Sahîh-i Buhârî · 6532
Arapça metin
حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا، وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ ".
(Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira derinliğinde yere geçecek ve onlann ağızlanna yükselip, gemliyecek hatta kulaklanna ulaşacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas "fe tekattaat bihimü'l-esb6bu = Nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır." ayetindeki "el-esbab" kelimesini dünyada birbirlerine olan bağlar, münasebetler şeklinde açıklamıştır." Ebu Ubeyde şöyle demiştir: "elesbab" onların dünyada birbirlerine iletişim kurdukları bağlar demektir. Kelimenin tekili "vasla" şeklindedir. ) "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadisin zahiri herkesin bu durumda olacağını göstermektedir. Fakat başka hadisler, söz konusu sıkıntının oradaki bazı kimselere mahsus olduğunu göstermektedir ki bunlar çoğunluktadır. Bu kimselerden Nebiler, şehitler ve Allahu Teala'ın dilediği kimseler/istisna edilmiştir. En fazla terleyecek olanlar sırasıyla kafirler, büyük günah işleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir. Bunların içinde Müslümanların oranı cehenneme gönderileceklerin konu edildiği hadiste açıklandığı üzere kafirlere oranla azdır. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: Doğru olanı hadisteki "zira=arşın" kelimesinden maksadın bilinen ve kullanılan "zira = arşın" olduğudur. Bazıları bunun "zira-ı meleki" olduğunu söylemişlerdir. Hadiste zikredilen durum üzerinde düşünen bir kimse o andaki korkunçluğun büyüklüğünü anlayabilir. Şöylesine ki; ateş mahşer yerinin etrafını çevreleyecek ve güneş ise başlara bir mil kadar yaklaşacaktır. Bu durumda yeryüzünün harareti kaça çıkar ve yeryüzü ne kadar bir terle ıslanır ki bu ter yetmiş arşına çıkar. Halbu ki mahşer yerinde bulunan her bir fert, ancak kendi ayağını bastığı yer kadar bir alan bulabilecektir. İnsanlarınfarklı olmalarıyla birlikte.,ter içindeki durumları nasılolacaktır? Bu durum akılları baştan gideren ve Allah'ın kudretinin büyüklüğünü gösteren, ahirete dair şeylere iman etmeyi gerektiren şeylerdendir. Bu gibi meselelerde aklın yorum yapacak her hangi bir alanı yoktur ve buna akıl, kıyas veya adetle itiraz etmek de mümkün değildir. Bu haberler kabul edilir ve gayba iman prensibinin altına girer. Kim bunlara inanmaz ve duraklarsa bu, onun hüsranadüştüğünü ve m::ıhrum olduğunu gösterir. Bu şekilde haber verilmesinin faydası dinleyenin uyanması ve kendisini bu korkunç durumlardan kurtaracak olan sebeplere yapışması, yaptığı şeylerin sorumiuluğundan tövbeye koşması, selamet vesilelerine karşı yardım etmesi için kerim ve bağışlayıcı olan Rabbine sığınması, daru'l-hevandan (dünyadan) selamette olması, kendisini lütfuyla ve keremiyle keramet yurduna dahil etmesi için Rabbine yakarması gerekir
Benzer hadisler
وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ الأَشْعَرِيِّ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ تَعْلَمُ الأَيَّامَ الَّتِي ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَيَّامَ الْهَرْجِ. نَحْوَهُ. قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مِنْ شِرَارِ النَّاسِ مَنْ تُدْرِكُهُمُ السَّاعَةُ وَهُمْ أَحْيَاءٌ ".
Ebu Musa el-Eş'arı r.a.'in Abdullah b. Mesud'a "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun" deyip, bundan önceki hadis tarzında bir rivayette bulunmuştur. İbn Mesud ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insan/ann en şerlilerindendir" buyururken işittim demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Herc çoğalır." Sahabiler 'Ya Resulallah o herc nedir?' diye sordular." Hadisteki "eyyüma hüve" tabiri "eyyü şey'in hüve=nedir o?"anlamına gelir. Anbese b. Halid'in Ebu Davud'dan, Yunus'tan naklettiği rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Ya Resulallah "........" diye sorulmuş. Resulullah saııaııiihu aleyhi ve sellem de "Öldürmedir, öldürmedir" buyurmuştur. (Ebu Davud, fiten) İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadiste "zaman yaklaşır" cümlesinden başka açıklamaya muhtaç bir nokta yoktur. Yüce Allah daha iyi bilir ya "zamanın yaklaşması" zamanda yaşayan insanların dindarlıklarının azlığı bakımından birbirlerine yaklaşması demektir. Dindarlık o kadar azalacaktır ki fıskın galebe çalmasından ve fasıkların ortaya çıkmasından dolayı insanların arasında iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan kimse kalmayacaktır. Bir hadiste "İnsanlar birbirlerinden farklı oldukları sürece hayır içinde olmaya devam edeceklerdir. Birbirlerine eşit hale geldiklerinde helak olacaklardır" buyurulmuştur. Bu şu demektir: İnsanlar sıkıntı esnasında kendilerine sığınılan, görüşlerinden yarar umulan, duaları ile teberrük edilen, irşadları alınıp, izlerinden gidilen fazilet ehli, salih ve Allah'tan korkan kimseler bulunduğu sürece hayır içinde olacaklardır. Tahavı şöyle der: Bu hadisin manası özellikle ilim öğrenmeyi terk edip, cehalete rıza göstermek olabilir. Sebebine gelince, insanlar ilimde birbirlerine eşit olmazlar. Zira ilmin dereceleri birbirinden farklıdır. Nitekim Yüce Allah "Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır" buyurmuştur.(Yusuf 76) İnsanlar ancak cahil olduklarında birbirlerine eşit olurlar. Nebi s.a.v. adeta alimlerin yok olmasıyla ilmin ortadan kalkması açısından cehaletin hakim olup, çoğalacağını haber vermektedir. İbn Battal şöyle der: Bu hadisin ihtiva ettiği kıyamet alametlerinin tümünü ayan beyan görmüş bulunuyoruz. Gerçekten ilim eksilmiş, cehalet baş göstermiş, kalplere cimrilik atılmış, fitneler her yanı sarmış ve adam öldürmeler çoğalmıştır. Biz de şunu ekleyelim: Öyle anlaşılıyor ki İbn Battal'ın gördüğü mukabili var olmakla birlikte çokluktur. Hadisten maksat ise Nebi s.a.v.'in saydığı alametlerin toplumda iyice kök salmasıdır. O derece ki nadir olanları hariç, bunların zıttı olan iyi şeylerden o toplumda eser kalmaz. "İlmin alınması" ifadesiyle buna işaret edilmektedir. Zira ilim alınınca ortada sırf cehalet kalır. İlim ehli bir zümrenin var olması bununla çelişmez. Çünkü onlar o günlerde cahil tabakanın içerisinde kaybolup gideceklerdir. Bu yaklaşımı İbn Mace'nin güçlü bir isnadla Huzeyfe'den naklettiği şu hadis teyid etmektedir: "Kumaşın desenleri yok olduğu gibi İslam silinecektir. Hatta oruç, namaz, hac ibadeti, sadaka nedir bilinmeyecektir. Bir gecede Kur'an yeryüzünden alınacak ve orada Kur'an'dan bir ayet bile kalmayacaktır. "(İbn Mace, Fiten) Fiten bölümünün sonlarında bu konuda daha fazla açıklama yapacağız. Taberani'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: "Kur'an sizin önünüzden çekilip alınacaktır. Bir gece götürülecektir ve o insanların hafızalarından silinecektir. Yeryüzünde Kur'an'dan hiçbir eser kalmayacaktır."(Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, iX, 141) Bu rivayet in senedi sahihtir, fakat bu İbn Mesud'un sözü olarak mevkuftur. İleride Ahkam bölümünde bu söze açıktan aykırı olan rivayet beyan edilip, ikisi birbiriyle cem ve telif edilecektir. K.ıyametin diğer alametleri hakkında da aynı şeyleri söylemek mümkündür. Bundan sonra İbn Battal, Hattabl' den diğer hadiste zikredilen "zamanın yaklaşması" tabirinin ne manaya geldiğine dair nakilde bulunur. Sözünü ettiğimiz hadis, Tirmizi'nin Enes'ten, Ahmed b.Hanbel'in Ebu Hureyre'den naklettiği şu rivayettir: "Zaman yaklaşmadıkça. kıyamet kopmaz. Zaman yaklaşınca sene ay gibi, ay hafta gibi, hafta bir gün gibi, bir gün bir an gibi, bir an yapraksız hurma dalının yanması gibi olacaktır. "(Tirmizi, Zühd; Ahmed b. Hanbel, II, 537) Hattabı şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat, hayattan tat almadır. Yüce Allah daha iyi bilir ya Resulallah şunu demek istiyor: Mehdi çıktığında ve yeryüzünde güven oluşup, adalet hakim olduğunda yaşamaktan zevk alınacak ve o süre insanlar tarafından kısa görülecektir. İnsanlar uzun bile olsa rahatlık ve refah içinde geçen günleri kısa görürken, sıkıntı günlerini kısa bile olsa uzun görürler. Nevevı, Kadı lyaz ve başkasına paralelolarak şöyle der: Zamanın kısalığından maksat bereketin olmamasıdır. Mesela bir günden yararlanma, bir saatten yararlanma kadar olur. Bilginler şöyle demişlerdir: Bu yaklaşım daha doğru, daha faydalı ve hadisin kalan kısmıyla daha uyumludur. İbn Ebi Cemre şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat "Kıyamet, bir yıl, bir ay gibi olmadıkça kopmayacaktır" hadisine uygun olarak zamanın kısalığı olabilir. Buna göre kısalık, manevi olabileceği gibi, maddi de olabilir. Manevi kısalık, henüz zuhur etmemiştir. Her halde bu kıyametin kopmasından hemen önce görülecek alametlerden olsa gerektir. Manevi kısalığa gelince, bunun zuhur ettiği andan itibaren bir süresi vardır. Bunu din alimleri bilirler. Dünyevi sebeplerden anlayan kıvrak zekalı insanlara gelince, onlar kendilerini yararlar. Ancak din alimlerinin bundan önce yaptıklarını yapmayı başaramazlar. Bundan şikayet ederler ve sakatlığın nerede olduğunu bilmezler. Herhalde bunun sebebi birçok açıdan dine muhalif şeylerin ortaya çıkması dolayısıyla imanda meydana gelen zaaftır. Bunun en ağırı yiyecek, içecek maddelerindedir. Bu maddelerin içinde sırf haram olan olduğu gibi, -açıkça görüldüğü üzere- şüpheli olanlar vardır. Hatta birçok kimse bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değildir. Eline ne miktarda bir şey geçirirse ona hücum eder ve haramlığına hiç aldırmaz. Gerçek şu ki zamanda, rızıkta ve bitkide bereket, ancak iman kuweti, emirlere uyma ve yasaklardan kaçınma ile meydana gelir. Bunun delili Yüce Allah'ın "O ülkelerin halkı, inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık fakat yalanladılar. Biz de ettikleri yüzünden onları yakalaYlVerdik"(Araf 96) ayetidir. İbn Battal'ın hadisin kalan kısmının açıklamaya ihtiyacı olmadığına dair ifadesi bizce isabetli değildir. Bilginler ayrıca "ilmin eksilmesi" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları "ilmin eksilmesi"nden maksat, mesela okuduklarını unutan her alimdir derken, başka bazıları bundan maksat, alimlerin ölmesidir demişlerdir. Bunlara göre bir beldede her alim öldükçe, yerine başka biri geçmediği sürece orada ilim azalır. "Amelin eksik olması" fert fert herkes için sözkonusu olabilir. Zira alim birtakım problemler ve tersliklerle karşılaştığında zikirlerini ve ibadetini yerine getirme fırsatı bulamaz. ''Amelin eksilmesi" ile emanetlerde ve yapılan işlerde hıyanetin baş göstermesi de kastedilebilir. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: "Kaıplere cimrilik yerleştirilmesi" farklı insanların kalplerine onun yerleştirilmesi anlamına gelir. Hatta alim ilmiyle cimrilik edip, insanlara öğretmeyi ve fetva vermeyi bırakır. Sanatkar sanatında cimrilik ederek başkalarına o mesleği öğretmez. Zengin malında cimrilik ederek fakirin açlıktan ölüp gitmesine sebep olur. "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" ise, cimriliğin aslının yerleştirilmesi değildir. Çünkü o zaten mevcuttur. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" nin bütün kişilerde genelolma ihtimali vardır. Bunun sakındınlan çeşidi, mefsedete yol açanıdır. Dine göre cimri, vermesi vacip olan şeyi vermeyen kimsedir. Malı vermemek onu helak eder, bereketini giderir. "Zekat vermekle mal eksilmez" ifadesi bu anlayışı teyit etmektedir. Çünkü marifet ehli kimseler bundan şer'i hakkı verilen mala afet gelmeyeceği, tam tersine onun artacağı anlamını çıkarmışlardır. Bundan dolayı verilen sadakaya zekat denilmiştir. Zira mal zekat vermekle artar ve mala bereket gelir. Hadis metninde yer alan ''Abdullah'', İbn Mesud'dur. "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun." Bununla yukarıda zikredilen hadisin benzeri olan "Kıyametin kopmasından önce herc günleri vardır" ifadesini kastetmektedir. Ahmed b. Hanbel'le, İbn Mace'de yer alan rivayete göre adamın biri "Ya Resulallah! Biz bir yılda şu kadar müşrik öldürüyoruz" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Maksat müşrikleri öldürmeniz değildir, fakat birbirinizi öldürmenizdir" buyurmuştur.(İbn Mace, Fiten; Ahmed b. Hanbel, LV, 414) "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insanların en şerlilerindendir." İbn Battal şöyle der: Bu ifadenin lafzı her ne kadar genellik ise de maksat özel birtakım kimselerdir. Hadisin manası kıyametin çoğunlukla ve ağır basan bir ihtimalle kötülerin başına kopacağıdır. Bunun delili "Ümmetimden bir zümre kıyamet kopuncaya kadar hak üzere olacaktır" hadisidir. Bu haber kıyametin aynı zamanda faziletli kimselerin de başına kopacağına delildir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın dediği kesin değildir. Sözkonusu genelliği teyit eden ifadeler de vardır. Bunlardan birisi İbn Mesud'un rivayet ettiği şu hadistir: "Kıyamet ancak insanların kötülerinin başına kopacaktır." Hadisi Müslim rivayet etmiştir.(Müslim, fiten) Müslim'in Ebu Hureyre'den de başka bir rivayeti daha vardır: "Yüce Allah Yemen taraflarından ipekten daha yumuşak bir rüzgar gönderecektir. Bu rüzgar, kalbinde zerre kadar iman olan hiç kimseyi canlı bırakmayıp, ruhunu alacaktır."(Müslim, İman) Müslim'in; Deccal, İsa, Ye'cüc ve Me'cüc hakkında en-Nevvas b. Sem'an'dan naklettiği uzunca bir hadiste şu ifade yer almaktadır: "Zira Yüce Allah hoş bir rüzgar gönderecek ve bu bütün mu'min ve Müslümanların ruhlannı alacak, kötü insanlar ise hayatta kalıp, insanlann gözleri önünde tıpkı eşekler gibi kadın erkek cinsel ilişkiye gireceklerdir. İşte kıyamet bunların başına kopacaktır." Yine Müslim' de yer alan bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet Allah, Allah diyen insanın başına kopmayacaktır" buyurmuştur.(Müslim, İman) Bu rivayet Ahmed b. Hanbel'de "Lfı ilfıhe il/allah diyen hiç kimsenin başına kopmayacaktır" şeklindedir.(Ahmed b. Hanbel, III, 162) Bu hadisle "Ümmetimden kıyamet kopana kadar hak üzere bir zümre bulunacaktır" şeklindeki hadisi şu şekilde uzlaştırmak mümkündür: Bu hadisteki " ... e kadar" şeklindeki zaman, her mu'min ve Müslümanın ruhunu alacak olan hoş rüzgarın eseceği vakte kadar geçerlidir. O andan itibaren ancak kötüler hayatta kalacaktır ve kıyamet biraz sonra açıklaması geleceği üzere ansızın onların başına kopacaktır
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ كَانَ لِي مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَبًا لَسَرَّنِي أَنْ لاَ تَمُرَّ عَلَىَّ ثَلاَثُ لَيَالٍ وَعِنْدِي مِنْهُ شَىْءٌ، إِلاَّ شَيْئًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Benim Uhud dağı kadar altınım olsa ondan yanımda bir parça şey bulunduğu halde üzerimden üç gecenin geçmemesi beni sevindirir, ancak bir borç ödemek için ayırıp hazır tutmakta olduğum miktar hariçtir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ancak bir borç ödemek için ayırıp hazır tutmakta olduğum" yani hazırladığım veya muhafaza ettiğim "miktar hariçtir" demektir. Hadiste sözü edilen bu "irsad= para ayırma" geneldir. Hem kişinin şu anda o diyarda bulunmayan alacaklısı için ayırdığı parayı kapsar ki alacaklı geri dönünce parasını alır. Hem de ertelenmiş borç için ayırdığı parayı içerir ki vadesi gelince kişi borcunu öder. "Allah'ın kulları uğrunda şöyle şöyle ve şöyle verip dağıtmamdır!" Bu ifadeden malı sevmemenin infak yani harcama yapmamayla kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla harcama ile birlikte mal varlığını sevmek gerekir. Harcama devam ettiği sürece mal varlığı çirkin bir şey değildir. Harcama olmadığı takdirde mal varlığının sevimsizliği sabit olur. Bundan harcamanın devam etmesiyle birlikte Uhud dağı kadar veya daha fazla olsa bile bir başka şeyi ele geçirmenin mekruhluğu sonucu çıkmaz. "Birisinin karşısına çıkmış olabileceğinden korktum." Yani başına bir musibet gelmiş olmasından korktum. "Cennete girer." Bu cümle şart cümlesinin hükmüdür. Cennete girme Allah 'a şirk koşmaksızın ölümün vuku bulmasından sonradır. Bazı büyük günahları işleyen kimselere cehenneme girecekleri, bunları işledikleri takdirde cennete giremeyecekleri şeklinde tehdit sözkonusudur. Bundan dolayı "Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?" şeklinde bir soru sorulmuştur. Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1 - Bu hadisin ifade ettiği hükümlerden birisi, Ebu Zerr'in Hz. Nebie karşı takındığı edep onun durumunu gözetmesi ve rahatsızlık duyacağı herhangi bir şeye maruz kalmaması için üzerine titizlenmesidir. 2- Hadis büyüklere karşı güzel edebin nasılolduğunu göstermektedir. Buna göre küçük, büyüğü tek başına gördüğünde kendisinden izin almaksızın üzerine çullanmaz. Onunla birlikte oturmaz ve hep onunla birlikte hareket etmez. Sözkonusu büyüğün mescit, çarşı-pazar gibi insanların toplandıkları yerlerde bulunması hali böyle değildir. Bu takdirde küçüğün onunla birlikte oturması kendisine layık olan tutuma göre olacaktır. 3- Bir kimse iyi niyetle kendisine künye alabilir. Kişinin kendisinin isminden daha meşhur olması durumu buna örnektir. Özellikle ismi bir başkasıyla müşterekse ve künyesi tek ise bu caizdir. 4- Küçüğün büyüğe nefsini ve başka bir şeyi feda etmesi caizdir. Onun "Lebbeyk ve sa'deyk" şeklinde cevap vermesi edep ve terbiyede ziyadelik anlamına gelir. 5- Bir kimse doğal ihtiyacını giderirken tek başına olur. 6- Büyüğün emrine sarılma ve onu aşmama düşüncesine dayanarak buna muhalif olanı işlemekten daha evladır. 7 - Birisine tabi olan, tabi olduğu şahsa dini veya ilmi ya da başka alanda fayda sağlayacak şeyler sorabilir. Nevevi şöyle demiştir: Tüm ehl-i sünnet alimlerinin görüşü, günahkar olan kimselerin durumunun Allahu Teala'ın dilemesine kaldığı doğrultusundadır. Buna göre ki kelime-i şahadete hiç şüphesiz olarak inanmış bir şekilde ölen kimse cennete gider. Eğer günahlarından tövbe etmiş veya esasen hiç günah işlememiş ise Allah'ın rahmeti ile cennete girer. Allah ona cehennemi haram kılar. Kişi emirlerin tümünü veya bir kısmını yapmayarak yasak edilmiş şeyleri veya bir kısmını işleyerek bunları birbirine karıştıran kimselerden ise ve tövbe etmeden ölmüşse onun durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Böyle bir kimse sözkonusu tehdidi n hakkında yürürlüğe konulması sadedindedir. Ancak Allah'ın affetmeyi dilediği kimseler müstesnadır. Böylelerine Allahu Teala dilerse azap eder. Böyle bir kimsenin cennete gitmesi şefaate bağlıdır. Buna göre birinci lafzın takdiri şöyledir: Zina edip, hırsızlık yapmışsa da cennete girecektir. Fakat o bundan önce mas iye te ısrar ederek ölürse durumu Allah'ın dilemesine kalmıştır. İkincinin takdiri ise Allah ona cehennem ateşini haram kılar. Ancak diledikleri veya ebedi ateşe haram kıldığı kimseler bundan müstesnadır. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Tıybi şöyle demiştir: Bazı tahkik ehli kimseler şirki terk etmenin kafi olduğu zannı ile bu tip hadisleri mükellefiyetleri ortadan kaldırma ve ameli iptal etmeye vesile olarak alabilirler. Bu, dinin defterini dürüp, hadleri iptal etmeyi gerektirir. İtaati teşvik, masiyetten kaçındırmanın bunda herhangi bir etkisi yoktur. Aksine söz konusu anlayış, dinden çıkıp şeriatın kontrolünden çıkmayı, zabt-u rabt altına girmekten kurtulmayı, rastgele gelişigüzel davranmayı ve insanları ihmal ederek başıboş bırakmayı gerektirir. Bu da ahireti harap etmeye yol açtıktan sonra dünyayı harap etmeye götürür. 8- Hadis hayrın sözkonusu olduğu yerlere harcamayı teşvik etmektedir. Hadisten Hz. Nebi'in dünyada zühd derecelerinin en zirvesinde olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü o dünya malından elinde hiçbir şeyin kalmasını istememekte, bunu, layık olan kişilere harcamayı arzu etmektedir. Nebi'in elindeki malı ayırması buna hak sahibi olanlar içindir. 9- Hadisten almaya hak sahibi bulunmadığı takdirde farz olan zekatı ertelemenin caiz olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşan kimse vacib olan miktarı kendi malından ayırmalı ve onu alacak kimseyi bulmak için çaba harcamalıdır. Zekat alacak kimseyi bulamadığı takdirde herhangi bir sıkıntı sözkonusu değildir ve böyle bir kimse malını elinde tuttuğundan dolayı herhangi bir kusur işlemiş olarak değerlendirilmez. 10- Hadisten borcu vermenin tatawu sadakadan önce geldiği anlaşılmaktadır. 11- Bu hadis aynı zamanda borçları ödemeyi, emanetleri eda etmeyi teşvik etmektedir. 12- Hadisten hayır temenni edildiğinde "Iev" kelimesinin kullanılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. "Lev" kelimesinin kullanılmasına dair hadis, şer'an övülmemiş bir işe mahsus kılınmıştır. 13- Hadis kişiyi hayatta ve sağlığında mal harcamaya teşvik etmektedir. Hadis kişinin ölüm esnasında harcamasının tercih e değer olduğunu göstermektedir. Bu konuda daha önce "Sağlığın yerinde ve elin sıkı iken tasadduk et" hadisi geçmişti. Sebebine gelince, zengin olan birçok kimse elinde olanı sağlığı yerinde olduğu sürece vermeyerek cimrilik gösterir ve dünyada kalacağını umut ederek fakir düşmekten korkar. Ahiret sevabın! tercih ettiği için şeytanının sözünü dinlemeyen ve nefsini alt eden kimse kurtuluşa erer. Kim bu konuda cimrilik ederse vasiyetinde haksızlık yapmayacağından emin olunamaz. Bundan kurtulsa bile vasiyet ettiği şeyin yerine getirilmesinin geciktirileceğinden veya terk edileceğinden ya da bunun dışında başka bir afete uğramayacağından emin olamaz. Özellikle kişi muvaffak olmayan bir var is bırakmışsa böyle bir kişi en kısa sürede o malı saçıp savuracak ve aklı biriktirdiği parada kalacaktır. Yardım dilenecek tek varlık Allahu Teala'tır
وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ".
Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُجَاءُ بِنُوحٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ هَلْ بَلَّغْتَ فَيَقُولُ نَعَمْ يَا رَبِّ. فَتُسْأَلُ أُمَّتُهُ هَلْ بَلَّغَكُمْ فَيَقُولُونَ مَا جَاءَنَا مِنْ نَذِيرٍ. فَيَقُولُ مَنْ شُهُودُكَ فَيَقُولُ مُحَمَّدٌ وَأُمَّتُهُ. فَيُجَاءُ بِكُمْ فَتَشْهَدُونَ ". ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا} قَالَ عَدْلاً {لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا} وَعَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا.
Ebu Said el-Hudri'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Kıyamet gününde Nuh Nebi getirilir de ona 'Tebliğ ettin mi?' diye sorulur. Nuh da 'Evet, tebliğ ettim ya Rab!' der. Bunun ardından Nuh'un ümmetine 'Nuh size tebliğ etti mi?' diye sorulur. Onlar da 'Bizi uyaran bir uyarıcı gelmedi' derler. Soruyu soran Nuh'a 'Senin şahitlerin kimdir?' der. Nuh da 'Muhammed ve ümmetidir' der. Bunun üzerine sizler getirilecek ve Nuh'un tebliğ ettiğine şahitlik edeceksiniz." Ravi bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayeti okudu dedi: "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resulün de size şahit olması için sizi adil bir millet kıldık. "(Bakara 143) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette yer alan "el-vasat", Bakara suresinin tefsirinde geçtiği üzere "eladl=adalet" anlamındadır. Ayette ifade edilen kısaca hidayet ve adaletin hatırlatılmasıdır. Buharl'nin başlıkta yer alan "Ve ma emera" diye başlayan cümlesinin buradaki hadisle uygunluğu açık değildir. Sanki o zikredilen sıfat açısından yani adalet bakımından gibidir. Zira hitabın zahiri dolayısıyla bu herkese geneldir. Buhari bunun kendisiyle has kastedilen genel nitelikli (amm) ya da tahsis görmüş genel nitelikli bir lafız olduğuna işaret etmiştir. Çünkü cahiller adil değildirler. Bid'atçılar da böyledir. Buradan anlaşılıyor ki zikredilen nitelikten maksat ehl-i sünnet ve'l-cemaattir ki bunlar, şer'i ilmi bilen kimselerdir. Alimlerin dışındakiler, her ne kadar bildikleri iddia edilse de bu gerçek değil, biçimsel bir mensubiyettir. Cemaatten ayrılmama emri birçok hadiste yer almıştır. Bunlardan birisini Tirmizi sahih değerlendirmesiyle birlikte el-Haris b. el-Haris el-Eş'ari'den nakletmiştir. O bu konuda uzunca bir hadis rivayet eder. O hadiste şöyle denilmektedir: "Ben Yüce Allah 'ın bana em rettiği beş şeyi size emrediyorum: Bunlar dinlemek, itaat etmek, cihad etmek, hicret etmek, cemaatten ayrılmamaktır. Çünkü cemaatten bir karış ayrılan İslamın halkasını boynundan çıkarmış olur. "(Tirmizi, Edeb) Hz. Ömer'in Şam yakınlarındaki Cabiye'de yaptığı meşhur konuşmada şöyle bir ifade yer almaktadır: "Cemaate sarılın! Sakın tefrikaya düşmeyin. Çünkü şeytan bir kişiyle birliktedir. O iki kişiden daha uzaktır!" Bu konuşmada "Her kim cennetin tam ortasını isterse cemaatten ayrılmasın" şeklinde bir cümle yer almaktadır.(Tirmizi, fiten) İbn Battal şöyle demiştir: Bu İmam Buharl'nin kullandığı başlıktan maksat, cemaate yapışmaya teşviktir. Zira Yüce Allah "İnsanlığa şahitler olmanız için" buyurmaktadır. Şahitliğin kabul şartı adalettir. Bu ümmetin adil olduğu "vesatan" kelimesiyle sabittir. Zira "el-vasat" adalet demektir. Burada geçen "el-cemaa" kelimesinden maksat ise her asırdaki ehlü'l-hal ve'l-akd'dir
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ، مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي بِشِدْقَيْهِ ـ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ". ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {وَلاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ.
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah'ın kendisine verdiği malın zekatını vermeyen kimseler için malları, iki gözü üzerinde iki nokta bulunan bir yılan şeklinde gösterilir. Kıyamet günü bu yılan onların boynuna dolanır. Avurtlarından yakalayıp "Ben, senin malınım! Ben, senin biriktirdiğin servetinim! der." Sonra Nebi şu ayet i okudu: "Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini {infakta} cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. "[AI-i İmran 180] Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar ... "[AI-i İmram 180] ayetinin tefsiri. Vahidı şöyle demiştir: "Tefsır alimleri bu ayetin zekat vermeyenler hakkında indiğikonusunda görüş birliğine varmışlardır." Ancak bu iddia tartışmaya açıktır. Çünkü bu ayetin nebi'in özelliklerini gizleyen Yahudiler hakkında indiğini ileri sürenler de olmuştur. Mesela İbn Cüreye bu görüştedir. Zeccac da bu görüşü tercih etmiştir. Bu ayetin cihad konu.sunda harcama yaparken cimri davrananlar hakkında indiği de iddia edilmiştir. Bir başka görüşe göre ise bu ayet, aile için para harcarken ve yardıma muhtaç akrabalara yardım yaparken cimri davrananlar hakkında inmiştir. Ancak bu görüşler içinde tercihe şayan olan ilkidir. NitekiM İmam Buharı de buna işaret etmiştir . سيطوقون seyuttawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi, .....tavvektuhu bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer. Ebu Ubeyde "Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır," ayeti hakkında şöyle demiştir: "Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey onlara yapışacaktır. Bu durum, 8;11 tawektühü bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer." Abdurrezzak İbn Hemmam ve Saıd İbn Mansur İbrahim en-Nehaı'den iyi bir senetle 0) سيطوقون seyutawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi hakkında onun şu yorumunu nakletmişlerdir: "Onların boyunlarına ateşten bir halka geçirilecektir." İmam Buhar! kelime açıklamasından sonra bu başlık altında Ebu Hureyre'den gelen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Zekat Bölümü"nde geçmişti
حَدَّثَنَا أَبُو مَرْوَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الْعُثْمَانِيُّ وَيَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَأَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى، حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ، كُلَّ لَيْلَةٍ، فَيَقُولُ: مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ؟ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ؟ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ؟ حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ " . فَلِذَلِكَ كَانُوا يَسْتَحِبُّونَ صَلاَةَ آخِرِ اللَّيْلِ عَلَى أَوَّلِهِ .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şüyle buyurdu. demiştir : «Gecenin üçte biri kalınca her gece Rabbimiz Tebareke ve Teala keyfiyeti bizce meçhul bir durumda (birinci göğe) inerek şafak sökünceye kadar buyurur ki: Kim ben'den bir şey istiyor ki ben ona vereyim? Kim bana dua ediyor ki onun duasına icabet edeyim? Kim ben'den mağfiret diliyor ki ona mağfiret edeyim?» Diğer tahric: Buharî, teheccüd, tevhîd; Müslim, müsafirîn; Tirmizî, salat, da'vat; Ebu Davud, salatu tatavvu, sunne; Darimî, salat; Muvatta\ Kur'an; Ahmed b. Hanbel, II, 264, 267, 282, 410, 487, 504. AÇIKLAMA (1364, 1365 ve 1366): Amr (r.a.)'ın hadisi zevaid türündendir. Müslümanlığı ilk kabul eden hür ile Ebu Bekir (r.a.) kasdedilmiş, Köle'den maksat da Bilal-i Habeşi (r.a.)'dır. ' Hadisin: «Gecenin tam ortası..." mealindeki ifadesinden maksadın gecenin son yarısı olduğu Sindi'de belirtildiği için tercemede buna işaret edilmiştir. Şu halde hadis, en faziletli olan gecenin son yarısının başlangıcı olan gecenin ortasını bildirmiştir. Bu hadisteki: "Allah'a en yakın saat...'' tabirinden maksad, sevabı en çok ve en makbul zamandır. Çünkü Allah Teala'ya maddi anlamda yakınlık ve uzaklık söz konusu değildir. Bununla beraber ehli sünnet ve'l-cemaa'nın da görüşü olan şu esas ta göz önünde bulundurulmalıdır ki; Lafzen bahsedilen bir yakınlık söz konusudur ve bu yakınlık kabul edilir ama nasıl olduğu konusunda fazla yorum yapılmaz. Aişe (r.anha)'nın hadisi zevaid türünden sayılmıştır. Halbuki Kütüb-i Sitte'nin tümünde Aişe (r.anha)'nın buna benzer hadisi vardır. Buhari'deki Aişe (r.anha)'nın hadisi şöyledir: Aişe (r.anha)'dan Reslilullah (s.a.v.)'in gece namazının nasıl olduğu sorulmuş ve kendisi şöyle cevap vermiştir: Resululah (s.a.v.) gecenin evvelinde uyurdu, sonunda da kalkıp namaz kılardı. Sonra yatağına dönerdi. Müezzin sabah ezanını okuyunca (yatağından) sıçrardı. Şayet kendisinin bir ihtiyacı olursa guslederdi. Yoksa abdest (alıp (namaza) çıkardı." Ebu Hüreyre (r.a.)'in hadisi Kütüb-i Sitte'nin tümünde rivayet edilmiştir. Bu hadiste Allah Teala'nın her gece dünyaya en yakın olan birinci goge indiği bildirilmiştir. Mekandan münezzeh olan Allah Teala'nın inişinden maksadın ne olduğu hususunda alimler arasında ihtilaf vardır. EI-Menhel yazarı bu hususta geniş izahat vermiş olup, özetle şöyle demiştir ; "Bu hadis, müteşabih sıfatlara ait hadislerdendir. Bu gibi hadislerin yorumu hakkında selef ve halef alimlerinin meşhur iki görüşü vardır. Müctehid dört imam'ırı , Zühri, Evzai, İbnü'l-Mübarek, Mekhul, Süfyan-ı Sevri, İbn-i Uyeyne el-Leys bin Sa'd ve iki Hammad'ın dahil bulunduğu selefin cumlıuru. bu gibi hadislerin yorumu hakkında şöyle demişlerdir. Allah Teala'nın sıfatlarına ait olup, zahirine göre Allah Teala'nın başka şeylere benzetildiği görülen hadislerin yorumunda açık ve selametli yol, bu hadisleri zahirine göre bırakıp icmalen buna inanmak ve Allah Teala'yı benzetmekten ve keyfiyetten tenzih etmektir. Çünkü: «Hiç bir şey O'na benzemez. O, işiticidir, görücüdür.» [Şura 11] ayeti, Allah Teala'nın hiç bir şeye benzemedigini bildirmiştir. Bu mezheb, bizim de benimsediğimiz en salim mezhebtir. Halef'in cumhuruna gelince; Onlar müteşabih ayetleri ve hadisleri Allah Teala'nın şanına layık bir takım yorumlarla yorumlamışlardır. Çünkü Allah Teala'nın cisim olmak, hareket etmek, durmak, yön taşımak, inmek, bir yerde durmak ve benzeri durumlardan münezzeh ve pak olduğu kat'i delillerle sabittir. Bunlar bu hadisteki inişi Allah'ın bizzat inişi değil, görevli meleğinin inişi olarak yorumlarlar. Arap dilinde bu tür ifadeler kullanılır. Mesela devlet başkanının emriyle görevli memurları bir şey yaptıkları zaman: Devlet başkanı yaptı denilir. Şöyle de yorumlanmıştır: Allah'ın inişiyle Onun kullarına yönelmesi hepsine rahmet etmesi ve tümüne ikramda bulunup dualarını ve mazeretIerini kabul buyurması kastedilmiştir. Ayni'nin Buhari'nin şerhinde naklen beyan ettiğine göre bazı alimler; Allah'ın inişiyle Onun tenezzül buyurması kastedilmiş, demişlerdir. Yani Allah'ın azametine bakılırsa hakir ve fakir olan Kulların yakarış ve yalvarışlarına iltifat etmemesi beklenir. Lakin Allah lütfunu esirgemeyip tenezzülen kullarına iyilik eder. Müslim'in İmam-ı Malik'ten olan rivayetindeki: «Rabbimiz tenezzül buyurur» ifadesi bu yorumu te'yid eder. Çünkü tenezzül, manevi nüzul anlamına gelir. Hatta ilk akla gelen mana budur. Ebu Bekir bin Furek'in bazı güvenilir ravilerden nakline göre hadisteki fiil,yunzilu.olarak zaptedilmiştir. Fiil böyle okununca cümlenin manası: «Rabbimiz Tebareke ve Teala birinci göğe melek indirir.» şeklinde olur. EI-Menhel yazarı, yukarıdaki bilgileri verdikten sonra şöyle der: Bu konuda uymaya ve kabule şayan en selametli yorum selef mezhebinin yorumudur. Beyhaki bu konudaki mezhebIeri naklettikten sonra: En selametli mezhep, keyfiyetinden (nasıl olduğundan) bahsetmeden ve kastedilen manayı araştırmadan buna inanmaktır. Ancak Peygamber (s.a.v.) tarafından bir açıklayıcı bilgi sabit olursa ona dönülür. Nitekim alimler, bu tür hadislerin belirli bir şekilde yorumlanmasının zorunlu olmadığı bususunda ittifak etmişlerdir. Şu halde en salim yol, bunun ilmini Allah'a havale etmektir, demiştir . EI-Menhel yazarı daha sonra bu konudaki mezhebIerin görüşlerini açıklayıcı mahiyetteki Nevevi'nin Müslim'in şerhindeki beyanını nakleder. Bu beyan, yukardaki açıklamanın bir benzeri olduğu için bunu aktarmaya gerek görmÜyorum. EI-Mirkat şerhinin yazarı, Nevevi'nin söz konusu beyanını zikrettikten sonra şöyle der: "Nevevi'nin bu beyanı ile Ebu İshak-ı Şirazi, İmamu'l-Haremeyn, Gazali ve başka bir çok imarnın beyanından anlaşılıyor ki bu hususta selef mezhebi ile halef mezhebi mensupları Kitap ve Sünnet'te varid olan müteşabih cümlelarin zahirine göre manalandırılmamas! hususunda ittifak halindedirler. Allah hakkında Kitap ve Sünnet'te varid olan gelmek, inmek, el, yüz, öfke, acımak, arş'ta oturmak,. gökte olmak gibi sözlerin zahiri manasının, Allah hakkında aklen imkansız olduğu kat'idir. Bunların zahiri manalarına inanan kimselerin İslam'dan çıktığı hususunda icma' vardır. Bu sözlerı zahiri manaya hamletmek mümkün olmayınca selef ve halef alimleri, bunları te'vil etmek zorunda kalmışlardır. Selef ve halef alimleri, bu husüsta müttefik olmakla beraber, yorumlama şeklinde ihtilaf etmişlerdir. Selef alimlerinin ekserisinin mezhebine göre bu sözleri, zahiri manasından döndürmek zorunludur. Ama bunları hiç bir mana ile yorumIamamak ve Allah Teala'nın şanına layık kemal sıfatlarının haiz olduğuna ve her tür noksanlıklardan nezih ve pak olduğuna itikad edilir. Bu görüş, icmali bir yorum mahiyetini arzeder. Halef alimlerinin ekserisi ise bu sözleri Allah'ın şanına layık bir şekilde yorumlamak yolunu tutmuşlardır. Bu yol, tafsili bir yorum mahiyetini arzeder ..... HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Gece namazına kalkmaya teşvik vardır. 2- Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ibadet etmek daha faziletlidir. 3- Gece ibadetine kalkıldığında dua etmek, dileklerde bulunmak ve istiğfar etmek arzulanır. BUHARİ RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN. MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN EBU DAVUD RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN