Sahîh-i Buhârî · 7038
Arapça metin
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي أَخِي عَبْدُ الْحَمِيدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " رَأَيْتُ كَأَنَّ امْرَأَةً سَوْدَاءَ ثَائِرَةَ الرَّأْسِ، خَرَجَتْ مِنَ الْمَدِينَةِ، حَتَّى قَامَتْ بِمَهْيَعَةَ ـ وَهْىَ الْجُحْفَةُ ـ فَأَوَّلْتُ أَنَّ وَبَاءَ الْمَدِينَةِ نُقِلَ إِلَيْهَا ".
(Salim b. Abdullah'ın babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Rüyamda şöyle gördüm: Sanki siyah, başı saçı dağınık bir kadın Medine'den çıktı da nihayet Mehyea'ya -Cuhfe'ye- varıp orada durdu. Ben bu rüyamı Medine vebasının Mehyea'ya sıçrayacağı şeklinde tabir ettim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben bu rüyamı Medine vebasının Mehyea'ya sıçrayacağı şeklinde tabir ettim." Mühelleb şöyle demiştir: Bu rüya, tabir edilmiş ve örnek verilen rüyalar kısmındandır. Örnek vermenin hangi açıdan olduğuna gelince; Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "........." kelimesinden " .......''= kötülük" ve " .......'' = hastalık" şeklinde iki kelime türetmiştir ve bunların çıkışını, isimlerini bir araya getirmek suretiyle tabir edip bulmuştur. Gördüğü kadının saçının dağınıklığını kötülük yapıp, bunu yayacak olanın Medine'den çıkacağı şeklinde tabir etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Saçın dağınıklığı vücudun titremesinden kaynaklanır. Çünkü "ip\ll" uzak durma, tekin olmama aı:ılamınadır. Bundan dolay.ı ruhların tiksinti duyduğu şey, tıpkı sıtma hastalığında olduğu gibi bundan çıkar. Biz de şunu ekleyelim: Mühelleb'in ".......... =tiksinti duyma" kelimesinden maksadı, onu görmenin' insanda tiksinti uyandırmasıdır. Aksi takdirde sözlükte ")'p\lI" saçın toplanması ve büzülmesi anlamına gelir. Kendi asli biçiminden değişen her şey için "'........." fiili kullanılır. Mesela "............" denir ki "Yeryüzü kuraklıktan, bitki susuzluktan dolayı bzzuldu" demektir. Tabirci el-Kayrav 2101 şöyle demiştir: çoğu biçimlerinde kendisine karalık hakim olan her şey sevimsizdir. Bir başkası şöyle demiştir: Saçın dağınıklığı sıtma ile tabir edilir. Çünkü sıtma bedeni titreme ve başı yukarı kaldırma ile sarsar, özellikle siyah kadın daha çok sarsar. Çünkü o daha fazla ürküntü ve yabanilik verir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعْكٌ بِالْمَدِينَةِ فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِي خَبَثَهَا وَيَنْصَعُ طِيبُهَا " .
Cabir b. Abdullah anlatıyor: «Bir bedevi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e müslüman olmak üzere biat etti. Daha sonra Medine'de sıtma hastalığına yakalanınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: «— Ya Resulallah! Biatimi boz.» dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabul etmedi. Daha sonra tekrar gelip: «— Biatimi boz» dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine kabul etmeyince bedevi tekrar gelip: «— Benim biatimi boz» dedi. Bu defa da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem isteğini kabul etmeyince, bedevi çıkıp gitti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «— Şüphesiz ki Medine şehri demirci körüğü gibidir. (Nasıl ki körük demir üzerindeki kir ve pası giderirse) Medine şehri de kötüleri atar. İyiler orada kalır» buyurdu
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فِي رُؤْيَا النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَدِينَةِ " رَأَيْتُ امْرَأَةً سَوْدَاءَ ثَائِرَةَ الرَّأْسِ، خَرَجَتْ مِنَ الْمَدِينَةِ، حَتَّى نَزَلَتْ بِمَهْيَعَةَ، فَتَأَوَّلْتُهَا أَنَّ وَبَاءَ الْمَدِينَةِ نُقِلَ إِلَى مَهْيَعَةَ، وَهْىَ الْجُحْفَةُ ".
Abdullah b. Ömer' in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine hakkındaki rüyasım şöyle anlatmıştır: "Rüyamda başı dağınık siyah bir kadın gördüm ki o Medine'den Çıktı da nihayet Mehyea'da konakladı. Ben bu rüyamı Medine vebasının Mehyea'ya -Cuhfe'ye- sıçrayacağı şeklinde tabir ettim
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ، بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعَكٌ بِالْمَدِينَةِ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي . فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِي خَبَثَهَا وَيَنْصَعُ طَيِّبُهَا " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e, Muhammed b. Münkedir'den dinlediğim, onun da Câbir b. Abdillâh'tan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Bîr bedevi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bey'ât etti, müteakiben bedeviye Medine'de şiddetli bir sıtma arız oldu. Bu sebeple Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: — Yâ Muhammed! Benim bey'atımı kaldır! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu kabul etmedi. Sonra tekrar gelerek: — Benim bey'atımı kaldır! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine kabul etmedi. Bilâhare bedevi yine gelerek : — Benim bey'atımı kaldır! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine kaldırmadı. Bunun üzerine bedevi çıkıp gitti. Arkasından Resûlullah, «Medine ancak bir körük gibidir. Kötüsünü atar, iyisinin hâlisi kalır.» buyurdular
وَقَالَ لَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا نُصَيْرُ بْنُ أَبِي الأَشْعَثِ، عَنِ ابْنِ مَوْهَبٍ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، أَرَتْهُ شَعَرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحْمَرَ.
ibn Mevheb'den rivayete göre "Ümmü Seleme kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırmızı renkte saçını göstermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ağaran saç hakkında", kına yakılır mı, yakılmaz mı hususunda "zikrolunanlar." "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına (ve bu gibi şeyler ile) saçlarını boyadı mı diye sordum." Aynı şekilde bu rivayette "onun saçı ancak çok az ağarmıştı" ibaresini ikinci rivayette yer alan "saçlarını kına (ve benzeri şeylerle) boyayacak kadar ağarmamıştı" sözü açıklamaktadır. Şöyle ki, adeten az miktardaki beyaz saçlar sakaldan görünecek olursa çoğalmadıkça hemen onları kına (ve benzeri şeylerle) boyama cihetine gidilmez. Bu hususta azlık ve çokluk örfe göre değişir. Başlıktaki ikinci rivayette yer alan "sakalındaki ağarmış telleri saymak isteseydim." Fadeleri, ağarmış saçlar (anlamındaki şemtat) aklığın görüldüğü saçlar demektir. Sanki beyaz bir saç yakınındaki siyah saç teli. ile çizgili bir elbiseyi andım gibi olur. "el-Eşmat" tabiri ise siyah ve beyaz karışımı olana denilir. "isteseydim" sözünde yer alan (şart edatı olan) "lev"in cevabı hazfedilmiştir. Onları sayabilirdim, takdirindedir. işte bu ifade, ağarmış saç tellerinin azlığını anlatmak için kullanılmıştır. "Ona kabını (leğen vesairesini) gönderirdi." Buradaki kap (mihdab) kaplardan bir kaptır. Buna dair açıklama daha önce Taharet bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Maksat şudur: Hastalanan herhangi bir kimse Ümmü Seleme'ye bir kap gönderirdi. O da yanında bulunan o saç tellerini o kaba koyar, telleri o kapta yıkar, kabı sahiplerine geri gönderirdi. Kabın sahibi de bununla şifa bulmak ümidiyle o suyu içer ya da onunla yıkanır, o saç tellerinin bereketinden yararlanırdı. "Kına (ve benzeri şeylerle) boyanmış." el-İsmail1 der ki: Bu hadiste kına yakanın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olduğu açıklanmış değildir. Aksine ona sarı rengin de karışmış olduğu hoş kokunun karışması neticesi Nebiden sonra kırmızılaşmış ve böylelikle bu sarı rengin onda daha belirgin bir hal almış olma ihtimali vardır. el-İsmail1 dedi ki: Eğer böyleyse mesele yok, aksi takdirde Enes'in rivayet ettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına ile boyamadı" hadisi daha sahihtir. Evet el-İsmail1 böyle demiştir. Onun bir ihtimalolarak kabul ettiği açıklamanın anlamı Enes'e kadar mevsul bir rivayet olarak "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri" başlığında daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Orada ise Nebi o saç tellerinin hoş kokulardan kırmızıya çalan bir renk aldığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Derim ki: Bedenden ayrılan saçların siyah rengi, aradan uzun bir zaman geçtiği takdirde çoğunlukla kırmızıya dönüşür. Meyledip tercihe değer kabul ettiği görüş ise, Taberi'nin bu hususta topladıklarına muhaliftir. Kısacası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in -Ümmü Seleme'nin hadisinin zahiri ile az önce geçmiş bulunan İbn Ömer'in hadisinde belirtildiği üzere- saçlarını kına ve bu gibi şeylerle boyadığını söyleyenler ,-ki bu rivayetler sarıya boyadığını belirtmektedirler- kendilerinin müşahede ettikleri hali nakletmiş bulunmaktadır. Bazı zamanlarda da o böyle idi. Enes gibi böyle bir şeyin olmadığını söyleyenlerin sözleri de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çoğunlukla ve daha çok görülen hali hakkında yorumlanır. Müslim, Ahmed, Tirmizi ve Nesai, Cabir b. Semura'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başında ve sakalında ancak ağarmış birkaç tane saç vardı. Saçlarını yağladığı takdirde o yağ onları gizlerdi." O halde onun saçlarını boyadığını kabul edenler, önce saçlarıarasındaki beyaz kılları görmüşler, sonra süründüğü yağ o beyaz kılları gizleyince, saçlarını boyadığını zannetmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيِّ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ، فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعْكٌ بِالْمَدِينَةِ، فَجَاءَ الأَعْرَابِيُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ، تَنْفِي خَبَثَهَا، وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Cabir b. Abdullah es-Sülemİ şöyle demiştir: Bir bedevi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere bey'at etti. Akabinde Medine'de kendisine ateşli bir hastalık vurdu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Ya Resulallah! Benim bey'atı mı boz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu teklifi kabul etmedi. Sonra bedevi yine gelip "Ya Resulallah! Benim bey'atı mı boz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine kabul etmedi. Akabinde o bedevi Medine' den çıkıp gitti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine ancak demirci körüğü gibidir, Pislikleri dışan atar, temiz olanı alıkor" dedi
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ،. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ عَنِ الْهِجْرَةِ فَقَالَ " وَيْحَكَ إِنَّ الْهِجْرَةَ شَأْنُهَا شَدِيدٌ، فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَتُعْطِي صَدَقَتَهَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَهَلْ تَمْنَحُ مِنْهَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَتَحْلُبُهَا يَوْمَ وُرُودِهَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَاعْمَلْ مِنْ وَرَاءِ الْبِحَارِ، فَإِنَّ اللَّهَ لَنْ يَتِرَكَ مِنْ عَمَلِكَ شَيْئًا ".
Ebu Said r.a. dedi ki: "Bir bedevi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ona hicret hakkında sordu. Şöyle buyurdu: Ne oluyor sana, hicretin işi ağırdır. Senin develerin var mı, diye buyurdu. Bedevi: Evet dedi. Peki, onların zekatını veriyor musun diye sordu. Bedevi: Evet dedi. Peki, ondan bağışlarda bulunuyor musun, diye sordu. Evet, dedi. Suya gittikleri gün onları sağıyar musun, diye sordu. Evet, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Sen (istersen) denizlerin ötesinden amel et. Şüphesiz Allah senin amelinden hiçbir şeyini eksiitmez." Fethu'l-Bari Açıklaması: "(Ağaran saçlarını) örttü." Yani kınaladı. Kasıt da sakalıdır. "Ketem" Küçük kayalarda yetişen ve ince iplikleri sarkan. saçı kınalamak için kullanılan ve mersin ağacını andıran bir yapraktır. Toplanması oldukça zordur. Bundan dolayı da pek azdır. "Ashabının en yaşlısı Ebu Bekir idi." Daha önceden de geçtiği üzere, o sırada ve ondan önce Medine'ye gelmiş olanlar arasında demektir. "Nihayet saçları kırmızılaştı." Saçlarının kırmızı rengi oldukça arttı. "Kureyş kafirleri için mersiye okuyan." Bedir günü öldürülüp, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları suyu kurumuş olan kuyuya attığı vakit bu mersiye söylenmişti. "eş-Şıza" İçine tirit yapılan ahşap tencere ve çömleklerin yapıldığı bir ağaçtır. Şair şunu söylemiş gibidir: Deve hörgüçlerinin etleriyle dolup taşan o tencere sahiplerinden kuyuda olanların hali nedir? Çünkü cahiliye Arapları çokça yemek yediren kimseye (tencere anlamındaki) "cefne" derlerdi. Buna sebep ise o kap ile insanlara çokça yemek yedirmesi idi. "Baykuşlar. .. " Şair bu sözleriyle ölümden sonra dirilişi inkar etmek istemiştir. İnsan böyle bir kuşa benzedikten sonra nasıl bir defa daha insan olarak diriltilebilir, demek istemiştir