Sahîh-i Buhârî · 6541
Arapça metin
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ،. وَحَدَّثَنِي أَسِيدُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، فَأَخَذَ النَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الأُمَّةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ النَّفَرُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْعَشَرَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْخَمْسَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ وَحْدَهُ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ هَؤُلاَءِ أُمَّتِي قَالَ لاَ وَلَكِنِ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ. فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ. قَالَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَهَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا قُدَّامَهُمْ، لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلاَ عَذَابَ. قُلْتُ وَلِمَ قَالَ كَانُوا لاَ يَكْتَوُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَامَ إِلَيْهِ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ. قَالَ " اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ". ثُمَّ قَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ آخَرُ قَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ. قَالَ " سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ".
İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bütün ümmetler bana arz olunup gösterildi. Bir Nebi, yanına bir ümmet alıp geçiyordu. Bir Nebi, beraberinde bir toplulukla geçiyordu. Bir Nebi beraberinde on kişiyle geçiyordu. Bir Nebi beraberinde beş kişiyle geçiyordu. Bir Nebi de yalnız başına geçiyordu. Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm ve 'Ya Cibri!! Bunlar benim ümmetim mi?' diye sordum. O da 'Hayır değildir lakin şu ufka bak!' dedi. Ben oraya bakınca çok büyük bir karaltı gördüm. Cebrail 'İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların yetmiş bin olan öncüc leri, üzerlerinde hiçbir hesab ve azab yoktur' dedi. Ben 'Niçin bunlara hesap ve azab yoktur?' dedim. Cebrai! 'Onlar ateşle dağlanma tedavisi yapmazlar. Rukye yapmazlar, {eşya ve kuşları} uğursuz saymazlar, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirlerdi' dedi." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu söyleyince, Ukkaşe b. Mıhsan kendisine doğru ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Beni onlardan kılması için Allah'a dua et!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Allah! Bunu onlardan kıl!" diye dua etti. Sonra ona diğer bir adam kalktı ve o da "Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu konuda Ukkaşe seni geçti" buyurdu
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ فَجَعَلَ يَمُرُّ النَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلُ وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلاَنِ، وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، وَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَرَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ أُمَّتِي، فَقِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ. ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ لِي انْظُرْ هَكَذَا وَهَكَذَا. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَمَعَ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ". فَتَفَرَّقَ النَّاسُ وَلَمْ يُبَيَّنْ لَهُمْ، فَتَذَاكَرَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا أَمَّا نَحْنُ فَوُلِدْنَا فِي الشِّرْكِ، وَلَكِنَّا آمَنَّا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنْ هَؤُلاَءِ هُمْ أَبْنَاؤُنَا، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " هُمُ الَّذِينَ لاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا فَقَالَ " سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ".
İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza çıktı ve şöyıe buyurdu: Bana ümmetler gösterildi. Bir Nebi beraberinde bir adam olduğu halde geçiyor, bir diğer Nebi iki adam bulunduğu halde, bir başka Nebi bir topluluk bulunduğu halde geçiyordu. Beraberinde hiçbir kimse bulunmadığı halde geçen Nebiler de vardı. Ufuğu kaplayan çokmiktarda bir karartı gördüm. Onların benim ümmetim olduğunu ümit ettim. Bana: Bu Musa ve onun kavmidir, denildi. Sonra bana: Bak denildi, ben de ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. Bana şuraya ve şuraya da bak, denildi. Ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. İşte bunlar senin ümmetindir ve bunlarla birlikte cennete hesapsız girecek yetmişbin kişi vardır, denildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara açıklama yapmadan (içeri girdiğinden) insanlar dağıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı (bunların kim olabileceklerini) kendi aralarında konuştular ve: Biz şirk içinde doğduk sonra da Allah'a ve Rasulüne iman ettik. Ama bunlar bizim çocuklarımız olmalıdır dediler. Bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca O şöyle buyurdu: Bunlar herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenler ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir. Bunun üzerine Ukaşe b. Mihsan ayağa kalkarak: Ben onlardan mıyım, ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Evet, buyurdu. Bu sefer bir başkası kalkarak: Ben de onlardan mıyım, diye sordu. Allah Rasulü: Bu hususta Ukaşe senden önce davrandı, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rukye yapmayan kimseler." Bu hadis aynen bir başka yoldan, Husayn b. Abdurrahman'dan "kendisini dağlatan kimse" Başlığında geçmiş ve bunun Baş taraflarında bir kıssa ekleyerek nakledenleri de belirtmiş, buna dair şerhin, Rikak bölümünde(6541.hadiste) geleceğini de söylemiş idim. Hadisin burada zikredilmesinden kasıt, "bunlar uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenlerdir" ibareleridir. Uğursuzluk, bundan sonraki Başlıkta söz konusu edilecektir. Dağlama ile ilgili açıklamalar da daha önce bu hadisin geçtiği yerde yapılmıştır. Rukyeyegelince, rukye yapmayı ve dağlatmayı diğer tedavi yolları arasında mekruh görüp her ikisinin de -diğerleri değil de bunların- tevekkülü bozduğunu kabul eden kimseler, bu hadisi delil gösterirler. Ancak ilim adamları böyle bir iddiaya karşı çeşitli şekillerde cevap vermiş bulunmaktadırlar: 1- Taberi, el-Mazeri ve bir kesimin söylediğine göre bu, -cahiliye dönemi insanlarının inandıkları gibi- tabiatçıların, ilaçlar tabiatlari gereği faydalı olurlar, şeklindeki kanaatlerine uygundüşünmeyen kimseler hakkında yorumlanır. Başkaları da şöyle demektedir: Terk edilmesi öğülmeye sebep teşkil eden rukye, cahiliye döneminde söylenen ve küfür olma ihtimali taşıdığından dolayı manası anlaşılmayan sözlerle yapılan rukyedir. Zikir ve benzeri şeylerle yapılan rukye ise böyle değildir. Ancak Iyad ve başkaları buna karşılık şöyle demektedirler: Hadis bu yetmişbin kişinin diğerlerinden ayrıbir meziyetinin olduğunu ve sadece kendilerinin sahip bulundukları bir fazilete sahip olduklarını göstermektedir. Böylelikle bunlar asıl itibariyle faziletli ve dine bağlı olmakla kendileriyle ortak özelliğe sahip olan kimselerden ayrılmış olmaktadırlar. İlaçların tabiatları itibariyle etkili olacağına inanan yahut cahiliye dönemindeki rukyeleri ve benzerlerini kullanan bir kimse ise MÜslüman değildir. O halde böyle •bir cevap sağlıklı olamaz. 2- ed-Davudıve bir kesim şunları söyler: Hadiste kastedilen kimseler, hastalanır korkusu ile sağlıklı iken bu gibi işleri yapmaktan uzak duran kimselerdir. Hastalandıktan sonra ilaç ve tedaviye başvuran bir kimsenin durumu böyle değildir. Bu doğrultudaki açıklamayı daha önce İbn Kuteybe'den ve başkalarından "kendisini dağlatan kimse" başlığındanakletmiş bulunuyorum. İbn Abdilberr'in tercih ettiği de budur. Ancak daha önce kaydettiğimiz, hastalığın meydana gelmesinden önce (hastalıktan) Allah'a sığınmanın sabit olduğuna dair rivayetler ile buna da itiraz edilmiştir. 3- el-Halimı dedi ki: Hadiste söz konusu edilen bu kimselerden kasıt, dünya hallerinden ve dünyada bulunan çeşitli arıza ve rahatsızlıkları önlemek için hazırlanrrıış sebeplerden yana habersiz olan, bundan dolayı dağlanmayı da, rukye yapmayı da bilmeyen ve karşı karşıya kaldıkları hallerde dua etmekten, Allah'a sığınmaktan başka bir sığınakları, Allah'ın kazasına razı olmaktanbaşka bir barınakları olmayan kimselerdir. Bunların, tabiplerin tıbbından, rukyecilerin rukyesinden haberleri yoktur. Bunların hiçbirisini de doğru dürüst beceremezler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 4- Rukye ve dağlanmayı terk etmekten maksat, hastalığın önlenmesinde Allah'a güvenip dayanmak ve onun kaderine rıza göstermektir. Yoksa bunların caiz oluşunu tenkit etmek değildir. ÇünkÜbu hususlar sahih hadislerde ve selef-i salih'ten sabit şeylerdir. Ama rıza ve teslimiyet makamı, sebeplere başvurmaktan daha yüksek bir makamdır. el-Hattabı ve ona uyan kimseler bu doğrultuda görüş beyan etmişlerdir. İbnu'l-Esir der ki: Bu, dünyadan, dünyadaki sebeplerden, dünyaya bağlayan bağlardan yüz çeviren velilerin niteliklerindendir. Böyleleri de velileriri eri haslarıdır. Bu işleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiilen ve emir olarak yapmış olması da bunu reddetmez. Çünkü o irfan makamlarının ve tevekkül derecelerinin en yükseğinde idi. Onun bu tür fiil ve açıklamaları teşri ve . caiz oluşun beyanı için idi. Bununla birlikte onun bunları yapması, tevekkülünü de eksiitmez. Çünkü 0, kesinlikle tevekkülü kamil birisi idi. O halde sebeplere Başvurmak, onun tevekkülünü hiçbir şekilde etkilemezdi. başkası ise böyle değildir. İsterse tevekkülü çok olan bir kimse olsun. Ama sebeplere Başvurmayı terk ederek bu hususta ihlasa sahip olan bir kimsenin makamı, böyle olmayandan daha yüksektir. Taberi der ki: Kalbine saldırgan, yırtıcı hayvan vehücum eden düşmana varıncaya kadar hiçbir şeyin korkusu bulaşmayan ve rızkım talep etmek, herhangi bir hastalığı tedavi etmek için hiçbir şeye başvurmayan kimseler dışındakiler tevekkül etmek vasflm hak edemez, denilmiştir. Ama gerçek şudur: Allah'a güvenen, Allah'ınkaza ve kaderinin, hakkında takdir edilen şekliyle gerçekleşeceğine kesin olarak inanan, bu hususta Allah'ın sünnetine ve Rasulünün sünnetine uyarak sebeplere Başvuran kimsenin bu hali, tevekkülünü olumsuz olarak etkilemez. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşta üst üste iki zırh giyinmiştir. Başına miğfer geçirmiştir, okçuları yol ağzına yerleştirmiştir. Medine etrafına hendek kazmıştır, Habeşistan'a ve Medine'ye hicret edilmesineizin vermiştir. Kendisi de hicret etmiştir, yemek ve içmek için gerekli yollara başvurmuştur. Kendi aile halkı için ihtiyaçlarını bir kenaraayırıp saklamış, üzerine semadan bir şeyler inmesini beklememiştir. Oysa öyle bir şeyolsaydı, Allah'ın kulları arasında buna en layık olan o olurdu. Kendisine: Devemi bağlayayım mı yoksa onu serbest mi bırakayım, diye soru sorana da: "Onu bağla ve İevekkül et" diye cevap vermiş, gerekli tedbirleri almanın tevekküle aykırı olmadığına işaret buyurmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لاَ رُقْيَةَ إِلاَّ مِنْ عَيْنٍ أَوْ حُمَةٍ. فَذَكَرْتُهُ لِسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، فَجَعَلَ النَّبِيُّ وَالنَّبِيَّانِ يَمُرُّونَ مَعَهُمُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، حَتَّى رُفِعَ لِي سَوَادٌ عَظِيمٌ، قُلْتُ مَا هَذَا أُمَّتِي هَذِهِ قِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ. قِيلَ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ. فَإِذَا سَوَادٌ يَمْلأُ الأُفُقَ، ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ هَا هُنَا وَهَا هُنَا فِي آفَاقِ السَّمَاءِ فَإِذَا سَوَادٌ قَدْ مَلأَ الأُفُقَ قِيلَ هَذِهِ أُمَّتُكَ وَيَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ، ثُمَّ دَخَلَ وَلَمْ يُبَيِّنْ لَهُمْ فَأَفَاضَ الْقَوْمُ وَقَالُوا نَحْنُ الَّذِينَ آمَنَّا بِاللَّهِ، وَاتَّبَعْنَا رَسُولَهُ، فَنَحْنُ هُمْ أَوْ أَوْلاَدُنَا الَّذِينَ وُلِدُوا فِي الإِسْلاَمِ فَإِنَّا وُلِدْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ. فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ فَقَالَ هُمُ الَّذِينَ لاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَالَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا قَالَ " سَبَقَكَ عُكَّاشَةُ ".
İbn Abbas r.a.'dan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ümmetler bana gösterildi. Nebiler birer ikişer, beraberlerinde onar yirmişer kişilik gruplarla birlikte geçiyor, kimi Nebi ile beraber hiç kimse de bulunmuyordu. Nihayet uzakta bana büyük bir karartı gösterildi. Bu nedir, bu benim ümmetim midir, diye sordum. Bana: Hayır, bu Musa ve onun kavmidir, denildi. Bana: Ufuğa bak, denildi. Ufuğu dolduran büyük bir karartı gördüm. Sonra tekrar bana: Şuraya ve şuraya da -semanın bu ufuklarına- bak, denildi. Ufuk(lar)ı doldurmuş karartılar görüverdim. Bana: Bu senin ümmetindir, denildi. Hem bunlardan yetmişbin kişi hesapsız olarak cennete girecektir. Daha sonra Rasulullah içeri girdi ve onlara herhangi bir açıklama yapmadı. Bu sebeple meclistekiler tartışmaya koyuldular ve şöyle dediler: Biz Allah'a iman eden, Rasulüne uyan kimseleriz. Bu sebeple onlar bizler olmalıyız yahut İslam geldikten sonra dünyaya gelen çocuklarımızdır. Çünkü biz cahiliye döneminde dünyaya geldik. Onların bu tartışmaları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca, yanlarına çıkarak geldi ve şöyle dedi: Onlar rukye (okumakla tedavi)ye başvurmayanlar, herhangi bir şeyin uğursuzluğunu kabul etmeyenler, kendilerini dağlatmayanlar ve yalnızca Rablerine tevekkül edenlerdir. Ukaşe b. Mihsan: Ben onlardan mıyım, ey Allah'ın Rasulü, diye sordu; Allah Rasulü: Evet, dedi. Bir başkası kalkarak: Ben de onlardan mıyım, diye sordu. Allah Rasulü: Bu hususta Ukaşe senin önüne geçti, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kendisini dağlatan yahut başkasını dağlayan ve dağlama yapmayanın fazileti." Bu başlıkla ihtiyaç sebebiyle dağlamanın caiz olduğunu, ama biricik tedavi yolu o değilse, dağlamayı terk etmenin daha uygun olduğunu, caiz olması halinde ise kişinin bu işi bizzat kendisinin kendisine yapmasından da kendisinin başkasına yaptırmasından da kendisinin başkasını dağlamasından da genel kapsamlı olduğunu anlatmak istemiş gibidir. Cevazın geneloluşu, başlıktaki iki hadisten birincisinde dağlamaya şifanın nispet edilişinden anlaşılmaktadır. Onu terk etmenin faziletli olduğu da: "Bununla birlikte ben dağlanmayı sevmiyorum" buyruğundan anlaşılmaktadır. Müslim, Ebu'z-Zubeyr yoluyla Cabir'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey b. Ka'b'a bir doktor gönderdi. O da onun bir damarını kesti, sonra onu dağladı." Tahavı'nin, Enes'ten rivayet edip Hakim'in de sahih olduğunu belirttiği hadise göre Enes şöyle demiştir: "Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında beni dağladı." Bu hadisin aslı Buhari'dedir. Buna göre zatu'l-cenb hastalığından onu dağlamıştır. Biraz sonra gelecektir. Tirmizi'de de Enes'ten şu rivayet zikredilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Es'ad b. Zurare'yi, ona silah ın keskin ucunun 'isabet etmesi dolayısıyla dağlamıştı." Müslim, İmran b. Husayn yoluyla şu rivayeti nakletmektedir: "Ben dağlanıncaya kadar bana selam veriliyordu. (Dağlanınca bana selam vermek) terk edildi. Sonra ben dağlanmayı terk ettim. Tekrar selam verilir oldu." Yine Müslim'de, İmran b. Husayn'dan bir başka yoldan şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Daha önce benden kesilen sonra tekrar bana döndü." Bununla kastettiği, meleklerin ona selam verişi idi. Asıl da böyledir. Bir lafızda da şöyle denilmektedir: "Bana selam veriliyordu. Ben dağlanınca bana verilen selam kesildi. Dağlamayı bırakıp vazgeçince tekrar bana selam verilir oldu." Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi, İmran'dan şu rivayeti zikretmişlerdir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem değlamayı yasakladı. Ama biz dağlandık, ne istediğimize kavuştuk, ne de başarılı olduk." Bir lafızda da: "İf/ah olmadılar ve başaramadılar" denilmektedir. Senedi kavidir. Burada dağlamanın yasaklanışı, mekruhluğa yahut daha uygun olanın aksi haline yorumlanır. Çünkü hadislerin toplamı bunu gerektirmektedir. Şöyle de açıklanmıştır: Bu İmran'a has bir olaydır. Çünkü İmran'da basur vardı ve o basurun yeri tehlikeli olduğundan orayı dağlamasını yasakladı. Ama basurları azınca dağladı. Fakat bir türlü iyi olmadı. İbn Kuteybe dedi ki: Dağlama iki türlüdür: "Birisi hastalanmamak için sağlıklı olanın dağlanması, işte a1eyhte sözlerin söylendiği ve dağlama yapan tevekkü! etmemiş olur, denilen kişi bu tür dağlamayı yapandır." Çünkü o bu davranışı ile kaderi geri çevirmek istemektedir. Kader ise asla geri çevrilemez. İkincisi ise azan bir yaranın ve k.esilen bir organın dağlanmasıdır. Işte bu yolla tedavinin meşru olduğu dağlanma şekli budur. Eğer dağlama, bu yolla iyileşmesi muhtemel bir iş için yapılırsa bu da evla (daha uygun) olana aykırı bir tutumdur. Çünkü bu yolla, muhakkak olmayan bir sonuç elde etmek için ateşle acilen bir azaplahdırma söz kOııusudur. Bu husustaki hadislerin toplamından, bu işin yapılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Yapılmayışının istenmesi ise yasak oluşuna delil değildir. Aksine onu terk etmenin, yapmaktan daha uygun olduğunu gösterir. Dağlamayı terk edenin övülmesi de bu kabildendir. Bunun yasaklanışına gelince, bu ya muhayyerlik ya da tenzih ifade etmek içindir yahut şifa bulmak için geriye kalan biricik yolun o olduğu hallerden başkası hakkındadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Bu hususta bazı açıklamalar "şifa üç şeydedir" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini dağladığına dair sahih herhangi bir rivayet görmüş değilim. "Ancak nazardan yahut zehirden (humadan) dolayı rukye yapılır." Sa'leb ve başkaları der ki: Huma (zehir), akrep zehiri demektir. el-Hattabı ise, bu yılan yahut akı'ep gibi zehirli her bir haşarat demektir, demiştir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ يَهُودِيَّةً جَاءَتْ تَسْأَلُهَا فَقَالَتْ لَهَا أَعَاذَكِ اللَّهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَسَأَلَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَيُعَذَّبُ النَّاسُ فِي قُبُورِهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَائِذًا بِاللَّهِ مِنْ ذَلِكَ. ثُمَّ رَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ غَدَاةٍ مَرْكَبًا، فَخَسَفَتِ الشَّمْسُ، فَرَجَعَ ضُحًى، فَمَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ ظَهْرَانَىِ الْحُجَرِ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، وَقَامَ النَّاسُ وَرَاءَهُ، فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً، ثُمَّ رَفَعَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَفَعَ فَسَجَدَ، ثُمَّ قَامَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ قَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَفَعَ فَسَجَدَ وَانْصَرَفَ، فَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ أَمَرَهُمْ أَنْ يَتَعَوَّذُوا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ.
Aişe (r.anha)'dan nakledilmiştir: "Bir yahudi kadın Aişe (r.anha)'ya bir şey istemeye / dilenmeye gelince ona: "Allah seni kabir azabından korusun!" demişti. Aişe, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "İnsanlar kabirlerinde azap görecekler mi?" diye sordu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabir azabından Allah'a sığındığını söyledi. Tekrar: 1055, 1282, 6366 [-1050-] Sonra Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sabah vakti bineğine binip yola koyulduğmda güneş tutulmuştu. Kuşluk vakti olduğunda da geri döndü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döndüğünde eşlerinin odalarının bulunduğu yerden geçti ve sonra namaza durdu. Sahabîler de kalkıp O'nun Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasına durdular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uzun bir kıyam yaptı. Daha sonra rükuya gitti ve rükuda da epey uzun bir müddet kaldı. Ardından doğrulup kıyama durdu ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre burada da bekledi. Bu kıyamın ardından yine rüku' etti ve bu rükuda ilk rüku kadar olmasa da uzunca bir süre bekledi. Sonra rüku'dan doğruldu ve secdeye vardı. Sonra yine kıyama kalktı ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından rükuya gitti ve ilk rüku kadar olmasa da uzun bir süre rükuda bekledi. Sonra kıyama kalktı ve yine ilk kıyamdaki kadar olmasa da uzun bir müddet kıyamda durdu. Ardından tekrar rükuya vardı ve ilk rüku kadar olmasa da uzun bir müddet rükuda durdu. Daha sonra doğruldu ve secdeye gitti. Namaz bittikten sonra Allah Teala'nın söylemesini dilediği ne varsa söyledi ve ashab-ı kirama kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ يَهُودِيَّةً جَاءَتْ تَسْأَلُهَا فَقَالَتْ لَهَا أَعَاذَكِ اللَّهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَسَأَلَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَيُعَذَّبُ النَّاسُ فِي قُبُورِهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَائِذًا بِاللَّهِ مِنْ ذَلِكَ. ثُمَّ رَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ غَدَاةٍ مَرْكَبًا، فَخَسَفَتِ الشَّمْسُ، فَرَجَعَ ضُحًى، فَمَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ ظَهْرَانَىِ الْحُجَرِ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، وَقَامَ النَّاسُ وَرَاءَهُ، فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً، ثُمَّ رَفَعَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَفَعَ فَسَجَدَ، ثُمَّ قَامَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً، وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ قَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَفَعَ فَسَجَدَ وَانْصَرَفَ، فَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ أَمَرَهُمْ أَنْ يَتَعَوَّذُوا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ.
Aişe (r.anha)'dan nakledilmiştir: "Bir yahudi kadın Aişe (r.anha)'ya bir şey istemeye / dilenmeye gelince ona: "Allah seni kabir azabından korusun!" demişti. Aişe, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "İnsanlar kabirlerinde azap görecekler mi?" diye sordu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabir azabından Allah'a sığındığını söyledi. Tekrar: 1055, 1282, 6366 [-1050-] Sonra Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sabah vakti bineğine binip yola koyulduğmda güneş tutulmuştu. Kuşluk vakti olduğunda da geri döndü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döndüğünde eşlerinin odalarının bulunduğu yerden geçti ve sonra namaza durdu. Sahabîler de kalkıp O'nun Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasına durdular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uzun bir kıyam yaptı. Daha sonra rükuya gitti ve rükuda da epey uzun bir müddet kaldı. Ardından doğrulup kıyama durdu ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre burada da bekledi. Bu kıyamın ardından yine rüku' etti ve bu rükuda ilk rüku kadar olmasa da uzunca bir süre bekledi. Sonra rüku'dan doğruldu ve secdeye vardı. Sonra yine kıyama kalktı ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından rükuya gitti ve ilk rüku kadar olmasa da uzun bir süre rükuda bekledi. Sonra kıyama kalktı ve yine ilk kıyamdaki kadar olmasa da uzun bir müddet kıyamda durdu. Ardından tekrar rükuya vardı ve ilk rüku kadar olmasa da uzun bir müddet rükuda durdu. Daha sonra doğruldu ve secdeye gitti. Namaz bittikten sonra Allah Teala'nın söylemesini dilediği ne varsa söyledi ve ashab-ı kirama kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ مَرَّ بِقَبْرَيْنِ يُعَذَّبَانِ فَقَالَ " إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنَ الْبَوْلِ، وَأَمَّا الآخَرُ فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ ". ثُمَّ أَخَذَ جَرِيدَةً رَطْبَةً فَشَقَّهَا بِنِصْفَيْنِ، ثُمَّ غَرَزَ فِي كُلِّ قَبْرٍ وَاحِدَةً. فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، لِمَ صَنَعْتَ هَذَا فَقَالَ " لَعَلَّهُ أَنْ يُخَفَّفَ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا ".
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'deki (veya Mekke'deki) bahçelerden birine uğradı. Kabirlerinde azap gören iki insanın sesini duydu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'İkisi azap görüyorlar, (Kendilerince) büyük bir günah sebebiyle azap görmüyorlar. Oysa ki bu büyük bir günahtır. Birisi idrarından sakınmazdı. Diğeri ise koğuculuk yapardı (insanlar arasında laf getirip götürürdü). " Sonra bir dal İstedi. Dalı ikiye ayırarak her birinin kabrinin başına bir parçasını koydu. Ona: "Ey Allah'ın Resulü bunu niçin yaptın" diye soruldu. O Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Umulur ki bu dallar kurumadıkça onların azabı hafifletilir
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ الْحَوْضِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَقْوَامًا مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ إِلَى بَنِي عَامِرٍ فِي سَبْعِينَ، فَلَمَّا قَدِمُوا، قَالَ لَهُمْ خَالِي أَتَقَدَّمُكُمْ، فَإِنْ أَمَّنُونِي حَتَّى أُبَلِّغَهُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِلاَّ كُنْتُمْ مِنِّي قَرِيبًا. فَتَقَدَّمَ، فَأَمَّنُوهُ، فَبَيْنَمَا يُحَدِّثُهُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَوْمَئُوا إِلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ، فَطَعَنَهُ فَأَنْفَذَهُ فَقَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ، فُزْتُ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ. ثُمَّ مَالُوا عَلَى بَقِيَّةِ أَصْحَابِهِ فَقَتَلُوهُمْ، إِلاَّ رَجُلاً أَعْرَجَ صَعِدَ الْجَبَلَ. قَالَ هَمَّامٌ فَأُرَاهُ آخَرَ مَعَهُ، فَأَخْبَرَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُمْ قَدْ لَقُوا رَبَّهُمْ، فَرَضِيَ عَنْهُمْ وَأَرْضَاهُمْ، فَكُنَّا نَقْرَأُ أَنْ بَلِّغُوا قَوْمَنَا أَنْ قَدْ لَقِينَا رَبَّنَا فَرَضِيَ عَنَّا وَأَرْضَانَا. ثُمَّ نُسِخَ بَعْدُ، فَدَعَا عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ صَبَاحًا، عَلَى رِعْلٍ وَذَكْوَانَ وَبَنِي لِحْيَانَ وَبَنِي عُصَيَّةَ الَّذِينَ عَصَوُا اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم.
Enes r.a.'den nakledilmiştir: Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem Süleymoğullarından birkaç kişiyi yetmiş kişilik bir grupla Amiroğullarına göndermişti. Amiroğullarına yaklaştıklarında dayım onlara: "Ben sizin önünüzden gideyim. Bana güvence verirlerse Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mesajını onlara bildireyim. Aksi takdirde bana yakın olursunuz" dedi. Onların önünden gitti ve ona güvence verdiler. Onlara Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem'in mesajını anlatırken içlerinden birine işaret ettiler ve o, mızrağını vurup onu öldürdü. Dayım: "Allah-u ekber. Kabe'nin Rabbine andolsun ki kurtuldum" dedi. Sonra onunla birlikte diğer sahabılerin üzerine yürüyüp onları da öldürdüler. İçlerinden yalnızca dağa çıkan topal biri kurtuldu. -Hemmam diyor ki- "Sanırım onunla beraber bir kişi daha kurtulmuştu." Cebrail A.S. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek onların Rablerine kavuştuklarını ve Rablerinin onlardan razı olup onları da kendinden razı kıldığını haber verdi. Biz Kuran-ı Kerim'de "Kavmimize "Biz Rabbimize kavuştuk. Bizden razı oldu, bizi de razı kıldı" diye bildirdiler" diye bir ayet okurduk. Sonra neshedildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara tam kırk gün sabah namazında beddua etti. Bunlar Allah'a ve Resulü'ne isyan eden Ri'l, Zekvan, Lihyan oğulları ve Usayye oğullarıydı. Bu hadis’in Müslim rivayeti ve izahat için buraya tıklayın