İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5892

Dress

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَالِفُوا الْمُشْرِكِينَ، وَفِّرُوا اللِّحَى، وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا حَجَّ أَوِ اعْتَمَرَ قَبَضَ عَلَى لِحْيَتِهِ، فَمَا فَضَلَ أَخَذَهُ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Müşriklere muhalefet ediniz. Sakalları uzatınız, bıyıkları kesiniz." İbn Ömer hac ya da umre yaptığı takdirde sakalını avucunun içerisine alır, artanı keserdi, Bu Hadis 5893 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sakalları bırakınız (ibaresindeki: "Bırakınız" anlamı verilen: VeffirO)" lafzı "tevflr" kökünden gelmektedir. Bu da, bırakmak demektir ki, onları gür ve bol olarak bırakınız anlamına gelir. "İbn Ömer hac ya da umre yaptığı vakit sakalını avucunun içerisine alır ve artanı keserdi." Taberi dedi ki: Bazıları hadisin zahirini benimseyerek sakalın eninden ve boyundan bir şeyler almayı mekruh görmüşlerdir. Bazıları da avuç ile yakalandıktan sonra arta kalan kısım kesilir, demiştir. Daha sonra kendisenediyle İbn Ömer'in bunu yaptığını belirten rivayeti kaydetmekte, arkasından et-Taberi sakaldan kesilen miktarın bir sınırının olup olmadığı hususundaki görüş ayrılıklarını nakletmektedir. Bir topluluktan senedini kaydederek sadece avuçtan arta kalanın kesileceğini nakletmiştir. el-Hasen el-Basri'den de aşırı gitmeyecek şekilde boyundan ve eninden kısalttığını, Ata'dan da buna yakın bir uygulamayı rivayet etmektedir. Taberi bu hususta der ki: Bunlar buradaki yasağı Arap olmayanların yaptıkları sakalı kesip oldukça inceitmenin yasak oluşuna yorumlamışlardır. Devamla der ki: Başkaları ise hac ya da umre dışında sakala ilişmeyi mekruh görmüşlerdir. Bunu bir topluluktan senedi ile birlikte de kaydetmektedir. Kendisi Ata'nın görüşünü seçmiş ve Amr b. Şuayb'in babasından, onun dedesinden diye rivayet ettiği hadisi buna delil göstermiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sakalını eninden ve boyundan kısaltırd!." Bunu aynı zamanda Tirmizi de rivayet etmiş, Buhari'den de Ömer b. Harun'un naklettiği rivayet hakkında: Ben onun bundan başka münker bir hadisini bilmiyorum, demiştir. Ömer b. Harun'un, mutlak olarak zayıf olduğunu bir grup ilim adamı söylemiştir. Iyad da şöyle demektedir: Sakalı traş etmek, kesmek ve onu (sağdan soldan) kırpmak mekruhtur. Büyümesi halinde boyundan, eninden kısaltmak ise güzeldir. Hatta sakalı dikkat çekecek şekilde kısaltmak mekruh olduğu gibi, dikkat çekecek kadar büyütmek de mekruhtur. Kadı böyle demiştir. Ancak Nevevi, bunun sakalın koyverilmesini emreden haberin zahirinin hilafına olduğunu belirterek itiraz etmiş ve şöyle demiştir: Uygun görülen görüş, sakalı kendi haline bırakmak ve onu kısaltmak ya da başka bir yolla ilişmemektir

Sahîh-i Buhârî, 5892

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى أَنْ يُقَامَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ وَيَجْلِسَ فِيهِ آخَرُ، وَلَكِنْ تَفَسَّحُوا وَتَوَسَّعُوا‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَكْرَهُ أَنْ يَقُومَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ، ثُمَّ يُجْلِسَ مَكَانَهُ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir adamın oturduğu yerden kaldırılarak diğerinin onun yerine oturmasını nehyetmiştir; ama "yer açınız, genişletiniz" diye buyurmuştur." İbn Ömer de bir kimsenin oturduğu yerden kalktıktan sonra bir başkasının yerine oturtulmasını hoş görmezdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Size yer açın, denildiğinde genişletin ki, Allah da size genişlik versin ... "(Mücadele, 11) buyruğu." Ayetin anlamı ile ilgili olarak farklı görüşler vardır. Bunun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu meclise has olduğu söylenmiştir. İbn Battal dedi ki: Bazıları burada söz konusu edilen özellikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisidir, demişlerdir. Bu açıklama Mücahid ve Katade'den nakledilmiştir. Derim ki: Taberani'nin, Katade'den diye naklettiği şu şekildedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde (yanında oturmak için) onun geldiğini gördüklerinde birbirleriyle yarış ıri ar ve oturdukları yerlerde darlık olurdu. Bu sebeple yüce Allah onlara birbirleri için yer genişletmelerini emretti. Derim ki: Bununla birlikte bu hususta ayetin özelolarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisi ile ilgili olduğunu anlamak gerekmemektedir. el-Hasen el-Basri 'den şöyle dediği nakledilmiştir: Bundan maksat savaş meclisidir. Yüce Allah'ın: "Kalkın" buyruğunun anlamı da savaş için kalkın demektir. Cumhurun görüşüne göre ayet, hayır meclislerinin bütün çeşitleri hakkında geneldir. Yüce Allah'ın: "Genişletin ki, Allah da size genişlik versin" buyruğu siz genişletirseniz Allah da dünya ve ahirette size genişlik verir, demektir. "O, bir adamın oturduğu yerden kaldırılıp oraya bir başkasının oturmasını nehyetmiştir." Hadisi Müslim: "Adam bir başkasını oturduğu yerden kaldırıp sonra kendisi oraya oturmasın" diye rivayet etmiştir. "Ama yer açınız, genişlik veriniz, derdi." el-İsmai!l bunu Kabisa'dan gelen bir rivayet olarak kaydetmiş olmakla birlikte, onda "desin" ifadesi bulunmamaktadır. Müslim ise bu fazlalığı münferid olarak Ubeydullah İbn Ömer'in Nafl'den diye rivayet etmiş olduğuna işaret etmiştir. Malik, Leys, Eyyub ve İbn Cüreyc de bu hadisi bu fazlalık olmaksızın Nafi'den diye rivayet etmişlerdir. İbn Cüreyc şunu eklemektedir: Ben Nafi'e: (Bu) Cuma namazı hakkında mıdır, diye sordum. O: Cuma namazı hakkında da, başkası hakkında da aynı şeydir, dedi. İbn Ebi Cemra dedi ki: Bu lafız bütün meclisler hakkında umumidir ama ya mescidler, hakimlerin meclisleri ile ilim meclisleri gibi umumi meclisler hakkında yahut muayyen birtakım kimseleri bir eve ziyafet ve benzeri bir maksatla davet eden kimsenin meclisinde olduğu gibi özel meclisler hakkındadır. Devamla dedi ki: Bu yasağın hikmeti, kinlerin ortaya çıkmasına sebep olan Müslümanın hakkını kısmanın yasaklanmasıdır ve karşılıklı sevgiyi gerektiren alçak gönüllülüğe bir teşviktir. Aynı şekilde mubah olan hususlarda bütün insanlar birbirine eşittir. Bundan dolayı herhangi bir şeyi öncelikle elde eden ona hak kazanır. Bir şeyi hak eden bir kimse ise, eğer o şeyden hakkı olmayan bir şey alacak olursa o aldığı haksız şey bir gasptır, gasp ise haramdır. Buna göre bu gibi tutumların bir kısmı mekruh, bir kısmı haram dahi olabilir. Hadisteki "yer açın, genişlik verin" ifadesine gelince, birincisi kendi aralarında yeri açıp genişletmeleri anlamında, ikincisi ise birbirlerine daha da yaklaşarak içerideki topluluğun dışarıdan giren kimselere oturacak yer açmaları anlamındadır. --- İbn Ebi Cemra'dan özetle iktibas burada sona ermektedir. --- "Adamın oturduğu yerden kalkıp sonra da yerine başkasını oturtmayı hoş görmezdi." Bu hadisi Buhari el-Edebu'I-Müfred'de şu lafızIa rivayet etmiştir: "İbn Ömer için bir adam oturduğu yerden kalkacak olursa, onun kalktığı yere oturmazdı." İbn Battal dedi ki: Bu husustaki yasağın hükmü hakkında görüş aynlığı vardır. Bunun edeb için emredildiği söylenmiştir. Yoksa alim kimse için ön görülen, anlayışlı ve akıl sahibi kimselerin etrafında bulunmalarıdır. Bunun zahiri üzere olduğu da söylenmiştir. Dolayısı ile mubah olan bir meclise daha önce gelmiş olan kimsenin kaldırılması caiz olmaz. Bu görüşün sahipleri hadisi yani Müslim'in, Ebu Hureyre'den rivayet ettiği şu merfu hadisi delil göstermişlerdir: "Sizden biriniz meclisinden kalkıp da sonra o meclise geri dönerse, o oturduğu yere başkasına göre daha bir hak sahibidir." Bu görüşte olanlar derler ki: Döndükten sonra oturduğu yere daha çok hak sahibi olduğuna göre, kalkmadan önceki hakkı sabit demektir. Ayrıca bu az önce belirtilen İbn Ömer'in uygulaması ile de desteklenmektedir. Çünkü hadisi rivayet eden odur, hadisten neyin kastedildiğini de en iyi o bilir. Bunun edeb için olduğu açıklamasını yapanlar da şöyle cevap vermişlerdir: Oturulan yer aslında oturmadan önce de, oradan ayrıldıktan sonra da onun mülkü değildir. O halde burada hak sahibi oluşta kastedilen, öncelikle oturma halidir. Buna göre orayı terk edip kalkan bir kimsenin oturduğu yerdeki hakkı, büsbütün ortadan kalkar, ama dönmek üzere kalkan kimsenin ise başkasına göre öncelik hakkı vardır. İmam Malik'e, Ebu Hureyre'nin hadisine dair soru sorulunca, o: Ben onu işitmedim. Bununla birlikte eğer kısa zamanda geri dönecek olursa güzeldir, uzun zaman geçtikten sonra dönerse onun böyle bir hakka sahibi olduğu görüşünde değilim, ama bu güzel ahlak kabilindendir, demiştir. Kurtubi de el-Mufhim adlı eserinde şöyle demektedir: Bu hadis, oturan kimsenin oturduğu yerden kalkıncaya kadar o yerin özelolarak kendisine ait oluşunu vacip kabul eden görüşün doğru olduğuna delil teşkil etmektedir. Oturulan yer oturanın önceden de, sonradan da mülkü olmadığından bunu edeb öğretmek için kabul edenlerin gösterdikleri delil ise delil sayılmaz. Çünkü bizler oranın o kişinin mülkü olmadığını kabul ediyoruz ama maksadını gerçekleştirinceye kadar orası ona mahsustur. Bundan dolayı oranın menfaatine malik olmuş gibidir. Bu sebeple bu hususta başkası onunla çekişemez. Nevevi dedi ki: Bizim mezhebimize mensup ilim adamlarımız der ki: Bu, mescidde yahut bir başka yerde -mesela, namaz kılmak maksadıyla- oturan kimse hakkındadır. Böyle birisi bu yerden tekrar oraya dönmek maksadıyla -mesela, ab de st almak istemek yahut kısa süren bir iş görmek için- ayrılacak olursa, sonra da o yerine dönerse, o yerin ona ait olma özelliği ortadan kalkmaz. Ondan sonra o yerine gelip oturan kimseyi kaldırma hakkına sahiptir, oturan kimsenin de ona itaat etmesi görevidir. Peki ona itaat etmesi vacip midir? Farklı iki görüş vardır. Daha sahih olanı vacip olduğudur. Müstehap olduğu da söylenmiştir. Bu, aynı zamanda Malik'in görüşüdür. Bizim mezhebimize mensup ilim adamları şöyle der: Onun o yerde daha çok hak sahibi oluşu sadece o namaz içindir, başka namaz vakitleri için değildir. Oradan kalkıp seccade ve buna benzer bir şey bırakıp gitmesi ile bunu yapmaması arasında da bir fark yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İyad dedi ki: İlim adamları ders ve fetva vermek için mescidin belli bir yerine oturmayı alışkanlık haline getirmiş olan kimsenin durumu hakkında farklı görüşlere sahiptirler. İmam Malik'ten böyle bir kimsenin, eğer o yerde oturduğu bilinen bir hal alacak olursa, daha bir hak sahibidir. (Iyad devamla) dedi ki: Cumhurun benimsediği görüş ise bu vacip bir hak değil, daha güzel g6rülen bir şeydir. Muhtemelen Malik'in kasdettiği de budr. Açık arazilerde ve kimsenin mülkü olmayan yollarda satıcıların oturdukları yerler hakkında da b6yle demişlerdir. Derler ki: Bu gibi yerlerden herhangi bir kısmında oturmayı alışkanlık haline getirmiş olan bir kimse, maksadını gerçekleştirinceye kadar orada durmaya daha bir hak sahibidir. Kurtubi dedi ki: Cumhurun benimsediği görüş ise, bunun vacip bir hak 01madığıdır. Nevevı dedi ki: İbn Ömer'e nispet edilen tutuma gelince, o onun veraından ileri gelir. Yoksa kalkan kimsenin nzası ile olduğu takdirde orada oturması haram değildir. Ama kendisi, kendisi için ayağa kalkan kimsenin utandığından 6türü, g6nül hoşluğu ile olmayarak ayağa kalkmış olabileceği ihtimali dolayısıyla oraya oturmak istememiştir. Böylelikle bu sakıncadan kurtulmak için bu kapıyı kapatmak istemiştir yahut yakınlaştırıcı amellerde başkasını kendisine tercih etmenin mekruh olduğu ya da evla olanın aksi olduğu görüşünde olduğundan dolayı bunu kabul etmemiştir. O herhangi bir kimsenin kendisi için böyle bir şey yapmasını istemediğinden ötürü bu işe yanaşmazdl. Mezhebimiz alimleri: Başkasını kendisine tercih etmek, nefsin kendisine ait paylar ve dünyevı işler için yapıldığı takdirde 6vülen bir iş olur

Sahîh-i Buhârî, 6270
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ هِنْدٍ بِنْتِ الْحَارِثِ الْفِرَاسِيَّةِ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتِ اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً فَزِعًا يَقُولُ ‏ "‏ سُبْحَانَ اللَّهِ مَاذَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْخَزَائِنِ وَمَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْفِتَنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ ـ يُرِيدُ أَزْوَاجَهُ ـ لِكَىْ يُصَلِّينَ، رُبَّ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا، عَارِيَةٍ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

Hind binti el-Haris el-Firasiyye'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Ümmü Seleme şöyle anlatmıştır: Bir gece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dehşetle uyandı. Şöyle diyordu: "Subhanallah! Allah bu gece ne hazineler indirdi! Ve ne fitneler indirdi! Namaz kılmaları için hücrelerdeki hanımları -eşlerini- kim uyandırır? Dünyada nice giyinik kadınlar vardır ki ahirette çıplaktıdar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen Haccac, meşhur vali Haccac b. Yusuf es-Sakafl'dir. İnsanların Enes b. Malik'e gelip şikayet etmeleri, onun kendilerine yaptığı zulüm ve haddi aşmadır. ez-ZUbeyr Muvaffakiyat'ta MÜc2ıhid vasıtasıyla Şabl'nin şu sözüne yer verir: "Hz. Ömer ve ondan sonra gelenler, bir isyankarı yakaladıklcmnda insanların karşısına dikerler, başından sarığını çıkarırlardı. Ziyad iktidara gelince, işlenen suçları kamçıyla vurarak cezalandırmaya başladı. Sonra Mus'ab b. ZUbeyr sakal kesme cezası ilave etti. Bişr b. Mervan vali olunca suç işleyen kimsenin avucuna çivi çaktı. Haccac vali olunca bunların tamamı oyundan ibarettir diyerek suçluyu kılıçla öldürdü. "Nebiinizden işittim ... " İbn Battal şöyle der: Bu haber, Nebilik alametlerindendir. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem durumun kötüye gideceğini haber vermiştir. Bu, akıl yürütülerek bilinecek gaybı bir haber değildir. Bu ancak vahiyle bilinir. Bazı zamanların geçmişinden daha az kötü olması dolayısıyla sözkonusu mutlak ifade problemli görülmüştür. Bu konuda hiçbir örnek olmasa Ömer b. Abdulaziz zamanı buna örnektir. Ömer b. Abdulaziz, Haccac'dan kısa bir süre sonra halife olmuştur. Ömer b. Abdülaziz'in zamanındaki iyilik meşhurdur. Onun zamanının, -bir öncesinden daha kötü olması şöyle dursun- bu zamanda kötülük yavaş yavaş silinip yok oldu dense, gerçeğe uzak bir söz söylenmiş olmaz. Hasan-ı Basrl, bir sonraki zamanın bir öncekinden daha kötü olmasını genellikle ve çoğunlukla şeklinde açıklamıştır. Kendisine Haccac' dan sonra Ömer b. Abdulaziz'in gelmesi sorulunca "İnsanların rahatlaması şarttır" demiştir. Bazıları "üstünlük"ten maksat, bir asrın tamamının, diğer asrın tamamına olan üstünlüğüdür diye cevap vermişlerdir. Çünkü Haccac'ın asrında birçok sahabe hayattaydı. Ömer b. Abdulaziz zamanında ise vefat etmişlerdi. Sahabenin yaşadığı zaman onlardan sonraki zamandan daha hayırlıdır. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Asırlann en hayırlısı içinde bulunduğum asırdır" buyurmuştur.(Müslim, Fedailu's-sahabe) Bu hadis, Buhari ve Müslim' de yer almaktadır. Bu konudaki bir başka hadis şöyledir: "Sahabilerim ümmetimin güvencesidir. Onlar hayattan çekildiklerinde ümmetimin başına tehdit edilen gelir."(Müs!im, Fedailü'sahabe) Bundan sonra Abdullah b. Mesud'un hadisten maksadın ne olduğuna dair açık ifadesine rastladım. Bu, uyulmaya daha elverişlidir. Yakub b. Şeybe'nin elHaris b. Hasıra vasıtasıyla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Abdullah b. Mesud'un şeyle dediğini duydum: "Kıyamet kopuncaya kadar üzerinize hiçbir gün gelmez ki bir sonrası ondan daha kötü olmasın. Hayatta elde edilen refahı veya istifade edilen malı kastetmiyorum. Fakat üzerinize hiçbir gün gelmeyecektir ki o ilim açısından geçen günden daha geride olmasın. Alimler hayattan çekilince, insanlar birbiriyle eşit hale gelecek, birbirlerine iyiliği emretmeyip, kötülüğü yasaklamayacaklardır. İşte o durumda helak olup gideceklerdir." "Allah bu gece ne hazineler indirdi! Ve ne fitneler indirdi!" "Hazineler ve onunla zikredilen şeyler" den maksadın ne olduğu İlim bölümünde daha önce geçmişti. "Giyinik ve çıplak kadınlar" kelimesinden maksadın ne olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. Bir görüşe göre bu kadınlar dünyada zengin olmaları dolayısıyla giyinik, dünyada amel etmemeleri dolayısıyla ahirette sevaptan arı olacaklardır. İkinci bir görüşe göre elbise ile giyiniktirler, fakat elbiseleri şeffaf olup, avret yerlerini örtmeyecektir. Dolayısıyla ahirette bunun karşılığı olarak çıplak kalmakla cezalandırılacaklardır. Bir üçüncü görüşe göre onlar Allah'ın nimetlerinden giyinik, semeresi ahirette sevapla ortaya çıkan şükürden çıplaktırlar. Dördüncü görüşe göre vücutları giyiniktir, fakat başörtülerini arkalarından örttüklerinden göğüsleri ortaya çıkar ve çıplak hale gelirler. Dolayısıyla ahirette bunun cezasını göreceklerdir. Beşinci görüşe göre bunlar salih bir erkekle evlenme elbisesi bakımından giyinik, ancak ahirette amelden çıplaktırlar. Kocalarının salih olması bunlara fayda vermez. Nitekim Yüce Allah bu konuda "Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır" uyurmaktadır.(Mu'minun 101) Bu son açıklamayı TIbl yapmış ve bu konuya ve hadisin lafzına uygun düştüğü için tercih etmiştir. Hadis her ne kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in eşleri hakkında varid olmuş ise de itibar sözün genelinedir. Bunun bir benzerini Davudı şöyle nakletmişti: "Onlar dünyada şerefli kesimden oldukları için şeref elbisesini giyin ik ancak kıyamet günü çıplaktırlar." Hadis-i şerif, fitne baş gösterdiğinde onun ortadan kalkması veya dua edenle, dua ettiği kimsenin ondan salim olması için özellikle duaların kabul vakti olduğu umulan gece vakti Yüce Allah'a dua etme ve yakarma çağrısında bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 7069
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ تَوْبَةَ الْعَنْبَرِيِّ، قَالَ قَالَ لِي الشَّعْبِيُّ أَرَأَيْتَ حَدِيثَ الْحَسَنِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَاعَدْتُ ابْنَ عُمَرَ قَرِيبًا مِنْ سَنَتَيْنِ أَوْ سَنَةٍ وَنِصْفٍ فَلَمْ أَسْمَعْهُ يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ هَذَا قَالَ كَانَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِمْ سَعْدٌ فَذَهَبُوا يَأْكُلُونَ مِنْ لَحْمٍ، فَنَادَتْهُمُ امْرَأَةٌ مِنْ بَعْضِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ لَحْمُ ضَبٍّ فَأَمْسَكُوا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلُوا ـ أَوِ اطْعَمُوا ـ فَإِنَّهُ حَلاَلٌ ـ أَوْ قَالَ لاَ بَأْسَ بِهِ‏.‏ شَكَّ فِيهِ ـ وَلَكِنَّهُ لَيْسَ مِنْ طَعَامِي ‏"‏‏.‏

Tevbe el-Anberi' şöyle demiştir: Şa'bi' bana "Sen Hasan-i Basri"nin şu hadisi rivayet ettiğini biliyor musun? "Ben İbn Ömer'in meclisinde ona yakın olarak bir buçuk veya iki sene kadar oturdum da İbn Ömer'i şu hadisten başka Nebi (s.a.v.)'den hadis rivayet ederkE!n işitmedim: İbn Ömer dedi ki: Aralarında Sa'd b. Ebi Vakkas olmak üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden bazıları bir et yemeğe gittiler. Tam bu sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden biri onlara "O et bir keler etidir!" diye seslendi. Bunun üzerine sahabiler o eti yemekten vazgeçtiler. Bunu duyan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ondan yiyin -veyahut onu taam edin- çünkü o helaldir -veya- onda herhangi bir sakınca yoktur." -Ravi bu iki cümlede yani "helaldir" mi dedi, yoksa "sakıncası yoktur" mu dedi- şüphe etmiştir. "Fakat keler benim alışık olduğum yiyeceklerimden değildir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in eşlerinden biri onlara seslendi." Bu kişi Meymune'dir. Bu konunun açıklaması At'imeIYiyecekler bölümünde geçmişti. "Çünkü o helaldir -veya- onda herhangi bir sakınca yoktur." Ravi bu iki cümlede şüphe etmiştir. Keler eti konusunda Sayd ve Zebaih Bölümünde yeterli açıklama geçmişti

Sahîh-i Buhârî, 7267
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَيْعِ الْوَلاَءِ وَعَنْ هِبَتِهِ‏.‏

İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vela hakkının satılmasını ve hibe edilmesini yasaklamıştır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı başlık, Ahmed b. Hanbel ve Taberanl'nin, Sehl b. Muaz b. Enes vasıtasıyla babası Enes'ten naklettikleri şu hadisin ifadesidir. Buna göre Nebi s.a.v. şöyle buyurmuştur: "Allah'ın öyle kulları vardır ki Allahu Teala onlarla konuşmaz ... "(Ahmed b. Hanbel, III, 440; Taberani, Mu'cemu'l-kebir, XX, 195) Bu hadiste şöyle bir ifade yer almaktadır: "Bunlardan birisi bir kavimden iyilik gördükten sonra onların iyiliğini inkar edip, kendilerinden olmadığını iddia eden kimsedir." Yukarıdaki başlıkta yer alan hadis, daha önce Fadailu'l-Medine ve el-Cizye bölümlerinde geçmişti. Aynı hadis Diyat bölümünde tekrar gelecektir. Hz. Ali'nin yukarıdaki naklettiği hadisle aynı manada merfu olarak Aişe r.anha'dan şöyle bir rivayet nakledilmiştir: "Her kim efendilerinden başkalarını mevla edinirse, cehennemdeki yerine hazırlansın." İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.(İbn Hibban, Sahih, X, 170) Hz. Ali'nin sözünü ettiği sahifede yer alan hadiste dört şeyden söz edilmektedir: Bunlardan birisi yaralamalar ve zekat develerinin yaşlarıdır. Bu hadisin açıklaması Diyat bölümünde gelecektir. Orada bu develerin haraç veya zekat devesi olduğu ya da bundan daha geniş bir kapsamda ele alınacaktır. Sözkonusu sahifedeki ikinci hüküm Medine'nin harem olduğudur .. Bunun açıklaması geniş bir şekilde Hac bölümünün sonlarında Medine'nin fazileti bölümünde geçmişti. Hz. Ali'nin elindeki sayfada yer alan üçüncü hüküm "Her kim başka bir kavmi veli edinirse" ifadesidir. Burada konumuzia ilgili olan kısım, bu cümledir. Hadisteki "Efendilerinin izni olmadan" şeklindeki ifadeye gelecek olursak; hadiste en alt tabakadan bir azadiının, en üst tabakaya mensup bir başka efendinin azadlısı olduğunu iddia etmesi haramdır. Çünkü bu tavır, nimete nankörlük, vela ve akile sebebiyle doğan miras hakkını zayi etme ve bunun dışında başka sakıncalara yol açar. İbn Vehb'in nakline göre İmam Malik, Muvatta'ında bu hadisi delilolarak almıştır. Sözkonusu eserde yer alan rivayet şöyledir: İmam Malik' e velasının dilediği kişiye ait olması şartıyla kendisini efı;mdisine satan k?lenin durumu sorulunca o bunun caiz olmadığını söylemiş ve ıbn ümer hadisini bu görüşüne delilolarak göstermiştir. Sonra şöyle demiştir: Yasaklanan hibe işte budur.(Muvatta, itk ve'vela) Ata b. Ebu Rebah bu hadisin mefhum-u muhalifini almak suretiyle kaide dışı davranmıştır. Abdurrezzak'ın nakline göre İbn Cüreyc şöyle demiştir: Bir kimsenin kölesine velasını dilediği kimseye vermesine müsaade etmesi caizdir. Ata bu hükmü verdikten sonra sözkonusu hadisi delil olarak göstermiştir. İbn Battal ve bir grup fıkıh bilgini, Ata'nın dediğinin aksi görüşü savunmuş ve şöyle demişlerdir: Hz. Ali'nin rivayet ettiği hadis, "Geçim endişesiyle çocuklarınızın canına kıymayın"(İsra 31) ayetinde olduğu gibi genel uygulamaya uygun olarak ifade edilmiştir. Zira bilginler, ister geçim endişesiyle, ister başka bir gerekçeyle bir kimsenin çocuğunu öldürmesinin haram olduğu konusunda görşü birliği etmişlerdir. Yukarıda ifade edilen hadis, velanın satış ve bağışlanmasını yasaklayan hadisle mensuhtur. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisten azad edilmiş bir kölenin filan oğlu filanca yazıp, adını ve kendisini azad eden efendisini yazmasının caiz olmadığı hükmü anlaşılmaktadır. Buna karşılık, filancanın mevlası filanca yazmalıdır. Fakat aza d edilen kişinin Kureyşli ve buna benzer başka bir yere mensup olduğunu yazabilir. İbn Battal şöyle devam eder. En uygunu azad edilen kişinin bunu da açıkça belirtip, ve!a itibariyle Kureyşli veya onların azadlısı gibi bir ifade kullanmasıdır. Hadisten Müslüman bile olsalar fasıklara genellikle lanet okumanın caizliği anlaşılmaktadır. Hz. Ali'nin sözünü ettiği sahifede yer alan dördüncü hüküm ise "Müslümanların zimmetinin bir olup, statü itibariyle en düşük olan bir ferdinin eman verebileceğidir." İbn Battal şöyle der: Bilginler nesebi bir kimseden bir başkasına çevirmenin caiz olmadığı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Velanın hükmü, nesebin hükmüyle aynı olduğuna ve nesep bir kişiden bir başkasına intikal edemediğine göre vela da geçemez. Cahiliye döneminde insanlar ve layı satış yoluyla veya başka bir yolla nakledebiliyorlardı. Dinimiz bunu yasaklamıştır

Sahîh-i Buhârî, 6756
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَدَّهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ هِشَامٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ آخِذٌ بِيَدِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

Abdullah b. Hişam dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte. idik. O sırada Ömer b. el-Hattab'ın elinden tutmuştu ... " Bu Hadis 6264 ve 6632 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Hafs el-Kuraşı el-Adev1." Başlıkta ğeçen Ömer b. el-Hattab'ın künyesi olan "Ebu Hafs" İbn İshak'ın Sıresi'nde belirtildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından kendisine verilmiştir. Hafsa r.a. çocuklarının en büyüğü idi. Ömer r.a. ın lakabı ise ittifakla el-Faruk'dur. Denildiğine göre ilk olarak ona bu lakabı veren Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Bunu Ebu Cafer b. Ebi Şeybe, Tarih'inde İbn Abbas yoluyla Ömer'den diye rivayet etmiş bulunmaktadır. İbn Sa 'd da bunu Aişe r.a.a'nın rivayet ettiği bir hadis olarak zikretmiştir. 3679- "Sesini" yani hareketini "işittim." Ebu Ubeyd dedi ki: "el-Haşefe" pek şiddetli olmayan ses demektir. Bu hadisteki anlamı ise duyulan ayak sesidir. "Senin kıskançlığını hatırladım." Nikah bölümündeki rivayette ise şöyle denilmektedir: "İçine girmek istedim ama beni alıkoyan tek sebep senin gayretli (kıskanç) olduğunu bilmemdir" şeklindedir. Ömer r.a.'ın: "Ben seni mi kıskanacağım" ifadesi, maklub ifadelerden sayılmıştır. Aslı: Onu senden mi kıskanacağım, şeklindedir. İbn Battal der ki: Hadisten anlaşıldığına göre her kişi hakkında bilinen huyuna göre ayrı bir hükmü vardır. Ömer'in ağlaması sevincinden olabilir. (Cennete) duyduğu şevk ya da huşu'undan ötürü de ağlamış olabilir. Ayrıca bu hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkadaşlığın hukukuna ne kadar riayet etmiş olduğu anlaşıldığı gibi, Ömer'in açık bir fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Hadiste er-Rumeysa'nın fazileti de ifade edilmektedir. 3681- "Onu ne diye yorumladın, diye sordular. O: İlim diye buyurdu." Yani ben bunu ilim ile yorumladım. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Ömer r.a.'ın fazileti, 2- Nebilerin rüyası vahiy türünden olmakla birlikte, rüya zahirine göre yorumlanmamak özelliğine sahiptir. Hatta bazı rüyaların özel bir tabiri gerekir. Kimi rüyalar da zahirine göre yorumlanır. İleride yüce Allah'ın izniyle (Rüya) Tabiri bölümünde buna dair açıklamalar gelecektir. 3- Burada ilimden kasıt, insanları Allah'ın kitabına ve Resulünün sünnetine göre idare etme (siyaset) ilmidir. Ömer'in bu özelliğe sahip olmasının sebebi ise, Ebu Bekir r.a.'a nispetle halifelik süresinin uzun olmasıdır. Osman'a nispetle de insanların ona itaat etmek hususunda ittifak etmiş olmalarıdır. Şüphesiz Ebu Bekir'in halifelik müddeti kısa idi. Ayrılıkların en büyük sebeplerini teşkil eden• fetihler de bu sürede çoğalmamıştı. Bununla birlikte Ömer, halifelik süresinin uzunluğuna rağmen insanları kimse ona muhalefet etmeyecek şekilde idare etti. Osman r.a.'ın halifeliği döneminde fetihler daha da genişledi. Çeşitli görüşler etrafa yayıldı, görüşler arasında farklılıklar ortaya çıktı. İnsanların Ömer'e itaat ettikleri gibi onun etrafında ittifak etmedikleri görüldü. Bundan dolayı fitneler ortaya çıktı ve nihayet iş öldürülmesine kadar vardı. Ali r.a.'ın halifeliğe getirilmesi ile de ancak ihtilaf arttı, fitneler daha da yaygınlaştı. "İbn Cubeyr dedi ki: e1-Abkar'i, değerli yaygılar demektir." Değerli (el-ıtak)den kasıt, güzelolanlardır. "ez-Zerabi" de "zeribe"nin çoğulu olup oldukça değerli ve enli yaygı anlamındadır. el-Meşarik adlı eserde şöyle denilmektedir: el-Abkari (dahi) ondan üstün hiçbir şeyolmayan ve dediğini gerçekleştiren, yerine getiren demektir. Ebu Ömer der ki: Bir kavmin abkarisi (dehası, dahisi) onların efendileri, işlerini çekip çevirenleri ve büyükleri demektir. 3683- "Ömer, Resulullah sallaJlahu aleyhi ve seJlem'in huzuruna girmek için izin istedi. Yanında da Kureyş'ten kadınlar vardı." Sözkonusu bu hanımlar Nebi efendimizin zevceleri idi. Onlarla birlikte başkalarının da bulunma ihtimali vardır. Fakat "ondan daha çok şey istiyorlardı" ifadesi birinci ihtimali desteklemektedir. Daha çok istemelerinden maksat da onlara verdiğinden daha fazlasını istemeleridir. "Allah seni (hep) güldürsün" ifadesi ile kastettiği onun çokça gülmesi değildir. Aksine gülmenin gereği olan sevinçli olmaktır. "Fec" geniş yol demektir. "Mutlaka senin gittiği n yoldan başka bir yola gider." Bu ifade ile Ömer'in pek büyük bir faziletine dikkat çekilmektedir. Buna göre şeytanın, Ömer'in aleyhine bir yol bulamaması gerekir. Tabi bu onun günahtan korunmuş olmasını gerektirmez. Zira hadiste sadece şeytanın Ömer'in gittiği aynı yoldan gitmeyip, bu birliktelikten kaçtı ğı anlatılmaktadır. Bu ise şeytanın gücünün yettiği ölçülere göre ona vesvese vermesine engel değildir. Şeytanın vesvesesi ile ona musallat olamayacağı mefhum-i muvafakat yolu ile anlaşılmaktadır. Çünkü onunla aynı yolda yürümek istemediğine göre ona vesvese verme imkanını bulamayacak şekilde ondan uzak durup, onunla içli dışlı olmaması öncelikle sözkonusudur. Buna göre Ömer'in şeytandan korunmuş olması da mümkündür, denilse, (şöyle cevap verilebilir): Ama bu da Ömer'in masumiyetinin sabit olmasını gerektirmez. Çünkü masumiyet, Nebi sallallahu aleyhi ve sellern hakkında vacip (zorunlu), başkaları hakkında mümkün olan bir şeydir. 3684- "Ömer Müslüman olduğundan itibaren hep güçlü kaldık." Buna sebep ise Ömer'in Allah'ın emri hususundaki gayreti ve gücüdür. 3685- "Ömer" vefat edince "teneşiri üzerine yerleştirildL" "Bir de ne göreyirn ... " yani hiçbir şey beni ürkütmedL Maksat onu ansızın gördüğüdür. "Daha çok sevdiğim ... " Bu ifadelerden anlaşıldığına göre Ali r.a., o zamanda kimsenin, Ömer'in amelinden daha faziletli bir am el işlememiş olduğuna inanıyordu. 3687 - "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern'den sonra ... " Bu özel bir zaman için anlaşılır. Bu da onun halifelik süresidir. Böylelikle Nebi sallallahu aleyhi ve sellern ile Ebu Bekir bu genellemenin dışına çıkmış olur. "Sonuna kadar" ifadesi, ömrünün sonuna kadar demektir. 3689- "Muhaddesun" lafzı "muhaddes" kelimesinin çoğuludur. Bunun açıklaması hususunda farklı görüşler vardır. Kendisine ilham olunan kimse diye açıklanmıştır. Çoğunluğun garüşü budur. Özel bir kasıt olmamakla birlikte, dilinden doğru şeyler dökülen kimsedir, diye de açıklanmıştır. "Şüphesiz Allah hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzerine bırakmıştır" hadisi bunu desteklemektedir. Bu hadisi Tirmizi, İbn Ömer yoluyla rivayet etmiştir. 3691- "Bunu ne diye yorumladm, diye sordular." İleride (Rüya) Tabiri bahsinde bu soruyu soranm Ebu Bekir olduğu gelecektir. Hadisin geri kalan bölümlerinin açıklaması da yüce Allah'ın izniyle orada gelecektir. Ancak bu hadiste şu hususun açıklanmasına ihtiyaç vardır: Bu hadise göre Omer, Ebu Bekir es-Sıddık'tan daha faziletlidir. Buna şöyle cevap verilir: Hadisteki: "İnsanlar bana sunuldu" umumi ifadesinden Ebu Bekir tahsis edilir. Muhtemelen ona arzedilenler arasında o sırada Ebu Bekir yoktu. Ömer'in üzerinde yerde sürüklediği bir gömleğinin bulunması, Ebu Bekir'in üzerinde ondan daha uzun ve daha çok bedeni örten bir elbise olmamasını da gerektirmez. (Görülen rüya) muhtemelen de böyle olabilir. Ancak o sırada maksat, Ömer'in faziletinin açıklanması olduğundan ötürü bu kadarını açıklamakla yetinmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3692- "Onu teskin etmek istercesine" ifadesi, sanki acı çektiğini söylüyor ve bundan dolayı bir parça kınarcasına demektir ya da onun ızdırabını azaltmak için bu sözleri söylemiştir, anlamına da gelir. Yüce Allah'ın: "Nihayet kalplerinden korku giderilince"[Sebe, 23] buyruğuna benzemektedir ki, onlardan korku giderilince demektir

Sahîh-i Buhârî, 3694
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ صَلُّوا قَبْلَ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ ـ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ‏"‏‏.‏ كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ سُنَّةً‏.‏

Abdullah b. Muğaffel el-Müzenl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Akşam namazından önce (iki rek6.t) namaz kılınız" buyurdu. Üçüncü defasında insanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek "Bu, dileyen kimse içindir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade etmesi." Bunun manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gelen yasaklık, haramlık olarak yorumlanır. Kelime haramlık konusunda hakiki manasında kullanılmıştır demektir. "Mubah olduğu" ifade akışından veya hal karinesinden (durum belirtisi) veya bu konudaki bir delilden "bilinenler hariç." "Onun emri de böyledir." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine sarılmanın farzlığından dolayı ona muhalefet, -mendubluğuna veya başka bir hükme delilolmadığı sürece- haramlık ifade eder. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri de böyledir." Veda haccında "İhramdan çıktıklarında" "kadınlarla ilişkiye girebilirsiniz" emrinde olduğu gibi. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine hac ihramını umreye çevirmişler ve umre ihramından çıkmışlardı. "Emir" kelimesinden maksat "yap" ve yasaklamadan maksat "yapma" ifadesidir. Bilginler sahabinin "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şunu emretti veya yasakladı" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Selef bilginlerinin çoğunluğuna göre tercih edilen görüş, bunların arasında fark olmadığı yönündedir. Kadı Ebu Bekir b. et-Tayyib'in nakline göre imam Malik ve Şafil'nin nezdinde aksine bir delil ortaya çıkıncaya kadar emir, vücub (farzlık), yasaklama haramlık ifade eder. ibn Battal şöyle demiştir: Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Şafiilerden bir çoklarıyla başkaları şöyle demişlerdir: Emirde vacipliğe, yasaklamada haramlığa delil bulununcaya kadar emir mendubluk, yasaklık mekruhluk ifade eder. Onlardan birçok bilgin ise görüş bildirmeyip, durmayı tercih etmiştir. Onların durmalarının sebebi emir kipinin vücub, mendubluk, mubahlık, yol gösterme (irşad) ve başka anlamlara gelmesinden dolayıdır. Çoğunluğun deliline göre kendisine emredilen şeyi yapan kimse övgüyü hak eder. Terkeden kişi ise kınanmaya layık olur. Yasaklıkta ise bunun tam tersi sözkonusudur. Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayeti emir ve yasaklık kapsamaktadır. Ayetteki tehdit gerek yapma ve gerekse yapmama şeklinde onun haramlık ifade ettiğini göstermektedir. "Kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz." Bu, sahabilerin eşleriyle ilişkiye girmeleri konusunda verilmiş olan bir izindir. ifade, ihramdan çıkılmış olma konusunda mubalaya işaret etmektedir. Çünkü cinsel ilişki, -ihramlıya haram olan diğer fiillerin aksine- ibadetin bizzat kendisini bozmaktadır. "Ümmü Atıyye ise 'Biz kadınlara cenazenin ardından gitmemiz yasak edildi, fakat bu bize vacip kılınmadı' demiştir." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. Hadisin açıklaması, Namaz Bölümünde Ezanla KSmet Arasında Kaç RekSt Namaz Vardır başlığında geçmişti. Hadisin buradaki başlıkla ilgili olan kısmı "Bu, dileyen kimse içindir" ifadesidir. Çünkü bu cümle, emrin vaciplik konusunda hakiki manada olduğuna işaret etmektedir. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapmayla yapmama arasında muhayyerliği gösteren bir cümle getirmiştir. Bu cümle, ifadenin vacipliğe yorumlanmasına engelolmaktadır. "İnsanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek" yani gerekli, terk etmek caiz olmayan bir yol veya terk etmesi mekruh olan ratib bir sünnet olduğunu zannetmelerini istemeyerek demektir. Yoksa maksat, -daha önce geçtiği üzere- vacipliğin mukabili olan değildir

Sahîh-i Buhârî, 7368

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.