Sahîh-i Buhârî · 5648
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُوعَكُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ تُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قَالَ " أَجَلْ إِنِّي أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلاَنِ مِنْكُمْ ". قُلْتُ ذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ قَالَ " أَجَلْ ذَلِكَ كَذَلِكَ، مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى شَوْكَةٌ فَمَا فَوْقَهَا، إِلاَّ كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا سَيِّئَاتِهِ، كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا ".
Abdullah'tan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. O sırada hummadan sarsılıyordu. Ey Allah'ın Rasulü, Sen hummadan dolayı çok şiddetli bir şekilde sarsılıyorsun, dedim. O: Evet, ben sizden iki kişinin hummadan çektiği kadarını çekiyorum, diye buyurdu. Ben: Bunun sebebi sana iki kat ecir verilmesi midir, diye sordum. O, evet bu böyledir. Batan bir diken ve daha yukarısı olsun, Müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah da onun günahlarını affeder. Tıpkı ağacın yapraklarını döktüğü gibi, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlar arasında belası en ağır olanlar, nebilerdir. Sonra faziletçe onlardan sonra gelenler, !onra onlardan sonra gelenler." Bu başlığın birinci kısmı Darimı ve Nesai'nin es-.Sünenull-Kubra'da, İbn Macelnin, sahih olduğunu belirterek TirmiziInin, ıbn Hibban'ın ve Hakim'in rivayet ettikleri hadisin bir bölümündedir. Hepsi de bu hadisi Asım b. Behdele yoluyla Mus'ab b. SaId b. Ebi Vakkas'dan, o babasından diye rivayet etmişlerdir: "Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, insanlar arasında belası en ağır olanlar kimlerdir, diye sordum. O: Nebilel'dir, sonra sırasıyla onlardan sonra gelenler, sonra sırasıyla onlardan sonra gelenlerdir. Kişi dinine göre belayamaruz kalır, diye buyurdu." Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Ve (mu'min) nihayet yeryüzünde üzerinde hiçbir günah bulunmadığı halde yürüyecek seviyeye gelir." Bu hadisi Hakim rivayet etmiştir. ''Yaprakların döküldüğü gibi." Yaprakların etrafa dağınık bir şekilde dökülmesi gibi. Kısacası hadis, hastalığın ağırlaşması halinde ecrin de kat kat artmasına sebep teşkil ettiğini tespit etmektedir. Bundan sonra da şunu eklemektedir: Ecrin kat kat verilmesi, sonunda günahların tamamının dökülmesine sebep olur. Ya da anlam şu şekildedir: Evet, hastalığın şiddetli olması dereceleri yükseltir, aynı şekilde hiçbir günah kalmayıncaya kadar da günahların dökülmesine sebep olur
Benzer hadisler
وَعَنْ حَنْظَلَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، سَمِعْتُ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو عَلَى صَفْوَانَ بْنِ أُمَيَّةَ وَسُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو وَالْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَزَلَتْ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ} إِلَى قَوْلِهِ {فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ}.
Hanzala b. Ebi Süfyan'dan dedi ki: Ben Salim b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Haris b. Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Yahut zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.' [Ali İmran, 128] buyruğu nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hişam'ın, Ebu Said el-Hudri yoluyla rivayet ettiği hadiste belirtildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in alt çenesindeki küçük azı dişini kıran ile onun alt dudağını yaralayan kişi, Utbe b. Ebi Vakkas'tır. Abdullah b. Şihab ez-Zühri'ye göre ise alnını yaralayan kişi odur. Abdullah b. Kamia ise onun yanağını yaralamış ve miğferdeki iki halka yanağına batmıştı. Malik b. Sinan da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünden kanı emmiş, sonra zırhın halkalarını çıkartmıştır. Bunun üzerine Allah Resulü ona: Ateş sana asla değmeyecektir, diye buyurmuştur. İbn İshak da Sa'd b. Ebi Vakkas'ın rivayet ettiği hadiste şunları zikretmektedir: "Ben, kardeşim Utbe b. Ebi Vakkas'ı, Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıklarını yaptıktan sonra öldürmeyi arzuladığım kadar hiçbir kimseyi öldürmeyi arzulamadım." Taberani'de de Ebu Umarne'den şöyle dediği zikredilmektedir: "Uhud günü Abdullah b. Kamia Resulullah sallaHahu aleyhi ve sellem'e bir ok attı. Yüzünü yaraladı ve küçük azı dişini kırdı. Bu arada İbn Kamia: Bu oku benden al, onu ben İbn Kamia atıyorum, deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yüzünden kanı silerken: Allah seni kahretsin, ne oluyor sana, diye buyurdu. Yüce Allah ona bir dağ keçisini musallat etti, onu paramparça edinceye kadar taslayıp durdu
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ.
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَبِي الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ اشْتَكَى سَلْمَانُ فَعَادَهُ سَعْدٌ فَرَآهُ يَبْكِي فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ مَا يُبْكِيكَ يَا أَخِي أَلَيْسَ قَدْ صَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَلَيْسَ أَلَيْسَ قَالَ سَلْمَانُ مَا أَبْكِي وَاحِدَةً مِنَ اثْنَتَيْنِ مَا أَبْكِي صَبًّا لِلدُّنْيَا وَلاَ كَرَاهِيَةً لِلآخِرَةِ وَلَكِنْ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَهِدَ إِلَىَّ عَهْدًا فَمَا أُرَانِي إِلاَّ قَدْ تَعَدَّيْتُ . قَالَ وَمَا عَهِدَ إِلَيْكَ قَالَ عَهِدَ إِلَىَّ أَنَّهُ يَكْفِي أَحَدَكُمْ مِثْلُ زَادِ الرَّاكِبِ وَلاَ أُرَانِي إِلاَّ قَدْ تَعَدَّيْتُ وَأَمَّا أَنْتَ يَا سَعْدُ فَاتَّقِ اللَّهَ عِنْدَ حُكْمِكَ إِذَا حَكَمْتَ وَعِنْدَ قَسْمِكَ إِذَا قَسَمْتَ وَعِنْدَ هَمِّكَ إِذَا هَمَمْتَ . قَالَ ثَابِتٌ فَبَلَغَنِي أَنَّهُ مَا تَرَكَ إِلاَّ بِضْعَةً وَعِشْرِينَ دِرْهَمًا مِنْ نَفَقَةٍ كَانَتْ عِنْدَهُ .
Enes (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Selmân (ı Fârisî) (r.a.) hastalandı. Sa'd (bin Ebî Vakkas) (r.a.) da onu ziyarete gitti. Baktı ki Selman ağlıyor. Bunun üzerine Sa'd, ona: Kardeşim! Seni ağlatan nedir? Sen Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile arkadaşlık etmek şerefine kavuşmadın mı? (Şöyle) değil mi, (böyle) değil mi? (yâni şu ve bu faziletlerin var), dedi. Selman: (Şu) iki şey'den birisi için ağlamıyorum: Ben ne dünyaya bir düşkünlükten dolayı ne de âhiretten hoşlanmamaktan dolayı ağlıyorum Ve lakin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana bir tavsiyede bulundu (idi) de ben kendimi o tavsiyenin sınırlarını mutlaka aşmış sanırım , dedi. Sa'd: O, sana ne tavsiye buyurdu? diye sordu. Selman: O, bana: Binek hayvanı üstünde yolculuk edenin azığı kadar (mal) birinize yeter, diye tavsiyede bulundu (idi). Halbuki ben kendimi o tavsiyenin sınırlarını mutlaka aşmış sanırım. Sana gelince Yâ Sa'd: Hüküm vereceğin zaman hükmünde, (hakları) taksim edeceğin zaman dağıtımında ve bir şeye niyetlendiğin zaman azminde Allah'tan kork (azabından sakın), dedi. (Râvilerden) Sabit demiştir ki: Selman (r.a.)'ın (vefat ettiğinde) yanında olan yirmi küsur dirhemlik nafakadan başka bir mal bırakmadığı haberi bana ulaştı." Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ca'fer bin Süleyman ed-Dubai bulunur. Bu ravinin hadisini Müslim kendi Sahih'inde rivayet etmiş ve İbn-i Main de onu güvenilir saymış ise de İbnü'l-Medini: ''Bizce güvenilir, fakat Sabit'ten münker olan bir hayli hadis rivayet etmiş,'' demiştir. Buhari de zayıf raviler bölümünde: 0, hadisinin bazısında muhalefet eder, demiştir. İbni Hibban da. güvenilir raviler bölümünde: O; Ebü Bekir ve Ömer (r.a.)'a buğzederdi; demiştir. Yahya bin Said de onu zayıf sayardı
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ وَهْوَ يُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا، وَقُلْتُ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قُلْتُ إِنَّ ذَاكَ بِأَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ. قَالَ " أَجَلْ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى، إِلاَّ حَاتَّ اللَّهُ عَنْهُ خَطَايَاهُ، كَمَا تَحَاتُّ وَرَقُ الشَّجَرِ ".
Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmiştim. O sırada ateşi yükselmiş, şiddetli bir şekilde hummaya tutulmuştu. Sen çok şiddetli bir şekilde hummaya tutulmuş, sarsılıyorsun. Bunun sebebi sana iki kat ecir verilmesi midir, dedim. O: Evet, bir müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah o kimsenin günahlarını, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi döker, buyurdu. " Bu Hadis 5648, 5660, 5661 ve 5667 numara ilede geçiyor
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عُبَيْدٍ ـ يَعْنِي ابْنَ حُنَيْنٍ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ " إِنَّ عَبْدًا خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا مَا شَاءَ، وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ، فَاخْتَارَ مَا عِنْدَهُ ". فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ وَقَالَ فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا. فَعَجِبْنَا لَهُ، وَقَالَ النَّاسُ انْظُرُوا إِلَى هَذَا الشَّيْخِ، يُخْبِرُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ وَهْوَ يَقُولُ فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا. فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرَ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ هُوَ أَعْلَمَنَا بِهِ. وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً مِنْ أُمَّتِي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، إِلاَّ خُلَّةَ الإِسْلاَمِ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِدِ خَوْخَةٌ إِلاَّ خَوْخَةُ أَبِي بَكْرٍ ".
Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minber üzerinde oturdu ve şöyle dedi: Bir kulu, Allah, ona dünya güzelliklerinden dilediklerini vermek ile nezdindekileri seçmek hususunda serbest bıraktı. O da Allah nezdinde olanı seçti. Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı, babalarımız, annelerimiz sana feda olsun dedi. Biz ona hayret ettik. Herkes, şu yaşlı adama bakınız. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın bir kulunu ona dünya güzelliklerini vermek ile nezdindekileri seçmekte muhayyer bırakmış olduğunu haber veriyor, o kalkmış babalarımız annelerimiz sana feda olsun, diyor. Meğer muhayyer bırakılan kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imiş. Ebu Bekir de bu işi aramızda en iyi bilen imiş. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayrıca şöyle buyurdu: Şüphesiz arkadaşlığı ve malı hususunda insanlar arasında bana en çok fedakarlık etmiş olan kişi EbU Bekir'dir ve eğer ümmetim arasından bir Halil (candan dost) edinecek olsaydım, şüphesiz EbU Bekir'i edinirdim. Ancak İslam Halilliği vardır. EbU Bekir'in gediği müstesna- Mescide açılan hiçbir gedik kalmasın hepsi kapatılsın)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallallahualeyhivesellem'in ve ashabının Medine'ye hicreti" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hicreti ile ilgili olarak İbn Abbas'tan gelen rivayete göre, ona Medine'ye hicret hususunda yüce Allah'ın şu buyruğu ile izin verilmiştir: "Ve de ki: Rabbim beni doğruluk girdirişi ile girdir, doğruluk çıkarışı ile çıkar. Tarafından bana destekleyici üstün bir belge ver." [İsra, ı 80] Bu hadisi Tirmizi rivayet etmiş olup, o da Hakim de sahih olduğunu belirtmişlerdir. Hakim de Nebi efendimizin Mekke'den Akabe bey'atinden üç ay ya da ona yakın bir süre sonra çıkıp ayrıldığını zikretmektedir. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in ashabına gelince, onlardan Ebu Bekir esSıddik ile Amir b. Fuheyre onunla birlikte yola çıkmışlardı. Bundan önce ise iki Akabe arasında aralarında İbn Ümmü Mektum'un da bulunduğu bir topluluk Medine'ye çıkmışlardır. Denildiğine göre Medine'ye ilk hicret eden kişi Üm mü Seleme'nin kocası Mahzum oğullarından Ebu Selerne b. Abdi'l-Eşhel hicret etmiştir. Buna sebep ise onun Habeşistan'dan dönmesinden sonra eziyete maruz kalması idi. Tekrar Habeşistan'a hicret etmek üzere karar vermişken Ensardan oniki kişinin olayı ona ulaşınca Medine'ye yönelmiştir. Daha sonra ise az önce geçtiği gibi Ensardan Müslüman olanları İslam hakkında bilgilendirmek üzere Mus'ab b. Umeyr, Medine'ye gitmek üzere yola çıkmıştır. 3899- "Bugün" yani Mekke'nin fethedilmesinden sonra "hicret yoktur." 3900- "Mürninlerden herhangi bir kimse dinini kurtarmak için ... kaçardı." Aişe r.anha hicretin meşruiyetine dair gerekli açıklamalara ve bunun sebebinin dinde fitneye maruz kalma korkusu olduğuna işaret etmiştir. Hüküm illete bağlıdır. Buna göre nerede olursa olsun Allah'a ibadet edebilen bir kimsenin o yerden hicret etmesi icap etmez. Aksi takdirde icap eder. İşte bundan dolayı el-Maverdt şunları söylemektedir: Küfür şehirlerinden herhangi birisinde dinini açıkça ortaya koymaya gücü yeten bir kimse ile artık o şehir (belde), o kimse vasıtası ile Dar-ı İslam olur. Böyle bir yerde ikamet etmek oradan göç etmesinden. daha iyidir. Çünkü bu vesile ile başkasının da İslama girmesi ümit edilir. Cihad bölümünün baş taraflarında "İslam idarecilerinin savaş çağrısına uymanın vücubu" ile ilgili başlıkta İbn Abbas'ın: "Fetihten sonra hicret yoktur" diye rivayet ettiği hadis ile Abdullah b. es-Sa'dt'nin: "Hicretin ardı arkası kesilmez" hadisini birlikte telife işaret edilmiş bulunmaktadır. el-Hattabt de diyor ki: Hicret yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmek, İslamın ilk dönemlerinde istenen bir 'şey idi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye hicret ettikten sonra onunla birlikte savaşmak ve dinin şer'i hükümlerini öğrenmek amacıyla Medine'ye hicret etmek farz kılınmıştır. Şam yüce Allah bu hususu birden çok ayet-i keime'de tekitli bir şekilde ifade etmiş ve hatta hicret eden ile etmeyen arasındaki velilik bağını dahi kopartmış ve şöyle buyurmuştur: "İman edip hicret etmyenıer ise hicret edene kadar sizin onlarla hiçbir velayetiniz yoktur."[Enfal, 72] Mekke fethedilip, insanlar bütün kabilelerden İslama girince farz olan hicret kalktı ve müstehap olarak devam etti. el-Beğavt, Şerhu's-Sünne adlı eserinde şunları söylemektedir: Nebi efendimizin "Fetihten sonra" yani Mekke'den Medine'ye "hicret yoktur" hadisi ile "hicretin ardı arkası kesilmez" buyruğunun bir başka yolla telif edilme ihtimali de vardır. Bu da Müslüman olan kimse için Dar-ı Küfür'den, Dar-ı İslam'a hicret etme gereğinin kesilmeyeceği anlamındadır. el-İsmail1'nin şu lafızIa naklettiği rivayette İbn Ömer maksadı açıkça ifade etmiş bulunmaktadır: "Mekke fethedildikten sonra Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına hicret etme emri sona ermiştir fakat kafirlerle savaşıldığı sürece hicretin ardı arkası kesilmeyecektir." Yani dünyada küfür diyarı bulunduğu sürece Müslüman olup da dini dolayısıyla fitneye maruz kalmaktan korkan kimseye oradan hicret etmek vaciptir. Bundan anlaşıldığına göre; dünyada Dar-ı Küfr'ün kalmadığı var sayılacak olursa, bunu gerektiren sebebin sona ermesi dolayısıyla hicret te sona erer. Doğrusunu err--iyi bilen Allah'tır. 3903- "On yıl muhacir kald!." Yani muhacir olarak on yıl ikamet etti
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ يَتَغَشَّاهُ، فَقَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ وَاكَرْبَ أَبَاهُ. فَقَالَ لَهَا " لَيْسَ عَلَى أَبِيكِ كَرْبٌ بَعْدَ الْيَوْمِ ". فَلَمَّا مَاتَ قَالَتْ يَا أَبَتَاهْ، أَجَابَ رَبًّا دَعَاهُ، يَا أَبَتَاهْ مَنْ جَنَّةُ الْفِرْدَوْسِ مَأْوَاهُ، يَا أَبَتَاهْ إِلَى جِبْرِيلَ نَنْعَاهْ. فَلَمَّا دُفِنَ قَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ يَا أَنَسُ، أَطَابَتْ أَنْفُسُكُمْ أَنْ تَحْثُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم التُّرَابَ
Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Fatıma aleyhesselam: Vay babamın ızdırabına, dedi. Allah Resulü ona: Bugünden sonra baban için bir ızdırap kalmayacaktır, diye buyurdu. Allah Resulü vefat edince: Vay babacığım! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Vay babacığım! Firdevs cennetinde barınağı vardır. Vay babacığım! Ölüm haberini Cibril'e veriyoruz, diye ağıt yaktı. Allah Resulü defnedildikten sonra Fatıma aleyhesselam: Ey Enes, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl elverdi, diye sordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vay babamın ızdırabı" Bu onun bu sözleri söylerken sesini yükseltmemiş olduğunu göstermektedir. Aksi takdirde Allah Resulü ona bu işi yasaklardı. Burada ızdıraptan kasıt da onun duyduğu ölüm acılarıdır. Bedenine sair insanlar gibi acılar isabet ediyordu ki, daha önce geçtiği üzere ona kat kat ecir verilsin. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem defnedildikten sonra Fatıma: Ey Enes ... dedi." Fatıma aleyhesselam bu sözleriyle, bu işe kalkışmaları sebebiyle onlara sitem ettiğine işaret etmektedir. Çünkü bu halleri, onların sahip olduklarını bildiği Nebi efendimize karşı kalplerinin ileri derecede yumuşak oluşuyla bağdaşmıyordu. Çünkü onu çok seviyorlardı. Enes ise onların durumunu ve halini gözeterek ona cevap vermemişti. Halbuki hallisanı ile: Biz bunu gönül hoşluğu ile yapmadık. Ancak onun emrine uyarak kendimizi bu işi yapmaya mecbur ettik, diyordu. Hadisten vefatı yakın olan bir ölü dolayısıyla duyulan acıyı Fatıma aleyhesselam'ın söylediği şekilde: Vah babamın ızdırabı, diyerek dile getirmenin caiz olduğu ve bu gibi hallerin yasak kılınmış ağıt yakmak kabilinden olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Fatıma aleyhesselam'ın bu şekilde söyleyişine itiraz etmemişti