İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5708

Medicine

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ حُرَيْثٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ، وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ‏"‏‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ وَأَخْبَرَنِي الْحَكَمُ بْنُ عُتَيْبَةَ عَنِ الْحَسَنِ الْعُرَنِيِّ عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ لَمَّا حَدَّثَنِي بِهِ الْحَكَمُ لَمْ أُنْكِرْهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْمَلِكِ‏.‏

Said b. Zeyd'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Yer mantan, men türündendir. Onun suyu da göz için bir şifadır diye buyururken dinledim." Şu 'be dedi ki: Ayrıca bana el-Hakem, el-Hasen el-Urani'den, o Amr b. Hureys'den, o Said b. Zeyd'den, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye bana haber verdi. Şube dedi ki: el-Hakem bana bunu tahdis edince, Abdulmeliklin hadisi dolayısıyla ben onu inkar etmedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Men gözler için bir şifadır." Bu başlıkta sözü edilen hadiste geçen "men" ile kastedilenin "minnet etmek" anlamındaki mastar değil de özel ve yenilen türden olduğunu kabul eden görüşün tercih edildiğine bir işarettir. Yer mantarı (el-kem'e) de yaprağı ve gövdesi olmayan bir bitkidir. Yerde ekilmeksizin bulunur. Ona bu adın (el-kem'e) veriliş sebebinin, gizlenip saklanması olduğu söylenmiştir. Mesela, şahitliği gizleyip saklamayan kimse hakkında: "Kemee'ş-şehadete" denilir. "Mendendir." Men ile neyin kastedildiği hususunda üç görüş vardır: Birinci görüşe göre maksat, bunun İsrailoğullarına indirilen men türünden olduğudur. Bu ise ağacın üzerine düşen bir tür çisinti olup, yapraklardan toplanıp tatlı olarak yenilir. et-Terencebın denilen çisinti de bu türdendir. Hadis, sanki menni yer mantarına benzetmiş gibidir. Buna sebep ise, her ikisinin de herhangi bir çalışma olmaksızın kendiliklerinden var olma özellikleridir

Sahîh-i Buhârî, 5708

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ، وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ‏"‏‏.‏

Said bin Zeyd Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kem'e (kızılımtırak beyaz mantar), kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz içİn şifadır. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 4639, 5708. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mücahid ayette geçen ......el-menne kelimesini zamk (bazı ağaçlarda bulunan yapışkan bir madde), ......selva kelimesini ise kuş olarak tefsır etmiştir." İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Menn ağaçların üzerine inerdi. İsrailoğulları diledikleri kadar ondan yerdi." İbn Ebı Hatim, Saıd İbn Beşır kanalıyla Katade'nin bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Menn, onların üzerine kar gibi yağardı. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlı idi." Bu yorumlar arasında herhangi bir çelişki yoktur. Yine İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Selva, Sümanı kuşuna benzer bir kuştur." İkrime kanalıyla ise onun şöyle dediğini nakletmiştir: "Selva, serçeden büyük, bir kuş türüdür." İmam Buharı bu konuda, Saıd İbn Zeyd'den nakledilen ve kem'enin bir tür menn olduğunu gösteren hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Tıp Bölümü"nde yapılacaktır

Sahîh-i Buhârî, 4478
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا فِي مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ، فَدَخَلَ رَجُلٌ عَلَى وَجْهِهِ أَثَرُ الْخُشُوعِ، فَقَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ تَجَوَّزَ فِيهِمَا ثُمَّ خَرَجَ، وَتَبِعْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّكَ حِينَ دَخَلْتَ الْمَسْجِدَ قَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ مَا يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَقُولَ مَا لاَ يَعْلَمُ وَسَأُحَدِّثُكَ لِمَ ذَاكَ رَأَيْتُ رُؤْيَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَصَصْتُهَا عَلَيْهِ، وَرَأَيْتُ كَأَنِّي فِي رَوْضَةٍ ـ ذَكَرَ مِنْ سَعَتِهَا وَخُضْرَتِهَا ـ وَسْطَهَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ، أَسْفَلُهُ فِي الأَرْضِ وَأَعْلاَهُ فِي السَّمَاءِ، فِي أَعْلاَهُ عُرْوَةٌ فَقِيلَ لَهُ ارْقَهْ‏.‏ قُلْتُ لاَ أَسْتَطِيعُ‏.‏ فَأَتَانِي مِنْصَفٌ فَرَفَعَ ثِيَابِي مِنْ خَلْفِي، فَرَقِيتُ حَتَّى كُنْتُ فِي أَعْلاَهَا، فَأَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ، فَقِيلَ لَهُ اسْتَمْسِكْ‏.‏ فَاسْتَيْقَظْتُ وَإِنَّهَا لَفِي يَدِي، فَقَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تِلْكَ الرَّوْضَةُ الإِسْلاَمُ، وَذَلِكَ الْعَمُودُ عَمُودُ الإِسْلاَمِ، وَتِلْكَ الْعُرْوَةُ عُرْوَةُ الْوُثْقَى، فَأَنْتَ عَلَى الإِسْلاَمِ حَتَّى تَمُوتَ ‏"‏‏.‏ وَذَاكَ الرَّجُلُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ، عَنِ ابْنِ سَلاَمٍ، قَالَ وَصِيفٌ مَكَانَ مِنْصَفٌ‏.‏

Kays b. Ubad dedi ki: "Medine mescidinde oturuyarken yüzünde huşu'un izleri görülen bir adam mescide girdi. Bu, cennet ehlinden bir adamdır, dediler. Hafifçe iki rekat namaz kıldı, sonra çıktı. Ben de arkasından giderek dedim ki: Sen mescide girdiğinde bu cennet ehlinden bir adamdır dediler. Şu cevabı verdi: Allah'a yemin ederim kimsenin bilmediği bir şeyi söylememesi gerekir. Ben sana bunun sebebini anlatayım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde bir rüya gördüm. Ben de o rüyamı ona anlattım. Kendimi bir bahçedeymişim gibi gördüm. -Bahçenin genişliğini, yeşilliğini de zikretti- ortasında alt tarafı yerde, üst tarafı semada olan demirden bir direk vardı. Üst tarafında da bir kulp vardı. Bana, ona çık denildi. Ben, buna gücüm yetmez dedim. Daha sonra yanıma bir hizmetçi geldi, arkamdan elbiselerimi kaldırdı. Ben de o direğe yükseldim ve nihayet onun en üst tarafına kadar çıktım. O kulpu yakaladım. Bana, iyice tutun denildi. Uyandığımda hala o kulp elimde idi. Rüyamı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemle anlatınca şöyle buyurdu: O gördüğün bahçe İslamdır, direk İslamın direğidir, o kuIp ise sapasağlam olan kulptur, sen ölene kadar İslam üzere kalacaksın." İşte sözü geçen o adam Abdullah b. Selam'dır. Kays b. Ubad'dan, o İbn Selam'dan: (Hizmetçi demek olan) "Minsafi yerine "vasıf' lafzını kullanmıştır. Bu Hadis 7010 ve 7014 numara ile gelecektir

Sahîh-i Buhârî, 3813
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ أَنْذَرَ قَوْمَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ ‏"‏‏.‏

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ''Allah Teala'nın gönderdiği her bir Nebi kendi kavmine muhakkak o pek yalancı, şaşı Deccal'den haber verip sakındırmıştır. Çünkü o sakat gözıüdür. Rabbiniz ise sakat gözlü değildir. Deccal'in iki gözü arasında 'kafir' yazılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Gemi gözlerimizin önünde (yani bilgimizle) akıp gidiyordu' sözü." İmam Buhari bu konuda Deccal'den söz eden İbn Ömer ve sonra Enes hadisine yer vermiştir. Bu iki hadis açıklamalarıyla birlikte Fiten Bölümünde geçmişti. Her iki hadiste de Allah'ın sakat gözlü olmadığı belirtilmektedir. "Ve ii tusnaa ala aynı" yani benim muhafazamla yetiştirilmen için. Beyhaki şöyle demiştir: Bilginlerin arasında "el-ayn" kelimesinin -tıpkı "elvech" kelimesinin açıklamasında geçtiği gibi- zat sıfatı olduğunu söyleyenler vardır. Bazı bilginler ise şöyle demişlerdir: "el-Ayn"dan maksat görmektir. Buna göre Yüce Allah'ın "ve li tusnaa ala aynı" ifadesi, benim gözümün önünde yetiştirilmen için anlamındadır. Aynı şekilde "uasbir li hukmi Rabbike fe inneke bi a'yunina=Rabbinin hükmüne karşı sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin"(Tur 48) ayetindeki "bi a'yunina", "gözlerimizin önünde" anlamındadır. Kelimenin sonundaki "na" tazim ifade etmektedir. Beyhaki bu iki görüşten birincisini tercih etmeye taraftar olmuştur. Çünkü o, selefin mezhebidir. Bu yaklaşım hadisteki "eliyle işaret etti" cümlesi ile güçlenmektedir. Zira bunda kelimenin kudret anlamına olduğunu söyleyenlere bir reddiye bulunduğuna işaret vardır. Bunun zatı sıfat olduğunu söyleyenlerin görüşü, sözkonusu yaklaşımı açıkça ifade etmektedir. İbnü'I-Müneyyir şöyle der: Deccal hadisindeki "Allah sakat gözlü değildir" ifadesinden Allah'ın gözü olduğu şu şekilde anlaşılmaktadır: Arapçada "el-aver" kullanım itibariyle gözü olmamak anlamındadır. "el-Aver"in zıttı, gözün olmasıdır. Yüce Allah'ın sözkonusu noksanlıktan uzak olduğu vurgulanınca geriye onun zıttı olan mükemmellik kalır ki bu da gözün bulunmasıdır. Allah'ın gözünün olduğunu söylemek, onun bir organı olduğunu söylemek anlamına değil, bir temsil ve daha kolay kavramayı sağlamaya yöneliktir. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Kelamcılar göz, yüz, el gibi sıfatlar hakkında üç görüşe ayrılmışlardır. Bunlardan birincisi, sözkonusu kelimelerin Allah'ın zat! sıfatları olduğudur. Yüce Allah bunları duyurmuştur. Ancak bunu aklen kavramak mümkün değildir. İkincisi "ayn=göz", görme sıfatının kinayeli anlatımıdır, "el-yedd=el" kudret sıfatının kinayeli anlatımıdır, "el-vech=yüz" varlık sıfatının kinayeli anlatımıdır. Üçüncüsü ise manasını Allah'a havale ederek bunların ifade edildiği üzere geçerli olduğunu kabul etmektir. Şeyh Şihabuddin es-Sühreverdı el-Akıde isimli eserinde şöyle der: Yüce Allah kitabında ve Nebii hadislerinde "el-istiva = oturmak" , "en-nüzu I=inmek", "en-nefs=nefis", "el-yedd=el", "el-ayn=göz"den söz etmektedir. Bunları yaratıkların organlarına benzetmek caiz olmadığı gibi, inkar etmek de mümkün değildir. Zira Allah'ın ve Nebiinin haber vermesi olmasaydı, insan aklı bu tehlikeli noktada dolaşmaya cesaret edemezdi. Esas alınan görüş budur. Selef-i salihinin yaklaşımı bu doğrultudadır. Bir başkası ise şöyle demiştir: Ne Hz. Nebiden ve ne de sahabilerinden sahih bir yolla bunların tevil edilmesinin gerektiğine dair açık bir ifade nakledilmediği gibi, bunların zikrine dair yasaklama da sözkonusu değildir. Yüce Allah'ın Nebiine Rabbinden kendisine indirileni tebliğ etmesini emretmesi ve ona "Bugün size dininizi ikmal ettim"(Maide 3) ayetinin inmesi, sonra da bu konuda herhangi bir açıklama yapmayarak Allah'a nispet edilmesi caiz olan şeylerle olmayanları birbirinden ayırmaması imkansızdır. Üstelik Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsin" emriyle kendisinden duyulanların tebliğ edilmesini emretmiştir. Hatta onun sözlerini, fiillerini, hal ve sıfat1arını, huzurunda yapılanları nakletmişlerdir. Bütün bunlar sahabilerin sözkonusu kavramlara Yüce Allah'ın istediği şekilde iman etmek noktasında ittifak ettiklerini göstermektedir. Allah'ın yaratıklarına benzemekten tenzih edilmesi, "Onun benzeri hiçbir şey yoktur"(Şura 11) ayeti ile vaciptir. Her kim onlardan sonra bunun aksinin vacip olduğunu söyleyecek olursa selefin yoluna aykırı hareket etmiş olur. Başarı yalnız Allah'tandır

Sahîh-i Buhârî, 7408
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ خَرَجَتْ جَارِيَةٌ عَلَيْهَا أَوْضَاحٌ بِالْمَدِينَةِ ـ قَالَ ـ فَرَمَاهَا يَهُودِيٌّ بِحَجَرٍ ـ قَالَ ـ فَجِيءَ بِهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبِهَا رَمَقٌ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَرَفَعَتْ رَأْسَهَا، فَأَعَادَ عَلَيْهَا قَالَ ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَرَفَعَتْ رَأْسَهَا، فَقَالَ لَهَا فِي الثَّالِثَةِ ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَخَفَضَتْ رَأْسَهَا، فَدَعَا بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَتَلَهُ بَيْنَ الْحَجَرَيْنِ‏.‏

Hişam b. Zeyd'in nakline göre dedesi Enes b. Malik şöyle anlatmıştır: Medine'de üzerinde gümüş zınet eşyası bulunan bir cariye dışarı çıkar. Yahudinin biri ona bir taş atar. Cariye son nefeslerini verirken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Seni filanca mı öldürmeye teşebbüs etti?" diye sorunca, cariye başını kaldırarak "hayır" işareti yapar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem soruyu tekrar ederek "seni öldürmeye teşebbüs eden filanca mıydı?" der. Cariye başını kaldırarak "hayır" işareti yapar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçüncü kez "Seni öldürmeye teşebbüs eden filanca mıydı?" deyince, cariye başını indirerek "evet" işareti yapar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiyi çağırtır ve başı iki taş arasında ezilerek (kısasen) öldürür. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Taş veya sapa ile öldürmenin hükmü." imam J3uharl başlıktaki ifadeyi görüldüğü üzere mutlak olarak kullanmış ve bu konuda ihtilaf olduğuna işaret etmek için kesin bir ifade kullanmamıştır. Fakat onun burada yer verdiği hadis, çoğunluğun görüşünü tercih ettiğine işaret etmektedir. imam Buhari, bu konuda bir yahudinin bir cariyenin hayatına kastettiğinden söz eden hadise yer verir. Bu, "Bir katil öldürmede kullandığı aletle (kısasen) katledilir" görüşünde olan çoğunluğu destekleyen bir delildir. Bu bilginler "Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin"(Nahl 126) ayeti ile "Kim size saldınrsa siz de ona misilleme olacak kadar saldınn"(Bakara 194) ayetlerini esas almışlardır. Ancak Kufeli fıkıh bilginleri bunlara muhalif kalmışlardır. Onlar "Kılıçtan başka bir şeyle kısas olmaz" hadisini delilolarak almışlardır. Ancak bu hadis zayıftır. Hadisi Bezzar, İbn Adiy, Ebu Bekre'den rivayet etmişlerdir. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre bir kimse birisini bir şey kullanarak öldürürse genellikle onun gibi bir şeyle (kısasen) katledilir. Bir alet kullanarak katletme, teammüden öldürmedir. Ata ve Tavus teammüden öldürmenin şartı, silah kullanmaktır demişlerdir. İbnü'l-Arabı içki içmek, homoseksüel ilişki (livata) ve yakmak gibi içinde günah olan yollarla misilleme yapmak bundan müstesnadır. Yakma meselesinde Şafiı mezhebinde ihtilaf sözkonusudur. Ancak ilk ikisi üzerinde bilginlerin ittifakı vardır

Sahîh-i Buhârî, 6877
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ تَوْبَةَ الْعَنْبَرِيِّ، قَالَ قَالَ لِي الشَّعْبِيُّ أَرَأَيْتَ حَدِيثَ الْحَسَنِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَاعَدْتُ ابْنَ عُمَرَ قَرِيبًا مِنْ سَنَتَيْنِ أَوْ سَنَةٍ وَنِصْفٍ فَلَمْ أَسْمَعْهُ يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ هَذَا قَالَ كَانَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِمْ سَعْدٌ فَذَهَبُوا يَأْكُلُونَ مِنْ لَحْمٍ، فَنَادَتْهُمُ امْرَأَةٌ مِنْ بَعْضِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ لَحْمُ ضَبٍّ فَأَمْسَكُوا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلُوا ـ أَوِ اطْعَمُوا ـ فَإِنَّهُ حَلاَلٌ ـ أَوْ قَالَ لاَ بَأْسَ بِهِ‏.‏ شَكَّ فِيهِ ـ وَلَكِنَّهُ لَيْسَ مِنْ طَعَامِي ‏"‏‏.‏

Tevbe el-Anberi' şöyle demiştir: Şa'bi' bana "Sen Hasan-i Basri"nin şu hadisi rivayet ettiğini biliyor musun? "Ben İbn Ömer'in meclisinde ona yakın olarak bir buçuk veya iki sene kadar oturdum da İbn Ömer'i şu hadisten başka Nebi (s.a.v.)'den hadis rivayet ederkE!n işitmedim: İbn Ömer dedi ki: Aralarında Sa'd b. Ebi Vakkas olmak üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden bazıları bir et yemeğe gittiler. Tam bu sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden biri onlara "O et bir keler etidir!" diye seslendi. Bunun üzerine sahabiler o eti yemekten vazgeçtiler. Bunu duyan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ondan yiyin -veyahut onu taam edin- çünkü o helaldir -veya- onda herhangi bir sakınca yoktur." -Ravi bu iki cümlede yani "helaldir" mi dedi, yoksa "sakıncası yoktur" mu dedi- şüphe etmiştir. "Fakat keler benim alışık olduğum yiyeceklerimden değildir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in eşlerinden biri onlara seslendi." Bu kişi Meymune'dir. Bu konunun açıklaması At'imeIYiyecekler bölümünde geçmişti. "Çünkü o helaldir -veya- onda herhangi bir sakınca yoktur." Ravi bu iki cümlede şüphe etmiştir. Keler eti konusunda Sayd ve Zebaih Bölümünde yeterli açıklama geçmişti

Sahîh-i Buhârî, 7267
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ،‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ عَنِ الْهِجْرَةِ فَقَالَ ‏"‏ وَيْحَكَ إِنَّ الْهِجْرَةَ شَأْنُهَا شَدِيدٌ، فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتُعْطِي صَدَقَتَهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ تَمْنَحُ مِنْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَحْلُبُهَا يَوْمَ وُرُودِهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاعْمَلْ مِنْ وَرَاءِ الْبِحَارِ، فَإِنَّ اللَّهَ لَنْ يَتِرَكَ مِنْ عَمَلِكَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏

Ebu Said r.a. dedi ki: "Bir bedevi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ona hicret hakkında sordu. Şöyle buyurdu: Ne oluyor sana, hicretin işi ağırdır. Senin develerin var mı, diye buyurdu. Bedevi: Evet dedi. Peki, onların zekatını veriyor musun diye sordu. Bedevi: Evet dedi. Peki, ondan bağışlarda bulunuyor musun, diye sordu. Evet, dedi. Suya gittikleri gün onları sağıyar musun, diye sordu. Evet, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Sen (istersen) denizlerin ötesinden amel et. Şüphesiz Allah senin amelinden hiçbir şeyini eksiitmez." Fethu'l-Bari Açıklaması: "(Ağaran saçlarını) örttü." Yani kınaladı. Kasıt da sakalıdır. "Ketem" Küçük kayalarda yetişen ve ince iplikleri sarkan. saçı kınalamak için kullanılan ve mersin ağacını andıran bir yapraktır. Toplanması oldukça zordur. Bundan dolayı da pek azdır. "Ashabının en yaşlısı Ebu Bekir idi." Daha önceden de geçtiği üzere, o sırada ve ondan önce Medine'ye gelmiş olanlar arasında demektir. "Nihayet saçları kırmızılaştı." Saçlarının kırmızı rengi oldukça arttı. "Kureyş kafirleri için mersiye okuyan." Bedir günü öldürülüp, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları suyu kurumuş olan kuyuya attığı vakit bu mersiye söylenmişti. "eş-Şıza" İçine tirit yapılan ahşap tencere ve çömleklerin yapıldığı bir ağaçtır. Şair şunu söylemiş gibidir: Deve hörgüçlerinin etleriyle dolup taşan o tencere sahiplerinden kuyuda olanların hali nedir? Çünkü cahiliye Arapları çokça yemek yediren kimseye (tencere anlamındaki) "cefne" derlerdi. Buna sebep ise o kap ile insanlara çokça yemek yedirmesi idi. "Baykuşlar. .. " Şair bu sözleriyle ölümden sonra dirilişi inkar etmek istemiştir. İnsan böyle bir kuşa benzedikten sonra nasıl bir defa daha insan olarak diriltilebilir, demek istemiştir

Sahîh-i Buhârî, 3923

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.