İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Müslim · 214

The Book of Faith

Arapça metin

وَحَدَّثَنِي أَبُو نَصْرٍ التَّمَّارُ، وَعَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ مُحَمَّدٍ عَنِ الْعَلاَءِ ذَكَرَ فِيهِ ‏ "‏ وَإِنْ صَامَ وَصَلَّى وَزَعَمَ أَنَّهُ مُسْلِمٌ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu Nasr et-Temmar ile Abdül'A'la b. Hammad rivayet etti. Dediler ki: Bize Hammad b. Seleme, Davud b. Ebî Hindden, o da Said b. el-Müseyyeb'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti Ebu Hureyre: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu (deyip) Yahya b. Muhammed'in Ala'dan diye naklettiği hadisin aynısını rivayet etti ve bu hadiste "İsterse oruç tutsun, namaz kılsın ve Müslüman olduğunu iddia etsin" ibaresini de zikretti. Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13092 NEVEVİ ŞERHİ (207,208,209,210 ve 211 numaralı hadisler) : "Dört haslet vardır ki. .. Kavga ederse haktan uzaklaşır. " Bir rivayette de; "Münafığın aıameti üçtür ... Hainlik eder. " Bu hadis ilim adamlarından bir topluluğun müşkil (açıklaması zor) saydığı hadislerdendir. Çünkü sözü geçen bu hasletler tasdikinde hiçbir şüphe bulunmayan, tasdik eden (mümin) müslümanda da bulunan hasletlerdir. İlim adamlarının icma ettikleri üzere kalbi ve diliyle tasdik edip, bu hasletleri işleyen bir kimse aleyhine kafir olduğu hükmü verilmez, o aynı zamanda cehennemde ebediyen kalacak bir münafık da değildir. Çünkü Yusuf'un (aleyhisselam) kardeşlerinde bütün bu hasletler toplanmıştı. (2/46) Aynı şekilde bunların bir kısmı ya da tamamı seleften ve alimlerden bazı kimselerde de bulunmuştur. Diğer taraftan -yüce Allah'a hamdolsun ki- bu hadisin anlaşılmayacak (müşkil) bir tarafı da yoktur ama ilim adamları anlamı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Muhakkiklerin ve çoğunluğun yaptığı açıklama, aynı zamanda sahih ve tercih edilen kanaattir, buna göre hadisin anlamı şudur: Bu hasletler münafıklığın hasletleridir. Bunlara sahip olan bir kimse bu hasletler bakımından münafıklara benzer, onların ahlakı ile ahlaklanmış olur çünkü münafıklık, içinde gizlediğinin aksini açığa vurmaktır. Bu anlam ise bu hasletlere sahip olan kişide bulunur. Buna göre onun münafıklığı kendisi ile konuşan, kendisine söz verdiği, kendisine emanet bırakan, kendisi ile tartışan ve ahitleşen insanlar hakkında sözkonusu olur yoksa o İslam' da Müslüman olduğunu açığa vururken içinde küfrü gizleyen bir münafık değildir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de bununla böyle bir kimsenin cehennemin en alt basamağında ebedi kalacak kafirlerin münafıklığı türünden bir münafık olduğunu da kastetmiş değildir. Resulullah (saIIallahu aleyhi ve seIIem)'in: "Katıksız bir münafık o/ur" buyruğu da bu hasletler sebebiyle münafıklara ileri derecede benzer demektir. Kimi ilim adamı şöyle demektedir: Bu hüküm bu hasletlerin kendisinde yoğun ve baskın bir şekilde bulunduğu kişi hakkındadır. Bu hasletler kendisinde nadiren görülen kimse ise bunun kapsamına girmez. İşte hadisin anlamı ile ilgili olarak tercih edilen kanaat budur. İmam Ebu İsa et-Tirmizi (radıyaIIahu anh) bu anlamdaki açıklamaları mutlak olarak ilim adr.mlarından nakletmiş ve şunları söylemiştir: Bunun ilim ehline göre anlamı amel münafıklığıdır. İlim adamlarından bir topluluk da bundan maksat Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanındaki münafıklardır. Onlar iman etmiş olduklarını söylediler ama bunu yalan söylüyorlardı. Dinleri hususunda kendilerine güveniidi ama hainlik ettiler. Din hususunda ve ona destek vermekte söz verdiler, sözlerinde durmadılar, tartıştılar, tartışmalarında hakkın dışına çıktılar diye açıklamışlardır. Bu Said b. Cubeyr ve Ata b. Ebu Rebah'ın görüşüdür. Hasan-ı Basri de önceleri farklı bir kanaatte iken bu görüşü daha sonra benimsemiştir. Aynı zamanda bu açıklama İbn Abbas ve İbn Ömer (r.a.uma)'dan da rivayet edilmiştir. Her ikisi de bunu aynı zamanda Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den de rivayet etmişlerdir. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: İmamlarımlZdan pek çoğu da buna eğilim göstermiştir. Hattabi (rahimehullah) başka bir görüş nakletmektedir. Buna göre hadisin anlamı müslümanın kişiyi gerçek anlamda münafıklığa götürebileceğinden korkulan (2/47) bu hasletleri alışkanlık haline getirmemesi için müslümana bir sakındırmadır. Yine Hattabi (rahimehullah) kimi ilim adamından naklettiğine göre hadis münafık olan muayyen bir adam hakkında varid olmuştur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise açıkça yüzlerine filan kişi münafıktır demiyordu, sadece işarette bulunuyordu. "Bir takım kimselere ne oluyor ki böyle yapıyorlar?" gibi sözlerle değiniyordu. Allah en iyi bilendir. Birinci rivayette Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Dört haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa o münafık olur" buyruğu ile diğer rivayette: "Münafığın alameti üçtür" buyruğu arasında bir aykırılık yoktur. Çünkü aynı şeyin birtakım alametleri bulunabilir ve bu alametlerin her biri ile o şeyin niteliği de ortaya çıkabilir. Sonra o alamet tek bir şeyolabildiği gibi, pek çok şey de olabilir. Allah en iyi bilendir. "Ahitleşirse (antlaşırsa) ahdinde durmazlahdini bozar" buyruğu "ona bir emanet bırakılırsa hainlik eder" buyruğunun kapsamı içerisindedir. "Kavga ederse haktan uzaklaşır." Haktan sapar, batı! ve yalan söyler. Dilciler der ki: Hucr (haktan uzaklaşmak), asıl anlamı itibariyle maksattan uzaklaşmak demektir. "Münafığın alametleri (ayeti)", alameti ve delaleti demektir. Hadislerin Senetlerine Dair Bu hadisin senetlerine gelince, raviler arasında el-Huraka'nın azatlısı Ala b. Abdurrahman vardır. el-Huraka, Cuheyne'nin bir koludur. Ukbe b. Mukrem el-Ammi'nin isminde "Mukrem" mim ötreli, kef sakin, re fethalıdır. "elAmmi" nispeti ise Temimlilerden bir kololan Benu'l-amm (amca çocukları) na nispettir. Yine senette Yahya b. Muhammed b. Kays Ebu Zukeyr vardır. Hafız Ebu'l-Fadl el-Feleki: Ebu Zukeyr bir lakaptır, künyesi Ebu Muhammed'dir demiştir. Ebu Nasr et-Temmar'ın adıysa Abdulmelik b. Abdulaziz b. Haris olup, zahid bir zat olan Bişr b. Haris el-Hafi'nin kardeşinin oğludur. -Allah ikisinden de razı olsun- Muhammed b. Sa' d dedi ki: O aslında Nesa ahalisinden Horasanlı birisidir. Bağdat'a yerleşmiş, orada temr (kuru hurma) ticareti yapmıştır. (Bu sebeple ona hurmacı anlamında: et-Temmar denilmiştir.) Faziletli, hayırlı ve vera sahibi birisi idi. (2/48) Doğruyu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Müslim, 214

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ ‏"‏ ‏.‏ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ سُفْيَانَ ‏"‏ وَإِنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Abdullah b. Numeyr tahdis etti. (H) Bize İbn Numeyr de tahdis etti. Bize babam tahdis etti. Bize A'meş tahdis etti. (H) Bana Zuheyr b. Harb da tahdis etti, bize Vekl' tahdis etti, bize Süfyan, A'meş'ten tahdis etti. O Abdullah b. Murre'den, o Mesruk'dan, o Abdullah b. Amr'dan şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dört haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa katıksız bir münafık olur. Kendisinde bu hasletlerden birisi bulunan kişide de, -onu terk edinceye kadar- münafıklıktan bir haslet bulunur: Konuşursa yalan söyler, ahitleşirse (antlaşırsa) antlaşmasını bozar, söz verirse sözünde durmaz, kavga ederse haktan uzaklaşır." Ancak Süfyan'ın hadisinde: "Eğer onda bu hasletlerden bir tanesi bulunursa, o kimsede münafıklıktan bir haslet bulunur" demiştir. Diğer tahric: Buhari, 34, 2327, 3007; Ebu Davud, 4688; Tirmizi, 2632; Tuhfetu'l-Eşraf, 8931 A.DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ 59.sayfada 211 nolu hadis ardında

Sahîh-i Müslim, 210
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنْ أَبِي مُرَّةَ، مَوْلَى أُمِّ هَانِئٍ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ أَوْصَانِي حَبِيبِي صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثٍ لَنْ أَدَعَهُنَّ مَا عِشْتُ بِصِيَامِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ وَصَلاَةِ الضُّحَى وَبِأَنْ لاَ أَنَامَ حَتَّى أُوتِرَ ‏.‏

Bana, Hârûn b. Abdîllâh ile Muhamnıed b. Râfî'de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, İbni Ebi Füdeyk, Dahhâk b. Osman'dan, o da İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn'den, o da Ümmü Hânî'nin âzâdlısı Ebû Mürra'dan, o da Ebû'd-Derdâ'dan nalken rivayet etti. Ebû'd-Derdâ şöyle demiş : «Habîbim (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bana üç şey vasiyyet etti. Ben, bunları yaşadığım müddetçe asla terk edemem! Her aydan üç gün oruç tutmayı, kuşluk namazını ve bir de vitr namazını kılmadan uyumamamı. (vasiyet buyurdular.) » İzah Ebû Hureyre hadîsini Buhâri «Kitâbü't-Teheccüd» ile «Kitâbü's-Sevm» de; Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîIerden tahric etmişlerdir. Halil: Yakın dost; demekdir. Vakıa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: «Ben, halîl edinecek olsam, Ebû Bekr'i kendime halîl yapardım.» buyurmuşdur. Fakat Hz. Ebû Hureyre'nin sözü, bu hadise muhalif değildir. Çünkü mümteni olan şey, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, ashabından birini halil; ittihâz etmesidir. Ashâbın, onu halil ittihâz etmesi, mümteni' değildir. Ebû'd-Derdâ' hadîsinde, halîl yerine habîb kelimesi kullanılmışdır. Bâzıları, bu iki kelime arasında fark bulmuş; diğer bâzıları aralarında fark olmadığını söylemişlerdir. Hz. Ebû'd-Derdâ' hadîsinin tamâmiyle benzeri bir hadîsi Ebû Zerr (Radiyallahu anh) da rivayet etmişdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu hadîslerde zikredilen üç şeyi vasiyyet etmesindeki hikmet şudur: Her ay üç gün oruç tutmak, nefsi oruca alıştırır. Kuşluk namazını kılmak da namaza alıştırır. Uyumadan vitir namazını kılmak ise vitr namazına bu şekilde devam etmek lâzım geldiğine işarettir. Bu hadîsde vitir namazının vâcib olduğuna, vaktinin uyku ve gaflet zamanı olduğuna dahî işaret vardjr. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, bu vasiyyeti Ebû Hureyre, Ebû'd-Derdâ, ve Ebû Zerr (Radiyallahû anhûma) hazerâtına tahsis buyurarak başkalarına yapmaması, bunlar fakîr oldukları içindir. Oruç ile namaz, bedenî ibâdetlerin en şereflilerindendir. Anlaşılıyor ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara hâllerine en lâyık olan şeyi vasiyet etmişdir

Sahîh-i Müslim, 1675
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ح

Bana Hasen b. Aliy el-Hulvânî ile Ebu Bekir b. İshâk rivayet etttler, dediler ki: Bize İbni Ebi Meryem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. Dedi ki: Bana Zeyd b. Eşlem, Iyâd b. Abdİllâh'dan, o da Ebu Said-i Hudrî'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi e Sellem)''den naklen haber verdi. H. Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve İbni Hücr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail —kî İbni Ca'ferdir— Amr b. Ebî Amr'dan, o da el-Makburî'den o da Ebu Hureyre'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen, İbni Ömer'in Nebi {Sallallahu aleyhi ve Selleml'den diye naklettiği (238 nolu) hadis ile aynı manada rivayet etti. Diğer tahric: Ebu Hureyre'nin rivayetini yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13006. Ebu Said el-Hudri'nin rivayetini de Buhari, 298 -uzunca-, 913 -uzunca-, 1393, 1850 -muhtasar olarak-, 2515; Müs!im, 2050; Nesai, 1575, 1578, 1288; Tuhfetu'lEşraf, 4271 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Ey kadınlar topluluğu sadaka verin ... (2/65) İşte bu da din eksikliğidir." Dilciler, ma' şer (topluluk), aynı durumdaki yani ortak vasıftaki topluluk demektir, diye açıklamışlardır. Mesela, insanlar bir ma'şer, cinler bir ma'şer, nebiler bir ma' şer, kadınlar vs. birer ma' şerdir. Çoğul u "meaşir" gelir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizin cehennem ehlinin çoğunluğunu teşkil ettiğinizi gördüm" buyruğuna karşılık kadınlardan: "Biz neden cehennemliklerin çoğunluğuyuı" diyen birisi "cezle" diye nitelendirilmiştir ki akıl ve görüş sahibi kadın demektir. İbn Bureyd dedi ki: Cezalet, akıl ve vakar demektir. el-Aşir: Aslında bir kimse ile kayıtsız ve şartsız olarak muaşereti (birlikteliği) olan kimse hakkında kullanılır ise de burada kastedilen kocadır. Lubb: Akıl demek olup, aklın kemali kastolunur. Allah Rasulünün: "İşte aklın noksanlığı budur" buyruğu, aklın noksanlığının belirtisi budur, demektir. "Günlerce namaz kılmadan kalır" yani ay hali sebebiyle günler boyunca namaz kılamaz. Yine ay hali sebebiyle ramazan ayının birkaç gününde oruç tutmaz. Hadisten Çıkartılan Hükümler Hadisteki hükümlere gelince: 1- Bu hadiste birtakım bilgiler yer almaktadır: Sadakanın, iyilik olan işlerin yapılması, çokça mağfiret dilemek vs. itaatlerin yapılmasının teşvik edilmesi bunlar arasındadır. 2- Aziz ve celil Allah'ın buyurduğu gibi: "Muhakkak iyilikler kötülükleri giderir. " (Hud, 114) 3- Kocaya ve iyiliğe karşı nankörlük büyük günahlardandır çünkü cehennem ateşi tehdidi masiyetin büyük olduğunun alametleri arasındadır. Nitekim bunu yüce Allah'ın izniyle biraz sonra açıklayacağız. 4- Lanet okumak da aynı şekilde oldukça çirkin masiyetlerdendir fakat hadisten onun büyük bir günah olduğu anlamı çıkmamaktadır çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Çokça lanet okursunuz" buyurmuştur ama küçük günah çokça işlenecek olursa sonunda büyük bir günah olur. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayrıca: "Mümine lanet etmek, onu öldürmek gibidir" buyurmuştur. İlim adamları da lanet okumanın haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Sözlükte lanet, uzaklaştırmak ve kovmak demektir. Şer' i bir terim olarak yüce Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmaktır. Durumu ve son nefesinde dünyadan nasıl ayrıldığı kesin olarak bilinmeyen bir kimsenin yüce Allah'ın rahmetinden uzak olduğunu ifade etmek ise caiz değildir. Bundan dolayı ilim adamları şöyle demişlerdir: "Şer' i bir nas ile onun küfür üzere öldüğünü yahut küfür üzere öleceğini bildiğimiz -Ebu Cehil ve İblis gibi- kimseler dışında Müslüman olsun, kafir olsun, herhangi bir canlı olsun muayyen bir kimsenin lanetlenmesi caiz değildir. Bir niteliğe bağlı olarak lanetlemek ise haram değildir. Saçına saç ekleyen, saç ekleten, döğme yapan ve yaptıranın lanetlenmesi, faiz yiyen, yediren, suret yapanların, zalimlerin, fasıkların, kafirlerin lanetlenmesi, arazinin sınırlarının belirtilerini değiştiren kimselerin lanetlenmesi, gerçek efendilerinden başkalarına ait olduğunu söyleyenlerin, babasından başkasının nesebinden geldiğini ileri sürenlerin, İslam'da olmadık bir işi ortaya çıkartanın yahut büyük bir günah işlemiş kimseyi barındıranın lan etle nmesi ve buna benzer şer'i naslarda muayyen kimseler için değil de niteliklere bağlı olarak lanetlenenlerin lanetlenmesi buna örnektir. Allah en iyi bilendir. 5- Küfür hükmünün kocaya nankörlük, iyiliklerin, nimetin ve hakkın nankörlüğü gibi yüce Allah'ın inkfm dışındaki haller için de kullanılması. İşte buradan bundan önce geçmiş hadislerde zikredilen "küfür" ile ilgili yaptığımız yoru~un/tevilin doğruluğu da anlaşılmaktadır. 6- İmanın arttığı ve eksildiği açıklanmaktadır. 7- İmam, çeşitli makam ve mevkilerdeki yöneticiler ve insanlar ileri gelenler, reayalarına öğüt vermeli, onları İslam'ın buyruklarına aykırı hareket etmekten sakındırıp, itaatleri işlemeye teşvik etmelidirler. 8- Öğrencinin, aıime uyanın uyduğu kimseye söylediğinin anlamını kavrayamadığı hallerde soru sorması. Buradaki aklı başında kadının (r.anha) soru sorması gibi. 9- "Ramazan" ismini "ay"a izafe etmeksizin kullanmak -asıl tercih edilen aya izafetle kullanılması olmakla birlikte- caizdir. Allah en iyi bilendir. İmam Ebu Abdullah el-Mazeri (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Aklın eksikliği iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır" buyruğu ile, bunun arka planına dikkat çekmektedir. Bu da yüce Allah'ın kitab-ı keriminde: "Biri unutursa diğerine hatırlatsın diye" (Bakara, 282) buyruğu ile dikkat çektiği husustur. Yani onların belleyişleri azdır. (2/67) (el-Mazeri devamla) dedi ki: İnsanlar aklın mahiyeti hususunda ihtilaf etmişlerdir. İlim olduğu söylendiği gibi, zorunlu birtakım bilgiler olduğu da söylenilmiştir. Bilinenlerin gerçekleri arasında ayırım gözeten güçtür diye de açıklanmıştır. -el-Mazeri'nin sözleri burada bitmektedir.- Derim ki: Aklın gerçek mahiyeti ve kısımları ile ilgili görüş ayrılığı pek çoktur ve bilinen bir husustur. Bunları açıklayarak burada sözü uzatmamıza ihtiyaç yoktur. Aklın yeri hususunda da ihtilaf etmişlerdir. Bizim (mezhebimize mensup) kelamcılar kalptedir demişlerdir. Bazı ilim adamları ise o baştadır demiştir. Allah en iyi bilendir. Hadiste Kadınlar İle İlgili Nitelemelerin Anlamı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kadınları namazı ve orucu ay hali zamanlarında terk etmeleri sebebiyle dinlerinin eksik olmasıyla nitelendirmesinin anlaşılmasında zorlukla karşı karşıya kalınabilir ama bunun anlaşılması zor değil, aksine gayet açıktır. Şüphesiz ki dil, iman ve İslam daha önce birkaç yerde açıkladığımız gibi bir anlamda ortaklıkları vardır. Yine birkaç yerde açıkladığımız gibi itaatlere de iman ve din denilir. Bu husus sabit olduğuna göre ibadeti çok olanın imanının ve dininin de artış göstereceği, az olanın da dininin eksileceği sabit olmaktadır. Diğer taraftan din eksikliği bazen kişinin günaha girmesine sebep olabilir. Namazı, orucu ya da diğer farz ibadetleri mazeretsiz terk etmek gibi. Bazen de günahı gerektirmeyen bir şekilde sözkonusu olabilir. Cumayı, gazaya çıkmayı ya da daha başka farz olan ibadetleri mazereti sebebiyle terkedenin durumu gibi. Bazı hallerde de bu terk kendisinin bununla mükellef olduğu şekilde sözkonusu olabilir. Ay hali kadının namazı ve orucu terk etmesi gibi. Şöyle bir soru sorulabilir: Kadın ay hali iken namazı ve orucu eda etmemekte mazur görüldüğüne göre, ay hali süresince -onun kazasını yapmasa dahi- namaz sevabını alır mı? Hasta ve yolcu kimsenin sağlıklı iken ve ikamet halinde iken kıldığı nafile namazıarının aynısı, yolculuğunda ve hastalığında hasta ve yolcuya sevap olarak yazıldığı gibi yazılır mı? Cevap: Bu hadisin zahirine göre ay hali olan kadına bunların sevabı yazılmaz. Aradaki fark şudur: Hasta ve yolcu bu nafile ibadetleri bunları eda etme ehliyeti ile birlikte sürekli olarak yapmak niyetiyle yerine getiriyordu. Ay hali olan kadının durumu ise böyle değildir. Aksine o kadının niyeti ay hali zamanlarında namazı terk etmektir. Hatta ay halinde iken namaz kılmaya niyet etmesi ona haramdır. Nafile namazıarını onları devamlı kılmak niyetini taşımaksızın bazen kılıp, bazen kılmayan yolcu yahut hastanın hali de buna benzemektedir. Böyle bir kimsBye nafile namaz kılmadığı zamanlardaki yolculuğu ve hastalığı esnasında ona (nafilelerini kılmış gibi) sevap yazılmaz. Allah en iyi bilendir. Baptaki Hadislerin Senetleri İbnu'l-Had: Adı Yezid b. Abdullah b. Usame'dir. Usame, "el-Had"ın kendisidir çünkü o misafirlerin ve yoldan geçenlerin ona doğru yol bulmaları için ateş yakardı. Bu lafzı muhaddisler bu şekilde "el-Had" diye telaffuz ederler, bir söyleyişe göre sahihtir ama Arapça' da tercih edilen sonuna ye getirmek suretiyle "el-Hadi" denilmesidir. Bu hususları kitabın mukaddimesinde ve başka yerlerde sözkonusu etmiştik. Allah en iyi bilendir. Ebu Bekr b. İshak'ın adı Muhammed'dir. İbn Ebu Meryem ise (2/68) Said b. Hakem b. Muhammed b. Ebu Meryem el-Cumahi Ebu Muhammed el-Mısri' dir. Pek değerli, üstün, fakihtir. Amr b. Ebu Amr, el-Makburi' den rivayetinde geçen buradaki "elMakburi"nin kim olduğu hakkında ihtilaf edilmiştir. Acaba bu Ebu Said elMakburi midir yoksa onun oğlu Said midir? Çünkü bunların her birisine -asıl el-Makburi Ebu Said olmakla birlikte- el-Makburi denilir. Hafız Ebu Ali elGassani el-Ceyyani, Ebu Mesud es-Sekafi' den şöyle dediğini nakletmektedir: Burada kasıt Ebu Said' dir. Ebu Ali dedi ki: Bu husus ise ancak İsmail b. Cafer'in, Amr b. Ebu Amr'dan diye naklettiği rivayetindedir. Darakutni dedi ki: Ona Süleyman b. Bilal muhalefette bulunarak bu hadisi Amr'dan, o Said el-Makburi'den diye rivayet etmiştir. Darakutni dedi ki: Süleyman b. Bilal'in sözü ise daha sahihtir. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Bunu Ebu Nuaym elAsbahani, el-Muharrac ala Sahih-i Müslim adlı eserinde razı olunan çeşitli yollardan İsmail b. Cafer'den, o Amr b. Ebu Amr'dan, o Said b. Ebu Said el-Makburi' den diye bu şekilde açık seçik bir şekilde rivayet etmiş bulunmaktadır ama biz bu hadisi Müslim'in Sahihine muharrec özelliğindeki Ebu Avane'nin Müsnedinde İsmail b. Cafer, Ebu Said yoluyla, Süleyman b. Bilal de Ebu Said yoluyla -az önce Darakutni'den geçtiği gibi- rivayet etmiş bulunmaktayız. O halde buna itimat edilmelidir. İbnu's-Salah'ın açıklamaları buraya kadardır. "el-Makburi" nispeti be harfi ötreli ve fethalı (el-Makberi) şeklinde de söylenir. Bu hususta meşhur iki okuyuştur. Bu da (kabristan demek olan) makbure'ye nispettir. Bunun da be harfi ötreli, fethalı ve kesreli olmak üzere üç söyleyişi vardır ki üçüncüsü gariptir. İbrahim el-Harbi ve başkaları der ki: Ebu Said kabirlere inerdi. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Evinin kabristanın yakınında olduğu (ve bundan dolayı ona bu nispetin verildiği de) söylenmiştir. Yine denildiği üzere Ömer b. el-Hattab (radıyalliıhu anh) onu kabirlerin kazılmasının işinin başına tayin etmişti. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Nuaym'ı ise mescit1erin kokulandırılmasından sorumlu olarak görevlendirmişti. Bundan dolayı da ona Nuaym el-Müeemmir (tütsüleyid, buhurlayıeı Nuaym) denilmiştir. Ebu Said'in adı Keysan (nispeti el-leysi) el-Medeni'dir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 243
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ بَيَانٍ الْوَاسِطِيُّ، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ الْمَذْحِجِيِّ، - قَالَ مُسْلِمٌ أَبُو عُبَيْدٍ مَوْلَى سُلَيْمَانَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ - عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ سَبَّحَ اللَّهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَحَمِدَ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَكَبَّرَ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ فَتِلْكَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ وَقَالَ تَمَامَ الْمِائَةِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Abdülhamîd b. Beyân El-Vâsıtî rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Abdillâh, Süheyl'den, o da Ebu Ubeyd El-Mezhacî'den (Müslim der ki: Ebu Ubeyd, Süleyman b. Abdilmelik'in âzâdlısıdır.), o da Ata' b. Yezîd El-Leysî'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi. (Efendimiz şöyle buyurmuşlar.) «Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuzöç defa tesbîh, otuzüç defa hamd eder, otuzüç defa da tekbîrde bulunursa bunların mecmuu doksandokuz eder. Yüzün tamâmında da: Allah'dan başka hiç bir ilâh yokdur. Yalnız o vardır. Şeriki yokdur. Mülk onundur; Hamd de ona mahsusdur; hem o her şey'e kaadirdir; derse günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur.»

Sahîh-i Müslim, 1352
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ الأَشْعَرِيِّ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ تَعْلَمُ الأَيَّامَ الَّتِي ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَيَّامَ الْهَرْجِ‏.‏ نَحْوَهُ‏.‏ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مِنْ شِرَارِ النَّاسِ مَنْ تُدْرِكُهُمُ السَّاعَةُ وَهُمْ أَحْيَاءٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa el-Eş'arı r.a.'in Abdullah b. Mesud'a "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun" deyip, bundan önceki hadis tarzında bir rivayette bulunmuştur. İbn Mesud ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insan/ann en şerlilerindendir" buyururken işittim demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Herc çoğalır." Sahabiler 'Ya Resulallah o herc nedir?' diye sordular." Hadisteki "eyyüma hüve" tabiri "eyyü şey'in hüve=nedir o?"anlamına gelir. Anbese b. Halid'in Ebu Davud'dan, Yunus'tan naklettiği rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Ya Resulallah "........" diye sorulmuş. Resulullah saııaııiihu aleyhi ve sellem de "Öldürmedir, öldürmedir" buyurmuştur. (Ebu Davud, fiten) İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadiste "zaman yaklaşır" cümlesinden başka açıklamaya muhtaç bir nokta yoktur. Yüce Allah daha iyi bilir ya "zamanın yaklaşması" zamanda yaşayan insanların dindarlıklarının azlığı bakımından birbirlerine yaklaşması demektir. Dindarlık o kadar azalacaktır ki fıskın galebe çalmasından ve fasıkların ortaya çıkmasından dolayı insanların arasında iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan kimse kalmayacaktır. Bir hadiste "İnsanlar birbirlerinden farklı oldukları sürece hayır içinde olmaya devam edeceklerdir. Birbirlerine eşit hale geldiklerinde helak olacaklardır" buyurulmuştur. Bu şu demektir: İnsanlar sıkıntı esnasında kendilerine sığınılan, görüşlerinden yarar umulan, duaları ile teberrük edilen, irşadları alınıp, izlerinden gidilen fazilet ehli, salih ve Allah'tan korkan kimseler bulunduğu sürece hayır içinde olacaklardır. Tahavı şöyle der: Bu hadisin manası özellikle ilim öğrenmeyi terk edip, cehalete rıza göstermek olabilir. Sebebine gelince, insanlar ilimde birbirlerine eşit olmazlar. Zira ilmin dereceleri birbirinden farklıdır. Nitekim Yüce Allah "Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır" buyurmuştur.(Yusuf 76) İnsanlar ancak cahil olduklarında birbirlerine eşit olurlar. Nebi s.a.v. adeta alimlerin yok olmasıyla ilmin ortadan kalkması açısından cehaletin hakim olup, çoğalacağını haber vermektedir. İbn Battal şöyle der: Bu hadisin ihtiva ettiği kıyamet alametlerinin tümünü ayan beyan görmüş bulunuyoruz. Gerçekten ilim eksilmiş, cehalet baş göstermiş, kalplere cimrilik atılmış, fitneler her yanı sarmış ve adam öldürmeler çoğalmıştır. Biz de şunu ekleyelim: Öyle anlaşılıyor ki İbn Battal'ın gördüğü mukabili var olmakla birlikte çokluktur. Hadisten maksat ise Nebi s.a.v.'in saydığı alametlerin toplumda iyice kök salmasıdır. O derece ki nadir olanları hariç, bunların zıttı olan iyi şeylerden o toplumda eser kalmaz. "İlmin alınması" ifadesiyle buna işaret edilmektedir. Zira ilim alınınca ortada sırf cehalet kalır. İlim ehli bir zümrenin var olması bununla çelişmez. Çünkü onlar o günlerde cahil tabakanın içerisinde kaybolup gideceklerdir. Bu yaklaşımı İbn Mace'nin güçlü bir isnadla Huzeyfe'den naklettiği şu hadis teyid etmektedir: "Kumaşın desenleri yok olduğu gibi İslam silinecektir. Hatta oruç, namaz, hac ibadeti, sadaka nedir bilinmeyecektir. Bir gecede Kur'an yeryüzünden alınacak ve orada Kur'an'dan bir ayet bile kalmayacaktır. "(İbn Mace, Fiten) Fiten bölümünün sonlarında bu konuda daha fazla açıklama yapacağız. Taberani'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: "Kur'an sizin önünüzden çekilip alınacaktır. Bir gece götürülecektir ve o insanların hafızalarından silinecektir. Yeryüzünde Kur'an'dan hiçbir eser kalmayacaktır."(Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, iX, 141) Bu rivayet in senedi sahihtir, fakat bu İbn Mesud'un sözü olarak mevkuftur. İleride Ahkam bölümünde bu söze açıktan aykırı olan rivayet beyan edilip, ikisi birbiriyle cem ve telif edilecektir. K.ıyametin diğer alametleri hakkında da aynı şeyleri söylemek mümkündür. Bundan sonra İbn Battal, Hattabl' den diğer hadiste zikredilen "zamanın yaklaşması" tabirinin ne manaya geldiğine dair nakilde bulunur. Sözünü ettiğimiz hadis, Tirmizi'nin Enes'ten, Ahmed b.Hanbel'in Ebu Hureyre'den naklettiği şu rivayettir: "Zaman yaklaşmadıkça. kıyamet kopmaz. Zaman yaklaşınca sene ay gibi, ay hafta gibi, hafta bir gün gibi, bir gün bir an gibi, bir an yapraksız hurma dalının yanması gibi olacaktır. "(Tirmizi, Zühd; Ahmed b. Hanbel, II, 537) Hattabı şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat, hayattan tat almadır. Yüce Allah daha iyi bilir ya Resulallah şunu demek istiyor: Mehdi çıktığında ve yeryüzünde güven oluşup, adalet hakim olduğunda yaşamaktan zevk alınacak ve o süre insanlar tarafından kısa görülecektir. İnsanlar uzun bile olsa rahatlık ve refah içinde geçen günleri kısa görürken, sıkıntı günlerini kısa bile olsa uzun görürler. Nevevı, Kadı lyaz ve başkasına paralelolarak şöyle der: Zamanın kısalığından maksat bereketin olmamasıdır. Mesela bir günden yararlanma, bir saatten yararlanma kadar olur. Bilginler şöyle demişlerdir: Bu yaklaşım daha doğru, daha faydalı ve hadisin kalan kısmıyla daha uyumludur. İbn Ebi Cemre şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat "Kıyamet, bir yıl, bir ay gibi olmadıkça kopmayacaktır" hadisine uygun olarak zamanın kısalığı olabilir. Buna göre kısalık, manevi olabileceği gibi, maddi de olabilir. Manevi kısalık, henüz zuhur etmemiştir. Her halde bu kıyametin kopmasından hemen önce görülecek alametlerden olsa gerektir. Manevi kısalığa gelince, bunun zuhur ettiği andan itibaren bir süresi vardır. Bunu din alimleri bilirler. Dünyevi sebeplerden anlayan kıvrak zekalı insanlara gelince, onlar kendilerini yararlar. Ancak din alimlerinin bundan önce yaptıklarını yapmayı başaramazlar. Bundan şikayet ederler ve sakatlığın nerede olduğunu bilmezler. Herhalde bunun sebebi birçok açıdan dine muhalif şeylerin ortaya çıkması dolayısıyla imanda meydana gelen zaaftır. Bunun en ağırı yiyecek, içecek maddelerindedir. Bu maddelerin içinde sırf haram olan olduğu gibi, -açıkça görüldüğü üzere- şüpheli olanlar vardır. Hatta birçok kimse bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değildir. Eline ne miktarda bir şey geçirirse ona hücum eder ve haramlığına hiç aldırmaz. Gerçek şu ki zamanda, rızıkta ve bitkide bereket, ancak iman kuweti, emirlere uyma ve yasaklardan kaçınma ile meydana gelir. Bunun delili Yüce Allah'ın "O ülkelerin halkı, inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık fakat yalanladılar. Biz de ettikleri yüzünden onları yakalaYlVerdik"(Araf 96) ayetidir. İbn Battal'ın hadisin kalan kısmının açıklamaya ihtiyacı olmadığına dair ifadesi bizce isabetli değildir. Bilginler ayrıca "ilmin eksilmesi" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları "ilmin eksilmesi"nden maksat, mesela okuduklarını unutan her alimdir derken, başka bazıları bundan maksat, alimlerin ölmesidir demişlerdir. Bunlara göre bir beldede her alim öldükçe, yerine başka biri geçmediği sürece orada ilim azalır. "Amelin eksik olması" fert fert herkes için sözkonusu olabilir. Zira alim birtakım problemler ve tersliklerle karşılaştığında zikirlerini ve ibadetini yerine getirme fırsatı bulamaz. ''Amelin eksilmesi" ile emanetlerde ve yapılan işlerde hıyanetin baş göstermesi de kastedilebilir. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: "Kaıplere cimrilik yerleştirilmesi" farklı insanların kalplerine onun yerleştirilmesi anlamına gelir. Hatta alim ilmiyle cimrilik edip, insanlara öğretmeyi ve fetva vermeyi bırakır. Sanatkar sanatında cimrilik ederek başkalarına o mesleği öğretmez. Zengin malında cimrilik ederek fakirin açlıktan ölüp gitmesine sebep olur. "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" ise, cimriliğin aslının yerleştirilmesi değildir. Çünkü o zaten mevcuttur. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" nin bütün kişilerde genelolma ihtimali vardır. Bunun sakındınlan çeşidi, mefsedete yol açanıdır. Dine göre cimri, vermesi vacip olan şeyi vermeyen kimsedir. Malı vermemek onu helak eder, bereketini giderir. "Zekat vermekle mal eksilmez" ifadesi bu anlayışı teyit etmektedir. Çünkü marifet ehli kimseler bundan şer'i hakkı verilen mala afet gelmeyeceği, tam tersine onun artacağı anlamını çıkarmışlardır. Bundan dolayı verilen sadakaya zekat denilmiştir. Zira mal zekat vermekle artar ve mala bereket gelir. Hadis metninde yer alan ''Abdullah'', İbn Mesud'dur. "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun." Bununla yukarıda zikredilen hadisin benzeri olan "Kıyametin kopmasından önce herc günleri vardır" ifadesini kastetmektedir. Ahmed b. Hanbel'le, İbn Mace'de yer alan rivayete göre adamın biri "Ya Resulallah! Biz bir yılda şu kadar müşrik öldürüyoruz" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Maksat müşrikleri öldürmeniz değildir, fakat birbirinizi öldürmenizdir" buyurmuştur.(İbn Mace, Fiten; Ahmed b. Hanbel, LV, 414) "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insanların en şerlilerindendir." İbn Battal şöyle der: Bu ifadenin lafzı her ne kadar genellik ise de maksat özel birtakım kimselerdir. Hadisin manası kıyametin çoğunlukla ve ağır basan bir ihtimalle kötülerin başına kopacağıdır. Bunun delili "Ümmetimden bir zümre kıyamet kopuncaya kadar hak üzere olacaktır" hadisidir. Bu haber kıyametin aynı zamanda faziletli kimselerin de başına kopacağına delildir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın dediği kesin değildir. Sözkonusu genelliği teyit eden ifadeler de vardır. Bunlardan birisi İbn Mesud'un rivayet ettiği şu hadistir: "Kıyamet ancak insanların kötülerinin başına kopacaktır." Hadisi Müslim rivayet etmiştir.(Müslim, fiten) Müslim'in Ebu Hureyre'den de başka bir rivayeti daha vardır: "Yüce Allah Yemen taraflarından ipekten daha yumuşak bir rüzgar gönderecektir. Bu rüzgar, kalbinde zerre kadar iman olan hiç kimseyi canlı bırakmayıp, ruhunu alacaktır."(Müslim, İman) Müslim'in; Deccal, İsa, Ye'cüc ve Me'cüc hakkında en-Nevvas b. Sem'an'dan naklettiği uzunca bir hadiste şu ifade yer almaktadır: "Zira Yüce Allah hoş bir rüzgar gönderecek ve bu bütün mu'min ve Müslümanların ruhlannı alacak, kötü insanlar ise hayatta kalıp, insanlann gözleri önünde tıpkı eşekler gibi kadın erkek cinsel ilişkiye gireceklerdir. İşte kıyamet bunların başına kopacaktır." Yine Müslim' de yer alan bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet Allah, Allah diyen insanın başına kopmayacaktır" buyurmuştur.(Müslim, İman) Bu rivayet Ahmed b. Hanbel'de "Lfı ilfıhe il/allah diyen hiç kimsenin başına kopmayacaktır" şeklindedir.(Ahmed b. Hanbel, III, 162) Bu hadisle "Ümmetimden kıyamet kopana kadar hak üzere bir zümre bulunacaktır" şeklindeki hadisi şu şekilde uzlaştırmak mümkündür: Bu hadisteki " ... e kadar" şeklindeki zaman, her mu'min ve Müslümanın ruhunu alacak olan hoş rüzgarın eseceği vakte kadar geçerlidir. O andan itibaren ancak kötüler hayatta kalacaktır ve kıyamet biraz sonra açıklaması geleceği üzere ansızın onların başına kopacaktır

Sahîh-i Buhârî, 7067
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا يُونُسَ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لاَ يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلاَ نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ إِلاَّ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Yunus b. AbdiI'a'Ia rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana bunu dahi Amr haber verdi. Ona Ebu Yunus, Ebu Hureyreden, o da Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki, bu ümmetten Yahudi olsun, Nasrani olsun, bir kimse beni işittiği halde benimle gönderilene iman etmezse mutlaka cehennemliklerden olur. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 15474 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisin senedinde İbni Vehb'in: «Bana bunu dahi Amr verdi.» demesi. Amr 'dan bir çok hadisler rivayet ettiğine işaret içindir. İmam Müslim ufak bir tasarrufla: «Bana Amr rivayet etti» diye bilirdi. Fakat işittiğini olduğu gibi rivayete son derece dikkat ettiği için bunu yapmamıştır. Hadis-i şerif, Nebi'miz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gönderilmesiyle bütün dinlerin neshedildiğine delildir. Mefhumu muhalifinden anlaşılan mana: kendisini İslama davet eden bulunmayan kimsenin mazur sayılmasıdır. Çünkü mucizeyi görenler için Nebi'ye imanın yolu müşahede, görmeyenler için de sahîh nakildir. Allah'a iman ise tefekkür ve te'emmül ile olur. Bazıları bu hadisi : «Benim mucizem kendisine tebeyyün eden» diye tefsir etmişlerdir. Fakat buna: «İmanın şartı mucizeyi duymak değil imana davet olunmaktır.» diye itirazda bulunmuşlardır. Übbî diyorki: «Şehirlerden uzak yahut yol uğramayan adalarda yaşayıpta kendilerine İslamiyet tebliğ edilemeyenler mazur olsalar gerektir. Bu, ittifaki bir kaidedir. Çünkü Allah Teala: «Biz resul göndermedikçe kimseyi azap etmeyiz...»[İsra 15] buyurmuştur

Sahîh-i Müslim, 386

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.