İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6738

Laws of Inheritance (Al-Faraa'id)

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَمَّا الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ، وَلَكِنْ خُلَّةُ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَإِنَّهُ أَنْزَلَهُ أَبًا‏.‏ أَوْ قَالَ قَضَاهُ أَبًا‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Bu ümmetten bir dost edinseydim muhakkak onu (EbU Bekir'i) edinirdim, fakat İslam dostluğu her şeyden daha üstündür -yahut- daha hayırlıdır" buyurmasına gelince şüphesiz o dedeyi (mirasta) baba derecesine indirmiştir veya dedenin baba gibi olduğuna hükmetmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu konuda "dede"den maksat, baba tarafından olan dededir. Erkek kardeşlerden maksat ise ana-baba bir erkek kardeşlerle, baba bir erkek kardeşlerdir. Ölünün babası varken, dedesinin miras alamayacağı noktasında icma meydana gelmiştir. Oede gerçekten babadır. Fakat ölüye yakınlığı ve uzaklığı itibariyle mertebeleri farklıdır. Bazı alimlere göre bu sözün manası şudur: Oede evlenme haramlığı ve çeşitli iyiliklerin yapılması açısından baba mesabesindedir. Ancak bu iki görüşten meşhur olanı birincisidir. Sıddık olan Hz. Ebu Bekir'in sözüne gelince, Darimi' Müslim'in şartını taşıyan bir senetle bu ifadeyi Ebu Said el-Hudrl'den mevsul olarak "Ebu Bekir es-Sıddik dedeyi baba (gibi) mütalaa etti" şeklinde nakletmiştir. Aynı haber Ebu Musa rivayeti ile de sahih olarak nakledilmiştir. Yine Hz. Osman'a dayanan sahih bir isnadla Hz. Ebu Bekir'in dedeyi baba (gibi) mütalaa ettiği rivayet edilmiştir. Hz. Osman'a ait bir ifadede Ebu Bekir'in dedeyi ölenin babası hayatta değilse baba gibi değerlendirdiği nakledilmiştir. İbn Abbas'a dayanan senedi sahih bir rivayete göre Hz. Ebu Bekir dedeyi baba gibi kabul etmiştir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri çok olduğu halde Ebu Bekir'in bu hükmüne muhalefet eden hiçbir kimse olmadığı ile ilgili bir bilgi nakledilmemiştir" cümlesiyle İbn Abbas zikredilen görüşün delilini güçlendirmek ister gibidir. Çünkü sükuti iemanın delil değeri vardır ve bu konuda sükuti icma meydana gelmiştir. Ölenin babası hayatta değilse, dedenin babanın aldığı mirası alacağını açıkça belirten kişiler arasında müellifin saydıklarından başka Muaz, Ebü'd-Oerda, Ebu Musa, Ubey b. K'ab, Hz. Aişe ve Ebu Hureyre'nin adı zikredilir. İleride geleceği üzere bu görüş, ayrıca -ayrıntıda ihtilaf olmakla birlikte- Hz. Ömer, Osman, Ali ve İbn Mesud'dan rivayet edilmiştir. Tabiundan Ata, Tavus, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Ebü'ş-Şa'sa, Şureyh ve Şa'bi'den de bu dOğrultuda görüş nakledilmiştir. Belli başlı beldelere dağılmış fıkıh bilginlerinden (Fukahau'l-emsar) Osman et-Teymi, İmam Ebu Hanife, İshak b. Rahuye, Oavud, Ebu Sevr, el-Müzeni, İbnü's-Süreyc de bu görüşü benimsemişlerdir. Hz. Ömer, Ali, Zeyd b. Sabit, İbn Mesud dede bulunurken erkek kardeşlerin mirasçı olabilecekleri kanaatine varmışlardır. Fakat onlar, ilerde açıklanacağı üzere bunun nasılolacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas; "Oğlumun oğlu dururken erkek kardeşlerim bana mirasçı olamazlar. Ben oğlumun oğluna mirasçı olurum" demiştir. İbn Abdilberr'in ifadesine göre İbn Abbas'ın yaklaşımı şöyledir: Oğlun oğlu oğulolmayınca oğul gibi olduğundan babanın babası da babanın hayatta olmaması halinde baba gibidir . Darimi'nin nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: "Hz. Ömer, de de ye ölünün bir veya iki erkek kardeşi ile birlikte mirastan pay veriyordu. Kardeşler ikiden çok olduklarında onlara mirasın üçte birini paylaştırıyordu. O, ölünün oğlu hayatta olduğunda dedeye mirasın altıda bir veriyordu."(Darimi, feraiz) Beyhaki'nin sahih bir senedie nakline göre "Hz. Ömer, ölenin dedesinin -alacağı miras üçte birden daha çok olacaksa- ana-baba bir erkek ve baba bir erkek kardeşleri ile mirası paylaşacağına hükmetmişti. O, kardeşler çok olduğunda dedeye mirasın üçte birini verirdi. "(Beyhaki, es-Sünen, VI, 248) Hz. Ali'ye gelince, İbn Ebi Şeybe ve Muhammed b. Nasr'ın sahih bir is na dıa nakillerine göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas, Hz. Ali'ye bir kimse ölüp, geriye mirasçı olarak altı erkek kardeşi ve dedesi kaldığında nasıl hareket edileceğini sordu. Hz. Ali ona "Oedeyi o kardeşlerden biri gibi kabul edip, mirası yediye böl ve mektubumu at gitsin" diye cevap verdi. Darimi'nin güçlü bir senetle nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas Basra'da iken Hz. Ali'ye "Bir dede ve altı kardeşin mirasçı olduğu bir durumla karşılaştım. Ne yapayım?" diye yazdı. Hz. Ali ona şöyle cevap verdi: "Dedeye mirasın yedide birini ver. Ondan sonrakilere verme"(Darimi, Feraiz) Darimi'nin sahih bir senedIe Abdullah b. Seleme'den nakline göre Hz. Ali dedeyi erkek kardeş gibi kabul ediyor ve altıncı mirasçı kılıyordu. Abdullah b. Mesud'a gelince, Darimi'nin sahih bir senetle nakline göre Ebu İshak es-Sebi'i şöyle demiştir: Şureyh'in huzuruna girdim. Yanında Şa'bi, Abdurrahman b. Abdullah b. Mesud bulunuyordu. eı-Aliye adında bizden bir kadının mirasını paylaştırıyarlardı. Kadının kocası, annesi, baba bir erkek kardeşi ve dedesi kalmıştı. Ebu İshak bu olayın devamını şöyle nakletmektedir: Ubeyde b. Amr'ın yanına geldim. -Kufe'de feraizi Ubeyde ve el-Haris el-Aver'den daha iyi bilen kimse yoktur deniyordu.- Ona bu meseleyi sordum. Bana şöyle dedi: "Eğer istiyorsanız size bu konuda Abdullah b. Mesud'un hükmünü bildireyim. O, (mirası altıya bölüp) kocaya üç hisse yani mirasın yarısını, anneye geriye kalanın üçte birini yani mirasın altıda birini, erkek kardeşe altıda bir ve dedeye altıda bir verdi.(Darimı, Feraiz) Said b. Mansur ve Ebu Bekir b. Ebi Şeybe'nin sahih olan aynı isnadla nakillerine göre Ubeyd b. Nadla şöyle demiştir: Hz. Ömer ve İbn Mesud, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirastan pay verirlerken altıda birle, kardeşlerle eşit olarak bölüşmekten hangisi lehine ise ona göre hareket ediyorlardı. Aynı haberi Muhammed b. Nasr bu şekilde nakletmiş ve şu ilave de bulunmuştur: Hz. Ömer, Abdullah'a "Dedeyi mağdur ettiğimizi düşünmekteyim. Bu mektubum sana ulaştığında dedeye erkek kardeşlerle birlikte bulunduğunda mirastan pay ver. Üçte biri ile mirası kardeşlerle eşit bölüşmekten hangisi lehine ise onu ver "(İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, VI, 259) diye yazdı. Sahih bir isnadla Muhammed b. Nasr'ın nakline göre Ubeyde b. Amr şöyle demiştir: Erkek kardeşlerle birlikte bulunduğundadedeye mirasın üçte biri veriliyordu. Hz. Ömer dedeye mirasın altıda birini veriyordu. Sonra Abdullah'a şöyle yazdı: Biz bu dede yüzünden helak olacağımızdan korkuyoruz. Ona mirasın üçte birini ver. Sonra Hz. Ali buraya yani Kufe'ye geldi ve dedeye mirasın altıda birini verdi. Ubeyde şöyle dedi: Hz. Ali ile Ömer'in birlikte verdikleri hüküm, bana ayrı ayrı verdikleri hükümden daha sevimlidir. Zeyd b. Sabit' e gelince, Darimi'nin nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Zeyd, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirasın üçte birini veriyordu. (Darimı, Feraiz) İbn Abdilberr şöyle demiştir: Sahabe arasında Zeyd b. Sabit dedenin baba bir erkek kardeşlerle, ana-baba bir erkek kardeşlere denk olduğu görüşünde tek kalmıştır. Birçok fıkıh bilgini bu konuda ona muhalif olmuştur. Çünkü baba bir erkek kardeşler, ana-baba bir erkek kardeşlerle birlikte bulunduklarında mirastan payalamazlar. Dolayısıyla onları öz kardeşlerle bir tutmanın herhangi bir anlamı yoktur. Zira dedenin miras bölüşme durumunda alacağı mirasın azalacağından korkulur. İbn Abbas, Zeyd b. Sabit'e bu durumu sorunca, Zeyd şöyle demiştir: Sen bu konuda nasıl kendi görüşünü söylüyorsan, ben de kendi görüşümü söylüyorum. Tahav! şöyle demiştir: İmam Malik, Şafil ve Ebu Yusuf, beraberinde ana-baba bir erkek kardeşler bulunduğunda dedeye miras verme noktasında Zeyd b. Sabit'in görüşüne katılmışlardır. Onlara göre dedenin kardeşlerle birlikte mirastan ortaklaşa payalması, alacağı üçte birden daha fazla olduğu takdirde onlarla ortaklaşa böıüşür. Eğer üçte bir onun için daha uygunsa onu alır ve baba bir erkek kardeşler dedeyle birlikte bulunduklarında hiçbir şeyalamayacakları gibi, erkek kardeşlerin oğulları da -öz kardeş bile olsalar- mirastan payalamazlar. Dede ve erkek kardeşlerle birlikte ashab-ı feraizden bir kişi bulunduğunda önce onların hissesi verilir, sonra dedeye mirasçılarla birlikte eşit bölüşmek, kalanın üçte birini almak ve mirasın altıda birini almak seçeneklerinde lehine en uygun olanı verilir. Dedenin hissesi Ekderiyye hariç altıda birden eksik olmaz. Tahav! şöyle demiştir: Hişam'ın nakline göre Muhammed b. el-Hasen dede konusunda hüküm vermemiştir. Ebu Yusuf, İbn Ebu Leyla dede konusunda Hz. Ali'nin görüşünü esas alırlardı. Ahmed b. Hanbel'in yaklaşımı ise dedenin (miras açısından) erkek kardeşlerden birisi gibi olduğudur. Mirasın üçte biri dedenin daha çok lehine olduğunda onu alır. Ashab-ı feraizle birlikte bulunduğunda ise onlar hisselerini aldıktan sonra kardeş gibi bölüşme, mirasın kalanının üçte birini alma ya da tümünün altıda birini alma seçeneklerinden lehine en uygun olanı alır. Yukarıda işaret edilen Ekderiyye'ye merbaatü'l-cemaa da denilir. Çünkü onlar mirasçıların dört kişi oldukları noktasında icma etmişler, ancak hisseleri açısından ihtilaf etmişlerdir. Söz konusu mirasçılar, koca, anne, kız kardeş ve dededir. Bu durumda koca mirasın yarısını alırken, anne üçte birini, dede altıda birini, kız kardeş ise yarısını alır. Burada meselenin paydası genişletilerek miras 27 hisse üzerinden bölüştürülür. Buna göre 27 nin 9'unu koca, 6'sını anne, 4'ünü kız kardeş ve 8'ini dede alır. Bazıları bu meseleyi şu şekilde şiir dizelerine dökmüşlerdir. Bilir misin dört kişinin mirastan hissesini? Hesapla her birinin bu mirastan hissesini! Birisi alır tüm serveti n üçte birini (eş), İkincisine verirler geri kalanın üçte birini (anne) Üçüncü de bundan sonra alır kalanın üçte birini (kız kardeş) Nedir hissesi dördüncünün? Yokla bakalım bilgini! (dede)

Sahîh-i Buhârî, 6738

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عُبَيْدٍ ـ يَعْنِي ابْنَ حُنَيْنٍ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ عَبْدًا خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا مَا شَاءَ، وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ، فَاخْتَارَ مَا عِنْدَهُ ‏"‏‏.‏ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ وَقَالَ فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا‏.‏ فَعَجِبْنَا لَهُ، وَقَالَ النَّاسُ انْظُرُوا إِلَى هَذَا الشَّيْخِ، يُخْبِرُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ وَهْوَ يَقُولُ فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا‏.‏ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرَ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ هُوَ أَعْلَمَنَا بِهِ‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً مِنْ أُمَّتِي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، إِلاَّ خُلَّةَ الإِسْلاَمِ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِدِ خَوْخَةٌ إِلاَّ خَوْخَةُ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minber üzerinde oturdu ve şöyle dedi: Bir kulu, Allah, ona dünya güzelliklerinden dilediklerini vermek ile nezdindekileri seçmek hususunda serbest bıraktı. O da Allah nezdinde olanı seçti. Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı, babalarımız, annelerimiz sana feda olsun dedi. Biz ona hayret ettik. Herkes, şu yaşlı adama bakınız. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın bir kulunu ona dünya güzelliklerini vermek ile nezdindekileri seçmekte muhayyer bırakmış olduğunu haber veriyor, o kalkmış babalarımız annelerimiz sana feda olsun, diyor. Meğer muhayyer bırakılan kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imiş. Ebu Bekir de bu işi aramızda en iyi bilen imiş. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayrıca şöyle buyurdu: Şüphesiz arkadaşlığı ve malı hususunda insanlar arasında bana en çok fedakarlık etmiş olan kişi EbU Bekir'dir ve eğer ümmetim arasından bir Halil (candan dost) edinecek olsaydım, şüphesiz EbU Bekir'i edinirdim. Ancak İslam Halilliği vardır. EbU Bekir'in gediği müstesna- Mescide açılan hiçbir gedik kalmasın hepsi kapatılsın)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallallahualeyhivesellem'in ve ashabının Medine'ye hicreti" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hicreti ile ilgili olarak İbn Abbas'tan gelen rivayete göre, ona Medine'ye hicret hususunda yüce Allah'ın şu buyruğu ile izin verilmiştir: "Ve de ki: Rabbim beni doğruluk girdirişi ile girdir, doğruluk çıkarışı ile çıkar. Tarafından bana destekleyici üstün bir belge ver." [İsra, ı 80] Bu hadisi Tirmizi rivayet etmiş olup, o da Hakim de sahih olduğunu belirtmişlerdir. Hakim de Nebi efendimizin Mekke'den Akabe bey'atinden üç ay ya da ona yakın bir süre sonra çıkıp ayrıldığını zikretmektedir. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in ashabına gelince, onlardan Ebu Bekir esSıddik ile Amir b. Fuheyre onunla birlikte yola çıkmışlardı. Bundan önce ise iki Akabe arasında aralarında İbn Ümmü Mektum'un da bulunduğu bir topluluk Medine'ye çıkmışlardır. Denildiğine göre Medine'ye ilk hicret eden kişi Üm mü Seleme'nin kocası Mahzum oğullarından Ebu Selerne b. Abdi'l-Eşhel hicret etmiştir. Buna sebep ise onun Habeşistan'dan dönmesinden sonra eziyete maruz kalması idi. Tekrar Habeşistan'a hicret etmek üzere karar vermişken Ensardan oniki kişinin olayı ona ulaşınca Medine'ye yönelmiştir. Daha sonra ise az önce geçtiği gibi Ensardan Müslüman olanları İslam hakkında bilgilendirmek üzere Mus'ab b. Umeyr, Medine'ye gitmek üzere yola çıkmıştır. 3899- "Bugün" yani Mekke'nin fethedilmesinden sonra "hicret yoktur." 3900- "Mürninlerden herhangi bir kimse dinini kurtarmak için ... kaçardı." Aişe r.anha hicretin meşruiyetine dair gerekli açıklamalara ve bunun sebebinin dinde fitneye maruz kalma korkusu olduğuna işaret etmiştir. Hüküm illete bağlıdır. Buna göre nerede olursa olsun Allah'a ibadet edebilen bir kimsenin o yerden hicret etmesi icap etmez. Aksi takdirde icap eder. İşte bundan dolayı el-Maverdt şunları söylemektedir: Küfür şehirlerinden herhangi birisinde dinini açıkça ortaya koymaya gücü yeten bir kimse ile artık o şehir (belde), o kimse vasıtası ile Dar-ı İslam olur. Böyle bir yerde ikamet etmek oradan göç etmesinden. daha iyidir. Çünkü bu vesile ile başkasının da İslama girmesi ümit edilir. Cihad bölümünün baş taraflarında "İslam idarecilerinin savaş çağrısına uymanın vücubu" ile ilgili başlıkta İbn Abbas'ın: "Fetihten sonra hicret yoktur" diye rivayet ettiği hadis ile Abdullah b. es-Sa'dt'nin: "Hicretin ardı arkası kesilmez" hadisini birlikte telife işaret edilmiş bulunmaktadır. el-Hattabt de diyor ki: Hicret yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmek, İslamın ilk dönemlerinde istenen bir 'şey idi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye hicret ettikten sonra onunla birlikte savaşmak ve dinin şer'i hükümlerini öğrenmek amacıyla Medine'ye hicret etmek farz kılınmıştır. Şam yüce Allah bu hususu birden çok ayet-i keime'de tekitli bir şekilde ifade etmiş ve hatta hicret eden ile etmeyen arasındaki velilik bağını dahi kopartmış ve şöyle buyurmuştur: "İman edip hicret etmyenıer ise hicret edene kadar sizin onlarla hiçbir velayetiniz yoktur."[Enfal, 72] Mekke fethedilip, insanlar bütün kabilelerden İslama girince farz olan hicret kalktı ve müstehap olarak devam etti. el-Beğavt, Şerhu's-Sünne adlı eserinde şunları söylemektedir: Nebi efendimizin "Fetihten sonra" yani Mekke'den Medine'ye "hicret yoktur" hadisi ile "hicretin ardı arkası kesilmez" buyruğunun bir başka yolla telif edilme ihtimali de vardır. Bu da Müslüman olan kimse için Dar-ı Küfür'den, Dar-ı İslam'a hicret etme gereğinin kesilmeyeceği anlamındadır. el-İsmail1'nin şu lafızIa naklettiği rivayette İbn Ömer maksadı açıkça ifade etmiş bulunmaktadır: "Mekke fethedildikten sonra Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına hicret etme emri sona ermiştir fakat kafirlerle savaşıldığı sürece hicretin ardı arkası kesilmeyecektir." Yani dünyada küfür diyarı bulunduğu sürece Müslüman olup da dini dolayısıyla fitneye maruz kalmaktan korkan kimseye oradan hicret etmek vaciptir. Bundan anlaşıldığına göre; dünyada Dar-ı Küfr'ün kalmadığı var sayılacak olursa, bunu gerektiren sebebin sona ermesi dolayısıyla hicret te sona erer. Doğrusunu err--iyi bilen Allah'tır. 3903- "On yıl muhacir kald!." Yani muhacir olarak on yıl ikamet etti

Sahîh-i Buhârî, 3904
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ مَكَّةَ أَبَى أَنْ يَدْخُلَ الْبَيْتَ وَفِيهِ الآلِهَةُ، فَأَمَرَ بِهَا فَأُخْرِجَتْ، فَأُخْرِجَ صُورَةُ إِبْرَاهِيمَ، وَإِسْمَاعِيلَ فِي أَيْدِيهِمَا مِنَ الأَزْلاَمِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ لَقَدْ عَلِمُوا مَا اسْتَقْسَمَا بِهَا قَطُّ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ دَخَلَ الْبَيْتَ، فَكَبَّرَ فِي نَوَاحِي الْبَيْتِ، وَخَرَجَ وَلَمْ يُصَلِّ فِيهِ‏.‏ تَابَعَهُ مَعْمَرٌ عَنْ أَيُّوبَ‏.‏ وَقَالَ وُهَيْبٌ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye gelince içinde putlar bulunduğu halde Beyt'e girmek istemedi. Emir vererek o putlar dışarı çıkartıldı. Beytin içinden İbrahim'in ve İsmail'in suretleri ellerinde falokları bulunduğu halde çıkartılınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kahretsin onları! Onlar da biliyor ki her ikisi de asla bu fal oklarıyla kısmet aramamlşlardır. Daha sonra Beyt'in içine girdi, Beyt'in etrafında tekbir getirdi ve içinde namaz kılmaksızın dışarı çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hatal'ın Kabe'nin örtülerine asılmış olduğu halde öldürülmesi emri, Kabe'nin öldürülmesi gereken bir kimseyi koruma altına almayacağına delil gösterilmiştir. Aynı şekilde öldürülmesi gereken kimsenin Harem bölgesinde öldürülmesinin caiz olduğuna da delil gösterilmiştir. Fakat bunun delil gösterilmesi su götürür. Çünkü bu kanaate muhalif olanlar şunu delil göstermişlerdir: Bu ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Mekke'de savaşması helal kılınan o saat (kısa süre) zarfında meydana gelmiştir. Ondan sonra ise Allah Resulü onun hurmetinin önceki haline döndüğünü açıkça ifade etmiştir. Sözü geçen bu saate (süreye) gelince, Ahmed('in Müsned'in)de Amr b. Şuayb'ın, babasından, onun dedesinden naklettiği rivayete göre Mekke'nin fethedildiği günü sabahından ikindi vaktine kadar devam etmiştir. "360 tane dikili put." Bunlar yüce Allah'tan başkasına ibadet edilsin diye dikilmişti. "Elindeki bir sopa ile işaret ediyor ve hak geldi. .. diyordu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapması putları ve onlara ibadet edenleri zelil düşürmek ve putların hiçbir fayda ve zarar vermediklerini, kendilerini dahi hiçbir şekilde koruyamadıklarını açıkça göstermek içindi. "Falokları" Bunlar hayır ve şer için kendileri ile kısmet aradıkları oklardı. Hadisten anlaşıldığına göre suret bulunan bir mekanda namaz kılmak mekruhtur. Çünkü dışarıdan bir şirk izlenimi verir. Diğer taraftan ümmetierin çoğunlukla kafir olmaları, suret cihetiyle olmuştur

Sahîh-i Buhârî, 4288
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ خَيَّرَ عَبْدًا بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ ذَلِكَ الْعَبْدُ مَا عِنْدَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ، فَعَجِبْنَا لِبُكَائِهِ أَنْ يُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خُيِّرَ‏.‏ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرُ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ وَمَوَدَّتُهُ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِد ِباب إِلاَّ سُدَّ، إِلاَّ باب أَبِي بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslüman cemaate irad ettiği bir hutbesinde dedi ki: Şüphesiz Allah bir kulu(nu) dünya ile nezdindekilerden birisini seçmek hususunda muhayyer bıraktı. O kul da Allah'ın nezdindekileri seçti. (Ebu Said) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı. Biz de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in seçimde serbest bırakılan bir kula dair haber vermesi dolayısıyla onun niçin ağladığına hayret ettik. Meğer seçmekte serbest bırakılan kişi ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imiş ve Ebu Bekir aramızda en bilgili olanımızmış. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz sohbetinde (arkadaşlığında) ye malında kendisine karşı en çok minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir. Eğer Rabbimin dışında bir halil edinecek olsaydım şüphesiz Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat İslamın kardeşliği ve sevgisi (zaten varolan bir şeydir). Mescidde Ebu Bekir'in kapısı dışında kapatılmadık hiçbir kapı kalmasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Meğer Ebu Bekir bizim en bilgilimiz imiş." Malik'in rivayetinde: "Meğer Ebu Bekir onu" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yahut da sözü geçen ifadeler ile neyin kastedildiğini "en iyi bilenimiz imiş" şeklindedir. "Arkadaşlığında ve malında insanlar arasında kendisine karşı en minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir" buyruğundaki "emen{: en çok minnet altında bırakmış olan; tercümede: en çok minnettar olduğum kişi)" ifadesi bağışlamak, karşılıksız vermek anlamında "el-menn" kökünden tafdil ismidir. Yani karşılıksız olarak insanlar arasında canı ve malı ile bana en fedakar davranan kişi odur. Yoksa yapılan işi hükümsüz kılan minnet altında tutmaktan gelen bir tabir değildir. "Fakat İslam kardeşliği ve sevgisi" hasıl olmuş ve var olan bir şeydir, demektir. Malik'in rivayetinde "bab: kapı" yerine "havha" lafzı kullanılmıştır ki bu da ışığın girmesi için duvarda açılan bir gedik anlamındadır. Yerden yüksek olması da şart değildir. Aşağıda olması halinde istenen yere ulaşmak için yakınlık sağladığından (içinden) girmek mümkün olur. Burada da kastedilen budur. Bundan dolayı hakkında "bab: kapı" lafzı kullanılmıştır. Fakat kapatılıp kilitlenmesi mümkün olmadıkça da böyle bir boşluğa kapı adı verilmez. "Ebu Bekir'in kapısı dışında ... " Kapatmadık hiçbir kapı bırakmayınız. Ebu Bekir'in kapısı müstesna, onu kapatmaksızın bırakınız. Hattabı, İbn Battal ve başkaları der ki: Bu hadiste Ebu Bekir'e ait açık bir, özellik bulunmaktadır. Ayrıca bunda onun halifeliği hak ettiğine dair güçlü bir işaret de vardır. Bilhassa bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatının sonlarında sabit olmuştur. Bu da onlara Ebu Bekir dışında hiçbir kimsenin imamlık yapmamasını emrettiği vakit gerçekleşmiştir. Bazılarının iddia ettiğine göre burada "kapı" halifelikten kinayedir. Kapatılmasının emredilmesi ise, halifeliği istemekten kinayedir. Şöyle buyurmuş gibidir: Ebu Bekir dışında kimse halifeliğe talip olmasın. Onun böyle bir şeye talip olmasında bir sakınca yoktur. Nitekim İbn Hibban da bu hadisi kaydettikten sonra bu görüşe meylederek şöyle demektedir: Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra halifenin Ebu Bekir olacağına delil vardır. Çünkü o: "Mescide açılan bütün gedikleri kapatınız" buyruğu ile kendisinden sonra halife olmaya dair bütün insanların ümitlerini ortadan kaldırmış olmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar Bu başlıktaki hadiste sözü geçenlerin dışında başka hususlar da anlaşılmaktadır: 1. Açıkça görüldüğü gibi Ebu Bekir'in bir fazileti, bir üstünlüğü vardır. O Nebi salı allah u aıeyhi ve selle m tarafından -sözü geçen engel olmasaydı- halil edinilmeye layık birisi idi. 2. "Halil"in, ortaklığın sözkonusu olmayacağı özel bir nitelik olduğu anlaşılmaktadır. 3. Mescitlerin önemli bir zorunluluk bulunmadığı sürece yol gibi kullanılmaktan korunması gerekir. 4. Dinleyenlerin anlama kabiliyetlerini harekete geçirmek için ve anlamak hususunda ilim adamlarının farklılıkları sebebiyle, açık ifade kullanmaksızın özel bilgiye işaret edilebilir. 5. Anlayışı itibariyle daha üstün olan bir kimse, daha alim, daha bilgili denilmeye de hak kazanır. 6.Ahirette olan iyilikleri tercih etmekle teşvik edilmektedir. 7. İyilik yapan kimseye teşekkür etmek, faziletini dile getirmek ve onu övmek yerinde bir davranıştır. 8. İbn Battal der ki: İmam olmaya (halifeliğe) adayalan bir kimsenin, -bu kıssada Ebu Bekir es-Sıddik hakkında görüldüğü gibi- bu liyakatına delil teşkil edecek özel bir üstünlük mertebesine sahip olmasına da işaret edilmektedir. 4. Nebi S.A.V.'DEN SONRA EBU BEKR'İN FAZİLETİ

Sahîh-i Buhârî, 3654
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذُكِرَ عِنْدَهُ عَمُّهُ فَقَالَ ‏ "‏ لَعَلَّهُ تَنْفَعُهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُجْعَلُ فِي ضَحْضَاحٍ مِنَ النَّارِ، يَبْلُغُ كَعْبَيْهِ، يَغْلِي مِنْهُ دِمَاغُهُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ وَالدَّرَاوَرْدِيُّ عَنْ يَزِيدَ بِهَذَا، وَقَالَ تَغْلِي مِنْهُ أُمُّ دِمَاغِهِ‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre "O (Ebu Talib hakkında huzurunda konuşulunca) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: Belki Kıyamet gününde şefaatimin ona faydası olur da Kıyamet gününde topuklarına kadar ulaşacak ve bundan dolayı beyni kaynayacak olan hafif bir ateşe konulur." Bu Hadis 6564 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Talib'in kıssası." Adının, Abdi Menaf olduğu üzerinde ittifak vardır. Resulullah sallallShu aleyhi ve sellem'in babası Abdullah'ın öz kardeşidir. Bundan dolayı Abdulmuttalib vefat ettiğinde torununu ona vasiyet ederek bırakmış, o da büyüyünceye kadar ona bakmıştı. Nebi olarak gönderildiğinden sonra ölünceye kadar Ebu Talib hep ona yardımını sürdürmüştür. Onun Şi'bden çıkışlarından sonra öldüğünü belirtmiş idik. Bu da Nebiliğin onuncu yılı sonlarında olmuştur. Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'i koruyor, onu rahatsız edecek her şeye karşı onu savunuyordu. Bununla birlikte o kavminin dini üzere kalmaya devam ediyordu. Az önce İbn Mes'ud'un rivayet ettiği: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince, Allah onu amcası vasıtasıyla korumuştu" şeklindeki hadis geçmiş bulunmaktadır. Ebu Talib'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i himaye etmesi, onu savunması bilinen ve meşhur bir husustur. Bu hususta onun meşhur şiirleri arasında şu beyit de vardır: "Allah'a yemin ederim hep birlik olsalar dahi sana ulaşamayacaklardır Ta ki ben toprağa uzanıp gömülünceye kadar" "Seni koruyordu" seni kollayıp, gözetliyordu. Bu ibarede İbn İshak'ın sözkonusu ettiği şu hususa da bir işaret vardır: Daha sonra Hatice ve Ebu Talib hicretten üç yıl önce aynı yılda vefat ettiler. Hatice, İslam yolunda kendisi ile huzur bulduğu son derece doğru ve samimi bir yardımcı idi. Ebu Talib de kavmine karşı ona bir destek ve bir yardımcıydı. Ebu Talib öldükten sonra Kureyşliler Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ebu Talib hayatta iken asla ummadıkları bir seviyede rahatsızlık verdiler. Hatta Kureyş'in beyinsizlerinden birisi onun karşısına çıkmış, başının üzerine toprak atmıştı. Bana Hişam b. Urve'nin babasından naklettiğine göre o şöyle demiştir: Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m evine girerken şöyle diyordu: "Ebu Talib ölünceye kadar Kureyşliler bana hoşuma gitmeyecek bir şey yapamamışt!." "O topuklarına kadar varan bir ateş içindedir." (Topuklarına kadar varan ateş diye tercüme ettiğimiz) 'ed-dahdah' topuğa varan su demektir. Yani onun azabı hafifletilmiş bulunmaktadır. Müslim'de yer alan İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Hiç şüphesiz cehenl1em ehli arasında azabı en hafif olan kişi Ebu Talib'dir. Onun beynini kaynatan ayakkabıları olacaktır." Rafızilerden birisinin derlediği ve Ebu Talib'in Müslüman olduğuna delalet eden pek çok vahi (gevşek, senedi sağlam olmayan) hadisi bir araya getirdiği bir cüz gördüm. Bunların hiçbiri sabit değildir. Başarı Allah'tandır. Ben bunları elİsabe adlı eserin Ebu Talib'in hayatını anlatan bölümünde özetledim. "Ebu Talib'in ölüm vakti gelince" yani henüz ölüm hırıltısı boğazına ulaşmadan ... "Senin için tartışayım .. " Cenazeler bölümünün sonlarında: "Allah'ın huzurunda onunla senin lehine şahitlik edeyim" lafzı ile geçmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talib'in bu halde iken şahadet kelimesini getirmek istemeyişinden onun şu zanna sahip olduğunu anlamış gibidir: Ona göre böyle bir şey ölüm halinde söylendiğinde kendisine fayda sağlamayacaktır yahut da namaz ve benzeri diğer amelleri işlernek imkanını bulamadığından bu şahadetin faydasının olmayacağını sanmıştı. Bundan dolayı Nebi efendimiz, onun lehine delil getirip tartışmayı sözkonusu etmiştir . "Şahitlik etme" lafzına gelince, muhtemelen Ebu Talib bunun kendisine fayda sağlamayacağını zannetmiştir. Çünkü o vakit Nebi sallallahu aleyhi ve selle m ile birlikte mu'minlerden hiçbir kimse yanında bulunmuyordu. Resulullah saIJallahu aleyhi ve sellem de bunu söylemiş olduğuna dair lehine şahadette bulunacağını ve bunun kendisine fayda sağlayacağını belirterek gönlünü hoş etmek istedi. Ebu Hazim'in, Ebu Hureyre'den yaptığı ve İmam Ahmed'in naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Ebu Talib dedi ki: Eğer Kureyşliler beni ayıplamayacak ve, ölüm korkusundan başka bir sebeple bunu söylemiş değildir, demeyecek olsalardı bunu söyleyerek senin gönlünü hoş, gözünü aydın ederdim." Hadisten, müşrik yakın akrabayı ziyaret etmenin, hasta ise yanına gitmenin caiz olduğuna, ölümün ağır hastalığı halinde bile tevbenin kabul edileceğine delil vardır. Bu tevbe ölüm meleğinin görüleceği ana kadar makbuldür. O noktadan sonra kabul edilmez. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bizim azabırnızı gördüklerinde imanlarının onlara faydası olmadL" Ayrıca kafir, hak olan şehadeti getirecek olursa azaptan kurtulur. Çünkü İslam kendisinden öncekileri yıkar. Kafirlerin azabı farklı farklıdır. Ebu Talib hakkında sözkonusu olan fayda da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bereketi ile sahip olduğu özelliklerdendir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona, la ilah e illailah demeyi teklif etmekle birlikte bu arada Muhammedu'r-Resulullah dememiş olmasının sebebi, her iki sözün artık tek bir söz gibi oluşundan dolayıdır. Muhtemelen Ebu Talib onun Allah'ın Resulü olduğundan emin idi, fakat tevhidi kabul etmiyordu. Bundan dolayı o "nun" kafiyeli (Nuniye) beyitlerinden birisinde şöyle demiştir: "Davet ettin beni ve senin sadık olduğunu bildimben, Andolsun sen doğru söylemişsin ve önceden de emin birisi idin." Ek bir bilgi: Hayret verici denk düşmelerden birisi de şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve seIJem'in amcaları arasında İslamın gelişine yetişenler dört tanedir. Bunlardan ikisi Müslüman olmadı, ikisi de Müslüman oldu. Müslüman olmayanların adı, Müslümanolanların adı ile aykırılık arzediyordu. Müslüman olmayanların asıl adı, Abdi Menaf olan Ebu Talib ile asıl adı Abdu'l-Uzza olan Ebu Leheb'tir. Oysa Müslüman olanların adları Hamza ile el-Abbas'dır

Sahîh-i Buhârî, 3885
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، كَانَتَا تَخْرِزَانِ فِي بَيْتٍ ـ أَوْ فِي الْحُجْرَةِ ـ فَخَرَجَتْ إِحْدَاهُمَا وَقَدْ أُنْفِذَ بِإِشْفًى فِي كَفِّهَا، فَادَّعَتْ عَلَى الأُخْرَى، فَرُفِعَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ يُعْطَى النَّاسُ بِدَعْوَاهُمْ لَذَهَبَ دِمَاءُ قَوْمٍ وَأَمْوَالُهُمْ ‏"‏‏.‏ ذَكِّرُوهَا بِاللَّهِ وَاقْرَءُوا عَلَيْهَا ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ‏}‏‏.‏ فَذَكَّرُوهَا فَاعْتَرَفَتْ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْيَمِينُ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏

İbn Ebı Müleyke'nin anlattığına göre iki kadın bir evde veya bir odada deri dikiyorlardı. Bir gün içlerinden biri eline biz saplanmış şekilde dışarı çıktı. Bizi eline arkadaşının batırdığını iddia etti. Mesele [çözümlemesi için] İbn Abbas'a götürüldü. İbn Abbas olayı kendisine anlatanlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Eğer iddialarına bakılarak insanlara istedikleri verilseydi, toplumun ne can güvenliği, ne de mal güvenliği kalırdı. Sonra onlardan kadına Allah'ı hatırlatmalarını ve ona "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetini okumalarını istedi. Onlar da gidip kadına bunu hatırlattılar. Kadın hatasını kabul etti. Bunun üzerine İbn Abbas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Yemin davalıya düşer. Fethu'l-Bari Açıklaması: لا خلاق لهم 'illa halaka lehum." Ebu Ubeyde bu ifadeyi "Onların hayırdan hiç nasipleri yoktur," şeklinde tefsır etmiştir. "Ayetin sonunda bulunan Hhllmün sözcüğü elem kökünden türetilmiş olup "acı veren, can yakan anlamına gelir." Burada if'al babından ism-i iail manasında kullanılmıştır." İmam Buharı bu bilgilerden sonra İbn Mes'ud'dan nakledilen hadisi aktardı. Bu hadisin içinde Eş'aslın da sözü bulunmaktadır. O "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetinin bir kuyu hakkında hasmı ile mahkemeleşmesi üzerine kendisi hakkında indiğini söylemiştir. Abdullah İbn Ebı Evfa'dan nakledilen hadis ise bu ayetin pazara mal çıkaran ve malına verilmediği halde yüksek bir fiyat verildiğini söyleyerek Müslümanları aldatmaya çalışan bir adam hakkında indiğini bildirmektedir. Bu iki rivayetin uzlaştırılması "Kitabu'ş-şehadat"ta geçmişti. Doğrusu bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur. Bu ayet iki sebebe binaen inmiştir. Ayrıca ayetin lafzı bu sebeplerden daha genel bir mana taşımaktadır. "İki kadın bir evde veya bir odada deri dikiyorlard!." Bu kadınların isimleri "Kitabu'l-eyman ve'n-nüzur"da hadisin şerh i ile birlikte açıklanacaktır. İmam Buharı söz konusu hadise, İbn Abbas'ın kendisine gelenlerden, şikayetçi kadına "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetini okumalarını istediği için bu başlık altında yer vermiştir. Çünkü bu ifadede ayetin sebebinin hususiliği ile değil de, genel anlamı ile amel etmeye bir işaret vardır. Yine buna göre, yemin etmesi gereken insanlara bu ayet ile nasihatte bulunulur

Sahîh-i Buhârî, 4552
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَتَبْتُ عَنْ يُوسُفَ بْنِ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، فِي بَدْرٍ‏.‏ يَعْنِي حَدِيثَ ابْنَىْ عَفْرَاءَ‏.‏

Salih b. İbrahim'in, Bedir ile ilgili rivayetini yani Afra'nın iki oğluyla ilgili hadisi nakletti. Fethu'l-Bari Açıklaması: 3961- "Abdullah'tan" kasıt Abdullah b. Mesud'dur. "Ebu Cehil'in yanına can çekişirken vardı." Muhtemelen Ebu Cehil savaş esnasında kılıç darbelerine maruz kalmış ve ileride açıklanacağı gibi yere yıkılmıştı. "Ebu Cehil: Sizin böyle bir adamı öldürmenizden daha hayret verici bir şey var mıdır?" sözünün şu anlamda olduğu söylenmiştir: Kavmi tarafından öldürülen bir efendiden daha ileri ne olabilir? Bu açıklamayı Ebu Ubeyde yapmış bulunmaktadır. Bundan sonra gelecek olan Enes yoluyla rivayet edilmiş hadisteki ifade olan: "Öldürdüğünüz bir adamdan daha başka ne olabilir?" sözü bunu desteklemektedir. 3962- "Sen ha, ey Ebu Cehil" çoğu nüshada böyledir. Yalnızca el-MüstemlI'nin rivayetinde: "Bu sensin, Ebu Cehil" şeklindedir. İbn İshak ve Hakim'in rivayet ettiği İbn Abbas yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "İbn Mesud dedi ki: Onu son nefeslerini verirken buldum. Ayağımı boynuna koyarak, ey Allah'ın düşmanı, Allah seni rüsvay etti, dedim. O da beni ne ile rüsvay etti? Sizin tarafınızdan öldürülen bir adamdan başka ne olabilirim, dedL" (İbn İshak) dedi ki: Mahzum oğullarından bazılarının iddiasına göre Ebu Cehil ona şöyle demiştir: "Ey koyun çobancığı, gerçekten çıkılması zor bir yere çıktın." İbn Mesud dedi ki: "Sonra kafasını kestim ve onu Resulullah sallall&hu aleyhi ve sellem'e getirerek, bu Allah'ın düşmanı Ebu Cehil'in başıdır dedim. Allah Resulü: Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah hakkı için mi diye sordu, o da ona (o olduğuna) dair yemin ettL" Ziyadetu'I-Meğfui'de şu ifadeler de yer almaktadır: "O da ona yemin edince, Resulullah sallall&hu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu, sonra da Ebu Cehil'in bulunduğu yere kadar gitti. Yanında durarak üç defa İslam'ı ve Müslümanları aziz kılan Allah'a hamdolsun dedL

Sahîh-i Buhârî, 3964

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.