İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5853

Dress

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ إِزَارٌ فَلْيَلْبَسِ السَّرَاوِيلَ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ نَعْلاَنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her kimin izarı yoksa sirval giyinsin. Nalını olmayan da ayakkabı giyinsin, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ayakkabı" anlamı verilen en-ni'al, na'l'in çoğuludur. İbnu'l-Arabı der ki: Na'l, Nebilerin giydiğidir. İnsanlar yaşadıkları yerlerdeki çamur dolayısıyla başka ayakkabılar edindiler. "Tabaklanmış deri." Ebu Ubeyd dedi ki: es-Sebtiye, tabaklanmış deri demektir. Delilolarak da İbn Ömer'in rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabı giyindiğine dair hadisini ve bunu sevdiğini delil göstererek, durum ne olursa olsun bunları giyinmenin caiz olduğunu söylemiştir. Ahmed der ki: Kabristanda bu tür ayakkabıları (nalın, terlik gibi) giyinmek, Beşir b. el-Hasasiye'nin rivayet ettiği hadis dolayısıyla mekruhtur. Beşir dedi ki: "Ben kabristanda nalınlar ile yürümekte iken ansızın arkamdan bir adamın bana şöyle seslendiğini duydum: Ey iki sebtiye (tabaklanmış deriden yapılmış nalın) giyinen kişi, böyle bir yerde bulunduğun takdirde nalınıarını çıkart, diye sesleniyordu." Hadisi Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiş olup, Hakim sahih olduğunu belirtmiş ve denilen konuya bunu delil göstermiştir. Ancak et-Tahavı buna karşı şöyle demektedir: Burada bunları çıkarma emrinin onlardaki bir necaset dolayısıyla olma ihtimali de vardır. Hadiste de ölünün arkaya dönüp gittiklerinde onların ayakkabılarının seslerini duyduğu sabittir. Bu da kabristanda ayakkabı (nalın) giyinmenin caiz olduğuna delildir. Yine Tahavı dedi ki: Ayrıca Enes'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabıları ile namaz kıldığına dair hadisi de sabittir. Mescide ayakkabı ile girmek caiz olduğuna göre, kabristana böyıe girmek öncelikle caiz olmalıdır. Derim ki: Bu yasağın kabirler üzerinde oturmaya dair nehyin varid oluşu gibi, ölüye ikram olma için söz konusu olma ihtimali de vardır. Bu hadislerde nalın giyinmenin müstehap olduğu anlaşılmaktadır. Müslim de Cabir'den merru' olarak şu hadisi rivayet etmiş bulunmaktadır: "Nalınıarı çokça giyininiz. Çünkü kişi nalın giyindiği sürece binekli olmaya devam eder." Yani zorlu ğu n ve yorgunluğun azlı ğı ile kişinin, yolun eziyetlerinden yana esenlikte olması bakımından biniciye benzer. Bu açıklamayı Nevevı yapmıştır. Kurtubi dedi ki: Bu oldukça beliğ bir söz ve fasih bir ifadedir. Öyle ki bu türden bir söz söylenemez ve buna denk bir söz ifade edilemez. Bu da maslahata bir irşaddır ve meşakkati hafifleten şeye de dikkat çekmektir. Sürekli olarak çıplak ayakla yürüyen bir kimse, tökezlemek ve başka sebepler dolayısı ile yürümesini engelleyecek ve maksadına -binekli gibi- erişmesini engelleyecek acılar ve zorluklarla karşılaşır. Bundan dolayı ayakkabı giyineni binekli olana benzetmiştir

Sahîh-i Buhârî, 5853

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي أَهْلِهِ قَالَتْ كَانَ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ‏.‏

Esved'den, dedi ki: "Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi arasında ne yapardı, diye sordum. O: Kendi ailesinin işlerini görürdü. Namaz vakti geldi mi kalkar namaza giderdi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Aişe'den gelen Ahmed'in, İbn Sa'd'ın ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban'ın rivayet ettiği Hişam İbn Urve'den, onun da babasından diye naklettiği bir başka hadis de vardır: "Ben Aişe'ye: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde ne yapardı, diye sordum. o: Elbisesini diker, ayakkabısını tamir eder ve erkeklerin evlerinde yaptıklarını yapardı, dedi." İbn Hibban'ın bir rivayetinde de: "Sizden herhangi birinizin evinde yaptığını yapardı" şeklindedir. İbn Hibban'ın ve Ahmed'in, ez-Zührı'den, onun Urve'den, onun Aişe'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, kovasını yamalardı." Yine İbn Hibban, Muaviye İbn Salih yoluyla, o Yahya İbn Said'den, o Amre'den, o Aişe'den şu lafızia bir rivayeti zikretmektedir: "O ancak insanlardan bir insandı. Kendi elbisesini ayıklar, koyununu sağar, kendi işini kendisi görürdü." Bu hadisi Tirmizi eş-Şemail'de ve el-Bezzar da rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadis Yahya'dan, o el-Kasım'dan, o Aişe'den diye de rivayet edildiği gibi, Yahya'dan, o Humeyd el-Mekki'den, o Mücahid'den, o Aişe'den diye de rivayet edilmiştir. Harise İbn Ebi'r-Rical'in, Amre'den, onun Aişe'den, onun da Ebu Sa'd'den diye gelen rivayetinde şöyle denilmektedir: "İnsanların en yumuşağı, insanların en cömerdi idi. O sizin adamlarınızdan bir adam idi. Ancak o çokça gülümserdi." İbn Battal dedi ki: Alçak gönüllülük, nimetlerden çokça yararlanmaktan uzak durmak, nefsi mihnetli işlerde çalıştırmak enbiyanın ahlakındandır. Böylelikle onların sünnetine uyulsun ve onların sünnetlerine uyanlar, yerilmiş olan refaha meyledip kendilerini kaptırmasın. Yüce Allah'ın: "Yalanlayan o nimet sahipleri ile beni başbaşa bırak ve onlara azıcık bir mühlet ver."(Müzzemmil, 11) buyruğu ile bu halin yerildiğine işaret edilmiş bulunulmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6039
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُدْرِكٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، قَالَ رَأَيْتُ قَدَحَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، وَكَانَ قَدِ انْصَدَعَ فَسَلْسَلَهُ بِفِضَّةٍ قَالَ وَهْوَ قَدَحٌ جَيِّدٌ عَرِيضٌ مِنْ نُضَارٍ‏.‏ قَالَ قَالَ أَنَسٌ لَقَدْ سَقَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْقَدَحِ أَكْثَرَ مِنْ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ سِيرِينَ إِنَّهُ كَانَ فِيهِ حَلْقَةٌ مِنْ حَدِيدٍ فَأَرَادَ أَنَسٌ أَنْ يَجْعَلَ مَكَانَهَا حَلْقَةً مِنْ ذَهَبٍ أَوْ فِضَّةٍ فَقَالَ لَهُ أَبُو طَلْحَةَ لاَ تُغَيِّرَنَّ شَيْئًا صَنَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَرَكَهُ‏.‏

Asım el-Ahvel'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kasesini Enes b. Malik'in yanında gördüm. -Bu kase çatlamıştı da onu gümüş telle bağlamıştı.- Asım dedi ki: O kase nudar ağacından yapılmış, enlice, güzel bir bardak idi. Yine Asım dedi ki: Enes: Andolsun Hasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu kas e ile şu kadar şu kadardan fazla defa su içirmişimdir, dedi." Asım dedi ki: İbn S1r1n de şöyle dedi: "Bu kasenin demirden bir halkası vardı. Enes onun yerine altın ya da gümüş bir halka koymakistemişti de Ebu Talha ona: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı hiçbir şeyi sakın değiştirme, dedi. Enes de vazgeçti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kasesinden ... " Onun bereketinden istifade etmek üzere "içmek." "Abdullah b. Selam bana dedi ki." Abdullah meşhur sahabidir. Daha sonra Sehl b. Sa'd'ın el-Cevniyye diye bilinen kadının olayını ve bu kadının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine talip olmak üzere geldiği sırada ondan Allah'a sığınması hadisesini nakletmektedir. Bu hadiseye dair geniş açıklamalar Talak bölümünün baş taraflarında (5255 ve 5256.hadislerin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır. "Kadın: Demek ki ben çok bedbahtmışım, dedi." Bu sözlerinden maksadı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile evlenme fırsatını kaçırdığı için bedbaht olduğunu ifade etmektir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri dönüp Saide oğulları Sakifesinde (sundurmasının altında) oturdu." Sakife, Ebu Bekir es-Sıddık radıyallahu anh'a halifelik için bey'atin gerçekleştiği yerdir. Hadisten çıkan sonuçlar 1- Arkadaşlara karşı teklifsiz olmak ve arkadaşının yanında yiyecek, içecek ne varsa getirmesini istemek, 2- Arkadaşını künyesi ile çağırarak onu tazim etmek, 3- Salihlerin eserlerinin bereketinden yararlanmak istemek, 4- Arkadaşından kendisine ağır gelmeyecek şeyleri hibe etmesini istemek, mümkündür. "O nudar ağacından enli, güzel bir kase idi." Nudar, odunun ve her şeyin katıksız olanına denilir. Bunun aslının neb' denilen Arabistan kirazından olduğu, renginin de sarıya çaldığı söylenir. Ebu Hanife ed-Dıneverı: Bu, kap yapmak için kullanılabilecek en kaliteli kerestedir, demiştir

Sahîh-i Buhârî, 5638
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، وَقَدْ رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَحْسَنَ مِنْهُ‏.‏

Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem orta boylu idi. Ben onu kırmızı bir elbise giyinmişken gördüm. Ondan daha güzelini asla görmedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kırmızı elbise." Kırmızı elbise giymek hususunda selefin görüşlerini yedi ayrı görüş olarak şöylece özetleyebiliriz: 1- Mutlak olarak caizdir. Ali, Talha, Abdullah b. Cafer, el-Bera ve ashab-ı kiram'dan daha başkalarından, tabiinden de Said b. el-Müseyyeb, en-Nehaı, eşŞa'bı, EbQ Kilabe ile EbQ Vail ve kalabalık bir topluluktan rivayet edilmiştir. 2- Mutlak olarak yasaktır. Buna gerekçe ise daha önce kaydedilen Abdullah b. Amr yolu ile gelen hadis ile Beyhaki'nin naklettiği İbn Mace'nin de zikrettiği İbn Ömer'in şu hadisidir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-mufeddem denilen uspur ile iyice doyurulmuş (boyanmış) elbise giyinmeyi nehyetmiştir." Bunun ne demek olduğunu hadiste zaten açıklamış bulunmaktadır. Ömer'den rivayet edildiği ne göre de o bir adam üzerinde uspurlu bir elbise gördü mü onu hızhca çeker ve: Bunu bırakın da kadınlar giyinsin, derdi." Bunu Taberi rivayet etmiş bulunmaktadır. 3- Boyası hafif olanlar değil de kırmızısı iyice doyurulmuş elbise giyinmek mekruhtur. Bu görüş Ata, Taws ve Mücahid'den rivayet edilmiştir. Bu hususta delil de az önce zikrettiğimiz el-müfeddem'i söz konusu eden hadis olabilir. 4- Süslenmek ve gösteriş kastı ile kırmızı elbise giymek, mutlak olarak mekruhtur. Ama evlerde, iş esnasında giyilmesi caizdir. Bu görüş İbn Abbas'tan nakledilmiştir. 5- İpliği boyandıktan sonra dokunmuş olanı giymek caizdir. Ama dokunduktan sonra boyananı giyinmek yasaktır. Bu görüşe el-Hattabı meyletmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırmızı bir elbise giyindiğine dair varid olmuş haberlerde geçen hullenin Yemen hullelerinden birisi oluşunu delilgöstermiştir. Aynı şekilde kırmızı burdlerin durumu da böyledir. Yemen burdlerinin ipi önce boyanır, sonra dokunurdu. 6- Nehy (yasak) özelolarak uspur ile boyanmış elbiseler hakkındadır. Çünkü nehy ona dair varid olmuştur. Daha başka boyalarla boyanmış olan ise yasak değildir. Ancak daha önce geçmiş olan Muğire hadisi bu iddiayı zayıflatmaktadır. 7 - Yasağın bütünüyle kırmızıya boyanmış olan elbise hakkında has kabul edilmesi. Kırmızı dışında beyaz, siyah ve daha başka renklerin de bulunduğu elbiseler ise yasak değildir. İşte kırmızı hulle hakkında varid olmuş hadisler de buna göre yorumlanır. Çünkü Yemen'den gelen hulleler çoğunlukla kırmızı ve daha başka renkte çizgili yapılırdj. İbnu'l-Kayyim dedi ki: İlim adamlarından kimisi kırmızı boya ile iyice doyurulmuş bir elbise giyer ve onun bununla sünnete uyduğunu iddia ederdi. Ama bu yanlıştır. Çünkü kırmızı hulle Yemen burdlerindendir. Burd ise sadece kırmızı ile boyanmaz. İbnu'l-Kayyim böyle demiştir. et-Taberı ise bu görüşlerin çoğunu zikrettikten sonra şunları söylemektedir: Benim görüşüme göre her renkle boyanmış olan elbiseyi giymek caizdir. Şu kadar var ki ben katıksız kırmızı (kırmızıya doymuş) elbiseyi giymeyi sevmediğim gibi, diğer elbiselerin üzerinde üst elbise olarak kırmızı renkli yi de mutlak olarak giyinmeyi sevmiyarum. Çünkü kırmızı elbise günümüzde mert kimselerin elbise çeşitleri arasında değildir. Şüphesiz ki günah olmadığı sürece zamanın kılık kıyafetine riayet etmek, mertliğin bir gereğidir. Kabul gören kıyafetlere aykırı hareket etmek ise bir tür gösteriştir. Bunun sekizinci bir görüş olarak kabul edilmesi de mümkündür. Bu konuda meselenin tahkikine gelince, kırmızı renkli elbiseyi giymeye dair yasak, kafirlerin giydiği elbise olduğundan ötürü ise bu hususta kabul edilmesi gereken görüş, ileride geleceği üzere kırmızı mısera ile ilgili görüş gibidir. Eğer yasak, onun kadınların kıyafeti olduğundan dolayı ise, o takdirde bu, kadınlara benzemenin yasaklanışı kapsamındadır. Bu durumda onun nehyedilmesi, bizatihı değildir. Eğer gösteriş yahut mertliğe aykırı olmak açısından yasaklanmış ise, böyle bir halalduğu takdirde yasak olur, değilse Malik'in benimsediği görüş olan toplantı yerleri ile evarasında fark gözetmek, daha da pekişir

Sahîh-i Buhârî, 5848
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فَذَكَرُوا الدَّجَّالَ فَقَالَ إِنَّهُ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَمْ أَسْمَعْهُ قَالَ ذَاكَ وَلَكِنَّهُ قَالَ ‏ "‏ أَمَّا إِبْرَاهِيمُ فَانْظُرُوا إِلَى صَاحِبِكُمْ، وَأَمَّا مُوسَى فَرَجُلٌ آدَمُ جَعْدٌ، عَلَى جَمَلٍ أَحْمَرَ مَخْطُومٍ بِخُلْبَةٍ، كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ إِذِ انْحَدَرَ فِي الْوَادِي يُلَبِّي ‏"‏‏.‏

Mücahid'den, dedi ki: "Biz İbn Abbas r.a.lın yanında idik. Deccallden söz açtılar. Bunun üzerine İbn Abbas dedi ki: Şüphesiz onun gözleri arasında kafir diye yazar." Yine İbn Abbas dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bizzat böyle dediğini duymadım. Ama o şöyle buyurmuştur: "İbrahim'e gelince, (onun gibisini görmek için) arkadaşımza bakınız. Musa ise esmer, saçları kıvırcık, yu ları liften . kızıl bir devenin üzerinde olup, telbiye ederek vadiden aşağı inerkenki halini görüyor gibiyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saçın kıvırcık olması." Kıvırcık oluş saçın bir niteliğidir. Bu başlıkta Buhari yedi hadis zikretmiş bulunmaktadır: Birinci hadis, Enes r.a.lın rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliğine dair olan hadis olup, daha önce bu hadisin açıklamaları Menakib bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat: "Saçları kıvırcık ve kısa değildi, düz ve uzun da değildi." ibaresi ile anlatılanlardır. Yani onun saçları kıvırcık ile düz arasında idi. Kıvırcık saç, Sudanlıların (siyahilerin) saçları gibi kıvrım kıvrım olan saça denilir. Düz saç ise dümdüz sarkıp Hintlilerin saçları gibi hiçbir şekilde kıvrımı olmayan saçtır. el-Katat ise kıvırcıklığı, saçları birbirinden ayıracak derecede olana denilir. "Başının saçı. .. " Yani başının saçı sarktığı vakit omuzlarına yakın olurdu. Cerir b. Hazimlin rivayetindeki "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları hafif dalgalı idi" ibaresi, az miktarda dalgaları vardı, demektir. Bir kişi saçınıtarayıp da düz ile dalgalı arasında bir halde olduğu vakit bu kökten gelen tabir kullanılır. "Hişam" b. Yusuf "Malmerlden dedi ki: O Katadeiden, o Enes'ten: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin el ve ayakları iriceydi" dediği rivayet edilmiştir. Buradaki "irice" anlamı verilen "şesn" lafzı parmakları ve avucu kalınca, irice demektir. İbn Batta! dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in avucu dolgu n etli idi. Bununla birlikte iriliklerine rağmen daha önce Enes hadisinde geçtiği üzere yumuşaktı. Söz konusu bu Enes hadisi de daha önce Menakib bölümünde şöylece geçmişti: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin elinden daha yumuşak bir ipeğe dokunmuş değilim." (İbn Battal devamla) dedi ki: el-Esmaı'nin bu lafzı sertlik ile birlikte elin ayasının iri olması şeklindeki açıklamasına gelince, bunun bu açıklamasındaki "sertlik" tabirine kimse muvafakat etmemiştir. el-Halil ve Ebu Ubeyd'in bu lafza dair açıklamaları daha uygundur. Bu açıklamayı diğer rivayetteki: "Elleri ve ayakları iriceydi" şeklindeki sözleri desteklemektedir . . İbn Battal dedi ki: el-Esmai'nin "şesn" lafzına dair yaptığı açıklamayı kabul. etsek bile Enes'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinin iki halini nitelendirmiş olmasıihtimali de vardır. Buna göre cihad yahutta aile halkının işlerinde çalıştığı vakit, eli, sözü geçen bu arızi haller dolayısıyla sertleşirdi. Bu işleri bitirdi mi de onun yapısında asılolarak bulunan yumuşaklık avucunda, elinde de görüıürdü. Hadisin delalet ettiği şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçının omuzlarına yakın olması, onun çoğunluk halini ifade eder. Bazen saçı toplanacak kadar ve ondan örükler yapacak kadar uzadığı da olurdu. Nitekim Ebu Davud ve Tirmizi hasen bir sened ile Ümmü Hani'den şu hadisi rivayet etmektedir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye geldiğinde dört tane örüğü vard!." İbn Mace'nin rivayetinde de "onun dört ğadiresi, yani örüğü vardı" denilmektedir . . Gadair (tekili ğaclire), örük haline getirilmiş saç demektir. Bil haberin özü şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçı ondan örük örecek kadar uzamış idi. Bu, onun saçı ile ilgilenmesi süresinin uzaması haline hamledilir ki, bu da yolculuk ve benzeri şeylerle meşgulolma halidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 11.CİLT BİTTİ, KİTABU’L-LİBAS 12. CİLT İLE BİR SONRAKİ SAYFADA DEVAM EDİYOR

Sahîh-i Buhârî, 5913
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6080
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ جُرَيْجٍ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ رَأَيْتُكَ تَصْنَعُ أَرْبَعًا لَمْ أَرَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِكَ يَصْنَعُهَا ‏.‏ قَالَ مَا هُنَّ يَا ابْنَ جُرَيْجٍ قَالَ رَأَيْتُكَ لاَ تَمَسُّ مِنَ الأَرْكَانِ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ وَرَأَيْتُكَ تَلْبَسُ النِّعَالَ السِّبْتِيَّةَ وَرَأَيْتُكَ تَصْبُغُ بِالصُّفْرَةِ وَرَأَيْتُكَ إِذَا كُنْتَ بِمَكَّةَ أَهَلَّ النَّاسُ إِذَا رَأَوُا الْهِلاَلَ وَلَمْ تُهْلِلْ أَنْتَ حَتَّى يَكُونَ يَوْمُ التَّرْوِيَةِ ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَمَّا الأَرْكَانُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمَسُّ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ وَأَمَّا النِّعَالُ السِّبْتِيَّةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلْبَسُ النِّعَالَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَعَرٌ وَيَتَوَضَّأُ فِيهَا فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَلْبَسَهَا وَأَمَّا الصُّفْرَةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْبَغُ بِهَا فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَصْبَغَ بِهَا وَأَمَّا الإِهْلاَلُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُهِلُّ حَتَّى تَنْبَعِثَ بِهِ رَاحِلَتُهُ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Malik'e, Saîd b. Ebt Seîd El-Makbûri'den dinlediğim, onun da Ubeyd b. Cürey'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Ubey Abdullah b. Ömer (Radiyallahû anhuma)'ya : — «Ya Eba Abdirrahman! Görüyorum ki, sen arkadaşlarının yapmadığı dört şeyi yapıyorsun.» demiş, İbni Ömer (Radiyallahu anhüma) : — «Ne onlar ya İbni Cüreyc?» demiş. Übeyd: — «Senin Kabe rükünlerinden yalnız iki rüknü yemâniyi istilam ettiğini gördüm ve gördüm ki, septiyye denilen ayakkabıları giyiyorsun. Ve yine gördüm ki, sarıya boyanı yorsun. Bir de Mekke'ye vardığında başkaları hilâli gördükleri vakit telbiyede bulunurken senin terviye gününe kadar telbiye getirmediğini gördüm.» cevâbını vermiş. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer (Radiyallahu anh) şunları söylemiş: «Rükünlere gelince; Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i iki rüknü yemâniden başkasını istilam ederken görmedim, Septiyye denilen ayakkabılarını giymemin sebebi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i kılsız ayakkabı giyerken görmüş olmamdır. Onlarla abdest alırdı. Binaenaleyh ben de öyle ayakkabı giymek isterim. Sarı boyaya gelince: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'! sarı boyalı elbise giyerken gördüm. Bu sebeple ben de sarı boyalı elbiseyi giymeyi severim. Telbiye mes'elesinde dahi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hayvan, kendisini kaldırıp doğrultuncaya kadar telbiye ederken görmedim.»

Sahîh-i Müslim, 2818

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.