İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6769

Laws of Inheritance (Al-Faraa'id)

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا، جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ لِصَاحِبَتِهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى، فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ فَأَخْبَرَتَاهُ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ‏.‏ هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ قَطُّ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İki kadın ve kadınların beraberinde iki oğlan çocukları vardı. Bir kurt geldi ve bunlardan birisinin oğlunu kapıp götürdü. Bunun üzerine kadın diğer kadına "Kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Diğeri de "Hayır, kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Nihayet bu iki kadın davalarını Hz. Dauud Nebie arzettiler. O da aralarında büyük kadının lehine hükmetti. Bu iki kadın çıkıp Davud'un oğlu Süleyman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiler ve davalarına yeniden baktırmak için meseleyi ona haber verdiler. Süleyman Nebi a.s.: "Bana bir bıçak getirin, çocuğu iki kadın arasında yarıp paylaştırayım" dedi. Bunun üzerine küçük kadın 'Aman öyle yapma! Allah sana merhamet etsin! Çocuk bu kadının oğludur" deyince, Süleyman da çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti. Ebu Hureyre "VAllahi ben o güne kadar 'sikkiyn' kelimesini asla duymamıştım. Ancak o gün işittim. Bizler sadece "müdye" kelimesini kullanırdık" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, her biri bir oğlana sahip olup, bunlardan birini kurt kapınca, onun hangisi olduğu yolunda ihtilaf eden, sonra anlaşmazlıklarını Davud Nebi s.a.v.'e arz edip, ardından Süleyman Nebi s.a.v.'in hüküm verdiği bu iki kadının kıssasına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Enbiya bölümünde Süleyman'ın aleyhisselam hayatı verilirken genişçe geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Fıkıh bilginleri, kadının çocuğunun nesebini onu inkar eden kocasına veremeyeceği noktasında görüş birliği etmişlerdir. Kadın bu konuda herhangi bir beyyine getirebilirse bu kabul edilir. Çünkü kadın o erkeğin nikahı altındadır. Buna karşılık evli değilse ve babasının kim olduğu bilinmeyen bir çocuk için "Bu benim oğlumdur" deyip, bu konuda kendisiyle hiç kimse çekişmeye girmezse kadının ifadesine göre hareket edilir. Kadın o çocuğa, çocuk da ona mirasçı olur. Ayrıca o çocuğun ana bir kardeşleri de kendisine mirasçı olur. Ancak İbnü't-Tın, İbn Battal'a itiraz etmiş ve İbnü'l-Kasım'dan bir kadın buluntu çocuğun nesebinin kendine ait olduğunu iddia ettiğinde, sözünün kabuledilemeyeceğine dair bir görüş nakletmiştir. Nesai, es-Sünenü'l-Kübra'da bu hadisten çok nefis sonuçlar çıkarmış ve şöyle bir başlık atmıştır: "Hakimin kendisi gibi veya kendisinden daha yüksek mertebede bir başkasının verdiği hükmü -durum bunu gerektirdiğinde- bozması

Sahîh-i Buhârî, 6769

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ‏.‏ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar ateşe düşmeye koyulurlar. " [-3427-] "Ayrıca dedi ki: İki kadının beraberlerinde çocukları da vardı. Kurt gelip, onlardan birisinin çocuğunu alıp gitti. Diğeri: Senin oğlunu alıp gitti, dedi. Öbürü de: Hayır, asıl senin oğlunu alıp gitti, deyince, Davud aleyhi5selam'ın hükmüne başvurdular. O da onun (geriye kalan çocuğun) büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Davud oğlu SÜleyman'ın huzuruna çıktılar ve ona durumu anlattılar. Süleyman: Bana bir bıçak getirin de çocuğu her birisine (yarısını vermek üzere) ortadan böleyim deyince, küçük olanları: Allah'ın rahmeti üzerine olsun yapma, çocuk onundur, dedi. Bunun üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Allah'a yemin ederim o güne kadar ben (bıçak demek olan) es-sikkin lafzını duymamıştım. Biz daha önce ona sadece "el-mudye" derdik, Bu hadis: 6769 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "O ne iyi kuldur. O evvabdır." Dönen, inabe eden, demektir. Bu da "elewab" lafzının açıklamasıdır. İbn Cureye, Mücahid yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ewab, günahlardan çokça dönen demektir. Katade yoluyla da, o itaatkar kimse demektir, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ubeyde dedi ki: "el-Cevabf', cabiye'nin çoğulu olup içine suyun doldurulduğu havuz demektir. "Dabbetu'l-ard"dan kasıt, ağaç kurdudur. "Boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamaya başladı, yani atların yelelerini ve ayaklarını sıvazlad!." Bu İbn Abbas'ın görüşü olup, bunu İbn Cerir rivayet etmiştir. el-Hasen yoluyla da şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ayaklarını kesti ve boyunlarını vurdu, "Onlarla uğraştığımdan ötürü bir daha Rabbime ibadetten beni alıkoyamayacaklar, dedi. "el-Asfad" zincirler demektir. İbn Cerir, es-Süddi yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Asfada vurulmuşlar" ifadesi, zincirlerle elleri boyunlarına bağlanmış olacaktır, demektir. "Dün" yani bundan önceki gece. "Kardeşim Süleyman'ın duasını hatırladım." Yani onun: "Rabbim, benden sonra hiçbir kimseye bağışlamayacağın bir mülk ver"[Sad, 35] dediğini hatırladım. Bununla o ifriti mescidin direğine bağlamaktan vazgeçmesinin, Süleyman aleyhisselam'ın hatırını gözetmekten ötürü olduğuna işaret edilmektedir. Muhtemelen Süleyman'ın hususiyeti de sadece bu kadarıyla değil, istediği her hususta cinleri kullanabilmesi şeklinde idi. Hattabi bu hadisi Süleyman'ın arkadaşlarının, cinleri bu işleri yaparken gerçek şekil ve kılıklarında görebildiklerine delil göstermiş ve üce Allah'ın: "O ve onun kabilesi sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizleri görürler. "[A'raf,27]] buyruğundan maksadın da Ademoğullarının çoğunlukla görülen hallerinin böyle olduğu şeklindedir, diye, açıklamıştır. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: İnsanların cinleri asli heyetleriyle göremeyecekleri ayetten kesin olarak anlaşılmamaktadır. Hatta ayetin zahirinden bunun mümkün olduğu dahi anlaşılabilir. Bizim onları göremeyişimiz onların bizi görmeleri hali ile kayıtlıdır. Bu ise bu halin dışındaki durumlarda kendilerini görmemizin imkan dahilinde olduğunu reddetmemektedir. Bununla birlikte , uyruğun umumi bir anlam ifade etme ihtimali de vardır. çoğu ilim adamlarının anladığı budur. Hatta Şafii şöyle demiştir: Kim cinleri gördüğünü iddia ederse biz de onun şahitliğini kabul etmeyiz. Bu görüşüne de bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Süleyman b. Davud: Bu gece dolaşacağım ... dedi" ifadesi cimadan kinayedir. "Her kadın Allah yolunda cihad edecek bir süvariye hamile kalacak." O, bu sözlerini hayır temennisinde bulunmak üzere söylemişti. Bunu kat'i bir ifade olarak kullanması ise böyle bir ümidin gerçekleşeceği kanaatinin onda ağır basmış olması idi. Çünkü bu temenniden maksadı hayırdı ve dünyevi bir maksat için değil, uhrevi bir amaçla bunu istemişti. Seleften birisi şöyle demiştir: Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem bu hadis ile temennide bulunurken işi Allah'a havale etmekten yüz çevirmenin afet olduğuna dikkat çekmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilahi kaderin gerçekleşmesi için o istisnada bulunmayı (inşallah demeyi) unutmuş oldu. "Arkadaşı ona inşallah de, dedi." ileride gelecek olan Ma'mer'in, Tavus'tan naklettiği rivayetinde: "Melek ona ... dedi" şeklindedir. Kurtubi hadisteki: "Arkadaşı yada melek ona dedi" buyruğu hakkında şunları söylemektedir: Şayet bu kişi onun arkadaşı ise bununla kastedilen, insan ve cinlerden veziridir. Eğer bu arkadaşı melek ise ona vahiy getiren melektir. "O demedi." Kadı Iyad dedi ki: Bir başka rivayet yolunda: "Unuttu" diye gelen lafız bunu açıklamaktadır. "Ancak yarısı bulunmayan tek bir düşük." Şuayb'in rivayetinde şu şekildedir: "O kadınlardan sadece bir tek kadın hamile kaldı. O da yarım bir çocuk doğurdu." "Eğer onu demiş olsaydı, Allah yolunda cihad edeceklerdi." Maksat, onun istediğinin gerçekleşmiş olacağını anlatmaktır. Fakat Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in bu kıssada Süleyman aleyhisselam hakkında bu durumu bize haber vermiş olması, (inşallah diyerek) istisnada bulunan herkesin her dilediğinin gerçekleşmesi gerekmez. Aksine istisna yapılırsa bu temenninin gerçekleşmesi ümit edilebilir. İstisnanın terk edilmesi halinde ise, temenni edilenin gerçekleşmeyeceğinden korkulur. Böylelikle Musa'nın Hızır'a söylediği: "İnşailah beni sabredici bulacaksın" sözlerine karşılık Hızır'ın ona sonunda: "İşte bu, senin tahammül edemediğin şeylerin açıklamasıdır" diye söylediği sözleri ile ilgili olarak yapılabilecek itirazlara da cevap verilebilmektedir." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1. Hayır işlernek ve onun sebeplerine sarılmak bir fazilettir. Mübah ve zevk veren pek çok şey, niyet ve kasıt neticesinde mustehab olabilir. 2. Bu işi yapacağım, diyen kimsenin (inşallah diyerek) istisnada bulunması mustehabtır. 3. Yeminden sonra inşallah demek, yeminin hükmünü kaldırır. İstisna ile yeminin arka arkaya yapılması şartıyla bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Yeminler ve nezirler bahsinde bazı açıklamalar ile birlikte gelecektir. (6718 ve 6720 numaralı hadisler de.) 4. İstisna ancak telaffuz edilmekle olur. Niyet istisna için yeterli değildir. Bu hususta kimi Maliki alimlerden nakledilen görüşler dışında ittifak vardır. 5. Bu hadisten anlaşıldığına göre nebilerin cima' hususunda üstün bir güçleri vardır. Bu ise niyetlerinin sahih olduğuna, erkeklik güçlerinin üstün olduğuna, erkekliklerinin mükemmelolduğuna delildir. Bununla birlikte, onlar ibadet ve ilirnlerle de meşguloluyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu husustaki mucizesi en ileri derecededir. Çünkü o Rabbine ibadet ile, bunun ilimieri ile ve insanların işleri ile uğraşmakla birlikte, bedenin çokça cima' etme gücünü zayıflatması sonucunu veren bir iş olarak oldukça az yer ve içerdi. Bununla birlikte bir gecede bütün hanımlarını dolaş ır ve bir defa guslederdi. Hanımlarının sayısı da onbir tane idi. Bu husus daha önce Gusül bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Denildiğine göre Allah'a karşı daha takvalı olan kimsenin şehveti de daha güçlü olur. Çünkü takvalı olmayan kimse, bakmak ve benzeri haller ile etrafını gözetler durur. Kurtubi der ki: Süleyman aleyhisselam'ın bu sözleri ile Rabbine karşı kat'i bir talepte bulunduğunu zannedenler, ancak enbiyanın hallerini ve Allah'a karşı edeplerini bilmeyen kimseler olabilir. İbnu'l-Cevzı der ki: Süleyman bir gecede suyundan bu sayıda kişinin yaratılacağını nereden biliyordu? Böyle bir şeyi bilmesinin vahiy yoluyla olmasına imkan yoktur, çünkü olmadı. Bu hususta işin onun elinde olması da mümkün • değildir. Çünkü bu Allah'ın iradesine bağlı bir şeydir, diye sorulacak olursa buna verilecek cevap şudur: Bu, yüce Allah'tan bir temenni kabilindendir. Ondan böyle bir şey isternek ve dilernek demektir. Bu hususa dair yemin etmesi de Enes b. en-Nadr'ın: "Allah'a yemin ederim, onun dişi kırılmayacaktır" demesine benzer. Şu ihtimal de sözkonusudur. Yüce Allah onun: Kendisinden sonra hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülkü kendisine bağışlaması için yaptığı duayı yüce Allah kabul edince, ona göre bu da bu duanın kapsamı içerisinde olduğundan kesin bir ifade ile böyle bir dilekte bulunmuş oldu. Bu husustaki en kuwetli ihtimal ilk olarak zikrettiğim ihtimaldir. Başarı Allah'tandır. Derim ki: Yüce Allah'ın bu hususta ona istisnada bulunma şartı ile kayıtlı olmak üzere vahyetmiş olma ihtimali de vardır. Ancak o, istisnada bulunmayı unutunca şart gerçekleşmediğinden ötürü isteği gerçeleşmedi. 6. Hadisten anlaşıldığına göre Nebiler de yanılabilirler, bu onların üstün makamlarına bir gölge düşürmez. "İlk olarak hangi mescid bina edildi." İbrahim aleyhisseliım'ın kıssası anlatılırken buna dikkat çekilmiş idi. 7. "Namaz vaktine nerede erişirsen" ifadesinde namazı ilk vaktinde kılmaya dikkat etme gereğine işaret edilmektedir. 8.Ayrıca bu, vakitleri bilmeye de bir teşvik ihtiva eder. 9. Bunda ibadetin yapılacağı en faziletli mekanda bulunulamayacak olursa, böyle bir imkan yok diye emrolunanın terk edilmeyeceğine de işaret vardır. Aksine emrolunan işi fazileti daha az olan yerde de yapar. Çünkü Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem Ebu Zerr'in özellikle ilk bina edilen mescide dair soru sormasından namazını da özellikle o mescidde kılmak istediğini anlamış gibidir. Bundan dolayı namaz vakti girdiğinde namazı kılmanın en faziletli mekanda bulunmaya bağlı olmadığına dikkat çekmiş olmaktadır. 10. Muhammed ümmetinin fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Çunkü onlardan önceki ümmetler ancak özel bir yerde namaz kılabiliyorlardl. Buna teyemmüm bölümünde de dikkat çekilmiş bUlL1f1maktadır.(335 nolu hadis ) 11. Hadisten anlaşılan bir d,iğer hüküm de şudur: Cevap sorudan daha geniş ve kapsamlı olabilir. Özellikle geniş ve kapsamlı cevap ile soru soranın daha çok fayda sağlaması ihtimali varsa bu böyledir. 12. "Benim misalim" benim insanları kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak İslama davet edişim ile nefislerinin kendilerine süsleyip güzel gösterdiği batııda kalmaya devam etmelerinin misali. .. demektir. Nevevı der ki: Hadisin anlatmak istediği şudur: Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem kendisine muhalefet edenleri ateş böceklerine ve onların ahirette cehennem ateşine düşmelerini de ateş böceklerinin dünyadaki ateşe düşmelerine benzetmektedir. Aynı zamanda onlar buna düşmek için çok ısra1ı oldukları halde o da onları engellemeye çalışmaktadır. Bu benzetmenin unsurları arasında ortak özellik, hevanın peşinden gitmek, ayırt etme gücünün zayıflığı ve her iki grubun da kendilerini helak etmek hususunda ısrarlı davranışlarıdır. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabi der ki: Bu, anlatmak istediği manaları pek çok bir örnektir. Maksat yaratılmışların kendilerini ateşe doğru çeken şeyleri hel ak olmak amacıyla yapmadıklarını anlatmaktır. Onların bunları yapmaları, bir takım menfaatler elde etmek maksadına bağlıdır ve şehvetin, arzunun peşinden gitmenin bir sonucudur. Nitekim ateş böcekleri orada helak olmak adına ateşe atılmazlar. Aksine onlar ateşteki aydınlığın cazibesine kapılırlar. Onların hiçbir şekilde görmedikleri söylenmiş ise de bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle de söylenmiştir: Bu böcekler karanlıkta olur, aydınlığı görünce o aydınlığın ışık saçan bir pencere olduğunu zanneder. Bunun için oraya doğru gider, fakat farkına varmadan ateşte yanar. Gazzali der ki: Buradaki temsil ile insanın arzu ve isteklerine eğilmesinin şekli, bu böceklerin ateşe gelişigüzel atılmalarına benzetilmektedir, fakat insanoğlunun bilgisizliği bu böceklerin bilgisizliğinden daha ileri derecededir. Çünkü böceklerin ışığın dış görünüşüne aldanışları, o ışıkta yanarak gördükleri azap ile derhal sona eriverir. İnsanoğlu ise ya çok uzun bir süre yahut da ebediyen cehennem ateşinde kalır. Yardım Allah'tandır. "çocuğun büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi." Denildiğine göre onların soru sormaları, mahkemedeki hakimin hükmünü öğrenmek kastı ile değil, fetva sormak amacıyla olmuştu. Bundan dolayı Süleyman'ın o hükmü nakzetmesi sözkonusu olmuştur. Ancak Kurtubi buna şu şekilde itiraz etmiştir: Hadisin lafzında, hükmüne başvurmaları üzerine hüküm verdiği belirtilmektedir. Bir diğer itiraz konusu da Nebiin fetvasının da, hükmünün de gereğini yerine getirmenin vücObu açısından aynı olduğudur. ed-Davudi der ki: Kadınların bu soruyu sormaları istişare kabilinden idi. Davud, Süleyman'ın görüşünün doğruluğunu açıkça anlayınca hemen onu yürürlüğe koydu. İbnu'l-Cevzi der ki: Söylenmesi gereken şudur: Davud aleyhisselam, kendisince büyük kadının söylediklerini tercih etmesini gerektiren bir sebep dolayısıyla çocuğun ona ait olduğuna hüküm vermiştir. Çünkü her iki kadının da bir delilleri bulunmamakta idi. Bunun hadiste -ihtisar olmak üzere- tayin edilmemiş olması böyle bir şeyin vukua gelmemiş olmasını gerektirmez. Şöyle denilebilir: Kalan çocuk büyük kadının elinde bulunuyordu. Diğeri ise çocuğun kendisine ait olduğuna dair delilortaya koyamamıştı. (İbnu'l-Cevzi devamla) dedi ki: Bu şer'i kaidelere uygun, güzel bir yorumdur. Ayrıca hadisin anlatımı içerisinde bunun uygun olmadığını ortaya koyan yada engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Şayet: Süleyman'ın onun hükmünü nakzetmesi nasıl uygun düşmüştür, diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir: Onun kastı hükmü nakzetmek değildir. O hakikatin ne olduğunu ortaya çıkartan oldukça incelikli bir yola başvurmuştu. Çünkü her iki kadın Süleyman'a olayı anlatınca, çocuğu iki kadının arasında bölüştürmek için bir bıçak getirilmesini istedi. Oysa içten içe böyle bir şeyi kesinlikle kararlaştırmış değildi. O bu yolla durumu açığa çıkarmak istemişti. İleri derecedeki şefkatini gösteren küçük kadının buna tahammül gösteremernesi dolayısıyla gözettiği amaç da gerçekleşmiş oldu. Arkasından da küçük kadının, çocuğun büyük kadına ait olduğu şeklindeki ikrarına da iltifat etmedi. Çünkü küçük kadının, çocuğun hayatta kalmasını tercih ettiğini öğrenmiş oldu. Bu kıssa, zekanın ve kavrayışın yaşın büyüklüğüyle, küçüklüğüyle ilgisi bulunmayan Allah'tan bir bağış olduğunu göstermektedir. Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Hak tek bir taraftadır. Nebilerin de ictihatlarına göre hüküm vermeleri -vahiy yoluyla buna dair nassa sahip olmaları mümkün olmakla birlikte- uygun olan bir şeydir. Fakat bu şekilde hareket etmeleri onların ecirlerinin attmasına sebep olur. Diğer taraftan bu hususta hatadan korunmuş olmaları da 'sözkonusudur. Çünkü onlar masumiyetleri dolayısı ile batılda terk edilmezler. Nevevı der ki: Süleyman bu işi hakkı ortaya çıkarmak ve gerekli bir çareye başvurmak için yapmıştır. Sönunda ortaya çıkan bu durum da lehine hüküm verilen bir kims,enin hükümdeh sO,ma hakkın, hasmına ait olduğunu itiraf etmesi haline benzemiştir. Hadisten anlaşıldığına göre hakların gerçek sahiplerinin ortaya çıkartılabilmesi için hüküm vermek için bir takım çarelere {hilelere} başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunu yapabilmek için' ileri derecede bir zekaya ve bu gibi hallerlE! iyice fli dış lı olup, tecrübe sahibi olmaya bağlıdır

Sahîh-i Buhârî, 3427
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ‏.‏ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar ateşe düşmeye koyulurlar. " [-3427-] "Ayrıca dedi ki: İki kadının beraberlerinde çocukları da vardı. Kurt gelip, onlardan birisinin çocuğunu alıp gitti. Diğeri: Senin oğlunu alıp gitti, dedi. Öbürü de: Hayır, asıl senin oğlunu alıp gitti, deyince, Davud aleyhi5selam'ın hükmüne başvurdular. O da onun (geriye kalan çocuğun) büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Davud oğlu SÜleyman'ın huzuruna çıktılar ve ona durumu anlattılar. Süleyman: Bana bir bıçak getirin de çocuğu her birisine (yarısını vermek üzere) ortadan böleyim deyince, küçük olanları: Allah'ın rahmeti üzerine olsun yapma, çocuk onundur, dedi. Bunun üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Allah'a yemin ederim o güne kadar ben (bıçak demek olan) es-sikkin lafzını duymamıştım. Biz daha önce ona sadece "el-mudye" derdik, Bu hadis: 6769 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "O ne iyi kuldur. O evvabdır." Dönen, inabe eden, demektir. Bu da "elewab" lafzının açıklamasıdır. İbn Cureye, Mücahid yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ewab, günahlardan çokça dönen demektir. Katade yoluyla da, o itaatkar kimse demektir, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ubeyde dedi ki: "el-Cevabf', cabiye'nin çoğulu olup içine suyun doldurulduğu havuz demektir. "Dabbetu'l-ard"dan kasıt, ağaç kurdudur. "Boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamaya başladı, yani atların yelelerini ve ayaklarını sıvazlad!." Bu İbn Abbas'ın görüşü olup, bunu İbn Cerir rivayet etmiştir. el-Hasen yoluyla da şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ayaklarını kesti ve boyunlarını vurdu, "Onlarla uğraştığımdan ötürü bir daha Rabbime ibadetten beni alıkoyamayacaklar, dedi. "el-Asfad" zincirler demektir. İbn Cerir, es-Süddi yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Asfada vurulmuşlar" ifadesi, zincirlerle elleri boyunlarına bağlanmış olacaktır, demektir. "Dün" yani bundan önceki gece. "Kardeşim Süleyman'ın duasını hatırladım." Yani onun: "Rabbim, benden sonra hiçbir kimseye bağışlamayacağın bir mülk ver"[Sad, 35] dediğini hatırladım. Bununla o ifriti mescidin direğine bağlamaktan vazgeçmesinin, Süleyman aleyhisselam'ın hatırını gözetmekten ötürü olduğuna işaret edilmektedir. Muhtemelen Süleyman'ın hususiyeti de sadece bu kadarıyla değil, istediği her hususta cinleri kullanabilmesi şeklinde idi. Hattabi bu hadisi Süleyman'ın arkadaşlarının, cinleri bu işleri yaparken gerçek şekil ve kılıklarında görebildiklerine delil göstermiş ve üce Allah'ın: "O ve onun kabilesi sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizleri görürler. "[A'raf,27]] buyruğundan maksadın da Ademoğullarının çoğunlukla görülen hallerinin böyle olduğu şeklindedir, diye, açıklamıştır. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: İnsanların cinleri asli heyetleriyle göremeyecekleri ayetten kesin olarak anlaşılmamaktadır. Hatta ayetin zahirinden bunun mümkün olduğu dahi anlaşılabilir. Bizim onları göremeyişimiz onların bizi görmeleri hali ile kayıtlıdır. Bu ise bu halin dışındaki durumlarda kendilerini görmemizin imkan dahilinde olduğunu reddetmemektedir. Bununla birlikte , uyruğun umumi bir anlam ifade etme ihtimali de vardır. çoğu ilim adamlarının anladığı budur. Hatta Şafii şöyle demiştir: Kim cinleri gördüğünü iddia ederse biz de onun şahitliğini kabul etmeyiz. Bu görüşüne de bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Süleyman b. Davud: Bu gece dolaşacağım ... dedi" ifadesi cimadan kinayedir. "Her kadın Allah yolunda cihad edecek bir süvariye hamile kalacak." O, bu sözlerini hayır temennisinde bulunmak üzere söylemişti. Bunu kat'i bir ifade olarak kullanması ise böyle bir ümidin gerçekleşeceği kanaatinin onda ağır basmış olması idi. Çünkü bu temenniden maksadı hayırdı ve dünyevi bir maksat için değil, uhrevi bir amaçla bunu istemişti. Seleften birisi şöyle demiştir: Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem bu hadis ile temennide bulunurken işi Allah'a havale etmekten yüz çevirmenin afet olduğuna dikkat çekmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilahi kaderin gerçekleşmesi için o istisnada bulunmayı (inşallah demeyi) unutmuş oldu. "Arkadaşı ona inşallah de, dedi." ileride gelecek olan Ma'mer'in, Tavus'tan naklettiği rivayetinde: "Melek ona ... dedi" şeklindedir. Kurtubi hadisteki: "Arkadaşı yada melek ona dedi" buyruğu hakkında şunları söylemektedir: Şayet bu kişi onun arkadaşı ise bununla kastedilen, insan ve cinlerden veziridir. Eğer bu arkadaşı melek ise ona vahiy getiren melektir. "O demedi." Kadı Iyad dedi ki: Bir başka rivayet yolunda: "Unuttu" diye gelen lafız bunu açıklamaktadır. "Ancak yarısı bulunmayan tek bir düşük." Şuayb'in rivayetinde şu şekildedir: "O kadınlardan sadece bir tek kadın hamile kaldı. O da yarım bir çocuk doğurdu." "Eğer onu demiş olsaydı, Allah yolunda cihad edeceklerdi." Maksat, onun istediğinin gerçekleşmiş olacağını anlatmaktır. Fakat Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in bu kıssada Süleyman aleyhisselam hakkında bu durumu bize haber vermiş olması, (inşallah diyerek) istisnada bulunan herkesin her dilediğinin gerçekleşmesi gerekmez. Aksine istisna yapılırsa bu temenninin gerçekleşmesi ümit edilebilir. İstisnanın terk edilmesi halinde ise, temenni edilenin gerçekleşmeyeceğinden korkulur. Böylelikle Musa'nın Hızır'a söylediği: "İnşailah beni sabredici bulacaksın" sözlerine karşılık Hızır'ın ona sonunda: "İşte bu, senin tahammül edemediğin şeylerin açıklamasıdır" diye söylediği sözleri ile ilgili olarak yapılabilecek itirazlara da cevap verilebilmektedir." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1. Hayır işlernek ve onun sebeplerine sarılmak bir fazilettir. Mübah ve zevk veren pek çok şey, niyet ve kasıt neticesinde mustehab olabilir. 2. Bu işi yapacağım, diyen kimsenin (inşallah diyerek) istisnada bulunması mustehabtır. 3. Yeminden sonra inşallah demek, yeminin hükmünü kaldırır. İstisna ile yeminin arka arkaya yapılması şartıyla bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Yeminler ve nezirler bahsinde bazı açıklamalar ile birlikte gelecektir. (6718 ve 6720 numaralı hadisler de.) 4. İstisna ancak telaffuz edilmekle olur. Niyet istisna için yeterli değildir. Bu hususta kimi Maliki alimlerden nakledilen görüşler dışında ittifak vardır. 5. Bu hadisten anlaşıldığına göre nebilerin cima' hususunda üstün bir güçleri vardır. Bu ise niyetlerinin sahih olduğuna, erkeklik güçlerinin üstün olduğuna, erkekliklerinin mükemmelolduğuna delildir. Bununla birlikte, onlar ibadet ve ilirnlerle de meşguloluyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu husustaki mucizesi en ileri derecededir. Çünkü o Rabbine ibadet ile, bunun ilimieri ile ve insanların işleri ile uğraşmakla birlikte, bedenin çokça cima' etme gücünü zayıflatması sonucunu veren bir iş olarak oldukça az yer ve içerdi. Bununla birlikte bir gecede bütün hanımlarını dolaş ır ve bir defa guslederdi. Hanımlarının sayısı da onbir tane idi. Bu husus daha önce Gusül bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Denildiğine göre Allah'a karşı daha takvalı olan kimsenin şehveti de daha güçlü olur. Çünkü takvalı olmayan kimse, bakmak ve benzeri haller ile etrafını gözetler durur. Kurtubi der ki: Süleyman aleyhisselam'ın bu sözleri ile Rabbine karşı kat'i bir talepte bulunduğunu zannedenler, ancak enbiyanın hallerini ve Allah'a karşı edeplerini bilmeyen kimseler olabilir. İbnu'l-Cevzı der ki: Süleyman bir gecede suyundan bu sayıda kişinin yaratılacağını nereden biliyordu? Böyle bir şeyi bilmesinin vahiy yoluyla olmasına imkan yoktur, çünkü olmadı. Bu hususta işin onun elinde olması da mümkün • değildir. Çünkü bu Allah'ın iradesine bağlı bir şeydir, diye sorulacak olursa buna verilecek cevap şudur: Bu, yüce Allah'tan bir temenni kabilindendir. Ondan böyle bir şey isternek ve dilernek demektir. Bu hususa dair yemin etmesi de Enes b. en-Nadr'ın: "Allah'a yemin ederim, onun dişi kırılmayacaktır" demesine benzer. Şu ihtimal de sözkonusudur. Yüce Allah onun: Kendisinden sonra hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülkü kendisine bağışlaması için yaptığı duayı yüce Allah kabul edince, ona göre bu da bu duanın kapsamı içerisinde olduğundan kesin bir ifade ile böyle bir dilekte bulunmuş oldu. Bu husustaki en kuwetli ihtimal ilk olarak zikrettiğim ihtimaldir. Başarı Allah'tandır. Derim ki: Yüce Allah'ın bu hususta ona istisnada bulunma şartı ile kayıtlı olmak üzere vahyetmiş olma ihtimali de vardır. Ancak o, istisnada bulunmayı unutunca şart gerçekleşmediğinden ötürü isteği gerçeleşmedi. 6. Hadisten anlaşıldığına göre Nebiler de yanılabilirler, bu onların üstün makamlarına bir gölge düşürmez. "İlk olarak hangi mescid bina edildi." İbrahim aleyhisseliım'ın kıssası anlatılırken buna dikkat çekilmiş idi. 7. "Namaz vaktine nerede erişirsen" ifadesinde namazı ilk vaktinde kılmaya dikkat etme gereğine işaret edilmektedir. 8.Ayrıca bu, vakitleri bilmeye de bir teşvik ihtiva eder. 9. Bunda ibadetin yapılacağı en faziletli mekanda bulunulamayacak olursa, böyle bir imkan yok diye emrolunanın terk edilmeyeceğine de işaret vardır. Aksine emrolunan işi fazileti daha az olan yerde de yapar. Çünkü Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem Ebu Zerr'in özellikle ilk bina edilen mescide dair soru sormasından namazını da özellikle o mescidde kılmak istediğini anlamış gibidir. Bundan dolayı namaz vakti girdiğinde namazı kılmanın en faziletli mekanda bulunmaya bağlı olmadığına dikkat çekmiş olmaktadır. 10. Muhammed ümmetinin fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Çunkü onlardan önceki ümmetler ancak özel bir yerde namaz kılabiliyorlardl. Buna teyemmüm bölümünde de dikkat çekilmiş bUlL1f1maktadır.(335 nolu hadis ) 11. Hadisten anlaşılan bir d,iğer hüküm de şudur: Cevap sorudan daha geniş ve kapsamlı olabilir. Özellikle geniş ve kapsamlı cevap ile soru soranın daha çok fayda sağlaması ihtimali varsa bu böyledir. 12. "Benim misalim" benim insanları kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak İslama davet edişim ile nefislerinin kendilerine süsleyip güzel gösterdiği batııda kalmaya devam etmelerinin misali. .. demektir. Nevevı der ki: Hadisin anlatmak istediği şudur: Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem kendisine muhalefet edenleri ateş böceklerine ve onların ahirette cehennem ateşine düşmelerini de ateş böceklerinin dünyadaki ateşe düşmelerine benzetmektedir. Aynı zamanda onlar buna düşmek için çok ısra1ı oldukları halde o da onları engellemeye çalışmaktadır. Bu benzetmenin unsurları arasında ortak özellik, hevanın peşinden gitmek, ayırt etme gücünün zayıflığı ve her iki grubun da kendilerini helak etmek hususunda ısrarlı davranışlarıdır. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabi der ki: Bu, anlatmak istediği manaları pek çok bir örnektir. Maksat yaratılmışların kendilerini ateşe doğru çeken şeyleri hel ak olmak amacıyla yapmadıklarını anlatmaktır. Onların bunları yapmaları, bir takım menfaatler elde etmek maksadına bağlıdır ve şehvetin, arzunun peşinden gitmenin bir sonucudur. Nitekim ateş böcekleri orada helak olmak adına ateşe atılmazlar. Aksine onlar ateşteki aydınlığın cazibesine kapılırlar. Onların hiçbir şekilde görmedikleri söylenmiş ise de bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle de söylenmiştir: Bu böcekler karanlıkta olur, aydınlığı görünce o aydınlığın ışık saçan bir pencere olduğunu zanneder. Bunun için oraya doğru gider, fakat farkına varmadan ateşte yanar. Gazzali der ki: Buradaki temsil ile insanın arzu ve isteklerine eğilmesinin şekli, bu böceklerin ateşe gelişigüzel atılmalarına benzetilmektedir, fakat insanoğlunun bilgisizliği bu böceklerin bilgisizliğinden daha ileri derecededir. Çünkü böceklerin ışığın dış görünüşüne aldanışları, o ışıkta yanarak gördükleri azap ile derhal sona eriverir. İnsanoğlu ise ya çok uzun bir süre yahut da ebediyen cehennem ateşinde kalır. Yardım Allah'tandır. "çocuğun büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi." Denildiğine göre onların soru sormaları, mahkemedeki hakimin hükmünü öğrenmek kastı ile değil, fetva sormak amacıyla olmuştu. Bundan dolayı Süleyman'ın o hükmü nakzetmesi sözkonusu olmuştur. Ancak Kurtubi buna şu şekilde itiraz etmiştir: Hadisin lafzında, hükmüne başvurmaları üzerine hüküm verdiği belirtilmektedir. Bir diğer itiraz konusu da Nebiin fetvasının da, hükmünün de gereğini yerine getirmenin vücObu açısından aynı olduğudur. ed-Davudi der ki: Kadınların bu soruyu sormaları istişare kabilinden idi. Davud, Süleyman'ın görüşünün doğruluğunu açıkça anlayınca hemen onu yürürlüğe koydu. İbnu'l-Cevzi der ki: Söylenmesi gereken şudur: Davud aleyhisselam, kendisince büyük kadının söylediklerini tercih etmesini gerektiren bir sebep dolayısıyla çocuğun ona ait olduğuna hüküm vermiştir. Çünkü her iki kadının da bir delilleri bulunmamakta idi. Bunun hadiste -ihtisar olmak üzere- tayin edilmemiş olması böyle bir şeyin vukua gelmemiş olmasını gerektirmez. Şöyle denilebilir: Kalan çocuk büyük kadının elinde bulunuyordu. Diğeri ise çocuğun kendisine ait olduğuna dair delilortaya koyamamıştı. (İbnu'l-Cevzi devamla) dedi ki: Bu şer'i kaidelere uygun, güzel bir yorumdur. Ayrıca hadisin anlatımı içerisinde bunun uygun olmadığını ortaya koyan yada engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Şayet: Süleyman'ın onun hükmünü nakzetmesi nasıl uygun düşmüştür, diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir: Onun kastı hükmü nakzetmek değildir. O hakikatin ne olduğunu ortaya çıkartan oldukça incelikli bir yola başvurmuştu. Çünkü her iki kadın Süleyman'a olayı anlatınca, çocuğu iki kadının arasında bölüştürmek için bir bıçak getirilmesini istedi. Oysa içten içe böyle bir şeyi kesinlikle kararlaştırmış değildi. O bu yolla durumu açığa çıkarmak istemişti. İleri derecedeki şefkatini gösteren küçük kadının buna tahammül gösteremernesi dolayısıyla gözettiği amaç da gerçekleşmiş oldu. Arkasından da küçük kadının, çocuğun büyük kadına ait olduğu şeklindeki ikrarına da iltifat etmedi. Çünkü küçük kadının, çocuğun hayatta kalmasını tercih ettiğini öğrenmiş oldu. Bu kıssa, zekanın ve kavrayışın yaşın büyüklüğüyle, küçüklüğüyle ilgisi bulunmayan Allah'tan bir bağış olduğunu göstermektedir. Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Hak tek bir taraftadır. Nebilerin de ictihatlarına göre hüküm vermeleri -vahiy yoluyla buna dair nassa sahip olmaları mümkün olmakla birlikte- uygun olan bir şeydir. Fakat bu şekilde hareket etmeleri onların ecirlerinin attmasına sebep olur. Diğer taraftan bu hususta hatadan korunmuş olmaları da 'sözkonusudur. Çünkü onlar masumiyetleri dolayısı ile batılda terk edilmezler. Nevevı der ki: Süleyman bu işi hakkı ortaya çıkarmak ve gerekli bir çareye başvurmak için yapmıştır. Sönunda ortaya çıkan bu durum da lehine hüküm verilen bir kims,enin hükümdeh sO,ma hakkın, hasmına ait olduğunu itiraf etmesi haline benzemiştir. Hadisten anlaşıldığına göre hakların gerçek sahiplerinin ortaya çıkartılabilmesi için hüküm vermek için bir takım çarelere {hilelere} başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunu yapabilmek için' ileri derecede bir zekaya ve bu gibi hallerlE! iyice fli dış lı olup, tecrübe sahibi olmaya bağlıdır

Sahîh-i Buhârî, 3426
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَقْتَتِلَ فِئَتَانِ، فَيَكُونَ بَيْنَهُمَا مَقْتَلَةٌ عَظِيمَةٌ، دَعْوَاهُمَا وَاحِدَةٌ، وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُبْعَثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قَرِيبًا مِنْ ثَلاَثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her ikisinin de davası bir olan iki büyük kesim birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır." [-3609-] Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her ikisinin de davası bir olan iki büyük kesim birbiriyle savaşıp aralarında çok sayıda ölümler olmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Hepsi de Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden, çok yalan söyleyen otuz'a yakın Deccal de ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: 3606- (Bu babda) 29. hadis olan Huzeyfe r.a.'ın rivayet ettiği: "İnsanlar hayra dair soru sorarlardı. .. " hadisi ileride Fiten bölümünde 7084 numara ile yeteri kadar açıklaması ile -yüce Allah'ın izniyle- gelecektir. 3608- 30. hadis olan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği: "İki büyük kesim savaşmadıkça ... kıyamet kapmayacaktır" hadisine gelince, (Onun rivayet ettiği) bu iki hadisten maksat, Sıffin'deki savaşları sırasında Ali ve Muaviye ile onlarla birlikte bulunanlardır. "Her ikisinin de davası bir" ifadesi de her ikisinin dininin bir olduğu manasınadır. Çünkü her birisi kendisini Müslüman diye adlandırıyordu ya da onların her birisi kendisinin hak üzere olduğu iddiasındaydı, demektir. Çünkü Ali o dönemde Müslümanların imamı idi. Ehl-i sünnetin ittifakıyla da o gün Müslümanların en faziletlisi idi. Ayrıca hal ve akd ehli de Osman r.a.'ın öldürülmesinden sonra ona bey'at etmişlerdi. Şamdakiler ile birlikte Muaviye ise ona bey'atten geri kalmıştı. Daha sonra Talha ve Zubeyr ve onlarla birlikte Aişe r.a. Irak'a çıkıp gittiler. İnsanları Osman'ın katillerini bulmaya davet ettiler. Çünkü bu katillerin pek çoğu Ali r.a.'ın askerleri arasına katılmıştı. Ali de onların üzerine gitti. Bu hususta onunla yazışmalarda bulundular. Fakat o Osman'ın kanını kimlerin isteye ce ği ne ve bizzat onu öldürme işini kimin gerçekleştirdiğine dair davanın sabit olmadan istedikleri gibi katilleri onlara teslim etmeyi kabul etmedi. Aralarında ileride yüce Allah'ın izniyle Fiten bölümünde (7132 numaralı hadise dair açıklamalarda ) genişçe açıklanacak olan olaylar meydana geldi. ';>< Ali askerleri alıp Şam halkını kendisine itaat etmeye ve Osman'ın öldürülmesi ile ilgili şüphelerini -daha önce geçtiği şekilde- cevaplandırmak üzere Şam'a doğru yola koyuldu. Muaviye de Şam halkı ile birlikte yola çıktı. Şam ile Irak arasındaki Sıffin denilen yerde karşılaştılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in haber verdiği şekilde aralarında çok kimsenin öldüğü büyük bir savaş oldu. Sonunda Muaviye ve beraberindekiler Ali'nin kendilerine karşı zafer elde etmesi üzerine tahkimi isteyecek noktaya vardılar. Bundan sonra Ali Irak'a geri döndü. Bu sefer Harunler ona karşı ayaklandı. Nehrevan'da onları öldürdü. Bundan sonra da vefat etti. Oğlu el-Hasen b. Ali ondan sonra Şamlılarla savaşmak üzere çıktı. Muaviye de ona karşı çıktı ve ileride Fiten bölümünde gelecek olan Ebu Bekire'nin rivayet ettiği hadiste Nebiin haber verdiği şekilde aralarında sulh meydana geldi: "Şüphesiz Allah onun vesilesi ile Müslümanların iki kesimi arasında sulh yapacaktır." Yüce Allah'ın izniyle bütün bunlara dair genişçe açıklamalar orada gelecektir. 3609- "Gönderilinceye kadar" çıkıncaya kadar anlamındadır, yoksa burada gönderilmekten maksat, nübuwet ile birlikte sözkonusu olan risalet vermek değildir. Aksine bu yüce Allah'ın: "Biz şeytanları kafirler üzerine göndeririz (salarız) "[Meryem, 83] buyruğuna benzemektedir. "Yalancı Deccaller" (kelimenin kökünü teşkil eden) decel:Örtmek ve gözbağcılık yaparak gerçeği başka türlü göstermek demektir. Aynı zamanda da yalan hakkında kullanılır. Ebu Ya'la hasen bir sened ile Abdullah b. ez-Zubeyr'den sözü geçen bu yalancıların bazılarının isimlerini şu lafızia vermektedir: "Aralarında Müseylime, el-Ansı ve el-Muhtar'ın da bulunduğu otuz yalancı ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır." Derim ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatının son dönemlerinde bunu doğrulayan olaylar ortaya çıkmıştır. Yemame'de Müseylime, Yemenlde el-Esved el-Ansı ortaya çıkmıştır. Daha sonra Ebu Bekir'in halifeliği döneminde Esed b. Huzeyme oğulları arasında Tuleyha b. Huveylid, Temim oğulları arasında da Temimli Secah (Nebilik iddiasıyla) ortaya çıkmışlardır. Şebib b. Rıb'ı -ki Secahlın dadısı idi- onun hakkında şunları söylemektedir: "Bizim nebimiz etrafında dönüp durduğumuz bir kadın oldu. Başka insanların nebileri ise hep erkektir." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etmeden önce el-Esved öldürüldü. seylime, Ebu Bekir'in halifeliği döneminde öldürüldü. Tuleyha tövbe etti ve sahih kabuLdilen görüşe göre Ömer'in halifeliği döneminde Müslüman olarak öldü. Secah'i'n da tövbe ettiği nakledilmektedir. Bunlara dair haberler Ahbarller nezdinde meşhurdur. Daha sonra bu Deccallerden ilk ortaya çıkan kişi el-Muhtar b. Ebi Ubeyd esSakaf! olmuştur. Abdullah b. ez-Zubeyr'in halifeliğinin ilk dönemlerinde Kufe'yi ele geçirmiş, Ehl-i Beyt'i sevdiğini açığa vurarak insanları Hüseyn'i öldürenleri izlemeye çağırmıştır. Onların peşine takılarak bu suça fiilen katılanların ya da yardım edenlerin pek çoğunu öldürmüştür. Bu sebeple halk onu sevdi. Daha sonra şeytan ona yaptıklarını süslü göstererek Nebilik iddiasında bulundu, Cebrail'in kendisine vahiy getirdiğini iddia etti. Ebu Davud et-Tayalisı sahih bir sened ile Rifaa b. Şeddad'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ben Muhtar'ın en yakın sırdaşı idim. Bir gün yanına girdim. Sen girmeden az önce Cibril bu kürsinin üzerinden kalkıp gitti, dedi." Yakub b. Süfyan'ın da hasen bir senedie eş-Şa'bı'den rivayet ettiğine göre el-Ahnef b. Kays kendisine Muhtar'ın kendisine (el-Ahnef'e) gönderdiği ve Nebi olduğunu zikrettiği mektubunu göstermiştir. Muhtar 60 küsur yılında öldürüldü. Hadisten maksat, kayıtsız ve şartsız olarak nübüvvet iddiasında bulunanlar değildir. Onlar sayılamayacak kadar pek çoktur. Çünkü böylelerinin bir çoğu delilik ya da akli dengesizlikleri sebebiyle bu iddiada bulunurlar. Hadisten maksat, az önce açıkladığımız şekilde bu davası ile birlikte gücü ortaya çıkan ve bu hususta bir takım şüpheleri olan kimselerdir. Şanı yüce Allah bunlar arasından bu duruma gelenleri helak ettiği gibi, onlardan daha sonra benzerlerine kavuşturacağı bazı kimseler de geriye kalmıştır. Bunların sonuncuları ise en büyük Deccal olacaktır. Yüce Allah'ın izniyle bunlara dair birçok açıklama ileride Fiten bölümünde (7132 numaralı hadisin açıklamasında) gelecektir

Sahîh-i Buhârî, 3609
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَلْوَانُهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ حُمْرٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَنَّى كَانَ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أُرَاهُ عِرْقٌ نَزَعَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلَعَلَّ ابْنَكَ هَذَا نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir bedevi geldi ve "Ya Resulallah! Benim karım siyah bir oğlan doğurdu" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Senin develerin var mı?" diye sordu. Bedevi "evet vardır" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hangi renkteler?" diye sordu. Bedevi "kızıl" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İçlerinde hiç boz olanı var mı?" dedi. Bedevi "evet vardır" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sence bunlar nasıl boz renkli oldu?" diye sordu. Bedevi "Herhalde bir damara çekti" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhalde senin çocuğun da bir damara çekti" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rağıb el-Isfehanı ta'rizi, şöyle tarif eder: Ta'riz, bir zahiri ve bir de batıni yönü olan ifade biçimidir. Bu sözü söyleyen kimse sözün batını manasını kastederken, zahiri manayı kastettiği görüntüsünü verir. Ta'rizle ilgili olarak lian bölümünae "Ta'riz yoluyla çocuğun nesebini reddetme" başlığı altında Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "karım siyah bir oğlan doğurdu" diyen bedevi olayının açıklaması yapılırken bir parça üzerinde durmuştuk. Orada bu bedevinin adı hakkında söylenenlerden söz etmiş ve ta'rizin hükmü konusunda bilginler arasında var olan ihtilafı belirtmiştik. Aynı şekilde İmam ŞafiI' nin bu hadise dayanarak ta'riz yoluyla iffete iftiraya açıktan iffete iftira hükmü verilemeyeceği sonucunu çıkardığından bahsetmiştik. Bu konuda Buhari de Şafil'ye uymuştur. Çünkü o, bu hadisi iki yerde zikretmektedir. Orada işaret etmiş olduğum Ma'mer rivayetinin sonunda "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğunu kabul etmemesine izin vermedi" cümlesi yer almaktadır. Zührı ise şöyle der: Karı-koca arasında lanetleşme (lian) ancak koca ben zinayı gördüm dediği takdirde yapılır. İbnü't-Tın ise şu açıklamayı yapmıştır: Malikiler yukarıda zikrettiğimiz hadisten bedevi Nebi s.a.v.'e fetva sormak üzere gelmişti. O ta'rizi ile karısına iftira atmayı kastetmiyordu diyerek ayrılmışlardır. Kısaca belirtmek gerekirse ta' riz yoluyla iftira, ancak iftira atmak istediği bilinen kimse için geçerlidir. Bu da ta'rizde kişinin iradesine vakıf olmak imkansız olduğu için had cezası olmadığı görüşünü güçlendirmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

Sahîh-i Buhârî, 6847
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَجُلَيْنِ اخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَحَدُهُمَا اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ وَهْوَ أَفْقَهُهُمَا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ، وَأْذَنْ لِي أَنْ أَتَكَلَّمَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تَكَلَّمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا ـ قَالَ مَالِكٌ وَالْعَسِيفُ الأَجِيرُ ـ فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَبِجَارِيَةٍ لِي، ثُمَّ إِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ مَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَإِنَّمَا الرَّجْمُ عَلَى امْرَأَتِهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا غَنَمُكَ وَجَارِيَتُكَ فَرَدٌّ عَلَيْكَ ‏"‏‏.‏ وَجَلَدَ ابْنَهُ مِائَةً وَغَرَّبَهُ عَامًا، وَأَمَرَ أُنَيْسًا الأَسْلَمِيَّ أَنْ يَأْتِيَ امْرَأَةَ الآخَرِ، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا، فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا‏.‏

Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid'in nakillerine göre iki kişi anlaşmazlıklarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzettiler. Bunlardan birisi "Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet!" dedi. Diğeri de ondan daha anlayışlı birisi olarak "evet Ya Resulallah! Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve konuşmam için bana izin ver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Konuş!" buyurdu. O da şöyle dedi: "Benim oğlum bu adamın yanında ücretli idi. -İmam Malik hadiste geçen "asıf" ücretle çalışan demektir demiştir.- Bunun üzerine yanında çalıştığı adamın hanımı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlum için recm cezası gerektiğini söylediler. Ben de bu adama yüz koyun ile bir de kendime ait olan bir cariyeyi vererek oğlumu kurtardım. Sonra bu meseleyi bilenlere sordum. Onlar bana henüz bekar olan oğluma yüz değnekle bir yıl sürgüne gönderme cezası, bunun hanımına da recm cezası gerektiğini haber verdiler!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin! Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah'ın kitabı ile hüküm vereceğim: Senin koyunlarına ve cariyene gelince, bunlar sana geri verilecektir" buyurdu ve zina eden adamı yüz sopa cezasıyla cezalandırıp, bir yıl sürgüne gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Üneys el-Esleml'ye de diğer adamın karısına gitmesini emretti ve "Eğer zina suçunu itiraf ederse onu recm et" buyurdu. Kadın zina suçunu itiraf etti ve o da kadını recm etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda ev sahibinin eşiyle zina eden ücretli olayına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması geniş bir şekilde daha önce yapılmıştı. Yukarıdaki başlıkta değinilen hüküm, başkasının karısına zina isnadında bulunan kimse açısından açık ve nettir. Kendi karısına bu suçlamayı yöneiten kimseye gelince, İmam Buhari bu hükmü kadının kocasının orada mevcut olup, yapılan suçlamayı inkar etmemiş olmasından almış gibidir. İmam Buhari, "Hakimin o kadına tahkikatçı gönderip kendisine isnad edilen suçun sormasının gerekip gerekmediği" ifadesi ile bu konudaki ihtilafa işaret etmektedir. Çoğunluk, bunun devlet başkanının (hakimin) görüşüne kalmış bir iş olduğu kanaatindedir. Nevevi şöyle demiştir: Bizce en sahih olanı hakimin bu durumda bir tahkikat çı göndermesinin gerekli olduğudur. Bu görüşün delili Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' in Uneys' i o kadına göndermiş olmasıdır. Ancak Nevevi'nin ileri sürdüğü görüş, şu mülahazalarla tenkide uğramıştır. Bu, özel bir olayla ilgili uygulamadır. Bu uygulamada vacipliğe delalet eden bir husus yoktur. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Üneys'i O kadına göndermesi kocasıyla ücretli kişinin babası arasında meydana gelen çekişme ve had cezası yerine yaptıkları anlaşma ve bu olayın yayılıp duyulması ihtimaline dayanabilir. Sözkonusu olayda ücretli kişinin babası, durumu açıkça ortaya koymuş, kadının kocası da ona tepki göstermemiştir. Kadına tahkikatçı göndermek, sözkonusu olaydaki kadın gibi güçlü bir zina şaibesi altında bulunan kadınlara mahsustur. Nebi saJlaJlahu aleyhi ve seJlem'in sözkonusu cezayı kadının itirafına bağlaması, zina cezasının o gibi kadınlar açısından -buna beyyine getirmek imkansız olduğu için- ikrarla sabit olmasından dolayıdır. İmam Malik'in Muvatta'ında yer alan bir habere göre adamın biri Hz. Ömer' e gelir. Ona karısıyla birlikte bir kişiyi yakaladığını haber verir. Hz. Ömer o kadına Ebu Vakıd'ı gönderir. Ebu Vakıd, kadına kocasının ileri sürdüğü iddiayı sorar ve ona halifenin kocasının ifadesine göre hareket etmeyeceğini bildirir. Kadın da suçunu itiraf edince, Hz. Ömer recm edilmesini emreder ve kadına recm cezası uygulanır. İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler, karısına veya bir başkasının karısına zina isnadında bulunup da buna delil getiremeyen kimseye -suç isnad edilen kişi bunu ikrar etmezse- iffete iftira CeZgSI (hadd-i kazif) uygulanacağı konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bundan dolayı devlet başkanının (hakimin) kadına bir tahkikatçı gÖndermesi gerekir. Kadın zina eden ücretli alayında zina ettiğini itiraf etmeyecek olsaydı, o ücretlinin babasına iffete iftira cezası vermek gerekeeekti. Bu hükmü n uzantısı mahiyetinde olmak üzere şunu belirtelim: Bir erkek muayyen bir kadınla zina ettiğini itiraf, kadın da bunu inkar etse kendisine hem zina ve hem de iffete iftira cezası mı uygulanır yoksa sadece iffete iftira cezası mı uygulanır? İmam Malik birinci görüşü savunurken, İmam Ebu Hanife ikinci görüşü benimsemiştir. Şafii ve Ebu Hanife'nin iki öğrencisi ise şöyle demişlerdir: Bu iki kişiden hangisi suçunu itiraf edecek olursa sadece ona zina cezası uygulanır. Bu görüşün delili şudur: Erkek, gerçekten doğru söylüyorsa kadına bu suçu isnad eden kimseye had cezası uygulanmaz. Yalan söylüyorsa erkek zina etmiş değildir. Böyle bir kişiye zina cezası vermenin gerekmesi şu kurala dayanır: Kendisi ve başkası aleyhine herhangi bir suç ikrarında bulunan kimseyi yaptığı ikrar bağlar. Bu kişi başkası açısından ikrarında ise iddia eden pozisyonundadır. Dolayısıyla başkası için değil, kendi açısından yaptığı ikrar onu bağlar

Sahîh-i Buhârî, 6842
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَجُلَيْنِ اخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَحَدُهُمَا اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ وَهْوَ أَفْقَهُهُمَا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ، وَأْذَنْ لِي أَنْ أَتَكَلَّمَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تَكَلَّمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا ـ قَالَ مَالِكٌ وَالْعَسِيفُ الأَجِيرُ ـ فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَبِجَارِيَةٍ لِي، ثُمَّ إِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ مَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَإِنَّمَا الرَّجْمُ عَلَى امْرَأَتِهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا غَنَمُكَ وَجَارِيَتُكَ فَرَدٌّ عَلَيْكَ ‏"‏‏.‏ وَجَلَدَ ابْنَهُ مِائَةً وَغَرَّبَهُ عَامًا، وَأَمَرَ أُنَيْسًا الأَسْلَمِيَّ أَنْ يَأْتِيَ امْرَأَةَ الآخَرِ، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا، فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا‏.‏

Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid'in nakillerine göre iki kişi anlaşmazlıklarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzettiler. Bunlardan birisi "Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet!" dedi. Diğeri de ondan daha anlayışlı birisi olarak "evet Ya Resulallah! Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve konuşmam için bana izin ver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Konuş!" buyurdu. O da şöyle dedi: "Benim oğlum bu adamın yanında ücretli idi. -İmam Malik hadiste geçen "asıf" ücretle çalışan demektir demiştir.- Bunun üzerine yanında çalıştığı adamın hanımı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlum için recm cezası gerektiğini söylediler. Ben de bu adama yüz koyun ile bir de kendime ait olan bir cariyeyi vererek oğlumu kurtardım. Sonra bu meseleyi bilenlere sordum. Onlar bana henüz bekar olan oğluma yüz değnekle bir yıl sürgüne gönderme cezası, bunun hanımına da recm cezası gerektiğini haber verdiler!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin! Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah'ın kitabı ile hüküm vereceğim: Senin koyunlarına ve cariyene gelince, bunlar sana geri verilecektir" buyurdu ve zina eden adamı yüz sopa cezasıyla cezalandırıp, bir yıl sürgüne gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Üneys el-Esleml'ye de diğer adamın karısına gitmesini emretti ve "Eğer zina suçunu itiraf ederse onu recm et" buyurdu. Kadın zina suçunu itiraf etti ve o da kadını recm etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda ev sahibinin eşiyle zina eden ücretli olayına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması geniş bir şekilde daha önce yapılmıştı. Yukarıdaki başlıkta değinilen hüküm, başkasının karısına zina isnadında bulunan kimse açısından açık ve nettir. Kendi karısına bu suçlamayı yöneiten kimseye gelince, İmam Buhari bu hükmü kadının kocasının orada mevcut olup, yapılan suçlamayı inkar etmemiş olmasından almış gibidir. İmam Buhari, "Hakimin o kadına tahkikatçı gönderip kendisine isnad edilen suçun sormasının gerekip gerekmediği" ifadesi ile bu konudaki ihtilafa işaret etmektedir. Çoğunluk, bunun devlet başkanının (hakimin) görüşüne kalmış bir iş olduğu kanaatindedir. Nevevi şöyle demiştir: Bizce en sahih olanı hakimin bu durumda bir tahkikat çı göndermesinin gerekli olduğudur. Bu görüşün delili Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' in Uneys' i o kadına göndermiş olmasıdır. Ancak Nevevi'nin ileri sürdüğü görüş, şu mülahazalarla tenkide uğramıştır. Bu, özel bir olayla ilgili uygulamadır. Bu uygulamada vacipliğe delalet eden bir husus yoktur. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Üneys'i O kadına göndermesi kocasıyla ücretli kişinin babası arasında meydana gelen çekişme ve had cezası yerine yaptıkları anlaşma ve bu olayın yayılıp duyulması ihtimaline dayanabilir. Sözkonusu olayda ücretli kişinin babası, durumu açıkça ortaya koymuş, kadının kocası da ona tepki göstermemiştir. Kadına tahkikatçı göndermek, sözkonusu olaydaki kadın gibi güçlü bir zina şaibesi altında bulunan kadınlara mahsustur. Nebi saJlaJlahu aleyhi ve seJlem'in sözkonusu cezayı kadının itirafına bağlaması, zina cezasının o gibi kadınlar açısından -buna beyyine getirmek imkansız olduğu için- ikrarla sabit olmasından dolayıdır. İmam Malik'in Muvatta'ında yer alan bir habere göre adamın biri Hz. Ömer' e gelir. Ona karısıyla birlikte bir kişiyi yakaladığını haber verir. Hz. Ömer o kadına Ebu Vakıd'ı gönderir. Ebu Vakıd, kadına kocasının ileri sürdüğü iddiayı sorar ve ona halifenin kocasının ifadesine göre hareket etmeyeceğini bildirir. Kadın da suçunu itiraf edince, Hz. Ömer recm edilmesini emreder ve kadına recm cezası uygulanır. İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler, karısına veya bir başkasının karısına zina isnadında bulunup da buna delil getiremeyen kimseye -suç isnad edilen kişi bunu ikrar etmezse- iffete iftira CeZgSI (hadd-i kazif) uygulanacağı konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bundan dolayı devlet başkanının (hakimin) kadına bir tahkikatçı gÖndermesi gerekir. Kadın zina eden ücretli alayında zina ettiğini itiraf etmeyecek olsaydı, o ücretlinin babasına iffete iftira cezası vermek gerekeeekti. Bu hükmü n uzantısı mahiyetinde olmak üzere şunu belirtelim: Bir erkek muayyen bir kadınla zina ettiğini itiraf, kadın da bunu inkar etse kendisine hem zina ve hem de iffete iftira cezası mı uygulanır yoksa sadece iffete iftira cezası mı uygulanır? İmam Malik birinci görüşü savunurken, İmam Ebu Hanife ikinci görüşü benimsemiştir. Şafii ve Ebu Hanife'nin iki öğrencisi ise şöyle demişlerdir: Bu iki kişiden hangisi suçunu itiraf edecek olursa sadece ona zina cezası uygulanır. Bu görüşün delili şudur: Erkek, gerçekten doğru söylüyorsa kadına bu suçu isnad eden kimseye had cezası uygulanmaz. Yalan söylüyorsa erkek zina etmiş değildir. Böyle bir kişiye zina cezası vermenin gerekmesi şu kurala dayanır: Kendisi ve başkası aleyhine herhangi bir suç ikrarında bulunan kimseyi yaptığı ikrar bağlar. Bu kişi başkası açısından ikrarında ise iddia eden pozisyonundadır. Dolayısıyla başkası için değil, kendi açısından yaptığı ikrar onu bağlar

Sahîh-i Buhârî, 6843

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.