İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5668

Patients

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي زَمَنَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَقُلْتُ بَلَغَ بِي مَا تَرَى وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بِالشَّطْرِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ الثُّلُثُ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ كَثِيرٌ، أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَلَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa'd'dan, o babasından (Sa'd b. Ebi Vakkas'tan) dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccı esnasında oldukça ağırlaşan bir hastalığım dolayısıyla beni ziyaret etmek için bize geldi. Ben: Hastalığım gördüğün bu hale kadar ulaştı ve ben malı çok olan birisiyim. Bana bir kız çocuğundan başka mirasçı olacak kimsem de yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi, dedim. O: Hayır, diye buyurdu. Ben: Ya yarısını, diye sordum, o hayır dedi. Ben ya üçte birini diye sordum. O: Üçte bir de çoktur. Çünkü senin, mirasçılarını zengin olarak bırakman, onları insanlara avuç açacak şekilde ihtiyaç içerisinde bırakmandan daha hayırlıdır. Allah'ın vechini (rızasını) arayarak yaptığın her bir harcama (infak) karşılığında -hanımının ağzına koyduğun lokmaya varıncaya kadar- mutlaka sana ecir verilir diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Derim ki: Muhtemelen Buhari bu başlık ile mutlak olarak hastalıktan şikayet etmenin yasak olmadığına işaret etmek istemiştir. Böylelikle belanın kaldırılması için dua etmek, rıza ve teslimiyeti zedeler iddiasında bulunan birtakım sufilerin kanaatlerini de reddetmek istemiştir. Bu başlık ile Allah'tan şifa dilemenin yasak olmadığına, aksine ayrıca fazladan bir ibadet olduğuna da dikkat çekmiş olmaktadır. Çünkü böyle bir tutum, Masum (hata ve günahtan korunmuş bir Nebi)dan dasabit olmuş, yüce Allah bundan dolayı onu övmüş ve bununla beraber onun hakkında sabretmek vasfını da tespit etmiştir. Bizler de "Fevaidu Meymline"de Eyyub'un kıssası hakkında İbn Hibban ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri şu hadisi rivayet etmiş bulunuyoruz: "Eyyub (a.s)'ın bela dönemi uzayıp gitmiş, -kardeşlerinden iki adam dışında- yakın uzak herkes ondan ayrılıp uzaklaşmıştı. Bu sırada o iki kardeşinden biri diğerine: Şüphesiz Eyyub alemlerden kimsenin işlememiş olduğu bir günahı işlemiştir, dedi. Onun söylediği bu söz Eyyub'a ulaştı. .yani bu sözünden dolayı sabır gösteremedi- ve Rabbine dua edince, Allah da onun sıkıntısını kaldırdı." Buhari'nin maksadı şu gibidir: Hastanın caiz olan şikayeti yüce Allah'tan dilekte bulunmak yahut Allah'ın kaderinden öfkelenmek, usanmak suretinde olmayan halleriyle caizdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Kurtubi der ki: Kulun Rabbini şikayet etmesinin mekruh olduğunu ilim adamları ittifakla kabul etmişlerdir. KulunRabbini şikayet etmesi ise, usanç belirtecek bir surette sıkıntısını insanlara zikretmesi demektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Ahmed, "ez-Zühd" adlı eserinde Tavlis'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Hastanın inlemesi bir şikayettir; ama Ebu't-Tayyib, İbnu's-Sabbağ ve ŞafiIlerden bir topluluk, hastanın inlemesinin, ah vah etmesinin mekruh olduğunu sÖylemişlerdir. Ancak Nevevi buna karşı şöyle demiştir: Bu görüş zayıf yahut batıldır. Çünkü bir şeye mekruh demek, hakkında nehy maksadıyla buyruğun sabit olduğu işler hakkında mümkündür. Böyle bir nehy kastı ise burada söz konusu değildir. Daha sonra da başlıkta geçen Aişe r.anha hadisini de delil göstermekte, arkasından şunları söylemektedir: Muhtemelen inlemenin, ah vah etmenin mekruh olduğunu söylerken evla olana muhalif hareketi kastetmiş olmalıdırlar. Kulun zikir ile meşgulolması hiç şüphesiz daha uygundur. Bu kanaatte olanlar, çokça şikayet etmenin yaklnin zayıflığına delil olup, Allah'ın kaza ve kaderine razı olmamayı, düşmanların bu musibete sevinmelerine sebep teşkil etmesi gibi ihtiva ettiği anlamlardan hareketle de söylemiş olabilirler. Hastanın arkadaşına ya da doktoruna durumunu haber vermesinde ise ittifakla bir sakınca görülmemiştir. "Bu iş eğer ben hayatta iken olursa." Bu sözleriyle hastalığın arkasından gelen ölüme işaret etmektedir. Yani ben hayatta iken sen ölürsen anlamındadır. Bu anlama geldiğini Aişe'nin verdiği cevap göstermektedir. Ayrıca Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe yoluyla gelen rivayette bu husus açık olarak ifade edilmiş bulunmaktadır. Onun rivayetinin lafzı şöyledir: "Daha sonra Allah Rasulü: Sen benden önce ölsen, seni kefenlesem, sonra cenaze namazını kıldınp seni defnetsem, sana ne zararı olur, diye buyurdu." Aişe radıyallahu anha'nın söylediği: "Vay başıma gelen musibete (Va sekleyah)!" sözündeki (musibet anlamı verilen): "es-Sekl'" çocuğu yahut çok değerli bir varlığı kaybetmek demektir. Burada onun hakikatanlamı kastedilmiş değildir. Aksine bu, Araplar'ın eskiden beri musibetin başa gelmesi ya da beklenmesi halinde kullanmayı itiyat halinegetirdikleri bir sözdür. Aişe radıyallahu anha'nın söylediği: "Allah'a yemin ederim, senin ölmemi arzu ettiğini görüyorum" sözlerini de Nebi efendimizin kendisine söylediği: "Benden önce ölsen" sözlerinden çıkarmış gibidir. Yine Aişe radıyallahu anhaJnın söylediği: "Eğer bu dediğin" yani ölümüm "olursa sen daha o günün sonunda hanımlarından birisi ile gerdeğe girersin" sözünün alındığı "ta'rıs" kökü, erkeğin hanımı ile gerdeğe girmesi hakkında kullanılır. Daha sonra da bütün cima' için kullanılan genel bir tabir olmuştur. Ancak birinci anlamıyla daha meşhurdur. Çünkü "ta'ds"in ası! anlamı geceleyin inip konaklamaktır. Ubeydullah yoluyla gelen rivayette: "Allah'a yemin ederim, bana öyle geliyor ki sen bu dediklerini yapacak olsan, and olsun hemen benim evime geri döner ve hanımlarından birisi ile gerdeğe girersin, dedi. Aişe dedi ki: Rasulullah s.a.v. gülümsedi." Nebi efendimizin: "Hayır, asıl ben vay başım demeliyim" sözüne gelince, buradaki "bel: hayır" lafzı ıdrab için kullanılır. Yani sen sözünü ettiğin o baş ağrını bir kenara bırakıp asıl benimle meşgul olmalısın. Ubeydullah rivayetinde: "Bundan sonra da vefatı ile neticelenen hastalığı başladı" fazlalığı vardır. "Ebu Bekir'e ve oğluna haber göndermek istedim." Hadisin akışı bu olayın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığının başlangıç dönemlerinde olduğu izlenimini vermektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hasta olduğu halde onlara namaz kıldırmaya devam etti ve sırası gelen hanımının evinde kaldı. Nihayet bunu yapamayacak hale geldi ve sadece Aişe'nin evinde kaldı. Muhtemelen Peysamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Haber göndermek istedim ... " sözleri kendisi ile Aişe arasında meydana gelen bu karşılıklı konuşmadan bir süre sonra söz konusu olmuştur. Hadisin zahiri bundan farklısına işaret ediyor olsa dahi bu böyledir. Aynı şekilde asıl konumun Aişe'nin kalbini kendisine doğru meylettirmek ve kazanmak konumu olması da bunu desteklemektedir. O şöyle diyor gibidir: İş (halifelik) senin babana verileceği gibi, bu iş aynı şekilde kardeşinin huzurunda da gerçekleşecektir. Eğer ahitten kasıt halifelik ahdi ise bu böyledir. İleride yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde (7217.hadiste) açıklanacağı üzere hadisin akışının zahirinden anlaşılan budur. Eğer hadis başka bir maksadı ihtiva ediyor ise muhtemelen Aişe radıyallahu anha'ın mahremi olan bazı kimseleri yanına getirmek istemiştir. Öyle ki bir ihtiyacın görülmesini ya da birisine bir haber gönderilmesini isterse bu mahrem olan şahıs, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ihtiyacını görüversin. "Ona ahit vereyim", yani vasiyette bulunayım. "Yahut temenni edenlerin temennilerini kessin." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Kıskançlık, kadının tabiatında olan bir şeydir. 2- Erkek, hanımı (ve aile halkı) ile güzel bir şekilde şakalaşmalı ve başkalarına açmayıp sakladığı şeyleri onlara açıp söyleyebilmelidir. 3- Ağrıyı söz konusu etmek şikayet değildir. Nice öfke duyan ve razı olmayan kimse var ki sesini çıkarmaz, nice hoşnut olup rıza gösteren var ki şikayet eder. O halde bu hususta asıl göz önünde bulundurulan, kalbin amelidir. Dilin söylediği değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5668

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ مَرَضٍ أَشْفَيْتُ مِنْهُ عَلَى الْمَوْتِ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى، وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي وَاحِدَةٌ، أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَتَصَدَّقُ بِشَطْرِهِ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ يَا سَعْدُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ، إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ ذُرِّيَّتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏ أَنْ تَذَرَ ذُرِّيَّتَكَ، وَلَسْتَ بِنَافِقٍ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ آجَرَكَ اللَّهُ بِهَا، حَتَّى اللُّقْمَةَ تَجْعَلُهَا فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي قَالَ ‏"‏ إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلاً تَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ ازْدَدْتَ بِهِ دَرَجَةً وَرِفْعَةً، وَلَعَلَّكَ تُخَلَّفُ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ، وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ، اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ، وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ، لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُوُفِّيَ بِمَكَّةَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ وَمُوسَى عَنْ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa'd b. Malik, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccı senesinde ölümün kertesine geldiğim bir hastalık dolayısıyla beni ziyaret etti. Ey Allah'ın Resuılü dedim. Hastalığım gördüğün dereceye ulaştı. Ben mal varlığı olan birisiyim. Bir kız çocuğumdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini tas ad du k edeyim mi? Allah Resulü, hayır dedi. Sa'd, peki, onun yarısını tasadduk edeyim mi, diye sordu. Allah Resulü, ey Sa'd, üçte birini tasadduk et. Üçte biri de çoktur ya. Çünkü senin mirasçılarını arkanda zengin olarak bırakıp gitmen, onları insanlara el avuç açacak şekilde fakir olarak bırakmandan hayırlıdır. -Ahmed b. Yunus, İbrahim'den naklen: Zürriyetini bırakman diye zikretmiştir.- Üstelik sen Allah'ın rızasını arayarak her ne harcayacak olursan mutlaka Allah onun karşılığında sana ecir verir. Hatta hanımın ağzına koyduğun bir lokmanın bile. Ben, ey Allah'ın Resulü, ashabımdan geri kalacak mıyım diye sordum. O şöyle buyurdu: Sen geri bırakılıp da Allah'ın rızasını arayarak bir amelde bulunacak olursan mutlaka o amelin sebebiyle derecen artar ve merteben yükselir. Muhtemelen sen birtakım kimselerin seninle faydalanacağı, bir takım kimselerin de senden zarar göreceği bir vakte kadar geri kalacaksın (yaşayacaksın). A1lah'ım, ashabımın hicretlerini kabul buyur. Onları topuklarının üzerine gerisin geri çevirme! Fakat zavallı Sa'd b. Havle ... Bu sözleriyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de vefatı dolayısıyla üzüntüsünü dile getirmiş oldu."." Ahmed b. Yunus ile Musa, İbrahim'den: "Mirasçılarını bırakman" diye rivayet etmişlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: A1lah'lm, ashabımın hicretlerini kabul buyur, demesi. .. ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke'de vefat edenler için üzüntüsünü dile getirmesi. .. " Burada maksat, hicret edip terk ettiği şehirde öldüğünden ötürü onun için üzülmektir

Sahîh-i Buhârî, 3936
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ ـ هُوَ ابْنُ سَعْدٍ ـ حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ، أَشْفَيْتُ مِنْهُ عَلَى الْمَوْتِ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى، وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي وَاحِدَةٌ أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ أَفَأَتَصَدَّقُ بِشَطْرِهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثِ قَالَ ‏"‏ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ، إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ، وَلَسْتَ تُنْفِقُ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ بِهَا، حَتَّى اللُّقْمَةَ تَجْعَلُهَا فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ آأُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي قَالَ ‏"‏ إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلاً تَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ ازْدَدْتَ بِهِ دَرَجَةً وَرِفْعَةً، وَلَعَلَّكَ تُخَلَّفُ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ، اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ، وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ‏.‏ لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ رَثَى لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُوُفِّيَ بِمَكَّةَ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa'd, babasından (Sa'd b. Ebi Vakkas'tan) rivayetle dedi ki: "Veda haccında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni adeta ölümün kıyısına kadar geldiğim bir rahatsızlığım dolayısıyla ziyaret etti. Ey Allah'ın Resulü dedim. Benim rahatsızlığı m gördüğün şu dereceye kadar ulaşmış bulunuyor ve ben malı çok birisiyim. Bir tek kızımdan başka da mirasçım yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi? Allah Resulü: Hayır dedi. Peki onun yarısını sadaka olarak dağıtayım mı diye sordum. O, hayır diye buyurdu. Ya üçte birini diye sordum. O, üçte birdir çoktur ya diye buyurdu (ve şöyle devam etti): Çünkü senin mirasçılarını zengin olarak bırakman onları insanlara avuç açacak şekilde yoksul bırakmandan daha hayırlıdır. Allah'ın rızasını arayarak herhangi bir nafaka harcayacak olursan mutlaka onun karşılığında sana ecir verilir. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokma bile. Ben: Ey Allah'ın Resulü ben (burada) arkadaşlarımdan geride mi bırakılacağım, dedim. O şöyle buyurdu: Hayır, sen asla geri bırakılmayacaksın. Eğer (geri kalır da) Allah'ın rızasını arayarak herhangi bir amelde bulunacak olursan mutlaka o amel sebebiyle derecen artar ve daha da yükselirsin. Ümit ederim ki sen hayatta kalaeaksın. Öyle ki bir takım kimseler senden yararlanacak, başkaları da senin vasıtanla zarar göreceklerdir. Allah'ım, sen ashabımın hicretlerini tamamına erdir, onları ökçeleri üzerinde gerisin geri döndürme. Fakat zavallı Sa'd b. Havle! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözleriyle Mekke'de vefat etti diye onun için üzüntü ve kederini dile getirmiş oluyordu

Sahîh-i Buhârî, 4409
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَالْحُسَيْنُ بْنُ الْحَسَنِ الْمَرْوَزِيُّ، وَسَهْلٌ، قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَرِضْتُ عَامَ الْفَتْحِ حَتَّى أَشْفَيْتُ عَلَى الْمَوْتِ فَعَادَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي مَالاً كَثِيرًا وَلَيْسَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَتِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَالشَّطْرُ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثُ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَتْرُكَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَتْرُكَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ ‏"‏ ‏.‏

Amir'in babası Sa'd (bin Ebî Vakkas) (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Ben Mekke'nin fetih yılı (Mekke'de) ölüme yaklaştığım derecede hastalandım. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalığım dolayısıyla bana uğradı. Ben de: Ey Allah'ın Resulü şüphesiz benim çok malım var ve bir kızımdan başka mirasçım yoktur. Ben malımın üçte ikisini sadaka olarak vasiyyet edebilir miyim? diye sordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır,» buyurdu. Ben: Yarısı (vasiyyet olabilir mi)? dedim. Resûî-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (yine); «Hayır,» buyurdu. Ben: Peki üçte biri (olabilir mi) diye sordum. Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Üçte bir (kâfidir), üçte bir de çoktur. (Çünkü) senin mirasçılarını zengin bırakman, onları halka ellerini açıp dilenecek derecede fakir bırakmadan hayırlıdır,» buyurdu

Sünen-i İbn Mâce, 2708
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ صَلُّوا قَبْلَ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ ـ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ‏"‏‏.‏ كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ سُنَّةً‏.‏

Abdullah b. Muğaffel el-Müzenl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Akşam namazından önce (iki rek6.t) namaz kılınız" buyurdu. Üçüncü defasında insanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek "Bu, dileyen kimse içindir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade etmesi." Bunun manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gelen yasaklık, haramlık olarak yorumlanır. Kelime haramlık konusunda hakiki manasında kullanılmıştır demektir. "Mubah olduğu" ifade akışından veya hal karinesinden (durum belirtisi) veya bu konudaki bir delilden "bilinenler hariç." "Onun emri de böyledir." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine sarılmanın farzlığından dolayı ona muhalefet, -mendubluğuna veya başka bir hükme delilolmadığı sürece- haramlık ifade eder. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri de böyledir." Veda haccında "İhramdan çıktıklarında" "kadınlarla ilişkiye girebilirsiniz" emrinde olduğu gibi. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine hac ihramını umreye çevirmişler ve umre ihramından çıkmışlardı. "Emir" kelimesinden maksat "yap" ve yasaklamadan maksat "yapma" ifadesidir. Bilginler sahabinin "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şunu emretti veya yasakladı" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Selef bilginlerinin çoğunluğuna göre tercih edilen görüş, bunların arasında fark olmadığı yönündedir. Kadı Ebu Bekir b. et-Tayyib'in nakline göre imam Malik ve Şafil'nin nezdinde aksine bir delil ortaya çıkıncaya kadar emir, vücub (farzlık), yasaklama haramlık ifade eder. ibn Battal şöyle demiştir: Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Şafiilerden bir çoklarıyla başkaları şöyle demişlerdir: Emirde vacipliğe, yasaklamada haramlığa delil bulununcaya kadar emir mendubluk, yasaklık mekruhluk ifade eder. Onlardan birçok bilgin ise görüş bildirmeyip, durmayı tercih etmiştir. Onların durmalarının sebebi emir kipinin vücub, mendubluk, mubahlık, yol gösterme (irşad) ve başka anlamlara gelmesinden dolayıdır. Çoğunluğun deliline göre kendisine emredilen şeyi yapan kimse övgüyü hak eder. Terkeden kişi ise kınanmaya layık olur. Yasaklıkta ise bunun tam tersi sözkonusudur. Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayeti emir ve yasaklık kapsamaktadır. Ayetteki tehdit gerek yapma ve gerekse yapmama şeklinde onun haramlık ifade ettiğini göstermektedir. "Kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz." Bu, sahabilerin eşleriyle ilişkiye girmeleri konusunda verilmiş olan bir izindir. ifade, ihramdan çıkılmış olma konusunda mubalaya işaret etmektedir. Çünkü cinsel ilişki, -ihramlıya haram olan diğer fiillerin aksine- ibadetin bizzat kendisini bozmaktadır. "Ümmü Atıyye ise 'Biz kadınlara cenazenin ardından gitmemiz yasak edildi, fakat bu bize vacip kılınmadı' demiştir." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. Hadisin açıklaması, Namaz Bölümünde Ezanla KSmet Arasında Kaç RekSt Namaz Vardır başlığında geçmişti. Hadisin buradaki başlıkla ilgili olan kısmı "Bu, dileyen kimse içindir" ifadesidir. Çünkü bu cümle, emrin vaciplik konusunda hakiki manada olduğuna işaret etmektedir. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapmayla yapmama arasında muhayyerliği gösteren bir cümle getirmiştir. Bu cümle, ifadenin vacipliğe yorumlanmasına engelolmaktadır. "İnsanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek" yani gerekli, terk etmek caiz olmayan bir yol veya terk etmesi mekruh olan ratib bir sünnet olduğunu zannetmelerini istemeyerek demektir. Yoksa maksat, -daha önce geçtiği üzere- vacipliğin mukabili olan değildir

Sahîh-i Buhârî, 7368
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ أَزْوَاجَ، النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَدْنَ أَنْ يَبْعَثْنَ عُثْمَانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ يَسْأَلْنَهُ مِيرَاثَهُنَّ‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ أَلَيْسَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde eşleri Osman'ı mirastan paylarını istemek üzere Ebu Bekir'e gönderdiler. Aişe r.anha onlara "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Bize mirasçı olunmaz. Geriye bıraktığımız her mal sadakadır' buyurmamış mıdır?" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bize mirasçı olunmaz. Geriye bıraktığımız her mal sadakadır." Bunun anlamı geride bıkaktığımı.i mallar sadakadır demektir. İmam Buhari bu konuda dört hadise yer vermiştir. Bunlardan birisi Hz. Ebu Bekir'le Fatıma arasındaki olayı aktaran hadistir. Bu hadis Humus bölümünde açıklamasıyla birlikte daha önce geçmişti. "(Vefatımda) eşlerimin nafakalanndan ve işçimin ücretinden sonra geri kalan sadakadır." İbn Battal ve başka bilginler şöyle demiştir: Bu hadisin -Allahu Teala daha iyi bilir- başlığa uygunluğu şu açıdandır: Allah Teala Nebileri kendi mesajını tebliğ eden elçiler olarak gönderdi ve onlara bu görevlerinin karşılığında herhangi bir ücret almamalarını emretti. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurur: "Deki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.''(Şura 23) Hz. Nuh, Hud ve başka Nebiler de buna benzer şekilde konuşmuşlardır. Nebilerin miras bırakmamalarındaki hikmet, onların mirasçıları için mal biriktirdikleri zannı uyanmasın diyedir. İbn Battal şöyle devam etti: Müfessirler "Süleyman, Davud'a varis oldu"(Neml 16) ayetini "ilim ve hikmette varis oldu" şeklinde tevil etmişlerdir. Hz. Zekeriya'nın "Tarafından bana bir veli (oğul) ver ki o bana varis olsun"(Meryem 5-6) ifadesi de aynı manayadır. İbn Abdilberr alimlerin bu konuda iki görüşe ayrıldıklarını ve çoğunluğun Nebilerin miras bırakmayacakları kanaatini taşıdıklarını belirtir. "Allah size çocuklarınız hakkında (miras vermenizi) emreder" ayetindeki genelliğe gelince, buna şöyle cevap verilmiştir: Bu ayet, malik olduğu bir şeyleri miras bırakan kimseler hakkında geneldir. Bir kimsenin ölmeden önce malını vakfettiği ve miras olarak alınacak herhangi bir şey bırakmadığı sabit olduğu takdirde bu kişiye mirasçı olunmaz. Malik olduğu şeylerden geriye bir şey bırakması takdirinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayetin genelliğine dahil oluşu tahsise uygundur. Çünkü onun kendine mahsus birçok özelliği olduğu bilinmektedir. Nebi s.a.v.'e mirasçı olunamayacağı hükmü meşhurdur. Netice olarak bu hükmü n herkese değil, sadece ona mahsus olduğu ortaya çıkar. Bazı bilginlere göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in miras bırakmamasındaki hikmet, varisin mirasa konma arzusuyla miras bırakanın ölmesini temenni etmesini ortadan kaldırmaktır. Bazı bilginlere göre ise bunun hikmeti, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin babası mesabesinde olmasındandır. Dolayısıyla onun bırakacağı miras, herkesin olur. Genel sadakanın niteliği budur. İbnü'lMüneyyir Haşiye'sinde şöyle der: Bu hadisten şöyle bir hüküm daha çıkmaktadır: Bir kimse, "Evim sadakadır, kimseye miras olarak kalamaz" dediği takdirde -vakfedildiğine• veya mülkiyetinin durdurulduğuna dair açık bir ifadeye ihtiyaç olmaksızın- o ev vakfedilmiş olur. Bu yaklaşım güzeldir, fakat acaba bu sarih bir vakfetme ifadesi midir yoksa niyet gereken kinayeli bir ifade midir? Ebu Hureyre hadisi menkul malların vakfedilmesinin sahih olduğunu ve vakfın sadece gayr-ı menkullere mahsus olmadığını göstermektedir. Çünkü "eşlerimin nafakalarından sonra geri kalan" ifadesi geneldir

Sahîh-i Buhârî, 6730
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ أَبَاهُ، قَالَ عَادَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ شَكْوَى، أَشْفَيْتُ مِنْهَا عَلَى الْمَوْتِ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَلَغَ بِي مَا تَرَى مِنَ الْوَجَعِ، وَأَنَا ذُو مَالٍ، وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي وَاحِدَةٌ، أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَبِشَطْرِهِ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ كَثِيرٌ، إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ، خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ، وَإِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ، إِلاَّ أُجِرْتَ، حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ أَأُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي قَالَ ‏"‏ إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلاً تَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، إِلاَّ ازْدَدْتَ دَرَجَةً وَرِفْعَةً وَلَعَلَّكَ تُخَلَّفُ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ، وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ، اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ، وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ، لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَعْدٌ رَثَى لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَنْ تُوُفِّيَ بِمَكَّةَ‏.‏

Said İbn Ebi Vakkas şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccında beni ölüme yaklaştıran hastalığım sebebiyle ziyaret etmişti. Ona şöyle dedim: "Ey Allah'ın Resulü! Gördüğün üzere hastayım; malımın çok olduğunu biliyorsun. Benim yegane varisim, biricik kızımdır. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?" olumsuz cevap verince yarısını bağışlamayı teklif ettim. Bunun üzerine "Üçte bir bile çoktur; varislerini zengin bırakman onlan insanlara avuç açar bırakmandan daha iyidir. Allah nzası için verdiğin her nafakanın karşılığını göreceksin, Hatta hanımına yedirdiği yemek sebebiyle bile sevap alacaksın" buyurdu. Ben "Arkadaşlarımdan geriye mi kalacağım?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Asla geri kalmayacaksın. Allah rızası için yaptığın her amel seni bir derece yükseltecek. Senin bir kısım insanlara fayda n bazılanna (İslam düşmanlanna) ise zarann dokunacaktır. Allahım! Ashabımın hicretini tamamla. Onlan topuklan üstünde geri çevirme. Sa'd İbn Havle'ye ise üzülmek gerekir", Said İbn Havle Mekke'de öldüğü için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzüntü duymuştu, Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda genel olsun özel olsun insanlara bulaşan hastalıkların yok oimasıyla ilgili rivayetler ele alınmak istenmiştir. Veba konusu tıp bölümünde işlenmişti. Veba taun hastalığından daha geneldir. Buna göre veba hastalığı havanın kötüleşmesinden ortaya çıkan genel bir hastalıktır ve ona taun denmesi mecazendir. Tıp bölümünde taun ve veba kelimelerinin eş anlamlı olduğunu iddia edenlere gerekli cevabı vermiştim. Benim bu konudaki dayanağım Medine'de veba hastalığının görülebilir olmasına rağmen, taun hastalığının oraya giremeyece ği yolunda ki rivayettir. Uranllerle ilgili haberde de bu gerçek bildirilmiştir. Nebi s.a.v.'in "Allah'ım ashabımın hicretini tamamla onları topukları üstünde geri çevirme" sözü Sa'd'ın Medine'ye dönmesi ve hasta olduğu için Mekke'de kalamayacağı için ona afiyet dilediğine işaret etmektedir. Yine "Said İbn Havle'ye ise üzülmek gerekir" sözü de buna işaret etmektedir. Sa'd İbn Havle'yle ilgili durum vasiyetler bölümünün başında açıklanmıştı

Sahîh-i Buhârî, 6373

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.