İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6305

Invocations

Arapça metin

وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ قَالَ مُعْتَمِرٌ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّ نَبِيٍّ سَأَلَ سُؤْلاً ـ أَوْ قَالَ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ قَدْ دَعَا بِهَا ـ فَاسْتُجِيبَ، فَجَعَلْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemşöyle buyurmuştur: "Her Nebi'nin bir isteği (ya da "Her Nebi'nin bir duası") kabul edilmiştir. Ben bu hakkımı Kıyamet günü ümmetime şefaat için kullandım". Fethu'l-Bari Açıklaması: "Her Nebi'in kabul edilen bir duası uardır" ifadesinin (dua edenlere mutlaka icabet edileceğini bildiren) ayet ile ilişkisi bazı duaların dua edenin istediği şekilde müstecab olmadığı noktasındadır. "Ben bu hakkımı ahirette ümmetime şefaat için saklıyorum" ifadesine gelince Müslim'in naklettiği ve Ebu Hureyre'den gelen bir hadiste geçmiş zaman kipi kullanılarak .:..ı1 .;1-' "Ben sakladım" denilmiştir. Enes İbn Malik tarafından nakledilen hadiste ise J y;) "Ben dua hakkımı şöyle kullandım" buyurulmuş ve ayrıca "Kıyamet günü" ifadesi ilave edilmiştir. Ebu Salih'in naklettiği haberde "İnşallah ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölenler şefaatime nail olacaklardır" cümlesi yer almaktadır. Muhtemelen Nebi s.a.v. duasını ertelemek istemiş; ancak daha sonra bundan vazgeçip dua edip talebinin yerine gelmesini arzu etmiştir. Allah Teala'nın kendisine duasının kabul edildiğini haber vermesine dayanarak da bu konuda kendisinden emin bir şekilde konuşmuştur. Şefaat ve çeşitleri hakkında ayrıntılı bilgi Rikak bölümünün başında arzedilecektir (Nuh 26). Nebilerin özellikle de bizim Nebiimizin birçok duası kabul edildiği için hadisin ilk etapta anlaşılan anlamı sorunlu sanılabilir. Zira hadise göre Nebilerin yalnızca bir duaları makbul sayılacaktır. Halbuki hadiste kastedilen kabulü kesin olan duadır. Diğer duaların ise kabulü ancak umulabilir. Her Nebiin kabul edilen duasından kastın en faziletli duaları olduğu da ileri sürülmüştür. Bu yoruma göre onların başka duaları olmakla birlikte en faziletli duaları makbul sayılmıştır. Başka bir yoruma göre ise Nebilerin ümmetIerini kapsayıcı tarzda onların helak ya da kurtuluşu için yaptıkları genel dualar makbul iken özel dualarının kabul edilmesi garanti edilmemiştir. İbnü'tTın'in naklettiğine göre Nebilerin kendi dünyaları ya da nefisleri için yaptıkları bir duaları kabul buyurulmuştur. Örneğin Hz. Nuh "Ya Rabbı! Yeryüzünde dolaşan bir tek kafir bile bırakma!", Hz. Zekeriya "Bana lütf-u kereminden öyle bir uaris nasib et ki bana da, Yakub hanedanına da uaris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbf!"(Meryem 5-6) ve Hz. Süleyman "Ya Rabbf! Affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir hakimiyet lutfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bolalan vehhabsın!"(Sad 35) diye dua etmişlerdir. Mesabfh adlı kitabı şerhedenlerden biri şunları söylemiştir: Bilinmelidir ki Nebilerin bütün duaları makbuldür. Bu hadis Nebilerin hepsinin kavminin helak edilmesi için dua ettiğini ancak Nebiimizin bu şekilde ümmetine beddua etmediğini bildirmektedir. Ümmetinin yaptığı ezalara karşı gösterdiği sabır sebebiyle kendisine şefaat hakkı verilmiştir. Burada ümmetten kasıt ümmet-i davet olup ümmet-i icabet değildir. Ancak Tıbı bu sözleri eleştirerek Hz. Nebi'in bazı Arap kabilelerine, isimlerini zikrederek bir takım Kureyşlilere, Rı'l, Zekvan ve Mudar adlı kabileiere beddua ettiğini ifade etmiştir. Ona göre bu hadisin şöyle yorumlanması daha doğrudur: Allah her Nebie sonucunu dünyada görecekleri ümmetieriyle ilgili bir dua hakkı vermiştir. Nebiimiz bu hakkını ümmetinden bir kısmı için kullanınca "Bu hususta sana ait bir iş yoktur: Allah ister onlara tövbe nasib edip bağışlar, ister nefislerine zulmettikleri için onları cezalandırır. Senin görevin sadece uyanp irşad etmektir" ayeti nazil olnıu Böylece Nebiimizin hakkı ahirete kalmıştır. Hz. Nebi de beddu'a-eftiği kimseIerin helak edilmelerini değil aslında tevbeye yönlendirilmelerini istemiştir. Nebilerin bütün dualarının makbulolduğu yolundaki değerlendirme yapılırken "Allah'tan üç şey istedim. İkisini kabul etti birini etmedi" şeklindeki sahih bir hadis unutulmuş görünmektedir. ibn Battal bu hadisin Nebiimizin diğer Nebilerden üstün olduğunu gösterdiğini; zira makbul duasında ümmetini kendi nefsine ve ailesine tercih ettiğini ayrıca önceki Nebiler gibi ümmetin (ümmet-i davetin) helaki için beddua etmediğini ifade etmiştir. ibnü'l-Cevzl ise şu yorumu yapar: Bu Nebi s.a.v.'in güzel tasarruflarından biridir. Çünkü duasını gerektiği gibi kullanmıştır. Ayrıca cömertliğinin bir göstergesidir. Zira ümmetin i kendisine tercih etmiştir. Yine duasını dindar müslümanlardan daha fazla duaya ihtiyacı olan günahkarlara hasretmesi sebebiyle aklı değerlendirmelerindeki sağlamlığın bir işaretidir. Nevevi ise bu hadisin ümmetin e şefkatini, merhametini ve menfaatlerini koruduğunu gösterdiğini; çünkü duasını onların en fazla duaya muhtaç olacakları bir zaman için sakladığın: ifade etmiştir. "inşallah ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölenler şefaatime nail olacaklardır" rivayeti büyük günahları işlemekte ısrar eden bir kimse dahi olsa Allah'a şirk koşmayan müslümanların cehennemde ebedi kalmayacakları yolundaki Ehl-i sünnet görüşünün doğruluğunu ispat eden bir delildir

Sahîh-i Buhârî, 6305

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، - وَهُوَ ابْنُ زِيَادٍ - قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ دَعَا بِهَا فِي أُمَّتِهِ فَاسْتُجِيبَ لَهُ وَإِنِّي أُرِيدُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ أَنْ أُؤَخِّرَ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muaz el-Anberi rivayet etti. (Deâi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be Muhammed'den ki İbni Ziyaddır rivayet etti. Demiş ki Ebu Hureyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her bir nebinin ümmeti hakkında yaptığı ve kabul olunan bir duası olmuştur. Ben de Allah'ın izniyle duamı kıyamet gününde ümmetim için şefaatte bulunmak üzere sonraya bırakmak istiyorum. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14397 DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI 201.sayfada. NEVEVİ ŞERHİ (486-492 Numaralı Hadisler): (486) "Her bir nebinin.,. bir duası vardır." Diğer rivayette (490) "her bir nebinin kabulolunan bir duası vardır, .. (3/73) nail olacaktır." Diğer rivayette (492) "her bir nebinin ümmeti hakkında yaptığı.,. bir duası vardır." Bir başka rivayette (491) "her bir nebinin ümmetine yaptığı bir duası vardır ... " denilmektedir. Bu hadisler birbirini açıklamaktadır. Bunların anlamları şudur: Her bir nebinin kesinlikle kabul edilen bir duası olmuştur. O nebi de bu duasının kabul edileceğinden kesin olarak emindi. Geri kalan dualarının ise kabul edileceğini ümit ediyorlardı. O dualarının kimisi kabul ediliyor, kimisi edilmiyordu. Kadı lyaz'ın naklettiğine göre son iki rivayette geçtiği gibi her bir nebinin ümmeti için yapacağı bir duanın kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste ise Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ümmetine mükemmelolan şefkati ve merhamet edip acıması, onların önemli masIahat ve menfaatlerini itina ile göz önünde bulundurması açıkça ifade edilmektedir. Bundan dolayı O en önemli ihtiyaç zamanlarına bu duasını ümmeti için ertelemiş bulunmaktadır. (490) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "İnşailah o ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi koşmaksızın ölen kimselere nail olacaktır" buyruğunda, hak ehlinin yüce Allah'a şirk koşmaksızın ölen kimsenin, büyük günahlar üzerinde ısrar etmiş birisi olsa dahi, cehennemde ebediyen bırakılmayacağına dair görüşlerinin lehine bir delil bulunmaktadır. Bunun diğer delilleri ve etraflı açıklamaları daha önce pek çok yerde geçmiş bulunmaktadır. Efendimizin (sallallahu a1eyhi ve sellem): "İnşallah" buyurması ise teberruken ve şam yüce Allah'ın: "Hiçbir şey hakkında sakın: Ben bunu mutlaka yarın yapacağım deme. Allah dilemiş ola {inşallah} demedikçe. " (Kehf, 18/23-24) buyruğuna uymak için söylemiştir. Allah en iyi bilendir. (489) "Ka'b el-Ahbar" Ka'b b. MatI'dir. Ahbar ilim adamları demektir. Tekili "habr ve hibr" olarak söylenir. UlemaKa'b demektir. İbn Kuteybe ve başkaları böyle açıklamıştır. Ebu Ubeyd dedi ki: Ona Ka'bel-Ahbar denilmesinin sebebi Hibr'in çoğulu Ahbar'ın kitaplarına sahip olmasıdır. Hibr ise kendisiyle yazı yazılan şeydir (mürekkep). Ka'b, kitap ehli alimlerinden idi, sonra Ebu Bekr (r.a.)'ın halifeliği döneminde Müslüman olmuştur. Ömer (r.a.)'ın halifeliğinde Müslüman olduğu da söylenmiştir. Hıms'da Osman (r.a.)'ın halifeliği döneminde 32 yılında vefat etmiştir. Tabiinin faziletlilerindendir. Ashab-ı Kiram (r.a.)'dan bir topluluk da kendisinden rivayet nakletmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Müslim, 493
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَسْمًا فَقَالَ رَجُلٌ إِنَّ هَذِهِ لَقِسْمَةٌ مَا أُرِيدَ بِهَا وَجْهُ اللَّهِ‏.‏ فَأَخْبَرْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَغَضِبَ حَتَّى رَأَيْتُ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ وَقَالَ ‏ "‏ يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَقَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ ‏"‏‏.‏

Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimeti paylaştırdığı zaman "Bu Allah'ın rızası gözetilerek yapılmış bir taksim değildir" diye karşı çıkan bir adam kendisine haber verilince öfkesi yüzünden okunacak kadar kızmış "Allah Musa'ya rahmetiyle muamele etsin. Ona bundan daha fazla eziyet edildiği halde sabretti" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda İbn Ebi Şeybe ve Taberi tarafından rivayet edilen ve Abdullah İbn Ömer'in başkasına dua eden bir kimseyi uyararak "Önce kendinden başla" dediğini ifade eden hadisle çelişen bilgiler aktarılmıştır. İbrahim en-Nehai'den de aktarıldığına göre onun zamanında "Dualara kendinizden başlayın. Zira hangi duanın müstecap olduğunu bilemezsiniz" denirmiş. Müslim tarafından rivayet edilen ve kardeşi için dua edenler hakkında meleklerin "Sana da benzeri şeyler verilsin" şeklinde dua ettiklerini bildiren hadis bu babdaki haberleri teyid etmektedir. Übey İbn Ka'b'dan merfu olarak aktarılan ve Tirmizi tarafından rivayet edilen "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisini zikredip dua edeceği zaman kendisinden başlardı" hadisine gelince bu habere Müslim'de Musa ile Hızır kıssasından bahsedilirken "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nebilerden birini zikredip dua edeceği zaman kendisinden başlardı" lafzıyla yer verilmiştir. Ayrıca Resulullah s.a.v.'in Nebiler dışında birileri için dua ettiği zaman kendisinden başlamaması da bunu desteklemektedir. Hacer kıssasında geçtiği üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah Ümmü İsmail'e merhamet etsin! Zemzemi tutmasaydı akıp giden bir pınar olurdu" demiştir. Yine Hasan İbn Sabit hakkında "Allahım! Onu Ruhu'l-Kudüs ile takviye et" duası da geride açıklanmıştır. İbn Abbas ile ilgili olarak "Allahım! Onu fakih kıl" duası vardır. Buna benzer başka dualar da zikredilebilir. Bu arada Übey tarafından nakledilen haber değerlendirilirken Nebi s.a.v.'in bazı Nebilere dua ederken kendisinden başlamadığı bilinmelidir. Örneğin "Allah LOt'a merhamet etsin! Çok güçlü bir şeye sığınmıştı" duası böyledir. İlk hadiste ResuluIIah s.a.v.'e soru soran sahabı Hz. Ömer'dir. Amir ise hadisin ravisi Seleme İbn Ekva'ın amcasıdır. Bu konuda geniş açıklama Meğazı bölümünde geçmişti. Amir'den daha fazla istifade etme arzusunun sebebi Müslimlin Sahfh'inde açıkça beyan edilmiştir. İbn Abdilber ise kendi araştırmaları neticesinde Resulullah s.a.v.'in gazvelerde hakkında merhamet dilediği herkesin şehid olduğunu bildikleri için Amir'in de şehid olmasından endişe duyarak böyle söylediklerini beyan etmiştir. 6335 nolu hadiste geçen mescidde Kur'an okuyan kişi Abbad İbn Bişr'dir. Şehadet bölümünde bu konudaki malumat arzedilmişti. Metnin şerhi ise FezailüllKur'an bölümünde verilmiştir. Alimlerin çoğunluğu Resulullah s.a.v.'in tebliğ ettiği bazı ayetIeri daha sonra unutmasının caiz olduğunu ancak mutlaka kendisine bunların hatırlatıldığını kabul etmişlerdir. Tebliğ ile alakası bulunmayan konularda da unuttukları olabilir. "Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın. Allah'ın dilediği bundan müstesnadır"(A'la 6-7) ayeti de bunu göstermektedir

Sahîh-i Buhârî, 6336
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ، آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Cabir İbn Abdillah'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşıur: Ezanı işittiği zaman "Allahumme Rabbe hdzihi'daaveti't-tamme ve's-salati'l-kaime ati Muhammeden vesflete ve'l-fadilete ve'b'ashü makamen mahmude ellezi vaadtehlEy büyük Allahım! Bu tam çağrının ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ver. Onu söz verdiğin makam-ı mahmuda ulaştır," şeklinde dua eden kimseye kıyamet günü şefaatim helal olur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nesaı sahıh bir senetle Huzeyfe'den şu hadisi nakletmiştir: "İnsanlar düz bir alanda bir araya gelecekler. İlk olarak Muhammed çağrılacak. Bunun üzerine o şöyle diyecek: 'Buyur ey Rabbim, emrine amadeyim. Hayır Senin elindedir. Şer ise Sana nispet edilmez. Senin doğru yola ilettiklerin şüphesiz doğru yolu bulmuştur. Ben senin kulunum ve kulunun çocuğuyum. Ancak seninle varım ve sana dönerim. Senden başka sığınılacak kimse yok. Senden kurtulacak bir yer de yok. Sen yüceler yücesi ve büyükler büyüğüsün!' İşte bu, 'Rabbinin, seni övgüye değer bir makama göndereceği um ulur,' ayeti ile anlatılan husustur."(Nesai, kübra, VI, 381) Hakim de bu rivayeti sahıh kabul etmiştir. Bu rivayet ile yukarıdaki başlığın altında zikredilen İbn Ömer hadisi arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu konuşması şefaat için bir giriş mahiyetindedir. "Kitabu'z-zekat"ta makam-ı mahmud ile Hz. Nebi'in Cennet kapısının halkasını tutmasının kastedildiğini açıklamıştık. Makam-ı mahmud, Hz. Nebi'e livau'l-hamdin verilmesi olarak da açıklanmıştır. Bu konudaki geniş açıklama "Kitabu'r-rikak"ta yapılq.caktır

Sahîh-i Buhârî, 4719
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ ‏"‏ عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ فَجَعَلَ يَمُرُّ النَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلُ وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلاَنِ، وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، وَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَرَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ أُمَّتِي، فَقِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ‏.‏ ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ‏.‏ فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ لِي انْظُرْ هَكَذَا وَهَكَذَا‏.‏ فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَمَعَ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ‏"‏‏.‏ فَتَفَرَّقَ النَّاسُ وَلَمْ يُبَيَّنْ لَهُمْ، فَتَذَاكَرَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا أَمَّا نَحْنُ فَوُلِدْنَا فِي الشِّرْكِ، وَلَكِنَّا آمَنَّا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنْ هَؤُلاَءِ هُمْ أَبْنَاؤُنَا، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ هُمُ الَّذِينَ لاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا فَقَالَ ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza çıktı ve şöyıe buyurdu: Bana ümmetler gösterildi. Bir Nebi beraberinde bir adam olduğu halde geçiyor, bir diğer Nebi iki adam bulunduğu halde, bir başka Nebi bir topluluk bulunduğu halde geçiyordu. Beraberinde hiçbir kimse bulunmadığı halde geçen Nebiler de vardı. Ufuğu kaplayan çokmiktarda bir karartı gördüm. Onların benim ümmetim olduğunu ümit ettim. Bana: Bu Musa ve onun kavmidir, denildi. Sonra bana: Bak denildi, ben de ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. Bana şuraya ve şuraya da bak, denildi. Ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. İşte bunlar senin ümmetindir ve bunlarla birlikte cennete hesapsız girecek yetmişbin kişi vardır, denildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara açıklama yapmadan (içeri girdiğinden) insanlar dağıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı (bunların kim olabileceklerini) kendi aralarında konuştular ve: Biz şirk içinde doğduk sonra da Allah'a ve Rasulüne iman ettik. Ama bunlar bizim çocuklarımız olmalıdır dediler. Bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca O şöyle buyurdu: Bunlar herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenler ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir. Bunun üzerine Ukaşe b. Mihsan ayağa kalkarak: Ben onlardan mıyım, ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Evet, buyurdu. Bu sefer bir başkası kalkarak: Ben de onlardan mıyım, diye sordu. Allah Rasulü: Bu hususta Ukaşe senden önce davrandı, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rukye yapmayan kimseler." Bu hadis aynen bir başka yoldan, Husayn b. Abdurrahman'dan "kendisini dağlatan kimse" Başlığında geçmiş ve bunun Baş taraflarında bir kıssa ekleyerek nakledenleri de belirtmiş, buna dair şerhin, Rikak bölümünde(6541.hadiste) geleceğini de söylemiş idim. Hadisin burada zikredilmesinden kasıt, "bunlar uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenlerdir" ibareleridir. Uğursuzluk, bundan sonraki Başlıkta söz konusu edilecektir. Dağlama ile ilgili açıklamalar da daha önce bu hadisin geçtiği yerde yapılmıştır. Rukyeyegelince, rukye yapmayı ve dağlatmayı diğer tedavi yolları arasında mekruh görüp her ikisinin de -diğerleri değil de bunların- tevekkülü bozduğunu kabul eden kimseler, bu hadisi delil gösterirler. Ancak ilim adamları böyle bir iddiaya karşı çeşitli şekillerde cevap vermiş bulunmaktadırlar: 1- Taberi, el-Mazeri ve bir kesimin söylediğine göre bu, -cahiliye dönemi insanlarının inandıkları gibi- tabiatçıların, ilaçlar tabiatlari gereği faydalı olurlar, şeklindeki kanaatlerine uygundüşünmeyen kimseler hakkında yorumlanır. Başkaları da şöyle demektedir: Terk edilmesi öğülmeye sebep teşkil eden rukye, cahiliye döneminde söylenen ve küfür olma ihtimali taşıdığından dolayı manası anlaşılmayan sözlerle yapılan rukyedir. Zikir ve benzeri şeylerle yapılan rukye ise böyle değildir. Ancak Iyad ve başkaları buna karşılık şöyle demektedirler: Hadis bu yetmişbin kişinin diğerlerinden ayrıbir meziyetinin olduğunu ve sadece kendilerinin sahip bulundukları bir fazilete sahip olduklarını göstermektedir. Böylelikle bunlar asıl itibariyle faziletli ve dine bağlı olmakla kendileriyle ortak özelliğe sahip olan kimselerden ayrılmış olmaktadırlar. İlaçların tabiatları itibariyle etkili olacağına inanan yahut cahiliye dönemindeki rukyeleri ve benzerlerini kullanan bir kimse ise MÜslüman değildir. O halde böyle •bir cevap sağlıklı olamaz. 2- ed-Davudıve bir kesim şunları söyler: Hadiste kastedilen kimseler, hastalanır korkusu ile sağlıklı iken bu gibi işleri yapmaktan uzak duran kimselerdir. Hastalandıktan sonra ilaç ve tedaviye başvuran bir kimsenin durumu böyle değildir. Bu doğrultudaki açıklamayı daha önce İbn Kuteybe'den ve başkalarından "kendisini dağlatan kimse" başlığındanakletmiş bulunuyorum. İbn Abdilberr'in tercih ettiği de budur. Ancak daha önce kaydettiğimiz, hastalığın meydana gelmesinden önce (hastalıktan) Allah'a sığınmanın sabit olduğuna dair rivayetler ile buna da itiraz edilmiştir. 3- el-Halimı dedi ki: Hadiste söz konusu edilen bu kimselerden kasıt, dünya hallerinden ve dünyada bulunan çeşitli arıza ve rahatsızlıkları önlemek için hazırlanrrıış sebeplerden yana habersiz olan, bundan dolayı dağlanmayı da, rukye yapmayı da bilmeyen ve karşı karşıya kaldıkları hallerde dua etmekten, Allah'a sığınmaktan başka bir sığınakları, Allah'ın kazasına razı olmaktanbaşka bir barınakları olmayan kimselerdir. Bunların, tabiplerin tıbbından, rukyecilerin rukyesinden haberleri yoktur. Bunların hiçbirisini de doğru dürüst beceremezler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 4- Rukye ve dağlanmayı terk etmekten maksat, hastalığın önlenmesinde Allah'a güvenip dayanmak ve onun kaderine rıza göstermektir. Yoksa bunların caiz oluşunu tenkit etmek değildir. ÇünkÜbu hususlar sahih hadislerde ve selef-i salih'ten sabit şeylerdir. Ama rıza ve teslimiyet makamı, sebeplere başvurmaktan daha yüksek bir makamdır. el-Hattabı ve ona uyan kimseler bu doğrultuda görüş beyan etmişlerdir. İbnu'l-Esir der ki: Bu, dünyadan, dünyadaki sebeplerden, dünyaya bağlayan bağlardan yüz çeviren velilerin niteliklerindendir. Böyleleri de velileriri eri haslarıdır. Bu işleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiilen ve emir olarak yapmış olması da bunu reddetmez. Çünkü o irfan makamlarının ve tevekkül derecelerinin en yükseğinde idi. Onun bu tür fiil ve açıklamaları teşri ve . caiz oluşun beyanı için idi. Bununla birlikte onun bunları yapması, tevekkülünü de eksiitmez. Çünkü 0, kesinlikle tevekkülü kamil birisi idi. O halde sebeplere Başvurmak, onun tevekkülünü hiçbir şekilde etkilemezdi. başkası ise böyle değildir. İsterse tevekkülü çok olan bir kimse olsun. Ama sebeplere Başvurmayı terk ederek bu hususta ihlasa sahip olan bir kimsenin makamı, böyle olmayandan daha yüksektir. Taberi der ki: Kalbine saldırgan, yırtıcı hayvan vehücum eden düşmana varıncaya kadar hiçbir şeyin korkusu bulaşmayan ve rızkım talep etmek, herhangi bir hastalığı tedavi etmek için hiçbir şeye başvurmayan kimseler dışındakiler tevekkül etmek vasflm hak edemez, denilmiştir. Ama gerçek şudur: Allah'a güvenen, Allah'ınkaza ve kaderinin, hakkında takdir edilen şekliyle gerçekleşeceğine kesin olarak inanan, bu hususta Allah'ın sünnetine ve Rasulünün sünnetine uyarak sebeplere Başvuran kimsenin bu hali, tevekkülünü olumsuz olarak etkilemez. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşta üst üste iki zırh giyinmiştir. Başına miğfer geçirmiştir, okçuları yol ağzına yerleştirmiştir. Medine etrafına hendek kazmıştır, Habeşistan'a ve Medine'ye hicret edilmesineizin vermiştir. Kendisi de hicret etmiştir, yemek ve içmek için gerekli yollara başvurmuştur. Kendi aile halkı için ihtiyaçlarını bir kenaraayırıp saklamış, üzerine semadan bir şeyler inmesini beklememiştir. Oysa öyle bir şeyolsaydı, Allah'ın kulları arasında buna en layık olan o olurdu. Kendisine: Devemi bağlayayım mı yoksa onu serbest mi bırakayım, diye soru sorana da: "Onu bağla ve İevekkül et" diye cevap vermiş, gerekli tedbirleri almanın tevekküle aykırı olmadığına işaret buyurmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5752
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيٍّ دَعْوَتَهُ وَإِنِّي اخْتَبَأْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَهِيَ نَائِلَةٌ إِنْ شَاءَ اللَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ile Ebu Kureyb rivayet ettiler. Lafız Ebu Küreyb'indİr. Dedilerki bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da Ebu Salih'den o da, Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz her bir nebinin kabul olunan bir duası olmuştur. Her bir nebi bu duasını erken davranarak yapmış bulunmaktadır. Ben ise duamı kıyamet gününde ümmetim için şefaatte bulunmak üzere sakladım. 'İnşailah o, ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi koşmaksızın ölen kimselere nail 0Iacaktır''' Diğer tahric: Tirmizi, 3602; İbn Mace, 4307; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim, 491
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى لَنَا يَوْمًا الصَّلاَةَ، ثُمَّ رَقِيَ الْمِنْبَرَ فَأَشَارَ بِيَدِهِ قِبَلَ قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ، فَقَالَ ‏ "‏ قَدْ أُرِيتُ الآنَ ـ مُنْذُ صَلَّيْتُ لَكُمُ الصَّلاَةَ ـ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ مُمَثَّلَتَيْنِ فِي قُبُلِ هَذَا الْجِدَارِ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bizlere namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı ve eliyle mescidin kıble tarafına işaret edip göstererek şöyle buyurdu: "Şimdi sizlere namaz kıldırdığımdan beri mescidin şu kıble duvarı önünde cennet ve cehennem, misallendirilmiş olarak bana gösterildi. Ben hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim, hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kast" yani mutedil doğru yolu tutma, bir başka ifadeyle bunun müstehab olduğu. İleride bilginlerin "es-sedad" kelimesini, "kast" kelimesiyle açıkladıkları gelecektir. Bu açıklamayla hadisle başlık arasındaki münasebet ortaya çıkmaktadır. "Ve'l-müdaveme ale'l-amel" yani salih amele devam etme. İmam Buhari bu başlık altında sekiz hadise yer vermiştir. Bu hadislerin tümü salih amele -az bile olsa- devamı teşvik etmekte ve hiç kimsenin kendi ameli ile cennete giremeyeceğini, aksine Allah'ın rahmeti sayesinde gireceğini ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namazında cenneti ve cehennemi gördüğünü ifade etmektedir. Birinci hadis atılan başlığı açıklamak için asıl hadistir. İkincisi ise konu dışı olarak zikredilmiştir. Onun da başlıkla ilişkisi vardır. İbn Battal bu hadisle, Allahu Teala'nın "Onlara 'işte size cennet; yapmış olduğunuz iyi ameilere karşılık ona varis kılındınız' diye seslenilir"(Araf 43) ayetinin cem ve telifi konusunda özetle şöyle demiştir: Ayet cennetteki makam ve mertebelere amellerle erişilir şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü cennetin dereceleri kişinin amellerinin farklılığına göre farklılık gösterir. Hadis ise cennete girme ve orada ebedi kalma ile ilgili olarak yorumlanmıştır. İbn Battal bunun ardından yukarıdaki cevaba Allahu Teala'ın "(Onlar) meleklerin 'size selam olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin' diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir. "(Nahl 32) ayetini vermektedir. Bu ayet cennete girmenin de amellere göre olacağını açıkça belirtmektedir. İbn Battal buna ayetin lafzının mücmel olduğunu ve onu hadisin beyan ettiğini belirterek cevap vermiştir. Buna göre ayetin takdiri yapmış olduğunuz amellere karşılık cennetin makamlarına ve köşklerine giriniz şeklindedir. Yoksa bundan maksat cennete girmek değildir. İbn Battal daha sonra şöyle der: Hadisin ayet i tefsir etmiş olması mümkündür. Buna göre ayetin takdiri Allah'ın size olan rahmeti ve ihsanı ile birlikte yapmış olduğunuz amellere karşılık cennete girin şeklinde olur. Zira cennetin mertebeleri Allah'ın rahmeti sayesinde böıüşüıür. Cennete giriş de aynı şekilde onun rahmeti sayesindedir. Zira o amel edenlere sayesinde nail oldukları ameli ilham etmektedir. Onun kullarına verdiği müka.fat1ardan hiçbiri, rahmeti ve ihsanından hali değildir. Allahu Teala kullarını yoktan var ederek, sonra rızıklandırarak, ardından kendilerine ilim vererek daha ilk başta ihsanda ve lütufta bulunmuştur. İbnü'l-Cevzı şöyle der: Bütün bu açıklamalardan dört hüküm çıkmaktadır: 1- Amele muvaffak kılınmak Allah'ın rahmeti sayesindedir. Allah'ın daha önceden olan rahmeti olmasaydı, ne iman, ne de sayesinde kurtuluşun kazanıldığı itaat olmazdı. 2- Kulun sağladığı menfaatler efendisi içindir. Dolayısıyla onun ameli me vlasının hakkıdır. Mevlası ona ne kadar müka.fat verirse versin bu efendinin kendi ihsanından ve lütfundandır. 3- Bazı hadislerde cennete girmenin bizzat kendisi Allah'ın rahmeti ve cennetteki derecelerin taksimi ise amellere göredir denilmektedir. 4- İtaat amelleri kısa bir zaman dilimini almaktadır. Buna verilen sevap ise bitip tükenmez. Kısa bir zaman alan amelin karşılığı olarak verilen bitip tükenmeyen bir nimet, amellerin karşılığı değil, Allah'ın lütuf ve ihsanıdır. "Bi rahmetin" Ram şöyle demiştir: Bu hadis amel eden kimsenin kurtuluşu talep ederken ve cennetteki derecelere ermede kendi ameline güvenmesinin doğru olmadığını göstermektedir. Çünkü kul ancak Allah'ın muvaffak kılması sayesinde am el etmektedir. O masiyeti Allah'ın koruması sayesinde terk etmektedir. Bütün bunlar onun lütfu ve rahmeti iledir. "Seddidu." Bunun manası doğru yolu tutunuz ve ona yöneliniz şeklindedir. Bu ara cümlenin (istidrak) manası şudur: Kulun cennete kendi ameli ile gidemeyeceği vurgusundan amelin faidesizliği anlaşılabilir. Bundan dolayı sanki "Bilakis amelin faydası vardır. Amel kişiyi cennete sokan rahmetin varlığına alamettir. Dolayısıyla amel ediniz ve amelinizle doğruya yöneliniz. Bir başka ifadeyle gerek ihlas ve gerekse başka şeylerle sünnete uyunuz ki ameliniz kabul edilsin ve üzerinize rahmet insin" denilmektedir. "Karibu" yani ifrat etmeyiniz. İfrat edip de ibadette nefsinizi bitirmeyiniz. Çünkü bu sizi usanmaya götürür ve am eli büsbütün terk edip, ifrata gidersiniz. Bunun zühd konusunda İbnü'l-Mübarek'ten mevkuf olan Abdullah İbn Amr hadisiyle şahidi vardır. Abdullah İbn Amr şöyle der: "Bu din sağlamdır. Onda yumuşaklıkla ilerleyiniz. Nefislerinizi Allah'a ibadetten nefret ettirmeyiniz. Çünkü biniti helak olmuş olan kimse ne bir yol kat eder, ne de binecek herhangi bir sırt bulabilir." Bu ifadede geçen "el-münbett" çok yol almaktan dolayı biniti helak olmuş kişi demektir. Kelime "kesmek" anlamına gelen "el-bett" kökünden türemedir. Abdullah İbn Amr şunu söylemiş olmaktadır: Nefislerini Allah'a ibadetten nefret ettiren kimse yoldan kesilmiş olur. Maksadına eremez. Yumuşak davransa kendisini hedefine ulaştıracak olan binitini kaybeder. "Gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonunda da bir miktar faydalanın." Bu ifadede yer alan "el-ğuduvvu" gündüzün ilk saatinde yürümek, "er-revah" ise gündüzün ikinci yarısının baş tarafında yürümektir. "ed-Dulce" ise gece yürüyüşüdür. Arapça'da "Sara dulceten mine'l-leyl" denilir ki manası geceleyin bir süre yürüdü demektir. Bundan dolayı "şeyen mine'd-dulce" denilmiştir ki bunun sebebi bütün gecE' yürümenin zorluğundan dolayıdır. Burada adeta günün tamamının oruçla geçirilmesi, gecenin ise bir kısmında ibadet edilmesi ve bundan da genelolarak bütün ibadet şekillerinde böyle davranılması gerektiğine işaret vardır. Hadis ibadetlerde yumuşak davranmaya teşvik etmektedir. Bu da Buharlinin attığı başlığa uygun düşmektedir. O bunu yürüyüşe delalet eden bir kelime ile ifade etmiştir. Çünkü abid ikamet mahalline -cennete- giden yolcu gibidir. "el-Kasta" yani mutedil ve orta olan yolu tutunuz. "İklefu." Bundan maksat bir şeyi gayesine ulaştırmak demektir. Arapça'da keleftu "bi'ş-şey'i" denilir ki manası ona şiddetle sarıldım demektir. Burada "ame!" kelimesinden maksat namaz, oruç ve bunun dışındaki diğer ibadetlerdir. "Ma tutikCıne" yani takat getirebildiğiniz kadar. Kısacası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ibadetlerde ciddiyeti ve onları son sınırına kadar ulaştırmayı emretmektedir. Fakat bu ibadeti yaparken insanı usanmaya ve bıkkınlığa götürecek meşakkatlerin 01mamasıyla kayıtlıdır. "O herhangi bir şeyi günlerden birine tahsis eder miydi?" Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benzerini başka günlerde yapmadığı özel bir ibadeti herhangi bir güne tahsis eder miydi? Hz. Aişe o soruya hayır diye cevap vermiştir. Ancak bu noktada ortaya bir sorun çıkmaktadır. Çünkü Sıyam Bölümünde açıklaması yapıldığı üzere Hz. Aişe Resulullah s.a.v.'in oruçlarının çoğunun Şaban ayında olduğunu belirtmiştir ve yine Sünenlerde yer aldığı ve daha önce açıklandığı üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde "eyyam-ı bıyd" (oruç tuttuğu) nakledilmiştir. Bu probleme Hz. Aişe'nin maksadı muayyen bir ibadeti özel bir vakte tahsis etmediğidir. Onun Şaban ayında çok oruç tutması şiddetli durumlarla çok karşılaşmasındandı. Resulullah s.a.v. savaş dolayısıyla sık sık sefere çıkar ve oruç tutmak istediği bazı günlerde orucunu tutamazdı. Bazen de bunları ancak Şaban ayında kaza etme imkanı bulurdu. Dolayısıyla onun Şaban ayındaki tuttuğu oruç dıştan bakıldığında başka aylarda tuttuğundan daha çok olurdu. Eyyam-ı bıyda gelince, Resulullah bizzat bugünlerde oruç tutmaya devam etmezdi. Aksine bazen ayın başında, bazen ortasında, bazen sonunda tutardı. Bundan dolayı Enes şöyle demiştir: "Sen Resulullahı gündüzün oruç tutar görmek istediğinde görürdün. Geceleyin namaz kılar görmek istediğinde bunu da görürdün." Bütün bunlar burada yaptığımızdan daha geniş olarak Sıyam Bölümünde daha önce geçmişti. "Kane ameluhu dımeten" yani onun ameli daim idi demektir

Sahîh-i Buhârî, 6468

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.