Sahîh-i Buhârî · 6972
Arapça metin
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ، وَيُحِبُّ الْعَسَلَ، وَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ أَجَازَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ، فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتِ امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةَ عَسَلٍ، فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً. فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ. فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ قُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لاَ. فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ تُوجَدُ مِنْهُ الرِّيحُ، فَإِنَّهُ سَيَقُولُ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ. فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ، قُلْتُ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِرَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي، وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ". قُلْتُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ. وَدَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ ". قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ. قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي.
Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tatlıyı ve balı severdi. İkindi namazını kıldırdığı zaman kadınlarından birinin yanına geçer ve onu öpmek için yaklaşırdı. Bir keresinde Ömer'in kızı Hafsa'nın yanına girmişti. Onun yanında kalmakta olduğU süreden daha fazla kaldı. Ben bunun sebebini sorduğumda bana şöyle denildi: Hafsa'nın akrabalarından bir kadın kendisine küçük bir tulum bal hediye etmiş, Hafsa da o baldan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bal şerbeti içirmiş. Ben de kendi kendime vallahi bunun için bir hlle yapalım dedim ve bu fikrimi Sevde'ye açtım ve ona dedim ki: Biraz sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem senin yanına girip de sana yaklaştığında ona hitaben "Ya Resulallah! Meğafir mi yedin" dersin. O da sana "hayırı" diyecektir. Bunun üzerine sen de ona "Peki senden bana gelen bu koku nedir?" diye sorarsın. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendisinden çirkin koku hiddesilmesi çok ağır gelirdi- o da sana "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti!" diyecektir. Sen de ona "Öyleyse o balın arısı, onu Urfut ağacından toplamıştır!" dersin. Bana geldiğinde ben de böyle söyleyeceğim ve ey Safiye! Sen de böyle söyle! dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sevde'nin yanına girince ... (olayın devamını Sevde şöyle anlattı): Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kapının önünde dururken (Ey Aişe!) senden korktuğumdan dolayı az kalsın hemen söyleyecektim. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yaklaşınca "Ya Resulallah! Sen meğafir mi yedin?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır!" dedi. Ben "Sendeki bu koku nedir?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti" dedi. Ben "Öyleyse o balın arısı, onu Urfut ağacından toplamıştır!" dedim. Aişe (olayın kendisi ile ilgili kısmını şöyle) anlattı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim yanıma geldiğinde, ben de kendisine bunun aynısını söyledim. Safiye'nin yanına girdiğinde de, Safiye de ona böyle söyledi. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hafsa'nın yanına girince, o da kendisine "Ya Resulallah! Sana bal şerbetinden içireyim mi?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Benim ona hiç ihtiyacım yoktur" buyurdu. Aişe dedi ki: Sevde bana "Sübhanallah! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bal şerbetini haram ettik!" dedi. Ben de ona "sus!" dedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kocasına ve kumalarına hile yapması." İbnü't-Tın'nin bu konudaki açıklaması şoyledir: Atılan başlığın anlamı gayet açıktır. Ancak Buhari, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu konuda hangi ayetin indiğini belirtmemiştir. Bu ayet "Ey Nebi s.a.v.! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah 'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun" ayet-i kerimesidir.(Tahrim 1) Tefsir bölümünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine haram kıldığı şeyin ne olduğu konusundaki ihtilaftan ve sahih olan görüşe göre bunun balolduğundan söz etmiştik. Sözkonusu haramlık, Zeynep bnt. Cahş alayında meydana gelmişti. Bazıları bu ayetin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mariye'yi kendisine haram kılmasıyla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Ancak sahih olan, ayetin her iki olay hakkında indiğidir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْعَسَلَ وَالْحَلْوَاءَ، وَكَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنَ الْعَصْرِ دَخَلَ عَلَى نِسَائِهِ، فَيَدْنُو مِنْ إِحْدَاهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ، فَاحْتَبَسَ أَكْثَرَ مَا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَغِرْتُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ، فَسَقَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً، فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ. فَقُلْتُ لِسَوْدَةَ بِنْتِ زَمْعَةَ إِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ، فَإِذَا دَنَا مِنْكِ فَقُولِي أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ. فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِي أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ ذَاكِ. قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَامَ عَلَى الْبَابِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أُبَادِيَهُ بِمَا أَمَرْتِنِي بِهِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا مِنْهَا قَالَتْ لَهُ سَوْدَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ ". قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ. قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ". فَقَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ فَلَمَّا دَارَ إِلَىَّ قُلْتُ لَهُ نَحْوَ ذَلِكَ، فَلَمَّا دَارَ إِلَى صَفِيَّةَ قَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ فَلَمَّا دَارَ إِلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ. قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي فِيهِ ". قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ. قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي.
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem balı ve tatlıyı severdi. İkindi namazını kıldıktan sonra da hanımlarının evlerine girer, onlardan birisine yakın bulunurdu. Bir sefer Ömer kızı Hafsa'nın yanına girdi. Daha önce kaldığından daha uzun bir süre yanında kaldı. Ben bunun sebebini sorunca bana şöyle denildi: Yakınlarından bir kadın ona küçük bir tulum bal hediye etti. Ondan (şerbet yapıp) Nebi efendimize bir miktar içirdi. Bunun üzerine ben: Allah'a yemin ederim, ona karşı bir hile düzenleyeceğim, dedim. Zem'a kızı Sevde'ye: O sana gelip yaklaşacak, sana yaklaştı mı sen de: Sen meğafir (mi) yedin, de. O sana: Hayır diyecektir. O zaman ona: O halde benim senden aldığım bu koku da ne oluyor, de. O da sana: Hafsa bana bir miktar bal şerbeti içirdi, diyecektir. Sen de ona: Bu balı yapan arı Urfut denilen ağaca konmuş olmalıdır, de. Ben de aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safiye, sen de böyle söyle. Aişe dedi ki: Sevde bana şunları söyledi: Allah'a yemin ederim, Rasulullah daha kapıda durur durmaz ben senden korktuğum için bana söylememi emrettiklerini hemen oracıkta söyleyivermek istedim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona yaklaşınca, Sevde kendisine: Ey Allah'ın Rasulü, sen meğafir (mi) yedin, dedi. O, hayır deyince, Sevde: O halde senden aldığım bu koku da ne oluyor, dedi. Allah Rasulü: Hafsa bana bal şerbeti içirdi, deyince, Sevde: O halde bunu yapan arılar Urfut ağaçlarına konmuş olmalıdır, dedi. Dönüp yanıma gelince, ben de ona aynı şeyleri söyledim. Safiye'nin yanma gidince, Safiye de ona böyle dedi. Hafsa'nın yanına gidince: Ey Allah'ın Rasulü, sana o bal şerbetinden vereyim mi, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır, onu istemiyorum, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Sevde: Allah'a yemin olsun ki biz onu (bundan) mahrum ettik dedi. Ben de ona: Sus, sesini çıkarma, dedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hanımını haram kılması bir şey değildir" ibaresi,el-Küşmiheni'de bu şekildedir. (Yani değildir anlamındaki lafız: leyse şeklindedir) ama çoğunluk: Kelime, söz kastedilerek: "Leyset: o söz bir şey değildir" diye nakletmişlerdir. Bu sözden maksat da kocanın karısina: Sen bana haramsın yahut haram kılınmışsın ya da buna benzer söylediği sözlerdir. İbn Abbas bu kanaatine delil göstermek üzere yüce Allah'ın: "Andolsun Allah'ın Rasulünde sizin için güzel bir örnek vardır."(Ahzab, 21) buyruğunu okudu. Bununla haram kılma kıssasına işaret etmektedir. Buna dair geniş açıklamalar Tahrim suresinin tefsirinde geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca Nikah bölümünde "erkeğin karısına öğüt vermesi" başlığı altında bu hususta İbn Abbas'ın, Ömer'den diye naklettiği uzunca hadisin şerhinde maksad ın bal ın haram kılınması mı yoksa Mariye'yi kendisine haram kılması mı idi şeklindeki farklı görüşleri de açıklamış bulunuyoruz. Ayrıca bunun sebebini teşkil eden olay hakkında başka şeyler de söylenmiş olduğunu belirtmiştik. Yüce Allah'a hamdolsun ki bu husustaki çeşitligörüşlerin bir arada telif edilme şekli ile alakalı geniş açıklamalarda da bulunmuştuk. Nesai, sahih bir sened ile Enes'ten. şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi ile ilişki kurduğu bir cariyesi vardı. Hafsa ile Aişe onu kendisine haram kılıncaya kadar arkasını bırakmadılar. Bunun üzerine yüce Allah da: "Ey Nebi, Allah'ın sana helal kıldığını kendine niçin haram edersin" ayetini indirdi. Bu, bunun sebebi ile alakalı en sahih rivayet yoludur. Ayrıca• Taberi'nin sahih bir sened ile meşhur tabii Zeyd İbn Eslem'den diye rivayet ettiği mürsel bir şahidi de bulunmaktadır. Zeyd İbn Eslem dedi ki: . Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğlu İbrahim'in annesi ile zevcelerinden birisinin evinde cima'da bulundu. Hanımı: Ey Allah'ın Rasulü, benim evimde v.e benim yatağım üzerinde öyle mi, deyince, Allah RasCılü onu kendisine haram kildı. Zevcesi: Ey Allah'ın RasCılü, sana helal olan bir şeyi kendine nasıl haram edersin deyince, ona yaklaşmayacağına dair Allah adına yemin etti. Bunun üzerine: "Ey Nebi, Allah'ın sana helal kıldığı bir şeyi ne diye kendine haram edersin" ayeti nazil oldu. Zeyd İbn Eslem dedi ki: Bundan dolayı erkeğin karısına: Sen bana haramsın, demesi boş bir sözdür. Eğer yemin ederse, sadece yemin keffaretinde bulunması gerekir. İbn Abbas'ın: "Bir şey değildir" sözündeki olumsuz ifade ile boşamayı kastetmesi de, bundan daha genel bir husus u kastetmesi de muhtemelolmakla birlikte, birincisini kastetme ihtimali daha yüksektir. Bunu daha önce Tefsir bölümünde Hişam ed-Oestevaı yoluyla Yahya İbn Ebi Kesir'den bu sened ile gelen: "Haram kılması halinde keffarette bulunur" sözü de desteklemektedir. Bunu ayrıca elİsmailı, Muhammed İbn el-Mübarek es-SCırı yoluyla Muaviye İbn Sellam'dan bu babtaki hadisin senedi ile ve: "Erkek karısının kendisine haram olduğunu söylerse bu sadece keffaretini yerine getirmesi gereken bir yeminden ibarettir" lafzı ile zikretmiştir. Böylelikle İbn Abbas'ın: "Bir şey değildir" sözü ile talak değildir, demek istediği anlaşılmaktadır. "Onlara yaklaşırdı. " Yani onu öper, diğer rivayette görüldüğü gibi cima' sözkonusu olmaksızın mübaşerette bulunurdu. " ... yemiş ... " Yani senin bu şerbetini içtiğin balı yapan arılar el-Urfut diye bilinen ağaçlara konmuş. "el-Urfut" ise zamkı el-Meğafir diye bilinen bir ağaçtır. Yezid İbn RCıman'ın, İbn Abbas'tan naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Allah RasCılünün en çok ağırına giden şey ise ondan kötü bir koku alınması idi." İbn Ebi Müleyke'nin, İbn Abbas'tan diye naklettiği rivayette de: "Kendisinden hoş bir koku gelmesinden hoşlanırdı" şeklindedir. "Aişe dedi ki: Sevde şöyle dedi: Allah'a yemin ederim, daha kapının ağzında ayakta dikilir dikilmez, senden korktuğum için", senin korkunla senden çekindiğimden "bana emrettiğini hemen söyleyivermek istedim." "Ona bir ihtiyacım yok." Anlaşıldığı kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hanımlarının üçünün arka arkaya, içmiş olduğu bal şerbeti dolayısıyla kımdisinden kötü bir koku geldiğini söylediklerini işitince, işin kökünü kesmek için onu içmekten uzak kalmış, onu terke yönelmiştir. "Ben ona: Sus, dedim." Muhtemelen bu hilenin yayılmasından korkmuştu. Böylelikle Hafsa'ya karşı hazırlamış olduğu bu tedbirin açığa çıkmasından çekinmişti. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hadis-i şeriften birtakım sonuçlar çıkarılmıştır: 1 - Kıskançlık kadınların mayasında olan bir şeydir. 2- Kıskanç olan bir kadın, kumasının kendisine yukarıdan bakmasının önüne geçmek için herhangi bir yolla hileye başvurabilir. 3- Sakıncalı olana düşmek korkusu ile işlerin üzerine kararlılıkla gidip şüpheli, mubah hususlardan kaçınıp onları terk etmek uygundur. 4- Bu hadiste Aişe'nin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde yüksek bir mertebesinin bulunduğu görülmektedir. Öyle ki onun kuması ondan çekiniyar ve bütün insanların en değerlisi olan kocasına karşı böyle bir işte dahi kendisine verdiği emre itaat edip yerine getiriyordu. 5- Sevde R.A.a validemizin oldukça vera' sahibi birisi olduğuna da bir işaret bulunmaktadır. Çünkü o, yaptığı işe pişman olduğunu göstermişti. Çünkü Nebi efendimizin bal sebebiyle Hafsa'nın yanında daha fazla oturması şeklindeki üstünlüğünü ortadan kaldırmayı önce uygun karşılamış ve bu hususta maksadın gerçekleşmesi için Hafsa'nın yanında kalışına sebep teşkil eden bal içmesinin kökünü ortadan kaldırması gerektiğini görmüş, ama bundan sonra bunun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevdiği ve canının çektiği bir şeyolan bal şerbeti içmesini yasaklaması sonucunu da uygun karşılamamıştır. 6- Hanımlar arasında paylaştırmanın esası gece hakkındadır. Gündüz ise hepsiyle birlikte bir arada olmak caizdir. Ancak daha önce açıklandığı gibi günü olanın ile olması dışında diğerleriyle cima'ın olmaması da şarttır
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ فَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ دَارَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ . فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ وَقُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ . فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ يُوجَدَ مِنْهُ الرِّيحُ - فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ . فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ وَسَأَقُولُ ذَلِكَ لَهُ وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِئَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ " . قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ " . قَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ . فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ دَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ بِمِثْلِ ذَلِكَ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ " . قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ . قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي .
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Ala' ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Usâme, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tatlıyı ve balı severdi. İkindiyi kıldı mı kadınlarını dolaşır; onlara yakınlık gösterirdi. Bir defa Hafsa'nın yanına girdi; ve orada mu'tadından fazla kaldı. Ben bunun sebebini sordum. Hafsa'ya kavminden bir kadın bir kap bal hediye etmiş, o da bundan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şerbet takdim etmiş; dediler. Bunun üzerine ben : — Vallahi ona mutlaka bir hile yapacağız; dedim. Ve bunu Sevde'ye anarak dedim ki : Senin yanına girdiği vakit şüphesiz sana yaklaşacaktır. O zaman kendisine: Yâ Resûlâllah! Sen megâifirmi yedin? diyeceksin! O sana: Hayır (yemedim) diyecek. Sen: Ya bu koku ne? dersin. (Râvi Urve demiş ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üstünün başının nahoş kokmasından hoşlanmazdı.) O : Hafsa bana bal şerbeti ikram etti, diyecek. Kendisine: Bu balın arısı urfut yemiş (gâlibâ) diyeceksin! Bunu ona ben de söyliyeceğim. Sen de söyle yâ Safiyye! Vaktâ ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sevde'nin yanına girmiş. Sevde diyor ki: Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemîn olsun, senden korkuma az kaldı Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) henüz kapıda iken söze ben başlayarak senin bana öğrettiklerini ona söyleyecektim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaklaşınca Sevde : — Yâ Resûlâllah, sen megâfîr mi yedin? demiş. O: — Hayır! cevâbını vermiş. Sevde : — O halde bu koku ne? demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Hafsa bana bal şerbeti sundu; buyurmuşlar. Sevde: — Onun arısı urfut yemiş (galiba) demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim yanıma girdiği vakit bunları ona ben de söyledim. Sonra Safiyye'nin yanına girdi. Bunları o da söylemiş. Müteakiben (tekrar) Hafsa'nın yanına girdiği vakit Hafsa : — Yâ Resûlâllah, sana o şerbetten ikramedeyimmi? diye sormuş. — Ona ihtiyacım yokl buyurmuşlar. Sevde: — Sübhânallah! Vallahi onu mahrum ettik, dedi. Ben ona: — Sus! dedim
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ بِلاَلٌ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، وَإِنَّهُ مَتَى مَا يَقُمْ مَقَامَكَ لاَ يُسْمِعُ النَّاسَ، فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ. فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ ". فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ قُولِي لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، وَإِنَّهُ مَتَى يَقُمْ مَقَامَكَ لاَ يُسْمِعِ النَّاسَ، فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ. قَالَ " إِنَّكُنَّ لأَنْتُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ ". فَلَمَّا دَخَلَ فِي الصَّلاَةِ وَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفْسِهِ خِفَّةً، فَقَامَ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ، وَرِجْلاَهُ يَخُطَّانِ فِي الأَرْضِ حَتَّى دَخَلَ الْمَسْجِدَ، فَلَمَّا سَمِعَ أَبُو بَكْرٍ حِسَّهُ ذَهَبَ أَبُو بَكْرٍ يَتَأَخَّرُ، فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى جَلَسَ عَنْ يَسَارِ أَبِي بَكْرٍ، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي قَائِمًا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي قَاعِدًا، يَقْتَدِي أَبُو بَكْرٍ بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ مُقْتَدُونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ رضى الله عنه.
Aişe (r.anha)'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatına sebep olan hastalığı iyice artmıştı. Bilal gelip namaz vaktinin girdiğini bildirdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ' Ebu Bekir'e söyleyin insanlara namazı kıldırsın' diye emir vermişti. Ben; 'Ebu Bekir pek yufka yürekli ve duygulu bir İnsandır, senin yerine geçtiği zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaktan sesini cemaate duyuramaz, Ömer'e söylesen de namazı o kıldırsa...' dedim ve hatta Hafsa'dan ResuluIIah'a gidip aynı şeyleri söylemesini istedim. O da gidip: 'Ebu Bekir senin yerine geçtiği zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaktan sesini cemaate duyuramaz, Ömer'e söylesen de namazı o kıldırsa1 dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Yusuf'un başını derde sokan siz kadınlar değil misiniz zaten!?. Söyleyin Ebu Bekir'e namazı kıldırsın" diyerek emrini tekrarladı. Ebu Bekir (r.a.) namaza başlayınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini biraz daha İyi hissetti ve İki kişinin kolları arasında kalkıp mescide geçti. Mescide varana kadar takatsizliğinden ayaklarını yere sürüyerek gitmişti. Ebu Bekir Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geldiğini anlayınca geriye doğru çekildi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza devam et anlamında işaret etti ve gelip Ebu Bekir'in soluna oturdu. Bu sırada Ebu Bekir ayakta namaz kılıyor ve oturarak namaz kılmakta olan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uyuyordu. Ashâb-ı kiram ise Ebu Bekir'e uyarak namazlarını kılıyorlardı
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ زَعَمَ عَطَاءٌ أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تَزْعُمُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ، وَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً، فَتَوَاصَيْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَنَّ أَيَّتَنَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ ذَلِكَ لَهُ. فَقَالَ " لاَ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ، وَلَنْ أَعُودَ لَهُ ". فَنَزَلَتْ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ}، {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ}، لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ، {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا} لِقَوْلِهِ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً ". وَقَالَ لِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى عَنْ هِشَامٍ، " وَلَنْ أَعُودَ لَهُ، وَقَدْ حَلَفْتُ، فَلاَ تُخْبِرِي بِذَلِكَ أَحَدًا ".
Ubeyd b. Umeyr'in nakline göre Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeynep bnt. Cahş'ın yanında eğlenir ve onun yanında bal şerbeti içerdi. Bunun üzerine ben ve Hafsa, birbirimizle şöyle anlaştık: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikimizden hangimizin yanına girerse "Ya Resulallah! meğafir mi yedin, sende meğafir kokusu duyuyorum" desin diye söz birliği yaptık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki eşten birisinin yanına girince eşi bunu ona söyledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır ben mega/ir yemedim. Yalnız Zeynep bnt. Cahş'ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık bir daha onu içmem!" diye yemin etti. Bunun üzerine "Ey Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?" ayet i indi. Allahu Teala Aişe ve Hafsa için de "Eğer ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz (yerinde olur)" buyururken, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine hayır bal şerbeti içtim dediği için "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerinden .birine gizlice bir söz söylemişti" ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Herhangi Bir Yemeği Kendisine Haram Kılması." Bu, lecElC nezrine örneklerdendir. Nezr-i lecac kişinin mesela "Şu yemek veya şu içecek bana haram olsun" veya "nezrettim" ya da "Allah için şunu yemeyeceğim, şunu içmeyeceğim" demesidir. Alimlerin görüşleri arasında ağır basan, böyle bir nezrin doğmayacağıdır. Ancak kişi nezrine bir de yemin ekleyecek olursa, bu takdirde yemin kefareti vermekle yükümlü olur. Bu konudaki ihtilaf, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mariye'yi mi kendine haram kıldı yoksa bal şerbeti içmeyi mi" şeklinde Talak Bölümünde daha önce geçmişti. İmam Buhari hadise burada yer vererek ikinci ihtimale işaret etmiştir. Bir kimsenin kendisine belli bir yemeği haram kılmasının hükmü, içmeyi haram kllmasH1dan anlaşılır. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Bilginler esasen hela! olan herhangi bir yiyecek veya içecek maddesini kendisine haram kılan kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler bu o kişiye haram olmaz, yemin kefareti vermesi gerekir demişlerdir. Iraklı fıkıh bilginlerinin görüşü bu doğrultudadır. Bir grup alim ise yemin etmediği takdirde kefaret vermesi gerekmez demişlerdir. İmam Buhari hadise yer vermek suretiyle bu görüşü tercih ettiğine işaret etmiştir. Çünkü hadiste "yemin ettim" cümlesi geçmektedir. Mesruk, Şafiı ve Malik'in görüşü bu doğrultudadır. Fakat İmam Malik kişinin eşini kendisine haram kılmasını istisna etmiş ve bu durumda karısi boş düşer demiştir. İsmail el-Kadı şöyle der: Kadınla cariye arasındaki fark şudur: Bir kimse "Karım bana haram olsun" dediği takdirde bu bir ayrılıktır ve kişiyi bağlar. Netice olarak karısı boş düşer. Buna karşılık kişi cariyesine yemin etmeksizin bu cümleyi sarfettiğinde kendi nefsine gerekli olmayan bir şeyi yüklemiş olur. Netice olarak cariyesi kendisine haram olmaz. İmam Şafil'nin görüşü ise şöyledir: Kişi yemin etmediği takdirde üzerine herhangi bir yükümlülük gelmez. Ancak boşamaya niyet ederse karısı boş düşer veyacariyesini aza d etmeye niyet etmişse cariyesi hür olur. İmam Şafil'den böyle bir kimsenin yemin kefareti vermesi gerekir şeklinde bir görüş de nakledilmiştir. 'AIlah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın. "(Maide 87) ayetine gelince, İmam Buhari, Cami'inde Sevrl'nin ve onun vasıtasıyla İbnü'lMünzir'in sahih bi'r isnadla İbn Mesud'dan yaptığı rivayete işaret eder gibidir. Bir gün İbn Mesud'un huzuruna bir yemek getirilir. Ancak (sofrada bulunan) birisi onu yemekten kaçınır ve "Bu yemeği yememek için kendime haram kıldım" der. Bunun üzerine İbn Mesud "Yemeği ye ve yeminin için kefaret ver" der. Ardından bu ayeti "Ve sınırı aşmayın"(Maide 87) ayetine kadar okur. İbnü'l-Münzir şöyle der: Kişi yemin etmemiş bile olsa kefaret vermesinin gerekli olduğunu söyleyen bazı alimler Cerm kabilesinden olup, iğrenç bir şey yediği için tavuk etini yemeyi kendisine haram kılan kişi olayı hakkındaki Ebu Musa hadisinde geçen ifadeleri delilolarak almışlardır
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاشْتَدَّ بِهِ وَجَعُهُ اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي، فَأَذِنَّ لَهُ، فَخَرَجَ وَهْوَ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ تَخُطُّ رِجْلاَهُ فِي الأَرْضِ، بَيْنَ عَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَبَيْنَ رَجُلٍ آخَرَ. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَأَخْبَرْتُ عَبْدَ اللَّهِ بِالَّذِي قَالَتْ عَائِشَةُ، فَقَالَ لِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ هَلْ تَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ الآخَرُ الَّذِي لَمْ تُسَمِّ عَائِشَةُ قَالَ قُلْتُ لاَ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ هُوَ عَلِيٌّ. وَكَانَتْ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا دَخَلَ بَيْتِي وَاشْتَدَّ بِهِ وَجَعُهُ قَالَ " هَرِيقُوا عَلَىَّ مِنْ سَبْعِ قِرَبٍ لَمْ تُحْلَلْ أَوْكِيَتُهُنَّ لَعَلِّي أَعْهَدُ إِلَى النَّاسِ ". فَأَجْلَسْنَاهُ فِي مِخْضَبٍ لِحَفْصَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ طَفِقْنَا نَصُبُّ عَلَيْهِ مِنْ تِلْكَ الْقِرَبِ، حَتَّى طَفِقَ يُشِيرُ إِلَيْنَا بِيَدِهِ أَنْ قَدْ فَعَلْتُنَّ قَالَتْ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى النَّاسِ فَصَلَّى لَهُمْ وَخَطَبَهُمْ.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşıp, ağrıları çoğalınca diğer zevcelerinden hastalığını benim evimde geçirip, bakımının orada yapılması için izin istedi. Onlar da ona izin verdiler. Ayakları yerde sürüklendiği halde iki kişi onun yanlarından tutmuş olarak çıktı. Onu yanlarından tutanlardan birisi Abbas b. Abdulmuttalib idi. Diğeri de bir başka kişi idi. Ubeydullah dedi ki: Ben Abdullah'a Aişe'nin dediklerini söyleyince, Abdullah b. Abbas bana dedi ki: Aişe'nin adını vermediği diğer adamın kim olduğunu biliyor musun? Ubeydullah dedi ki: Ben hayır dedim. İbn Abbas: O Ali'dir dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in.zevcesi Aişe radıyallShu anhS şunu anlatırdı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evime girip, rahatsızlığı ağırlaşınca şöyle buyurdu: Bana ağızları çözülmemiş yedi kırbadan su dökün. Belki insanlara bir tausiyede bulunurum. Bunun üzerine biz de onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hafsa'ya ait büyükçe bir leğene oturttuk. Sonra da o kırbalardan üzerine su dökmeye koyulduk. Nihayet o bize: Yaptığınız bu kadarı yeter, diye işaret etti. Aişe dedi ki: Sonra insanların (ashabın) yanına çıktı, onlara namaz kıldırdı ve hutbe verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yedi kırbadan" denildiğine göre bu sayıdaki hikmet, zehir ve sihirin zararlarını defetmekte bir özelliği bulunmasından dolayıdır. Bu başlığın baş taraflarında onun: İşte bu o zehirden ötürü kalp damarımın kesildiği zamandır dediği zikrediImiş idi. Köpeğin artığının necis olmadığını söyleyerek bundan dolayı yedi defa kabın yıkanması emrinin sadece onun tükürüğündeki zehirin etkisinin önlenmesi için olduğunu söyleyen bazı kimseler de delil diye buna tutunmuşlardır. Halbuki "kim sabahleyin acve türü yedi hurma yiyecek olursa o gün ona ne zehir, ne de sihir zarar verir" diye buyurduğu da sabittir. Nesai de Fatiha'nın musibete uğramış kimseye yedi defa okunacağına dair rivayet zikretmiş bulunmaktadır. Bunun da senedi sahihtir. Müslim'in Sahih'inde ağrısı bulunan kimseye şöyle denileceği belirtilmektedir: "Yedi defa euzu bi izzetillahi ve kudretihi min şerri ma ecidu ve uhaziru: Bu hissettiğimin ve bundan dolayı da uğramaktan çekindiğim şeylerin şerrinden Allah'ın izzetine ve kudretine sığınırım, denir." Nesai'de de şöyle denilmektedir: "Her kim henüz eceli gelmemiş bir hastaya yedi defa: Eselullahe'l-azim Rabbe'l-arşi'l-azim en yeşfiyek: Azametli olan Allah'tan, azim Arşın Rabbinden sana şifa vermesini diliyorum ... diyecek olursa" denilmektedir. İbn Ebi Şeybe tarafından rivayet edilen, Ebu Cafer yoluyla gelen mürsel rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Yarın nerede olacağım diye ormuş ve bu sorusunu defalarca tekrarlamıştır. Böylelikle zevceleri Aişe'nin yanında olmak istediğini anladılar ve: Ey Allah'ın Resulü, biz günlerimizi kızkardeşimiz Aişe'ye bağışladık, dediler
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَرْقَمِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا مَرِضَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَضَهُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ كَانَ فِي بَيْتِ عَائِشَةَ . فَقَالَ " ادْعُوا لِي عَلِيًّا " . قَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَدْعُو لَكَ أَبَا بَكْرٍ قَالَ " ادْعُوهُ " . قَالَتْ حَفْصَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَدْعُو لَكَ عُمَرَ قَالَ " ادْعُوهُ " . قَالَتْ أُمُّ الْفَضْلِ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَدْعُو لَكَ الْعَبَّاسَ قَالَ " نَعَمْ " . فَلَمَّا اجْتَمَعُوا رَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَأْسَهُ فَنَظَرَ فَسَكَتَ فَقَالَ عُمَرُ قُومُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . ثُمَّ جَاءَ بِلاَلٌ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ " . فَقَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ رَقِيقٌ حَصِرٌ وَمَتَى لاَ يَرَاكَ يَبْكِي وَالنَّاسُ يَبْكُونَ فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ يُصَلِّي بِالنَّاسِ . فَخَرَجَ أَبُو بَكْرٍ فَصَلَّى بِالنَّاسِ فَوَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ نَفْسِهِ خِفَّةً فَخَرَجَ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ وَرِجْلاَهُ تَخُطَّانِ فِي الأَرْضِ فَلَمَّا رَآهُ النَّاسُ سَبَّحُوا بِأَبِي بَكْرٍ فَذَهَبَ لِيَسْتَأْخِرَ فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَىْ مَكَانَكَ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِهِ وَقَامَ أَبُو بَكْرٍ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَأْتَمُّ بِالنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَالنَّاسُ يَأْتَمُّونَ بِأَبِي بَكْرٍ . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنَ الْقِرَاءَةِ مِنْ حَيْثُ كَانَ بَلَغَ أَبُو بَكْرٍ . قَالَ وَكِيعٌ وَكَذَا السُّنَّةُ . قَالَ فَمَاتَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي مَرَضِهِ ذَلِكَ .
Abdullah bin Abbas (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında Aişe (r.anha)'nın odasında idi. Bu esnada: — «Bana Ali'yi çağırın» buyurdu. Aişe (r.anha): — Ya Resulallah! Sana Ebu Bekir (r.a.)'ı çağıralım (mı) dedi. O: — «Onu çağırın» buyurdu. Hafsa (r.anha.) : — Ya Resulallah! Sana Ömer (r.a.)'ı çağıralım (mı) dedi. O: — «Onu çağırın» buyurdu. Ümmü'l-Fadl (r.a.) : — Ya Resulallah! Sana Abbas (Radıyallahü anh)ı çağıralım (mı) dedi. O: — «Evet» buyurdu. Bu zatlar (Onun yanında) toplanınca Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek başını kaldırıp baktı da bir şey söylemedi. Biraz sonra Ömer (r.a.) : — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanından kalkıp gidiniz, dedi. Bilahere namaz vaktinin geldiğini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bildirmek üzere Bilal (r.a.) geldi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Cemaata namaz kıldırması için Ebu Bekir'e emrediniz.» buyurdu. Bunun üzerine Aişe (r.anha) : — Ya Resulallah! Gerçekten Ebu Bekir (r.a.) yufka yürekli, kıraattan tutuklu bir adamdır. Seni (namazda) göremiyeceği zaman ağlıyacak, cemaat da ağlıyacak. Cemaata namaz kıldırması için keşke Ömer (r.a.)'e emretsen, dedi. Sonra Ebu Bekir (r.a.) çıkıp cemaata namaz kıldırdı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisinde bir hafiflik hissederek iki adam arasında ve onlara dayanarak çıkıp (mescide) gitti. Onun ayakları yerde sürünüyordu. Cemaat Onu görünce Ebu Bekir (r.a.)'ı tesbihle ikaz ettiler. Ebü Bekir (r.a.) da geri çekilmek için davrandı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona işaret ederek : — «Yerinde dur!» demek istedi. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ileriye gelip Ebu Bekir (r.a.)'ın sağ tarafında oturdu. Ebü Bekir (r.a.) ayakta durdu. Ebü Bekir (r.a.) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uyuyordu. Cemaat da Ebu Bekir (r.a.)'in namazına uyuyordu. İbn-i Abbas (r.a.); Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Bekir (r.a.)'in ulaştığı yerden kıraata başladı, demiştir. Ravi Veki: Sünnet böyledir, demiştir. Ravi demiştir ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hastalığında vefat etmiştir. Not: Zevaid'de şöyle denmiştir: Bunun isnadı sahih, ricali de sika zatlardır. Ancak şu var ki; Ravi Ebu Ishak. ömrünün sonunda rivayetleri karıştırmıştı ve tedlisçi idi. Bunu da an'ane ile rivayet etmiştir. Buhari de: Biz Ebu İshak'ın Erkam bin Şurahbil'den hadis işittiğine dair bir şey hatırlamıyoruz. demiştir. AÇIKLAMA (1232, 1233, 1234, 1235): 1234 ve 1235 nolu hadisler notlarda işaret edildiği gibi Zevaid türündendir Bütün rivayetlerden anlaşılan mana şudur: Resulullah (s.a.v.) son hastalığında Aişe (r.anha)'nın odasında yatmış, hastalığı ağırlaşınca eemaata namaz kıldırmak için Ebu Bekir (r.a.)'i tayin etmiştir. Aişe (r.anha) buna taraftar olmamış ve bu görevin Ömer (r.a.)'a verilmesini teklif etmiştir. Gerekçe olarak da Ebu Bekir (r.a.)'in yufka yürekli oluşu ve Nebi (s.a.v.)'in yerinde namaz kıldırması halinde ağlıyacağı, okumaktan tutulacağı ve cemaata sesini duyuramıyacağı gösterilmiştir. Bazı rivayetiere göre Hz. Hafsa (r.anha) da bu hususta Aişe (r.anha)'yı desteklemiştir. Aişe (r.anha)'nın isteksizliğinin sebebi, kendisi tarafından şöyle açıklanmıştır: Nebi (s.a.v.)'in bu emrine taraftar olmamamın sebebi şudur: Onun hayatında makamına geçecek bir kimsenin halk tarafından sevilebileceğini düşünemezdim. Zannımca kim Onun makamında durursa halk Onu uğursuz sayacak ve sevmiyecektir. Bu nedenle bu işin babama verilmesine taraftar olmadım.' Aişe (r.anha)'nın bunu arzulamamasının ikinci sebebi şuydu: Ebu Bekir (r.a.)'in hilafete liyakatini herkes biliyordu. Bu nedenle Ebu Bekir (r.a.)'in namaz kıldırmasının Nebi (s.a.v.)'in vefatının yaklaşması için bir alamet sayılması ve böyle bir durumdan hoşlanmamasıydı. Aişe (r.anha) ve arkadaşlarının, Yusuf (Aleyhisselam)'ın devrindeki kadınlara benzetilmesinin sebebi şudur: Bilindiği gibi Züleyha, Mısır kadınlarına ziyafet çekerek fazlaca ikramda bulunmuştu. Fakat gayesi onlara ziyafet vermek değildi. Asıl gayesi, bu ziyafet vesilesiyle onlara Yusuf (a.s.)'ı göstermek ve beslediği aşk ateşi bakımından mazur sayılmasının gerekliliğini ispat etmekti. Züleyha asıl maksadını gizlemişti. Aişe (r.anha) de Ebu Bekir (r.a.)'in namaz kıldırmasını istememesinin asıl sebebini gizlemiş başka sebepler göstermiştir. Maksada ulaşmak için fazla ısrarda bulunmak hususunda da Züleyha'ya benzemiştir. Aişe (r.anha) ve arkadaşlarının Yusuf (a.s.)'ın devrindeki kadınlara benzetilmesine ait hadis metnindeki cümlenin şerhinde Nevevi şöyle der: Yani: Siz kadınlar istediğiniz bir şeyi israrla istemek dileğinize kavuşmak için peşine düşmek ve ona aşırı derece eğilrnek hususunda o günkü kadınlara benziyorsunuz. Aişe (r.anha)'nın başvuruşu bir rica, danışma ve yararlı olduğuna kanaat getirdiği hususa işaret mahiyetindedir. Bu anlamda Ulu'l-Emr'e başvurmanın caizliği hadisten anlaşılıyor. Bu tür müracaat, uygun ifade ile olmalıdır. Esif: Hadiste geçen bu kelime, çok üzgün, yufka yürekli ve çabuk ağlayan demektir. Hasir: Tutuklu demektir. Yufka yürekliliğinden ve üzüntüsünden okuyamayacak duruma düşen kimse için bu kelime kullanılabilir. Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre Nebi (s.a.v.)'in son hastalığında Ebu Bekir (r.a.) üç gün ve toplam oniki vakit kıldırmıştır. Bu süre zarfında Nebi (s.a.v.)'in bir defa veya iki defa mescide çıktığı hususunda muhtelif rivayetler vardır. İbn-i Hacer'in Şafii'den olan rivayetine göre bir defa olmuştur. Müslim ve Darekutni'nin rivayetlerine göre iki defa olmuştur. Bazı rivayetIere göre bir defa yatsı namazında, iki defa öğle namazında olmuştur. Nebi (s.a.v.)'in koluna girip Onu mescide götürenlerle ilgili rivayetler de muhteliftir. Bazı rivayetlere göre götüren zatlar, Abbas (r.a.) Ali (r.a.)'dır. Bazı rivayetIere göre Ali (r.a.) ve Fadl bin Abbas (r.a.), diğer bir kısım rivayete göre Usame bin Zeyd (r.a.) ile Fadl bin Abbas (r.a.). Diğer bir kısım rivayetlerde Aişe (r.anha)'nın cariyesi Berire (r.anha) ile Nuvebe (r.anha)'dır. Nevevi bu rivayetlerin birleştirilmesi yolunda şöyle demiştir: Rivayetlerde isimleri geçen bu zatlardan cariyeler oda içinde Nebi (s.a.v.)'e 'yardım ederek' oda kapısına kadar gitmesini sağlamışlar, ondan sonra erkek zatlar nöbetleşerek Onun koluna girmişlerdir. Nebi (s.a.v.)'in bayılmasıyla ilgili cümle Nebilerin bayılmasının caizliğine delalet ediyor. Çünkü bayılmak da bir hastalıktır. Nebilerin hastalanması caizdir. Müellifin rivayetlerinin zahirine göre Nebi (s.a.v.) mescide gidip Ebu Bekir (r.a.)'in yanına oturunca Ebu Bekir (r.a.) Ona uymuş ve Nebi (s.a.v.) cemaata namaz kıldırmıştır. Hatta 1235 nolu hadiste belirtildiğine göre Nebi (s.a.v.) namaza girince Ebu Bekir (r.a.)'ın okuduğu süreyi bıraktığı yerden okumaya devam etmiştir. Nebi (s.a.v.) oturduğu yerden namaz kıldırdığı ve cemaata sesini duyuramadığı için Ebu Bekir (r.a.) mübelliğlik yapmış oluyor. Şu halde cemaatın kendi namazlarında. Ebu Bekir (r.a.)'in namazına uymalarından maksat, namazlardaki hareketlerde onu görüp örnek almalarıdır. Yoksa zannedildiği gibi onların Ebu Bekir (r.a.)'e uymaları değildir. Çünkü Ebu Bekir (r.a.) Nebi (s.a.v.)'e uyunca cemaat'ten olmuş olur. Cemaatın bir kısmının bir kısma uyması caiz değildir. Yani imam'ın arkasında kılan bir kimseyi imam yapmak caiz değildir. Fakat bazı rivayetlerde Ebu Bekir (r.a.)'in cemaata namaz kıldırdığı ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, Ebu Bekir (r.a.)'ın arkasındaki safta durduğu bildirilmiştir. Tirmizi'nin bir rivayetinde Aişe (r.anha) mealen: "Resulullah (s.a.v.) son hastalığında Ebu Bekir (r.a.)'ın arkasında oturarak namaz kıldı: demiştir. Enes (r.a.)'den rivayet olunan diğer bir rivayette mealen: "Nebi (s.a.v.) son hastalığında üzerindeki elbiseye sarınmış olduğu halde Ebü Bekir (r.a.)'in arkasında oturarak namaz kıldı" demiştir. Özetle bazı rivayetIere göre Nebi (s.a.v.) oturduğu yerde İmam olarak, diğer bir kısım rivayetIere göre Ebu Bekir (r.a.)'e uyarak namaz kılmıştır. Bütün rivayetler sahih olduğuna göre öyle anlaşılıyor ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) son hastalığında iki defa mescide çıkmış, bir defasında İmam, diğerinde memun olmuştur. BU HADİSLERDEN ÇIKARILAN HÜKÜMLER : 1- Nebi (s.a.v.)'in yürüyemeyecek derecede hasta olduğu halde iki zatın yardımıyla mescide çıkması cemaatla namaz kılmanın faziletinin büyüklüğüne delalet vardır. 2- Ebu Bekir (r.a.) sahabilerin en efdalidir. 3- Ebu Bekir (r.a.)'in imamlıktan geri çekilmek istemesi, büyüklere karşı saygılı olmanın gerekliliğine delalet eder. 4- Ağlamak namazı bozmaz. Çünkü Nebi (s.a.v.) Ebu Bekir (r.a.)'in yufka yürekli olup çabuk ağladığını bildiği halde onu imamlığa geçirmiştir. Namazın ağlamakla bozulup bozulmadığı hususunda ihtilaf vardır. Şöyle ki; Hanefi fıkıhçılarına göre, cenneti ve cehennemi hatırlayarak sesle ağlayanın namazı bozulmaz. Fakat başına gelen bir musibet veya hastalığın verdiği ızdırap nedeniyle sesle ağlayan'ın namazı bozulur. Malik ve Ahmed'in de böyle ,dedikleri rivayet olunmuştur. Şafii mezhebine göre sesle ağlamak veya inlemekle ağızdan iki harf çıkarsa namaz bozulur, yoksa bozulmaz. Ağlamak ve inlemek ister dünya hayatı ile ilgili olsun ister ahiretle ilgili olsun fark etmez. 5- Şa'bi bu hadislerin zahirine bakarak cemaatın bir kısmının, bir kısmına uymasının caizliğini söylemiştir. Ancak yukarıda anlattığım gibi söz konusu hadisler, buna delalet etmez. Çünkü Peygamber (s.a.v.) gelip namaza başlayınca O, imam olmuş, Ebu Bekir (r.a.) mübelliğlik yapmıştır. Yani Nebi (s.a.v.) oturarak namaz kıldırdığı ve hastalık nedeniyle sesini cemaata duyuracak durumda olmadığı için Ebu Bekir (r.a.) O'nun tekbirlerini ve hareketlerini cemaata duyurmak görevini yapmıştır. Cemaat, namazını Ebu Bekir'in namazına uydurmuştur. 6- İmam'ın tekbirlerini cemaata duyurmak caizdir. Yani mübelliğlik yapmak meşrudur. 7- Ayakta duranın, oturarak namaz kılana uyması caizdir. Bu hususta gerekli izah bundan sonra gelen ikinci babta anlatılacaktır. 8- İmam'ın, cemaat'tan birisini yerine geçirmesi caizdir. 9- Peygamberlerin bayılması caizdir. Çünkü bayılmak da bir hastalıktır. Nebilerin hastalanması çeşitli belalara mübtela olması caizdir. Ancak delilik, nefret ettirici veya tebliğ görevini geciktirici hastalıklar caiz değildir