Sahîh-i Buhârî · 5885
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ. تَابَعَهُ عَمْرٌو أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ.
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve kendilerini erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir. " Bu Hadis 5886 ve 6834 numara ile de geçiyor. Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Dârimî, Libas Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kendilerini kadınlara benzeten erkekler ile kendilerini erkeklere benzeten kadınlar." Her iki kesimin de yerildiği anlamındadır. Hadiste söz konusu edilen lanetlemek, buna delildir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini kadınlara benzeten erkekleri ... lanetlemiştir." et-Taberi dedi ki: Bu, erkeklerin giyim ve kadınlara has ziynet ve süslerde kendilerini kadınlara benzetmelerinin ve bunun aksinin caiz olmadığı anlamındadır .. Derim ki: Konuşma ve yürüyüşte de böyledir. Ama elbisenin şekli her bölgenin geleneklerindeki farklılığa göre değişiklik arz eder. Nice toplumların kadınlarının kıyafetleri giyim bakımından erkeklerinden farklı değildir. Ama kadınların tesettÜr ve hicaba bürünmeleri gibi bir özellikleri vardır. Konuşma ve yürüyüşte benzemeye çalışmanın yerilmesi ise bu işi kasten yapmaya çalışan kimselere mahsustur. Bu hali, hilkatinin aslında olan kimselere bu hallerini terk etmeleri için kendilerini zorlamaları ve bunu tedrici olarak alışkanlık haline getirmeleri emredilir. Eğer bu işi yapmayıp bu hallerini sürdürecek olurlarsa onlar da yerilmenin kapsamına girer. Özellikle bu hallerinden hoşnut olduklarını gösteren durumlar ortaya çıkarsa ... Bu hüküm de "kendilerini benzetenier" lafzından açıkça anıçışılmaktadır. Hilkatten hünsaya benzeyen bir kimse hakkında bu kınayıcı ifadeler söz konusu değildir şeklinde -Nevevi gibi- mutlak ifadeler kullananların bu sözleri, bu halini terk etmek için gereken yollara başvurduktan sonra yürümesinde, konuşmasında kırılıp bükülmeyi, kırıtmayı terk edecek gücü bulamayan kimseler hakkında yorumlanır. Aksi takdirde bu halleri tedrici dahi olsa terk etmek mümkün olduğu takdirde mazeretsiz olarak bunu terk etmeyecek olursa kınamanın kapsamına girer. Hadis ayrıca erkeğin inci ile bezenmiş elbise giyinmesinin haram olduğuna da delil gösterilmiştir. Bu, açıkça anlaşılan bir hükümdür. Çünkü bu konuda haramlığın alametleri haberde yer almış bulunmaktadır ki, bu da bu işi yapanın lanetlendiğine dair yer alan ifadedir. . Şafii'nin söylediği: Ben erkeğin inci giyinmesini mekruh görmüyorum. Ancak böyle bir şey kadınların kıliğındandır, demiş olması da buna aykırı değildir. Çünkü onun bu sözünden maksadı, bu işi yapmanın özellikle nehyedildiğine dair bir rivayetin gelmemiş olduğunu söylemekten ibarettir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مَيْسَرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ آتَى إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةً سِيَرَاءَ فَلَبِسْتُهَا، فَرَأَيْتُ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ فَشَقَّقْتُهَا بَيْنَ نِسَائِي.
Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana siyera (ipekli) bir huııe (altlı üstlü takım elbise) verdi. Ben de onu giyindim. Bundan dolayı ötkelendiğini yüzündeki ifadelerden anlayınca, ben de onu kadınlarım (Fatıma ve hanım akrabalarım) arasında parçalayıp dağıttım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının maruf bir şekilde giyimi" İbnu'l-Müneyyir der ki: Hadisin başlığa uygunluğu şöyledir: Zevcesi Fatıma ya o elbiseden isabet eden parça ne ise onunla -israfa kaçmaksızın azla yetinerek- razı olmuştur. Bu meselenin hükmüne gelince, İbn Battal şöyle demiştir: İlim adamları kadının kocası üzerinde nafaka ile birlikte giyiminin sağlanmasının da vacip bir hak olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Bazılarının naklettiklerine göre de ona şöyle şöyle elbiseler alması yükümlülüğü vardır, ama bu hususta sahih olan görüş, çeşitli şehir ahalisinin tek tür sağlamak ile yükümlü tutulmayacağı, her bir belde halkının adetleri çerçevesinde, kocanın güç yetirebileceği şekilde kadına yetecek kadarıyla ve onun fakirlik ve zenginliğine göre bunu sağlamakla yükümlü olduğudur. İbn Battal'ın açıklamaları burada sona ermektedir. İleride buna dair yeterli açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Libas (giyim) bölümünde (5840.hadiste) gelecektir. Hulle (tercümede elbise), belden yukarısını örten rida ile belden aşağısını örten izardan ibarettir. Siyera ise ipek çeşitlerindendir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَتْنِي هِنْدُ بِنْتُ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ وَهْوَ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتْنَةِ، مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ، كَمْ مِنْ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ هِنْدٌ لَهَا أَزْرَارٌ فِي كُمَّيْهَا بَيْنَ أَصَابِعِهَا.
Zühri'den, dedi ki: Bana Haris kızı Hind, Ümmü Seleme r.a.a'dan şöyle dediğini haber vermiştir: "Nebi geceleyin: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah bu gece fitnelerden neler neler, hazinelerden neler neler indirdi! Bu hücrelerindeki kadınları kim uyandıracak? Dünyada nice giyimli kadın vardır ki kıyamet gününde çıplak kalacaktır, diyerek uyandı." Zühri dedi ki: "Hind'in elbisesinin iki yeninde, parmaklan arasında düğmeleri vardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, elbise ve yaygılarda darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi." Başlıkta yer alan "darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi" (anlamı verilen) "yetecevvezu" lafzı, muayyen bir türe münhasır kalarak daraltmayıp geniş tutardı ya da nefis ve değerli olanı isteyerek darlığa sebep olmazdı. Aksine mümkün olan ve bulunabileni kullanır, onunla yetinil'di, demektir. Bu hadise dair açıklamalar yeteri kadarıyla Talak bölümünde (4913.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, onun hasır üzerinde ve baş! altında da içi lif dolu bir yastığın bulunduğunu anlatan ibarelerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "eziyet hususunda önce ona söyledim." Yani Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i rahatsız etmemesi açısından onu uyardım, onu rahatsız etmek sebebiyle gelebilecek ceza konusunda onu korkuttum, demektir. "Dünyada giyimli nice kadın var ki, kıyamet gününde çıplaktır." İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hazinelerin inişi ile birlikte fitneyi söz konusu ederek fitnenin hazineler sebebiyle ortaya çıktığına işaret etmektedir. Aynı şekilde bir işte orta yolu izleyip mutedil olmak, fazla şey istemekten daha hayırlıdır ve fitneden daha çok koruyucudur. Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bu hadisin başlığa uygunluğu ise, kadınların ahirette çıplak kalmamaları için vücutlarını, niteliklerini gösteren ince elbiseleri giyinmekten sakındırması ciheti iledir. ez-Zühri'nin, Hind'den naklettiği husus da bunu desteklemektedir. Ayrıca bunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in altını gösterecek şekilde ince elbiseler giymediğine de işaret vardır. Çünkü o avretin ortaya çıkması dolayısıyla bu tür elbiseleri giyinmekten sakındırdığına göre, kemal niteliğine sahip olmak diğerlerine göre daha uygundur. "ez-Zühri dedi ki: Hind'in parmakları arasında elbisesinin yeninde düğmeleri vard!." Yani Hind elbisesinin yenıerinin geniş olması sebebiyle, vücudundan herhangi bir şeyin görünüp "giyimli, fakat çıplak" buyruğunun kapsamına girmemek için yenıerini düğmelerle ilikliyordu
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حِطَّانَ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْحَرِيرِ، فَقَالَتِ ائْتِ ابْنَ عَبَّاسٍ فَسَلْهُ. قَالَ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ سَلِ ابْنَ عُمَرَ. قَالَ فَسَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو حَفْصٍ ـ يَعْنِي عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا يَلْبَسُ الْحَرِيرَ فِي الدُّنْيَا مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ فِي الآخِرَةِ ". فَقُلْتُ صَدَقَ وَمَا كَذَبَ أَبُو حَفْصٍ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ حَدَّثَنَا حَرْبٌ عَنْ يَحْيَى حَدَّثَنِي عِمْرَانُ. وَقَصَّ الْحَدِيثَ.
Ebu Hafs'tan -yani Ömer b. el-Hattab'dan- rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İpeği dünyada ancak ahirette hiçbir payı olmayan kimseler giyinir." Ben (ravilerden İmran b. Hittan) derim ki: "Ebu Hafs, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında doğru söylemiştir, ona yalan söylememiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeklerin ipek giyinmesi ve" bazı elbiselerde bulunması halinde "kullanı}ması caiz olan miktar," İbn Battal dedi ki: İpek hakkında görüş ayı'ılığı vardır. Kimisi: Kadınlar için de dahil olmak üzere her durumda giyilmesi haramdır, demiştir. Bu açıklama Ali, İbn Ömer, Huzeyfe, Ebu Musa ve İbnu'z-Zubeyr'den, tabilnden el-Hasen ve İbn Sırın'den naklediimiştir. Kimileri de giyilmesi mutlak olarak caizdir, demiş ve yasağa dair varid olmuş olan hadisleri, onu böbürlenmek için giyen kimseler hakkında ya da tenzihı kerahet olarak yorumlamışlardır. Derim ki: İkinci görüş onu giyinmeye karşılık tehdidin sabit oluşu dolayısıyla kabul edilemez. Iyad'ın söylediği: Bazıları bu husustaki genel nehyi haram olarak değil, kerahet olarak anlamışlardır, şeklindeki sözlerine İbn Dakiki'l-'Id itiraz ederek şunları söylemektedir: Kadı Iyad şöyle demiştir: İbnu'z-Zubeyr ve ona uygun kanaat belirtenlerden sonra ipeği n erkeklere haram, kadınlar için de mubah olduğu hususu üzerinde icma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. İpeğin haram kılınışının illeti ile ilgili olarak da meşhur iki farklı görüş vardır. Birincisi böbürlenmek ve kibirlenmektir, ikincisi ise süs ve müreffehlik elbisesi oluşundan dolayıdır. Bu sebeple erkeklerin mertliği ile bağdaşmayıp kadınların kılığına daha uygun görülmüştür. Üçüncü bir illetin olma ihtimali de vardır. O da müşriklere benzemeye çalışmaktır. İbn' Dakiki'l-'Id dedi ki: Bu da birinci illete raci olabilir. Çünkü tekebbür de müşriklerin alametlerindendir. Her iki anlamın da göz önünde bulundurulmuş olma ihtimali de vardır. Ancak ikinci husus haram olmasını gerektirmez. Çünkü Şafil el-Um m adlı eserinde şöyle demektedir: Ben ipek giyinmeyi mekruh görmüyorum. Ama edebe aykırıdır. Çünkü kadınların kılığı kapsamındadır. Bununla birlikte erkeklerden kadınlara benzemeye çalışan kimseler hakkında lanetin. sabit görülmesi sebebiyle bu açıklama zor kabul edilir görülmüştür. ÇünKÜ bu lanet okuyuş, cinsi ve şekli itibariyle kadınlara özelolan şeylerin de yasaklanmasını gerektirmektedir. Kimisi bir başka illet olarak israfı da söz konusu etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ... nehyetti." el-İsmail! bu rivayette Ali b. elCa'd yoluyla Şu'be'den, Utbe b. Ferkad ile birlikte idik, sözünden sonra şu fazlalığı da zikretmektedir: "Bundan sonra söylemek istediklerime gelince: Izar giyinin, rida giyinin, nalın giyinin. Mestleri ve sirvalieri bırakın. Atanız İsmail'in elbisesi gibi giyinmeye bakın. Nimet ve refahtan, Acemlerin kılıklarına bürünmekten de sakının. Güneşte kalmaya bakın. Çünkü o Arapların hamamıdır. Rahatlığa alışmayın, kaba elbiseler giyinin, dizlerinizde derman kalmayıncaya kadar yorulun, ileriye atılın, hedeflere ok atın. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: ... " diye hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. "Bildiğimiz kadarıyla o, bununla alametleri kastediyordu." Yani biz şunu öğrendik ki, istisna edilen şeyden kasıt, alametler idi. Bu da elbiselerde bulunan saçak, dikilen parçalar ve benzeri şeylerdir. "Huzeyfe" b. el-Yeman "idi." Onun rivayet ettiği bu hadisin şerhi Eşribe (içecek şeyler) bölümünde (5632.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üzerinde ipek şeritlerin dikildiği elbisenin (el-mutarraz) giyilmesinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. İpek parçaları şeritlerle dikilene mutarraf denilir. Aynı şekilde sözü edilen miktarda ipek saçaklarla etrafı saçaklandırılana el-Mutarraf da denilir. Tatriz, bazen dokumadan sonra elbisenin üzerinde de yapılabilir. Ona işaret edilmiş olma ihtimali de vardır. Aynı şekilde bu ister bir arada, ister dağılmış şekilde bu miktarda ipek karışımı bulunan elbiselerin giyilmesinin caiz olduğuna da delil gösterilmiştir ki, bu da güçlü bir istidlaldir. İleride iki bab sonra el-Kassi denilen ipek başlığında da buna dair açıklamalar gelecektir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ امْرَأَةً، عَرَضَتْ نَفْسَهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " اذْهَبْ فَالْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا، وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ، وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي وَلَهَا نِصْفُهُ ـ قَالَ سَهْلٌ وَمَا لَهُ رِدَاءٌ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَمَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ مِنْهُ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى إِذَا طَالَ مَجْلَسُهُ قَامَ فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَاهُ أَوْ دُعِي لَهُ فَقَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". فَقَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ يُعَدِّدُهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمْلَكْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan rivayete göre bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendisini arz etti. Bir adam ona: Ey Allah'ın Rasulü, onu benimle evlendir, dedi. Allah Rasulü: Neyin var, diye sordu. Adam: Yanımda bir şeyim yok, deyince, Allah Rasulü: Git, demirden bir yüzük dahi olsa bul getir, dedi. Adam gitti, sonra geri dönüp: Hayır, Allah'a yemin ederim hiçbir şey bulamadım. Demirden bir yüzük dahi olsa bulamadım. Fakat benim (belimden aşağısını örten) şu izarım var, ona yarısını vereyim, dedi. Sehl dedi ki: (Belden yukarısını örten) ridası da yoktu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kadın senin izarını ne yapsın? Eğer sen onu giyinecek olursan, o izarından kadının üzerinde bir şey bulunmaz. Eğer kadın giyecek olursa, senin üzerinde ondan bir şey bulunmaz. Adam oturdu, nihayet uzun bir süre oturduktan sonra kalktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun (gittiğini) görünce geri çağırdı -ya da geri gelmesi için çağırıldı- ona dedi ki: Kur'an'dan ezberinde ne var? Adam: Şu sureyi, şu sureyi ezbere biliyorum -deyip, bazı sureleri saydı.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ezbere bildiğin Kur'an-ı Kerim karşılığında onu sana mülk verdik (nikahladık) ." Fethu'l-Bari Açıklaması: Musannıf (Buhari), Sehl bin Sa'd'in hadisini kendisini hibe eden kadının kıssasında uzun uzadıya zikretmiş bulunmaktadır. Buna dair açıklama da on altı başlık sonra gelecektir. Her iki hadisten de anlaşıldığına göre kadının erkeğe kendisini arz etmesi, kendisini tanıtması, onunla evlenmek istediğini belirtmesi caizdir ve bundan dolayı kadın hakkında herhangi bir düşüklük sözkonusu değildir. Kadının böyle bir teklifte bulunduğu şahıs da serbesttir. Fakat teklifini reddettiğini açıkça söylememesi de gerekir, susmak yeterlidir. el-Mühelleb dedi ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Erkek böyle bir kadını ancak kendisinde onunla evlenmeye dair bir istek bulduğu takdirde nikahlayabilir. Bundan dolayı (Nebi) kadını yukarıdan aşağıya süzmüştü. Fakat bu olayda onun zikrettiklerine delil olacak bir husus yoktur. Yine el-Mühelleb dedi ki: Hadisten alimin ve kendisinden bir ihtiyacı karşılaması istenen kimsenin, yardımcı olmak istememesi halinde susmasının caiz olduğu ve bunun, dilekte bulunan kimseyi geri çevirmek hususunda daha yumuşak sözlü olarak, reddetmekten daha edepli olduğu da anlaşılmaktadır
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنِ الْمَعْرُورِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ رَأَيْتُ عَلَيْهِ بُرْدًا وَعَلَى غُلاَمِهِ بُرْدًا فَقُلْتُ لَوْ أَخَذْتَ هَذَا فَلَبِسْتَهُ كَانَتْ حُلَّةً، وَأَعْطَيْتَهُ ثَوْبًا آخَرَ. فَقَالَ كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ كَلاَمٌ، وَكَانَتْ أُمُّهُ أَعْجَمِيَّةً، فَنِلْتُ مِنْهَا فَذَكَرَنِي إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي " أَسَابَبْتَ فُلاَنًا ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَفَنِلْتَ مِنْ أُمِّهِ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " إِنَّكَ امْرُؤٌ فِيكَ جَاهِلِيَّةٌ ". قُلْتُ عَلَى حِينِ سَاعَتِي هَذِهِ مِنْ كِبَرِ السِّنِّ قَالَ " نَعَمْ، هُمْ إِخْوَانُكُمْ، جَعَلَهُمُ اللَّهُ تَحْتَ أَيْدِيكُمْ، فَمَنْ جَعَلَ اللَّهُ أَخَاهُ تَحْتَ يَدِهِ فَلْيُطْعِمْهُ مِمَّا يَأْكُلُ، وَلْيُلْبِسْهُ مِمَّا يَلْبَسُ، وَلاَ يُكَلِّفُهُ مِنَ الْعَمَلِ مَا يَغْلِبُهُ، فَإِنْ كَلَّفَهُ مَا يَغْلِبُهُ فَلْيُعِنْهُ عَلَيْهِ ".
(Ma'rur İbn Suveyd'den, o) Ebu Zerr hakkında dedi ki: "Ben onun üzerinde bir örtü, hizmetçisinin üzerinde de bir örtü gördüm. Bunun üzerine: Keşke sen (hizmetçinin üzerindeki) bu örtüyü de alıp giyinseydin, ikisi beraber birtam takım (hulle) olsaydı, hizmetçine de bir başka elbise verseydin, dedim. Ebu Zerr dedi ki: Benimle bir adam arasında bir söz(lü tartışma) olmuştu. Onun annesi de Arap olmayan bir kadındı. Annesi aleyhinde bazı sözler söyledim. O zat gidip beni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyledi. Bu sebeple bana: Sen filanla karşılıklı olarak birbirinize sövdünüz mü, dedi. Ben: Evet, dedim. Allah Rasulü: Annesi hakkında da ağır sözler söyledin mi, dedi. Ben: Evet, dedim. Allah Rasulü: Şüphesiz ki sen kendisinde bir cahiliye kalıntısı bulunan birisisin, buyurdu. Ben: Şu saate kadar, yaşımın bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen öyle mi, dedim. Allah Rasulü: Evet, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları elinizin altına vermiştir. Her kimin kardeşini Allah elinin altına vermişse, yediğinden ona yedirsin, giydiğinden ona giydirsin. Ona altından kalkamayacağı bir iş yüklemesin. Eğer altından kalkamayacağı bir iş yüklerse, o işte o da ona yardım etsin, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sövmek ve lanetlemek nehyedilmiştir." İbn Hibban, el-İrbad İbn Sariye'den sahih olduğunu belirterek şu hadisi nakletmektedir: "Birbirine söven iki kişi, birbirine çirkin sözler ve yalan söylemekte yarışan iki şeytandır." "Bir adam bir başka adamı fasıklıkla itham ederse ve(ya) onu küfür ile itham ederse ve o kişi de böyle değil ise, mutlaka o itham ona geri döner." Bu buyruğa göre, başkasına: Sen bir fasıksın yahut: Sen bir kafirsin dediği kimse eğer dediği gibi değil ise, sözü geçen niteliği hak eden, ona öyle diyen kişidir. Eğer böyle dediği kişi dediği gibi ise ona herhangi bir şey geri dönmez. Çünkü söylediği doğrudur. Ama bunu söylediği için fasık ya da kafir olmayışı, sen bir fasıksın demesinden ötürü günahkar olmayacağı anlamına gelmez. Aksine bu durumda çeşitli değerlendirmeler sözkonusudur: Eğer bu sözle o kimseye samimi olarak öğüt vermek ya da durumunu açıklamak suretiyle başkasına öğüt vermek maksadını gütmüş ise bu caizdir. Eğer onu ayıplamayı, bu vasıfla onun ün kazanmasını ve katıksız olarak ona eziyet vermeyi kastetmiş ise caiz olmaz. Çünkü onun halini örtmekle, ona öğretmekle, en güzel şekilde ona öğüt vermekle emrolunmuştur. O halde bunu yumuşaklıkla yapma imkanı varken şiddetle yapması caiz olmaz. Çünkü böyle bir yol, onu kışkırtmaya yahut o fÜl üzerinde ısrar etmesine sebep olabilir. Nitekim insanların çoğunun tabiatında böyle bir başkaldırı vardır. Özellikle emreden kişi, konum itibariyle kendisine emir verilen kişiden daha alt mertebede ise bu böyledir. Nevevi dedi ki: Bu geri dönüşün yorumu hususunda görüş ayrılığı vardır. Eğer onu böyle nitelemeyi helal kabul ediyor ise, küfür ona geri döner, denilmiştir. Ama böyle bir yorum haberin anlatım şekline göre uzak bir ihtimaldir. Bunun Hariciler hakkında yorumlanacağı da söylenmiştir. Çünkü onlar mu'minlerin kafir olduklarını söylerler. !yad bu görüşü böylece Malik'ten nakletmiş olmakla birlikte zayıf bir görüştür. Çünkü çoğunluğa göre sahih kabul edilen görüş, Haricilerin bid'atleri sebebiyle tekfir edilmeyeceği şeklindedir. Derim ki: Ama Malik'in bu görüşünün açıklanabilir bir tarafı vardır. O da şudur: Onlar arasından bazıları, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in cennetlik ve iman sahibi olduklarına tanıklık ettiği kimselerden bir çoğunun kafir olduğunu söylüyorlar. Bu durumda onların kafir olduklarını söylemek, sadece bir tevil sebebi ile onların başkasının kafir olduğunu söyledikleri için değil, Resulullah'ın sözü geçen şahitliğini yalanlamaları dolayısıyla söz konusu olur. Nitekim ileride "tevilsiz olarak kardeşinin kafir olduğunu söyleyen kimse" başlığında buna dair açıklamalar gelecektir. Konu ile ilgili tahkike göre hadis, Müslümanın Müslüman kardeşine böyle bir şeyi söylemekten vazgeçmesini sağlamak için söylenmiştir. Bu da Haricilerin fırkasının da, başka fırkaların da varlığından önce olmuştur. Hadisin manasının, kardeşini eksik ve küçük görüp göstermesinin ve ona kafir demesinin masiyet olan günahı ona döner, anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu da nispeten kabul edilebilir bir açıklamadır. Bir diğer açıklamaya göre, bu işin neticesinde küfre gideceğinden o kimse için korkulur. Nitekim masiyetler küfrün postacısıdır, denilmiştir. Yani masiyetleri sürekli işleyip onlar üzerinde ısrar eden kimsenin hatimesinin (ölümünün) kötü hal üzere olacağından korkulur. Bütün bu görüşler arasında en tercihe değer olanı; Müslüman olduğu bi- .. line n ve diyenin kendi kanaatine göre kafir olmasını gerektirecek herhangi bir şüphe de bulunmayan bir kimseye kafir demesi halinde, kendisinin -ileride açıklanacağı üzere- bu sebeple kafir olacağını söyleyenlerin görüşüdür. O halde hadisin manasına göre, böyle birisini tekfir eden kimsenin bu tekfiri onun aleyhine döner. Döner ifadesi, o kimsenin kafir olduğunu söylemek içindir, küfrün kendisi değildir. Böylelikle bu kendisi gibi olan bir kişiye kafir dediği için ve ancak İslam dininin batıl olduğuna inanan bir kafir tarafından tekfir edilen bir kimsenin durumuna benzer. Bunu hadisin bazı rivayet yollarında geçen "küfür onlardan birisi hakkında vacip olur" ifadeleri desteklemektedir. Kurtubi der ki: Şeriat koyucunun dilinde "küfür" lafzı kullanıldığı takdirde bu, dinden olduğu şer'i bir kesinlik olarak bilinen bir hususun inkarı anlamına gelir. Bununla birlikte küfür, şeriat koyucu tarafından nimetlerin inkarı, nimet sahibine şükrü n terk edilmesi ve haklarının gereği gibi yerine getirilmeyişi anlamında da kullanılmıştır. Nitekim bu husus daha önce İman bölümünde geçen "bazı küfürler, bazı küfürlerden daha aşağıdadır" başlığı altında yeteri kadar açıklanmış bulunmaktadır. Ebu Said yoluyla rivayet edilen hadiste de: "Çünkü kadınlar yapılan iyiliğe kafir olurlar, kocalarının iyiliklerine kafir olurlar" denilmektedir. (Bu da bu iyiliklere karşı nankörlük ederler, anlamındadır.) (Kurtubi devamla) dedi ki: Hadiste geçen "onlardan birisi bu söze layık olur" buyruğu da, o sözün günahını yüklenir ve o sözün günahı onun yakasına yapışır, demektir. Çünkü hadisteki "bae" lafzı yakasına yapışmak, ondan ayrılmamak anlamındadır. "Ebuu bi ni'metike" tabiri de buradan gelmektedir ki, ben nefsimi ona tabi kılıyor ve bu nimetini ikrar ediyorum, demektir. (Kurtubi) dedi ki: "Ona" lafzındaki zamir, küfür lafzının kendisine delalet ettiği asgari sınırı kapsayan bir tek tekfir sözüne aittir. Bunun sözün kendisine ait olması ihtimali de vardır. Kısacası kendisine bu sözün söylendiği kişi eğer şer'i açıdan da bir kafir ise, o sözü söyleyen doğru söylemiş ve kendisine bu söz söylenen kişi de bu söze layık olarak onu almış olur. Eğer öyle değil ise o sözün günahı ve vebali söyleyene geri döner. Kurtubi "döner" lafzının tevilinde sadece bu kadarı ile yetinmiştir. Bu hususta yapılacak en dengeli açıklamalardan birisi de budur. "Şüphesiz ben bir söz biliyorum ki, eğer onu söyleyecek olursa, onun bu hissettikleri ondan gider." Sözü geçen bu rivayette: "Eğer kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, diyecek olursa" denilmektedir. "Sen bende bir hastalık olduğunu mu görüyorsun?" Öyle mi zannediyorsun, demektir. Buradaki (hastalık anlamına gelen) "be 's" kelimesi, çoğunluğun rivayetinde ref' ile (be 'sun şeklinde) gelmiştir. Bazılarında ise nasb ile "be'sen" şeklindedir. Daha açıklanabilir olan okuma şekli de budur. "Çek, git" ifadesi, bu adamın, kendisine Allah'a sığınmasını emreden diğerine söylediği sözdür. Yani işine git. Kendisine bu sözü söylemesi emredilen kişinin kafir ya da münafık olması en uygun olan haldir. Yahut böyle bir kimse o kadar çok öfkelenmiş idi ki, bu öfkesi onun dengesini kendisine öğüt veren ve kızgınlık ve öfkesinin hararetini kendisinden giderecek yolu gösteren o öğütçüye bu şekilde kötü cevap verecek noktaya varmıştır. Bu kişinin katı bedevilerden birisi olup şeytandan ancak delilerin sığındığını zanneden ve kızgınlığın, şeytanın şerıerinden bir çeşit olup o kızgınlık sebebiyle kişinin gerçek halinin dışına çıkarak, o kimseye elbisesini parçalamak, kaplarını kırıp dökmek gibi malını telef edecek işleri güzel gösterdiğini yahut kendisini kızdıran kimsenin üzerine hücum etmeyi ve buna benzer dengeli halin sınırları dışına çıkanların yaptıkları işleri ona süslü gösterdiğini bilmeyen kimselerden olduğu da söylenmiştir. Ebu Davud da, Atiye es-5a'di yoluyla merfu olarak: "Şüphesiz gazap şey tandandır" hadisini rivayet etmiş bulunmaktadır. Altıncı hadis (6049 nolu hadis) Ubade İbn es-5amit'ten rivayet edilmiş olup Kadir gecesi ile ilgilidir. Hadis daha önce şerh edilmiş olarak Oruç bölümünün sonlarında (2023.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadisi burada zikretmesinin sebebi: "Tartıştı", yani anlaşmazlığa düştü lafzı dolayısı iledir. Yedinci hadis (olan 6050 nolu) EbU Zerr'in hadisinde "bir adama karşılıklı ağır sözler söylemiştim" ifadesi yer almaktadır. Bu hadise dair açıklama daha önce İman bölümünde (30 nolu hadiste) geçmiş ve sözü geçen bu kişinin Nebi efendimizin müezzini Bilal r.a. olduğu belirtilmiş idi. Hadiste yer alan: "Şüphesiz sen kendisinde cahiliyenin kalıntıları bulunan bir kişisin" sözünde geçen "cahiliye" lafzındaki tenvin, azlık bildirmek içindir. (Bundan dolayı tercümede cahiliye kalıntısı tabiri kullanılmıştır.) Cahiliye, İslam'dan önce olan şeyler demektir. Burada bu lafız ile cahilliğin kastedilme ihtimali de düşünülebilir. Sende bir cahillik vardır, demek olur. Hadisteki: "Ben, bu saatte ve yaşımın büyüklüğüne rağmen mi, dedim" ifadesi yaşı ilerlemiş bir ihtiyar olduğum halde hala bende cahiliye kalıntısı yahut bir cahillik mi var, demektir. Hadisten Müslümanı küçümsemeyi ihtiva ettiğinden ötürü ağır sözler söylemenin (sövmenin) ve lanetlemenin ne derece ileri boyutta yerilmiş olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü İslam şeriatı, hükümlerin bir çoğunda Müslümanlar arasında eşitliği getirmiştir. Aralarında gerçek fazilet farkı ise ancak takva iledir. Dolayısı ile nesebi şerefli olan bir kimse, eğer takva ehlinden değilse, onun faydasını göremez. Fakat nesebi düşük olan bir kimse takvanın faydasını görecektir. Nitekim yüce Allah: "Şüphesiz Allah nezdinde en değerliniz en takvalı olanınızdır."(Hucurat, 13) buyurmaktadır
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، لِكَثْرَةِ ذِكْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا وَثَنَائِهِ عَلَيْهَا، وَقَدْ أُوحِيَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ لَهَا فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ.
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbirisini kıskanmış değilim. Buna sebep ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu çok anışı, onu çok övmesidir. Bir de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Hatice'ye cennette oyulmuş inciden bir evinin bulunduğu müjdesini de ona vermesi vahyedilmiş idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların gayreti ve üzülüp öfkelenmeleri." Musannıf (Buhari) başlıkta sözünü ettiği hallerin hükmünü açıklamamıştır. Çünkü bu hüküm, hallere ve şahıslara göre değişiklik arz eder. Gayret (kıskançlık), asıl itibariyle kadınların kendilerinin. kazandıkları bir şey değildir. Fakat bu. hususta aşırıya kaçması halinde kınanması söz konusudur. Bunun ölçüsü de bir başka hadiste ensardan olan Gıbir İbn Atik'in merfu olarak rivayet ettiği şu hadiste dile getirilmiştir: "Şüphesiz gayretin bir kısmını Allah sevdiği gibi, bir kısmına da Allah buğzeder. Allah'ın sevdiği gayret, şüphe etmeyi haklı kılan sebepler dolayısıyla gayrettir. Allah'ın buğzettiği gayret ise şüpheyi gerektirmeyecek hususlar dolayısıyla gayrete gelmektir." Böyle bir ayrım, bir kadının helal olarak aynı anda iki kocaya sahip olması söz konusu olmadığından ötürü erkekler hakkında geçerli değildir. Ancak kadın, mesela kocasının zina etmesi yahut hakkını eksik vermesi, kumasının lehine kendisine zulmetmesi ve kumasını ona tercih etmesi gibi bir haramı işlediğinden ötürü gayrete gelip kıskanacak olursa, bunları yaptığı kesinleşir yahut buna dair ortada karineler varsa, bu meşru olan bir gayret(kıskançlık)tir. Eğer bu herhangi bir delil bulunmaksızın soyut vehime dayanacak olursa, şüpheyi gerektirecek bir hal bulunmayan bir durum olmakla birlikte kıskanmak demektir. Eğer koca eşit davranan ve adaletle hareket eden birisi olup kumaların her birisine hakkını veriyor ise, kumasını kıskanmak, hiçbir kadının kendisini kurtaramadığı beşeri tabiattan ileri geliyorsa, kendisine haram olan bir söz söyleyip yahut bir mı işleme sınırına gelmediği sürece, bundan dolayı mazur görülürler. Tibi der ki: Bu (Aişe'nin Nebi'e söylediği "sadece ismini ağzıma almıyorum" sözü) oldukça latif bir tabirdir. Çünkü bu sözleriyle (akıllı bir kimsenin tercih imkanını ortadan kaldıran) gazap ve öfke halinde olduğu takdirde kalbinde yer etmiş bulunan muhabbetinde bir değişiklik olmadığını bildirmektedir. Onun bu sözleri şairin şu beyiti gibidir: "Ben senden, -evet- yüz çeviriyorum ama Sana yemin ederek söylüyorum ki yüz çevirdiğim halde sana meylim artıyor." İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Aişe'nin bu sözleriyle, onun sadece lafz1 olarak adını terk ettiğini, fakat kalbinin onun kerim zatına karşı duyduğu sevgi ve muhabbete bağlılığından vazgeçmediğini anlatmak istemektedir. Aişe R.A.a'nın diğer nebiler arasında İbrahim aleyhisselam'ın adını zikretmeyi tercih etmesi, Kur'an-ı Kerim'in açıkça belirttiği üzere insanlar arasında ona en yakın olanın Nebi Efendimiz oluşudur. Aişe, Nebi Efendimizin o şerefli ismini anmamak mecburiyeti ile karşı karşıya kaldığında herhangi bir yolla onunla ilişkili olan birisinin adını zikretmiştir ki genelolarak ona bağlılık dairesinin dışına çıkmamış olsun