Sahîh-i Buhârî · 6915
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، أَنَّ عَامِرًا، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ. وَحَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يُحَدِّثُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ هَلْ عِنْدَكُمْ شَىْءٌ مِمَّا لَيْسَ فِي الْقُرْآنِ ـ وَقَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ مَرَّةً مَا لَيْسَ عِنْدَ النَّاسِ ـ فَقَالَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ مَا فِي الْقُرْآنِ إِلاَّ فَهْمًا يُعْطَى رَجُلٌ فِي كِتَابِهِ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ. قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ، وَفِكَاكُ الأَسِيرِ، وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ.
Ebu Cuhayfe şöyle demiştir: Ali r.a.'e "Sizin yanınızda Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Hadisi rivayet eden İbn Uyeyne bir keresinde "insanların yanında olmayan bir şey var mı?" diye sorduğunu nakletmiştir. Hz. Ali bu soruya şöyle cevap vermiştir: "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki bizim yanımızda Kur'an'da olandan başka bir şey yoktur. Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahifedeki şey vardır" dedi. Ben "O sahifedeki nedir?" diye sordum. Ali "Diyet, esirin kurtarılması ve kafir karşılığında Müslümanın öldürülemeyeceği hükümleridir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kafiri öldüren Müslümanın kısasen öldürülemeyeceği." imam Buharl'nin bu başlığı bir önceki başlıktan daha sonraya koyması, bir zimmıyi öldürmeye yönelik olarak gelen şiddetli tehditten onu teammüden öldüren Müslümanın kısas edilmesinin gerekmeyeceğine işaret etmek ve bir Müslüman bir kafiri öldürdü diye kısasen öldürülmediğine göre onun bütün kafirleri öldürmeye hakkının olmadığına, tam tersine haksız yere zimmıyi ve muahidi öldürmesinin haram olduğuna işaret etmek içindir. "Hz. Ali'ye sordum." Bu rivayet, bir başka yönden İlim ve başka bölümlerde Mutarrıf'tan naklediimiştİ. Orada hadisin açıklaması, onu Hz. Ali'dennakleden ravilerin lafız farklılıklarının beyanı, diyet ve esiri kurtarmanın ne demek olduğu da açıklanmıştı. Kafiri öldüren Müslümanın öldürülmemesine gelince, çoğunluğun kanaati bu yöndedir. Ancak İmam Malik'in yol kesen ve bu nitelikte suç işleyen kimseler hakkındaki görüşüne göre bir kimse bir başkasını pusuya düşürerek öldürdüğünde -maktul zimmı bile olsa- kısasen öldürülmesi gerekir. Bu hüküm, kafiri öldüren Müslümanın öldürülemeyeceği hükmünün bir istisnasını teşkil etmektedir. Aslında bu, bir istisna değildir. Çünkü burada başka bir nitelik vardır. O da yeryüzünde fesad çıkarmaktır. Hanefiler bu hükme muhalif kalarak şöyle demişlerdir: Bir Müslüman, bir zimmıyi haksız yere öldürdüğü takdirde kısasen katledilir. Buna karşılık müste'meni öldürdüğünde katledilmez
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا مُطَرِّفٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو جُحَيْفَةَ، قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ عِنْدَكُمْ سَوْدَاءُ فِي بَيْضَاءَ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ قَالَ لاَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا عَلِمْتُهُ إِلاَّ فَهْمًا يُعْطِيهِ اللَّهُ رَجُلاً فِي الْقُرْآنِ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ . قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ فِيهَا الْعَقْلُ وَفِكَاكُ الأَسِيرِ وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَلِيٍّ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ قَالُوا لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ يُقْتَلُ الْمُسْلِمُ بِالْمُعَاهِدِ . وَالْقَوْلُ الأَوَّلُ أَصَحُّ .
Ebû Cuhayfe (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali’ye, Ey Mü’minlerin lideri dedim: Allah’ın kitabında olmayan fakat senin not ettiklerin arasında bildiğin şeylerden bahseder misin? Dedi ki: Ekinleri ve her türlü tohumları yayarak bitkileri bitiren ve canlıları yaratan hakkı için bildiğim şey: Allah’ın bir kişiyi Kur’ân’da anlayışlı kılmasından ve yazılı kağıtta bulunandan ibarettir. Ben de yazılı kağıtta ne var? Diye sordum. Dedi ki: Onda diyetin hükümleri, esirin kurtarılması kafir karşılığında kısas olarak bir mü’minin öldürülmemesi vardır.” Diğer tahric: Buhârî, Diyât Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Ali hadisi hasen sahihtir. Bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, Şâfii, Ahmed ve İshâk bunlardan olup şöyle derler: “Bir mü’min, kafir karşılığında öldürülmez.” Bazı ilim adamları ise: “İslam devletinin veya bir Müslüman’ın emanında olan kafir bir kimse öldürülürse; öldüren Müslüman o öldürülen kimse karşılığında öldürülür.”
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ هَلْ عِنْدَكُمْ شَىْءٌ مَا لَيْسَ فِي الْقُرْآنِ وَقَالَ مَرَّةً مَا لَيْسَ عِنْدَ النَّاسِ فَقَالَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ مَا فِي الْقُرْآنِ، إِلاَّ فَهْمًا يُعْطَى رَجُلٌ فِي كِتَابِهِ، وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ. قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ، وَفِكَاكُ الأَسِيرِ، وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ.
Ebu Cuhayfe şöyle demiştir: Ben Ali r.a.'e "Sizin elinizde Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" diye sordum. -Ebu Cuhayfe bir keresinde insanların yanında olmayan bir şey var mı demiştir.- Ali r.a. "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki bizim elimizde Kur'an'da olandan başka bir şey yoktur. Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahifedeki şey vardır" dedi. Ben "O sahifedeki nedir?" diye sordum. Hz. AIi "Akl yani diyet, esirin esaretten kurtarılması, kafir karşılığında Müslümanın öldürülemeyeceği hükümleri" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akile" kelimesi "akıl" kelimesinin çoğuludur. Akıl, diyet veren kişi demektir. Diyete "akl" denilmesi, mastarla isimlendirme yapılmış olmasındandır. Çünkü diyet olarak verilen deve, maktulün avlusuna bağlanıyordu. Daha sonra bu kullanım yaygınlık kazandi ve -verilen deve olmasa bile- diyete "akl" denilmeye başlandı. Bir kimsenin akılesi, baba tarafındah'asabesi olan yakınlarıdır. Maktulün veIisinin kapısına diyet develerini bağlaenlar bunlardır. Akılenin diyeti üstlenmesi, sünnetle sabittir. Bilginler bu konuda icma etmişlerdir. Bu hüküm "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez"(En'am 164)ayetinin zahiri ile çelişmektedir. Fakat akıle hükmü bu ayetin genelliğinden tahsis edilmiştir. Çünkü bunda maslahat vardır. Zira katil diyeti vermekle sorumlu tutulsaydı neredeyse elinden bütün malı çıkardı. Bir kişinin ardarda hata etmeyeceğinden emin olunamaz. Kişi hatasının bedelini ödemeksizin bırakıldığı takdirde maktulün kanı heder olup, boşa gider. Biz de şunu ekleyelim: Akıle hükmünün arkasında yatan Sir şu olabilir: Katil diyeti tek başına ödeyip, fakir düştüğü takdirde fakirlik seviyesinde kalmaz heder olup gitme seviyesine düşer. Bundan dolayı onun diyetini akılesi ödemekle yükümlü tutulmuştur. Zira bir kimsenin fakir düşme ihtimali, bir topluluğun fakir düşme ihtimalinden çok daha fazladır. Bir de o kişi tekrar adam öldürdüğünde bu çeşit bir fiili tekrar işlememesi için bir topluluk tarafından uyarılması, kişinin kendi kendini uyarmasına oranla kabule daha yakındır. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Kişinin akılesi aşiretidir. Bunun için aşiretin ona en yakın kolundan başlanır. Bunlar diyeti ödemekte acizliğe düştüklerinde onlara en yakın olanlar devriye girer. Diyet hür, ergenlik çağına ermiş, hali vakti yerinde olan erkekler tarafından ödenir. "Sizin elinizde Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" Yani ister ezberinizde olsun, isterse olmasın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den duyup da yazdığınız bir şey var mı? Bundan maksat yazılı ve ezberde olan bütün şeylere genellemek değildir. Çünkü Hz. Ali'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den rivayeten nakledilen ve sözü edilen sahifede bulunmayan çok şey vardır. Maksat, onun Kur'an'ın lafzının manasından anladığı ve manalarının batınından Çıkardığı şeylerdir. Hz. Ali'nin Kur'an'ın dışında yanında bulunan şeyden maksadı, sözkonusu sahifede ona nispet edilerek yazılan ve Kur'an'dan çıkardığı hükümlerdir. Sanki o bunları oraya unutmamak için yazmış gibidir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den ezberlediği ahkam ise böyle değildir. Zira o hükümleri bilfiil ve fetva vermek suretiyle aklında tutmakta ve unutacağı endişesi taşımamaktadır. "Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış." Humeydi"nin zikredilen rivayetinde "Allah'ın bir kuluna kitabı hususunda verdiği anlayış" şeklindedir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، أَنَّ عَامِرًا، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ ـ رضى الله عنه هَلْ عِنْدَكُمْ شَىْءٌ مِنَ الْوَحْىِ إِلاَّ مَا فِي كِتَابِ اللَّهِ قَالَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ فَهْمًا يُعْطِيهِ اللَّهُ رَجُلاً فِي الْقُرْآنِ، وَمَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ. قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ وَفَكَاكُ الأَسِيرِ، وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ.
Ebu Cuhayfe r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: Bir defasında Hz. Ali'ye şunu sormuştum: "Sizin vahiy olarak bildikleriniz sadece Allah'ın kitabında indirdikleri midir?" Bana şu cevabı verdi: "Tohumları çatlatıp bitkileri büyüten ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki hayır. Benim bildiklerim Allah'ın bir kişiye Kur'an hakkında verdiği bir anlayıştan ve bu anlayışa dayalı çıkarırnlar ile işte şu sahifeden ibarettir." Ben: "Peki bu sahifede neler yazıyor?" deyince şöyle dedi: "Diyet, esirlerin kurtarılması ve bir Müslümanı öldürdüğü kafire karşılık kısas yolu ile öldürülmemesi konuları yazıyor." Diğer tahric: Tirmizî, Diyat
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ دِينَارٍ، - وَاللَّفْظُ لإِبْرَاهِيمَ - قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى بْنُ مُسْلِمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ أَهْلِ الشِّرْكِ قَتَلُوا فَأَكْثَرُوا وَزَنَوْا فَأَكْثَرُوا ثُمَّ أَتَوْا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّ الَّذِي تَقُولُ وَتَدْعُو لَحَسَنٌ وَلَوْ تُخْبِرُنَا أَنَّ لِمَا عَمِلْنَا كَفَّارَةً فَنَزَلَ { وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا} وَنَزَلَ { يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ{ .}
Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun ve İbrahim b. Dinar -lafız İbrahim'in olmak üzere- (2/33b) tahdis etti, bize Haccac -b. Muhammed'dir- İbn Cureyc'den tahdis etti. Bana Ya'la. b. Müs!im'in haber verdiğine göre o Said b. Cubeyr'i, İbn Abbas'tan şunu tahdis ederken dinledi: Müşriklerden birtakım kimseler çokça adam öldürmüş, çokça zina etmişlerdi. Sonra Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek dediler ki: Gerçekten söylediklerin ve kendisine davet ettiklerin çok güzeldir. Bir de bize yaptığımız amellerimize kefaretin bulunduğunu bir söylesen, dediler. Bunun üzerine: "Onlar ki Allah ile birlikte başka bir ilaha ibadet etmezler. Hak ile olması dışında Al/ah'ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi de öldürmezler, zina da etmezler. Kim bunları işlerse o günah (ları) ile karşılaşır." (Furkan, 68) buyruğu ile; "Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" (Zümer, 53) s.yeti nazil oldu. Diğer tahric: Buhari, 4532; Ebu Davud, 4274'te -muhtasar olarak-; Nesai, 4015; Tuhfetu'I-Eşraf, 5652 NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah)'ın, İbn Abbas (r.a.)'ın rivayet ettiği bu hadisi zikretmekten maksadı Kur'an-ı Azimuşşanın sünnetin de getirmiş olduğu "İslam kendisinden önceki/eri yıkar" hükmünü de ifade etmiş olduğunu göstermektir. Hadisteki: " ... Bir de bize yaptıklarımızın bir kefaretinin bulunduğunu söylesen ... ayeti nazil oldu" ibaresinde "lev: se, sa"nın cevabı hazfedilmiştir. (2/139) Yani bize bunu haber verecek olursan elbette Müslüman oluruz. Kur'an-ı Azimuşşan'da ve Arap dilinde bunun hazfedildiği haller çokça görülür: "Zalimleri bir görsen ... " (En'am, 93) buyruğunda ve benzerlerinde olduğu gibi. "O günah (ları) ile karşılaşır" (Furkan, 68) buyruğunun bir ceza ile karşılaşır anlamında olduğu söylendiği gibi, bunun (günah diye meali verilen esam) cehennemde bir vadi olduğu, bir kuyu olduğu da söylenmiştir, günahının cezasını görür diye de açıklanmıştır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Bize yaptıklarımıza kaffaret olacak bir şey haber verirsen...» İfadesi bir şart cümlesi olup cevabı muhzuftur. Yani; bize haber verirsen bizde müslüman oluruz demektir. İbareden cevap cümlesinin hazfedilmesine arapçada ve Kur'an-ı Kerîm'de çok tesadüf edilir. «Esâm : Bazılarına göre azap dernektir. Bazıları cehennemde bir vadi olduğunu söylemiş diğerleri cehennemde bir kuyu olduğunu beyan etmiştir. Günahın cezasıdır» diyenlerde olmuştur. Hadisde zikri geçen ikinci âyet Kur'an-ı Kerîm'in en ümidbahş âyeti olduğu bildirilmektedir. Bu âyet müşriklerin Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den yaptıklarına keffaret olup olmadığını sordukları zaman nazil olduğuna göre müslüman olduktan sonra eski günahlarının affedileceğine işaret etmekledir
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الضَّحَّاكِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ مِلَّةِ الإِسْلاَمِ فَهْوَ كَمَا قَالَ ـ قَالَ ـ وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِشَىْءٍ عُذِّبَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، وَلَعْنُ الْمُؤْمِنِ كَقَتْلِهِ، وَمَنْ رَمَى مُؤْمِنًا بِكُفْرٍ فَهْوَ كَقَتْلِهِ ".
Sabit bin Dahhak'tan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İslam dışında bir din adına yemin eden kimse, söylediği gibidir. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür. Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Müminin kafir olduğunu söylemek onu öldürmek gibidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İslam dışında bir din adına yemin eden kimse: Din kelimesi tüm dinleri kapsar. Yahudilik, Hıristiyanlık, Mecusilik, Sabillik, puta tapınmak, Dehrilik, Muattıla, şeytana ve meleklere tapınmak ve diğerleri birer dindir. Musannif bu şekilde yemin eden kimsenin kafir olup olmayacağını kesin olarak belirtmemiştir. Ancak " Kim Lat ve Uzza adına yemin ederse, hemen Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylesin" hadisini mu allak olarak naklettikten sonra Nebi s.a.v.'in bu kimseleri küfre nispet etmediğini belirtmiştir. Bu şekilde yemin eden kimsenin sadece Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylemesi emrediimiş, şehadetin ikinci kısmını söylemesi istenmemiştir. Eğer küfre girmiş olsaydı iki şehadeti de söylemesi gerekirdi. İbnu'I-Münzir, "Şunu yaparsam Allah'ı inkar etmiş olayım" deyip de daha sonra o işi yapan kimsenin durumunun ihtilaflı olduğunu söylemiştir. İbn Abbas, Ebu Hureyre, Ata, Katade ve fakihlerin çoğunluğu bu kimsenin kefaret vermesi gerekmediğini, kMir olmayacağını söylemişlerdir. Ancak küfrü kalbinde gizlemiş olması durumunu hariç tutmuşlardır. EI-Evzai, es-Sevri, Hanefiler, Ahmed İbn Hanbel ve İshak İbn Rahuye bunun da bir çeşit yemin olduğunu ve bu kimsenin kefaret vermesi gerektiğini belirtmişlerdir. İbnu'l-Münzir birinci görüşün daha doğru olduğu kanaatindedir. Zira hadiste "Kim Lat ve Uzza adına yemin ederse, hemen Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylesin" buyrulmuş, ancak kefaretten söz edilmemiştir. Bir başkası şöyle demiştir: Bu nedenle hadiste "İslam dışında bir din adına yemin eden kimse söylediği gibidir" buyrulmuş, kimse böyle bir yemine cür'et etmesin diye sert bir dil kullanılmıştır. Maliki ilim adamlarından Ebu'I-Hasan el-Kassar Hanefiler'in bu durumda kefareti gerekli görürken yeminin bir fiilden kaçınmak ve zikredilen lafızlarla İslam'ı yücelterek sözlerine kefil getirmek olmasından hareket ettiklerini nakletmiştir. Ancak daha sonra onların "İslam hakkı için" diyerek yemin edip bu yeminden dönen kimseye kefaret düşmeyeceğini, İslam'ı açıkça yücelterek yemin etme halinde kefaret gerekeceğini ancak bu yüceltmenin net olmadığı durumlarda kefaret gerekmediğini söylediklerini belirterek bu rivayeti sorgulamıştır. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür: İbn Dakik el-Id şöyle demiştir: Bu, dünyada işlenen suçların ahirette nasıl cezalandırılacağı ile ilgili rivayetlerden biridir. Bir insanın kendisini öldürmesi bir başkasını öldürmesi gibi günahtır. Çünkü canı kendi mülkü değildir. Aksine can Allah'ın mülküdür. İnsan canı hakkında ancak Allah'ın izin verdiği ölçüde tas arrufta bulunabilir. Bu hadis, kısası, hadlerde belirlenen şekilde vacip görenlerin hilafına, mümasil olarak vacip görenler için de delil teşkil etmektedir. Ancak İbn Dakik el-Id, Allah'ın ahkamının filleriyle kıyaslanamayacağını söyleyerek bu fikri reddetmiştir. Allah'ın ahirette yapacağını bildirdiği her şeyin dünyada kullar için meşru olacağı söylenemez. Ateşte yakmak, bağırsakları parçalayacak kadar kaynar su içirmek benzeri filler böyledir. Sonuç olarak, mümasil kısasa delil getirmek için bu hadis dışında başka bir delil gereklidir. Nitekim bu konuda " Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür"(Şura, 40) ayeti ile istidlalde bulunulmuştur. Bu mesele, Allah dilerse, Kısas ve Diyetler Bölümünde açıklanacaktır
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا مَحْبُوبُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّ رَجُلاً، أَسْلَمَ ثُمَّ تَهَوَّدَ، فَأَتَى مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ وَهْوَ عِنْدَ أَبِي مُوسَى فَقَالَ مَا هَذَا قَالَ أَسْلَمَ ثُمَّ تَهَوَّدَ. قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى أَقْتُلَهُ، قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Musa'nın nakline göre adamın biri Müslüman olmuş, sonra da Yahudiliğe dönmüştü. Derken Muaz b. Cebel geldi ve "Bu adamın nesi var?" diye sordu. Ebu Musa ona "Bu kişi İslam'a girmiş, sonra da Yahudi olmuş!" diye cevap verdi. Muaz b. Cebel "Ben bu dininden dönen adamı Allah'ın ve Resulunün hükmü olarak öldürmedikçe yere oturmam!" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: ':Ölüm cezasını hak eden kimseye bunu halifenin değil, hakimin vereceği." Yani ölüm cezasını hak etmiş bir kimseye bu cezayı kendisini bu göreve tayin etmiş olan devlet başkanından izin almaksızın hakimin uygulaması gerektiği demektir. "Ebu Bürde'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Musa'yı Yemen'e kadı olarak göndermiş, onun ardından da Muaz b. Cebel'i yollamıştır." Bu, uzunca bir hadisten alınmış paragraftır. Hadis MürtedIere Tevbe Verme Bölümünde geçmişti. Bu hadiste Müslüman olup, sonra Yahudiliğe dönen o yahudinin olayı anlatılmaktadır. İmam Buhari'nin ondan sonra burada kısaca aktardığı, bu olaydır. "Adamın biri Müslüman olmuş, sonra da Yahudiliğe dönmüştü." Bu hadisin açıklaması orada geniş biçimde geçmişti. "Bu dininden dönen adamı Allah'ın ve Resulunün hükmü olarak öldürmedikçe yere oturmam." Orada "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem emretti de adam öldürüldü" ifadesi geçmişti. Böylece Buharl'nin yukarıda attığı başlıktan ne demek istediği ortaya çıkmış oldu. Bu başlık, şer'i cezaları beldelerde bulunan valiler, kendilerini göreve getiren halifeye danışmadıkça uygulayamazlar diyen kimseye cevap teşkil etmektedir. İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. KCıfe alimleri hakimin hükmü vekilin hükmü gibidir. Onun eli ancak kendisine izin verilen konularda serbesttir demişlerdir. Hakimin verdiği hüküm, başka alimlere göre vasinin hükmü gibidir. Onun her şeyde tasarruf yetkisi vardır. O, istisna edilenler hariç her şeye bakmakta serbesttir. Tahavl'nin onlardan nakline göre şer'i cezaları ancak beldelerde bulunan emirler yerine getirebilirler, belli bölgelerdeki valiler ve benzerleri ise uygulayamazlar. İbnü'I-Kasım'ın nakline göre şer'i cezalar denizlerde uygulanmaz. Aksine suçlular büyük beldelere getirilir. Katı dolayısıyla kısas Mısır'ın her tarafında değil, sadece Fustat'ta uygulanır. Zira Fustat, Mısır emirinin evidir ya da bu konuda Fustat valisine yazı yazılır. Yani onun izni alınır. Eşheb şöyle demiştir: Tam tersine valinin sulara bakan kimselere yetki verdiği kişinin bunu yapması caizdir. İmam Şafii'den de buna benzer bir görüş nakledilmiştir. İbn Battal şöyle demiştir: Caizlik konusundaki delil Muaz hadisidir. Zira o bir mürteddin durumunu Nebi s.a.v.'e arz etmeksizin öldürmüştür