İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Müslim · 1347

The Book of Mosques and Places of Prayer

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ النَّضْرِ التَّيْمِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، كِلاَهُمَا عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، - وَهَذَا حَدِيثُ قُتَيْبَةَ أَنَّ فُقَرَاءَ، الْمُهَاجِرِينَ أَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالدَّرَجَاتِ الْعُلَى وَالنَّعِيمِ الْمُقِيمِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَمَا ذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ وَيَتَصَدَّقُونَ وَلاَ نَتَصَدَّقُ وَيُعْتِقُونَ وَلاَ نُعْتِقُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَفَلاَ أُعَلِّمُكُمْ شَيْئًا تُدْرِكُونَ بِهِ مَنْ سَبَقَكُمْ وَتَسْبِقُونَ بِهِ مَنْ بَعْدَكُمْ وَلاَ يَكُونُ أَحَدٌ أَفْضَلَ مِنْكُمْ إِلاَّ مَنْ صَنَعَ مِثْلَ مَا صَنَعْتُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تُسَبِّحُونَ وَتُكَبِّرُونَ وَتَحْمَدُونَ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ مَرَّةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو صَالِحٍ فَرَجَعَ فُقَرَاءُ الْمُهَاجِرِينَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا سَمِعَ إِخْوَانُنَا أَهْلُ الأَمْوَالِ بِمَا فَعَلْنَا فَفَعَلُوا مِثْلَهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ ‏"‏ ‏.‏ وَزَادَ غَيْرُ قُتَيْبَةَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ عَنِ اللَّيْثِ عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ قَالَ سُمَىٌّ فَحَدَّثْتُ بَعْضَ أَهْلِي هَذَا الْحَدِيثَ فَقَالَ وَهِمْتَ إِنَّمَا قَالَ ‏"‏ تُسَبِّحُ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتَحْمَدُ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتُكَبِّرُ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعْتُ إِلَى أَبِي صَالِحٍ فَقُلْتُ لَهُ ذَلِكَ فَأَخَذَ بِيَدِي فَقَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ حَتَّى تَبْلُغَ مِنْ جَمِيعِهِنَّ ثَلاَثَةً وَثَلاَثِينَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَجْلاَنَ فَحَدَّثْتُ بِهَذَا الْحَدِيثِ رَجَاءَ بْنَ حَيْوَةَ فَحَدَّثَنِي بِمِثْلِهِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Asım b. Nadir Et-Teymî rivayet etti. (Dediki): Bize El-Mutemir rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullâh rivayet etti. H. Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, İbni Adân'dan rivayet etti. Bunların ikisi de Sümey'den, o da Ebu Sâlih'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet ettiler. (Bu hadîs Küteybe'nindir.)ki: Muhacirlerin fakirleri Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimî nimetleri alıp gittiler, demişler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Neymiş o?» diye sormuş. Muhacirler : — (Ne olacak) onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor, (amma) onlar sadaka veriyor; biz veremiyoruz; onlar köle azâd ediyor, biz edemiyoruz» demişler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiç bir kimse sizden daha faziletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun» buyurmuş. Muhacirler: — Hay hay Yâ Resülâllah! demişler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her namazdan sonra otuzüç kere tesbîh, tekbîr ve tahmîd edersiniz.» Ebu Salih demiş ki: «Bunun üzerine fakir muhacirler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e dönerek; «Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar!» demişler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «(Ne yapalım) Bu, Allah'ın bir fadl-u keremidir; onu dilediğine verir.» buyurmuşlar. Kuteybe'den başkaları bu hadîsde Leys'den, o da ibni Aclân'dan naklen şunu da ziyâde etmişlerdir: Sümey Dediki: Ben bu hadîsi yakınlarımdan birine söyledimde: — Yanılıyorsun! Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ancak: «Otuz uç kere tesbîh çeker; otuz üç kere tahmîd eder; otuz uç kere de tekbîr eylersin!» buyurmuşdur; dedi. Bunun üzerine Ebu Salih'e dönerek bu mes'eleyî ona da söyledim. Ebu Salih elimden tutarak şunları söyledi: — Allâhû Ekber, Sübhânallah, Elhamdüllillâh; Allâhu Ekber, Sübhânallah, Elhamdulillah... (diye diye) bunların hepsinden otuz üçe varacaksın-» dedi. İbni Aclân demiş ki: «Ben bu hadisi Recâ' b. Hayve'ye rivayet ettim; o da onun mislini Ebu Sâlih'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti.»

Sahîh-i Müslim, 1347

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ حَجَّاجٍ الصَّوَّافِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أُصَلِّي، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ عَطَسَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقُلْتُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ ‏.‏ فَرَمَانِي الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ فَقُلْتُ وَاثُكْلَ أُمِّيَاهْ مَا شَأْنُكُمْ تَنْظُرُونَ إِلَىَّ ‏.‏ فَجَعَلُوا يَضْرِبُونَ بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذِهِمْ فَلَمَّا رَأَيْتُهُمْ يُصَمِّتُونَنِي لَكِنِّي سَكَتُّ فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبِأَبِي هُوَ وَأُمِّي مَا رَأَيْتُ مُعَلِّمًا قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ أَحْسَنَ تَعْلِيمًا مِنْهُ فَوَاللَّهِ مَا كَهَرَنِي وَلاَ ضَرَبَنِي وَلاَ شَتَمَنِي قَالَ ‏"‏ إِنَّ هَذِهِ الصَّلاَةَ لاَ يَصْلُحُ فِيهَا شَىْءٌ مِنْ كَلاَمِ النَّاسِ إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِجَاهِلِيَّةٍ وَقَدْ جَاءَ اللَّهُ بِالإِسْلاَمِ وَإِنَّ مِنَّا رِجَالاً يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَأْتِهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَمِنَّا رِجَالٌ يَتَطَيَّرُونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ شَىْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ فَلاَ يَصُدَّنَّهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ الصَّبَّاحِ ‏"‏ فَلاَ يَصُدَّنَّكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَمِنَّا رِجَالٌ يَخُطُّونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَتْ لِي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لِي قِبَلَ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ فَاطَّلَعْتُ ذَاتَ يَوْمٍ فَإِذَا الذِّيبُ قَدْ ذَهَبَ بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِهَا وَأَنَا رَجُلٌ مِنْ بَنِي آدَمَ آسَفُ كَمَا يَأْسَفُونَ لَكِنِّي صَكَكْتُهَا صَكَّةً فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَظَّمَ ذَلِكَ عَلَىَّ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أُعْتِقُهَا قَالَ ‏"‏ ائْتِنِي بِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ لَهَا ‏"‏ أَيْنَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فِي السَّمَاءِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Ca'fer Muhammed b. Sabbâh ile Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet ettiler. Lâfızları da birbirine yakındır. Dedilerki: Bize İsmail b. İbrahim, Haccac-ı Savvâf dan, o da Yahya b. Ebî Kesir'den, o da Hilâl b. Ebî Meymûne'den, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Muâviyetü'bnü Hakem Es-Sülemî'den naklen rivayet etti. Muâviye şöyle demiş: Bir defa ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile namaz kılarken cemâatdan bîri aksırıverdi. Ben hemen «yerhamukâ'llah!» (Allah sana rahmet eylesin!) dedim. Cemâat bana fena fena baktılar. Ben: Vay başıma gelenler!.. Size ne oluyor ki bana bakıyorsunuz! dedim. Bunun üzerine elleri ile uyluklarına vurmağa başladılar. Bunların beni susturmaya çalıştıklarını görünce kızdım. Lâkin sustum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı bitirince (Ne diyeyim) annem babam ona feda olsun! Ne ondan önce ne de sonra Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem) kadar güzel öğreten hiçbir muallim görmedim. Vallahi beni ne azarladı, ne dövdü ne de sövdü; (sâdece): «Şu namaz yok mu! Onun İçinde insan sözünden hiç bir şey konuşmak caiz değildir. O ancak tesbîh, tekbîr ve Kur'ân okumakdan ibarettir» buyurdu. Yahut Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in buyurduğu gibidir. Ben: — Yâ Resûlullah! Ben câhiliyyetten yeni kurtulmuş bir kimseyim. Gerçi Allah islâmı getirdi. Ama bizden öyle adamlar var ki, hâlâ kahinlere giderler... dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Sen onlara gitme!» buyurdular. — Bizden bâzıları da tetayyur ediyorlar... dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Bu onların içlerinden gelen bir şeydir. Ama sakın onları yoldan çıkarmasın!» buyurdu. (İbnü's-Sabbah: Sakın sizi yoldan çıkarmasın dedi) Ben: — Bizden bir takım adamlar da çizgi çiziyorlar... dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Nebilerden biri çizgi çizerdi. Her kim onun çizgisine uygun düşürürse isabet etmiş olur.» buyurdu. (Muâviye diyorki) Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevâniyye taraflarında koyunlarımı güderdi. Bir gün kendisini dolaşmaya gittim. Bir de ne göreyim!. Onun koyunlarından birini kurt götürmüş! Ben de Benî Âdem'den bir adamım. Onlar gibi ben de üzülürüm! Lâkin cariyeye öyle bir tokat aşkettim ki!.. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. Bu yaptığımı bana fazla buldu. Ben: — Yâ Resûlullah! o halde cariyeyi âzât edeyim mi? dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Sen onu bana getir.» buyurdular. Derhâl getirdim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: — «Allah nerededir?» diye sordu. Câriye: — Göktedir... Cevâbını verdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Ben kimim?» dedi. Cariye: — Sen Resulullah'sın! cevâbını verdi. Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Onu âzâd et; çünkü o mü'minedir.» buyurdular

Sahîh-i Müslim, 1199
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، بْنُ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ أَقْبَلْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كُنَّا بِذَاتِ الرِّقَاعِ قَالَ كُنَّا إِذَا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَسَيْفُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُعَلَّقٌ بِشَجَرَةٍ فَأَخَذَ سَيْفَ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرَطَهُ فَقَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَخَافُنِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي قَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَمْنَعُنِي مِنْكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَتَهَدَّدَهُ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَغْمَدَ السَّيْفَ وَعَلَّقَهُ - قَالَ - فَنُودِيَ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى بِطَائِفَةٍ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ تَأَخَّرُوا وَصَلَّى بِالطَّائِفَةِ الأُخْرَى رَكْعَتَيْنِ قَالَ فَكَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعُ رَكَعَاتٍ وَلِلْقَوْمِ رَكْعَتَانِ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Ebân b. Yezîd rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Ebî Kesîr, Ebû Seleme'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde döndük ve Zâtü'r-Rika' denilen yere geldik. Gölgeli bir ağacın yanına geldiğimizde, onu Resûlullnh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bırakırdık. (Burada da öyle yaptık.) Derken müşriklerden bir adam çıkageldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kılıcı ağaçta asılı îdi. Hemen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kılıcını alarak, kınından çekti ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: — Benden korkuyormusun? dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır!» cevâbını verdi. Müşrik: — Şimdi seni benden kim koruyabilir? dedi. Efendimiz: «Beni, senden Allah korur.» cevâbını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı bu adamı tehdîd ettiler. O da kılıcı, kınına sokarak (ağaca) astı. Az sonra riamaz için ezan okundu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir taifeye iki rek'ât namaz kıldırdı. Sonra onlar geri çekildiler; öteki taifeye de iki rek'ât namaz kıldırdı Bu suretle Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dört rek'at, cemâat ise ikişer rek'ât kılmış oldular

Sahîh-i Müslim, 1949
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَابِثٍ، عَنْ أَنَسٍ، ح وَحَدَّثَنِي بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ هَاشِمِ بْنِ حَيَّانَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، بْنُ الْمُغِيرَةِ عَنْ ثَابِتٍ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، قَالَ صَارَتْ صَفِيَّةُ لِدَحْيَةَ فِي مَقْسَمِهِ وَجَعَلُوا يَمْدَحُونَهَا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - وَيَقُولُونَ مَا رَأَيْنَا فِي السَّبْىِ مِثْلَهَا - قَالَ - فَبَعَثَ إِلَى دِحْيَةَ فَأَعْطَاهُ بِهَا مَا أَرَادَ ثُمَّ دَفَعَهَا إِلَى أُمِّي فَقَالَ ‏"‏ أَصْلِحِيهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَيْبَرَ حَتَّى إِذَا جَعَلَهَا فِي ظَهْرِهِ نَزَلَ ثُمَّ ضَرَبَ عَلَيْهَا الْقُبَّةَ فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ كَانَ عِنْدَهُ فَضْلُ زَادٍ فَلْيَأْتِنَا بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَجِيءُ بِفَضْلِ التَّمْرِ وَفَضْلِ السَّوِيقِ حَتَّى جَعَلُوا مِنْ ذَلِكَ سَوَادًا حَيْسًا فَجَعَلُوا يَأْكُلُونَ مِنْ ذَلِكَ الْحَيْسِ وَيَشْرَبُونَ مِنْ حِيَاضٍ إِلَى جَنْبِهِمْ مِنْ مَاءِ السَّمَاءِ - قَالَ - فَقَالَ أَنَسٌ فَكَانَتْ تِلْكَ وَلِيمَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهَا - قَالَ - فَانْطَلَقْنَا حَتَّى إِذَا رَأَيْنَا جُدُرَ الْمَدِينَةِ هَشِشْنَا إِلَيْهَا فَرَفَعْنَا مَطِيَّنَا وَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَطِيَّتَهُ - قَالَ - وَصَفِيَّةُ خَلْفَهُ قَدْ أَرْدَفَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَعَثَرَتْ مَطِيَّةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصُرِعَ وَصُرِعَتْ قَالَ فَلَيْسَ أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ يَنْظُرُ إِلَيْهِ وَلاَ إِلَيْهَا حَتَّى قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَتَرَهَا - قَالَ - فَأَتَيْنَاهُ فَقَالَ ‏"‏ لَمْ نُضَرَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَدَخَلْنَا الْمَدِينَةَ فَخَرَجَ جَوَارِي نِسَائِهِ يَتَرَاءَيْنَهَا وَيَشْمَتْنَ بِصَرْعَتِهَا ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedikî): Bize Süleyman, Sâbit'ten, o da Enes'âen naklen rivayet eyledi. H. Bana bu hadîsi Abdullah b. Hâşim b. Hayyân da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğira, Sâbit'ten rivayet etti. (Demişki): Bize Enes rivayet eyledi. (Dediki): Safiyye taksimde Dihye'ye düştü. Cemaat onu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında medh etmeye ve: Esirler içinde onun gibisini görmedik, demeye başladılar. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Dihye'ye haber gönderdi. Ve Safiyye'ye bedel ne isterse verdi. Sonra Safiyye'yi anneme teslim ederek : «Bunu çek çevir!» buyurdu. Bilâhare Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber'den çıktı. Hayber'i arkasında bıraktığı vakit konakladı. (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Sonra Safiyye'nin üzerine çadır kurdu. Sabaha çıkınca Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kimin yanında fazla yiyecek varsa onu bize getirsin!» buyurdular. Artık kimi hurmanın, kimi kavrulmuş unun fazlasını getirmeye başladılar. Hattâ bundan bir karıştırma yığını yaptılar. Ve bu karıştırmadan yemeğe, yanıbaşlarındaki yağmur suyundan birikmiş havuzlardan da su içmeye başladılar. Sabit demiş ki: Müteakiben Enes şunu söyledi: işte bu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Safiyye için düğün daveti oldu. Sonra yola revan olduk. Medine'nin duvarlarını görünce ona olan iştiyakımız arttı da hayvanlarımızı sürdük. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de hayvanını sürdü. Safiyye arkasindaydı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu terkisine almıştı. Derken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hayvanı sürçtü. Ve hem kendisi hem Safiyye yere düştüler. Halkdan ne Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e, ne de Safıyye'ye bakan hiç bir kimse yoktu. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalkdı da Safiyye'yi örttü. Müteakiben biz yanına geldik. (Bize) : «Bîr şeyimiz yok!» dedi. Az sonra Medine'ye girdik. Hemen Medine'nin genç kadınları dışarı çıktılar. Safiyye'yi birbirlerine gösteriyor. Onun yere düşmesine seviniyorlardı

Sahîh-i Müslim, 3501
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ الْفُقَرَاءُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ مِنَ الأَمْوَالِ بِالدَّرَجَاتِ الْعُلاَ وَالنَّعِيمِ الْمُقِيمِ، يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي، وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ، وَلَهُمْ فَضْلٌ مِنْ أَمْوَالٍ يَحُجُّونَ بِهَا، وَيَعْتَمِرُونَ، وَيُجَاهِدُونَ، وَيَتَصَدَّقُونَ قَالَ ‏"‏ أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ بِأَمْرٍ إِنْ أَخَذْتُمْ بِهِ أَدْرَكْتُمْ مَنْ سَبَقَكُمْ وَلَمْ يُدْرِكْكُمْ أَحَدٌ بَعْدَكُمْ، وَكُنْتُمْ خَيْرَ مَنْ أَنْتُمْ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِ، إِلاَّ مَنْ عَمِلَ مِثْلَهُ تُسَبِّحُونَ وَتَحْمَدُونَ، وَتُكَبِّرُونَ خَلْفَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ ‏"‏‏.‏ فَاخْتَلَفْنَا بَيْنَنَا فَقَالَ بَعْضُنَا نُسَبِّحُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَنَحْمَدُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَنُكَبِّرُ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ‏.‏ فَرَجَعْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ تَقُولُ سُبْحَانَ اللَّهِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ، حَتَّى يَكُونَ مِنْهُنَّ كُلِّهِنَّ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir: Ashâb-ı kirâmın fakirleri Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: 'Ey Allah'ın Resulü, çok mal'a sahip olan zengin kardeşlerimiz yüksek dereceleri ve ebedî nimet yurdunu kazandılar gitti! Onlar bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyorlar. Fakat malları çok olduğu için bizim yapamayacağımız amelleri de işliyorlar. Hacca gidiyorlar, umre yapıyorlar, cihâd'a rahatlıkla katılıyorlar ve üstelik sadaka da veriyorlar. Biz ise bunların hiçbirini yapamıyoruz' dediler. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle buyurdu: "Ben size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bunları sağlam bir şekilde yaptığınız takdirde sizi geçen bu kişilerin derecesine ve sevabına yetişirsiniz. Hatta siz'den başka hiç kimse daha sonra size yetişemez ve içinde bulunduğunuz cemaat'in en hayırlıları olursunuz. Fakat bunun aynısını yapanlar olursa onlar da size yetişip sizin gibi hayırlı insanlar zümresine dahil olurlar. Bu görev şudur: Her namaz'ın ardından otuz üçer defa Sübhanallah, El-Hamdu Lillah ve Allahu Ekber deyiniz." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle söyledikten sonra biz aramızda görüş ayrılığına düştük: Bazılarımıza göre yapmamız gereken görev şuydu; otuz üç defa Sübhanallah otuz üç defa El-Hamdu Lillah ve otuz dört defa Allahu Ekber demek. Ben de bu görüşü benimsedim. Buna göre her birinden otuz üçer defa olmak üzere şöyle söylersiniz; Sübhânallah, Elhamdu Lillah, Allahu Ekber. Tekrar:

Sahîh-i Buhârî, 843
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي حَازِمٍ - عَنْ أَبِي، حَازِمٍ عَنْ سَهْلٍ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَاللَّفْظُ هَذَا - حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ، أَخْبَرَنِي سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ خَيْبَرَ ‏"‏ لأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلاً يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبَاتَ النَّاسُ يَدُوكُونَ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَاهَا - قَالَ - فَلَمَّا أَصْبَحَ النَّاسُ غَدَوْا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلُّهُمْ يَرْجُونَ أَنْ يُعْطَاهَا فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ - قَالَ - فَأَرْسَلُوا إِلَيْهِ فَأُتِيَ بِهِ فَبَصَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي عَيْنَيْهِ وَدَعَا لَهُ فَبَرَأَ حَتَّى كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ فَأَعْطَاهُ الرَّايَةَ فَقَالَ عَلِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنْ حَقِّ اللَّهِ فِيهِ فَوَاللَّهِ لأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلاً وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said rivayet etti. (Dediki): Bize Abdu'l-Aziz (yâni İbni Ebi Hâzim) Ebû Hâzim'den, o da Sehl'den naklen rivayet etti. H. Bize yine Kuteybe b. Said rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Yâkub (yâni İbni Abdirrahman) Ebû Hâzim'den rivayet etti. (Demişki): Bana Sehl b. Sa'd haber verdi ki, Hayber günü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu sancağı öyle bir adama vereceğim ki, Allah onun elinde fethi müyesser kılacak. Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever.» buyurmuşlar. Sehl demiş ki: Artık insanlar o gece sancağı kime verecek diye konuşarak gecelediler. Sabahlayınca erken erken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardılar. Her biri sancağın kendine verilmesini umuyordu. Derken Resûlullah (Sallailahu Aleyhi ve Sellem): «Âli b. Ebi Tâlib nerede?» diye sordu. Ashab : — Yâ Resûlallah! O gözlerinden rahatsızdır, dediler. «Hemen ona haber gönderin!» buyurdu. Arkacığından Ali'yi getirdiler. Resûlullah {Sallailahu Aleyhi ve Sellem) onun gözlerine tükürdü ve kendisine dua etti. Ali derhal düzeldi. Hattâ hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sancağı ona verdi. Ali: — Yâ Resûlallah! Onlarla tâ bizim gibi oluncaya kadar mı harbedeceğim? diye sordu. Şöyle buyurdular : «Yavaşça gir. Tâ onların sahasına in, sonra kendilerini İslâm'a davet et! İslâm'da kendilerine vâcib olan Allah hakkını onlara haber ver. Vallahi senin sayende Allah'ın bir adama hidâyet vermesi, senin için kırmızı develerin senin olmasından daha hayırlıdır.» İzah 2407 de

Sahîh-i Müslim, 6223
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا شَدَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو أُمَامَةَ، قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَنَحْنُ قُعُودٌ مَعَهُ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ ‏.‏ فَسَكَتَ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ أَعَادَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ ‏.‏ فَسَكَتَ عَنْهُ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلَمَّا انْصَرَفَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو أُمَامَةَ فَاتَّبَعَ الرَّجُلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ انْصَرَفَ وَاتَّبَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْظُرُ مَا يَرُدُّ عَلَى الرَّجُلِ فَلَحِقَ الرَّجُلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ - قَالَ أَبُو أُمَامَةَ - فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتَ حِينَ خَرَجْتَ مِنْ بَيْتِكَ أَلَيْسَ قَدْ تَوَضَّأْتَ فَأَحْسَنْتَ الْوُضُوءَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ شَهِدْتَ الصَّلاَةَ مَعَنَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ حَدَّكَ - أَوْ قَالَ - ذَنْبَكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî ile Zûheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize Şeddâd rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Ümâme rivayet etti. (Dediki): Bir defa Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde bizde beraberinde oturmakta iken anîden bir adam gelerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona cevap vermeden sükût buyurdu. Sonra adam sözünü tekrarlayarak: — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Yine sükût buyurdular. Namaz kılındı. Ebû Ümâme demişki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oradan ayrılınca bu zat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çekildiği anda peşine takıldı. Ben de bu adama ne cevap vereceğini göreyim diye Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in peşine takıldım. Derken adam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu hana tatbik ediver! dedi. Ebû Ümâme şunu söylemiş: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona : «Ne dersin, evinden çıktığın vakit güzelce abdest aldın değil mi?» diye sordu. Adam: — Hay hay ya Resûlallah! dedi. «Sonra bizimle beraber namazda bulundun değil mİ?» dedi. Adam: — Evet yâ Resûlallah! cevabını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «işte Allah haddini sana bağışladı. —Yahut günahını sana bağışladı.—» buyurdular

Sahîh-i Müslim, 7007

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.