan demektir. Allah'ın varlığı itiraf edilmesi gerekli ve inkan caiz olmayan şeylerin en önde gelenidir. Zira Yüce Allah'ın varlığı hakkında zuhur ettiği kadar başka hiçbir varlık hakkında göz alıcı beyyine tezahür etmiş değildir. İmam Buhari bu konuda İbn Abbas'ın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gece namazındaki duasının zikredildiği hadise yer vermektedir. Bu hadiste "Ya Rabbi! Hamd ancak sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin Rabbisin!" cümlesi yer almaktadır. Bu ifadenin açıklaması ve lafız farklılıklan Teheccüd Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Rabbu' s-semavati ve'l-ard=göklerin ve yerin Rabbisin" cümlesinin anlamı, göklerin ve yerin yaratıcısısın demektir. "Bilhakk" Allah gökleri ve yeri hakla yoktan var etti demektir. Bu ifade tıpkı "Rabbena ma halakte Mza batıla=Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın"(AI-i İmran 191) ifadesi gibidir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الْمَاجِشُونُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ خَيْرُ مَالِ الرَّجُلِ الْمُسْلِمِ الْغَنَمُ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ وَمَوَاقِعَ الْقَطْرِ، يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ".
Ebu Said el-Hudri'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İnsanların üzerine öyle (sıkıntılı) bir zaman gelir ki, o günlerde Müslüman kişinin hayırlı malı koyun sürüsüdür. Müslüman o koyun sürüsünü dağ başlarına ve yağmur düşen vadilere götürür. Böylece dini yüzünden olacak fitnelerden kaçar kurtulur!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yalnız Yaşamanın Kötülerle Birlikte Bulunmaya Göre Rahatlık Olduğu." İbnü'I-Mübarek'in Rakaik'ta nakline göre Hz. Ömer "Uzletten nasibinizi alınız" demiştir. Cüneyd'in -Allah bereketinden bizleri de nasip etsin- şu sözü ne kadar güzeldir: "İnzivaya katlanmak insanların içine karışıp, onların suyuna gitmekten daha kolaydır." Hattabi şöyle demiştir: İnzivaya çekilmekte sadece gıybetten ve ortadan kaldıramadığı münkeri görmekten selamette kalmak olsaydı bu bile büyük bir hayır olurdu. imam Buhariinin attığı başlık ile aynı manada Hakim Ebu Zerr'den şöyle bir hadis nakleder: "Bir başına olmak kötü bir kişiyle birlikte olmaktan daha hayırlıdır. "(Hakim, Müstedrek, III, 387) Bu hadisin isnadı hasendir. Yukarıdaki hadiste geçen "eş-şilb" dağ yolu veya dağda bir yer, vadi demektir. "Şalaf" ise dağ başı demektir. Hattabı Kitabu'l-Uzlelde şöyle der: Uzlete çekilmek ve insanların arasına karışmak bağlantılarına göre farklı hüküm içerir. insanlarla birlikte olmayı teşvik eden hadisler, imamlara itaat ve dini durumlarla ilgilidir şeklinde yorumlanmıştır. Bunun aksi olan deliller de aksi durumlar için sözkonusudur. Bedenen insanlarla birlikte bulunmak ve onlardan ayrılmak meselesine gelince; kişi geçimini sağlama ve dinini yaşama açısından kendi nefsiyle yetinebileceğini biliyorsa onun için en uygun olarıı insanlarla bir arada bulunmaktan kaçınmaktır. Ancak bu kişinin cemaate devam etmesi, selam vermesi, verilen selamı alması ve Müslümanların kendi üzerindeki hasta ziyareti, cenazede bulunmak ve benzeri haklarını ifa etmesi şartıyladır. Burada matlub olan bunun dışında fazladan birlikte bulunmayı terk etmektir. Çünkü bu insanın kafasını meşgul eder ve önemli şeyleri ele alacak vakit bırakmaz. insanlarla bir arada bulunma öğlen ve akşam yemeğine ihtiyaç duymaya benzer. Dolayısıyla kişi vazgeçemeyeceği şeyleri yapmakla kısıtlıdır. Bu, beden ve kalp için daha rahatlık vericidir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Kuşeyrı Risalesinde şöyle der: inzivaya çekilmeyi tercih edenlerin düşünce tarzı kişinin insanların kendi kötülüğünden selamette kalmalarına inanmasıdır, bunun aksi değildir. Çünkü birinci anlayışı doğuran kişinin kendi nefsini küçük görmesidir. Bu da mütevazi olan bir kimsenin niteliğidir. ikincisi ise kişinin kendi nefsinde başkalarına göre bir meziyet görmesidir ki bu da böbürlenen ve kibirlenen kimsenin vasfıdır
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَنْتَهِبُ نُهْبَةً يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ وَهْوَ مُؤْمِنٌ ". وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ، إِلاَّ النُّهْبَةَ.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez. İçki içen de içki içtiği sırada mu'min olarak içemez. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mu'min olduğu halde hırsızlık edemez. Yağmacılık yapan kimse de insanların gözleri önünde yağmacılık ettiği zaman mu'min olarak yağmacılık ve çapulculuk edemez." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin kullandığı bu başlık, zina etme ve şarap içmeden kaçın dırma anlamına gelmektedir. İbn Abbas'ın sözünü EbU Bekir b. Ebi Şeybe, Kitabu'l- iman'da Osman b. Ebu Safiyye vasıtasıyla mevsul olarak şöyle rivayet etmiştir: "İbn Abbas kölelerine gulam, gulam diye hitap eder ve şöyle derdi: Seni evlendireyim mi? Zina eden hiçbir köle yoktur ki Allahu Teala ondan iman nurunu çekip almasın."(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VI, 160) Bu hadisi Ebu Cafer et-Taberi Mücahid vasıtasıyla İbn Abbas'tan merfu olarak şöyle rivayet etmiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizi şöyle derken işittim: 'Kim zina ederse Allah onun kalbinden imanın nurunu çekip alır. Eğer bu nuru ona geri vermek isterse geri verir. ,,, Bu hadisin Ebu Davud'da, Ebu Hureyre'den nakledilen şahidi bulunmaktadır. Yukarıdaki hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, imanın bulunmamasını zina fiilinin işlenmesi durumuyla kayıtlamıştır. Bunun gereği, kişi o fiili bitirdikten sonra imansızlık durumunun devam etmemesidir. Doğru olan da budur. Hadisin manası, imansızlık durumunun sona ermesi kişinin o fiilden tam olarak vazgeçmesi durumunda sözkonusudur şeklinde de olabilir. Buna karşılık kişi sözkonusu günahta ısrarlı olduğu halde bu fiili bıraksa onu işleyen gibi olur. Bu gibi kimseden imansızlık durumunun devam etmesi daha isabetli olur. Muharibun bölümünde geleceği üzere hadisin bazı rivayet yollarında yer alan İbn Abbas'ın "Tövbe ederse imanı kendine döner" şeklindeki ifade de bu görüşü desteklemektedir. Fakat Taberi'nin Nafi b. CUbeyr b. Mut'im vasıtasıyla nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez. O fiili bitirdiğinde imanı kendisine geri döner. Bu rivayette "tövbe ettiğinde" şeklinde bir ifade mevcut değildir, fakat o fiili işlemeye ara vermesi sözkonusudur. Bu yaklaşımı günahta ısrarlı olan kimsenin durumunu söz konusu etmektedir. Bir fiili işlemekte ısrarlı olan kimsenin günahı her ne kadar sürekli olsa bile bu günah, mesela hırsızlık fiilinde olduğu gibi onu doğrudan doğruya işleyen kimsenin ki gibi değildir. Hadiste geçen "nühbe" yağma edilmiş mal demektir. Bundan maksat, insanların elinden açıktan açığa ve cebren alınan mal demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "insanların gözleri önünde" ifadesiyle malları ellerinden alınan mağdurların durumuna işaret etmektedir. Çünkü onlar mallarını ellerinden yağma eden kimselere bakmakta ancak buna mani olamadıkları gibi yalvaramamaktadırlar. Bu ifadenin yağmanın gizlenmeden yapılmasının kinaye olarak anlatım olması da muhtemeldir. Bu durumda ifade yağmanın vazgeçilmez bir niteliği olmaktadır. Hırsızlıkla, hile ve düzenbazlıkla malı zimmetine geçirmek (ihtilas) böyle değildir. Çünkü bu fiiller gizlice yapılır. Yağmacılık ise hırsızlıktan daha beterdir. Zira bunda daha fazla bir cüret ve pervasızlık sözkonusudur. Nevevi şöyle demiştir: Bilginler bu hadisin manası üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Araştırmacı bilginlerin ifade ettikleri isabetli ve doğru mana şudur: Bir kimse kamil bir iman halinde iken bu masiyetleri işleyemez. Burada kullanılan ifade bir şeyin olmadığını belirten ifadelerdendir. Maksat ise onun kamil manada olmadığını ifade etmektir. Bu ifadenin benzeri şudur: Fayda veren hariç hiçbir ilim yoktur, ürün verip verimli olan hariç hiçbir mal yoktur, ahiret hayatı hariç hiçbir yaşantı yoktur. Hadisi bu şekilde açıklamamız, Ebu Zerr'in rivayet ettiği şu hadisten dolayıdır. "La ilahe illAllah diyen kimse zina etmiş ve hırsızlık yapmış bile olsa cennete gider." Bir diğer hadis ise meşhur ve sahih olan Ubade hadisidir. Onun nakline göre "İnsanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hırsızlık yapmamak ve zina etmemek üzere bey'at etmişlerdir." Bu hadisin sonunda "Bu fiillerden herhangi birini işleyen kimse dünyada cezasını görür. Bu ona kefaret olur. Dünyada ceza görmeyen kimsenin durumu ise Allahu Teala'a kalmıştır. Allah dilerse onu bağışlar, dilerse azap eder" cümlesi yer almaktadır. Bunun yanında bir de "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar"(Nisa 48) ayet-i kerimesi de vardır. Ayrıca ehl-i sünnetin büyük günah işleyen kimseler, şirk günahını işlemedikçe katir olmaz şeklinde icmaları vardır. Burada yer verdiğimiz iki hadis, ayet-i kerime ve icma bizi bu ve benzeri hadisleri yukarıdaki şekilde açıklamak zorunda bırakmaktadır. Yaptığımız, doğru ve dil açısından uygun bir açıklama olup, dilde çok başvurulan bir yöntemdir. Nevevi son olarak şöyle der: Bazı alimler hadisi "Her kim haram olduğunu bile bile helal olduğuna inanarak zina ederse" şeklinde açıklamışlardır. Hasan-ı Basri ve Muhammed b. Cerir et-Taberi şöyle demişlerdir: Hadisin manası o kişiden Allahu Teala'ın dostlarını isimlendirmiş olduğu övgü ismi çekilip alınır demektir. DQlayısıyla onun hakkında mu'min denemez. O kınanma ismini almaya layıktır. Bu yüzden ona hırsız, zinakar, facir ve fasık denir. İbn Abbas'ın "Böyle bir kişiden imanın nuru çekilip alınır" dediği nakledilmiştir. Bu konuda merfu bir hadis bulunmaktadır. Mühelleb'in "Ondan Allah'a itaat noktasında basireti çekilip alınır" şeklinde mana verdiği nakledilmiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar ı. Zina eden bir kimse ister bekar, ister muhsan, ister zina ettiği kadın yabancı, ister mahremi olsun hadiste belirtilen tehdide dahil olur. Zinanın mahrem olan kadınla yapılmasının daha iğrenç, evli kimse tarafından yapılmasının daha büyük bir günah olduğunda hiç şüphe yoktur. 2. Haram olan dokunma gibi adına zina denilen fiiller hadiste belirtilen zina kavramına dahil değildir. Aynı şekilde haram olan öpme ve bakma da böyledir. Çünkü bunlara dinimizin örfünde her ne kadar zina denilse de burada zikri . geçen zinaya dahildeğildir. Sebebine gelince; bu fiiller "el-lemem" kelimesinin tefsirinde daha önce geçtiği üzere küçük günahlardandır. 3. Az veya çok çalan, hadiste sözü edilen tehdide dahildir. Yağmacılık yapan da böyledir. Ancak bu konu bizce tartışılır. Aralarında bazı Şafii alimleri olmak üzere bir grup bilgin gasbın büyük günah olması için gasbedilen maun nisab miktarı olmasını şart koşmuşlardır. Hırsızlıkta da bazıları kayıtsız şartsız olduğunu söyleseler de durum böyledir. Mutlak ifade meşhur anlayışa paralel yorumlanmıştır. Sözkonusu anlayışa göre hırsızlıkta el kesmenin gerekliliği -nisap miktarından daha azı bile haram olmakla birlikte- nisap miktarının bulunmasına bağlıdır. 4.Başkasının malını haksız yere almak çok büyük bir günahtır. 5. Şarap içen kimse içtiği çok veya az olsun hadiste belirtilen tehdit kapsamına dahildir. Çünkü az miktardaki şarap büyük günahlardan sayılmıştır. Gerçi yasak edilmiş içkinin doğurduğu akıl sakatlığı, aklı bozmayan şeyleri içmekten daha ağırdır. Düğünlerde gelinin başına saçılan şeyler örneğinde olduğu gibi sahibi izin verse bile yağma tümüyle haramdır diyen bilginler bu hadisi delilolarak göstermişlerdir. Fakat Hasan-ı Basri, İbrahim en-Nehai ve Katade, İbnü'l-münzir'in kendilerinden yaptığı bir nakle göre haramlığın şartı, yağmanın "mal sahibinin izni olmaksızın yapılmasıdır" demişlerdir. Ebu Ubeyde bu meselede hüküm onların dedikleri gibidir demiştir. İhtilaflı olan yağma ise, hediyeleri saçan kişinin herkese eşit veya eşite yakın vermek maksadıyla izin verdiği yağmadır. Yağmacılardan güçlü olan zayıf olana galip geldiğinde ve mal sahibinin buna rızası olmadığında sözkonusu yağma mekruhtur ve bu harama kadar gider. Maliki, Şafii ve çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri bunun mekruh olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Böyle bir fiilin mekruh olduğunu belirtenler arasında sahabilerden Ebu Mesud el-Bedri, tabiundan İbrahim en-Nehai ve İkrime bulunmaktadır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو قُلْتُ لِجَابِرِ بْنِ زَيْدٍ يَزْعُمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ حُمُرِ الأَهْلِيَّةِ فَقَالَ قَدْ كَانَ يَقُولُ ذَاكَ الْحَكَمُ بْنُ عَمْرٍو الْغِفَارِيُّ عِنْدَنَا بِالْبَصْرَةِ، وَلَكِنْ أَبَى ذَاكَ الْبَحْرُ ابْنُ عَبَّاسٍ وَقَرَأَ {قُلْ لاَ أَجِدُ فِيمَا أُوحِيَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا}
Amr (b. Dinar)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben Cabir b. Zeyd'e: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ehli merkepleri (etlerini yemeyi) yasakladığını iddia ediyorlar, diye sordum, o şu cevabı verdi: Bunu el-Hakem b. Amr el-Ğifari biz de Basra'da iken söylüyordu. Fakat bir ilim deryası olan İbn Abbas bunu kabul etmeyerek: "De ki: Bana vahyolunanlar arasında bir kimseye haram olduklarını bulduğum yiyecekler yalnızca şunlardır ... "(En'am, 145) buyruğunu okudu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Evcil merkeplerin etlerL" Bu hususta da Buhari'nin hükmünü kesin olarak ifade etmeyişi ile ilgili olarak söylenecekler bundan önceki Başlıkta söylenenler gibidir. Fakat ehli merkepler hususunda tercih edilen görüş, atların aksine yasak oluşudur. Nevevi der ki: Hem ashab-ı kiramın, hem onlardan sonra gelen ilim adamlarının çoğunluğu, evcil eşeklerin etlerinin haram olduğunu söylemişlerdir. Ashab-ı kiramdan İbn Abbas dışında bu hususta muhalif kanaat belirteni tespit edebilmiş değiliz. Millikilere göre bu hususta üç rivayet vardır, üçüncü rivayet mekruh olduğu şeklindedir. Hadiste de belirtildiğine göre tezkiye (şeriatın uygun gördüğü kesim şekli) yenilmesi helal oımayanşeyi temiz kılmaz. Necaset bulaşmaktan ötürü necis olan her bir şeyin de bu husustaki yıkama emrinin mutlak oluşu dolayısıyla bir defa yıkanması yeterlidir. Çünkü emrin bir defa yerine getirilmesi ile emrin gereği yerine getirilmiş olur. Aslolan da birden fazla tekrarın söz konusu olmamasıdır. Ayrıca eşyada aslolan mubahlıktır. Çünkü ashab-ı kiram karşı karşıya kaldıkları meseleler hakkında soru sormalarını gerektiren sebepler bulunmakla birlikte bu hususta Allah Rasulünün kanaatini sormadan diğer yenilmesi helal olan hayvanlar gibi ehli merkepleri kesmiş vepişirmişlerdir. Diğer taraftan ordu kumandanının, emri altındakilerin durumlarını iyice tetkik etmesi de gerekir. Emri altında bulunanlar arasında şeriate uymayan bir iş yapanı gÖrecek olursa, böyle bir şeyin yasak olduğunu ya -onlara konuşma yapması gibi bir yolla- bizzat ilan eder yahut bir münadiye yüksek sesle ilan etmesini emrederek başkası vasıtasıyla bunun yasaklandığını yaygın bir şekilde dile getirir. Böylelikle bu işin yapıldığını gören kimseler bunun caiz olduğunu zannetmesin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا، أَصَابَ الْعَذَابُ مَنْ كَانَ فِيهِمْ، ثُمَّ بُعِثُوا عَلَى أَعْمَالِهِمْ ".
İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah bir kavme azap indirince, o kavim içinde bulunan her ferde azap gelir. Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Allah'ın bir topluluğa azap indirmesi." Yani Allah'ın, bir kavme kötü amellerine ceza olarak azap indirmesi. "Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir." Yani onlardan her bir fert, kendi ameline göre diriltilir. Ameli salih ise akıbeti salih, aksi takdirde kötü olur. Bu azap, salihler için temizlik, fasıklar için intikam olmuş olur. İbn Hibban'ın Sahih'inde Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah aralarında salih kimseler olduğu halde cezasını hak edenlere darbesini indirdiğinde salih kimseler de onlarla birlikte aynı darbeye maruz kalırlar. Sonra herkes kendi niyetine ve ameline göre diriltilir. "(İbn Hibban, Sahih, XVI, 305) İbn Battal şöyle der: Bu hadis, Zeynep bnt. Cahş hadisini açıklamaktadır. Zeynep, Res.ulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "İçimizde bu kadar salih kimseler varken biz helak or muyuz?" diye sormuş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u fücur çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" cevabını vermiştir. Münker açığa vurulup, günahlar alenen işlendiğinde herkes helak edilir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın son sözüne uygun düşen Hz. Ebu Bekir'in naklettiği şu hadistir: "İnsanlar bir münkeri görür de onu değiştirmezlerse Yüce Allah'ın onların tümüne ceza vermesi yakındır." Bu hadisi Sünen imamları rivayet etmiş, İbn Hibban sahih olduğunu belirtmiştir. (İbn Hibban, Sahih, 1,540; Ebu Dawd, Melahim; İbn Mace, Rten; Tirmizi, Tefsir Maide) Bunun bir benzeri Hz. Aişe radıyallilhu anha'nın naklettiği şu hadistir: "Hayret vericidir ki ümmetimden bazı kimseler Beytullah'a sığınmış bir adamı (yakalamaya) yönelirler. Onlar daha çölde iken yerin dibine batırılırlar." Biz "Ya Resulallah! Bazen yolda her çeşit insan bulunabilir" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet! Bunların aralarında oraya kasten yola çıkan olduğu gibi, istemeden çıkan, onlardan olmadığı halde onlarla birlikte bulunan olabi/ir. Bunların tümü helak olup gider ancak değişik şekilde dirilirler. Yüce Allah onları niyetlerine göre diri/tir" buyurdu.(Müs!im, fiten) Müslim'in, Ümmü Seleme'den de buna benzer bir nakli vardır: "Ben Ya Resulallah! Buna istemeden katılanın durumu nasılolur?" diye sordum. Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem "O da onlarla birlikte yerin dibine batırılır, fakat kıyamet günü niyetine göre diri/ir." buyurdu.(Müs!im, fiten) Onun Cabir'den de bir nakli daha vardır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kul öldüğü şekil üzere diri/ir" buyurmuştur. Davudi şöyle der: İbn Ömer hadisinin manası şudur: "Küfürlerinden dolayı azaba uğrayan milletlerin içerisinde çarşı-pazarlarda alışveriş edenler ve onlardan olmayanlar bulunabilir. Bunların tümü eceııeriyle ölür. Ancak kıyamet günü kendi ameııerine göre dirilirler." Kısacası aynı ölümü paylaşmak, aynı sevabı veya cezayı paylaşmayı gerektirmez. Tam tersine her bir ferde kendi niyetine göre amelinin karşılığı verilir. İbn Ebi Cemre bu akıbete uğrayan kimselerin başına bunun gelmesi, marufu emretmeyerek, münkeri yasaklamayarak sessiz kalmaları olduğu kanaatini benimsemiştir. İyiliği emredip, kötülüğü yasaklayanlar ise gerçek mu'minlerdir. Yüce Allah onların başlarına azap göndermez. Tam tersine azabı onlardan savuşturur. Nitekim şu ayetler bu anlayışı teyit etmektedir: "Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir. "(Kasas,59) "Halbuki sen onların içinde iken Allah onları azap edecek değildir ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici deği/dir. "(Enfal 33) Kendisi yapmasa bile kötülüğü yasaklamayanların başına azabın geleceğini şu ayet-i kerime göstermektedir:: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alayedildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıneaya kadar kafirlerle beraber oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz. "(Nisa 140) Bu ayetten kafirlerden ve zalimlerden kaçmanın meşru olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Çünkü onlarla birlikte bulunmak, insanın kendisini tehlikeye atması anlamına gelmektedir. Bu, kişinin onlara yardım etmediği ve yaptıklarına razı olmadığında sözkonusudur. Buna karşılık onlara yardım eder veya yaptıklarından hoşlanırsa artık onlardan olur. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Semud diyarından çıkmakta acele etme emri vermesi bunu teyit etmektedir. İnsanların kendi amellerine göre dirilmeleri adil bir hükümdür. Çünkü onlar ahirette yaptıkları salih amellerin karşılığını alacaklardır. Dünyada ise başlarına hangi bela gelirse gelsin bu yaptıkları kötü amelin kefareti olacaktır. Dolayısıyla dünyada zulmedenlerin üzerine gönderilecek olan azap, onlarla birlikte bulunup, yaptıklarına ses çıkarmayanlara da gelecektir. Bu onların yağcılıklarına bir cezadır. Sonra kıyamet günü her bir fert dirilecek ve kendi amelinin karşılığını alacaktır. Bu hadis-i şerif kötülüğü yasaklamayan kimselere bir uyarı ve büyük bir korkutma niteliklidir. Onların hali bu olduğuna göre yağcılık yapanların hali nice olacaktık! Yapılanlara razı olanların durumu nice olacaktır! Onlarla iş birliği yapanların durumu nice olacaktır! Yüce Allah'tan esenlik dileriz. Biz de şunu ekleyelim: İbn Ebi Cemre'nin açıklamasından çıkan zorunlu sonuç şudur: Asilerin yaptıklarından dolayı itaatkarlara dünyada azap gelmez. Kurtubi et-Tezkire'de bu yaklaşıma meyletmiştir. Az önce yaptığımız açıklama bu hadisin zahirine çok daha yakındır. Bunun bir benzerini Kadı İbnü'l-Arabi benimsemiştir. Bu konu, Zeynep bnt. Cahş'ın naklettiği hadis açıklanırken ele alınacaktır. Zeynep "İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz helak edilir miyiz?" diye sorunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u füeur çoğa/dığı zaman {helak olursunuz)!" diye cevap vermiştir. Bu hadis Fiten bölümünün sonunda gelecektir