Sahîh-i Buhârî · 6619
Arapça metin
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي الْفُرَاتِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الطَّاعُونِ فَقَالَ " كَانَ عَذَابًا يَبْعَثُهُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ، فَجَعَلَهُ اللَّهُ رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ، مَا مِنْ عَبْدٍ يَكُونُ فِي بَلَدٍ يَكُونُ فِيهِ، وَيَمْكُثُ فِيهِ، لاَ يَخْرُجُ مِنَ الْبَلَدِ، صَابِرًا مُحْتَسِبًا، يَعْلَمُ أَنَّهُ لاَ يُصِيبُهُ إِلاَّ مَا كَتَبَ اللَّهُ لَهُ، إِلاَّ كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ شَهِيدٍ ".
Aişe r.anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e veba hakkında soru sorduğunu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine şöyle cevap verdiğini nakletmiştir: "Veba Allah'm dilediği kimseye göndereceği bir azaptır. Ancak Allah bu hastalığı mu'minler için bir azap değil rahmet kılmıştır. İçinde veba salgını olan bir beldeye giren kimse Allah'ın onun için yazdığından başkasının başına gelmeyeceğini bilerek orada kalsın, sabretsin, ecrini Allah'tan bekleyerek oradan çıkmasın. Buna rağmen (hastalığa yakalanır da ölürse) ona şehit sevabı verilecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: De ki: "Allah'ın bizim için yazdığından başkası asla bize isabet etmez": Ayette yer alan yazmak kelimesi takdir etmek anlamında tefsir edilmiştir. Takdir etmek yazmanın ihtiva ettiği manalardan biridir. et-Taberi de Tefsirinde bu manayı vermiştir. Rağıb el-Isfahani şöyle demiştir: Yazgı ile 'gerçekleşen kader' kastedilir." Eğer Allah'ın geçmiş bir yazgısı olmasaydı" (el-Enfal, 8/68) ayeti de bu anlamda olup yazgı ile kader kastedilmiştir. " Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı. "(En'am, 54) ayetinde de bu mana kastedilmiştir. "De ki: "Allah'ın bizim için yazdığından başl<ası asla bize isabet etmez" yani onun kaderi ve kazası dışında bir şeyolmaz. Ragıb şöyle demiştir: Ayette bizim için anlamında L:.J kelimesi kullanılmış, kelimesi kullanılmamıştır. Bu da Allah'tan geleni nimet kabul etmek, zorluk addetmemek anlamındadır. Bir sonraki ayet bu tefsiri desteklemektedir: "De ki: "Bize iki güzel şeyin birinden başkasının gelmesini migözetir durursunuz?»(Tevbe, 52) Bu ayette iki güzel şeyle fetih ve şehitlik kastedilmektedir. Bunların ikisi de nimettir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ayetin kulların kendi irade ve kesbiyle başlarına gelen olaylar hakkında olmadığı söylenir. Bu ayet insanların kendi kendilerine elde etmeye güçleri yetmeyen, sadece Allah'ın fiili olabilecek sebeplerden dolayı başlarına gelenler hakkındadır. Ben buna şöyle cevap veririm: Genellemek daha doğrudur. İnsanların kendi kesp ve iradeleri ile başına gelen olaylar Allah'ın takdirine bağlıdır, O'nun iradesi ile gerçekleşir. Doğrusunu Allah bilir. Ragıb şöyle demiştir: Allah'ın kullara hidayet vermesi dört şekilde olur. Birincisi: Herkese payına düşen miktarda verilen hidayettir. Nitekim buna şöyle işaret etmiştir: "Rabbimiz bütün her şeye hilkatini verip, sonra da doğru yolu gösterendir"(Taha, 50) İkincisi: Nebilerin dua etmesiyle verilen hidayettir. Buna da şöyle işaret edilmiştir: "Onları emrimizle doğru yolu gösteren önderler kıldık. "(Enbiya, 73) Üçüncüsü: Kendisine doğru yol gösterilen kimsenin muvaffak olup doğru yolu bulmasıdır. Bu durum da şu ayetlerde açıklanmıştır: "Kim Allah'a iman ederse onun kalbine hidayet verir.'' "Allah hidayete erenlerin hidayetini artınr.»(Meryem,76) Dördüncüsü: Ahirette cennete ulaştırmaktır. Bu duruma da şu ayette işaret edilmiştir: "Bizi buna ileten Allah'a hamdolsun, Allah bizi bu yola iletmeseydi, kendiliğimizden bunu bulmuş olamazdık.(A'raf, 43) Bu dört hidayet aşama aşamadır. Birinciyi elde edemeyen ikinciye, ikinciyi elde edemeyen üçüncüye, dördüncüye erişemez. Üçüncüyü elde edemeyen dördüncüye erişemez. Üçüncü aşamada olan hidayeti elde etmek için önceki iki aşamayı elde etmek gereklidir. Ancak ikinci olmadan birinci, üçüncü olmadan da ikinci elde edilir. İnsan bir başkasını ancak dua etmek ve yolları tarif etmekle hidayete ulaştırabilir. Diğer aşamalarda olan hidayetlere ulaştıramaz. Bu duruma şöyle işaret edilmiştir: "Ve muhakkak ki sen dosdoğru yola iletirsin» (Şura, 52) Diğer hidayetlere ise şu ayette işaret edilmiştir: "Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğine hidayet verir.''(Kasas, 56) Musannif daha sonra veba hakkında Aişe r.anha'nın rivayet ettiği hadisi nakletmiştir. Bu hadis daha önce Tıp Bölümünde (5734 numaralı hadis) yeterince şerh edilmişti. Burada yer verilme amacı Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu rivayette "Allah'ın onun için yazdığından başkasının başına gelmeyeceğini bilerek" demiş olmasıdır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيُصِيبَنَّ أَقْوَامًا سَفْعٌ مِنَ النَّارِ بِذُنُوبٍ أَصَابُوهَا عُقُوبَةً، ثُمَّ يُدْخِلُهُمُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ يُقَالُ لَهُمُ الْجَهَنَّمِيُّونَ ". وَقَالَ هَمَّامٌ حَدَّثَنَا قَتَادَةٌ حَدَّثَنَا أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Asilerden) bir takım kavimlere işlemiş olduklan günahlar sebebiyle bir ceza olmak üzere cehennemden bir siyahlık isabet edecektir. Sonra Allah onlan rahmetinin fazlı ile cennete sokar. Onlara 'cehennemlikler' denilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Şüphe yok ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır' sözü." İbn Battal şöyle demiştir: Rahmet zati ve fiili sıfat olmak üzere ikiye ayrılır. Burada rahmetin zatı sıfat olma ihtimali vardır. Buna göre ayetin manası itaatkar olanlara sevap verme iradesidir. Bunun fiili sıfat olması da muhtemeldir. Bu durumda ayetin manası Allah'ın bulutları gönderip, yağmur yağdırmak suretiyle lutuf ve ihsanmın iyilik edenlere yakm olmasıdır. Bu, Allah'ın kudreti ve iradesiyle olduğu için kullarına bir rahmeti olur. Tıpkı cennete Allah'm fiillerinden bir fiil, kudretiyle meydana gelen bir hadise olduğu için "rahmet" isminin verilmesi gibi. Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserinde şöyle bir başlık kullanır: Tedbiri Allah'tan başkasına değil, Allah'a Tanıyan İsimler. Bunlardan birisi de er-Rahman ve er-Rahım isimleridir. Hattabı şöyle der: "er-Rahman" kelimesinin manası, rahmet sahibi demektir ki bu rahmet bütün yaratıkları, rızıkları, geçim vesileieri ve maslahatlarını sağlama araçları konusunda kuşatır. Hattabı şöyle devam eder: "er-Rahım" mu'minlere mahsustur. Nitekim Yüce Allah'm "Ve kdne bi'l-mu'minine rahima = Allah mu'minlere karşı çok merhametlidir"(Ahzab 43) ayet-i kerime si bunu ifade etmektedir. Bir başkası şöyle demiştir: "er-Rahman" isimlendirme açısından dar çerçeve li (hass) ve fiil açısından geniş çerçeve li (amm)dır. Buna karşılık "er-Rahım" isimle ndir me açısmdan genel, fiil açısmdan özeldir. "Cennetle cehennem Rablerinin huzurunda çekiştiler." İbn Battat'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Sözkonusu çekişme, Yüce Allah'ın cennet ve cehenneme hayat, anlayış ve konuşma özelliği vermek suretiyle hakiki manada olabilir. Allah her şeye kadirdir. "Cennete gelince (o da dolar). Şüphesiz Allah, halkından hiçbir kimseye zulmetmez. Allah cehennem için (boşluklarını doldurmak üzere) yeniden dileceği kimseler yaratır da bunlar oraya atılırlar." Ebü'l-Hasen el-Kabisı şöyle demiştir: Bu konuda bilinen Allah'ın cennet için birtakım mahlukat yaratacağıdır. Cehennıme gelince Allah oraya ayağını kor. Ebü'l-Hasen şöyle devam eder: Allah'ın cehennem için mahlukat yaratacağına dair bu hadis hariç hadislerde geçen hiçbir ifade bilmiyorum. Bu hadis cennet ve cehennemin var olan ve kıyamete kadar var olacak olan herkesi içine alacak şekilde geniş olduğunu göstermektedir. Hatta bunlar daha fazlasına da ihtiyaç duyarlar. Rikak Bölümünün son kısmında cennete en son girecek kimseye dünyanın on katı verileceği ifadesi geçmişti. DavCıdi şöyle der: Bu hadisten eşyanın baskın olan vasfıyla nitelenebileceği anlaşılmaktadır. Çünkü cennete zayıflardan başkaları da gireceği gibi, cehenneme büyüklenen kimselerden başkaları da girecektir. "Sef'" ciltte değişiklik eseri anlamına gelir ki bunun sonucu olarak deri üzerinde bir parça siyahlık kalır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". فَقَالَ {أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". قَالَ {أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَذَا أَيْسَرُ ".
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: "Deki Allah'ın size üstünüzden bir azap göndermeye gücü yeter" ayeti inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzü bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzu bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Ya da birbirinize düşürüp, kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu daha kolaydır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'O'nun zatından başka her şey yok olacaktır' sözü." İmam Buhari bu konuda Yüce Allah'ın "Deki: Allah'ın size ... azap göndermeye gücü yeter." ayetinin inişi hakkındaki Cabir hadisine yer vermiştir. Bunun açıklaması En' am suresinin tefsirinde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu ayet ve hadis, Yüce Allah'ın "vech"i olduğunu göstermektedir. Vecih onun zatı sıfatlarından birisidir. Yoksa -yaratıkların yüzlerinde gördüğümüz üzere- bir organ değildir. Bu ayet ve hadis Allah'ın yüzü olduğunu ifade etmektedir. Yüce Allah'ın yüzü yaratıkların yüzü gibi değildir. Hiçbir şey onun gibi değildir. O işiten ve görendir. Bazı alimlere göre "el-vech" sözcüğü, zaiddir. Buna göre mana, "Onun zatından başka her şey yok olacaktır" demek olur. "Ve yebka vechu Rabbike=Rabbinin zatı baki kalacak"(Rahman 27) ayeti de böyledir. Bazılarına göre "el-vech" kelimesinden maksat, niyettir. Buna göre mana, kendisiyle zatı irade edilen kalacak demektir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Bu son yaklaşım, Süfyan ve başkalarından nakledilmiştir. Bu konuda ileri sürülen görüşler, Kasas suresinin tefsirinin baş taraflarında geçmişti. Beyhaki şöyle der: Kur'an ve sahih sünnette "el-vech" tekrar edilir. Bu kelime, bazı ayet ve hadislerde zatı sıfat anlamındadır. "Ancak yüzündeki kibriya ridası hariç" ifadesi buna örnektir. Bu cümle Buhari'nin Sahih'inde Ebu Musa' dan nakledilmektedir. Bazı ayet ve hadislerde ise kelime "min edi = ... yüzünden" manasındadır. "İnnema nut'imuküm li vechillahi=Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz"(İnsan, 9) ayeti buna örnektir. Başka bazı ayet ve hadislerde ise kelime "rıza" anlamınadır. "YurıdCme vechehCı=Rablerinin rızasını isteyerek. "(En'am 52) "İllebtiğae vechi Rabbihi'l-a'ld= Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka ... "(LeyI, 20) ayetleri buna örnektir. Buralardaki "vech" kelimesi, kesinlikle organ anlamında değildir. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ يَتَغَشَّاهُ، فَقَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ وَاكَرْبَ أَبَاهُ. فَقَالَ لَهَا " لَيْسَ عَلَى أَبِيكِ كَرْبٌ بَعْدَ الْيَوْمِ ". فَلَمَّا مَاتَ قَالَتْ يَا أَبَتَاهْ، أَجَابَ رَبًّا دَعَاهُ، يَا أَبَتَاهْ مَنْ جَنَّةُ الْفِرْدَوْسِ مَأْوَاهُ، يَا أَبَتَاهْ إِلَى جِبْرِيلَ نَنْعَاهْ. فَلَمَّا دُفِنَ قَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ يَا أَنَسُ، أَطَابَتْ أَنْفُسُكُمْ أَنْ تَحْثُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم التُّرَابَ
Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Fatıma aleyhesselam: Vay babamın ızdırabına, dedi. Allah Resulü ona: Bugünden sonra baban için bir ızdırap kalmayacaktır, diye buyurdu. Allah Resulü vefat edince: Vay babacığım! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Vay babacığım! Firdevs cennetinde barınağı vardır. Vay babacığım! Ölüm haberini Cibril'e veriyoruz, diye ağıt yaktı. Allah Resulü defnedildikten sonra Fatıma aleyhesselam: Ey Enes, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl elverdi, diye sordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vay babamın ızdırabı" Bu onun bu sözleri söylerken sesini yükseltmemiş olduğunu göstermektedir. Aksi takdirde Allah Resulü ona bu işi yasaklardı. Burada ızdıraptan kasıt da onun duyduğu ölüm acılarıdır. Bedenine sair insanlar gibi acılar isabet ediyordu ki, daha önce geçtiği üzere ona kat kat ecir verilsin. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem defnedildikten sonra Fatıma: Ey Enes ... dedi." Fatıma aleyhesselam bu sözleriyle, bu işe kalkışmaları sebebiyle onlara sitem ettiğine işaret etmektedir. Çünkü bu halleri, onların sahip olduklarını bildiği Nebi efendimize karşı kalplerinin ileri derecede yumuşak oluşuyla bağdaşmıyordu. Çünkü onu çok seviyorlardı. Enes ise onların durumunu ve halini gözeterek ona cevap vermemişti. Halbuki hallisanı ile: Biz bunu gönül hoşluğu ile yapmadık. Ancak onun emrine uyarak kendimizi bu işi yapmaya mecbur ettik, diyordu. Hadisten vefatı yakın olan bir ölü dolayısıyla duyulan acıyı Fatıma aleyhesselam'ın söylediği şekilde: Vah babamın ızdırabı, diyerek dile getirmenin caiz olduğu ve bu gibi hallerin yasak kılınmış ağıt yakmak kabilinden olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Fatıma aleyhesselam'ın bu şekilde söyleyişine itiraz etmemişti
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فِي رِجَالٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ صَحِيحٌ " إِنَّهُ لَمْ يُقْبَضْ نَبِيٌّ قَطُّ حَتَّى يَرَى مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ ثُمَّ يُخَيَّرُ ". فَلَمَّا نَزَلَ بِهِ، وَرَأْسُهُ عَلَى فَخِذِي، غُشِيَ عَلَيْهِ سَاعَةً، ثُمَّ أَفَاقَ، فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى السَّقْفِ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ". قُلْتُ إِذًا لاَ يَخْتَارُنَا، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثُنَا بِهِ ـ قَالَتْ ـ فَكَانَتْ تِلْكَ آخِرَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَوْلُهُ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ".
Nebi s.a.v.'in eşi Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlığı yerinde iken "Hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölmekle hayatta kalmak arasında) muhayyer kılınır." buyurup dururdu. Hastalanıp, ruhu kabzolunma zamanı gelince, başı benim dizimin üstünde bulunduğu bir sırada: kendisine bir süre baygınlık geldi. Sonra ayılınca gözünü tavana doğru dikti, sonra "Ya Allah en yüksek refiki isterim" diye dua etti. Bunun üzerine ben "Artık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şimdi bizleri tercih etmiyor" dedim ve bildim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu duası sıhhatlı zamanında bize söyleyegeldiği haber(in kendisinde tecellisi)dir. Aişe r.anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuştuğu en son kelime işte bu "Allahumme errefika'l-a'la= Allah'ım! En yüksek refiki isterim" duası oldu demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'a Kavuşmayı Arzu Eden Kimseye Allah'ın da Kavuşmayı Sevmesi." Alimler şöyle demişlerdir: Allah'ın kulunu sevmesi, onun için hayır irade etmesi, kendisine hidayette bulunması, in'am etmesi, sevmemesi ise bunun tam zıttını yapması demektir. "Artık mu'mine (ölüm gibi)" kendisini karşılayacak "hallerden daha sevimli bir şeyolamaz." Yani öldükten sonra kendisini karşılayacak hallerden daha sevimlisi olamaz. İbnü'I-Esir en-Nihaye'de şöyle der: Burada "Allah'a kavuşmak" tabirinden maksat, ahiret yurduna gitmek, Allah'ın katında olanları talep etmek demektir. Yoksa bundan maksat ölüm değildir. Çünkü hiç kimse ölümden hoşlanmaz. Dünyayı terk eden ve ondan hoşlanmayan kimse Allah'a kavuşmayı sever. Dünyayı tercih edip, ona meyleden kimse Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz. Çünkü kendisi Allah'a ölümle ulaşır. "Allah'a kavuşma" deyimini ölümün dışında bir anlayışlatevil meselesinde İbnü'l-Esır'i İmam Ebu Ubeyd el-Kasım İbn Sellam geçmiş ve şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması ölümden hoşlanmamak ve onun şiddeti değildir. Zira bu duygudan uzak olan hiç kimse hemen hemen yoktur. Fakat asıl kınanmış olanı dünyayı tercih etmek, ona meyletmek, Allah'a ve ahiret yurduna gitmekten hoşlanmamaktır. İbnü'l-Esır şöyle der: Bu anlayışı ortaya koyan şeylerden biri Allahu Teala'ın dünya hayatını seven topluluğu şu şekilde ayıplamasıdır: "Huzurumuza çıkacaklannı beklemeyenler, dünya hayatına razı olup, onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu? İşte onlann kazanmakta olduklan (günahlar) yüzünden varacaklan yer ateştir!"(Yunus 7, 8) İmam en-Nevevı şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Şer'an geçerli sayılan sevgi ve hoşlanmama tövbenin kabul edilmediği durum olan canın çıktığı andır. Zira o esnada canını veren kimse için gerçek ortaya çıkar ve gittiği yer gözünün önünde belirir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Kötü insanlar çok olsa bile söze taşıdıkları şereften dolayı iyilerle başlanır. 2- Verilecek karşılık, yapılan amelin cinsinden olur. Zira Allahu Teala sevgiye sevgiyle, hoşlanmamaya hoşlanmama ile karşılık vermektedir. 3- mu'minler ahirette Rablerini göreceklerdir. Ancak bu tartışılır. Zira "Allah'a kavuşmak" onu görmekten daha geneldir. 4- Bağışlanan kişinin üzerinde sevinç alametleri belirdiğinde bu onun hayırla müjdelendiğinde, aksi durumun bunun aksine delildir. 5- Allah'a kavuşma sevgisi ölümü temenni etme yasaklığına dahil değildir. Çünkü o ölümü temenni etmemekle birlikte mümkündür. Şöyle ki; Allah'a kavuşma sevgisi mevcuttur ve kişinin bu durumdaki hali ölümün gelmesi veya geç gelmesiyle farklı olmaz. Ölümü temenni etme yasağı, hayatın devam etmesi durumunda geçerlidir diye yorumlanmıştır. Can çekişme ve gideceği yeri görme durumunda Allah'a kavuşma sevgisi sözkonusu yasaklığa dahil olmaz. Tam tersine bu müstehab olur. 6- Sağlıklı iken ölümden hoşlanmamanın ayrıntısı vardır. Ölümden sonraki ahiret nimetine yaşamayı tercih ettiği için ölmekten hoşlanmayan kimse kınanmıştır. 7 - Bir kimse hesaba çekilmesine yol açacak diye ölümden hoşlanmıyorsa, amelinde kusurlu olup, sorumluluktan kurtularak ve Allah'ın emrini gerektiği gibi yerine getirerek hazırlık yapmak suretiyle ölüme hazırlanmamışsa bu kimse mazurdur. Fakat kendisinde bu kusurları bulan kimsenin derhal hazırlığa başlaması en uygunudur. Böyle bir kimseye ölüm gelip çattığında ondan nefret etmez. Aksine ölümden sonra Allah'a kavuşmayı umduğu için onu sever. 8- Allahu Teala'ı bu dünyada canlı olan hiçbir şahıs göremez. Bu mu'minler için öldükten sonra gerçekleşecektir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَتَعَوَّذُ بِهَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ " أَذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ . وَاشْفِ أَنْتَ الشَّافِي لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا " . فَلَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي مَرَضِهِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ أَخَذْتُ بِيَدِهِ فَجَعَلْتُ أَمْسَحُهُ وَأَقُولُهَا . فَنَزَعَ يَدَهُ مِنْ يَدِي ثُمَّ قَالَ: " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَأَلْحِقْنِي بِالرَّفِيقِ الأَعْلَى " . قَالَتْ: فَكَانَ هَذَا آخِرَ مَا سَمِعْتُ مِنْ كَلاَمِهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (şeytanlardan ve hastalıklardan) şu kelimelerle Allah'a sığınırdı أذهب البأس. رب الناس. واشف أنت الشافي. لا شفاء إلا شفاؤك. شفاء لا يغادر سقما «Ey insanların Rabbi şu hastanın hastalığını gider ve şifa buyur. Ancak sen şifa verirsin. Senin şifandan başka hiç bir şifa yoktur. (Bu hastaya) öyle bir şifa ver ki O şifa hiçbir hastalığın izini bırakmayacak. » Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında onun elini tuttum Ve bu kelimeleri okuyup onun mubarek vücuduna elimi sürmeye başladım. Sonra elini benim elimden çekip çıkardı. Daha sonra: اللهم اغفر لي وألحقني بالرفيق الأعلى «Allahım beni mağfiret eyle ve beni refik-i a'la'ya eriştir. buyurdu.» Aişe (r.amha) demiştirki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğim son sözü bu idi. Diğer tahric: Buhari de bu iki hadisi rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نُصَلِّي خَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَقُولُ السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ وَلَكِنْ قُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ".
Şekik b. Seleme'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında namaz kılardık da teşehhüdde "es-selamu alallahi=Allah'a selam olsun" derdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Selam, Allah'zn kendisidir. Fakat şöyle deyiniz: et-Tahiyyatu lillahi ve'ssalavatu ve't-tayyibdtu. es-Selam u aleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rahmetu'l-lahi ve berekatuh. es-Selamu aleyna ve ala ibadi'l-lahi's-salihin. Eşhedu en la ilahe illailah ve eşhedu enne Muhammeden abduM ve rasuluh=Tahiyyat Allah'a mahsustur. Salavat Allah içindir. Tayyibat da ona mahsustur. Ey Nebi, Allah'zn selamı, rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Biz ve Allah'ın salih kullarına selam olsun. Şehadet ederim ki Allah 'tan başka hak mabud yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve resuıüdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki başlık bütün eserlerde bu şekildedir. Ancak İbn Battal buna bir de "el-muheymin" ismini eklemiştir. Bilginler Allah açısından "es-selam" kelimesinin manasının "mu'minIerin ukCıbetinden . salim oldukları varlıktır" demişlerdir. Buna paralelolarak "elmu'min" kelimesinin tefsirinde ise "mu'minierin ukCıbetinden gü\knde oldukları varlık" ifadesini kullanmışlardır. "es-Selam", "selime min külli naksin = her türlü noksanlıktan salim oldu" ve "Berie min külli Metin ve aybin=Her türlü afet ve ayıptan uzak oldu" manasındadır. Bu, sıfat-ı selbiyyedir demişlerdir. Bazıları "esselam" kelimesinin "Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır"(Yasin 58) ayetinden dolayı kullarına selam veren manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu takdirde kelime, kelam sıfatı olmuş olur. Bazıları "es-selam" kelimesinin yaratıkların zulmünden salim olduğu varlık derken, bazıları kullarına selamet kaynağı varlık demişlerdir. Kelime bu durumda fiili sıfat olur. Bazı bilginlere göre "el-mu'min" nefsini ve dostlarını tasdik eden, doğrulayan demektir demişlerdir. Onun tasdiki, kendisinin doğru sözlü, kullarının doğru sözlü olduklarını bilmesidir. Bazılarına göre bunun manası kendi nefsini birleyen demektir. Bazı bilginler ise "güven yaratan" derken, başkaları "güven bahşeden" demişlerdir. Bazılarına göre ise kelimenin manası "kalplerde huzur yaratan" demektir. Beyhakl'nin nakline göre Halımı şöyle demiştir: el-Muheymin'in manası itaatkara sevabından hiçbir şeyi -çok bile olsa- eksiltmeyen, isyankara da cezayı hak ettiğinden daha fazla vermeyen demektir. Çünkü onun yalan söylemesi mümkün değildir. Sevaba ve ikaba ceza adı verilmiştir. O sevabı arttırıp, birçoklarının cezasını bağışlamak suretiyle lütufta bulunabilir. Beyhakl'nin görüşü şöyledir: Bunlar tefsir bilginlerinin "el-muheymin"in "el-emin" olduğu yolundaki açıklamalarıdır. Beyhaki bunun akabinde Teyml'den, İbn Abbas'ın "muheyminen aleyhi" ifadesi hakkındaki şu açıklamasına yer verir. "Muheyminen" güven veren demektir. Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas "el-muheymin"i emin şeklinde açıklarken, Mücahid'in nakline göre "eş-şahid" şeklinde tefsir etmiştir. Bazı bilginler "el-muheymin" her şeyi gözeten ve muhafaza eden anlamındadır demişlerdir