Sahîh-i Buhârî · 7172
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَبِي وَمُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ عَلَى الْيَمَنِ فَقَالَ " يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا، وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا، وَتَطَاوَعَا ". فَقَالَ لَهُ أَبُو مُوسَى إِنَّهُ يُصْنَعُ بِأَرْضِنَا الْبِتْعُ. فَقَالَ " كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ". وَقَالَ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ وَوَكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Said b. Ebi Bürde şöyle demiştir: Babamın anlattığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini ve Muaz b. Cebel'i Yemen'e göndermiş ve "Kolaylaştınn, zorlaştırmayın, müjdeleyip sevindirin, nefret ettirmeyin ve birbirinize hükümde uygunluk gösterin" diye emretmiştir. Ebu Musa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Bizim Yemen topraklarında biti' denilen bir içki yapılır. Bize ne emredersiniz?" diye sormuş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Sarhoşluk verici her içki haramdır!" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "........" yani hükümde uygunluk gösterin, birbirinizle anlaşmazlığa düşmeyin! Zira bu, sizin yönettiğiniz halkın da görüş ayrılığına düşmesine yol açar. Bu da düşmanlığa, sonra da savaşa sebep olur. İhtilaf durumunda başvurulacak ilke, kitap ve sünnette yer alan ifadelerdir. Yüce Allah "Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resulüne götürün {onların talimatına göre halledin)"(Nisa 59) buyurmaktadır. Bu konunun daha fazla açıklaması, inşallah İ'tisam bölümünde gelecektir. İbn Battal ve başkaları şöyle demiştir: Hadis ittifaka teşvik etmektedir. Zira ittifakta sevgi, kaynaşma, hak üzere işbirliği vardır. Hadise göre bir beldeye iki tane hakim tayin etmek caizdir. Bunlardan her biri beldenin belli bir köşesinde oturur. İbnü'I-Arabi şöyle der: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O iki hakimi, göreve getirdiği konularda ortak etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu uygulaması, iki kişiyi yetkide ortak olarak hakim tayin etmede bir ilke koymuş oldu. İbnü'l-Arabi böyle diyorsa da İbn Battal'a göre bu görüş tartışılır. Çünkü bunun yeri, her iki hakimin verdiği hükmün geçerli olduğu alanlardır. Ancak İbnü'I-Müneyyir şöyle der: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O iki kişiyi her olaydaki hükümde ortak hareket etmek amacıyla tayin etmiş olma ihtimali olduğu gibi, her birinin verdiği hükümde bağımsız olma ve her birinin kendine özel bir yargı alanı bulunma ihtimali de vardır. Bunun nasılolduğunu ancak Yüce Allah bilir. İbnü't-Tin'in yaklaşımı şöyledir: Doğru olanı iki hakimin ortak olduklarıdır. Ancak bir başka rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlardan her birini bir eyalete tayin etmiştir. Yemen iki büyük eyalete ayrılmıştl. Bizce itibar edilen budur
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ هُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ، جَزَّءُوهُ أَجْزَاءً، فَآمَنُوا بِبَعْضِهِ وَكَفَرُوا بِبَعْضِهِ. {يَعْنِي قَوْلَ اللَّهِ تَعَالَى {الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ }
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Onlar kitap ehlidirler. Onu kısımlara ayırdılar. Bir bölümüne iman ettiler, diğer bazısını inkar edip kafir oldular." Bu Hadis 4705 ve 4706 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye gelişinden sonra Yahudilerin yanına gelmeleri" Ebu Said "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde Said b. Cubeyr yoluyla şunu rivayet etmektedir: Yahudilerin başı olan Meymun b. Yamın, Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü! Onlara bir haber gönder ve beni de hakem tayin et. Onlar (anlaşmazlık konularında) bana başvururlar. O da onu içeriye yerleştirdi. Sonra Yahudilere haber gönderdi. Onun yanına gelerek onunla konuştular. Allah Resulü onlara: Benimle sizin aranızda hakemlik yapacak bir adam seçiniz, diye buyurdu. Onlar: Biz Meymun b. Yamın'in hakemliğine razıylZ, dediler. Allah Resulü: Yanlarına çık diye buyurdu. Meymun: Şehadet ederim ki o Allah'ın Resulüdür, dedi. Fakat onu tasdik etmeyi kabul etmediler. İbn İshak'ın zikrettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldikten sonra Yahudilerle bir barış antlaşması yaptı. Onlar ona tabi olmayı kabul etmediler. Bu sebeple onlarla arasında bir kitap yazdı (bir antlaşma belgesi düzenledi.) Yahudiler Kaynuka, Nadir ve Kureyza olmak üzere üç kabile idiler. Üçü de biri diğerinden sonra ahitlerini bozdular. Kaynuka oğullarını karşılıksız serbest bıraktı, Nadir oğullarını sürgüne gönderdi, Kureyza oğullarını da kökten imha etti. Yüce Allah'ın izniyle biraz sonra bütün bunlara dair etraflı açıklamalar gelecektir. "Yahudilerden on kişi bana iman etse, Yahudilerin hepsi bana iman edecektir." el-İsmaill'nin rivayetinde: "Müslüman olmadık Yahudi kalmaz" şeklindedir. Ebu Said de "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde bunu böylece rivayet etmiş ve sonunda şunları eklemiştir: "Ka'b dedi ki: Bunlar yüce Allah'ın Maide suresinde sözünü ettiği kimselerdir." Buna göre kastedilen, belirli özel on kişidir. Çünkü ona (Yahudilerden) on kişiden fazla iman etmiş idi. Göründüğükadarıyla bunlar, o dönemde Yahudiler arasında başkanlık konumunda idiler. Onların dışında olanlar da onlara tabi kimseler idi. Fakat bunlar arasından ancak pek az kimse Müslüman olmuştur. Abdullah b. Selam gibi. O da Nebi s.a.v.'in Medine'ye gelişi sırasında Yahudiler arasında başkanlığı ile ünlü kimselerden idi. Nadir oğullarından Ebu Yasir b. Ahtab, onun kardeşi Huyey b. Ahtab, Ka'b b. el-Eşref ile Rafi' b. Ebi'l-Hukayk da bulunmaktadır. Kaynuka oğullarından Abdullah b. Huneyf, Finhas ve Rifaa b. Zeyd'dir. Kureyza oğullarından ise Zubeyr b. Batıya, Ka'b b. Esed ve Şemuvil b. Zeyd'dir. Bunlardan hiçbirisinin Müslüman olduğu sabit değildir. Bunların her birisi Yahudiler arasında bir başkan idi. Eğer bu başkan Müslüman olmuş olsaydı, Yahudilerden bir topluluk onlara uyardı. Muhtemelen kastedilen de budur
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ أَبِي نُعْمٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ بَعَثَ عَلِيٌّ - رضى الله عنه - وَهُوَ بِالْيَمَنِ بِذَهَبَةٍ فِي تُرْبَتِهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَسَمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَرْبَعَةِ نَفَرٍ الأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ الْحَنْظَلِيُّ وَعُيَيْنَةُ بْنُ بَدْرٍ الْفَزَارِيُّ وَعَلْقَمَةُ بْنُ عُلاَثَةَ الْعَامِرِيُّ ثُمَّ أَحَدُ بَنِي كِلاَبٍ وَزَيْدُ الْخَيْرِ الطَّائِيُّ ثُمَّ أَحَدُ بَنِي نَبْهَانَ - قَالَ - فَغَضِبَتْ قُرَيْشٌ فَقَالُوا أَتُعْطِي صَنَادِيدَ نَجْدٍ وَتَدَعُنَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي إِنَّمَا فَعَلْتُ ذَلِكَ لأَتَأَلَّفَهُمْ " فَجَاءَ رَجُلٌ كَثُّ اللِّحْيَةِ مُشْرِفُ الْوَجْنَتَيْنِ غَائِرُ الْعَيْنَيْنِ نَاتِئُ الْجَبِينِ مَحْلُوقُ الرَّأْسِ فَقَالَ اتَّقِ اللَّهَ يَا مُحَمَّدُ . - قَالَ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ إِنْ عَصَيْتُهُ أَيَأْمَنُنِي عَلَى أَهْلِ الأَرْضِ وَلاَ تَأْمَنُونِي " قَالَ ثُمَّ أَدْبَرَ الرَّجُلُ فَاسْتَأْذَنَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فِي قَتْلِهِ - يُرَوْنَ أَنَّهُ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ ضِئْضِئِ هَذَا قَوْمًا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ يَقْتُلُونَ أَهْلَ الإِسْلاَمِ وَيَدَعُونَ أَهْلَ الأَوْثَانِ يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ لَئِنْ أَدْرَكْتُهُمْ لأَقْتُلَنَّهُمْ قَتْلَ عَادٍ " .
Bize Hemmad b. Seriyy rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû'l-Ahvas, Saîd b. Mesrûk'dan, o da Abdurrahman b. Ebî Nu'm'dan, o da Ebû Said-î Hudriden naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: Alî (Radiyallahu anh) Yemen'de iken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) toprağı üzerinde bir altın külçesi gönderdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu dört kişi (yani): Akra' b. Habis El-Hanzalî, Uyeynetü'bnü Bedr El-Fezari, Alkametü'bnu Ulasete'l-Amiri —ki sonradan Benî Kilab'dan olmuştur.— ve sonra Benî Nebhan'dan olan Zeydü'l-Hayr Et-Taî arasında taksim etti. Bunun üzerine Kureyşliler kızdılar ve: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi bırakıp da Necid'in büyüklerine mi veriyor? dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben, bunu ancak onların kalplerini yatıştırmak için yaptım.» buyurdu. Derken gür sakallı, elmacıkları çıkık gözleri çukur, alnı yüksek ve başı tıraşlı bir adam gelerek: «Allah'dan kork, ya Muhammed!» dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben, isyan edersem, Allah'a kim itaat eder? Bana siz emniyet etmezseniz hiç o bana yer yüzünde yaşayan insanlar için emniyet eder mi?» buyurdu. Sonra o adam dönüp gitti. Cemaattan biri -ki Halid bin Velîd olduğu zannedilir.- onu öldürmek için izin istedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu adamın sülalesinden öyle birtakım insanlar gelecek ki, Kur'anı okuyacaklar fakat gırtlaklarını geçmiyecek, Müslümanları öldürecekler ve putlara tapanları bırakacaklar, İslam'dan ok'un avı delip geçtiği gibi çıkacaklar. Ben, bunlara yetişmiş olsam kendilerini mutlaka Ad kavminin tepelendiği gibi tepelerdim.» buyurdular
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَكَرِيَّاءَ الْغَسَّانِيُّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ " مَا تُشِيرُونَ عَلَىَّ فِي قَوْمٍ يَسُبُّونَ أَهْلِي مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُوءٍ قَطُّ ". وَعَنْ عُرْوَةَ قَالَ لَمَّا أُخْبِرَتْ عَا��ِشَةُ بِالأَمْرِ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَنْطَلِقَ إِلَى أَهْلِي. فَأَذِنَ لَهَا وَأَرْسَلَ مَعَهَا الْغُلاَمَ. وَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَتَكَلَّمَ بِهَذَا، سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara bir konuşma yaptı, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra 'Aileme dil uzatmakta olan bir topluluk hakkında bana ne tavsiye edersiniz? Ben onların hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum" dedi. Urve şöyle demiştir: Hz. Aişe r.anha'ya iftiracıların söyledikleri şeyler haber verilince şöyle dedi: "Ya Resulallahi Aileme gitmeme izin verir misin 7" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendisine izin verdi ve Aişe r.anha'nın beraberinde hizmetçi bir köleyi de gönderdi. Bu sırada ensardan biri "Subhaneke' Seni tenzih ederiz! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir iftiradır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Onların işleri aralarında danışma iledir' sözü." Birinci ayetten başlarsak; el-Edebü'l-Müfred isimli eserinde İmam Buharl'nin ve İbn Ebi Hatim'in güçlü bir isnadla nakillerine göre Hasan-ı Basri "Bir topluluk kendi aralarında istişare eder etmez huzurlarında olan şeyin en iyisine iletiimiş olurlar" demiş ve bu ayeti okumuştur. Bu ifade bir başka rivayette "İstişare eder etmez Allah onlar için doğruyu veya faydalı olan şeyi yaratır" şeklindedir. İkinci ayete gelince; İbn Ebi Hatim'in hasen isnadla nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Yüce Allah, Nebi s.a.v.'in onlara ihtiyacı olmadığını biliyordu, fakat ondan sonrakilerin kendisini örnek almalarını istemiştir. "Danışmanın işe karar vermeden ve o iş iyice açığa çıkmadan önce olduğu. Çünkü Yüce Allah 'Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven' buyurmuştur." Bilginler müşaverenin hangi konuda yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, hakkında nas olmayan her türlü hususta yapılır derken, bazıları sadece dünyevi işlerde buna başvurulur demiştir. Davudi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerle hakkında hüküm olmayan şeylerden olan savaş konusunda danışmalarda bulunuyordu. Çünkü hükmün ne olduğu ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrenilir. Nebi s.a.v.'in ahkam hususunda sahabilere danıştığını iddia eden büyük bir gaflete düşmüştür. Ahkam dışı meselelere gelince, belki bir başkası onun görmediğini görür veya işitmediğini işitmiş olabilir. Bu, yolda yanına rehber almak gibi bir şeydir. Bir başkası ise şöyle demiştir: Kelime her ne kadar genel anlamlı ise de bundan maksat özel durumdur. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in farz olan hükümler konusunda sahabilere danışmadığı ittifakla kabul edilen hususlardandır. Bize göre böyle kayıtsız şartsız ve mutlak konuşma tartışılır. Tirmizl'nin hasen, İbn Hibban'ın sahih değerlendirmesiyle nakillerine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizli bir şey kon uşacağıniz zaman bu konuşmamzdan önce bir sadaka veriniz"(Mücadele 12) ayet-i kerimesi inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Görüşün nedir? Bir dinar olur mu?" diye sordu. Ben "Hayır, buna güçleri yetmez" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yarım dinara ne dersin?" diye sordu. Ben "Buna da güçleri yetmez" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O halde ne kadar?" diye sordu. Buna "Bir arpa ağırlığı kadar altın" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Senin de malın azdır (Kendi malına göre takdir ettin)" dedi. Bunun üzerine "Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi?" ayet-i kerimesi indi.(Mücadele 13) Hz. Ali şöyle devam etti: "Yüce Allah benim sebep olmam üzerine bu ümmete yükünü hafifletti." (Tirmizi, Tefsir Suretü'!-Mücadele) Bu hadis bazı ahkam, konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in danışmalarda bulunduğunu göstermektedir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir işe kesin karar verip, azmettiğinde hiçbir beşerin Allah'ın ve Resulunün önüne geçemeyeceği." İmam Buharl'nin demek istediği şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem denışmalarda bulunduktan sonra danışma konusu olan şeylerden birini yapmaya karar verdiğinde ve buna başladığında bu andan itibaren hiç kimsenin ona bunun aksini tavsiye etmesi mümkün değildir. Çünkü Hucurat suresindeki ayetlerde Allah'ın ve Nebiinin önüne geçme yasaklı ğı vardır. Bu açıklamaların tümünden ortaya çıkan, danışma ayeti ile Hucurat suresindeki ayet arasında ayetin genelliğinin danışmalarla tahsis edilmesi durumu olduğudur. Dolayısıyla bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmek mümkündür, fakat bu da istişare ettiği yerde onun izniyle olacaktır. Danışma dışında insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmeleri caiz değildir. Yüce Allah unlara istişare konusunda cevap vermek için konuşma izni vermiş, gerek danışma ve gerek başka hususlarda kendiliklerinden konuşmalarını yasaklamıştır. Buna kişinin kendi görüşüne dayanarak Nebie itiraz etmesi eweliyetle dahildir. Buradan anlaşılan Nebi s.a.v.'in emri sabit olduğunda hiç kimsenin ona muhalefet edeyemeyeceği ve muhalif davranmak için birtakım hileli yollara başvuramayacağıdır. Tam tersine kişi bu tavrı, muhalifinin gelecek olduğu bir temel ilke edinir. Yoksa bazı mukallidlerin yaptığı gibi aksine hareket edip Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayetinden gafil olanların yaptığı gibi yapmaz. "Zırhını giyince" hadisteki "lametehu" kelimesi zırh demektir. Bazıları bu bir araçtır demişlerdir. Kastedilen şey, zırh, miğfer ve bunun dışında diğer silahlardır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ مَرِضْتُ فَجَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَأَتَانِي وَقَدْ أُغْمِيَ عَلَىَّ فَتَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَبَّ وَضُوءَهُ عَلَىَّ فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ فَقُلْتُ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ ـ كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي قَالَ فَمَا أَجَابَنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمِيرَاثِ.
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle anlatmıştır: Hastalandığımda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Bana geldiklerinde bayılmış halde idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest aldı. Sonra abdest aldığı sudan benim üzerime döktü. Ben bunun üzerine ayıldım ve "Ya Resulallah! -Ravi Süfyan, bu hitabı ey 'Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' şeklinde nakletmiş olabilir- Malım hakkında nasıl hükmedeyim, malım hakkında nasıl davranayım" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana miras ayeti ininceye kadar hiçbir cevap vermedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıktan anlaşılan şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakkında vahiy inmeyen bir şey sorulduğunda iki durum sözkonusuydu: Ya bu soruya "bilmiyorum" diye cevap verir ya da kendisine vahiyle açıklaması gelinceye kadar susardı. Burada "vahiy" kelimesinden maksat, okunmasıyla ibadet edilen Kur'an ve bunun dışında başka şeyleri kapsar. "Bilmiyorum" ifadesi için İmam Buhari herhangi bir delil zikretmemiştir. Çünkü mu allak ve mevsul her iki hadis ikinci şık için örnektir. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buhari, başlıkta buna benzer şeylerde adeti olduğu üzere bu konuda varid olan habere işaret etmiştir. Fakat -haber delil olmaya elverişli olsa bile- onun gerekli gördüğü şartı taşıyan herhangi bir rivayet sabit değildir. Bu konuda birçok hadis vardır. Bunlardan biri İbn Ömer'in rivayet ettiği şu hadistir: "Adamın biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip 'dünyanın hangi köşesi daha hayırlıdır?' diye sordu. O da 'bilmiyorum' dedi. Akabinde kendisine Cebrail ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu soruyu ona sordu. Cebrail de 'bilmiyorum' dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Rabbine sor' deyince Cebrail öyle bir sarsıldı ki. .. " Hadisi İbn Hibban rivayet etmiştir. Hakim de CUbeyr b. Mut'im'den buna benzer şekilde nakletmiştir.(Hakim, Müstedrek, I, 167, II, 9) "Rey ve kıyasa göre hüküm vermezdi." Evza! "İlim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden nakledilen şeylerdir. Onlardan gelmeyenler ilim değildir" demiştir. Ebu Ubeyd ve Yakub b. Şeybe'nin nakline göre İbn Mesud şöyle demiştir: "İnsanlar Muhammed'in sahabilerinden, onların büyüklerinden kendilerine ilim geldiği sürece hayır içinde kalmaya devam edeceklerdir. Onların küçüklerinden kendilerine ilim geldiğinde hevesleri ve arzuları birbirinden farklı olduğunda helak olurlar." Ebu Ubeyde bu sözü şöyle tefsir etmiştir: Sahabe ve onlara iyilikle tabi olan önde gelen büyüklerden nakledilen her şey, miras olarak alınan ilimdir. Onlardan sonra gelenlerin uydurdukları ise kınanmıştır. Selef bilginleri ilimle reyi birbirinden ayırıyorlar, sünnete "ilim" derken, bunun dışındakilere "rey" diyorlardı. Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: İlim, Nebiden sonra sahabilerden alınır. Sahabi yoksa kişi tabiOndan ilim almakta muhayyerdir. Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediği nakledilir: Hulefa-yı Raşidın'den gelen şeyler sünnetten sayılır. Onların dışındaki sahabilerden "Bu sünnettir" diyen kimsenin ifadesini reddetmem. İbnü'l-Mübarek, "Hükme esas alınacak olan haber olmalıdır, reyden de size haberi tefsir edeni alınız" demiştir. Kısacası, rey kitap veya sünnetten bir nakle dayalıysa övülmüştür. İlimden dayanağı yoksa kınanmıştır. Abdullah b. Amr'ın yukarıdaki hadisi, bunu ifade etmektedir. Çünkü o, ilmin yok olmasından sonra cahillerin kendi görüşlerine dayanarak fetva vereceklerini söylemiştir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سُوَيْدِ بْنِ مَنْجُوفٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلِيًّا إِلَى خَالِدٍ لِيَقْبِضَ الْخُمُسَ وَكُنْتُ أُبْغِضُ عَلِيًّا، وَقَدِ اغْتَسَلَ، فَقُلْتُ لِخَالِدٍ أَلاَ تَرَى إِلَى هَذَا فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " يَا بُرَيْدَةُ أَتُبْغِضُ عَلِيًّا ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " لاَ تُبْغِضْهُ فَإِنَّ لَهُ فِي الْخُمُسِ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ ".
Büreyde b. el-Husayb-ı Eslemi r.a. şöyle dediği rivayet olunmuştur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Haccetü`l-Veda` `dan önce) Ali`yi (ganimet malının) beşte birini almak için (Yemen`e) Halid İbn-i Velid`e göndermişti. Bu seferde ben de Ali`den hoşlanmaz oldum. Çünkü Ali (ganimetten hissesine bir cariye almış, sabahleyin de) gusletmişti. Ben de sinirlenerek Halid İbn-i Velid`e: Şu Ali`yi görmüyor musun dedim. En sonu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem`in huzuruna geldiğimizde Ali`nin bu hareketini Resulullah`a da arzettim. Bunun üzerine Resulullah: Ey Büreyde, Ali`ye sinirleniyor musun? buyurdu. Ben de: Evet! diye tasdik ettim. Resulullah: Hayır Ali`ye darılma!. Çünkü onun ganimet malının beşte birindeki hissesi, aldığı cariyeden daha çoktur, buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ali b. Ebi Talib aleyhisselam ile Halid b. Velid'in Veda haccından önce Yemen'e gönderilmesi." Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi bir başka yoldan Ali r.a.'ın şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Yemen'e gönderdi. Ben: Ey Allah'ın Resulü, sen beni yaşça benden büyük kimselerin yanına gönderiyorsun. Ben ise henüz yaşı küçük ve hakimlik hususunda pek basireti olmayan birisiyim, dedim. (Ali) dedi ki: (Allah Resalü) elini göğsümün üzerine koyarak: Allah'ım, diline sebat ver, kalbine hidayet ver diye buyurduktan sonra: Ey Ali, iki hasım senin önünde oturdukları takdirde diğerini de dinlemedikçe aralarında hüküm verme, diye buyurdu." "Resalullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Halid b. Velid ile bizi Yemen'e gönderdi." Bu olayonların Taif'ten dönüşlerinden ve ganimetIerin el-Ci'rane'de paylaştmlmasından sonra olmuştu. "Seninle birlikte" Yemen'e "dönmek isteyen" ibaresindeki "et-ta'kib" dönüşten sonra askerin bir bölümünün ertesi günü bir gazada bulunmak üzere avdet etmesidir. Bunu el-Hatlabi böylece açıklamıştır. "Ben Ali'ye buğz ediyordum. Gusletmiş bulunuyordu. Halid'e görmüyor musun ... dedim. " Hadisteki ibare bu şekilde Buhari'de muhtasar olarak zikrediimiştir. el-İsmaili ise Buhari'nin kendi yoluyla zikretmiş olduğu Ravh b. Ubade'ye ulaşan değişik rivayet yollarıyla bu hadisi zikrederek kendi zikrettiği şekilde şöyle söylemektedir: "Ali'yi humsu (ganimetin beşte birini) paylaştırmak üzere gönderdi." Yine el-İsmaili'nin bir başka rivayetinde: "Fey"i paylaştırmak üzere (gönderdi). Ali ondan kendisi için bir cariye seçti" şeklindedir. Bir başka rivayetinde de şöyledir: "(Ali) ondan (ganimetin beşte birinden) bir cariye aldı. Ertesi günü sabah başından su damlıyordu. Bunun üzerine Halid, Bureyde'ye: Bunun yaptıklarını görmüyor musun dedi. Bureyde dedi ki: Ben Ali'ye buğzeden birisi idim." Ahmed'in, Abduleelil'in, Abdullah b. Bureyde'den, onun babasından diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Ali'ye hiç kimseye etmediğim kadar buğz ettim. Kureyş'ten de kimi sevdimse mutlaka onun Ali'ye olan buğzu dolayısıyla sevmiştim. (Bureyde) dedi ki: Biz kadın ve çocuklardan oluşan esirler aldık. (Kumandan) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Bize bunun beşte birini almak üzere birisini gönder, diye yazdı. (Bureyde) dedi ki: O da bize Ali'yi gönderdi. Esirler arasında esir alınan kadınların en iyisi olan bir cari ye vardı. (Bureyde) dedi ki: (Ali) beşte biri ayırdı (kalanı gaziler arasında) paylaştırdı. Dışarı çıktığında başından su damlıyordu. Ben: Ey Ebu'l-Hasen, bu ne dedim. O: Sen o cariyeyi görmedin mi? O beşte birlik payarasına düşmüştü. Sonra da o Muhammed'in yakınlarının payına isabet etti, sonra da o Ali'nin ailesine isabet etti. Bundan dolayı ben de onunla birlikte oldum." "(Nebi): Ey Bureyde Ali'ye buğz mu ediyorsun, dedi. Ben, evet dedim. Onabuğz etme diye buyurdu." Abdulcelil yoluyla gelen rivayette şu fazlalık vardır: "Eğer onu seviyor isen ona olan sevgini daha da arttır." "Onun humsta (beşte birde) bundan fazla payı vardır." Abduleelil yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki şüphesiz Ali hanedanının beşte birdeki payı bir cari yede n daha da fazladır." Yine şu fazlalığı da zikretmektedir: «Bureyde} dedi ki: Ondan sonra insanlar arasında Ali'den daha çok kimseyi sevmez oldum." Ebu Zerr el-Herevi dedi ki: Sahabe olan bu zatın Ali'ye buğzetmesinin sebebi onun ganimetten bir şeyler almış olduğunu görmesi ve onun bu almasının ganimetten bir hırsızlık olduğunu zannetmesi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona Ali'nin hakkından daha azını aldığını bildirince, onu sevmeye başladı. Bu güzel bir yorumdur. Fakat Ahmed'in rivayet ettiği hadisin baş tarafları bunun uzak bir ihtimalolduğunu göstermektedir. Muhtemelen ona buğzetmesinin bir başka sebebi vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de onlara Aliıyi buğz etmelerini yasaklayınca buğzu da gitmiş oldu. Ali radıyallahu anh'ın istibra etmeden cariye ile birlikte olması izahı zor bir konu olarak görülmüştür. Aynı şekilde kendisine payayırması da böyledir. Birinci husus bu cariyenin henüz baliğ olmamış bakire olması ve diğer ashab-ı kiramın da kabul ettiği gibi, bu durumda olan bir cariyenin istibra edilmeyeceği görüşüne sahip olmasıyla açıklanır. Ayrıca Alilnin payına düşmesinin akabinde ay hali olmuş olması ve' bir gün ve geceden sonra temizlenmiş olması bundan sonra da cariye ile birlikte olmuş olması da mümkündür. Bunun böyle olmadığını söylemek için de elde bir delil bulunmamaktadır. Paylaştırmaya gelince, payettikleri şeylerde kendisi de ortak olan bir kimse için böyle bir tasarruf caizdir. Nitekim raiyyeden birisi olmasına rağmen imam da paylaştırdığı takdirde böyle hareket edebilir. İmamın tayin ettiği kişi de bu halde onun konumundadır. Hadisten, Resulullah s.a.v.'in kızı ile birlikte bir başkasıyla evlenmenin aksine cariye edinmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Nikah bölümünde el-Misver yoluyla gelen hadiste onunla birlikte başkasıyla evlenemeyeceği ifade edilmektedir. (5230. hadis)
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، حَدَّثَنَا يُسَيْرُ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ قُلْتُ لِسَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ هَلْ سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي الْخَوَارِجِ شَيْئًا قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ـ وَأَهْوَى بِيَدِهِ قِبَلَ الْعِرَاقِ ـ " يَخْرُجُ مِنْهُ قَوْمٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Yuseyr b. Amr şöyle demiştir: Sehl b. Huneyfe " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Haricıler hakkında herhangi bir şey söylerken işittin mi?" diye sordum. Sehl şöyle cevap verdi: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den elini Irak tarafına doğru uzatarak şöyle buyurduğunu ışittim: "Bu taraftan bir kavim çıkacak, onlar Kur'an okurlar, Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar atılan bir okun avı delip çıkması gibi İslam'dan çıkarlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kaynaşmanın sağlanması ve insanların kendisinden kaçmaması için Haridler ile çarpışmayı terkeden kimse." İsmam şöyle demiştir: Atılan başlık, Haridler ile savaşmayı terk hakkındadır. Hadis, gerek fert, gerek toplum olarak öldürmeyi terk hakkındadır. Ancak propagandalarını yapmaya başlayıp, insanlarla savaşacak olurlarsa onlarla çarpışmak gerekli olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'in teklif ettiği boynunu vurmayı terk etmiştir. Çünkü ilgili kişi niyetinden geçenleri ortaya koyacak bir fiilde bulunmamıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam henüz kök salıp, kalplere yerleşmeden önce insanların gözünde salih olan bir kimseyi öldürecek olsaydı, onları İslam'a girmekten kaçındırmış olacaktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra ise görüşlerini ortaya koyduklarında, cemaatten ayrıldıklarında ve imamlara muhalif davrandıklarında -onlarla çarpışma kuvveti varken çarpışmamak- caiz değildir. Biz de şunu ekleyelim: Buharl'nin yukarıda attığı başlıkta bu görüşe ters düşen bir şey yoktur. Ancak o şuna işaret etmiştir: Hadiste zikredilen bir durum meydana gelse ve bir zümre sözgelimi Haridier gibi inansa ve savaşmasa devlet başkanının -maslahatı bu yönde gördüğü takdirde- onlara ilişmemesi caizdir. Bu masıahat devlet başkanının şu yönde taşıdığı bir endişe olabilir: Şayet sözü edilen zümreye ilişecek olursa onlar gibi inanç taşıyıp, durumunu gizleyen bazı kimseler ortaya çıkıp, kendileri ile çarpışabilir ve bu onların isyanlarına ve Müslümanlara karşı savaş açmalarına sebep olabilir. Harici:! erin savaşta acımasız, sebatkar ve gözlerini kırpmadan kendilerini ölüme atan kimseler oldukları bilinen hususlardandır. Tarihçilerin Haricılere dair zikrettikleri üzerinde düşünen kimse bunu anlayacaktır. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Kaynaşma İslam'ın ilk başlarında onların zararlarını savuşturmak için buna ihtiyaç olduğu dönemlerde sözkonusu idi. Buna karşılık Allahu Teala İslam'ı üstün kıldığında uzlaşma gerekmez. Ancak insanların buna ihtiyaçları olması müstesnadır. Buna karar verecek olan o dönemin devlet başkanıdır. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buharl'nin rivayet ettiği haber "katl=öldürme" hakkında iken onun "kıtal=çarpışma" şeklinde başlık atması, "kıtali terk etme"nin "katli terk etmek"ten anlaşılmasından dolayıdır. Ama katli terk etmek kıtali terk etmekten anlaşılmaz. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken ... " Edeb bölümünde Abdurrahman b. Ebu Na'm vasıtasıyla Ebu Said'den yapılan rivayete göre taksim edilen mal, külçe altın idi ve Hz. Ali onu Yemen'den göndermişti. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları, dört kişi arasında böıüştürmüştü. Bu kişilerin isimlerini orada zikretmiştik. "Onun birtakım arkadaşları vardır ki." Bu ifadenin zahirinden anlaşılan Nebi s.a.v.'in O kişinin katledilmesi emrini vermeyişi, kendisinin bahsedilen nitelikte arkadaşları olmasından dolayıdır. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e o şekilde itiraz ettiği halde öldürülmemesini gerektirmeyen bir husustur. Burada Buharl'nin anladığı gibi bir kaynaşma maslahatı da sözkonusu olabilir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onları Müslüman olduklarını izhar etmekle birlikte ibadette mubalağada bulunmakla nitelemektedir. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların öldürülmelerine izin vermiş olsaydı, bu başkalarını İslam'a girmekten kaçındıracaktl. "Sizden biriniz onların namazıarı karşısında kendi namazınl, oruçları karşısında kendi orucunu muhakkak küçük görür." Hadisin manası şudur: Vü.ce Allah onların kıraatlarını hançerelerinden yukarı çıkarmaz ve kabul buyurmaz. Bazıları şöyle demiştir: Onlar Kur'an'a göre amel etmezler. Dolayısıyla okudukları Kur'an'ın sevabına eremezler. Netice olarak onu kıraat etmiş olmaktan başka bir şeyelde edemezler. Nevevl'nin kanaati şudur: Bundan maksat onların okudukları Kur' an' dan dillerinde telaffuz edilmekten başka bir nasipleri yoktur. Bu Kur' an kalplerine ulaşmak şöyle dursun, boğazlarına bile ulaşmaz. Çünkü Kur'an okumaktan maksat onun akledilmesi, üzerinde düşünülmesi ve kalbe yer etmesidir. Biz de şunu ekleyelim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadesi, HaridIer hakkındaki "Onların imanları hançerelerini aşmaz" şeklindeki sözü gibidir. Yani onlar kelime-i şehadeti telaffuz ederler. Ancak bunu kalpleri ile tanımazlar. Müslim'de yer alan bir rivayette "Onlar Kur'an'ı yaş olarak okurlar" denilmektedir.(Müslim, Zekat) Bu, Kur'an'ı maharetle okurlar anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle en güzel şekilde okurlar demektir. Bazıları, bundan maksadın onların Kur'an okumaya devam ettiği ve dillerinin bundan dolayı hala yaşlığını koruduğudur demişlerdir. Kurtubi'nin nakline göre başka bazıları ise bunun, Kur'an'ı güzel sesle okumanın kinayeli anlatımı olduğunu söylemişlerdir. Ebu'I-Veddak'ın elMüsedded'de Ebu Said'den naklettiği "Onlar Kur'an'ı insanların okuduğu en güzel biçimiyle okurlar" şeklindeki rivayet, birinci açıklamayı teyid etmektedir. Sonuncusunu ise Müslim'in rivayetinde Ebu Bekre'nin babasından yaptığı "Sert, keskin ve dilleri Kur'an'la belagatli bir topluluk" ifadesi teyid etmektedir. (Ahmed b. Hanbel, V, 44; Beyhaki, Sünen, VIII, 187) Bunların içinde tercih e en değer olanı üçüncüsüdür. "Okun avdan delip çıkışı gibi." Yani onlar İslam'dan ansızın çıkarlar. Tıpkı pamları güçlü olan bir kimsenin attığı okun avı bir anda delip geçmesi gibi ki okun hızından dolayı ona ve onun herhangi bir parçasına avdan hiçbir şey bulaşmaz. Oku atan kimse okunu aradığında onu bulurken attığı avı bulamaz. Sonra okunun ava isabet edip etmediğini anlamak için onu inceler. Okuna kan veya başka bir şey bulaşmadığını gördüğünde ok ava isabet ettiği halde onu ıskaladığını zanneder. "Ayetuhum" yani onların alameti, "İki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi. .. ......... hareket eden, öteye beriye gidip gelen demektir. "Ben şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır." İshak b. Rahuye'nin Müsned'inden nakline göre Habıb b. Ebi Sabit şöyle anlatmıştır: Ebu Vail'e gittim ve ona "Hz. Ali'nin savaştığı şu kimseleri bana haber ver. Bunlar niçin Hz. Ali'den ayrıldılar ve o, niçin bunlarla çarpışmayı helal gördü?" dedim. Ebu Vail şöyle cevap verdi: Biz iki safa ayrılınca (sıffin) Şamlılar saflarında büyük bir zayiat meydana geldi. Bunun üzerine Mushafları kaldırdılar. Ebu Vail bundan sonra hakem olayını anlattı. Haricller tarihte bilinen o sözlerini söylediler ve HarCıra'ya inip konakladılar. Hz. Ali onlara bir elçi gönderdi ve fikirlerinden döndüler. Sonra "Biz onun yanında yer alırız. Eğer hakem olayını kabul ederse onunla çarpışırız, verdiği sözü çiğnerse onun safında yer alır, kendisini destekleriz" dediler. Bundan sonra aralarından bir grup, insanlarla çarpışmak üzere ayrıldı ve Hz. Ali onların durumuyla ilgili olmak üzere Resulullah s.a.v.'den O hadisi nakletti. Ahmed b. Hanbel, Taberani ve Hakim'de yer alan bir rivayet e göre Abdullah b. Şeddad, Hz. Ali'nin Haricller ile çarpıştığı gecelerde Irak dönüşü Aişe r.anha'nın huzuruna girer. Aişe r.anha ona "Hz. Ali'nin çarplŞtığl şu kimselerin durumundan söz et" der. Abdullah b. Şeddad şöyle cevap verir: Ali, Muaviye ile yazışıp, bir hakemin hükmüne gitmeye karar verdiklerinde kurralardan sekiz bin kişi ona karşı geldi ve Klife tarafında Harlira denilen bir yerde toplandılar. Ardından Hz. Ali'yi kınayarak "Allahu Teala'ın sana giydirdiği gömleği ve sana verdiği ismi çıkarıp attın, sonra din konusunda birtakım insanları hakem tayin ettin. Allah'a yemin olsun ki hüküm ancak Allah'ındır" dediler. Onların bu sözleri Hz. Ali'nin kulağına gidince insanları topladı ve büyük bir Mushaf getirilmesini emretti. Eliyle Mushafa vurarak "Ey Mushaf! Bu insanlarla konuş" dedi. Onlar "O insan değil ki konuşsun. O sadece mürekkep ve kağıttan ibaret. Biz ondan rivayet ettiğimiz şeyleri konuşuyoruz" dediler. Hz. Ali "Allah'ın kitabı benimle onların arasında hakemdir. Allahu Teala bir erkeğin karısı hakkında 'Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsamz erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin'(Nisa 35) buy/ur-m.ktadır. Muhammed'in ümmeti, bir adamın karısından çok daha önemlidir" decfı. Onlar "Muaviye ile yazıştın" diye Ali'ye düşman kesildiler. Oysa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl b. Amr ile yazışmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ta sizin için güzel örnek vardır.(Ahmed b. Hanbel, I, 86; Hakim, el-Müstedrek, II, 165) Hz. Ali bundan sonra İbn Abbas'ı onlara gönderdi ve İbn Abbas, onlarla tartıştı. Aralarında Abdullah b. el-Kewa'nın da bulunduğu dört bin kişi gqrüşlerinden döndü. Hz. Ali diğerlerine görüşlerinden dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak onlar bunu kabul etmediler. Hz. Ali bunun üzerine onlara şu haberi gönderdi: Dökülmesi haram olan bir kanı dökmemek, yol kesmemek ve hiç kimseye zulüm etmemek şartı ile dilediğiniz yere gidebilirsiniz. Şayet bu fiilleri işlerseniz size savaş açarım. Abdullah b. Şeddad şöyle devam etti: Vallahi onlar yol kesip, dökülmesi haram olan kanı akıtıncaya kadar Hz. Ali onlarla çarpışmadı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bu hadiste Hz. Ali'nin büyük bir menkıbesi yer almaktadır. 2. Hz. Ali'nin gerçek bir devlet başkanıdır. Cemel, Sıffin ve başka savaşlarda haklı olan Ali'dir. Diyet bölümünde "Yanımızda Kur'an ve şu sahifeden başka bir şey yoktur" ifadesinde "sahife" şeklindeki sınırlamadan maksat, yazma ile kayıtlıdır. Yoksa Allahu Teala'ın ileride olacak hadiselere dair Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirdiği şeylerden yanında ne varsa tümü bu sahifededir demek değildir. Bu hadisin rivayet yolları birçok şeyi ihtiva etmektedir. Buna göre Hz. Ali'nin yanında Haricller ile savaşma ve bunun dışında zikredilen şeylere dair Resulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemIden naklen bilgi bulunmaktaydı. Onun kendisini kavmi n en bedbahtının öldüreceğini haber verdiği sabittir. Bu bedbahtlık birçok meselede sözkonusuydu. 3. Devlet başkanına isyan etmek gerekli olduğuna inanan kimsenin -bu amaçla savaş açmadığı veya bunun için hazırlıkta bulunmadığı sürece- öldürülmemesi gerekir. Çünkü "Onlar isyan ettiklerinde kendilerini öldürünüz" denilmektedir. 4. Haridiere delil getirilmedikçe kendileriyle savaşmak ve onları öldürmek caiz değildir. Söz konusu delilin amacı, hakka dönmeleri çağrısında bulunmak ve kendilerine yapılacak icraatta mazur olmaktır. İmam Buhari başlıkta sözkonusu ayete yer vermek suretiyle buna işaretetmektedir. Haridierin kafir olduğu kanaatini taşıyanlar delil olarak bunu ileri sürmektedirler. Bu İmam Buharl'nin yaptığı tasarrufu n bir gereğidir. Çünkü o HaridIeri bütün dinleri inkar edenlerle (mülhid) birlikte zikrederken, tevilciler için ayrı bir başlık açmıştır. Kadı Ebu Bekir b. elArabı, Şerhu't-Tirmizf isimli eserinde bu hususu açıkça şöyle ifade eder: Sahih olan görüşe göre Haridier kafirdir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar İslam'dan çıkmışlardır" buyururken, bir başka yerde "Onları Ad kavminin katledildiği gibi katledecegim" demiştir. Bu rivayet başka bir lafızda "Semud" şeklinde yer almaktadır. Gerek Ad, gerekse Semud kavimleri kafir oldukları için helak oldular. HaridIerin kafir olduğunun bir başka delili "Onlar bütün mahlukatın en kötüsüdür" ifadesidir. Bu şekilde ancak kafirler nitelenirler. Onların kafir olduğunun bir başka delili ise "Onlar Allahu Teala'ın nezdinde yaratıkların en sevimsizidirIer" ifadesidir. Haridierin kafir olduğunun bir başka göstergesi onların kendi inançlarına muhalif olan herkese kafir damgası vurup, cehennemde ebediyyen kalacağı hükmünü vermeleridir. Oysa kendileri bu isme o kişilerden daha layıktırlar. Bu kanaatte olanlardan birisi son dönem alimlerinden Şeyh Takıyyuddin es-Sübkı'dir. O Fetava'sında şöyle der: Haricller ile Rafızllerin aşırılarının kafir olduğunu söyleyenler onların sahabelerin önde gelenlerini tektir etmelerini delil olarak göstermişlerdir. Çünkü büyük sahabileri tekfir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin onların cennetlik olduğu yolundaki şehadetinde kendisini yalanlama anlamına gelir. es- Sübkı şöyle der: Bizce bu isabetli bir akıl yürütmedir. Kurtubi el-Müfhim isimli eserinde şöyle der: Haridierin kafir olduğu görüşünü Ebu Said hadisindeki temsil teyid etmektedir. Ebu Said hadisinden maksat, bundan sonraki bölümde gelecek olan hadistir. Bu hadisin zahirinden anlaşılan onların İslam'dan çıktıkları ve İslam'la hiçbir alakalarının kalmadığıdır. Tıpkı bir ava atılan okun hızından ve onu atan kişinin kuwetinden dolayı deldiği avdan üzerinde hiçbir kan lekesinin bulunmaması gibi. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna "Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış ... " diyerek işaret etmiştir. eş-Şijd müellifi bu konuda şöyle der: Ümmetin sapkın oIduğu veya sahabenin tekfir edildiği sonucunu doğuran sözler söyleyen herkesin katir olduğuna kesinlikIe hükmederiz. EhI-i sünnet usul bilginlerinin çoğunluğu, Haridierin fasık oldukları, iki kelime-İ şehadeti telaffuz edip, İslam'ın rükünlerine riayete devam ettikleri için üzerlerinde İslam hükmünün cereyan edeceği kanaatine varmışlardır. Onların fasık oImaları, bozuk bir tevile dayanmak suretiyIe Müslümanları tekfir etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu bozuk tevil, kendilerini muhalif olanIarın kanlarını ve mallarını mubah görmeye ve onların katir ve müşrik olduklarını söylemeye itmiştir. Hattabi' şöyle der: Müslüman alimler, sapıklıklarıyla birlikte Harici'lerin Müslümanlardan bir fırka olduğu noktasında icma etmişler ve onlarla evlenmenin, kestiklerini yemenin caiz olduğu, İslam'ın aslına sarıldıkları müddetçe katir olmadıkları kanaatine varmışlardır. Kadi İyad ise şöyle der: Bu mesele kelamclIar nezdinde başka meseIeIere nispeten neredeyse çözüImesi en zor bir mesele olmuştur. Hatta fakih Abdülhak, İmam Ebü'l-Meali"ye bu meseleyi sormuş, ancak o bir katirin Müslümanların arasına katılmasını, bir Müslümanın da onların arasından çıkarılmasını dinde vebali ağır bir fiil gördüğü için özür dilemiş ve cevap vermekteykcrçınmıştır. Hattabi' şöyle devam eder: Ondan önce Kadı Ebu. Bekir el-Bakıllcmi' de bu konuda hüküm vermekten kaçınmış ve şöyle demiştir: Haridier açıkça katir olduklarını söyIememişlerdir. Onlar küfre yol açacak birtakım sözler söylemişlerdir. Gazzali, et-Tefrika beyne'/-İman ve'z-Zendeka isimli eserinde şöyle der: Uygun olanı, imkan olduğu sürece bir kimseyi tekfir etmekten kaçınmaktır. Zira namaz kılan ve tevhid ilkesini kabul eden kimselerin kanlarını mubah görmek hatadır. Hata ederek bin katiri sağ bırakmak, hata edip bir Müslümanın kanını akıtmaktan çok daha ehvendir. İbn Battal şöyle der: Bilginlerin çoğunluğu, Haridierin Müslümanların dışına çıkmadıkları kanaatine varmışlardır. Kurtubi"nin, e/-Müfhim'deki görüşü şöyledir: Haridierin katir olduğunu söyIemek, hadise göre daha zahirdir. Onların katir olduğu görüşüne göre kendileriyle çarpışılır, öldürülürler, malları musadere edilir. BunIar HaridIerin malları konusunda hadisçilerden bir zümrenin görüşüdür. Haridlerin katir olmadıkları görüşüne göre ise onlara -cemaate muhalif olup, savaş açtıkları takdirde- baği' muamelesi yapılır. Bunların içerisinden bid'atını gizleyenlere gelince, üzerinde bu bid'at görüldüğü takdirde kendilerine tövbe teklif edildikten sonra öldürülür mü yoksa öldürülmeyip, bid'atından geri çevrilmeye mi çalışılır. Bu konuda onların tekfirinde geçerli olan ihtilafa paralel ihtilaf edilmiştir. Kurtubi' şöyle devam eder: Tekfir, kapısı tehlike kapısıdır, hiçbir şey selamete denk değildir. 5. Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebilik alametlerinden birisi bulunmaktadır. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacak olan olayı daha meydana gelmeden haber vermiştir. 6. İbn Hubeyre şöyle der: Hadisten Hariciler ile çarpışmanın, müşriklerle savaşmaktan daha evla olduğu anlaşılmaktadır. Bunun hikmetine gelince Hariciler ile çarpışma, İslam sermayesini muhafaza sonucunu verirken, müşriklerle savaşma kar amaçlıdır. Sermayeyi korumak daha evladır. 7. Zahirine göre hüküm vermek, selefin icmaına muhalefete yol açan tevile müsait olan tüm ayetlerin zahirine göre amel etmek yasaktır. 8. Dinde aşırı gitmek ve şeriatın izin vermediği biçimiyle nefse yüklenerek ibadetlerde müşkülpesent olmaktan kaçınmak gerekir. Şari, İslam şeriatını kolay ve müsamahalı olarak nitelemektedir. 9. Dinimiz, kafirlere şiddetli davranma, mu'minlere ise yumuşak ve şefkatle muamele etme çağrısında bulunmaktadır. Hariciler ise daha önce açıklandığı üzere bu ilkeyi tersine çevirmişlerdir. 10. Adil devlet başkanına isyan eden, ona savaş açan ve bozuk bir inanç uğruna mücadele eden, yol kesmek üzere çıkan, gelip geçenleri korkutan ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışan kimselerle çarpışmak caizdir. 11. Zalim olup, malına veya canına ya da ailesine galebe çalmak isteyen devlet başkanına isyan eden kimse mazurdur ve böyle bir kimse ile çarpışmak helal değildir. Bu vasıftaki bir kişinin kendi canını, malını, ailesini gücü yettiği kadarıyla savunma hakkı vardır. Bu konunun açıklaması Fiten bölümünde gelecektir. 12. Yukarıda belirtilen şartlar çerçevesinde Hariciler ile savaşmak ve savaşta onları öldürmek mubahtır ve onlarla çarpışan sevaba girer. 13. Bazı Müslümanlar, dinden çıkma kastı yoksa ve İslam dini üzerine başka bir din seçme tercihi taşımasa bile dinden çıkarlar. 14. Hadiste Hz. Ömer'in din konusunda titizliğine dair büyük bir menkıbe yer almaktadır. 15. Bir kimse ibadette, dünyadan el etek çekmede ve takvada zirveye ulaşmış bile clsa -iç yüzü denenmedikçe- adil bir kimse olduğunu belirtmek için zahir haline bakmakla yetinilemez