Sahîh-i Müslim · 1962
Arapça metin
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ، اللَّهِ حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
{….} Bize, bu hadîsi İshâk b. İbrâhîm dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Bekir haber verdi. H. Bize Hârûn b. Abdillâh dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Dahhâk b. Mahled rivayet etti. Bu râvîlerin ikisi de İbni Cüreyc'den bu isnâdla rivâyetde bulunmuşlardır. izah: Bu hadîsleri Buhârî «Kitâbü'l-Cumua» da; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Kitâbü't-Tahâre» de tahrîc etmişlerdir. Tıyb: Güzel koku. Dihnai: Kokulu veya kokusuz yağ demekdir. Hadîsdeki: «Bulabildiği kadar koku da sürünür.» cümlesi hakkında Kaadi Iyâz : «Bu cümle, bulabildiğini sürünmesi hususunda te'kîd İçin yahut çok sürünmek istediğini anlatmak için söylenmiş olabilir. Birinci mânâ daha zahirdir.» diyor. «Velev ki kadının kokusundan!...» cümlesi de bu mânâyı te'yîd etmektedir. Çünkü kadına mahsûs olan kokuyu erkeklerin sürünmesi mekruhdur. O devirde bu koku renkli idi. Ve pek keskin değildi. Böyle bir kokunun erkeğe mubah kılınması: Koku sürünmenin bit'te'kîd matlûb olduğuna delildir. Görülüyor ki cuma günü cemaata eziyet verecek kerih kokuların her cihetle önüne geçmek emrolunmuştur. Cemaata ve meleklere eziyet verecek kerîh kokular ya terlemeden yahut ağızdan hâsıl olur. Terlemeden hâsıl olan kokuyu gidermek için evvelâ yıkanmak, sonra bir de bulabildiği güzel kokuyu sürünmek; ağız kokusunu gidermek için de ağzı güzelce misvaklamak, emir buyurulmuşdur. Mânevi temizliğin yanısıra maddî temizliğe de bu derece ehemmiyet veren başka bir dîn bilmiyoruz. Tâvûs'un, Hz. İbni Abbâs'a: «Şayet ailesi nezdinde güzel koku yahut yağ varsa, ondan da sürünür mü?» diye sorması «hadîsin metninde bu ibare de yokmuydu?» manasınadır. İbni Abbâs (Rûdiyallahû anh) bunun hadîsden olup olmadığını hatırlayamarmşdır
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ طَيَّبْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِي لِحُرْمِهِ، وَطَيَّبْتُهُ بِمِنًى قَبْلَ أَنْ يُفِيضَ.
Aişe'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ihramlı iken kendi ellerimle hoş ko ku sürdüm. Aynı şekilde Mina'da da ifada tavafını yapma dan önce (ihramdan çıkışından sonra) de ona hoş kokular sürdüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kendi elleriyle kocasına hoş kokular sürmesi." Sanki bu başlıktaki fıkhi incelik, erkeğin kokusu ile kadının kokusu arasındaki farka dair varid olmuş bulunan hadise ve erkeğin süründüğü kokunun kokusu dışarıya yayılıp rengi görünmeyen koku, kadınınkinin de aksi türden olduğuna işaret etmektir. Eğer bu husus sabit ise, kadının kocasına hoş ko ku sürünmekten imtina etmesi gerekirdi. Çünkü bu takdirde kocasına hoş koku sürerken kadının ellerine ve bedenine bir şeyler bulaşır. Bu durumda kocanın da kendi kendisine koku sürünmekle yetinmesi gerekirdi. Musannıf başlığa uygun görülen Aişe'nin rivayet ettiği bu hadisi delil göstermiş bulunmaktadır. Bu hadis Hac bölümünde, açıklamasıyla birlikte geçmiştir. Hadis, başlığına delaleti hususunda gayet açıktır. Buhari'nin işaret ettiği hadisi de Tirmizirivayet etmiş, Hakim de sahih olduğunu belirtmiştir. Söz konusu bu hadis de İmran İbn Husayn yoluyla rivayet edilmiştir. Ayrıca Taberani'nin el-Evsat adlı eserinde Ebu Musa el-Eş'ari'den gelen bir şahidi de bulunmaktadır. Erkekle kadın kokusu arasında fark gözetmenin izahı da şöyledir: Kadın evinden dışarıya çıktığı halde tesettüre riayet etmekle emrolunmuştur. Hoş koku kadın için meşru olsaydı, bu kadın dolayısıyla fitneye kapılmayı daha çok artıran bir halolurdu. Eğer bu husustaki haber sabit ise bu haber ile başlıktaki hadisin arası şöylece telif edilebilir: Kadının dışarıya çıkmak istemesi halinde bu kokunun izini yıkayabilme imkanı vardır. Çünkü onun böyle bir koku kullanmasının yasaklanışı sadece evinden dışarıya çıkma haline mahsustur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ بِهَذِهِ الأَحَادِيثِ الثَّلاَثَةِ، قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ فَدَعَتْ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ وَدَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ وَسَمِعْتُ أُمِّي أُمَّ سَلَمَةَ تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنَهَا أَفَنَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ " . مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ " لاَ " . ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعْرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ " . قَالَ حُمَيْدٌ فَقُلْتُ لِزَيْنَبَ وَمَا تَرْمِي بِالْبَعْرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ فَقَالَتْ زَيْنَبُ كَانَتِ الْمَرْأَةُ إِذَا تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا دَخَلَتْ حِفْشًا وَلَبِسَتْ شَرَّ ثِيَابِهَا وَلَمْ تَمَسَّ طِيبًا وَلاَ شَيْئًا حَتَّى تَمُرَّ بِهَا سَنَةٌ ثُمَّ تُؤْتَى بِدَابَّةٍ حِمَارٍ أَوْ شَاةٍ أَوْ طَائِرٍ فَتَفْتَضُّ بِهِ فَقَلَّمَا تَفْتَضُّ بِشَىْءٍ إِلاَّ مَاتَ ثُمَّ تَخْرُجُ فَتُعْطَى بَعْرَةً فَتَرْمِي بِهَا ثُمَّ تُرَاجِعُ بَعْدُ مَا شَاءَتْ مِنْ طِيبٍ أَوْ غَيْرِهِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ الْحِفْشُ بَيْتٌ صَغِيرٌ .
Humeyd b. Nâfi'den rivâyet edildiğine göre, Zeyneb bint Ebî Seleme ona şu üç hadîsi şöyle anlatmıştır; babası Ebû Süfyan öldüğü zaman Ümmü Habibe'nin yanına girdim. İçinde halûk sarısı bulunan bir koku yahut da başka bir şey istedi; ve onu önce bir cariyeye sürdü, sonra kendi yanaklarına sürdü ve şunları söyledi: benim kokuya hiçbir ihtiyacım yoktur fakat ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i minber üzerinde: Allah'a ve âhiret gününe imân eden bir kadına, ölü için (üç gün ve) üç geceden fazla yas tutmak helâl değildir. Yalnız koca için dört ay on gün yas müstesna!" derken işittim. bint Ebi Seleme, ikinci hadîsi de şöyle anlatmıştır; Erkek kardeşi öldüğü zaman Zeyneb bint-i Cahş'ın yanına girdim. Bir koku isteyip ondan süründü sonra şöyle dedi; kokuya hiçbir ihtiyacım yok; ancak ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i minber üzerinde; Allah'a ve ahiret gününe imân eden bir kadına ölü için üç gün ve geceden fazla yas tutmak helâl değildir. Ancak koca için tutulan dört ay ongun yas müstesna!" derken işittim. hadîsi anlatırken Hazret-i Zeyneb dedi ki; Annem Ümmü Seleme'yi Şöyle derken işittim; Bir kadın Resûlüllah'a geldi ve; Allah'ın Rasûlü! Kızımın kocası vefat etti. Kendisinin de gözü ağrıyor. Ona sürme çekebilir miyim? diye sordu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki veya üç defa; Hayır olmaz" , cevabını verdi. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Bu iddet topu topu dört ay on gündür. Halbuki sizden biriniz câhiliyye döneminde tezeği senenin sonunda atardı." (Bu hadisi Zeyneb'den nakleden) Humeyd dedi kî; Zeyneb'e; Tezeği senettin sonunda atardı" ne demektir? diye sordum. Zeyneb şu cevâbı verdi; kocası öldüğü zaman küçük bir eve girer, en kötü elbisesini giyer, bir sene geçinceye kadar, koku ve hiçbir şey sürünmezdi. Sonra kendisine bir hayvan; eşek veya koyun yahut kuş getirilir de onunla silinirdi. Silindiği şey ekseriya ölürdü. Sonra dışarıya çıkar, kendisine bir hayvan tezeği verilerek onu atardı. Ondan sonra dilediği koku ve saireye avdet ederdi. Dâvud dedi ki: Metinde geçen el-Hıfş kelimesi " küçük bir ev" demektir. cenâiz 31, hayz 12, talâk 46-49; Müslim, talâk 58; Tirmizî, talâk 18; Nesâî, talâk 58-59; İbn Mâce, talâk 35; Dârimî, talâk 12, 13; Muvatta', talâk 101-102; Ahmed b. Hanbel, VI
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى فِي حَدِيثِهِ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ، يُحَدِّثُ .
Bize Muhammed b. el-Müsenna ile İbni Beşşar rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muaz dahi rivayet etti. Dediki: Bize babam rivayet etti. Dedi ki: Bize Şu'be bu isnadla rivayet etti. İbnü'I Müsenna kendi rivayetinde: «Bize Hakem rivayet etti. İbrahîmi rivayet ederken işittim dedi» ibaresini kullandı. NEVEVİ ŞERHİ 309.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî «Kitabul-gusl» de muhtelif ravîlerden tahriç etmiştir. Nitekim Müslim de burada muhtelif ravîler vasıtasiyle onu Hz. Aişe. İbnî Ömer Ebu Saîd-i Hudrî ve Ene (R.A.) dan tahriç etmiştir. Bu babta Ebu Davud ve başkaları Hz. Ali (R.A.) dan merfu' bir hadis rivayet etmişlerdir. O hadiste: «Şüphesiz ki içinde köpek, suret ve cünüb bulunan eve melekler girmez.» denilmektedir: Bazıları babımız hadisi için: «Buharî bunu Ebu Davud hadîsinin zayıf olduğuna işaret olmak üzere tahrîc etmiştir» demişlerdir. Fakat bu söz doğru değildir. Çünkü evvela Ebu Davud hadisi zayıf değil sahihtir. Onun sahih olduğunu İbni Hıbban ve Hakim tasrih etmişlerdir. Zayıf olduğunu söyleyenler isnadında Nüceyy-i Hadramî bulunduğunu bu zattan yalnız oğlu Abdullah rivayet ettiğini onunda meçhul olduğunu söylersede mezkur Abdullahın meçhul değil mevsuk bir zat olduğunu Iclî beyan etmiştir. Binaenaleyh hadisin sıhhatına bir diyecek yoktur. Sonra bu hadîsten murad yıkanmaya kulak asmayıpta cünüp gezmeyi adet edinen ve cünüb olduğu halde üzerinden bir veya birkaç vakit namaz geçenlerdir ki zamanımız hakkında pek mühim bir hüccettir. Çünkü bu gün bir çok kimselerin boyuna cünüb gezdiklerini hatta bir çoklarının cünüblük nedir; bu babta ne gibi bir vazife vardır bilmediklerini kimi gıyaben kimi şifahen işitiyoruz. İşte hadis-i şerif böyle müslümanlara şiddetli bir ihtardır. Ve adeta kulaklarından çekercesine: «Eğer müslümansanız müslümanlığın şerait ve adabını Öğrenin! Bu perişan halinizle sizin evlerinize melekler girmez. Müslüman olduğunuza şehadet edecek kimse bulunmaz; tuttuğunuz şeytanî yol göz göre göre sizi esfel-i safilî'ne götürür...» demektir. Hadisin maazallah dinden dönmüş mürtedlerle yahut müslüman olmayanlarla alakası yoktur. Onun ihtarı müslüman olduğu halde bu gibi cürümleri irtikab edenlerdir. Babımız hadîsine gelince; o da muhtelif rivayetleri ile cünüblüğün hükmünü bildirmektedir. Hulaseten söylemek lazım gelirse hüküm, şudur. Cünüb olan bir kimseye derhal yıkanmak müstehab olmakla beraber farz değildir. Yıkanmayı namaz vakti gelinceye kadar yahut Kur'an-ı kerimi ele almak, okumak. Kabeyi tavaf etmek ve secde-i tilavet gibi cünüp olarak yapılması yasak olan bir ibadeti yapmak isteyinceye kadar tehir edilir. Fakat bunlardan hiç birini cünüb olarak yapamayacağı için o anda yıkanması farz olur
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، وَأَبَا، سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ يَقُولاَنِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِهِ .
Bize Sa'id b. Mansur rivayet etti, (Dediki): Bize Hasan b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Yunus b. Yezid rivayet etti. H: Bana Harmeletü'bnü Yahya dahi rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebu Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yunus, îbni Şihab'dan naklen haber verdi. İbni Şihab : Bana Ebü İdris El Havlani haber verdi ki, Ebu Hureyre ile Ebu. Sa'id-i Hudrîyi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şöyle buyurmuş diyerek bu hadisin mislini rivayet ederlerken dinlemiş dedi. Diğer tahric: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisin kaynaklan 561 numaralı hadisin kaynaklandır. Ebu Said el-Hudri'nin rivayetini ise yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 4090 ' NEVEVİ ŞERHİ 239.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari, Nesai ve İbni Mace «Kitabü'l Vudu'» da tahriç etmişlerdir. İsticmar: Taşla taharetlenmek demektir. Su, taş, toprak ve emsali şeylerle taharetlenmeye istinca yahut «istitabe» derler. Rivayete nazaran Abdullah b. Ömer (R.A.) buradaki isticmar'ı buhurdanla kokulamak ma'nasına te'vil edermiş. Bazıları bu ma'naya alındığı takdirde dahi sayı tek olmasını müstehab görmüşlerdir. Kokulanmanın tekliğinden murad ya bir defa kokuyu sürmekle iktifa etmek yahut üç defa sürünmektir. Bu ma'na İmam Malik 'den dahi rivayet olunmüşsa da hadisin asıl zahir ma'nası birinci ma'na yani taşla taharetlenmektir. Taharetlenilecek ufak taşlar birden beşe kadar olabilir. Kirmani: «Tek taharetlenmekten murad taşların sayısı değil taharet yerinin silinmesidir.Yani taharet yeri üç, beş, yahut daha ziyade tek adetle silinecektir.» demiştir. İstinsar: Burundaki pislikleri dışarıya atmak yani sümkürmek. demektir. Ulema bundaki hikmetin burunu temizlemek ve şeytanı kovmak olduğunu söylerler. Çünkü Buhari'nin rivayet ettiği bir hadisde: «Biriniz uykusundan uyandı mı üç defa burnunu atsın, çünkü şeytan genizlerinde geceler.» buyurulmuştur. Şafiî'lerden Nevevî şöyle diyor: «Bizim mezhebe göre üç taştan fazla tek taş kullanmak mustehabdır. Hasıl-ı Mezheb şudur ki, taharet yerini temizlemek farzdır. Üç kere silmek farzdır. Eğer bununla temizlenmek hasıl olursa; ziyadeye lüzum yoktur. Temizlenmezse ziyadeyi kullanmak icap eder, eğer temizlik üçden ziyade tek bir adetle hasıl olursa daha ziyadeye hacet yoktur. Dört veya altı gibi çift adetle temizlik hasıl olursa o adedi tek yapmak için bir taş daha kullanmak müstehab olur. Ulemamızdan bazıları isticmar için mutlak surette tek adedin vacip olduğuna kaildirler. Delilleri bu hadistir. Cumhurun delili «Sünen» kitaplarında tahriç edilen şu hadisdir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim taşla taharetlenirse tek bıraksın, bunu yaparsa ne ala, yapamayana bir şey yok.» buyurmuşlardır. Onlar bu babın hadislerini farz olarak üç üçten fazlasınında mendup olduğuna hamlederler.» Yine Nevevî bu hadisle istidlal ederek istinsar ile istinşakın başka başka manalara geldiğini söylüyor. Fakat Aynî bu kelimelerin aynı manaya geldiğini bildirmiş ve muhtelif hadislerden misaller göstererek müddeasınr isbat etmiştir. Hadis-i şerif istinşak mutlak surette vaciptir diyenlerin delilidir. «Vacip değildir» diyenler buradaki emri nedip manasına hamletmişlerdir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَزَالُ أَهْلُ الْغَرْبِ ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Hüseyn, Davud b. Ebî Hind'den, o da Ebû Osman'dan, o da Sa'd b. Ebî Vakkâs'dan naklen haber verdi. Sa'd şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Garb ehli kıyamet kopuncaya kadar Hakk üzere yardımcı olmakta devam edeceklerdir» buyurdular. izah: Bu rivayetlerin bazılarını Buhari Menakıb bahsinde tahri etmişir. Hadisi Şerifin izahı Kitabu-l-İman'ın sonlarında geçmişti. Buradaki kokudan murad kıyamete yakın Yemen taraflarından çıkarak kadın erkek her mu'minin ruhunu kabzedecek olan rüzgârdır. Bahsedilen taife veys cemaata gelince: Buhârî bunlardan murad ulemâ olduğunu söylemiş; imam Ahmed b. Hanbel ise: -«Bunlar ehli Hadîs değilseler kimler olacağını bende bilemiyorum» demiştir. Kadı iyâd imam Ahmed in bu sözüyle Ehl-i Sünnet vel-Cemaati, hadîs ulemasının mezhebinde olanları kasdettiğini söylemektedir. Nevevî diyor ki: «ihtimalki bu taife muhtelif mu'minler arasına dağılmıştır. Bazıları cengâver yiğitler, bir takımları fukaha ve hadîs uleması kimisi zâhıd kimisi Emri bil ma'rufu yapan zevattır. Hepsinin bir yerde toplu bulunmaları lâzım gelmez. Bilâkis muhtelif yerlerde bulunurlar.» Hadisin son rivayetinde zikri geçen «Garb ehlî»'nden murad Ali b. Medînî'ye göre araplardır. Garb: Büyük kova manasına gelir. Bunu ekseriyetle arablar kullandıkları için onlara «Garb Ehli» denilmiştir. Diğer ulemaya göre Garbdan murad batıdır. Muaz bunların Şamlılar olduğunu söylemiştir. Kudüslüler olduğunu bildiren hadisde vardır. Bazıları «Garb Ehlinden murad: Hiddet ve şiddet sahibi insanlardır. Hasılı yer yüzü kıyamete kadar cihaddan hâli kalmayacaktır. Bir yerde harb ve cidal bitse başka yerde yenisi patlayacak kıyamet yaklaşıncaya kadar bu böyle gidecek ve Hak yolunda mücahede eden halis müslümanlar bulunacaktır. Hadîsin bir rivayeti Allah'ın çok hayır vermek istediği kulunu fakih yaptığı bildirilmektedir.Yani o kimseye Şeriat sahibinin emirleriyle nehiylerinin sırrını ilâhi bir nûr ile anlatır. Bu rivâyet ilmin ve ulemanın faziletine, din âlimi olmanın imanı kurtarmaya bir alâmet sayıldığına delildir. Hadisi Şerifin bütün rivayetleri bir mucizeyi ispat etmektedir. Bu mucize Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in haber verdiği cemaatlerin bugüne kadar her devirde zuhur edip hak din uğuruna mücadele etmeleridir Hadisi Şerif ayrıca icmaın hüccet olduğuna da delildir. Nevevî: ««Bu hadîs kendileriyle istidlal edilen en sahih hadislerdendir.» diyor
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، وَسَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالَ سَهْلٌ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، عَنْ مُسَافِعِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، قَالَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَلْ تَغْتَسِلُ الْمَرْأَةُ إِذَا احْتَلَمَتْ وَأَبْصَرَتِ الْمَاءَ فَقَالَ " نَعَمْ " . فَقَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ تَرِبَتْ يَدَاكِ وَأُلَّتْ . قَالَتْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعِيهَا وَهَلْ يَكُونُ الشَّبَهُ إِلاَّ مِنْ قِبَلِ ذَلِكِ إِذَا عَلاَ مَاؤُهَا مَاءَ الرَّجُلِ أَشْبَهَ الْوَلَدُ أَخْوَالَهُ وَإِذَا عَلاَ مَاءُ الرَّجُلِ مَاءَهَا أَشْبَهَ أَعْمَامَهُ " .
Bize İbrahim b. Musa er-Razi, Se hı b. Osman ve Ebu Kureyb -ki lafız Ebu Kureyb' e attir- tahdis etti. Sehl bize İbn Ebu Zaide, babasından tahdis etti derken, diğer ikisi haber verdi, dediler. Babası Mus'ab b. Şeybe'den, oMusafi b. Abdullah'tan, o Urve b. ez-Zubeyr'den, o Aişe'den rivayet ettiğine göre bir kadın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kadın ihtilam olup, suyu görürse gusleder mi, dedi. Allah Rasülü: "Evet" buyurdu. Aişe ona: Ellerin toprağa değsin ve harbe sana isabet etsin, dedi. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu bırak. Zaten {çocuğun} benzemesi bundan başka bir sebepten dolayı mı 'olur? Kadının suyu erkeğin suyundan yukarı çıkarsa çocuk dayılarına benzer, erkeğin suyu kadının suyu üzerine çıkarsa amcalarına benzer" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu't-Tahare», «Kitabu'l Edep» ve «Halk-ı Adem» de Ebu Davud, Tirmîzî, Nesaî ve İbni Mace «Kitabu't-Tahare» de muhtelif ravîlerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Suali soran kadın Ünımü Süleym'dir. Müslim'in Abbas b. Velid .den tahriç ettiği 311 numaralı hadiste: «Ünımü Süleym ben bundan utandım (ama yinede) Bu olurmu diye sordum dedi.» buyuruluyor. Hafız Ebu Ali el-Gassanî bunun yerine bazı nüshalarda Ümmü Seleme zikredildiğini söylemişsede Kaadî Iyaz: «Doğrusu Ümmü Süleym'dir. Çünkü bu hadiste suali soran Ümmü Süleym, ona itiraz eden Ümmü Seleme'dir. Önceki hadiste ise itirazı yapan Aişe (R.A.)'dır. Âişe ile Ümmü Selemenin hep birden itiraz etmiş olmaları da muhtemeldir» diyor. Ümmü Süleym (R.A.) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uyku esnasında kadının ihtilam olmasının hükmünü sormuştur. Kadınların bu meseleyi erkeklere açması adeten ayıp ve utanılacak bir şey sayıldığı için Hz, Ümmü Süleym sualini kendine hass bir nezaketle kapalı bir şekilde sorduğu halde Aişe ve Ümmü Seleme (R.A.) dayanamayıp itiraz etmişlerdir. Hz. Âişe'nin: «Ya Ümme Süleym kadınları kepaze ettin» diyerek onların daima sakladıkları utanılacak bir sıfatlarını söylediğinden dolayı Ümmü Süleym'i muahaze etmiştir. Çünkü kadınlardan menî gelmesi onların erkeklere karşı fazla şehvetli olduklarına delalet eder. Hazreti Ümmi Süleym'in sorduğu suali Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e Havle binti Hakîm, Sehle binti Süheyl ve daha başka kadınlarda sormuşlardır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in cevaben «Evet! Ya benzerlik nereden geliyor?» sözünün manası: Çocuk erkekle kadının menilerinin karışmasından meydana gelir. Bunların hangisi galebe çalarsa çocuk ona benzer demektir. Bu sözü müteakip: «Erkeğin suyu (menisi) koyu beyazdır; kadınınla İse sıvı ve sarı.» buyurmuştur. Bu îzahat meninin sıfatı hakkında büyük bir kaide olmuştur. Sağlam olan erkek ve kadınların ekseriyetle menilerinin sıfatı budur. Ulemanın beyanına göre erkek menisinin üç hassası vardır. 1- Yaş olduğu zaman kokusu hamur kokusuna; kuru olduğu zaman ise yumurta kokusuna benzer. 2- Atıla atıla gelir. 3- Dışarıya lezzetle çıkar; çıktıktan sonra da bir gevşeklik arız olur. Ekseri ulemaya göre bu üç sıfatta erkekle kadın menileri arasında fark yoktur. Mezkur sıfatların bir tanesi meniyi İspat için kafidir. Bu sıfatlardan hiç biri bulunmazsa çıkan suya meni hükmü verilmez. NEVEVİ ŞERHİ (707-713) : Bu babta (707) "Um Suleym (r.a.)'ın Ai'şe (r.anha) yanında iken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ... " (3/219) hadisi yer almaktadır. Sözü geçen bu babta geri kalan rivayetler de yer almıştır. Yüce Allah'ın izniyle yeri geldikçe bunları göreceğiz. Şunu bilmek gerekir ki, kadının menisi dışarı çıkacak olursa erkeğe dışarı çıkması sebebiyle gusletmek icab ettiği gibi, kadının da gusletmesi icab eder. Esasen Müslümanlar meninin çıkması yahut erkeklik organının ferce sokulması ile kadına da, erkeğe de gusletmenin vacip olduğu üzerinde icma ettikleri gibi, ay hali ve loğusalık sebebiyle de kadının gusletmesinin icab ettiğinin üzerinde icma etmişlerdir. Fakat doğum yapmakla birlikte hiçbir şekilde kan görmeyen kadına guslün icap edip etmediği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Ancak mezhep alimlerimize göre daha sahih olan gusletmenin vacip olduğudur. Şayet kadın bir çiğnem et yahut bir parça kan düşük yapacak olursa aynı şekilde görüş ayrılığı sözkonusudur. Daha sahih olan gusletmesinin vacip olduğudur. Bununla birlikte bu gibi kimseler hakkında guslün vacip olmadığını söyleyenler abdest almasının vacip olduğunu söylemişlerdir. Allah en iyi bilendir. Diğer taraftan bizim mezhebimizde kabul edilen görüş, ister şehvetle ve hızlıca çıksın, ister bakarak, ister rüyada iken, ister uyanıkken çıksın, ister aklı başında olan birisinden çıksın, ister deliden çıksın meninin çıkması ile guslün vacip olduğudur. Ayrıca meninin çıkmasından maksat ise dışarıya çıkmasıdır. Eğer dışarıya çıkmamışsa gusletmek icap etmez. Şöyle ki, uyuyan bir kimse cima' ettiğini yahut inzal yaptığını görmekle birlikte uyandığında bir şey görmeyecek olursa Müslümanların icmaı ile gusletmek yükümlülüğü yoktur. Aynı şekilde meninin çıkmasının başlangıç hali sebebiyle vücudu harekete geçmiş olmakla birlikte, meni dışarı çıkmazsa yine meni erkeklik organının dibine indikten sonra dışarı çıkmayacak olursa gusül gerekmez. Hatta meni -kendisi namazda iken- erkeklik organının ortasına gelse ve bir şey üzerinden eliyle erkeklik organını tutsa namazından selam verinceye kadar men i dışarı çıkmazsa namazı sahih olur ve meni dışarı çıkıncaya kadar abdest1i kalmaya devam eder. Bu hususta kadın da erkek gibidir. Ancak kadın dul yahut evlenmiş olup, meni fercine inip, cünüplük ve istinca sırasında yıkaması gereken yere bulaşacak olursa -bu yer ise ihtiyacını karşılamak için oturması halinde görünen kısımdır- meninin bu yere ulaşması sebebiyle gusletmesi gerekir; ünkü bu yer zahir (görünen) kısım hükmündedir. Şayet bakire ise, fercinden dışarıya çıkmadıkça gusletmesi de gerekmez; çünkü onun fercinin iç kısmı erkeğin ihlilinin498 iç kısmı gibidir. Allah en iyi bilendir. Babtaki Lafızlar ve Babın İhtiva Ettiği Anlamlar Um Suleym, Enes b. Malik'in annesidir. Adı hakkında ilim adamları ihtilaf etmişlerdir. Sehle, Muleyke, Rumeysa, Uneyfe olduğu (3/220) söylendiği gibi, er-Rumeyda, el-Gumeyda olduğu da söylenmiştir. Kendisi kadın sahabilerin faziletlilerinden ve meşhurlarından idi. Milhan kızı Ümmü Haram'ın kızkardeşidir. Allah her ikisinden de razı olsun. Allah en iyi bilendir. Aişe (r.anha)'nın: "Kadınları rezil (rüsvay) ettin" demesi de sen onlar hakkında kendilerinin gizledikleri ve onunla nitelenmekten haya ettikleri bir hususlarını anlattın, demektir. Bu ise onlardan meninin gelmesidir ki bu da erkekleri ileri derecede arzuladıklarını gösterir. "Sağ elin toprağa değsin" sözü hakkında selefin ve halefin bütün fırka ve kesimlerinin oldukça yaygın ve pek çok farklı açıklamaları vardır. Anlamı ile ilgili muhakkiklerin benimsedikleri daha güçlü ve daha sahih olan görüşe göre bunun asıl anlamı fakir olasın demek olduğudur ama Araplar asıl anlamının hakikatini kastetmemek üzere bunu kullanmayı adet edinmişlerdir. Bu sebeple Araplar elleri n toprağa değsin, Allah onu kahretsin, ne kahramandır, annesiz kalasıca, babasız kalasıca, annesi onu kaybedesice, vayanasının haline ve buna benzer lafızları bir şeye karşı tepkilerini ortaya koymak yahut o işten vazgeçilmesini ya da o iş yapıldığı için yermeyi yahut büyük gördüklerini anlatmayı ya da o işe teşvik etmeyi yahut onu beğenmeyi ifade etmek üzere kullanırlar. Allah en iyi bilendir. (707) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Aişe'ye: "Hayır, asıl senin sağ elin toprağa değsin" sözünün anlamı: Bu sözlerin sana söylenmesi daha uygundur çünkü o dini ile ilgili sorması gerekeni sordu, bu sebeple tepki gösterilmeyi hak etmedi ama sen tepki gösterilmemesi gereken bir işe tepki gösterdiğin için tepki gösterilmeyi hak ettin. 498 Erkek tenasül organının deliği, sidik yolu. Sidik deliği. "Sağ elin toprağa değsin" (ve) "hayrolsun" evet çoğu asıllarda bu şekildedir ve bu (hayrolsun) bir tefsirdir. Bununla birlikte bu tefsir pek çok asıl nüshada yer almamıştır. Aynı şekilde Kadı İyaz da bu tefsirin bulunup bulunmaması hususundaki ihtilMı sözkonusu etmiştir. Diğer taraftan bu kelimenin bulunduğunu söyleyenler nasıl okunacağı hususunda ihtilM etmişlerdir. Metali' sahibi ve başkaları çoğunluk bunu şerrin zıttı "hayr" diye okumuşlardır. Bazıları ise bunu "haber" diye okumuşlardır. Kadı İyaz der ki: Bu ikinci okuyuşun kıymeti yoktUr. Derim ki: Her ikisi de doğrudur, o bu sözü ile ona ağır söz söylemek istememişti ama söylenmesi alışkanlık haline getirildiği için dilden dökülüveren bir söz olarak söylemişti. ikincisine göre bu bir beddua değildir, aksine gerçek anlamı kastedilmeyen bir haberdir, demektir. (708) "Bize Abbas b. Velid tahdis etti. Bize Yezid b. Zurey' tahdis etti." Müslim'in kitabını rivayet eden bazı kimseler "Abbas" ismini ye ve şın harfi ile "Ayyaş" olarak tashif etmişlerdir. Bu ise apaçık bir yanlıştır çünkü sözü edilen bu Ayyaş, Ayyaş b. Velid er-Rakkam el-Basri' dir. Müslim ise ondan hiçbir rivayet nakletmemiştir (3/221) ama Buhari ondan rivayet almıştır. Abbas da b. Velid el-Basri et-Tirsi'dir. Ondan hem Buhari, hem Müslim rivayet etmişlerdir. Bu hakkında görüş aynlığı bulunmayan hususlardandır. Ayyaş diyen kimsenin bu yanlışlığı ise her ikisinin babasının nesebinin ve yaşadıkları çağın ortak olmasından kaynaklanmaktadır. Allah en iyi bilendir. "Um Suleym dedi ki: Ben bundan utandım." Asıl yazmalarda bu şekildedir. Hafız Ebu Ali el-Gassanıde nüshaların birçoğunda bu şekilde olduğunu ama bunun bazı nüshalarda değişikliğe uğratılarak: "Um Seleme dedi ki" şekline sokulduğunu söylemiştir. Halbuki değişik yollardan mahfuz olan "Um Seleme" dir. Kadı İyaz der ki: işte doğrusu da budur çünkü bu soruyu soran Ümmü Suleym'dir, ona bu hadiste karşılık veren de Ümmü Seleme'dir, önceki hadiste ise Aişe' dir. Hadis ehli alimler burada sahih olan Aişe değil, Ümmü Seleme'dir demekte iseler de Aişe ve Ümmü Seleme'nin birlikte ona tepki göstermiş olmaları da ihtimal dahilindedir. Allah en iyi bilendir. Resulullah {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Benzer/ik nerede?" buyruğu şu demektir: Çocuk hem erkeğin, hem kadının suyundan doğar. Hangisi daha galip gelirse ona benzer. Kadının menisi olduğuna göre onun inzali ve ondan dışarıya çıkması da mümkündür. "Erkeğin suyu ka/ın ve beyazdır ... " Bu meninin niteliğinin açıklanmasında pek büyük bir esas dayanaktır. Sağlıklı iken ve çoğunlukla niteliği budur. ilim adamları der ki: Sağlıklı iken erkeğin menisi beyaz, katı ve arka arkaya hızlıca çıkan, şehvetle çıkıp, çıkması ile lezzet ve zevk alınan bir sudur. Çıkmasının akabinde ise bir rahatlama ve gevşeklik ile hurmanın yeni meyvesi gibi bir kokusu olur. Bu koku ise hamur kokusuna yakındır. Kokusunun taze hurma ağacı fidanına benzediği de söylenir. Kuruduğu takdirde ise kokusunun sidik kokusuna benzediği söylenmektedir. Bunlar meninin nitelikleridir. Bazı nitelikleri de farklı olabilir. Mesela kişi hastalanacak olursa menisi ince ve sarı olabilir, yahut meninin bulunduğu yerde gevşeklik olduğundan ötürü zevk almadan ve şehvet olmadan da akabilir, ya da çokça cima yaptığı için etsuyu gibi kırmızı bir renk alır. Hatta bazen pıhtılaşmış bir kan gibi de çıkabilir. Meni kırmızı renkte çıkacak olursa tahirdir ve tıpkı beyaz olması halinde olduğu gibi gusletmeyi gerektirir. Meninin Meni Olarak Kabul Edilmesi İçin Dayanak Alınan Üç Özelliği Vardır: 1 - Akabinde bir rahatlama ile birlikte şehvetle çıkması 2- Az önce geçtiği gibi kokusunun taze hurma kokusuna benzemesi 3- Kısım kısım defalarca arka arkaya dışarı çıkması Bu üç özellikten her birisi o suyun meni olduğunu ispatlamaya yeterlidir. Bütün bu üç özelliğin onda bulunması şartı yoktur. Fakat bunların hiçbirisi bulunmayacak olursa, onun meni olduğuna hükmedilmez ve zannı galible meni olmadığı kanaatine sahip olunur. Söylediğimiz bütün bu hususlar erkeğin menisi ile ilgilidir. Kadının menisine gelince, o sarımtrak ve incedir. Bazı hallerde kadının gücünden ötürü beyaz da olabilir. Bunun iki özelliği vardır ki, bu ikisinden birisiyle meni olduğu anlaşılır. Birincisi kokusu erkeğin menisinin kokusu gibidir, ikincisi ise çıkması sebebiyle zevk almak ve çıkmasından sonra şehvetinin dinmesidir. ilim adamları der ki: Meni hangi nitelik ve durumda çıkarsa çıksın gusletmek icap eder. Allah en iyi bilendir. "Hangilerinden üste çıkar ya da öne geçerse ... " diğer rivayette (713) "kadının suyu erkeğin suyunun üstüne çıkarsa ... " buyurulmuştur. ilim adamları der ki: Burada üste çıkmaktan kasıt öne geçmek de olabilir, şehvetin gücüne göre çokluk ve güç de kastedilmiş olabilir. (709) "Eğer erkekte görülen halonda da olursa gusletsin" sözlerinin anlamı şudur: Kadının menisi dışarı çıkarsa o da gusletsin. Nitekim erkeğin de menisi dışarıya çıkacak olursa gusleder. Bu şekildeki tabir güzel ve latif hitabın bir neticesi, adeten utanılan bir lafzı kullanmak yerine güzel lafzın kullanılması türündendir. Allah en iyi bilendir. (710) "MuhakkakAllah haktan haya etmez." ilim adamIarı der ki: (3/223) Yani AlI ah hakkı açıklamaktan imtina etmez. O sivrisinek ve benzerierini de örnek verir. Nitekim yüce AlIah şöyIe buyurmaktadır: "Gerçekten Allah bir sivrisineği yahut ondan daha üstün herhangi bir şeyi misal vermekten çekinmez. " (Bakara, 2/26) işte ben de aynı şekilde ihtiyacım oIan bir husus hakkında soru sormaktan çekinmiyorum. AnIamının şu olduğu da söyIenmiştir: AlIah hak ile ilgili hususIarda utanmayı emretmez ve mübah da görmez. O, bu sözIerini adeten kadınIarın hakkında soru sorup, erkeklerin önünde sözkonusu etmekten haya edip, utandıkları ama sorma ihtiyacını duyduğu sorusundan önce mazeret oImak üzere söyIemiştir. Bundan da: 1- Bir meseIe ile karşı karşıya gelen bir kimsenin ona dair soru sorması gerektiği 2- Haya edip utanması onu o meselesini sözkonusu etmekten alıkoymaması gerektiği anIaşılmaktadır. 3- Böyle bir soru sormaktan çekinmek gerçek bir haya değildir; çünkü hayanın tamamı hayırdır ve hayırdan başka bir şey getirmez. Ama böyIe bir duruma dair soru sormaktan uzak durmak hayır değildir, aksine şerdir. Bu nasıl haya olabilir ki? iman kitabının baştaraflarında bu meseIenin açıkIamasl geçmiş idi. Aişe (r.anha)'da Ensar'ın kadınları ne iyi kadınIardır. Haya etmek onIarın dinde iyi bir bilgi sahibi aImaIarını engellemedi." Allah en iyi bilendir. (712) "Aişe dedi ki: Ben ona üf senden dedim." Bu onu ve söyIedikIerini küçük görmesi anIamındadır. Bu söz bir şeyi küçümsemek, ondan tiksinmek ve ona tepki göstermek için kullanılır. (3/224) eI-Bad dedi ki: Burada bu söz ile kastedilen tepki göstermektir. Üf'ün asıI anIamı tırnak kiridir. On ayrı söyIeyişi vardır. Tenvinsiz olarak ufi, ufe ve ufu ayrıca tenvinli oIarak söyIeyişIeri ile aItı söyIeyiş oIur. Yedincisi ife, sekizincisi uf, dokuzuncusu ufi, onuncusu da ufe'dir. BunIar meşhur olan söyleyişIer oIup, bunIarın hepsini ibnu'I-Enbari ve birçok ilim adamı zikretmiştir. Delilleri de oldukça meşhurdur. Bu husustaki açıklamaların en kısa olanları ez-Zeccac ve İbnu'l-Enbari'nin zikrettikleridir. Ebu'l-Beka da bunu kısaltarak şöyIe demiştir: Kesreli okuyan asIına göre bina etmiş, fethalı okuyan kolay söyleyişi tercih etmiş, dammeli okuyan da hemzeye tabi olarak dammeli söylemiş, tenvinli söyleyen nekreyi kastetmiş, tenvinli söylemeyen marifeliği kastetmiş, fe'yi şeddesiz okuyan kolaylık olsun diye birbirinin misli olan iki harften birisini hazfetmiş olur. Ahfeş ve İbnu'lEnbari, dokuzuncu söyleyiş olan ya'lı söyleyiş hakkında sanki o bu sözü kendisine izafe etmiş gibi söylemiş olur, demişlerdir. Allah en iyi bilendir. (713) "Elin toprağa değsin ve harbe sana isabet etsin." Harbe sana isabet etsin "ullet" şeklinde rivayet edilmiştir. Bu da "el-elle" denilen harbe ona isabet etsin anlamındadır; fakat bazı imamlar bu lafzı kabul etmeyip, bunun doğru şeklinin "elilti" olduğunu söylemişlerdir. Ancak bu doğru olmayan bir tepkidir, aksine sahih olarak rivayet edilen lafız doğrudur ve bunun aslı "elilet" şeklindedir. Ancak "iki elin" deyip, ellafzını tesniye kullanmakla birlikte "ellet"i tekil kullanması iki sebepten dolayıdır: Birincisi cinsi kastetmiş olması, ikincisi iki eli olanı kastetmiş olmasıdır; yani harbe sana isabet etsin demek olur ki, bu durumda bir arada iki (bed)dua yapmış olur. Allah en iyi bilendir