Sahîh-i Buhârî · 5938
Arapça metin
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ قَدِمَ مُعَاوِيَةُ الْمَدِينَةَ آخِرَ قَدْمَةٍ قَدِمَهَا، فَخَطَبَنَا فَأَخْرَجَ كُبَّةً مِنْ شَعَرٍ قَالَ مَا كُنْتُ أَرَى أَحَدًا يَفْعَلُ هَذَا غَيْرَ الْيَهُودِ، إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَمَّاهُ الزُّورَ. يَعْنِي الْوَاصِلَةَ فِي الشَّعَرِ.
Said İbn el-Müseyyeb'den, dedi ki: "Muaviye Medine'ye geldiği son seferinde gelip bize bir hutbe verdi. Bu arada bir top saç çıkartarak: Ben bunu Yahudilerden başka bir kimsenin yapacağını sanmıyordum. Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna -yani saça saç ekleyen kadına- yalan ve batıl adını vermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saça" ondan başka "bir şeyler eklemek" suretiyle onu ziyadeleştirmek. "Muhafızın elindeki bir tutam saçı eline aldı. .. Nerede alimleriniz?" Daha önce İsrailoğulları ile ilgili bahiste, bu hadiste o gün için Medine'de ilim adamlarının azlığına işaret olduğu belirtilmiş idi. Bu işe gösterdiği tepki hususunda ilim adamlarının yardımını almak yahut bundan önce böyle bir işe tepki göstermeyip susmaları dolayısıyla onların bu yaptıklarının uygun olmadığını söylemek için huzura getirilmelerini de istemiş olabilir. "Şüphesiz İsrailoğulları ... helak olmuştur." Sözü geçen Said İbn elMüseyyeb'in naklettiği rivayette "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu saç ekleme işine zur (yalan) adını verdiği haberi ulaşmıştır" denilmektedir. Katade'nin, Said'den diye naklettiği Müslim'deki rivayette ise "o zuru (yalanı) nehyetmiştir" şeklindedir. Hadisin sonlarında da: "Dikkat edin, işte zur (yalan) denilen şey de budur" ifadesi yer almaktadır. Katade dedi ki: Bununla kadınların saçlarını bez parçaları ile artırmaların! kastetmektedir. Bu hadis. ister saç, ister başka bir şeyolsun, saça bir şeyler ekletmenin yasaklığı hususunda cumhurun lehine bir delildir. Cabir radıyallahu anh'ın rivayet ettiği: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadının saçına herhangi bir şeyeklemesini yasaklamıştır" hadisi de desteklemektedir. Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. el-leys, Ebu Ubeyde'den ve onun da pek çok fakihten naklettiğine göre bu hususta yasaklananın, saça saç ekletme olduğu kanaatindedir. Kadın, saçına bez ve daha başka saçın dışında birşeyler ekleyecek olursa yasağın kapsamına girmez. Ebu Davud sahih bir senedie Said İbn Cubeyr'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: el-Karamil'de bir beis yoktur. Ahmed de böyle demiştir: el-Karamil ise "karmel"in çoğulu olup dalları uzun, yumuşak bir bitkidir. Burada kastedilen şey ise örükler halinde yapılan ve kadının saçına eklediği ipek ya da yün iplerdir. "Kadının gereksiz yere saçına saç ekletmesi ve saçlarını traş etmesi." Kadının saçına saç ekletmesi suretiyle saçını artırması haram olduğu gibi, zaruret olmadan saçlarını traş ettirmesi de haramdır. Taberi, Süfyan kızı Ümmü Osman yoluyla İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadının saçlarını traş etmesini yasaklamıştır." Bu hadis Ebu Davud'da bu yolla "kadınların (ihramdan çıkarken) saçlarını traş etmek yükümlülükleri yoktur. Onların yükümlülükleri saçlarını kısaitmaktan ibarettir" lafzı iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Ağır sözler söyledi." Yani diğer rivayette açıkça ifade edildiği gibi lanet okudu. Aişe'nin rivayet ettiği hadiste de ondan saça saç ekletmeye ruhsat verdiğine dair nakledilen rivayetin batıl oluşuna da açık bir delalet vardır. Muaviye'nin rivayet ettiği hadiste ise (dökülen yahut kesilen) saçın olduğu halde bırakılmasının caiz olup onu gömmenin vacip olmadığını göstermektedir. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar 1- İmam minber üzerinde yasak olan şeyleri ifade eder. Özellikle de yaygın bir hal aldığını gördüğü da açık ve yaygın bir şekilde reddederek bu işin yasaklığını daha bir vurgular ve işlenmesinden sakınılmasını söyler. 2- Bir masiyet işleyen kimseleri, daha önceden aynı masiyeti işleyenlerin helak edilmesini söyleyerek korkutup uyarıro Nitekim yüce Allah: "Bu, zalimlerden uzak değildir." (Hud, 11183) diye buyurmuştur. 3- Hutbe esnasında, dini bir masıahat için daha önce bir şeyi görmemiş olanı göstermek üzere herhangi bir şeyi el uzatıp almak caizdir. 4- İçine düşülen halden sakındırmak maksadıyla İsrailoğullarına ve diğerlerine dair hadisler söz konusu edilebilir
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ ابْنَةُ عِمْرَانَ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ ".
Ali r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Onun (dünyada ona çağdaş olanların) kadınlarının hayırlısı İmran kızı Meryem'dir. Onun (bu ümmetin) kadınlarının hayırlısı ise Hatice'diı'." Hadis ileride 3815 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: (Parantez içerisindeki açıklamalar Fethu'l-Bari'deki şerh dikkate alınarak yapılmıştır. ) "Hani melekler: Ey Meryem şüphesiz ki Allah seni seçti. .. "[Ali İmran, 42] Buhari yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah seni seçti" buyruğunuonun (Meryem'in) bir nebi olduğuna delil göstermiştir. Ancak bu, bu hususta açık değildir. Bu kanaatini de Meryem Suresinde onun nebilerle birlikte sözkonusu edilişi ile desteklemektedir. Fakat onun "sıddıka" diye nitelendirilmiş olması (nebi oluşuna) engel değildir. Çünkü Yusuf da bu şekilde nitelendirilmiştir. el-Eş'arı'den nakledildiğine göre kadınlar arasında birden çok nebi vardır. İbn Hazm ise bunları altı tane olarak tespit etmiştir: Hawa, Sara, Hacer, Musa'nın annesi, Asiye ve Meryem. Kurtubı ise Sara ve Hacer'i saymamaktadır. Bunu (İbn Abdi'l-Berr), et-Temhıd adlı eserinde fukahanın bir çoğundan nakletmiş bulunmaktadır. Kurtubı der ki: Sahih olan Meryem'in nebi olduğudur. (Kadı) Iyad der ki: Ancak cumhur aksi kanaattedir. Nevevı ise el-Ezkar adlı eserinde İmamın (İmamu'l-Harameyn'in), Meryem'in nebi olmadığı hususunda icma' bulunduğunu belirttiğini nakletmektedir. Fakat el-Hasen'den gelen rivayete göre kadınlar arasında da, cinler arasında da nebi yoktur. es-Sübkı el-Kebir der ki: Bana göre bu meselede sahih herhangi bir rivayet yoktur. es-Süheylı bunu er-Ravdu'l-Unuf adlı eserinin sonunda fukahanın bir çoğundan diye nakletmiş bulunmaktadır. "Kadınlarının hayırlısı Hatice'dir." Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı demektir. Kadı Ebu Bekir b. el-Arabı der ki: Bu hadis dolayısıyla bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi kayıtsız ve şartsız olarak Hatice'dir. Musa'nın kıssasının sonlarında da Ebu Musa yoluyla gelen Meryem ve Asiye'nin sözkonusu edildiği hadiste ise her ikisinin diğer kadınlardan faziletli olmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hadis de Meryem'in Asiye'den daha faziletli olduğunu, Hatice'nin de bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi olduğunu göstermektedir
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ قَدِمَ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ الْمَدِينَةَ آخِرَ قَدْمَةٍ قَدِمَهَا، فَخَطَبَنَا فَأَخْرَجَ كُبَّةً مِنْ شَعَرٍ فَقَالَ مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ أَحَدًا يَفْعَلُ هَذَا غَيْرَ الْيَهُودِ، وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَمَّاهُ الزُّورَ ـ يَعْنِي الْوِصَالَ فِي الشَّعَرِ. تَابَعَهُ غُنْدَرٌ عَنْ شُعْبَةَ.
Muaviye b. Ebi Süfyan Medine'ye son gelişinde bize bir hutbe verdi. Bir top saç çıkartarak dedi ki: "Ben bu işi Yahudilerden başka bir kimsenin yapacağı kanaatinde değildim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise buna "ez-zur (yalan)" adını vermiştir. Kastettiği saça saç eklemektir." Bu rivayette ona (Buhari'nin hocası Adem'e) Gunder, Şu'be'den diye rivayet ederek mutabaatta bulunmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: 3468 - "Eline bir miktar saç aldı." Kasıt perçemden kesilmiş saçtır. "el-Haresı" tekil olup, koruma görevlisi demektir. "Nerede alimlerinjz" cümlesinde o dönemde aralarındaki alimlerin sayıca azalmış olduklarına işaret vardır. Durum da böyledir. Çünkü Ashabın çoğu o gün vefat etmiş bulunuyorlardı. Sanki o avam arasındaki cahillerin bu işi yapmış olduklarıkanaatine kapılmış, bundan dolayı alimlerine hatırlatarak böyle bir münkere karşı tepki göstermeyi terk ettiklerinden onları uyarmak istemiş gibidir. -- Bu başlıkta zikredilen hadisler sayıca fazla olduklarından yapılan açıklamaların hangi hadise ait olduğunun daha kolay takip edilebilmesi için hadislerin numaralarını açıklamada tekrar etmeyi faydalı gördük. 3470- "Bir rahibe gitti." Bu ifade ile bu hadisenin İsa aleyhisselam'ın yükseltilmesinden sonra cereyan ettiği hissettirilmektedir. Çünkü rahipliği -Kur'an'ın da . açıkça belirttiği gibi- ona tabi olanlar bid'at olarak sonradan uydurmuşlardır. "Bir adam ona şöyle şöyle olan bir kasabaya git, dedi." Hişam'ın naklettiği rivayette şu fazlalık vardır: "Çünkü o kasabada Allah'a ibadet eden insanlar var-o dır. Sen de onlarla birlikte Allah'a ibadet et. Eski toprağına geri dönme. Çünkü o kötü bir yerdir. O da yoluna koyuldu. Yolun yarısına vardığında ona ölüm meleği geldi." "Yöneldi" yani gideceği tarafa doğru kendisini daha da yakınlaştırdı. "Melekler onun hakkında anlaşmazlığa düştü." Hişam yoluyla gelen rivayetteki bir fazlalık da şöyledir: "Rahmet melekleri dedi ki: Bu tevbe ederek, kalbiyle Allah'a yönelmiş olarak geldi. Azap melekleri de: O hayır namına hiçbir şey işlemedi dediler. Onlara insan suretinde bir melek geldi. Onu aralarında (hakem) yaptılar. O da: "İki yerin arasını ölçünüz, hangisine daha yakın ise oraya aittir." "Bunun üzerine Allah buna" çıkıp geldiği kasabaya: "Uzaklaş, diye vahyetti. Öbürüne de" gitmek istediği kasabaya "yaklaş diye vahyetti." Tercümeye esas aldığımız Muhtasar'da da Fethu'l-Bari'nin Daru'r-Reyyan, Kahire, 1409/1980 baskısında da tekil olarak ölen şahısa ait olmak üzere "ona geldi" şeklindedir. Ancak yine Buhari şerhi olan Aynı'de olsun, hadisin yer aldığı diğer kaynaklar olsun hep "onlara" şeklinde olduğu gibi mana cihetiyle de böyle olması daha doğrudur. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- İnsan öldürmek dahil bütün büyük günahlardan dolayı tevbe etmek şeriatin öngördüğü bir iştir. Yüce Allah katilin tevbesini kabul edecek olursa onun hasmını da razı etmeyi üzerine alır. 2- İnsanın masiyet işlemekle karşı karşıya kaldığı bir yerden başka bir yere gitmesi faziletli bir iştir. Çünkü adeten bu gibi haller insanı daha çok etkiler. Ya bundan önce işlemiş olduğu fiillerini ve onlara tutkunluğunu hatırladığı için yahut da bu hususta ona destek verip onu bu işlere teşvik eden kimseler bulunduğu için böyle bir etki sözkonusudur. Bundan dolayı sonraki zat ona şöyle demiştir: "Eski topraklarına da dönme. Çünkü o bir kötülük diyarıdır." 3- Tevbe eden bir kimsenin, masiyet işlediği zamanlarda alışageldiği hallerden ayrılması ve bütün bunları büsbütün değiştirerek başkalarıyla uğraşması gerekir. 4- Alim, abidden üstündür. Çünkü ona ilkin tevbesinin kabul• edilmeyeceği fetvasını veren kişi, daha çok ibadet eden birisi idi. Katilin bu kadar çok sayıda kimseyi öldürme cesaretini göstermiş olmasını pek büyük bir iş olarak gördü. İkincisi ise daha çok ilimle uğraşan birisi olduğundan ona doğru şekilde fetva verdi ve kendisine kurtuluş yolunu gösterdi. 5- (Kadı) Iyad der ki: Hadisten anlaşıldığına göre tevbenin diğer günahlara faydası olduğu gibi, öldürmeye karşı da faydası vardır. 6- Hadis, meleklerin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri halinde Ademoğullarından aralarında hüküm verebilecek durumda olan kimseler bulunduğuna da delil gösterilmiştir. 7- Tahkimin (anlaşmazlıkları çözme işini bir hakerne ,havale etmenin) caiz olduğunu, tahkimi için iki tarafın rıza gösterdiği kimsenin vereceği hükmün, onlar hakkında geçerli olacağını kabul edenlerin görüşlerinin lehine de delil bulunmaktadır. "Halbuki ikisi orada değillerdi." Yani (olayı anlatırken Nebiin) huzurunda bulunmuyorlardı. Bu, rivayeti nakledenin sözlerindendir. 3472- "Akar" sözlükte ev ve tarla anlamlarındadır. Bazıları ise sadece hurmalık anlamında olduğunu kabul etmişlerdir. Evin oldukça değerli eşyalarına da akar denilebilir. "Akarı satın alan kişi o akarında içinde altın bulunan bir testi buldu. Onu satana: Altınını al, çünkü ben senden ancak toprağı satın aldım, altını satın almadım dedi." İshak b. Bişr yoluyla gelen rivayete göre müşteri kendisinin bir ev satın aldığını, onu imar ederken içinde bir hazine bulduğunu söyledi. Satıcı da ona bu hazineyi gelip almaya çağırınca şu cevabı vermişti: Ben ne gömdüm, ne de bunu biliyorum. Her ikisi de hakime dedi ki: Sen bunu alacak birisini gönder, nasıl uygun görürsen onu öyle kullan. Ancak hakim bunu kabul etmedi. Buna göre bu malın hükmü, cahiliye döneminde gömülmüş olduğu bilinmesi halinde bizim şeriatimizde rika.zın hükmüdür. Eğer onun Müslümanlar tarafından gömüldüğü bilinecek olursa o takdirde o bir lukatadır. Bilinmeyecek olursa kaybolmuş mal hükmündedir, Beytu'I-Mal'e konulur. Muhtemelen onların şeriatinde böyle bir teferruat bulunmuyordu. Bundan dolayı kadı da belirtilen şekilde hüküm verdi. Kurtubı ise hakimin onlardan herhangi birisi hakkında hüküm vermemiş olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir. O, adı geçen malın sadece kaybolmuş mal hükmünde olduğunu görünce aralarında sulh yapmıştır. Onların bu mala başkalarından daha bir hak sahibi olduklarını görmüştür. Çünkü her ikisinin de oldukça vera' sahibi olduklarını, hallerinin de güzelolduğunu görerek onların soylarından güzel bir semere ve salih bir zürriyet çıkacağını ümit ederek böyle hareket etmiştir. 3477 - "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i nebilerden bir nebiyi anlatırken görür gibiyim. Kavmi onu vurmuş ve kanatmışlardı." Ben bu nebinin isminin ne olduğunu açık bir şekilde tespit edemedim. Nuh aleyhisselam olması ihtimali vardır. Ancak Nevevı diyor ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu anlattığı olayın başından geçtiği Nebi, öncekilerden birisidir. Uhud gününde de bizim Nebiimizin başından buna yakın bir olay geçmiştir. 3478- "Allah'ın kendisine mal verdiği ... " Malını çoğalttığı bir kimse demektir. 3481- "Allah'a yemin ederim, Allah bana güç yetirirse (beni sıkıştırırsa)" ifadesi ile ilgili olarak el-Hattabı şunları söylemektedir: Bu ifadenin açıklanması kimilerine göre zor gelebilir ve: Böyle bir kimse ölümden sonra dirilişi ve ölüleri diriltme kudretini inkar ettiği halde, nasılolur da Allah ona mağfiret edebilir? Cevap şudur: Bu kişi ölümden sonra dirilişi inkar eden birisi değildi. O sadece cahillik etmiş birisi idi. Dolayısıyla kendisine bu uygulama yapılacak olursa diriltilmeyeceğini ve azaba uğratılmayacağını sanmıştı. Onun iman sahibi olduğu, bu işi Allah'ın haşyetinden yaptığını itiraf etmek ile ortaya çıkmıştır. İbn Kuteybe der ki: Bazı sıfatlar hakkında birtakım Müslümanlar hata edebilir ve bundan dolayı da kafir sayılmazlar. Ancak İbnu'l-Cevzı bunu kabul etmeyerek şunu söylemektedir: Bir kimsenin kudret sıfatını inkar etmesi ittifakla küfürdür. Hadisteki: "Andolsun Allah beni sıkıştırırsa" sözleri beni sıkıştırıp aleyhime daraltırsa, demektir. Yüce Allah'ın: "Kime rızkı daraltılırsa" buyruğuna benzemektedir. "Belki Allah'ı idlal ederim" sözlerinin anlamı ise, belki ondan kurtulurum şeklindedir. Nitekim bir şey geçip gidince de onun hakkında "dalle" fiili kullanılabilir. Bu da yüce Allah'ın: "Rabbim kaybolup gitmez de, unutmaz da."[Taha, 52] buyruğuna benzemektedir. Muhtemelen bu adam bu sözlerini aşırı derecedeki korkus1:lndan ve çekinmesinden dolayı söylemiştir. Nitekim bir başkası: "Sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim" dediği rivayet edilmiştir. Yahut da: "Eğer Rabbim hakkımda takdir ederse" (anlamında kaddere şeklinde) dal harfi şeddeli söylenmiş de olabilir. Yani eğer beni azaplandırmayı takdir etmişse, elbetteki beni azaplandıracaktır. Yahut da o yaratıcıyı kabul eden birisi olmakla birlikte, fetret zamanında yaşayan birisi idi. İmanın şartlarının ne olduğu ona ulaşmamıştı. Bu konudaki en güçlü görüş, onun bu sözlerini neler söylediğini akledip, kavrayamayacak hale gelecek şekilde korku ve dehşetin baskısı altında bulunduğu bir halde söylemiş olduğudur. Yoksa o bu sözlerini gerçek manasını kastederek söylememiş; aksine o bu sözleri kişinin yaptıklarından sorumlu tutulmayacağı gaflet halinde iken, yanılacak ya da unutacak bir halde iken söylemiştir. 3483- "Nübuvvet sözlerinden insanların idrak ettikleri arasında ... " ibaresinde bütün rivayet yollarında (insanlar anlamındaki) "en-nas" lafz! merfudur (özne konumundadır.) Bunun nasb ile okunması da caizdir. İnsanlara ulaşanlardan demek olur. "Nübuvvet kelamından" enbiyanın ittifakla belirttikleri hususlardan anlamındadır. Yani bütün nebiler bunu teşvik etmiştir ve onların hiçbirisinin şeriatinde bu hüküm nesholmamıştır. Çünkü bu bütün akılların da ittifaklakabul ettikleri bir husustur. "Dilediğini yapabilirsin" ibaresi, haber anlamında emirdir ya da tehdit için söylenmiş olabilir. Dilediğini yapabilirsin, şüphesiz Allah da sana yaptığının karşılığını verecektir, demek olur. Yahut şu anlamda olabilir: Yapmak istediğine bak, düşün. Eğer utanç vermeyecek işlerdense yap. Utandıracak işlerdense onu bırak. Şu anlama da gelebilir. Şayet sen din ile ilgili olup, utanmaman gereken bir şey yaptığında Allah'tan da utanmanı gerektirmiyorsa onu yap ve insanlara aldırma. Maksat hayalı olmayı teşvik ve onun faziletine dikkat çekmek de olabilir. Yani senin dilediğin her şeyi yapman caiz olmadığına göre utanmayı, hayalı olmayı terk etmen de caiz değildir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ امْرَأَةً، عَرَضَتْ نَفْسَهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " اذْهَبْ فَالْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا، وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ، وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي وَلَهَا نِصْفُهُ ـ قَالَ سَهْلٌ وَمَا لَهُ رِدَاءٌ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَمَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ مِنْهُ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى إِذَا طَالَ مَجْلَسُهُ قَامَ فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَاهُ أَوْ دُعِي لَهُ فَقَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". فَقَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ يُعَدِّدُهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمْلَكْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan rivayete göre bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendisini arz etti. Bir adam ona: Ey Allah'ın Rasulü, onu benimle evlendir, dedi. Allah Rasulü: Neyin var, diye sordu. Adam: Yanımda bir şeyim yok, deyince, Allah Rasulü: Git, demirden bir yüzük dahi olsa bul getir, dedi. Adam gitti, sonra geri dönüp: Hayır, Allah'a yemin ederim hiçbir şey bulamadım. Demirden bir yüzük dahi olsa bulamadım. Fakat benim (belimden aşağısını örten) şu izarım var, ona yarısını vereyim, dedi. Sehl dedi ki: (Belden yukarısını örten) ridası da yoktu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kadın senin izarını ne yapsın? Eğer sen onu giyinecek olursan, o izarından kadının üzerinde bir şey bulunmaz. Eğer kadın giyecek olursa, senin üzerinde ondan bir şey bulunmaz. Adam oturdu, nihayet uzun bir süre oturduktan sonra kalktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun (gittiğini) görünce geri çağırdı -ya da geri gelmesi için çağırıldı- ona dedi ki: Kur'an'dan ezberinde ne var? Adam: Şu sureyi, şu sureyi ezbere biliyorum -deyip, bazı sureleri saydı.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ezbere bildiğin Kur'an-ı Kerim karşılığında onu sana mülk verdik (nikahladık) ." Fethu'l-Bari Açıklaması: Musannıf (Buhari), Sehl bin Sa'd'in hadisini kendisini hibe eden kadının kıssasında uzun uzadıya zikretmiş bulunmaktadır. Buna dair açıklama da on altı başlık sonra gelecektir. Her iki hadisten de anlaşıldığına göre kadının erkeğe kendisini arz etmesi, kendisini tanıtması, onunla evlenmek istediğini belirtmesi caizdir ve bundan dolayı kadın hakkında herhangi bir düşüklük sözkonusu değildir. Kadının böyle bir teklifte bulunduğu şahıs da serbesttir. Fakat teklifini reddettiğini açıkça söylememesi de gerekir, susmak yeterlidir. el-Mühelleb dedi ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Erkek böyle bir kadını ancak kendisinde onunla evlenmeye dair bir istek bulduğu takdirde nikahlayabilir. Bundan dolayı (Nebi) kadını yukarıdan aşağıya süzmüştü. Fakat bu olayda onun zikrettiklerine delil olacak bir husus yoktur. Yine el-Mühelleb dedi ki: Hadisten alimin ve kendisinden bir ihtiyacı karşılaması istenen kimsenin, yardımcı olmak istememesi halinde susmasının caiz olduğu ve bunun, dilekte bulunan kimseyi geri çevirmek hususunda daha yumuşak sözlü olarak, reddetmekten daha edepli olduğu da anlaşılmaktadır
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَهَا وَفِي الْبَيْتِ مُخَنَّثٌ، فَقَالَ الْمُخَنَّثُ لأَخِي أُمِّ سَلَمَةَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ إِنْ فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ الطَّائِفَ غَدًا أَدُلُّكَ عَلَى ابْنَةِ غَيْلاَنَ، فَإِنَّهَا تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلَنَّ هَذَا عَلَيْكُنَّ ".
Ümmü Seleme'den rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunuyordu. Evde de muhannes (davranışlarıyla kendisini kadınlara benzeten) birisi vardı. O muhannes kişi Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah İbn Ebi Umeyye'ye şöyle dedi: Allah yarın size Taif'i fethetmeyi nasip ederse sana Gaylan'ın kızını tavsiye ederim. Çünkü o (kiloları fazla olduğundan) dört büklüm ile gelir, sekiz büklüm ile geri gider. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu, kesinlikle sizin huzurunuza girmesin, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlara benzemeye çalışan erkeklerin kadınların yanına girmesinin nehyedilmesi." Kocasının izni olmaksızın ve -mesela- kadının yolcu olması gibi hallerde, demektir. "Muhannes" Taif gazvesinde adının Hit olduğu geçmiş bulunmaktadır. Muhannes; ahlakını hareketleri, konuşmaları ve daha başka hususlar itibariyle kadınlara benzeten kimse demektir. Eğer bu yaratılışından gelen bir şey ise bundan dolayı kınanması söz konusu değildir, ama bunu izale etmeye de çalışması gerekir. Eğer bu benzeyişte kendisinin kastı ve gayreti söz konusu ise, işte yerilen hal budur. Fuhşiyatı ister işlemiş olsun, ister işlememiş olsun, onun hakkında da muhannes adı kullanılır. "Tavsiye ederim", yani onu ele geçirmeye bak ve onun peşine takıl. "Gaylan" İbn İshak'ın naklettiğine göre Hakım kızı Havle, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle demişti: Allah sana Taif'i fethetmeyi nasip ederse, bana Gayleın'ın kızı Badiye'nin zınet eşyalarını ver. Badiye, Sakif kadınları arasında zınet eşyası en çok olan birisi idi. Gaylan ise Seleme'nin oğlu olup, o Muattib'in, o Malik esSakafı'nin oğludur. Nikahı altında on tane kadın bulunduğu halde İslam'a giren kişi odur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine sadece dört tanesini seçmesini emir buyurmuştur. Gaylan, Sakiflilerin reisierinden olup, Ömer R.A.'ın halifeliğinin son dönemlerine kadar yaşamıştır. Hattabi dedi ki: Bu sözleriyle kadının karnı tarafında dört boğumun ya da büklümün bulunduğunu, karşıdan geldiği vakit bu boğumların biri diğeri üstüne sarkmış şekilde açıkça yerlerinin görüldüğünü, geri dönüp gittiğinde ise bu dört büklümün kenarlarının yan taraflarında (dörderden) sekiz olarak göründüğünü anlatmak istemiştir. Hulasa o, bu Gaylan'ın kızının bedenen kilolu olduğunu ve karnında bundan dolayı boğumların oluşmuş olduğunu anlatmaktadır. Bu da ancak kilolu kadınlarda görülen bir haldir. Çoğunlukla erkeklerin de bu tür kadınlara daha çok istekli oldukları görülegelmiştir. el-Mühelleb dedi ki: Nebiin bu muhannesi kadınların yanına girmekten alıkoyması, erkeklerin kalbierini heyecanlandıran böyle bir şekilde kadını nitelendirmeye koyulduğunu işitmiş olmasıdır. Onun kadınların huzuruna girmesini engelleyerek, (başkalarının) zevceleri(ni) başkalarına nitelendirmesini ve böylelikle hicabın anlamının ortadan kalkmasını önlemek istemiştir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Kadınlar, kadınların güzelliklerini fark edebilen yabancılardan hicab arkasına çekilmelidirier. 2- Herhangi bir hususta kendisinden şüpheye düşülen kimsenin uzaklaştırılmasında bu hadis asıl bir dayanaktır. 3- Kadınlara benzemeye çalışan bir kimsenin, kadınların bulunduğu evIerden dışarıya çıkartılarak -ve bu işten vazgeçmesi için başka yol kalmadığı ortaya çıktığı takdirde sürgüne gönderilerek- tazir edilmesi söz konusudur. 4- Kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara isteyerek ve kasten benzemeye çalışmaları ittifakla haramdır. İleride bu şekilde davranan kimseye lanet olunduğuna dair hadis Libas (giyim) bölümünde gelecektir.(5885.hadiste)
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ أَهْلَ، قُرَيْظَةَ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِ سَعْدٍ فَأَرْسَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِ فَجَاءَ فَقَالَ " قُومُوا إِلَى سَيِّدِكُمْ ". أَوْ قَالَ " خَيْرِكُمْ ". فَقَعَدَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " هَؤُلاَءِ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِكَ ". قَالَ فَإِنِّي أَحْكُمُ أَنْ تُقْتَلَ مُقَاتِلَتُهُمْ، وَتُسْبَى ذَرَارِيُّهُمْ. فَقَالَ " لَقَدْ حَكَمْتَ بِمَا حَكَمَ بِهِ الْمَلِكُ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ أَفْهَمَنِي بَعْضُ أَصْحَابِي عَنْ أَبِي الْوَلِيدِ مِنْ قَوْلِ أَبِي سَعِيدٍ إِلَى حُكْمِكَ.
Ebu Said'den rivayete göre; "Kureyzalılar Sa'd'in hükmünü kabul ederek kalelerinden indiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sebeple ona haber gönderdi, o da geldi. Gelince Allah Rasulü: Seyyidiniz için -yahut: en hayırlınız için, dedi- ayağa kalkınız, buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına oturdu. Allah Rasulü ona: Bunlar (Kureyzalılar) senin hükmünü kabul ederek kalelerinden indiler buyurdu. Sa'd İbn Muaz: Ben onların savaşçılarının öldürülmesine, kadın ve çocuklarının esir edilmesine hüküm veriyorum, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: Andolsun sen me lik olan (Allah)ın vermiş olduğu hüküm ile hükmettin, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu hadiste İmam-ı A'zam'ın (en büyük imamın yani İslam devlet başkanının) Müslümanlar arasında büyük şahsiyete, ikrama dair emir verebileceği ve en büyük imamın meclisinde fazilet ehli kimselere ikramda bulunmanın, Nebi efendimizin dışında ashabından bazı kimseler için de ayağa kalkmanın, bütün insanları da aralarındaki büyük bir şahsiyet için ayağa kalkmaya zorlamanın meşru bir iş olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bazı kimseler bunu yasak kabul etmişlerdir. Ayrıca bu kanaatte olanlar Abdullah İbn Bureyde'nin rivayet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Buna göre onun babası (Bureyde) Muaviye'nin huzuruna girerek ona Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Her kim, adamların önünde ayağa kalkmalarını severse cehennem ateşi ona vacip olur" buyurduğunu haber vermiştir. Taberi buna şöylece cevap vermiştir: Bu haberde kendisine ayağa kalkılmasından dolayı sevinmek yasaklanmaktadır. Yoksa kendisine ikram olsun diye kalkanların bu kalkışı yasaklanmamıştır. İbn Kuteybe de buna şöyle cevap vermiştir: Bu, Acem krallarının önünde ayakta durulduğu gibi, başı ucunda adamların durmasını isteyen kimseler içindir. Yoksa maksat kişinin, kendisine selam veren kardeşi için ayağa kalkmasının nehyedilmesi değildir. İbn Battal bunun caiz oluşuna Nesai'nin Talha kızı Aişe yoluyla Aişe r.anha'dan rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızı Fatıma'nın geldiğini görünce, ona sevinçle: Hoş geldin der, sonra kalkıp onu öper, daha sonra kendi yerinde onu oturtuncaya kadar elinden tutard!." Derim ki: Aişe r.anha'nın rivayet ettiği bu hadisi Ebu Davud, hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu belirterek İbn Hibban ve Hakim rivayet etmişlerdir. Bunun aslı da daha önce Menakıb bölümünde ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı bahsinde geçtiği üzere, Sahih-i Buhari'de yer almaktadır. Ama Buhari'deki rivayette ayağa kalkış, söz konusu edilmemiştir. İmam Malik'ten yapılan bu nakillerden anlaşıldığına göre; kendisi için kalkılan kişi, -kendi özel işiyle uğraşıyor olsa dahi- oturmadığı sürece kalkanın oturmamaya devam etmesi uygun görülmemiştir. Çünkü ona kocasına ikramda ileriye giderek kocasını karşılayıp elbiselerini çıkartarak oturuncaya kadar ayakta bekleyen kadının durumu hakkında soru sorulunca şu cevabı vermiştir: Onu karşılamakta bir sakınca yoktur; ama o oturuncaya kadar ayakta beklemesi uygun değildir. Çünkü bu zorbaların uygulamalarındandır. Ömer İbn Abdulaziz de böyle bir şeyi kabul etmemiştir. el-Hattabi de başlıktaki hadis ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Hadisten anlaşıldığına göre hayırlı ve faziletli kimseye "seyyid" demek caizdir. Yine bu hadisten yönetilenkimsenin fazilet sahibi yönetici başkanı için, adaletli imam için ve öğrencinin alim için ayağa kalkmasının müstehab olduğu anlaşılmaktadır. Bu niteliklere sahip olmayan kimseler için ayağa kalkmak mekruhtur. "Kendisi için ayağa kalkılmasını seven kimse" hadisinin anlamına gelince: Büyüklenmek ve gurur yapmak suretiyle saflar halinde başkalarını ayakta durmaya zorlamaktır. el-Münziri az önce kaydedilen İbn Kuteybe ve Buhari'den nakledilen hadislerin bir arada telif edilmesi ile ilgili açıklamalarını ve yasaklanan ayakta durmanın, kendisi oturduğu halde huzurunda ayakta durulmasını istemek olduğunu tercih etmiştir. İbnu'l-Kayyim ise "Sünen Haşiyesi"nde bu görüşü, Muaviye ile ilgili hadisin akışının bunun abine delil teşkil ettiğini belirterek reddetmekte ve Bureydelnin, Muaviye dışarı çıkınca ona tazim olsun diye ayağa kalkılmasını hoş karşılamadığını söylemektedir. Çünkü böyle bir ayağa kalkış için (Arapçada) adam için ayağa kalkmak denilmez. Buna kişinin başı ucunda yada yanında ayakta durmak (beklemek) denir. (Devamla) der ki: Ayakta duruşun üç mertebesi vardır: Kişinin başı ucunda ayakta beklemek -ki bu zorbaların işidir-, kişi gelirken ayağa kalkmak -bunda da bir sakınca yoktur-, kişiyi görünce onun için ayağa kalkmak. İşte hakkında görüş ayrılığı bulunan kalkma da budur. Derim ki: Oturan büyük bir zatın baş ucunda ayakta durmak hususuna dair Taberanilnin el-Evsat'ta zikrettiği şu rivayet varid olmuştur: Eneslden dedi ki: "Şüphesiz sizden öncekilerin helak oluş sebebi, hükümdarları otururken kendileri ayakta durarak hükümdarlarını tazim edişleridir." Daha sonra el-Münziri bunu mutlak olarak kabul etmeyen bazı kimselerin bu husustaki delili şunu gerekçe göstererek reddettiğini nakletmektedir: Said'in olayında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin onlara Said için ayağa kalkmalarını emrediş sebebi, hasta olduğundan ötürü onu eşeğin üzerinden indirmeleri için idi. Nevevı de kıyam (ayağa kalkmak) bölümünde bunu delil göstermiş, Buhari, Müslim ve Ebu Davud'un da bunu delil gösterdiklerini söylemiştir. Müslimlin lafzı da: Bir kimsenin bir diğeri için ayağa kalkması hususunda bundan daha sahih bir hadis bilmiyorum, şeklindedir. Ancak Şeyh Ebu Abdullah İbn el-Hac ona itiraz ederek özetle şöyle demiştir: Eğer Said için emrolunan ayağa kalkmak, anlaşmazlık konusunu teşkil eden husus olsaydı, bu emri özelolarak ensara vermezdi. Çünkü Allah'a yakınlaştırıcı fiillerde aslolan geneloluştur. Şayet Said için ayağa kalkmak iyilik ve ikram yoluyla olsaydı, hiç şüphesiz bunu ilk yapan kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olur ve hazır bulunan ashabın büyüklerine de bunu yapmalarını emrederdi. Allah Rasulü s.a.v. bunu emretmediğine, bizzat kendisi de yapmadığına, onlar da bu işi yapmadıklarına göre; bu, ayağa kalkma emrinin, hakkında anlaşmazlığa düşülen husustan farklı olduğunun delilidir. Bu emir ancak onu bineğinden indirmeleri için verilmiştir. Çünkü bazı rivayetlerde belirtildiği üzere hastalığı sebebiyle bu emri vermiştir. Daha sonra Ebu'l-Velid İbn Rüşd'den şu bilgileri nakletmektedir: Ayağa kalkmanın dört çeşidi vardır: 1- Yasak olan kalkış. Bu da huzurunda ayakta duranlara karşı tekebbür ve azametli görünüş için kendisi için ayağa kalkılmasını isteyen kimseler için ayakta duruş hakkındadır. 2- Mekruh olan ayakta durmak: Bu da ayakta duranlara karşı büyüklenmeyen ve kendisini azametli göstermeyen, bununla birlikte bundan dolayı sakınılması gereken duyguların nefsini etkileyeceğinden korkulan kimse için ve zorbalara benzeyiş ihtiva ettiği için söz konusudur. 3- Caiz olan ayakta duruş: Bu da böyle bir şeyi istemeyen, bununla birlikte zorbalara benzemek istemediğinden emin olunan kimseler için iyilik ve ikramda bulunmak üzere sözkonusu olandır. 4- Mendub olan ayağa kalkmak: Yolc$ktan gelen kimsenin gelişine sevinerek ona selam vermek maksadıyla yahut yeni bir nimete mazhar olan kimseyi o nimeti elde ettiği için tebrik etmek ya da bir musibet ile karşı karşıya kalan kimseyi bundan dolayı taziye ve teselli etmek amacıyla ayağa kalkış
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي أَهْلِهِ قَالَتْ كَانَ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ.
Esved'den, dedi ki: "Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi arasında ne yapardı, diye sordum. O: Kendi ailesinin işlerini görürdü. Namaz vakti geldi mi kalkar namaza giderdi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Aişe'den gelen Ahmed'in, İbn Sa'd'ın ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban'ın rivayet ettiği Hişam İbn Urve'den, onun da babasından diye naklettiği bir başka hadis de vardır: "Ben Aişe'ye: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde ne yapardı, diye sordum. o: Elbisesini diker, ayakkabısını tamir eder ve erkeklerin evlerinde yaptıklarını yapardı, dedi." İbn Hibban'ın bir rivayetinde de: "Sizden herhangi birinizin evinde yaptığını yapardı" şeklindedir. İbn Hibban'ın ve Ahmed'in, ez-Zührı'den, onun Urve'den, onun Aişe'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, kovasını yamalardı." Yine İbn Hibban, Muaviye İbn Salih yoluyla, o Yahya İbn Said'den, o Amre'den, o Aişe'den şu lafızia bir rivayeti zikretmektedir: "O ancak insanlardan bir insandı. Kendi elbisesini ayıklar, koyununu sağar, kendi işini kendisi görürdü." Bu hadisi Tirmizi eş-Şemail'de ve el-Bezzar da rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadis Yahya'dan, o el-Kasım'dan, o Aişe'den diye de rivayet edildiği gibi, Yahya'dan, o Humeyd el-Mekki'den, o Mücahid'den, o Aişe'den diye de rivayet edilmiştir. Harise İbn Ebi'r-Rical'in, Amre'den, onun Aişe'den, onun da Ebu Sa'd'den diye gelen rivayetinde şöyle denilmektedir: "İnsanların en yumuşağı, insanların en cömerdi idi. O sizin adamlarınızdan bir adam idi. Ancak o çokça gülümserdi." İbn Battal dedi ki: Alçak gönüllülük, nimetlerden çokça yararlanmaktan uzak durmak, nefsi mihnetli işlerde çalıştırmak enbiyanın ahlakındandır. Böylelikle onların sünnetine uyulsun ve onların sünnetlerine uyanlar, yerilmiş olan refaha meyledip kendilerini kaptırmasın. Yüce Allah'ın: "Yalanlayan o nimet sahipleri ile beni başbaşa bırak ve onlara azıcık bir mühlet ver."(Müzzemmil, 11) buyruğu ile bu halin yerildiğine işaret edilmiş bulunulmaktadır