Sahîh-i Müslim · 7482
Arapça metin
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ، الْهَادِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ مَا فِيهَا يَهْوِي بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ " .
Bize bu hadîsi Muhammed b. Ebi Ömer El-Mekkî de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdu'l-Aziz Ed-Derâverdî, Yezid b. Hâd'dan, o da Muhammed b. ibrahim'den, o da isa b. Talha'dan, o da Ehû Hureyre'-den naklen rivayet ettiki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz kul mânâsını düşünmeden bîr söz söyler. Onun sebebiyle cehenneme, doğu ile batı arasından daha uzağa düşer.» buyurmuşlar. izah: Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'r-Rikâk»'da; Tirmizî «Kitâbu'z-Zuhd»'de; Nesâî «Kitabu'r-Rakâık»'da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Hadîsin ikinci rivayetinden de anlaşılıyor kî, bir kimse nereye varacağını düşünmeden söylediği bir söz sebebiyle çok defa cehennemi boylayacaktır. Söylenen sözün uzun veya kısa olması mühim değildir. Nevevî buna sultan ve kumandan gibi büyüklerin huzurunda kaçırılan sözü, zina iftirasını ve müslümana zarar verecek şekilde konuşmayı misâl vermiştir. Hadis-i serîf dili korumaya teşvik etmektedir. insan konuşacağı zaman evvelâ düşünüp taşınmalı, konuşmasından bir fayda hâsıl olacaksa söylemeli, aksi takdirde susmalıdır. Hükemâdan biri: «Allah Teâlâ insanda iki kulak, bir dil yaratmıştır. Tâ kî. işitmesi, konuşmasının iki misli olsun. demiştir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنِي سَوَادَةُ بْنُ أَبِي، الأَسْوَدِ حَدَّثَنِي أَبِي أَنَّ مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ، مَرِضَ فَأَتَاهُ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ يَعُودُهُ . نَحْوَ حَدِيثِ الْحَسَنِ عَنْ مَعْقِلٍ، .
{…} Bize Ukbe b. Mükrem El-Ammî de rivayet etti. (Dediki): Bize Yâkûb b. İshâk rivayet etti. (Dediki): Bana Sevâde b. Ebî'l-Esved haber verdi. (Dediki): Bana babam rivayet etti, ki Ma'kıl b. Yesar hastalanmış da, Ubeydullah b. Ziyâd onu dolaşmaya gelmiş... Râvi, Hasen'in Ma'kıl'den rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulundu. İZah: Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîsin şerh ve îzâhi «îman» bahsinde geçmişti. Hulâsası şudur: Hıyaneti helâl i'tikad eden kâfir olur; ve ebediyyen cennete giremez. Fakat helâl itikad etmezse dînden çıkmaz; ancak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olamaz. Bu gecikme ona bir cezadır. Cezası ya cehennemde yanmakla, ya hesab anında yahut başka yerde verilir. Hz. Ma'kil'in: «Benim için (daha) hayât olduğunu bilsem (onu) sana söylemezdim» sözü o ana kadar bu hadîsi söylemekten çekindiğini gösteriyor. Buna sebep kendisine bir fenalık yapılacağından korkması olabilir. Öleceğini anlayınca bildiği bir şeyi müslümanlardan gizlemiş olmamak için söylemiştir. Çünkü ilmin başkalarına teblîği emrolunmuştur
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، كِلاَهُمَا عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
{m-38} Bize bu hadisi İshâk b. ibrahim dahî rivayet etti. (Dediki) Bize îsâ b. Yûnus haber verdi. H. Bize İbni Ömer dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân rivayet etti Her iki râvi A'meş'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. izah: Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbü'l-İstîzan»'da tahrîc etmiştir. Bir kişiyi yalnız bırakıp, ikisinin gizli konuşmalarının yasak edilmesindeki hikmet ya kendisini o konuşmaya katmamakla tahkir ettiklerin sandığından yahut aleyhinde konuşuyorlar vehmine kapıldığı içindir. Kalabalık insanlar içinde böyle bir şey hatıra gelmeyeceği için ikisinin gizi konuşmasında beis yoktur. Bir kişiyi yalnız bırakıp üç veya daha fazla kişinin gizli konuşmaları da aynı hükümdedir. Nevevî buradaki nehyin tahrim için olduğunu söylüyor ve : «Aralarından birini bırakıp gizlici konuşmak bir cemaata da haramdır. Meğer ki, o bir kişi buna izin vermiş ola. îbni Ömer (Radiyallahu anh) ile îmam-ı Mâlik'in bizim ulemâmızın ve cumhurun mezhebine göre buradaki nehiy her zamana hazar ve sefere âmm ve şâmildir. Ulemâdan bazıları yasak edilen gizli konuşmanın sefere mahsûs olduğunu söylemişlerdir. Çünkü sefeı korku yeridir. Bâzıları da bu hadîsin mensuh olduğunu söylemişlerdir Bu hüküm İslâm'ın ilk zamanlarında vardı. İslâmiyet yayılıp insanlar emniyete kavuşunca nehiy sakıt olmuştur. Bunu ilk zamanlarda mü'minler mahzun etmek için onların karşısında münafıklar yaparlardı. Bir yerde dört kişi bulunup da ikisi gizli konuşursa bilittifak beis yoktur. diyor
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ بِشْرٍ الأَنْصَارِيِّ، . قَالَ فَرَدَّ الْحَدِيثَ حَتَّى رَدَّهُ إِلَى أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ ذُكِرَ الْعَزْلُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " وَمَا ذَاكُمْ " . قَالُوا الرَّجُلُ تَكُونُ لَهُ الْمَرْأَةُ تُرْضِعُ فَيُصِيبُ مِنْهَا وَيَكْرَهُ أَنْ تَحْمِلَ مِنْهُ وَالرَّجُلُ تَكُونُ لَهُ الأَمَةُ فَيُصِيبُ مِنْهَا وَيَكْرَهُ أَنْ تَحْمِلَ مِنْهُ . قَالَ " فَلاَ عَلَيْكُمْ أَنْ لاَ تَفْعَلُوا ذَاكُمْ فَإِنَّمَا هُوَ الْقَدَرُ " . قَالَ ابْنُ عَوْنٍ فَحَدَّثْتُ بِهِ الْحَسَنَ فَقَالَ وَاللَّهِ لَكَأَنَّ هَذَا زَجْرٌ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Muâz b. Muâz rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Avn, Muhammed'den, o da Abdurrahman b. Bişr el-Ensârî'den naklen rivayet eyledi. Muhammed demiş ki: Abdurrahman hadîsi geriye isnâd ede ede tâ Ebu Saîd-i Hudrî'ye vardırdı. Ebu Saîd şunları söylemiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında azlin lâfı oldu da: «Ne konuşuyorsunuz?» diye sordu. Ashâb: — Bir adamın karısı emzikli olur da onunla cinsî münâsebette bulunur; ve gebe kalmasını istemezse; yine bir adamın cariyesi olur; onunla cima' ederek gebe kalmamasını isterse ne yapması lâzım geldiğini (konuşuyoruz) dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bunu yapmamalısınız; çünkü bu ancak bir kaderden ibarettir.» buyurdular. İbni Avn demişki: «Ben bu hadîsi Hasen'e söyledim de : — Vallahi bu söz tıpkı nehye benziyor; dedi.»
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنْ أَبِي مُرَّةَ، مَوْلَى أُمِّ هَانِئٍ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ أَوْصَانِي حَبِيبِي صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثٍ لَنْ أَدَعَهُنَّ مَا عِشْتُ بِصِيَامِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ وَصَلاَةِ الضُّحَى وَبِأَنْ لاَ أَنَامَ حَتَّى أُوتِرَ .
Bana, Hârûn b. Abdîllâh ile Muhamnıed b. Râfî'de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, İbni Ebi Füdeyk, Dahhâk b. Osman'dan, o da İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn'den, o da Ümmü Hânî'nin âzâdlısı Ebû Mürra'dan, o da Ebû'd-Derdâ'dan nalken rivayet etti. Ebû'd-Derdâ şöyle demiş : «Habîbim (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bana üç şey vasiyyet etti. Ben, bunları yaşadığım müddetçe asla terk edemem! Her aydan üç gün oruç tutmayı, kuşluk namazını ve bir de vitr namazını kılmadan uyumamamı. (vasiyet buyurdular.) » İzah Ebû Hureyre hadîsini Buhâri «Kitâbü't-Teheccüd» ile «Kitâbü's-Sevm» de; Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîIerden tahric etmişlerdir. Halil: Yakın dost; demekdir. Vakıa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: «Ben, halîl edinecek olsam, Ebû Bekr'i kendime halîl yapardım.» buyurmuşdur. Fakat Hz. Ebû Hureyre'nin sözü, bu hadise muhalif değildir. Çünkü mümteni olan şey, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, ashabından birini halil; ittihâz etmesidir. Ashâbın, onu halil ittihâz etmesi, mümteni' değildir. Ebû'd-Derdâ' hadîsinde, halîl yerine habîb kelimesi kullanılmışdır. Bâzıları, bu iki kelime arasında fark bulmuş; diğer bâzıları aralarında fark olmadığını söylemişlerdir. Hz. Ebû'd-Derdâ' hadîsinin tamâmiyle benzeri bir hadîsi Ebû Zerr (Radiyallahu anh) da rivayet etmişdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu hadîslerde zikredilen üç şeyi vasiyyet etmesindeki hikmet şudur: Her ay üç gün oruç tutmak, nefsi oruca alıştırır. Kuşluk namazını kılmak da namaza alıştırır. Uyumadan vitir namazını kılmak ise vitr namazına bu şekilde devam etmek lâzım geldiğine işarettir. Bu hadîsde vitir namazının vâcib olduğuna, vaktinin uyku ve gaflet zamanı olduğuna dahî işaret vardjr. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, bu vasiyyeti Ebû Hureyre, Ebû'd-Derdâ, ve Ebû Zerr (Radiyallahû anhûma) hazerâtına tahsis buyurarak başkalarına yapmaması, bunlar fakîr oldukları içindir. Oruç ile namaz, bedenî ibâdetlerin en şereflilerindendir. Anlaşılıyor ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara hâllerine en lâyık olan şeyi vasiyet etmişdir
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ فَقُولُوا كَمَا يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ " .
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : «Ezan sesini işittiğiniz zaman siz de müezzinin dediği gibi deyiniz.» Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi, ayrıca Malik, Beyhaki ve Tahavi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : El-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: ''Hadisin zahirine göre müezzine sözle icabet (yani dediğini tekrarlamakl ezan sesini işitene mahsustur. Buna göre müezzini ezan yerinde görüp ezan okuduğunu bilip de, uzaklık veya sağırlık gibi bir nedenle sesini işitmeyen kişinin sözle icabet etmesi istenmez. Hadisin: ''.....Müezzinin dediği gibi...'' tabiri, müezzinin ezandan bir cümleyi bitirince, işitenin o cümleyi tekrarlamasının istendiğine delalet (kanıtlık) eder. Yani müezzinden önce veya onunla beraber cünıleleri okumamalıdır. Müezzini takip etmelidir. Tahavi'nin Ümmu Habibe (r.a.)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadis de bu durumu destekler: "Nebi (s.a.v.), Ümmü Habibe (r.anha)'nın yanında bulunurken, müezzinin sesini duyduğu vakit müezzınin sükut ettiğini tekrar buyururlarmış.'' Hadisin zahirine göre işiten kişi, müezzinin okuduğu bütün cümleIeri hatta; *Hayya ele* leri tekrarlar, Fakat Ömer (r.a.)'in hadisi; *Hayya ale* cümlelerini bundan istisna eder. Çünkü Ömer (r.a.)'in hadisinde: ''Ezan sesini işiten kişi; *Hayya ale* cümlelerini işittiği zaman: *La havle vela kuvvete illa Billah* der.'' buyurulmuştur. Ömer (r.a.)'in hadisini Müslim, Ebu Davud, Beyhaki ve Nesai rivayet etmişler; Buhari de bunun benzerini Muaviye (r.a.)'den rivayet etmiştir. cumhurun mezhebi de budur.'' Tuhfetu'I-Ahvezi yazarı, bu babta şöyle der: Aliyyu'l-Kari, el-Mirkat'ta: Ezan sesini işiten kişi, müezzin'in dediği gibi söyler. Ancak; *Hayya ale* lerde: *La havle vela kuvvete illa Billah* der. Sabah ezanında müezzin; *es-selatu hayrun mine'n-nevm* dediğinde, onu işiten kişi: *Sedekte ve berirte ve bil hakki netekte* = ''Doğru söyledin. Bol hayır kazandın ve hakkı söyledin.'' sözüyle karşılık verir. demiştir. El-Kari'nin; *Hayya ale* lerle ilgili istisnası doğrudur. Çünkü Ömer (r.a.)'in hadisi bana delildir. Ama sabah ezanındaki mezkur söz ise, buna delalet eden bir hadise ben rastlamadım. Muhammed bin İsmaili el-Emir, Subutu's-Selam'da: Sabah ezanındaki tesvibe; *Salat* sözüyle karşılık verileceği söylenmiştir, der. Bu bir istihsandır. Mutemed bir sünnete dayanmaz.'' EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Usul alimlerinin bir kısmı: Umümi ve hususi delillerin arasını bulmak mümkün olduğu zaman hepsini işletmek gerekir, demişlerdir. Öyleyse ezan sesini işiten kişinin; *Hayya ale* leri tekrarlamasının ve sonra; *La havle vela kuvvete illa Billah* duasını okumasının müstehablığı niçin söylenemesin? Böyle hükmedilince ezan icabeti ile ilgili umumi hadisler ve; *Hayya ale* ler denilirken; *La havle...* duasının okunmasını emreden hususi hadisler ile amel edilmiş olur. * Hayya ale * lar namaza ve felaha bir çağrıdır. Bu çağrıyı işiten kişinin kendi nefsini davet etmesi, sonra da; *La havle...* sözünü söylemesi sakıncalı değildir. Yine hadisin zahirine göre müezzinin sabah namazında okuduğu; *es-selatu hayrun mine'n-nevm* cümlesini işiten, aynısını tekrarlayacaktır. Bazı alimler: Bu sözü işiten kişi *sedekte* duasını okur, demişlerdir. Lakin sünnette delilleri yoktur. Nevevi, bu husustaki ihtilafı naklettikten sonra: 'Bu cümleyi işiten kişi; *sedekte* sözünü söyler. Bazıları: *Sedeke Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, es-selatu hayrun mine'n-nevm* denmemelidir, demiştir.'' Demiri'nin dediğine göre İbnül Hila bu hususta bir haberin varid olduğunu iddia etmişse de böyle bir haber tanınmamaktadır. Hadisin zahirine göre abdestsizllk, cünüblük, hayızlık halleri dahil, her durumda müezzine icabet edilir. Çünkü icabet Allah'ı anmaktır. Her mu'min, Allah'ı anmalıdır. Ancak abdest bozarken veya cinsi münasebette bulunurken ezan sesini işitenler, bilahere icabet ederler. - Namazda iken ezan sesini işitenin icabeti hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir: Şafiiler ile Hanbeliler'e göre farz olsun nafile olsun, namaz esnasında ezana icabet yoktur. Eğer icabet edip ''Hayye ale's-Salah'' veya ''Essalatu Hayrun ... '' derse namazı bozulur. Şafiiler'e göre namazda olduğunu ve bu sözün insana bir hitab, olduğunu bilirse namaz bozulur. Aksi takdirde namazı bozulmaz. Hanefiler'e göre farz olsun nafile olsun namazda ezana icabet edilmez. Namazda ezana icabet edilmeyeceğine hükmedenler, namaz bitince icabet edileceğini söylerler. Namazda ezan'a icabet edilmemesinin delili, Buhari ve Müslim'in İbn-i Mes'ud (r.a.)'den merfu' olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: ''Şüphesiz namazda meşguliyet vardır.'' Yani, namazda matlub olan (kişiden istenen) amellerle meşgul olmak ve başka şeylerle meşgul olmamaktır. Nebi (s.a.v.)'in namazdayken verilen selama icabet etmeyi yasaklaması ezan'a icabet etmenin yasaklığını te'yid eder. Çünkl verilen selamı cevablamak müezzine icabet etmekten daha önemlidir. İCABETİN HÜKMÜ : Hadisin zahirine göre ezan'a icabet etmek vacibtir. Hanefiler, Malik'in arkadaşlarından İbn-i Veheb ve Zahiriye mezhebine mensup alimler, icabetin vücubuna hükmetmişlerdir. Delilleri de bu ve benzeri hadislerdir. Malik, Şafii, Ahmed ,ve fıkıhçıların cumhuruna göre ezan icabeti ile ilgili emir istihbab içindir. (Yani müstehab sünnettir) Tahavi de bu kavli seçmiştir. Emri, vucub'tan müstahablığa döndüren delil, Müslim ve Tahavi'nin Alkama tarikinden Abdullah'tan rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Biz, Resulullah (s.a.v.)'in yolculuklarından birinde onun beraberindeydik. Bir müezzinin: ''Allahu Ekber'' sesini işitince Resulullah (s.a.v.): ''O, fıtrat üzerindedir.'' buyurdu. Müezzin şehadet kelimelerini söyleyince, ResuluIlah (s.a.v.): ''Ateşten çıktı.'' buyurdu. Biz acele ederek ezan okuyanı tanımak istedik. Baktık ki, koyun güdüyor. Namaz vaktin'e yetiştiği için ezan okumuş.'' Tahavi: İşte Resulullah (s.a.v.), ezan sesini işitmiş de, dediğinden başka bir şey buyurmuştur. Bu olay. icabet emrinin vucub için değil, müstahablık için olduğuna delalet eder, demiştir. Ezan sesini işiten kişi Terci' yapacak mı? Hadisin zahirine göre yapacaktır. Çünkü terci' de müezzinin söylediği sözlerden birisidir. Nevevi: En ihtiyatlısı ve en kuvv9tHsi, işitenin terci' yapmasıdır, demiştir. Birkaç müezzin birden ezan okursa, kişi hepsinin sesini işittiği zaman yalnız ilk işittiğine mi icabet edecek? Yoksa başka türlü mü icabet edecek? Bu hususta selef arasında ihtilaf bulunduğu, Kadi İyad tarafından bildirilmiştir. Nevevi: Ben, bu hususta arkadaşlarımızın bir sözüne rastlamadım. Mesele çeşitli şekillere muhtemeldir. Tercihe şayan şudur ki; İcabet, sünnet-i Müekkededir. Terkedilmesi mekruhtur. Çünkü sahih hadisler, icabeti açıkca emretmişlerdir. Bu emir, ilk ezan'a mahsustur. Çünkü emir, bir şeyin tekrar tekrar yapılmasını gerektirmez. Ama fazilet ve sevabın aslı, ilk ezan'a icabet etmeye mahsus değildir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الأَسْوَدَ، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَرَأَ { وَالنَّجْمِ} فَسَجَدَ فِيهَا وَسَجَدَ مَنْ كَانَ مَعَهُ غَيْرَ أَنَّ شَيْخًا أَخَذَ كَفًّا مِنْ حَصًى أَوْ تُرَابٍ فَرَفَعَهُ إِلَى جَبْهَتِهِ وَقَالَ يَكْفِينِي هَذَا . قَالَ عَبْدُ اللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا .
Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki) : Bize Şu'be, Ebu îshâk'dan rivayet etti. Demişki: Ben Esved'i Abdullah'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rirâ-yet ederken dinledim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) necim suresini okumuş ve arkasından secde etmiş. Beraberindekiler de onunla birlikde secde etmişler. Yalnız ihtiyar bir adam bir avuç çakıl veya toprak alarak onu alnına kaldırmış ve: «Bana bu kadar yeter.» demiş. Abdullah: «Vallahi o adamı sonraları gördüm. Kâfir olarak öldürüldü!..» demiş. İzah Bu hadisi Bûhârî «Sücûdü'l - Kur'an» bahsinin müteaddid yerlerinde ve «Kitâbü'l -Megâzî» ile «Kitâbü't - Tefsir» de; Ebu Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî de «Namaz» bahsinde; ayrıca Nesâî «Kitâbti't - Tefsir» de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Buhârî’nin rivayetinde içersinde Necm sûresi okunan bu namazın Mekke'de kılındığı tasrîh edilmektedir. Hadîsde ismi tasrih edilmeyen ancak çakıl veya toprak alarak alnına götürdüğü bildirilen ihtiyardan murâd bir rivayete göre Ummeyye b. Halef'dir. Başka bir rivayette Velîd b. El-Mugîre olduğu bildiriliyorsa da bu rivayet söz götürür. Çünkü Velîd b. El-Mugîre öldürülmemişdir. Bu adamın Utbetü'bnü Rabîa ve Saîdü'bnü'l-Âs olduğu dahî söylenmektedir. Bedir harbinde o adamın müşrik olduğu hâlde öldürüldüğünü gören zât, Abdullah b. Mes'ûd (Radiyaliahû anh) dır. Buhârî'nin, İbni Abbâs rivayetinde Necm suresindeki secde âyeti okununca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in ve yanında bulunan müslumanlarla müşriklerin, insücinnin hep birlikde secde ettikleri bildiriliyor. İbni Abbâs kıssası iîe İbni Mes'ûd rivayetinin, aynı hâdise olduğu anlaşılmaktadır. Nevevî, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde secde eden müslümanlarla, müşriklerden, insücinden murâd orada hâzır bulunanlardır; demişse de Aynî kelimelerin başlarındaki Elîf lâm'ların cinse delâlet ettiklerini, binâenaleyh orada hâzır bulunsun bulunmasın bütün insücinne mu'min ve müşrike şâmil olduklarını yâni bunların hepsinin secde etmiş olması gerektiğini söylemişdir. Necm suresindeki secde âyetine varınca bütün insücinnin, ağaçların hattâ mürekkeple kalemin dahî secde ettiğini bildiren rivayetlerde vardır. Bunların isnâdları sahîhdir. Müşriklerin secde etmesi bâzı ulemânın beyânına göre surede Lât ve Uzzâ gibi putlarının zikri geçmesindendir