İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Müslim · 4718

The Book on Government

Arapça metin

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ حَاتِمٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو مُوسَى أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِي وَالآخَرُ عَنْ يَسَارِي فَكِلاَهُمَا سَأَلَ الْعَمَلَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَاكُ فَقَالَ ‏"‏ مَا تَقُولُ يَا أَبَا مُوسَى أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَطْلَعَانِي عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمَا وَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ ‏.‏ قَالَ وَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى سِوَاكِهِ تَحْتَ شَفَتِهِ وَقَدْ قَلَصَتْ فَقَالَ ‏"‏ لَنْ أَوْ لاَ نَسْتَعْمِلُ عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ وَلَكِنِ اذْهَبْ أَنْتَ يَا أَبَا مُوسَى أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسِ ‏"‏ ‏.‏ فَبَعَثَهُ عَلَى الْيَمَنِ ثُمَّ أَتْبَعَهُ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ فَلَمَّا قَدِمَ عَلَيْهِ قَالَ انْزِلْ وَأَلْقَى لَهُ وِسَادَةً وَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ مُوثَقٌ قَالَ مَا هَذَا قَالَ هَذَا كَانَ يَهُودِيًّا فَأَسْلَمَ ثُمَّ رَاجَعَ دِينَهُ دِينَ السَّوْءِ فَتَهَوَّدَ قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَقَالَ اجْلِسْ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ‏.‏ فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ ثُمَّ تَذَاكَرَا الْقِيَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَقَالَ أَحَدُهُمَا مُعَاذٌ أَمَّا أَنَا فَأَنَامُ وَأَقُومُ وَأَرْجُو فِي نَوْمَتِي مَا أَرْجُو فِي قَوْمَتِي ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Saîd ile Muhaınmed b. Hatim rivayet ettiler. Lâfız İbni Hâtim'indir. (Dedilerki): Bize Yahya b. Saîd El-Kattân rivayet etti. (Dediki): Bize Kurre b. Hâlid rivayet etti. (Dediki): Bize Humeyd b. Hilâl rivayet etti. (Dediki): Bana Ebû Bürde rivayet etti. (Dediki): Ebû Mûsâ şunu söyledi: — Yanımda Eş'arîlerden iki zât olduğu halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. Biri sağımda diğeri solumda idi. Bunların ikisi de vazife istediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) misvaklanıyordu. Bunun üzerine : «Ne diyorsun yâ Ebâ Mûsâ?» yûhut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi. Ben de : — Seni hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemîn ederim ki, bunlar kalplerinde olanı bana söylemediler. Ben bunların vazife isteyeceklerini bilemedim, dedim. Ama dudağının altında misvakînin yükseldiğini (hâlâ) görür gibiyim. Ya «Ien» edatı ile yahut «lâ» ile (konuşarak) : «Biz işimize, isteyeni tâyin etmeyiz! Lâkin sen git yâ Ebâ Mûsâ!» yahut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi. Ve onu Yemen'e gönderdi. Sonra onun peşinden Muâz b. Cebel'i yolladı. Muâz onun yanına varınca : — (Ebû Mûsâ ona) Buyur etti; ve ona bir yastık serdi. Bir de baktı ki, Ebû Musa'nın yanında bağlı bir adam var! — Bu kim? diye sordu. Ebû Mûsâ: — Bu bir yahudi idi; müslüman oldu. Sonra tekrar kendi dînine, kötülük dînine döndü ve yahudî oldu, dedi. Muâz: — Bu adam öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın ve Resulünün hükmü budur, dedi. Ebû Mûsâ : — Otur! Evet! Dedi. Muâz : — O öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın ve Resulünün hükmü budur! Dedi. Bu üç defa tekerrür etti. Nihayet onun öldürülmesini emretti; ve öldürüldü. Sonra (Muâz'la Ebû Mûsâ) geceleyin namaz kılmayı müzâkere ettiler, de biri (yâni Muâz) : — Bana gelince: Ben hem uyurum hem namaza kalkarım. Uykum esnasında da namazımda umduğumu umarım! Dedi

Sahîh-i Müslim, 4718

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ قَالاَ جَمِيعًا حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، وَهَذَا حَدِيثُ بَهْزٍ قَالَ لَمَّا انْقَضَتْ عِدَّةُ زَيْنَبَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِزَيْدٍ ‏"‏ فَاذْكُرْهَا عَلَىَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ زَيْدٌ حَتَّى أَتَاهَا وَهْىَ تُخَمِّرُ عَجِينَهَا قَالَ فَلَمَّا رَأَيْتُهَا عَظُمَتْ فِي صَدْرِي حَتَّى مَا أَسْتَطِيعُ أَنْ أَنْظُرَ إِلَيْهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَهَا فَوَلَّيْتُهَا ظَهْرِي وَنَكَصْتُ عَلَى عَقِبِي فَقُلْتُ يَا زَيْنَبُ أَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُكِ ‏.‏ قَالَتْ مَا أَنَا بِصَانِعَةٍ شَيْئًا حَتَّى أُوَامِرَ رَبِّي ‏.‏ فَقَامَتْ إِلَى مَسْجِدِهَا وَنَزَلَ الْقُرْآنُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ عَلَيْهَا بِغَيْرِ إِذْنٍ قَالَ فَقَالَ وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْعَمَنَا الْخُبْزَ وَاللَّحْمَ حِينَ امْتَدَّ النَّهَارُ فَخَرَجَ النَّاسُ وَبَقِيَ رِجَالٌ يَتَحَدَّثُونَ فِي الْبَيْتِ بَعْدَ الطَّعَامِ فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاتَّبَعْتُهُ فَجَعَلَ يَتَتَبَّعُ حُجَرَ نِسَائِهِ يُسَلِّمُ عَلَيْهِنَّ وَيَقُلْنَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ وَجَدْتَ أَهْلَكَ قَالَ فَمَا أَدْرِي أَنَا أَخْبَرْتُهُ أَنَّ الْقَوْمَ خَرَجُوا أَوْ أَخْبَرَنِي - قَالَ - فَانْطَلَقَ حَتَّى دَخَلَ الْبَيْتَ فَذَهَبْتُ أَدْخُلُ مَعَهُ فَأَلْقَى السِّتْرَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ وَنَزَلَ الْحِجَابُ قَالَ وَوُعِظَ الْقَوْمُ بِمَا وُعِظُوا بِهِ ‏.‏ زَادَ ابْنُ رَافِعٍ فِي حَدِيثِهِ ‏{‏ لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلاَّ أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ وَاللَّهُ لاَ يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ‏}‏

Bize Muhammed b. Hatim b. Meyraun rivayet etti. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Rafi' de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu'n-Nadr Hâşim b. Kasım rivayet eyledi. Behz ile Hâşim ikisi birden demişlerki : Bize Süleyman b. Muğira, Sabit'ten, o da Enes'den naklen rivayet eyledi. Bu hadîs Behz'indir. (Demişki): Zeyneb'in iddeti bitince Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyd'e : «Onu bana iste!» buyurmuş. Zeyd gitmiş. Zeyneb'e vardığında onu hamurunu mayalarken bulmuş. Zeyd şöyle demiş: Zeyneb'i görünce kalbimde büyüdü. Hattâ Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini istedi diye yüzüne bile bakamadım da ona sırtımı çevirdim. Ve ters döndüm. Sonra : — Yâ Zeyneb! (Beni) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seni istemeye gönderdi, dedim. Zeyneb : — Rabbimden emir almadıkça ben bir şey yapamam, diyerek kalktı namazgahına gitti ve Kur'ân indi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek Zeyneb'in yanına izinsiz girdi. Vallahi öyle halimizi gördüm ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güneş yükseldiği zaman bîze ekmek ve et yedirdi. Müteakiben halk dışarı çıktı. Yemekten sonra evde birkaç kişi kalmış konuşuyorlardı. Derken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de çıktı. Ben kendisini takib ettim. Kadınlarının hücrelerini dolaşarak onlara selâm veriyor, onlar da kendisine : — Yâ Resulallah! Aileni nasıl buldun? diye soruyorlardı. Bilmiyorum cemâatin evden çıktıklarını ben mi ona haber verdim; yoksa o mu bana haber verdi. Bunun üzerine giderek eve girdi. Ben de onunla beraber girmek üzere gittim. Ama benimle kendi arasına perde çekti ve tesettür âyeti indi. Halka (bu âyetlerde) alabildiğine vaz edildi. ibni Râfi' kendi hadîsinde: «Allah hakkı söylemekten utanmaz» âyet-i kerîmesine kadar şu âyeti ziyade etti: «Nebiin hanelerine girmeyin! Meğerki size pişmesini beklememek şartıyla yemeğe kalmaya izin verilmiş ola.»

Sahîh-i Müslim, 3503
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ قُرَّةَ بْنِ خَالِدٍ، حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِي، وَالآخَرُ عَنْ يَسَارِي وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَاكُ فَكِلاَهُمَا سَأَلَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا مُوسَى ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَطْلَعَانِي عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمَا، وَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ‏.‏ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى سِوَاكِهِ تَحْتِ شَفَتِهِ قَلَصَتْ فَقَالَ ‏"‏ لَنْ ـ أَوْ ـ لاَ نَسْتَعْمِلُ عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ، وَلَكِنِ اذْهَبْ أَنْتَ يَا أَبَا مُوسَى ـ أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ـ إِلَى الْيَمَنِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَتْبَعَهُ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَلَمَّا قَدِمَ عَلَيْهِ أَلْقَى لَهُ وِسَادَةً قَالَ انْزِلْ، وَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ مُوثَقٌ‏.‏ قَالَ مَا هَذَا قَالَ كَانَ يَهُودِيًّا فَأَسْلَمَ ثُمَّ تَهَوَّدَ‏.‏ قَالَ اجْلِسْ‏.‏ قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ‏.‏ قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ، ثُمَّ تَذَاكَرْنَا قِيَامَ اللَّيْلِ، فَقَالَ أَحَدُهُمَا أَمَّا أَنَا فَأَقُومُ وَأَنَامُ، وَأَرْجُو فِي نَوْمَتِي مَا أَرْجُو فِي قَوْمَتِي‏.‏

Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım. Yanımda Eş'arllerden iki adam vardı. Bunlardan biri sağımda, diğeri de solumda idi. Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dişlerini misvaklıyordu. Yanımdaki iki kimse de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den iş istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Ebu Musa!" veya "Ey Abdullah b. Kays!" diye seslendi. Ebu Musa şöyle devam etti: Ben şöyle cevap verdim: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ediyorum ki bu iki kişi içlerinden geçen iş istemeyi bana bildirmediler, dolayısıyla ben onların böyle bir iş isteyeceklerini bilmiyordum. Bu sırada ben onun yukarı kalkmış olan du dağının altındaki misvakına bakıyordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İş isteyen kimseyi biz işimizde istihdam etmeyiz fakat sen ey EbU Musa -yahut ey Abdullah b. Kays- Yemen'e git!" buyurdu. Sonra ibn Abbas'ın arkasından Muaz b. Cebeloraya gitti. Muaz, Ebu Musa'nın yanına geldiği zaman Ebu Musa onun için bir yastık koydu ve ona "Bineğinden in!" dedi. Ebu Musa'nın yakınında bir bağla sıkıca bağlanmış bir adam bulunuyordu. Muaz, Ebu Musa'ya "Bu nedir?" dedi. Ebu Musa "Bu bir Yahudi idi, islam'a girdi, sonra da yine Yahudi oldu" dedi. EbU Musa, Muaz'a "otur" dedi. Muaz da üç kere "Allah'ın ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmü olarak (dininden dönen bu kişi) öldürülünceye kadar oturmam!" dedi. Akabinde Ebu Musa'nın emri üzerine o kişi öldürüldü. Bundan sonra Muaz ile Ebu Musa gece yaptıkları ibadeti aralarında konuşmaya başladılar. Bunlardan biri "Bana gelince, ben gece ibadeti yapar ve uyurum. ibadetimden umduğum sevabı uykumdan da umarım" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkek ile Kadın mürtedin hükmü." Yani bunların hüküm itibariyle aynı mı yoksa ayrı mı oldukları. ibnü'I-Münzİr şöyle demiştir: Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerine göre dinden dönen (mürted) kadın öldürülür. Hz. Ali ise "Köle edinilir'' demiştir. Ömer b. Abdulaziz'in görüşüne göre ise dinden dönen kadın başka bir yerde satılır. Sevrı'ye göre hapsedilir ve ölüm cezası uygulanmaz. Sevrı bu görüşün İbn Abbas'a ait olduğunu söylemiştir. Sevrı ayrıca Ata'nın görüşünün de bu doğrultuda olduğunu belirtmiştir. İmam Ebu Hanıfe'ye göre dininden dönen hür kadın hapse atılır, şayet cariye iseefendisine onu İslam'a girmeye zorlaması emredilir. "İbn Ömer, Zührı ve İbrahim en-Nehaı ise mürted olan kadın öldürülür demişlerdir. İbn Ömer'in görüşünü Moğoltay, İbn Ebi Şeybe'nin nakline dayandırmıştır. Zührı ve İbrahim en-Nehal'nin görüşünü Abdurrezzak Ma'mer vasıtasıyla Zührı'ye dayandırarak şöyle nakletmiştir: Müslüman olduktan sonra kafir olan kadına tövbe verilir, tövbe ederse canını kurtarır, aksi takdirde öldürüıür.(Abdurrezzak, Musannef) Darekutnl'nin İbnü'l-Mükedder vasıtasıyla nakline göre Cabir "Kadının biri dininden dönünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun katlini emretti" demiştir. "İman etmelerinden, Resulün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet eder?"(Al-i İmran 86) Nesal'nin nakledip, İbn Hibban'ın sahih olarak değerlendirdiği bir rivayette İbn Abbas şöyle demiştir: Ensardan bir kişi Müslüman oldu, sonra dinden dönüp, müşrik oldu. Ardından pişman oldu. Kavmine haber göndererek, "Benim durumumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorun, tövbe edebilir miyim?" dedi. Kavmi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Filanca kişi pişman olmuş, tövbesi olup olmadığını size sormamızı istiyor" dediler. Bunun üzerine "İman etmelerinden, Resulün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet eder?"(Al-i İmran 86) ayet-i kerimesi indi. O kişiye haber gönderildi ve Müslüman oldu.(Nesai Tahrımü'd-dem, İbn Hibban, Sahih, X, 329) "Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsaniz, imanınızdan sonra sizi yeniden inkarcılığa sevkederler."(Al-i İmran 100) İkrime bu ayetin Şa's b. Kays adındaki Yahudi hakkında indiğini söylemiştir. Bu kişi Ensarın arasına eskiden aralarında cereyan eden savaşları (Buas savaşlarını) hatırlatmak suretiyle bir fitne soktu. Bunun üzerine Evs ve Hazrec kabileleri birbiriyle çarpışmaya başladı. Olayı duyan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yanına gelerek kendilerine İslam nimetini hatırlattı. Bu söz üzerine onlar bunun şeytanın bir vesvesesi olduğunu anladılar ve birbirleri ile kucaklaşıp, sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrini dinleyerek ve itaat içinde geri döndüler. Bu olay üzerine yukarıdaki ayet indi. Bu habere İshak Tefsir'inde uzun uzadıya yer vermektedir. Ayet-i kerime ehl-i kitap ile dost olmaktan kaçındırmaya işaret etmektedir. Zira onların kendilerine dost olan kimseyi dininden çevirmeye çalışmayacağından emin olunainaz. "İman edip sonra inkar edenleri, sonra yine iman edip, tekrar inkar edenleri, sonra da inkarlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir. "(Nisa 137) Bu ayet Ebu Zerr tarafından "innellezıne amenu sümme keferu" .şeklinde.okunurken, Nesefi'de .......... şeklinde okunmuştur. Ileride açıklaması geleceği üzere zındıkların tövbesi kabul edilmez diyen bilgin, bu ayeti delil olarak almıştır. "Kim kalbini kafirliğe açarsa işte Allah'ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük bir azap vardır. "(Nahl 106) Bu ayet, -bundan sonra açıklaması yapılacağı üzere- zorlamaya maruz kalınarak yapılan fiillerden sorumluluk olmayacağı görüşüne delildir. "Hiç şüphesiz" Allahu Teala hakkı söyler. "Onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir. "(Nahl 109- 110) Bu ayet kendi isteği ve iradesiyle dinden dönen kimseye şiddetli bir tehdit yöneltmektedir. Çünkü Allahu Teala "Fakat kim kalbini kafirfiğe açarsa" buyurmaktadır. "Onlar eğer güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. "(Bakara 217) İbn Battal şöyle der: Bilginler mürtede tövbe teklif edilip edilmeyeceği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ona tövbe teklif edilir, tövbe ederse canını kurtarır aksi takdirde öldürülür demişlerdir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin görüşü bu doğrultudadır. Bazı bilginler ise mürted derhal öldürülür görüşünü benimsemişlerdir. Bu görüş Hasan-ı Basri ve Tavus'tan naklediimiştir. Zahiriye mezhebi bilginlerinin görüşü de bu doğrultudadır. Biz şunu belirtelim: Bu görüşü İbnü'l-Münzir, Muaz, Ubeyd b. Umeyr'den nakletmiştir. İmam Buharl'nin tutumu da buna delalet etmektedir. Çünkü o görüşünü içinde tövbe vermekten söz etmeyen ve tövbenin fayda vermeyeceğini belirten ayetlerle "Dinini değiştireni öldürünüz" hadisinin genelliğine ve bundan sonraki Muaz olayına dayanarak güçlendirmektedir. İmam Buhari bundan başka bir delil zikretmemiştir. Tahavı şöyle demiştir: Bu bilginler "İslam' dan dönen kimsenin hükmünün İslam davetini duyan harbınin hükmü gibidir. Çünkü o davet edilmeden önce çarpışmaktadır" demişlerdir. Bilginler şöyle derler: Tövbe İslam'dan şuursuzca çıkan kimseye teklif edilir. Düşünüp taşınarak çıkan kimseye gelince, ona tövbe teklif edilmez. Tahavi bundan sonra Ebu Yusuf'un onlara katıldıklarını nakleder. Fakat o şöyle demiştir: Mürted, tövbe ederek gelirse salıverilir ve durumu Allah'a hava le edilir. İbn Abbas ve Ata ise şöyle demişlerdir: Mürtedin aslı Müslümansa kendisine tövbe teklif edilmez, değilse edilir. İbnü'l-Kassar çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşlerini sükutı iemaya dayandırmıştır. Zira Hz. Ömer mürted hakkında "Keşke onu üç gün hapse atıp, her gün bir parça ekmek verseydiniz. Belki tövbe ederdi ve Allahu Teala da tövbesini kabul ederdi" demiştir. Tahavı şöyle devam eder: Hz. Ömer'in bu mektubundaki görüşlerini sahabeden hiç kimse tepki ile karşılamamıştır. Onlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Dinini değiştireni öldürünüz" emrinden "şayet bundan dönmediği takdirde" şeklinde bir mana anlamış gibidirler. Allahu Teala ise şöyle buyurur: "Eğer tövbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. "(Tevbe 5) ''Ali'ye getirildi." Yani Hz. Ali'ye getirildi. Ebü'l-Muzaffer el-İsferayını, elMilel ve'n-Nihal isimli eserde Hz. Ali'nin yaktığı kimselerin ilah olduğunu iddia eden Rafızlıerden olduğunu ileri sürmüştür. Söz konusu grup, sabiller olup liderleri Yahudi olan Abdullah b. Sebe idi. Bunlar önce Müslüman göründüler ve yukarıdaki sözü uydurdular. Bu haberin aslı üçüncü ciltte Ebu Tahir el-Muhlis, Abdullah b. Şerik eı-Amirı ve babası vasıtasıyla naklettiğimiz şu haber olabilir. Hz. Ali'ye "Mescidin kapısında senin rableri olduğunu iddia eden bir topluluk var" denildi. Hz. Ali onları çağırdı ve şöyle dedi: "Yazıklar olsun size! Ne söylüyorsunuz?" Onlar "Sen bizim Rabbimiz, yaratıcımız ve rızkımlZı verensin" dediler. Hz. Ali "Yazıklar olsun size! Ben de sizin gibi bir kulum. Sizin yediğiniz gibi yemek yerim, içtiğiniz gibi içerim. Allah'a itaat ettiğim takdirde dilerse bana sevap verir, isyan ettiğimde bana azap edeceğinden korkarım. Allah'tan korkun ve geri dönün!" Adamlar geri dönmediler. Ertesi günü tekrar Hz. Ali'ye geldiler. Bu arada Kanber geldi ve şöyle dedi: "ValIahi aynı şeyi söyleyip duruyorlar." Hz. Ali "Onları içeri al" dedi. Adamlar içerde aynı şeyleri söylediler. Üçüncü gün olunca Hz. Ali onlara "Yine aynı şeyleri söyleyecek olursanız sizi en iğrenç bir şekilde katlederim" dedi. Ancak onlar sözlerinden geri dönmediler. Bunun üzerine Hz. Ali "Kanber! Onlara karşı benim için kendilerini silip süpürecek bir şey yap" dedi. Bunun üzerine Kanber mescidin kapısıyla sarayarasında onlar için bir çukur kazdı ve "Çukuru kazın ve oradan uzaklaşın" dedi. Hz. Ali odun getirip çukurdaki ateşin üzerine attı ve şöyle dedi: "Ya bu sözünüzden dönersiniz ya da sizi ateşe atarım." Adamlar sözlerinden dönmeyi kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Ali onları çukura attı ve orada yandılar. Hz. Ali şu beyti okudu: Gördümmü dine aykırı işlenen bir münkeri Yakarım ateşimi, çağırırım Kamber'i Bu haberin isnadı hasendir. İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre Katade şöyle demiştir: Hz. Ali'ye lut kabilesinden puta tapan bir takım insanlar getirildi ve o bu kişileri yakarak cezalandırdı. Bu haberin isnadı munkatıdır. "lındıklar getirildi." İmam Malik şöyle demiştir: lındıklar münafıkların inançlarını taşıyan kimselerdir. Aynı şekilde Şafiı mezhebinden bir grup fıkıh bilgini de hu görüşü ileri sürmüştür. Bunların dışındaki bilginlere göre zındık, dıştan Müslüman görünüp, içinden gizlice kafir olan kişidir. Nevevi Lügatu'r-ravda isimli eserinde zındık herhangi bir dine mensup olmayan kişidir der. Muhammed b. Ma'n, et-Tenkfb a/e'/-Mühezzeb isimli eserinde şöyle der: lındıklar puta tapan kimseler olup, zamanın ebedi olduğunu söyleyerek tenasuha inanırlar. İslamın ilk döneminde Ca'd b. Dirhem, zındıklıkla meşhur oldu ve Halid el-Kasrı bir kurban bayramı günü onu boğazından kesti. Sonra Mansur'un döneminde zındıklar çoğaldılar. Bunların içinden bazıları inancını Mansur'a açınca Mansur onları katlederek köklerini kazıdı. Sonra Mansur'un oğlu el-Mehdı onları takip etti ve daha çok katletti. Bunun ardından Me'mun döneminde Babek el-Hurremı çıktı ve el-Cebel mıntıkasına hakim olup, birçok Müslümanıkatletti ve orduları hezimete uğrattı. Nihayet el-Mutasım onu ele geçirip, asarak idam etti. Babek'in el-Hurremiyye adında tabileri vardır. Bunların tarih kitaplarındaki hikayeleri meşhurdur. "Bu olay İbn Abbas'ın kulağına gidince ... " İbn Abbas o zamanlar Hz. Ali' den önce Basra emiri idi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 11 Ila h 'ın azabı ile azap etmeyin' yasaklamasından dolayı. .. " Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın azabıyla azap etmeyin diyerek yakarak öldürmeyi yasaklamıştır. Ebu Davud'da İbn Mesud bir başka kıssayı aktarırken şöyle der: "Ateşin yaratıcısı hariç ateşle azap etmek uygun bir yol değildiL "(Ebu Oavud, Cihad) Bu haber bir mürted kadının mürted erkek gibi ölüm cezasıyla cezalandırılamayacağına delil gösterilmiştir. Hanefiler bunu özelolarak zikrederler ve kadınların öldürülmesinin yasak edildiği hadisi delilolarak alırlar. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri ise kadınların öldürülmesi yasaklığının esas en kafir olup, bizzat savaşmayan ve adam öldürmeyen kadınlarla ilgili olduğunu söylemişlerdiL Çünkü kadınların öldürülmesinin yasaklığından söz eden hadisin rivayet yollarından bazılarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadını öldürülmüş görünce şöyle buyurmuştur: "Bu kadın savaşmamalıydl." Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınların öldürülmesini yasaklamıştır. Çoğunluğu oluşturan bilginlerin bir başka delilleri ise "ır" şart edatının, müennesleri kapsamayacağıdır. Ancak bu görüş haberin ravisi olan İbn fı.bbas "mürted olan kadın öldürülür" demektedir. Ebu Bekir hilafeti döneminde mürted olan bir kadını öldürmüştür. O sırada sahabllerin çoğunluğu hayatta olup, hiç kimse Ebu Bekir'e tepki göstermemiştir denilerek tenkide uğramıştır. Bütün bunları İbnü'l-Münzir rivayet etmiştir. Darekutnı, Ebu Bekir'in haberini hasen bir yolla rivayet etmiştir. Muaz hadisine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Yemen' e gönderince kendisine şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir erkek İslam'dan döndüğünde onu İslam'a davet et. Dönerse ne dld, dönmeıse boynunu vur! Herhangi bir kadın İslam'dan dönerse onu İslam'a davet et. Dönerse ne dld, dönmeıse boynunu vur." (Taberani, Mu'cemu'l-kebir, XX, 53) Bu rivayetin senedi hasendir. Rivayet, ihtilaf konusunda nastır. Dolayısıyla onu esas almak gerekir. Çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşünü erkeklerin ve kadınların zina, hırsızlık, içki içme, iffete iftira gibi şer'ı cezaların tümünde ortak olarak ceza almaları teyid etmektedir. Zina cezasının şekillerinden birisi de evlilik geçirmiş bir kimsenin {muhsan} recmedilerek öldürülmesidir. Bu uygulama kadınların öldürülmesi yasaklığından istisna edilmiştir. Aynı şekilde mürted olan kadının öldürülmesi hükmü de bu yasaklıktan istisna edilir. "Akabinde Ebu Musa'nın emri üzerine o kişi öldürüldü." Ebu Davud'da Talha b. Yahya ve Büreyd b. Abdullah'ın Ebu Berde'den nakillerine göre Ebu Musa, "Ben Yemen'de iken Muaz'a geldi ... " diyerek yukarıdaki Yahudi olayını zikretmiştir. Bu haberde "Muaz, bu kişi öldürülmedikçe hayvanımdan aşağı inmem dedi ve o kişi öldürüldü" şeklinde bir cümle geçmektedir.(Ebu Davud, Hudud) Ravilerden biri şöyle der: Katledilen o kişiye bundan önce tövbe teklif edildi. Bu haberin Ebu İshak eş-Şeybanı vasıtasıyla Ebu Berde'den bir başka rivayet yolu daha vardır. O da şöyledir: "Ebu Musa'ya İslam'dan dönmüş bir adam getirildi. Ebu Musa o kişiyi İslama davet etti. Ancak adam yirmi gece veya buna yakın bir süre bunu kabul etmedi. Sonra Muaz geldi, o da davet etti. Adam yine kabul etmeyince, boynu vuruldu." "İbadetimden umduğum sevabı uykumdan da umarım." Said'in rivayetinde ".r'-)" yerine her iki yerde de "i" fiili geçmektedir. Kısacası o, ibadet ederken daha aktif olmak için uykuyla kendisini dinlendirme esnasında da bir ecir ve sevap ummaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Bir belde üzerine bir emir tayin edilir. 2- Bir beldeyi iki emirin yönetimine bölmek mümkündür. 3- Emirlik isteme ve buna düşkün olmak çirkin görülmüştür. Ahkam bölümünde daha geniş olarak geleceği üzere bir göreve hırsla talip olana bu görev verilmez. 4- Din kardeşleri, emirler ve alimler birbirlerini karşılıklı olarak ziyaret ederler. 5- Misafire ikram edilir. 6- Münker olan bir fiile tepki göstermeye devam etmek gerekir. 7 - Hak edene şer'ı ceza uygulanması gerekir. 8. Mubah olan fiiller vacip veya mendub maksat1ara vesile olduğunda ya da bunlardan herhangi bir şeyi tamamlayıcı hale geldiğinde niyet etmek şartıyla onlardan da sevap elde edilir

Sahîh-i Buhârî, 6923
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّهُ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ إِذْ خَرَجَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ ‏"‏ ‏.‏ فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَاهُمْ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُمْ فَقَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ أُرِيدُ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ أُرِيدُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمُ الثَّالِثَةَ فَقَالَ ‏"‏ اعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ فَمَنْ وَجَدَ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Saîd b. Ebî Saîd'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti, ki şöyle demiş; Bir defa biz mescidde iken anîden Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza cıkageldi. Ve: «Haydi yahudîlere gidelim!» dedi. Onunla birlikte biz de çıktık ve yahudilere vardık. Derken Resulullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) ayağa kalkarak onlara seslendi; ve: «Ey yahudiler cemaati, müslüman olun, kurtulun!» buyurdu. Onlar! — Tebliğ ettin yâ Eba'l-Kaasim! dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) onlara: «Bunu murad ediyorum! Müslüman olun, kurtulun!» buyurdu. Onlar (yine): Teblîg ettin yâ Eba'l-Kaasim! dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) (tekrar) : «Bunu murâd ediyorum!» dedi; ve üçüncü defasında onlara şunu söyledi: «Bilmiş olun ki, bu yer Allah'ın ve Resûlünündür. Ben de sizi bu yerden sürgün etmek istiyorum. Sizden kim malına karşılık bir şey bulursa onu hemen satsın! Yoksa bilin ki, bu yer Allah'ın ve Resûlünündür!»

Sahîh-i Müslim, 4591
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى، - قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنِي عَبْدُ الأَعْلَى، وَهُوَ أَبُو هَمَّامٍ - حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ ضِمَادًا، قَدِمَ مَكَّةَ وَكَانَ مِنْ أَزْدِ شَنُوءَةَ وَكَانَ يَرْقِي مِنْ هَذِهِ الرِّيحِ فَسَمِعَ سُفَهَاءَ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ يَقُولُونَ إِنَّ مُحَمَّدًا مَجْنُونٌ ‏.‏ فَقَالَ لَوْ أَنِّي رَأَيْتُ هَذَا الرَّجُلَ لَعَلَّ اللَّهَ يَشْفِيهِ عَلَى يَدَىَّ - قَالَ - فَلَقِيَهُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي أَرْقِي مِنْ هَذِهِ الرِّيحِ وَإِنَّ اللَّهَ يَشْفِي عَلَى يَدِي مَنْ شَاءَ فَهَلْ لَكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ أَمَّا بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ أَعِدْ عَلَىَّ كَلِمَاتِكَ هَؤُلاَءِ ‏.‏ فَأَعَادَهُنَّ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ - قَالَ - فَقَالَ لَقَدْ سَمِعْتُ قَوْلَ الْكَهَنَةِ وَقَوْلَ السَّحَرَةِ وَقَوْلَ الشُّعَرَاءِ فَمَا سَمِعْتُ مِثْلَ كَلِمَاتِكَ هَؤُلاَءِ وَلَقَدْ بَلَغْنَ نَاعُوسَ الْبَحْرِ - قَالَ - فَقَالَ هَاتِ يَدَكَ أُبَايِعْكَ عَلَى الإِسْلاَمِ - قَالَ - فَبَايَعَهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَعَلَى قَوْمِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَعَلَى قَوْمِي - قَالَ - فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً فَمَرُّوا بِقَوْمِهِ فَقَالَ صَاحِبُ السَّرِيَّةِ لِلْجَيْشِ هَلْ أَصَبْتُمْ مِنْ هَؤُلاَءِ شَيْئًا فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ أَصَبْتُ مِنْهُمْ مِطْهَرَةً ‏.‏ فَقَالَ رُدُّوهَا فَإِنَّ هَؤُلاَءِ قَوْمُ ضِمَادٍ ‏.‏

Bize İshâk b. İtrâhîm ile Muhammed b. Müsennâ ikisi birden Abdi'la'lâ'dan rivayet ettiler. İbnü'l-Müsennâ Dediki: Bana Abdi'l-a'lâ —ki Ebû Hemmâmdır— rivayet etti. (Dediki): Bize Dâvûd, Amr b. Saîd'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet ettiki: Dımâd Mekke'ye gelmiş. Kendisi Ezd-i Şenûe kabilesinden olup delilere okurmuş. Mekkeli bazı alçakların «Muhammed delidir» dediklerini işitmiş. Bunun üzerine (kendi kendine): «Şu zâtı bir görsem!.. belki Allah ona benim elimde şifâ nâsîb eder» demiş. Sonra ona tesadüf ederek: «Yâ Muhammedi Ben delilere okurum; hem Allah benim elimde dilediğine şifâ ihsan eder. Okumamı istermisin?» demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu mukabelede bulunmuş: «Şüphesiz ki hamd Allaha mahsustur. Biz ona hamd eder; ondan yardım dileriz. Her kime Allah hidâyet verirse artık onu şaşırtacak kimse yoktur. Kimi şaşırtırsa onu da hidâyete erdirecek yoktur. Ben Allahdan başka ilâh olmadığına, bir Allah olup şeriki bulunmadığına; Muhammed'in de onun kulu ve resulü olduğuna şehâdet ederim. Bundan sonra. ...» Dımâd : — Şu sözlerini bana bir daha tekrarla! demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunları ona üç defa tekrarlamış. Bunun üzerine Dımâd: «Vallahi ben kâhinlerin sözlerini de, sihirbazların sözlerini de, şâirlerin sözlerini de dinledim; ama senin şu sözlerin gibi hiç bir söz işitmedim. Bunlar gerçekten deryanın dibine vardı. Ver elini sana islâmiyet üzerine bîat edeyim!» diyerek ona bîat etmiş. Resûiullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kavmin için de mi?» buyurmuşlar. Dımâd : —(Evet) kavmim nâmına da., demiş. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bir tarafa) bir seriyye göndermiş. Bunlar Dımâd'ın kavmine uğramışlar. Seriyyenin kumandanı askerlerine: — Bunlardan bir şey aldınız mı? diye sormuş. Oradakilerden biri: — Ben onlardan bir matara aldım; demiş. Kumandan: __ Onu sahibine iade edin; çünkü bunlar Dımâd'ın kavmidir; mukaabelesinde bulunmuş

Sahîh-i Müslim, 2008
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، - قَالَ مُسَدَّدٌ - حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو مُوسَى أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِي وَالآخَرُ عَنْ يَسَارِي فَكِلاَهُمَا سَأَلَ الْعَمَلَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاكِتٌ فَقَالَ ‏"‏ مَا تَقُولُ يَا أَبَا مُوسَى ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَطْلَعَانِي عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمَا وَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ ‏.‏ قَالَ وَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى سِوَاكِهِ تَحْتَ شَفَتِهِ قَلَصَتْ قَالَ ‏"‏ لَنْ نَسْتَعْمِلَ - أَوْ لاَ نَسْتَعْمِلُ - عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ وَلَكِنِ اذْهَبْ أَنْتَ يَا أَبَا مُوسَى أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏ ‏.‏ فَبَعَثَهُ عَلَى الْيَمَنِ ثُمَّ أَتْبَعَهُ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ قَالَ فَلَمَّا قَدِمَ عَلَيْهِ مُعَاذٌ قَالَ انْزِلْ ‏.‏ وَأَلْقَى لَهُ وِسَادَةً فَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ مُوثَقٌ قَالَ مَا هَذَا قَالَ هَذَا كَانَ يَهُودِيًّا فَأَسْلَمَ ثُمَّ رَاجَعَ دِينَهُ دِينَ السُّوءِ ‏.‏ قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏.‏ قَالَ اجْلِسْ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ ثُمَّ تَذَاكَرَا قِيَامَ اللَّيْلِ فَقَالَ أَحَدُهُمَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ أَمَّا أَنَا فَأَنَامُ وَأَقُومُ - أَوْ أَقُومُ وَأَنَامُ - وَأَرْجُو فِي نَوْمَتِي مَا أَرْجُو فِي قَوْمَتِي ‏.‏

Ebu Mûsâ (r.a), şöyle demiştir: Yanımda Eş'arilerden iki adamla birlikte Rasulullah (s.a.v.)'e geldim. Adamlardan birisi sağımda birisi solumda idi. Her ikisi de Rasulullah'tan görev istediler. Rasulullah susmakta idi. Bunun üzerine: " Ne diyorsun ya Ebu Musa? veya: Ya Abdullah b. Kays?" dedi. Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, gönüllerindekini bana söylemediler ve onların görev isteyeceklerinin farkına dahi varmadım, dedim. Sanki ben şu anda Rasulullah'ın dudağı altında misvakinin yükseldiğini görür gibiyim. Rasulullah (s.a.v.): "Biz işimize asla onu isteyeni tayin etmeyeceğiz - veya onu isteyeni ta­yin etmeyiz [Şek ravinindir] - ama, ey Ebu Musa - yada Abdullah b. Kays- sen git" buyurdu ve onu Yemen'e gönderdi. Sonra peşinden Muaz b. Cebel (r.a)'i de gönderdi.Râvi der ki: Muaz, Ebu Musa'nın yanına varınca Ebu Musa, "in" (buyur) dedi ve onun için bir minder serdi. Muaz, Ebu Musa'nın yanında bağlı bir adam gördü ve: Bu ne? dedi Ebu Musa: Bu yahidi idi, müslüman oldu, sonra tekrar dinine; kötü dinine döndü, de­di. Muaz: O öldürülmedikçe oturmam. Bu, Allah'ın ve Rasulünün hükmüdür, dedi. Ebu Musa: Otur, evet, dedi. Muaz üç kere: O Öldürülünceye kadar oturmam. Bu Allah'ın ve Rasulünün hükmüdür, dedi. Bunun üzerine Ebû Musa emretti ve adam öldürüldü. Sonra bu iki sahabe gece namazını tartıştılar. Muaz: "Ben uyurum da, namaz da kılarım; veya: namaz da kılarım uyurum da.[Şek ravinindir] Namazımda umduğumu (sevabı) uykum halinde de umarım" dedi. Diğer tahric edenler: Buhari. istitabetü'l-mürteddin; Müslim, imare; Ahmed b. Hanbel, IV, 409. Hadisin izahı 4357 no'lu hadisten sonra gelecektir

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4354
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي كِلاَهُمَا، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطِيبًا بِمَوْعِظَةٍ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّكُمْ تُحْشَرُونَ إِلَى اللَّهِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً ‏{‏ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ‏}‏ أَلاَ وَإِنَّ أَوَّلَ الْخَلاَئِقِ يُكْسَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِبْرَاهِيمُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَلاَ وَإِنَّهُ سَيُجَاءُ بِرِجَالٍ مِنْ أُمَّتِي فَيُؤْخَذُ بِهِمْ ذَاتَ الشِّمَالِ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أَصْحَابِي ‏.‏ فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ ‏.‏ فَأَقُولُ كَمَا قَالَ الْعَبْدُ الصَّالِحُ ‏{‏ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ * إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ‏}‏ قَالَ فَيُقَالُ لِي إِنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ مُنْذُ فَارَقْتَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ وَكِيعٍ وَمُعَاذٍ ‏"‏ فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dediki): Bize babam ri­vayet etti. Her iki râvi Şu'be'den rivayet etmişlerdir. H.. Bize Muhamraed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşar dahî rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Muğîra b. Nu'man'dan, o da Saîd h. Cübeyr'den, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir va'z dolayısıyla hutbe okumak için aramızda ayağa kalktı ve : «Ey insanlar! Hiç şüphe yok ki, siz Allah'a yalınayak, çıplak, sünnetsiz olarak haşredileceksiniz. (İlk yaratmaya nasıl başladıksa, üzerimize va'd olarak onu öylece iade edeceğiz. Biz va'dimizi yaparız.) [Enbiya 104] Dikkat edin ki, kıyamet gününde mahlûkatın ilk giydirileni İbrahim (Aleyhisselâm) olacaktır. Dikkat edin ki, benim ümmetimden bir takım adamlar getirilecek, fakat onlar sol tarafa alınacaktır. Bunun üzerine ben: Yarabbi! Bunlar benim ashabımdır, diyeceğim. (Bana); Bunların senden sonra ne modalar çıkardıklarını sen bilmezsin? denilecek? Ben de sâlih kulun dediği gibi (Ben onlara aralarında bulunduğum müddetçe şâhid oldum. Benim ruhumu kabzedince (artık) onların üzerine rakib sen oldun. Sen her şeye şâhidsin. Onları azab edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Affedersen şüphe yok ki, Aziz Hakim olan ancak sensin) [Maide 117-118] diyeceğim. Bunun üzerine bana: Sen onlardan ayrılalı onlar geriye dönmekte devam ettiler, denilecektir.» Veki' ile Muâzın hadîsinde: «Bunun üzerine sen onların, senden sonra ne modalar çıkardıklarını bilmezsin, denilecek...» cümlesi vardır

Sahîh-i Müslim, 7201

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.