Sahîh-i Buhârî · 5807
Arapça metin
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَاجَرَ إِلَى الْحَبَشَةِ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عَلَى رِسْلِكَ، فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَوَ تَرْجُوهُ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ " نَعَمْ ". فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِصُحْبَتِهِ، وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ. قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَبَيْنَا نَحْنُ يَوْمًا جُلُوسٌ فِي بَيْتِنَا فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ فَقَالَ قَائِلٌ لأَبِي بَكْرٍ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُقْبِلاً مُتَقَنِّعًا، فِي سَاعَةٍ لَمْ يَكُنْ يَأْتِينَا فِيهَا. قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِدًا لَهُ بِأَبِي وَأُمِّي، وَاللَّهِ إِنْ جَاءَ بِهِ فِي هَذِهِ السَّاعَةِ إِلاَّ لأَمْرٍ. فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَ، فَأَذِنَ لَهُ فَدَخَلَ، فَقَالَ حِينَ دَخَلَ لأَبِي بَكْرٍ " أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ". قَالَ إِنَّمَا هُمْ أَهْلُكَ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنِّي قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ". قَالَ فَالصُّحْبَةُ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَخُذْ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِحْدَى رَاحِلَتَىَّ هَاتَيْنِ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِالثَّمَنِ ". قَالَتْ فَجَهَّزْنَاهُمَا أَحَثَّ الْجِهَازِ، وَضَعْنَا لَهُمَا سُفْرَةً فِي جِرَابٍ، فَقَطَعَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ قِطْعَةً مِنْ نِطَاقِهَا، فَأَوْكَتْ بِهِ الْجِرَابَ، وَلِذَلِكَ كَانَتْ تُسَمَّى ذَاتَ النِّطَاقِ، ثُمَّ لَحِقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ بِغَارٍ فِي جَبَلٍ يُقَالُ لَهُ ثَوْرٌ، فَمَكُثَ فِيهِ ثَلاَثَ لَيَالٍ يَبِيتُ عِنْدَهُمَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، وَهْوَ غُلاَمٌ شَابٌّ لَقِنٌ ثَقِفٌ، فَيَرْحَلُ مِنْ عِنْدِهِمَا سَحَرًا، فَيُصْبِحُ مَعَ قُرَيْشٍ بِمَكَّةَ كَبَائِتٍ، فَلاَ يَسْمَعُ أَمْرًا يُكَادَانِ بِهِ إِلاَّ وَعَاهُ، حَتَّى يَأْتِيَهُمَا بِخَبَرِ ذَلِكَ حِينَ يَخْتَلِطُ الظَّلاَمُ، وَيَرْعَى عَلَيْهِمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ مِنْحَةً مِنْ غَنَمٍ، فَيُرِيحُهَا عَلَيْهِمَا حِينَ تَذْهَبُ سَاعَةٌ مِنَ الْعِشَاءِ، فَيَبِيتَانِ فِي رِسْلِهَا حَتَّى يَنْعِقَ بِهَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ بِغَلَسٍ، يَفْعَلُ ذَلِكَ كُلَّ لَيْلَةٍ مِنْ تِلْكَ اللَّيَالِي الثَّلاَثِ.
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Habeşistan'a Müslümanlardan birtakım erkekler hicret etti. Ebu Bekir de hicret etmek üzere hazırlandı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Acele etme! Çünkü ben bana da (hicret etmek için) izin verileceğini ümit ediyorum, dedi. Bu sefer Ebu Bekir: Onu ben de ümit edebilir miyim, babam sana feda olsun, dedi. Allah Rasulü: Evet, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile arkadaşlık etmek üzere hicret etmekten vazgeçti. Yanında bulunan iki bineğe de dört ay boyunca semura ağacı yapraklarını yem olarak verdi." Urve dedi ki: Aişe dedi ki: "Bir gün biz öğle sıcağında evimizde oturuyor iken birisi Ebu Bekir'e: İşte Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem başını ve yüzünün büyük bir bölümünü örtmüş olarak geliyor, dedi. Rasulullah'ın o saatte bize gelmek adeti yoktu. Bunun üzerine Ebu Bekir: Babam anam sana feda olsun, Allah'a yemin ederim o bu saatte ancak önemli bir iş için gelmiş olabilir, dedi. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip izin istedi, Ebu Bekir de ona izin verdi. Nebi içeri girdi, içeri girince Ebu Bekir'e: Yanında kim varsa dışarı çıkar, dedi. O: Burada bulunanlar senin ailendir, babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Hicret etmek üzere çıkmama izin verildi, dedi. Ebu Bekir: Babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü, seninle yol arkadaşlığı yapacak mıyım, dedi. Allah Rasulü: Evet, dedi. Ebu Bekir: Babam sana feda olsun, ey Allah'ın Rasulü, bu iki binek devemden birisini al, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ancak bedeli karşılığında (alınm), buyurdu." Aişe devamla dedi ki: "Onları en hızlı bir şekilde yola hazırladık. Azıklarını bir sofra ile bir dağarcık içinde koydu k. Ebu Bekir'in kızı Esma, belindeki kuşağından bir parça koparıp dağarcığın ağzını kapattı. Bundan dolayı o Zatu'nNitakayn diye adlandırılmıştır. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir Sevr adındaki bir dağda bulunan bir mağaraya gittiler. O mağarada üç gün kaldllar.Abdullah b. Ebi Bekr -ki o genç, anlayışlı ve kavrayışlı birisi idi- geceleyin yanlarında kalıyor, seher vakti yanlarından ayrılıyor, geceyi Mekke'de geçirmiş gibi Kureyş'le birlikte sabahlıyordu. Kureyşlilerin o ikisi hakkında düşündüklerini, duyduğu her bir kötü planı mutlaka beller ve nihayet karanlık bastırınca bunu haber olarak onlara ulaştırırdı. Ebu Bekir'in kölesi Amir b. Fuheyre de onların yakınlarında sağmal bazı koyunlar otlatır ve gece bir süre ilerledikten sonra koyunları yanlarına götürürdü. Böylelikle her ikisi de sabah aydınlığına doğru Amir b. Fuheyre kendilerine seslenineeye kadar rahat bir şekilde geceyi geçirirlerdi. Mağarada bulundukları o üç gecenin üçünde de hep bunu yaptı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Başı ve yüzün büyük bir bölümünü örtmek." Tekannu': Başı ve yüzün büyük bir bölümünü rida ya da başka şeyle örtmek demektir. el-İsmail! dedi ki: Hadiste söz konusu edilen başını bağlaması, tekannu' denilen örtünme kısmına girmez. Çünkü tekannu' başı örtmektir. İsabe ise sarığın kuşattığı yer üzerine bir bez bağlayıp çatmak demektir. Derim ki: Her iki şekil arasındaki ortak şey, sarığın üzerinde başa fazladan bir şey koymaktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَبُو بَكْرٍ فِي الْخُرُوجِ حِينَ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الأَذَى، فَقَالَ لَهُ " أَقِمْ ". فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَطْمَعُ أَنْ يُؤْذَنَ لَكَ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنِّي لأَرْجُو ذَلِكَ " قَالَتْ فَانْتَظَرَهُ أَبُو بَكْرٍ فَأَتَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ ظُهْرًا فَنَادَاهُ فَقَالَ " أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّمَا هُمَا ابْنَتَاىَ. فَقَالَ " أَشَعَرْتَ أَنَّهُ قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ". فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ الصُّحْبَةُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الصُّحْبَةُ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِنْدِي نَاقَتَانِ قَدْ كُنْتُ أَعْدَدْتُهُمَا لِلْخُرُوجِ. فَأَعْطَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِحْدَاهُمَا وَهْىَ الْجَدْعَاءُ، فَرَكِبَا فَانْطَلَقَا حَتَّى أَتَيَا الْغَارَ، وَهْوَ بِثَوْرٍ، فَتَوَارَيَا فِيهِ، فَكَانَ عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ غُلاَمًا لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الطُّفَيْلِ بْنِ سَخْبَرَةَ أَخُو عَائِشَةَ لأُمِّهَا، وَكَانَتْ لأَبِي بَكْرٍ مِنْحَةٌ، فَكَانَ يَرُوحُ بِهَا وَيَغْدُو عَلَيْهِمْ، وَيُصْبِحُ فَيَدَّلِجُ إِلَيْهِمَا ثُمَّ يَسْرَحُ، فَلاَ يَفْطُنُ بِهِ أَحَدٌ مِنَ الرِّعَاءِ، فَلَمَّا خَرَجَ خَرَجَ مَعَهُمَا يُعْقِبَانِهِ حَتَّى قَدِمَا الْمَدِينَةَ، فَقُتِلَ عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ يَوْمَ بِئْرِ مَعُونَةَ. وَعَنْ أَبِي أُسَامَةَ قَالَ قَالَ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ فَأَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ لَمَّا قُتِلَ الَّذِينَ بِبِئْرِ مَعُونَةَ وَأُسِرَ عَمْرُو بْنُ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيُّ قَالَ لَهُ عَامِرُ بْنُ الطُّفَيْلِ مَنْ هَذَا فَأَشَارَ إِلَى قَتِيلٍ، فَقَالَ لَهُ عَمْرُو بْنُ أُمَيَّةَ هَذَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ. فَقَالَ لَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدَ مَا قُتِلَ رُفِعَ إِلَى السَّمَاءِ حَتَّى إِنِّي لأَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الأَرْضِ، ثُمَّ وُضِعَ. فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَبَرُهُمْ فَنَعَاهُمْ فَقَالَ " إِنَّ أَصْحَابَكُمْ قَدْ أُصِيبُوا، وَإِنَّهُمْ قَدْ سَأَلُوا رَبَّهُمْ، فَقَالُوا رَبَّنَا أَخْبِرْ عَنَّا إِخْوَانَنَا بِمَا رَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا. فَأَخْبَرَهُمْ عَنْهُمْ ". وَأُصِيبَ يَوْمَئِذٍ فِيهِمْ عُرْوَةُ بْنُ أَسْمَاءَ بْنِ الصَّلْتِ، فَسُمِّيَ عُرْوَةُ بِهِ، وَمُنْذِرُ بْنُ عَمْرٍو سُمِّيَ بِهِ مُنْذِرًا.
Aişe r.anha dedi ki: "Ebu Bekir ileri derecede şiddete maruz kalınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den (hicret etmek için) izin istedi. Allah Resulü ona: Kal, gitme diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü sana da hicret için izin verileceğini mi ümit ediyorsun, diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Gerçek şu ki, ben bunu ümit ediyorum; diye cevap verdi. Aişe r.anha dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir de onu beklemeye başladı. Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle vakti yanına gelip, onu çağırdı. Yanında kim varsa dışarı çıkar, dedi. Ebu Bekir: Yanımdakiler benim iki kızımdır deyince, Allah Resulü şöyle buyurdu: Biliyor musun, bana çıkrnam için izin verildi. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, ben de beraber miyim, diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Berabersin diye buyurdu. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, çıkmak için hazırlamış olduğum iki tane dişi devem var, dedi. Onlardan birisini -ki el-Ced'a diye bilinendir- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdi. İkisi de develerine binip Sevr'deki mağaraya varıncaya kadar yollarına devam ettiler. O mağarada saklandılar. Amir b. Fuheyre, Aişe'nin anne bir kardeşi olan Abdullah b. et-Tufayl b. Sahbere'nin kölesi idi. Ebu Bekir 'in de sağmal koyunları vardı. Amir akşama doğru onları alır ve sabaha doğru yanlarına ulaşırdı. Gecenin son vakitlerinde yanlarına ulaşıp, sabalileyin erkenden geri dönerdi. Bu sebeple de çobanlarda[l kimse onu fark etmezdi. (Nebi) yola çıkınca o da onlarla birlikte yola çıktı. Sırayla onu terkilerine bindiriyorlardı. Nihayet Medine'ye geldiler. Amir b. Fuheyre, Bi'ri Maune günü öldürüldü
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَقَلَّ يَوْمٌ كَانَ يَأْتِي عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ يَأْتِي فِيهِ بَيْتَ أَبِي بَكْرٍ أَحَدَ طَرَفَىِ النَّهَارِ، فَلَمَّا أُذِنَ لَهُ فِي الْخُرُوجِ إِلَى الْمَدِينَةِ لَمْ يَرُعْنَا إِلاَّ وَقَدْ أَتَانَا ظُهْرًا، فَخُبِّرَ بِهِ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ مَا جَاءَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذِهِ السَّاعَةِ، إِلاَّ لأَمْرٍ حَدَثَ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ قَالَ لأَبِي بَكْرٍ " أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا هُمَا ابْنَتَاىَ. يَعْنِي عَائِشَةَ وَأَسْمَاءَ. قَالَ " أَشَعَرْتَ أَنَّهُ قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ". قَالَ الصُّحْبَةَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " الصُّحْبَةَ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ عِنْدِي نَاقَتَيْنِ أَعْدَدْتُهُمَا لِلْخُرُوجِ، فَخُذْ إِحْدَاهُمَا. قَالَ " قَدْ أَخَذْتُهَا بِالثَّمَنِ ".
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (Mekke'de iken) Ebu Bekir'in evine neredeyse her gün günün iki tarafında (sabah veya akşam) gelirdi. Medine'ye hicret etmesine izin verildiğinde bize aniden öğle vaktinde geldi. Hz.Nebi'in geldiği Ebu Bekir'e bildirildi. Ebu Bekir: "Bir şey oldu ki Hz.Nebi bize (bu vakitte) geldi" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekir'in yanına girip ona "Yanındakileri dışarı çıkar" dedi. Ebu Bekir: "Yanımda yalnızca iki kızım (Aişe ve Esma) var" dedi. Hz. Nebi: "Biliyor musun, benim Mekke'den çıkmam (hicret etmem) için izin verildi" buyurdu. Ebu Bekir: "Ben de seninle birlikte gelecek miyim ey Allah'ın Resulü?" diye sordu .. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet sen benimle geleceksin" buyurdu. Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Resulü' Benim iki devem var. Bunları hicret etmek için hazırlamıştım. Bunlardan beğendiğin birini al" dedi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben parası ile birini aldım" buyurdu
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا مَرِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرَضَهُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ أَتَاهُ بِلاَلٌ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ ". قُلْتُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، إِنْ يَقُمْ مَقَامَكَ يَبْكِي فَلاَ يَقْدِرُ عَلَى الْقِرَاءَةِ. قَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ ". فَقُلْتُ مِثْلَهُ فَقَالَ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ " إِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ ". فَصَلَّى وَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ، كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَخُطُّ بِرِجْلَيْهِ الأَرْضَ، فَلَمَّا رَآهُ أَبُو بَكْرٍ ذَهَبَ يَتَأَخَّرُ، فَأَشَارَ إِلَيْهِ أَنْ صَلِّ، فَتَأَخَّرَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ وَقَعَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى جَنْبِهِ، وَأَبُو بَكْرٍ يُسْمِعُ النَّاسَ التَّكْبِيرَ. تَابَعَهُ مُحَاضِرٌ عَنِ الأَعْمَشِ.
Aişe (r.anha)'nın şöyle dediği nakledilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etmesine sebep olan hastalığı sırasında Bilâl (r.a.) gelip namaz vaktinin girdiğini bildirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ebu Bekir'e söyleyin cemaate namazı kıldırsın" buyurdu. Ben; "Ebu Bekir pek yufka yüreklidir; namazda senin yerine geçerse kendisini tutamayıp ağlar ve bu yüzden Kur'an okuyamaz" deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrini tekrarladı; "Ebu Bekir'e söyleyin cemaate namazı kıldırsın!" Ben aynı şekilde Ebu Bekir'in durumunu ifade edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrini tekrar etti ve üçüncü veya dördüncü seferde şöyle dedi: "Yusufun başını derde sokan siz kadınlar deği! misiniz zaten!?, söyleyin Ebu Bekir'e cemaate namazı kıldırsın!" Bunun üzerine Ebu Bekir imamete geçip namazı kıldırmaya başladı. Bu namazlardan biri kılınılırken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini biraz daha iyi hissettiği için cemaat'e katılmak istedi. Ashab'dan iki kişinin kolları arasında mescide gitti. Giderken takatsizliğinden dolayı mübarek ayaklarını yere sürüyerek zorla yürüdüğü hala gözlerimin önündedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geldiğini gören Ebu Bekir geri çekilmek istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, namazı kıldırmaya devam et, anlamında eliyle işaret buyurdu. Fakat Ebu Bekir (r.a.) geri çekildi ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına oturdu. Bu sırada cemaate tekbirleri Ebu Bekir (r.a.) duyuruyordu." باب: الرجل يأتم بالإمام، ويأتم الناس بالمأموم. 68. Cemaatin İmama Tabî Olan Bir Kimseye Uyması -ويذكر عن النبي صلى الله عليه وسلم: (ائتموا بي، وليأتم بكم من بعدكم). Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Siz bana tabî olun, sizden sonrakiler de size uysun
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنَ الأَنْصَارِ ـ أَنَّهُ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَنْكَرْتُ بَصَرِي وَأَنَا أُصَلِّي لِقَوْمِي، فَإِذَا كَانَتِ الأَمْطَارُ سَالَ الْوَادِي الَّذِي بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ، لَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ آتِيَ مَسْجِدَهُمْ فَأُصَلِّيَ لَهُمْ، فَوَدِدْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَّكَ تَأْتِي فَتُصَلِّي فِي بَيْتِي، فَأَتَّخِذُهُ مُصَلًّى. فَقَالَ " سَأَفْعَلُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". قَالَ عِتْبَانُ فَغَدَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ حِينَ ارْتَفَعَ النَّهَارُ، فَاسْتَأْذَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى دَخَلَ الْبَيْتَ، ثُمَّ قَالَ لِي " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ ". فَأَشَرْتُ إِلَى نَاحِيَةٍ مِنَ الْبَيْتِ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَكَبَّرَ، فَصَفَفْنَا، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ سَلَّمَ وَحَبَسْنَاهُ عَلَى خَزِيرٍ صَنَعْنَاهُ، فَثَابَ فِي الْبَيْتِ رِجَالٌ مِنْ أَهْلِ الدَّارِ ذَوُو عَدَدٍ فَاجْتَمَعُوا، فَقَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ أَيْنَ مَالِكُ بْنُ الدُّخْشُنِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ ذَلِكَ مُنَافِقٌ لاَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُلْ، أَلاَ تَرَاهُ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يُرِيدُ بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ قُلْنَا فَإِنَّا نَرَى وَجْهَهُ وَنَصِيحَتَهُ إِلَى الْمُنَافِقِينَ. فَقَالَ " فَإِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ ابْنُ شِهَابٍ ثُمَّ سَأَلْتُ الْحُصَيْنَ بْنَ مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ وَكَانَ مِنْ سَرَاتِهِمْ عَنْ حَدِيثِ مَحْمُودٍ فَصَدَّقَهُ.
İbn Şihab'dan, dedi ki: Bana Mahmud b. er-Rebi el-Ensari'nin haber verdiğine göre ''Itban b. Malik -ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabından olup, ensardan Bedir'de hazır bulunanlardan idi- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vararak: Ey Allah'ın Rasulü dedi. Artık ben gözlerimi tanıyamaz oldum (gözlerim pek iyi görmüyor), üstelik ben kavmime namaz kıldınyorum. Yağmur yağdı mı benimle onlar arasındaki vadi selolup taşıyor ve onların mescidlerine gidip, onlara namaz kıldıramıyorum. Bu sebeple ey Allah'ın Rasulü, senin,şeref verip evimde namaz kılmanı ve orayı da namaz kılacağım yer edinmey{ arzu ediyorum, dedim. Allah Rasulü de: İnşallah dediğini yapacağım, diye buyurdu. Itban dedi ki: Ertesi sabah gün yükseldiğinde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem izin istedi, ben de ona izin verdim. Oturmayıp, içeri girdi. Sonra bana: Evinin neresinde namaz kılmamı arzu edersin, diye sordu. Ben de evin bir tarafını gösterdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta durup, tekbir getirdi. Biz de saf tuttuk. İki rekat kıldı, sonra selam verdi. Onu hazırladığımız bir hazıre çorbası için alıkoyduk. O yurdun ahalisinden çok sayıda adamlar da evde toplanıp bir araya geldiler. Onlardan birisi: Malik b. ed-Ouhşun nerede, diye sordu. Birisi: O bir münafıktır, Allah'ı ve Rasulünü sevmez, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Böyle deme, sen onun Allah rızasını isteyerek la ilahe illallah dediğini görmüyor musun dedi. Adam: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi." Itban dedi ki: "Bizler onun yüzünün ve nasihatinin münafıklara yönelik olduğunu görüyoruz, dedik. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Şüphe yok ki Allah, Allah'ın vechini isteyerek la ilahe illallah diyen kimseye ateşi haram kılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Hazare" Undan bulamaç şeklinde yapılan bir çorbadır. Ancak bulamaçtan daha ince olui'. Bu açıklamayı Taberi yapmıştır. Ibn Faris de şöyle demiştir: Una iç yağı karıştırılarak yapılır. el-Kutebi ve arkasından el-Cevherı de şöyle demektedir: el-Hazire, etin küçük parçalara ayrıldıktan sonra üzerine çokça su dökülerek yapılır. Et piştikten sonra üzerine un serpilir. Eğer içinde et yoksa ona asıde (bulamaç) denilir. Elenmiş un ıslatıldıktan sonra suyunun süzülüp pişirilmesi şeklinde yapıldığı da söylenmiştir. Yağ ve undan yapılan bir çorba olduğu da söylenmiştir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ بِلاَلٌ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، وَإِنَّهُ مَتَى مَا يَقُمْ مَقَامَكَ لاَ يُسْمِعُ النَّاسَ، فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ. فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ ". فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ قُولِي لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، وَإِنَّهُ مَتَى يَقُمْ مَقَامَكَ لاَ يُسْمِعِ النَّاسَ، فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ. قَالَ " إِنَّكُنَّ لأَنْتُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ ". فَلَمَّا دَخَلَ فِي الصَّلاَةِ وَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفْسِهِ خِفَّةً، فَقَامَ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ، وَرِجْلاَهُ يَخُطَّانِ فِي الأَرْضِ حَتَّى دَخَلَ الْمَسْجِدَ، فَلَمَّا سَمِعَ أَبُو بَكْرٍ حِسَّهُ ذَهَبَ أَبُو بَكْرٍ يَتَأَخَّرُ، فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى جَلَسَ عَنْ يَسَارِ أَبِي بَكْرٍ، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي قَائِمًا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي قَاعِدًا، يَقْتَدِي أَبُو بَكْرٍ بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ مُقْتَدُونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ رضى الله عنه.
Aişe (r.anha)'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatına sebep olan hastalığı iyice artmıştı. Bilal gelip namaz vaktinin girdiğini bildirdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ' Ebu Bekir'e söyleyin insanlara namazı kıldırsın' diye emir vermişti. Ben; 'Ebu Bekir pek yufka yürekli ve duygulu bir İnsandır, senin yerine geçtiği zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaktan sesini cemaate duyuramaz, Ömer'e söylesen de namazı o kıldırsa...' dedim ve hatta Hafsa'dan ResuluIIah'a gidip aynı şeyleri söylemesini istedim. O da gidip: 'Ebu Bekir senin yerine geçtiği zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaktan sesini cemaate duyuramaz, Ömer'e söylesen de namazı o kıldırsa1 dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Yusuf'un başını derde sokan siz kadınlar değil misiniz zaten!?. Söyleyin Ebu Bekir'e namazı kıldırsın" diyerek emrini tekrarladı. Ebu Bekir (r.a.) namaza başlayınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini biraz daha İyi hissetti ve İki kişinin kolları arasında kalkıp mescide geçti. Mescide varana kadar takatsizliğinden ayaklarını yere sürüyerek gitmişti. Ebu Bekir Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geldiğini anlayınca geriye doğru çekildi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza devam et anlamında işaret etti ve gelip Ebu Bekir'in soluna oturdu. Bu sırada Ebu Bekir ayakta namaz kılıyor ve oturarak namaz kılmakta olan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uyuyordu. Ashâb-ı kiram ise Ebu Bekir'e uyarak namazlarını kılıyorlardı
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ الأَسْوَدُ قَالَ كُنَّا عِنْدَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فَذَكَرْنَا الْمُوَاظَبَةَ عَلَى الصَّلاَةِ وَالتَّعْظِيمَ لَهَا، قَالَتْ لَمَّا مَرِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَضَهُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَأُذِّنَ، فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَقِيلَ لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، إِذَا قَامَ فِي مَقَامِكَ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ، وَأَعَادَ فَأَعَادُوا لَهُ، فَأَعَادَ الثَّالِثَةَ فَقَالَ " إِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَخَرَجَ أَبُو بَكْرٍ فَصَلَّى، فَوَجَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ نَفْسِهِ خِفَّةً، فَخَرَجَ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ كَأَنِّي أَنْظُرُ رِجْلَيْهِ تَخُطَّانِ مِنَ الْوَجَعِ، فَأَرَادَ أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَتَأَخَّرَ، فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ مَكَانَكَ، ثُمَّ أُتِيَ بِهِ حَتَّى جَلَسَ إِلَى جَنْبِهِ. قِيلَ لِلأَعْمَشِ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي وَأَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِصَلاَتِهِ، وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ بِرَأْسِهِ نَعَمْ. رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الأَعْمَشِ بَعْضَهُ. وَزَادَ أَبُو مُعَاوِيَةَ جَلَسَ عَنْ يَسَارِ أَبِي بَكْرٍ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي قَائِمًا.
İbrahim en-Nehaî, Esved bin Yezîd en-Nehai'nİn şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Biz Aişe (r.anha)'nın yanında namaz'a devam etmenin ve namaz ibadetinin öneminden bahsediyorduk, Bunun üzerine Aişe (r.anha) bize şunları aktardı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatına sebep olan hastalığı günlerinde bir nanaz vakti girdi ve ezan okundu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Bekir'e söyleyin cemaate namaz'ı kıldırsın' buyurdu. Orada bulunanlardan birisi; 'Ebu Bekir pek yufka yüreklidir, namazda kendisini tutamayıp ağlar' deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrini tekrarladı. Orada bulunanlardan biri aynı şekilde Ebu Bekir'in durumunu ifade edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçüncü defa emrini tekrar etti ve şöyle dedi; Yusuf'un başını derde sokan siz kadınlar değilmisiniz zaten!? Söyleyin Ebu Bekir'e cemaate namazı kıldırsın!" Bunun üzerine Ebu Bekir imamete geçip namazı kıldırmaya başladı. Bu namazlardan biri kıldırılırken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini biraz daha iyi hissettiği için cemaat'e katılmak istedi. Ashab'dan iki kişinin kolları arasında mescide girdi. Takatsizliğinden dolayı mübarek ayaklarını yere sürüyerek zorla yürüdüğü sıradaki hali hâlâ gözlerimin önündedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geldiğini fark eden Ebu Bekir geri çekilmek istedi. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Olduğun yerde dur anlamında eliyle işaret buyurdu. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Bekir'in yanına kadar gidip oraya oturdu." Bu rivayetle ilgili olarak A'meş'e şöyle bir soru yönelttiler: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Bekir (r.a.)'in yanına oturup namaza durduğunda Ebu Bekir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, cemaat ise Ebu Bekir'e uymuştu, değil mi?" A'meş bu soruyu kafasını evet anlamında sallayarak onaylamıştır. Ebu Dâvud, Şu'be - A'meş senediyle bu rivayetin bir kısmını nakletmiştir: Söz konusu rivayetle ilgili olarak Ebu Muaviye'den nakledilen ek bir bilgi de şöyledir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Bekir (r.a.)'in sol tarafına oturdu. Bu sırada Ebu Bekir namaza ayakta devam ediyordu