Sahîh-i Müslim · 605
Arapça metin
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قَالَ أَبُوهُ وَنَسِيتُ الْعَاشِرَةَ .
Bize bu hadisi Ebu Kureyb de rivayet etti. (Dediki) : Bize İbni Ebi Zaide, babasından, o da Mus'ab b. Şeybe'den bu isnadda bu hadisin mislini haber verdi. Şu kadar varki o babasının; «onuncuyu unuttum» Dediğini söylemiş. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (596-604 numaralı hadisler): (596) "Fıtrat beştir -yahut beş şey fıtrattandır.-" Bu, raviden kaynaklanan bir şüphedir. Acaba birincisini mi söyledi yoksa ikincisini mi? Ancak ikinci rivayette (597) kesin bir ifade kullanarak "fıtrat beştir" demiş bulunmakta, sonra da bu beş şeyi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak ve bıyıklan kesmek" diye açıklamaktadır. (598) "Cafer b. Süleyman'dan, o Ebu İmran el-Cevni'den, o Enes (r.a.)'dan şöyle dediğini nakletti ... " Buna dair açıklama ve bunun: Kırk günü geçmeyecek şekilde bu işleri terk etmememiz anlamında olduğu gelecek. "Bize vakit tayin edildi." Bu da merfu hadislerden sayılır. Tıpkı bize şu husus emredildi denilmesi gibi. Buna dair açıklama kitabımızın baş taraflarında zikrettiğimiz fasıllarda geçmiş bulunmaktadır. Müslim'in sahihinden başka kaynaklarda: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize vakit tayin etti" şeklinde geçmektedir. Allah en iyi bilendir. Kadı İyaz dedi ki: el-Ukayll dedi ki: Cafer'in rivayet ettiği bu hadis su götürür. Ebu Ömer b. Abdilberr de bu hadisi Cafer b. Süleyman'dan başkası rivayet etmiyor. O ise hıfzının kötülüğü ve çokça hata etmesi sebebiyle rivayeti delil olan birisi değildir. Derim ki: Bununla birlikte mütekaddimun (ilk dönem) imamlarının birçoğu Cafer b. Süleyman'ın sika olduğunu belirtmişlerdir. Onun sika olduğunu söylemek için Müslim'in rivayetini delil göstermesi yeterlidir. Bu hususta başkası da ona uymuştur. (599) "Bıyıklan kesin ... " (601 numaralı) diğer rivayette de "sakallan uzatın" buyurulmaktadır. İbn Bureyd dedi ki: (599 numaralı hadiste geçen: ehfO ile ilgili olarak) bir kimse bıyıklarını kökten tıraş edecek olursa, bu fiil kullanılır. (3/150) Bıyıkların kazınması (ihfa) ve sakalların bırakılması (ihfa)nın anlamı az önce açıklandı. (601 numaralı hadisteki) sakalları bırakın (evfCı) de onları bırakın, ondan bir şey eksiltmeyin, demektir. İbnu's-Sikkıt ve başkalarının dediğine göre "lihye (sakal)"ın çoğulu liha ve luha gelmekle birlikte kesreli söyleyiş (liha) daha fasihtir. (603) Numaralı diğer hadiste ise: "On şey fıtrattandır ... " denilmektedir. "Fıtrat beştir" buyruğunun anlamı, beş şey fıtrattandır demektir. Diğer rivayetteki "on şey fıtrattandır" denildiği gibi. Bununla birlikte fıtrattan olan şeyler yalnızca on taneden ibaret değildir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de "fıtrattandır" buyurmakla, bunların on şeyden ibaret olmadığına işaret etmektedir. Allah en iyi bilendir. Fıtrat tabirinden burada ne kastedildiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Ebu Süleyman el-Hattabi diyor ki: İlim adamlarının çoğunluğu bunun sünnet olduğu kanaatindedir. (3/147) Hattabfden başka bir topluluk da bunu böylece zikretmiş ve şunu da söylemişlerdir: Bunun anlamı ise bunların nebilerin -Allah'ın salat ve selamları onlara- sünnetlerinden olduklarıdır. Bir diğer açıklamaya göre bunlar dindendir. Diğer taraftan bu hususların birçoğu ilim adamlarına göre vacip (farz) değildir, bazılarının vacip olup olmadığı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Sünnet olmak, mazmaza (abdest alırken ağza su alıp çalkalamak), istinşak (buruna su almak) gibi. Vacip olanın olmayanla birlikte zikredilmesinde ise bir engel yoktur. Yüce Allah'ın: "Bunların her biri meyve verdiği zaman meyvelerinden yiyin, biçildiği gün de hakkını (zekatını) verin." (En'am, 6/141) buyruğunda olduğu gibi. Haklarını vermek vacip (farz) ama onlardan yemek vacip değildir. Allah en iyi bilendir. Hadislerde Sözü Geçen Hasletierin Açıklamasına Gelince: Sünnet (Hitan):Şafillere ve ilim adamlarının birçoğuna göre vacip, Malik ve çoğu ilim adamlarına göre sünnettir. Şafii'ye göre ise erkeklere de, kadınlara da vaciptir. Erkek hakkında vacip olan haşefeyi örten derinin haşefenin tamamı açığa çıkıncaya kadar kesilmesidir. Kadın hakkında vacip olan ise fercin üst tarafındaki deri parçasının asgari miktarını kesmektir. Mezhebimizin sahih ve alimlerimizin çoğunluğunun kabul ettiği kanaate göre ise küçükken sünnet olmak caizdir, vacip değildir. Mezhebimizdeki bir görüşe göre küçüğün velisinin büluğa ermeden önce küçüğü sünnet etmesi kap eder. Bir diğer görüşe göre on yaşından önce sünnet edilmesi haramdır. Bu husustaki sahih hadise göre görüş belirtilecek olursa, çocuğun doğumunun yedinci gününde sünnet edilmesi müstehaptır dememiz gerekir. Doğduğu gün yedi günden sayılır mı yoksa onun dışında yedi gün mü hususunda da iki görüş vardır, bu iki görüşün kuwetli olanına göre o günün de sayılacağıdır. Mezhep alimlerimiz müşkil hunsa (denilen erkek mi kız mı olduğuna hiçbir şekilde hüküm verilemeyen) hakkında farklı görüşlere sahiptir. Onun büluğdan sonra her iki fercinin de sünnet edilmesi kap eder denildiği gibi, hangisi olduğu açıkça ortaya çıkmadıkça sünnet edilmesi caiz olmadığı da söylenmiştir. Daha güçlü olan görüş budur. Erkeklik organı olan (hunsay)a gelince, eğer her iki organı da faal ise her ikisinin de sünnet edilmesi kap eder. Şayet onlardan biri faal, diğeri değilse faalolan sünnet edilir. Hangi organ ın faalolduğunun neye göre değerlendirileceği hususunda da iki görüş vardır. Bir görüşe göre küçük abdesti bozmaktır, diğerine göre ise cimadır. Bir kişi eğer sünnetsiz olarak ölürse mezhep alimlerimizin bu hususta üç görüşü vardır: Sahih ve meşhur olan ister küçük, ister büyük olsun sünnet edilmez, ikincisine göre ise büyükse sünnet edilir, küçükse edilmez. Allah en iyi bilendir. İstihdad (Etek Tıraşı):Bu da etek tıraşı yapmaktır. Buna istihdad denilmesinin sebebi ustura demek olan hadide (demir)in kullanılmasıdır. Bu da sünnettir. Bundan maksat ise belli yerin temizlenmesidir. Efdal olan da tıraş edilmesidir. Kesmek, yolmak ve tüy dökücü ilaç kullanmak da caizdir. '''Ane'' erkeğin tenasül organının üstündeki ve çevresindeki kıllar ile kadının fercinin etrafındaki kıllardır. Ebu'l-Abbas b. Sureye'den nakledildiğine göre, dübür yuvarlağının etrafında biten kıllardır. Bütün bunların toplamından ön arka ve çevrelerindeki bütün kılların tıraş edilmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır. (3/148) Etek tıraşının ne zaman yapılacağına gelince. Tercih edilen görüşe göre bu ihtiyaca ve uzamasına göre tespit edilir. Uzadığı zaman tıraş edilir. Bıyıkların kesilmesi, koltuk altlarının yolunması, tırnaklarının kesilmesinde de durum böyledir. Enes (r.a.}'ın kitapta (598 numara ile) zikredilen "bıyıkların kesilmesi, tırnakların kesilmesi... kırk günden fazla bırakılmaması. .. vakit olarak tayin edildi" hadisinin anlamı ise kırk günü aşacak kadar kesilmeden bırakılmaması demektir. Yoksa kırk gün boyunca kesme yoluna gidilmemesi vakit olarak tayin edildi, demek değildir. Allah en iyi bilendir. Tırnakları Kesmek (Taklimu'l-Ezfar): Bu da sünnettir, vacip değildir. Ayaklardan önce ellerin tırnaklarını kesmek müstehaptır. Önce sağ elinin şahadet parmağını sonra orta parmağını sonra yüzük sonra serçe parmağını sonra baş parmağının tırnaklarını keser sonra sol ele geçip serçe parmağını sonra yüzük parmağını elinin sonuna kadar tırnaklarını keser. Sonra sağ ayağının tırnaklarını keserek önce serçe parmağının tırnağını keserek başlar, sol ayağının serçe parmağı ile tamamlar. Allah en iyi bilendir. Koltuk Altlarının Yolunması: İttifakla sünnettir. Efdal olan gücü yetenin koltuk altını yolmasıdır. Tıraş etmekle ve tüy dökücü ilaç kullanmakla da bu sünnet gerçekleşir. Yunus b. Abdula'la'dan şöyle dediği nakledilmektedir: Şafii (rahimehullah)'ın yanına girdim. Yanında berber de vardı, koltuk altını tıraş ediyordu. Şafii dedi ki: Ben sünnetin koltuk altlarını yolmak olduğunu biliyorum ama onun acısına dayanamıyorum. Sağ koltuk altından başlaması da müstehaptır. Bıyıkları Kesmek: Bu da sünnettir. Bıyığının sağ tarafından başlaması müstehaptır. Bizzat kendisi kesmek ile bu işi başkasına havale etmek arasında seçim yapmakta serbesttir. Çünkü açılmaması gereken bir yeri açmadan ve haram işlemeden maksat gerçekleşebilir. Halbuki koltuk altı ve etek tıraşı böyle değildir. Bıyığın kesilecek sınırına gelince, tercih olunan dudağın kenarı görününceye kadar kesmesidir, bıyığı dibinden kazımayız. "Bıyıkları kesin" şeklindeki rivayetlerin anlamı ise dudaklardan uzayıp taşan kısmı kesin demektir. Allah en iyi bilendir. Sakal Bırakmak (i'fau'l-lihye): Sakalın salınması demektir. Bir diğer rivayetteki "evfu'l-liha"nın anlamı budur. Farsların adeti sakalı kesmek şeklinde idi, şeriat bunu yasakladı. İlim adamları sakal hakkında mekruh on hususu zikretmektedirler. Bunların bir kısmı diğerinden daha çirkindir: 1- Cihad kastı olmaksızın siyaha boyamak 2- Sünnete uymak için değil de, salih kimselere benzetmek için sarıya boyamak 3- Baş olmak, tazim edilmek ve meşayihten olduğu izlenimini vermek için yaşlı görünmekte acele etmek niyetiyle kükürt ya da başka şeylerle ağartmak 4- Yüzünde tüy bitmemesini sağlamak ve suretinin güzel kalması maksadıyla ilk bittiği sıralarda sakalını yolmak yahut tıraş. etmek 5- Ağaran kılları yolmak 6- Kadınların ve başkalarının onu daha güzel bulmaları için saçının kıllarını tel tel, sıra sıra dizmek 7 - Şakaklardaki saçlardan sakala ilave yapmak yahut başı tıraş ederken, yan taraflarını alırken sakalın üst taraflarını kısmen almak 8- İnsanlar için güzel görünmek kastıyla sakalını taramak 9- Zahitlik görüntüsü ve kendisine pek aldırmadığı izlenimini vermek maksadıyla sakalını birbirine karışmış, birbirine geçmiş halde bırakmak 10- Sakalının siyahına ve beyazına beğenerek, böbürlenerek gençliğe kanıp, yaşlılıkla övünerek gençlere karşı üstünlük taslayarak bakmak 11- Sakala düğüm atmak, onu örgü yapmak 12- Sakalı tıraş etmek (3/149); ancak kadının sakalı çıkacak olursa onun da sakalını tıraş etmesi müstehap olur. Allah en iyi bilendir. İstinşak (burna su çekmek): Açıklaması, nitelikleri, vacip ve müstehap oluşunda ilim adamlarının görüş ayrılıkları daha önce geçti. Parmak Eklem ve Boğumlarını Yıkamak (ğaslu'l-beracim): Başlı başına bir sünnettir. Abdest almaya özgü değildir. Beracim, burcume'nin çoğulu olup, parmakların boğumları ve bütün eklemleri demektir. İ1im adamları der ki: Kulakların büküldükleri yerlerde toplanan kirler de bunlar gibidir. Bu kirleri de silerek alır çünkü bazı hallerde kulak kirinin çokluğu işitmeye zarar verebilir. Aynı şekilde burnun içinde toplanan kirleri de temizlemenin hükmü budur. Kısacası vücudun herhangi bir yerinde ter, toz ve buna benzer bir sebeple toplanan bütün kirlerin hükmü böyledir. Allah en iyi bilendir. Temizlenirken Su Kul/anmak (intikasu'l-ma'): Veki" burada (603 numaralı hadiste) bunu istindı. diye açıklamış olmakla birlikte Ebu Ubeyde ve başkaları: Bunun anlamı tenasül uzvunu yıkarken su kullanmak suretiyle sidiğin kesilmesini sağlamaktır demişlerdir. Bazıları ise su serpmektir diye açıklamıştır. Bir rivayette ise "intikasu'l-ma'" yerine "intizah" gelmiştir. Cumhurun dediğine göre intizah, abdest aldıktan sonra vesveseyi ortadan kaldırmak maksadıyla ferce az miktarda su serpmek demektir. Bunun su ile istinca yapmak olduğu da söylenmiştir. İbnu'l-Esir'in belirttiğine göre bu laflZ "intifasu'l-ma'" diye de rivayet edilmiştir. "en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis" adlı eserinin "fe" faslında: Doğrusu bunun fe ile olduğudur, demektedir. Devamla şunları söyler: Bundan maksat ise az miktardaki suyun ferce serpilmesidir. Bu da az miktarda akan kan hakkında "nefasa" fiilini kullanmalarından gelmektedir. Ancak onun bu nakli şazdır, doğrusu az önce kaydettiğimizdir. Allah en iyi bilendir. (603) "Onuncusunu ise unuttum, ancak mazmaza olmalıdır." Bu onun (Mus'ab'ın) bu husustaki şüphesinden ileri gelmektedir. Kadı İyaz der ki: Belki de bu onuncusu beş haslet ile birlikte zikredilen sünnettir. Onun böyle olması daha uygundur. Allah en iyi bilendir. İşte bu söylediklerimiz fıtrat ile ilgili olanlar hakkında kısa açıklamalardır. Buna dair geniş ve etraflı açıklamaları delilleriyle ve diğer ayrıntılarıyla el- Mühezzeb Şerhinde doyurucu bir şekilde yapmış bulunmaktayım. Allah en iyi bilendir. (603) "Sakalları bırakın" yani onları bırakın, onlarda değişiklik yapmaya kalkışmayın. Kadı İyaz'ın belirttiğine göre çoğunluğun rivayeti bizim zikrettiğimiz gibi (erhCı) şeklindedir. Ancak İbn Mahan' daki rivayette cim ile "ereCı" şeklindedir. Bunun birincisi ile aynı anlamda olup, aslının "erciCı" diye hemzeli olup, hafifletmek için hemzenin hazfedildiği de söylenmiştir yani onu erteleyin ve onu terk edin, bırakın. Buhari'nin rivayetinde ise: "VeffirCı" şeklindedir. Böylelikle bu kelimede "a'fu, evfu, erhu, ercu, veffiru" olmak üzere beş rivayet ortaya çıkmaktadır. Hepsinin anlamı ise kendi haline bırakın, şeklindedir. Hadisin lafızlarının gerektirdiği hadisin zahirinden anlaşılan budur. Mezhep alimlerimizden ve onların dışındaki ilim adamlarından bir topluluğun kanaali de bu şekildedir. Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Sakalın tıraş edilmesi, kesilmesi ve yakılması mekruhtur. Boyundan, eninden alınması ise güzeldir. Şöhret için onu büyütmek mekruh olduğu gibi, bu maksatla kesilmesi ve yolunması da mekruhtur. Selef bunun bir sınırının olup olmadığı hususunda farklı kanaatlere sahiptir. Onlardan bu hususta hiçbir sınır getirmemiş olanlar olmakla birlikte dikkat çekecek kadar ilişmeden de bırakmaz, onu bir miktar kısaltır. Malik oldukça uzun tutulmasını mekruh görmüştür. Seleften bazıları da bir kabzadan fazlasının kesilmesini söyleyerek sınır getirmiştir. Kimisi de hac ya da umre dışında onu kısaltmayı mekruh görmüştür. (Kadı İyaz devamla) dedi ki: Bıyık hakkında ise seleften birçok kimse kökten alınacağı ve tıraş edileceği görüşündedir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bıyıkları kesiniz ve onları dipten tıraş ediniz" buyruğunun zahirini delil almışlardır. KCıfelilerin de görüşü budur. Seleften birçoğu ise tıraş etmenin ve kökten almanın yasak olduğu kanaatindedir. Malik de böyle demiştir. O bıyıkların (kökten) tıraş edilmesini bir müsle (hilkati çirkinleştirmek) kabul eder ve böyle yapanın tedib edilmesini emreder, bıyığın üst tarafından alınmasını da mekruh görürdü. Bu kanaatte olanlar kökten almanın, yolmanın ve kesmenin aynı manada olduğunu ve bunun du dağın ucu görününceye kadar kısaltılması anlamında olduğunu kabul ederler. Kimi ilim adamı ise her iki husustan birini seçmekte serbestlik olduğu kanaatindedir. -Kadı İyaz'ın ifadeleri burada sona ermektedir.- Tercih olunan ise sakalı kendi haline bırakmak ve onu kesinlikle kısa Itmaya kalkışmamaktır. Bıyık hakkında tercih olunan ise kökten tıraş etmeyip, du dağın kenarının görünmesini sağlayacak şekilde kısaltmaktır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ حَدَّثَنَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً " الْفِطْرَةُ خَمْسٌ ـ أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ ـ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الإِبْطِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ ".
Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "(Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu): Fıtrat beştir (yahut beş şey fıtrattandır); Sünnet olmak, etek traşı yapmak, koltuk altlarını yolmak, tırnaklarını kesmek ve bıyıkları kesmek. " Bu Hadis 5891 ve 6297 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bıyığını kestirirdi." Burada (kestirirdi anlamındaki: Yuhfi fiili) el-ihfa ya da el-hafy kökünden gelmekte olup izale etmek anlamındadır. "Derinin beyazı görününceye kadar." Bu muallak rivayeti mevsul bir rivayet olarak Ebu Bekir el-Esrem, Ömer b. Ebi Seleme yoluyla babasından şöyle dediğini nakledip rivayet etmiş bulunmaktadır: "Ben İbn Ömer'in, bıyığını geriye ondan hiçbir şey bırakmayıneaya kadar kestiğini gördüm." Taberi de Abdullah b. Ebi Osman yoluyla şunu söylediğini nakletmektedir: Ben İbn Ömer'in, bıyığının üstünden ve altından alıp kısalttığını gördüm." İşte bu, İbn Ömer'den gelen bu rivayet ile sadece dudağın kenarında bulunanları izale etmenin kastedildiği şeklinde tevil edenlerin tevilini reddetmektedir. Fıtrattan olduğu belirtilen bu hasletlerin, iyice tetkik edilmesi suretiyle idrak edilebilecek dini ve dünyevi pek çok masıahat ile ilgisi vardır. Bunların bazıları: Görünüşün güzelleştirilmesi, genelolarak ve detaylarıyla bedenin temizlenmesi, her iki temizlik (hadesten ve necasetten taharet) için gerekli ihtiyatın yapılması, hoş olmayan kokular dolayısı ile rahatsızlık verecek şeyleri önlemek suretiyle kendisiyle oturup kalktığı hanımına ve arkadaşına iyilikte bulunması, Mecusi, Yahudi, Hristiyan ve puta tapıcı kafirlerin şiarlarına muhalefet etmesi, şeriat koyucunun emrine uyması, yüce Nlah'ın: "Size suret verip, suretlerinizi güzelleştirmiştir."(Mu'min, 64) buyruğunun işaret ettiği gerçeği koruması -çünkü bu özellikleri korumaya çalışıp devam etmek buna uygun bir iştir-o Yüce Allah: Ben sizin suretlerinizi güzelleştirmiş bulunuyorum. Sizler onu çirkinleştirecek hallerle güzelliğinizi bozmayınız yahut onun güzelliği ni devam ettirecek şeylere dikkat ediniz, demiş gibidir. Çünkü bunları korumak ve bunlara gereken dikkati göstermek aynı zamanda insani özelliklere ve istenen şekilde kaynaşmaya gereken dikkati göstermek demektir. Çünkü insan güzel bir görünüm ile ortaya çıktığı takdirde, diğerlerinin onunla daha güzel bir şekilde geçinip ona açılmalarını sağlar. Söylediği söz kabul edilir, görüşü benimsenir. Aksi olursa aksi sonuçlar ortaya çıkar. Fıtrata dair açıklamaya gelince, el-Hattabi şöyle demektedir: İlim adamlarının çoğunluğunun kanaatine göre burada fıtrattan kasıt, sünnettir. Başkası da böyle söylemiştir. Derler ki: Bu, bunların Nebilerin sünnetlerinden oldukları anlamına gelir. Bir başkakesim şöyle demektedir: Fıtratın anlamı dindir. Ebu Nuaym, el-Mustahrec adlı eserinde de bunu böylece rivayet etmiştir. Nevevi Şerhu'lMühezzeb adlı eserinde şunları söylemektedir: el-Maverdi ile Şeyh Ebu İshak bu hadiste fıtrattan maksadın din olduğunu söylemişlerdir. Şafii ve mezhebine mensup ilim adamlarının çoğunluğu bu başlıkta sözü geçen beş hasletin arasında yalnızca sünnet olmanın vacip olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü eskilerden Ata da benimsemiştir. Hatta Ata şöyle demiştir: Yaşı büyük bir kişi, Müslüman olduğu takdirde sünnet olmadıkça Müslüman olması eksik kalır. Ahmed ile Maliki alimlerinden bazılarına göre sünnet olmak vaciptir. Ebu Hanife'ye göre ise farz değil, vaciptir. Yine ondan, terki sebebiyle günahkar olmayı gerektiren bir sünnet olduğu görüşü de nakledilmiştir. Şafii alimlerinden gelen bir görüşe göre sünnet, kadınlar için vacip değildir. el-Muğnı müellifinin Ahmed'den naklettiği görüş de budur. İlim adamlarının çoğunluğu ile kimi Şafii alimine göre sünnet vacip değildir. Bunların delilleri arasında Şeddad b. Evs'in, Nebie nispet ederek zikrettiği "sünnet olmak erkekler için bir sünnet, kadınlar için bir ikramdır" hadisidir. Ancak bunda buna dair delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü hadis-i şerifte "sünnet" lafzı varid olduğu takdirde vacibin karşısında yer alan hükmün kastedilmediği kabul edilmiş bir husustur. Sünnet olmayı vacip kabul eden kimseler birtakım deliller göstermişlerdir: 1- Sünnet yapılırken kesilen et parçası, necaseti alıkoyar ve dışarı çıkartmaz. Bundan dolayı namazın sıhhatine engelolur. Ebu't-Tayyib et-Tab eri ise bu kadarının bize göre bağışlanan bir şeyolduğunu açıkça ifade etmiştir. 2- Ebu Davud, Useym b. Kesir'in dedesi olan Kuleyb'den şu hadisi rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: Üzerinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol, demiştir." Bununla birlikte Nebi'in bir kişiye özel olarak hitabının o kişiye ait olduğuna dair delil ortaya konuluncaya kadar başkasını da kapsayacağı kabul edilmiş bir ilkedir. Ancak buna da hadisin senedinin zayıf olduğu belirtilerek itiraz edilmiştir. Çünkü İbnu'l-Münzir: Bu hususta hiçbir rivayet sabit değildir, demiştir. 3- Sünnet olan kimsenin avretini açmasının caiz oluşu 4- Sünnet olmak taabbud maksadıyla vücuttan yerine başkasının gelmediği bir organ parçasını kesmektir. O halde bu, hırsızın elinin kesilmesi gibi vacip olur. 5- Sünnet olmak sebebiyle canın büyük bir acı çekmesi söz konusudur. Böyle bir şey ise ancak ya masıahat ya bir suça karşı ceza ya da vücub hallerinden birisi sebebiyle meşru olabilir. İlk ikisi söz konusu olmadığına göre üçüncüsü sabit olur." 6. el-Hattabı sünnet olmanın vacip oluşuna bunun, dinin şiarı oluşunu da delil göstermiştir. Çünkü bu yolla Müslüman kafirden ayırt edilebilir. Hatta sünnet olmamış, öldürülmüş bir topluluk arasında sünnet olmuş bir kişi buluna cak olursa onun cenaze namazı kılınır ve müslümanların kabristanına defnedilir. Ancak Ebu Şame buna karşı: Dinin şiarlarının tümünün (değil de ancak bir kısmının) vacip olduğunu söyleyerek itiraz etmiştir. 7- Beyhaki der ki: Delillerin en güzeli Buhari ve Müslim'de yer alan Ebu Hureyre'riin rivayet ettiği mertCı' hadistir: "İbrahim seksen yaşında iken el-Kadum denilen yerde sünnet oldu." Yüce Allah da: "Sonra biz sana: 'Hanif olarak İbrahim'in dinine uy. "'(Nahl, 123) diye buyurmuştur. İbn Abbas'tan da İbrahim'in kendisi ile sınanıp eksiksiz olarak tamamladığı kelimelerin fıtrat ın hasletleri olduğu ve sünnet olmanın da bunlardan birisi olduğunu söylediği, sahih olarak rivayet edilmiştir. Sınama da çoğunlukla vacip olan şeylerle gerçekleşir. Sünnet olmanın meşru olduğu vakit hakkında da görüş ayrılığı vardır. elMaverdi der ki: Bunun biri vücub, biri de müstehaplık vakti olmak üzere iki vakti vardır. Vücub vakti, büluğ zamanıdır. Müstehablık zamanı ise ondan önceki süredir. Uygun görülen ise doğumdan sonra yedinci günde sünnet olmaktır. eş-Şeyh Ebu Abdullah b. el-Hac, el-Medhal adlı eserinde şunu nakletmektedir: Erkeğin sünnet olmasını açıklayıp ilan etmek, dişinin de sünnet olmasını gizli saklı yapmak sünnettir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Etek traşı yapmak." İstihdad (etek traşı yapmak) ile kastedilen, vücudun özel bir yerindeki kılları traş etmek için ustura kullanmaktır. Denildiğine göre bu tabirin kullanılması, bir lafızdan anlatılmak istenenin anlaşılabilmesi ve açıkça ifade etmeye ihtiyaç bırakmaması halinde, haya edilen halleri kinayeli lafızlarla ifade etmenin meşru olduğunu göstermektedir. Nesai'nin naklettiği Ebu Hureyre yolu ile gelen rivayette bu tabir, "halku'l-ane (etek traşı yapmak)" olarak zikrediImiştir. Nevevi ve başkaları der ki: Etekteki kıııarı izale etmekte sünnet olan, hem erkek, hem kadın için ustura ile traş etmektir. eabir'den gelen sahih hadiste, saçı başı karışık olan kadın saçlarını taramadan, kocası yanında bulunmayan kadın etek traşı yapmadan geceleyin kadınların yanına baskın yaparcasına gitmenin nehyedildiği de sabittir. Bu hadise dair yeterli açıklamalar Nikah bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Ancak bunu giderecek herbir yol ile de sünnet asıl itibariyle gerçekleştirilmiş olur. Yine Nevevi şunları söylemektedir: Erkek için evla olan traş olmak, kadın için de daha uygunu yolmaktır. Ancak bu görüş, kadının acı çekmesi sebebiyle kocasının da yerin gevşekliği sebebiyle zarar goreceği belirtilerek, açıklanması zor bir görüş olarak kabul edilmiştir. Çünkü yolmak, doktorların ittifakıyla yolunan yerin gevşemesine sebep olur. Ama İbnu'l-Arabi şunları söylemektedir: Eğer kadın için daha uygunu mutlak olarak -zırnık gibi- izale edici ilaçlar kullanmaktır, deniimiş olsaydı, bu da doğrudan uzak bir görüş olmazdı. "Koltuk altlarını yolmak." Müstehap olan sağ koltuk altından başlamaktır. Traş olmak yoluyla da özellikle yolmaktan rahatsız olan kimseler için, sünnetin esası eda edilmiş olur. "Tırnakları kesmek." Bundan maksat, tırnağın parmak ucundan itibaren uzayan kısmını kesmektir. Çünkü altında kir toplanır ve bu tiksinti verir. Hatta bu bazen taharet esnasında yıkanması kap eden yere suyun ulaşmasını önleyecek sınıra kadar dahi ulaşabilir. Perşembe günü tırnak kesmenin müstehap oluşuna dair herhangi bir hadis sabit olmuş değildir. Nevevi der ki: Kabule değer görülen görüş, bütün bu hususların yapılacağı süreyi ihtiyacın belirlediği şeklindedir. elMühezzeb Şerhi'nde ise (yine Nevevi) şunları söylemektedir: Bunun duruma ve şahıslara göre değişmesi söz konusudur. Gerek bunda, gerekse sözü edilen diğer bütün hususlarda belirleyici esas, bunlara duyulacak ihtiyaçtır. Derim ki: Ama bu, bu işleri Cuma gününe rast getirmeye çalışmaya da engel değildir. Çünkü Cuma günü temizlenmekte işi ileriye götürmek, meşru olan bir şeydir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Sualat: Sorular"da yer alan hususlardan birisi de şudur: Ben ona (Ahmed'e) sordum: Kestiği saçını ve tırnaklarını toprağın altına mı gömer yoksa onu rastgele mi atar? O, kestiklerini gömer, dedi. Ben: Bu hususta sana bir rivayet ulaştı mı, diye sordum. O: İbn Ömer bunları toprağın altına gömerdi, dedi. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de kesilen saçların ve tırnakların gömülmesini emir buyurduğu ve: "Ademoğullarının büyücüleri onu alıp oyuncak edinmesin" dediği de rivayet edilmiştir. Derim ki: Bu hadisi Beyhaki, Vail b. Hucr'dan buna yakın olarak rivayet etmiştir. Bizim mezhebimize mensup ilim adamları, bunlar insan vücudunun birtakım cüzleri olduklarından dolayı gömülmelerini müstehap kabul etmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Bıyıkları kesmek." Nevevi der ki: Bıyıkların kesilmesinde uygun görülen, bıyığın kenarı görülünceye kadar kesilmesidir. Fakat kökünden onu büsbütün kesmemesidir. Hadisteki "kesiniz" rivayeti, dudaklardan sonra uzayan kısmı izale ediniz, anlamındadır. İbn Dakiku'l-'Id der ki: Ben bunu mezhebin bir görüşü olarak mı yoksa kendisinin İmam Malik'in mezhebindeki görüşlerden tercih ettiği bir görüş olarak mı naklettiğini bilemiyorum. Derim ki: Nevevi el-Mühezzeb Şerhi'nde açıkça: Bizim mezhebimiz budur, demektedir. Tahavı şöyle demektedir: Ben bu hususta Şafil'den açıkça nakledilen bir ifade görmedim. Ama bizim kendileri ile görüştüğümüz el-Müzeni ve er-Rebi gibi arkadaşları bıyıklarını iyice keserlerdi. Bunu da ondan başkasından almadıklarını zannediyorum. Ebu Hanife ve arkadaşları ise şöyle derlerdi: Bıyıkları kesmek kısaItmaktan daha faziletlidir. İbnu'l-Kasım da Malik'ten şöyle dediğini nakletmektedir: Banagöre bıyığı diptenkesmek bir müsledir. Hadisteki maksat ise dudakların kenarı görülünceye kadar bıyıkları ileri derecede kısaltmaktan ibarettir. Eşheb de şöyle demektedir: Ben Malikle bıyığını dipten kesen kimsenin durumunun ne olacağını sordum. O: Görüşüme göre canı yanacak kadar dövülür, dedi. Bıyığını traş eden kimseye de: Bu daha sonra insanlar arasında ortaya çıkan bir bid'attir, demiştir. --Tahavi'den iktibas burada sona ermektedir-- Kimi ilim adamları bu hususta muhayyerliği benimsemiştir. Derim ki: Bu kişi Taberi'dir. O Malik'in ve KOfelilerin görüşlerini nakledip, dilcilerden de "(hadiste geçen) el-ihfa"nın kökten kesmek• anlamına geldiğini aktardıktan sonra şunları söylemektedir: Sünnet her iki hususa da delildir ve arada bir tearuz (çatışma) yoktur. Çünkü kesmek (kass) bir kısmını almayı, ihfa ise tamamını almayı ifade eder. Her ikisi de sabit olduğuna göre, kişi dilediğini yapmakta muhayyerdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنْ سُفْيَانَ، - قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، - عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْفِطْرَةُ خَمْسٌ - أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ - الْخِتَانُ وَالاِسْتِحْدَادُ وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ وَنَتْفُ الإِبْطِ وَقَصُّ الشَّارِبِ " .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n Nakıd ve Züheyr b. Harp toptan Süfyan'dan, rivayet ettiler. Ebu Bekr dediki: Bize İbni Uyeyne, Zühri'den, o da Said b. el-Müseyyeb'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti: Şöyle buyurmuşlar: "Fıtrat şu beş şeydir -yahut şu beş şey fıtratlandır-: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak ve bıyıkları kesmek. " Diğer tahric: Buhari, 5880, 5891, 6297; Ebu Davud, 4198; Nesai, 11; İbn Mace, 292; Tuhfetu'lEşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ قَتَادَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِهِ . وَفِي حَدِيثِ جَرِيرٍ عَنْ سُلَيْمَانَ عَنْ قَتَادَةَ مِنَ الزِّيَادَةِ " وَإِذَا قَرَأَ فَأَنْصِتُوا " . وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ أَحَدٍ مِنْهُمْ " فَإِنَّ اللَّهَ قَالَ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ " . إِلاَّ فِي رِوَايَةِ أَبِي كَامِلٍ وَحْدَهُ عَنْ أَبِي عَوَانَةَ . قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ قَالَ أَبُو بَكْرِ ابْنُ أُخْتِ أَبِي النَّضْرِ فِي هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ مُسْلِمٌ تُرِيدُ أَحْفَظَ مِنْ سُلَيْمَانَ فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ فَحَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ فَقَالَ هُوَ صَحِيحٌ يَعْنِي وَإِذَا قَرَأَ فَأَنْصِتُوا . فَقَالَ هُوَ عِنْدِي صَحِيحٌ . فَقَالَ لِمَ لَمْ تَضَعْهُ هَا هُنَا قَالَ لَيْسَ كُلُّ شَىْءٍ عِنْدِي صَحِيحٍ وَضَعْتُهُ هَا هُنَا . إِنَّمَا وَضَعْتُ هَا هُنَا مَا أَجْمَعُوا عَلَيْهِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Usame rivayet etti. (Dediki): Bize Saîd b. Ebi Arube rivayet etti. H. Bize Ebu Gâssân el-Misma'î de rivayet etti. (Dediki): Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bize İshâk bin İbrahim dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr Süleyman et-Teymî'den naklen haber verdi. Bunların hepsi Katâde'den bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir. Cerîr'in Süleyman'dan, onun da Katâde'den rivayetinde şu ziyade vardır: «İmam okuduğu vakit siz susun!» Fakat hiç birinin hadîsinde: «Zira Allah Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dilinden buyurmuştur» ibaresi yoktur. Bu ibare sadece Ebu Kâmilin yalnız başına Ebu Avâne'den rivayet ettiği hadîste mevcuttur. Ebu İshâk demiştir ki: Ebu'n-Nadr'ın kızkardeşi oğlu Ebu Bekr bu hadîs hakkında söz etti. Müslim ona: Süleyman'dan daha belleyişlisini mi istiyorsun? dedi: Ebu Bekr ona şunu da sordu: — Ya Ebu Hureyre hadîsine ne dersin? Müslim: O sahihtir, dedi. Ebu Bekr (İmam okuduğu vakit siz susun) hadîsini kasdetmişti. Müslim de; o benim indimde sahihtir, cevâbını verdi. Bunun üzerine Ebu Bekr; öyleyse onu buraya (kitabına) niçin koymadın? dedi. Müslim: Ben kendimce sahih olan her şeyi bu kitaba koymuş değilim. Ben buraya ancak ulemânın ittifak ettikleri hadîsleri koydum, cevabını verdi
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي غَلاَّبٍ، عَنْ حِطَّانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقَاشِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا قَرَأَ الإِمَامُ فَأَنْصِتُوا فَإِذَا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ فَلْيَكُنْ أَوَّلَ ذِكْرِ أَحَدِكُمُ التَّشَهُّدُ " .
Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: İmam okuduğu zaman, siz susunuz. İmam oturduğu zaman her hangi birinizin ilk zikri teşehhüd olsun.»" AÇIKLAMA : Müslim, bu hadisi uzun bir metin halinde rivayet etmiştir. Onun rivayetinde: ....''İmam okuduğu zaman susunuz." cümlesi yoktur. Müslim; Cerir'in, Süleyman aracılığıyla Katade (r.a.)'den yaptığı rivayette mezkur cümlenin bulunduğunu söylemiştir. Müslim'in arkadaşı Ebu İshak demiştir ki: Ebu'n-Nadr'ın kız kardeşinin oğlu Ebu Bekir, bu hadis hakkında bir söz söyledi. Müslim, Ona: Sen, hıfzı Süleyman'dan daha kuvvetli adam mı istiyorsun? dedi. Ebu Bekir (r.a.), bu sefer Ona şunu sordu: Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisine ne dersin? Müslim; Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi sahihtir, dedi. Ebu Hureyre' (r.a.)'in hadisinden maksad; onun, merfu' olarak rivayet ettiği: "Ve imam okuduğu zaman susunuz." hadisidir. Müslim: Bu hadis bence sahihtir, deyince; Ebu Bekir (r.a.) Ona: O halde bunu niçin kitabına almadın? diye sordu. Müslim: Ben, kendimce sahih olan her şeyi buraya koymuş değilim. Ben, buraya ancak ulama'nın ittifak ettikleri hadisleri koydum, dedi. Nevevi, bu hadisin açıklamasını yaparken şöyle der: ''Bilmiş ol ki; 've iza kerea fe ensitu..' ziyadesinin sıhhati hakkında hadis hafızları ihtilaf etmişlerdir. Beyhaki'nin Sünen-i Kebir'de Ebu Davud-i Sicistani'den rivayet ettiğine göre. bu ziyade mahfuz değildir. Keza Beyhaki aynı durumu Yahya bin Main, Ebu Hatim er-Razi, Darekutni ve el-Hafız Ebu Ali en-Nisaburi' den nakletmiştir.' Beyhaki'nin dediğine göre Ebu Ali el-Hafız: Bu lafız mahfuz değildir. Süleyman et-Teymi bu lafzı ilave etmekle Katade (r.a.)'in bütün arkadaşlarına muhalefet etmiştir. Şu lafızların Süleyman'ın ilavesinin zayıflığı üzerinde toplanmış olmaları, Müslim'in bu ilaveyi sahih görmesine tercih edilir. Kaldı ki, Müslim bu ziyadeyi senedli olarak sahihinde rivayet etmemiştir.'' Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı da bu ziyade hakkında uzun uzadı konuşmuştur. 'Cehri namazda imam'ın arkasındayken kıraatı terketmek babı'nda verdiği bilgi özetle şöyledir: Hanefi alimlerinin, imamın arkasındayken kıraat yapılmayacağına dair gösterdikleri delillerden birisi de, Ebu Musa el-Eş'ari ve Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edilen: 've iza kerea fe ensitu..' hadisidir. Ebu Hureyre (r.a.)'nin hadisini Tirmizi hariç, diğer Kütüb-i Sitte sahipIeri rivayet etmişlerdir. Ebu Musa (r.a.)'ın hadisini de Ahmed ve Müslim tahric etmişlerdir. Anılan iki sahabi'nin rivayet ettikleri hadislerde bulunup, Hanefi alimlerince delil olarak gösterilen mezkur cümle, hadis hafızlarmın ekserisi yanında mahfuz değildir. Mahfuz olduğu teslim edilse bile imam'ın arkasındayken okumanın yasaklığına delil gösterilmesi sıhhatlı değildir. Bunun çok yönden izahı vardır. Bunlardan birisi, mevcud hadisleri uzlaştırmak için bu cümlede emredilen susmak ile Fatiha'dan başka bir şey okumamak istenmiştir, şeklinde yapılan yorumdur. El-Hafız İbn-i Hacer, Fethu'I-Bari'de: 'Cehri naınazlarda imam'a uyan kişi, Fatiha okumaz, diyen Malikiler ve bu görüşteki alimler; 've iza kerea fe ensitu ' hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadis sahihtir. Müslim, bu hadisi Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den tahric etmiştir. Fakat bu görüş'e delaleti yoktur, Çünkü cemaat, imam okurken, susmayı ve Fatiha'yı okumayı beraber yürütebilir, Şöyle ki: İmam Fatiha'yı okurken cemaat dinler. İmam sekte yapınca cemaat Fatiha okur, Ve imam sure okuyunca cemaat onu dinler, sure'yi okuma, Buhari, Cüz'ul-Kıraat'ta: Eğer bu hadis sahih olsaydı şöyle yorumlanabilirdi: Cehri namazlarda cemaat Fatiha'dan başka bir şey okumaz, imam'ı dinler. İmam sekte yaptığında cemaat'ın fatiha okuması, bu hadise aykırı degildir, demiştir.' der. Ebu Hureyre (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra, cehri namazlar olsun, gizli namazlar olsun, bütün namazlarda imam'ın arkasındayken kişinin Fatiha okumasına hükmederdi. Üzerinde konuşulan hadisin ravisi de kendisidir
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " الْفِطْرَةُ خَمْسٌ الاِخْتِتَانُ وَالاِسْتِحْدَادُ وَقَصُّ الشَّارِبِ وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ وَنَتْفُ الإِبْطِ " .
Bana Ebu't Tabir ile Harmeletü'bnü Yahya rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki) : Bana Yunus, İbni Şihab'dan, o da Said b. el-Müseyyeb'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi ki şöyle buyurmuşlar: "Fıtrat şu beş şeydir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyıkları kesmek, tırnakları kesmek ve koltuk alt/arını yolmak. " Diğer tahric: Nesai, 9; Tuhfetu'l-Eşraf, 13343 DAVUDOĞLU ŞERHİ 258, NEVEVİ ŞERHİ 261. sayfada
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِمِنْدِيلٍ فَلَمْ يَمَسَّهُ وَجَعَلَ يَقُولُ بِالْمَاءِ هَكَذَا يَعْنِي يَنْفُضُهُ .
Bize Ebu Bekr b. Ehî Şcybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. İdıis, A'meş'den, o da Salim'den o da Kureyb'den, o da İbni Abbas'dan, o da Meymune'den naklen rivayet ettiki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellemı'e mendil getirildi, ona hiç dokunmadı ve suyu şöyle yaptı, yani onu silkti. Diğer tahric: Buhari, 260, 249, 257 -buna yakın muhtasar olarak-, 259 -buna yakın-, 265 -buna yakın muhtasar olarak-, 266 -buna yakın-, 274 -buna yakın-, 276, 281 -muhtasar olarak buna yakın-; Müs!im, 765 -muhtasar olarak-; Ebu Davud, 245 -uzunca-; Tırmizi, 103 -buna yakın muhtasar olarak-; Nesai, 253, 416 -buna yakın muhtasar olarak-, 417, 406 -muhtasar olarak-; İbn Mace, 467 -muhtasar olarak- NEVEVİ ŞERHİ: "Suyu böyle yapmaya yani onu silkmeye başlad!." Bu da abdest ve gusülden sonra el ile silkmenin sakıncasız olduğuna delildir. Bu hususta mezhep alimlerimizin farklı görüşleri vardır. 1- Bunların en meşhuruna göre müstehap olan onu terk etmektir. Fakat mekruh olduğu da söylenmez. 2- Mekruhtur. 3- Yapılması da, terk edilmesi de eşit olmak üzere mübahtır. Daha güçlü ve tercih edilen görüş de budur. Çünkü bu sahih hadis mübahlığı ifade etmekle birlikte, bunu yasaklamak ile ilgili kesinlikle hiçbir şey sabit olmamıştır. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu rivayet Abdest ve Gusülden sonra elleri silkmekte bir beis olmadığına delildir. Nevevî'nin beyanına göre Şafiîyye uleması bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Meşhur kavle göre elleri silkmemek müstehabdır. Fakat mekruh değildir. İkinci kavle göre elleri silkmek mekruhtur. Üçüncü kavle göre mubahtır. Bizzat Nevevî'de bunu ihtiyar etmekte; el silkmenin mekruh olduğunu bildiren hiç bir hadis sabit olmadığını söylemektedir)