Sahîh-i Müslim · 752
Arapça metin
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ شَيْبَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ دَخَلَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ شَكَلٍ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَغْتَسِلُ إِحْدَانَا إِذَا طَهُرَتْ مِنَ الْحَيْضِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ غُسْلَ الْجَنَابَةِ .
Bize Yahya b. Yahya ve Ebu Bekr b. Ebu Şeybe, ikisi Ebu'l-Ahvas'dan tahdis etti. O İbrahim b. Muhacir'den, o Şeybe kızı Safiye'den, o Aişe'den şöyle dediğini nakletti: Şekel kızı Esma Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girdi ve: Bizden bir kadın ay halinden temizlenecek olursa nasıl gusleder, diye sordu ve hadisin geri kalan kısmını nakletti, ama rivayetinde cünüplükten gusletmeyi sözkonusu etmedi. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: (746) Bundan önceki babta kadın ile erkeğin gusül şeklinin aynı olduğunu belirtmiş ve bunu yeteri kadarıyla açıklamıştık. Bu başlıkta gözetilen maksat ise, ay halinden gusledecek olan bir kadının bir miktar misk alıp, onu bir pamuk, bir bez ya da benzer bir şey arasına koyup, guslettikten sonra bunu fercine sürerek temizleneceğini anlatmaktır. Bu şekilde bir uygulama loğusa kadın için de müstehabtır. Çünkü loğusa kadın da ay hali kadın durumundadır. Mezhep alimlerimizden el-Mehamili'nin el-Mukanna'da ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusleden bir kadının vücudunun kan değmiş bütün yerlerine hoş koku sürmesinin müstehab olduğunu ifade etmiştir. Onun sözünü ettiği vücudun kan değmiş her yerini kapsaması ile ilgili ifadeleri gariptir. Bunu araştırdıktan sonra ondan başka böyle bir şey diyen bir kimse olduğunu tespit edemedim. İlim adamları misk'in kullanılmasındaki hikmetin ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bizim mezhep alimlerinden ve başkalarından büyük çoğunluğun söyleyip, tercih edilen sahih görüşe göre misk kullanmaktan maksat, belli yerin kokulandırılması ve hoş olmayan kokunun giderilmesidir. Mezhep alimlerimizden kadılar kadısı el-Maverdi de bu hususta mezhep alimlerimizin iki görüşü olduğunu nakletmiştir. Bu iki görüşten biri budur, ikincisi ise bundan maksat gebe kalmayı hızlandırmasına sebep oluşudur, demiştir. Açıklamasını şöyle sürdürmektedir: Eğer birinci görüşü kabul edecek olursak şayet misk bulamazsa onun yerini tutabilecek, kokusu hoş başka şeyler de kullanabilir. Eğer ikinci görüşü kabul edecek olursak bu hususta onun yerini tutan kust, ezfar ve benzeri şeyler kullanabilir. Ayrıca ilim adamlarımız bunun ne zaman kullanılacağı hususunda da farklı görüşlere sahiptir. Birinci görüşü kabul edenler bunu guslettikten sonra kullanır demişlerdir, ikinci görüşü kabul edenler ise gusletmeden önce kullanır demişlerdir. el-Maverdl'nin açıklamaları burada sona ermektedir. el-Maverdi'nin nakletmiş olduğu bunun gusülden önce kullanılacağı kanaatinin hiçbir kıymeti yoktur. Bunu çürütmek için Müslim'in kitabında rivayet ettiği Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden biriniz suyunu ve hoş kokulu sidresini (çöven otunu) alır, onunla güzel bir şekilde temizlenir sonra başına su döküp, saçlarını ovalar sonra üzerine su döker sonra misk ile kokulandınımış bir bez parçası alarak onunla temizlenir" buyruğudur. İşte bu ifadeler misk ile kokulandırılmış parçanın guslettikten sonra kullanılacağına dair apaçık bir delildir. Bundan maksadın gebe kalmanın hızlandırılmasına sebep olmasıdır, diyenıerin görüşleri ise zayıf yahut batııdır. Çünkü böyle diyen kimsenin bu görüşünün gereği olarak böyle bir uygulama emrinin o sırada hemen zevcesiyle cima etmesi ümit edilen, kocası yanında bulunan kadına özel olarak verilmesini gerektirir. Bu ise bildiğimiz kadarıyla kimsenin kabul ettiği bir görüş değildir. Ayrıca hadislerdeki mutlak ifadeler böyle bir kanaati kabul edenlerin görüşünü reddetmektedir. Aksine doğrusu şudur: Bundan maksat o yere hoş kokunun sürülmesi, hoş olmayan kokunun giderilmesidir. Böyle bir uygulama ay halinden ya da loğusalıktan dolayı gusleden her kadın için müstehabtır. İster kocası olsun, ister olmasın. Bunu da guslettikten sonra yapar. Şayet misk bulamayacak olursa bulabildiği herhangi bir kokuyu kullanabilir. Eğer hoş bir koku bulamazsa hoş olmayan kokuları izale eden özel kil ve benzerlerini kullanmak müstehab olur. Bunu mezhep alimlerimiz açıkça ifade etmişlerdir. Şayet bu söylenenlerden hiçbirisini bulamayacak olursa ona su yeterlidir ama imkanı olmakla birlikte hoş koku kullanmayı terk etmesi onun için mekruhtur. İmkanı olmazsa mekruh işlemesi sözkonusu değildir. Allah en iyi bilendir. "Firsa" parça demektir. Misk de bilinen bir kokunun adıdır. Muhakkiklerin rivayet edip, söylediği sahih ve tercih edilen budur, fukahanın ve onların dışında çeşitli ilim erbabının kabul ettikleri de budur. Bunun mim harfi üstün olarak "mesk" diye bir söyleyişi de nakledilmiştir. Ancak mesk, üzerinde kıl ve tüy bulunan deri demektir. Kadı lyaz'ın naklettiğine göre mim harfinin fethalı rivayeti çoğunluğun rivayetidir. Hatta Ebu Ubeyd ve İbn Kuteybe şöyle demişlerdir: Buradaki ifade ötreli bir kaf ve dat ile "kurda" ile fethalı mim ile "mesk" yani bir deri parçası şeklinde olduğudur. Fakat bütün bu açıklamalar zayıftır, doğrusu bizim daha önce kaydettiğimizdir. Ayrıca buna yine kitapta zikredilmiş ''firsatun mumesseketun: misk ile kokulandırılmış bir bez parçası" ifadesi buna delil teşkil etmektedir ki, bu da daha önce açıkladığımız gibi misk ile kokulandırılmış bir parça pamuk, yün yahut bez demektir. Allah en iyi bilendir. "Onunla temizlen işte, subhanallah!" Daha önce bu ve benzeri yerlerde "subhanallah"ın hayret ve şaşkınlık ifade ettiğini söylemiştik. Aynı şekilde la ilahe illallah demek de böyledir. Burada hayret ve şaşkınlık da şu demektir: İnsanın anlamak için ayrıca düşünmeye ihtiyacı olmayacak kadar açık böyle bir husus nasıl anlaşılamaz ki? Bu ibareden bir şeye hayret edip, şaşırmak ve onu büyük bir iş görmek halinde subhanallah diyerek tesbihte bulunmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Aynı şekilde bir şeyden emin olmak ve onu hatırlamak için de tesbih etmek caizdir. Hakkında edeplice konuşulması gereken hususlar ile ilgili olarak kinayeli ifadelerin kullanılmasının müstehab olduğu da anlaşılmaktadır. Defalarca bu kaide daha önce açıklanmıştı. Allah en iyi bilendir. "Onu kanın geldiği yere sürersin" buyruğu hakkında ilim adamlarının çoğunluğu bununla ferci kastetmektedir, demişlerdir. Bizler elMehamili' den: Vücudunun kan isabet etmiş olan her yerine hoş koku sürer, dediğini daha önce nakletmiştik. Hadisin zahiri ifadesinde onun lehine delil vardır. (747) "Bize Habban tahdis etti, bize Vuheyb tahdis etti." Burada geçen Habban, Habban b. Hilal' dir. (748) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biriniz suyunu alır ... üzerine su döker" buyruğu hakkında Kadı lyaz -yüce Allah'ın rahmeti onaşöyle diyor: İlk olarak sözü edilen temizlik necasetten ve ona bulaşmış olan ay hali kanından temizlenmektir. Kadı lyaz böyle demiştir ama daha açık ve güçlü olan kanaat -ki Allah en iyi bilendir- birinci temizlenmekten maksadın Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' in nasıl guslettiği ile ilgili rivayetlerde geldiği üzere abdest almaktır. Bizler abdest kitabının baş taraflarında güzelce abdest almanın anlamının tam ve eksiksiz olarak usulüne göre almak olduğunu belirtmiş idik. İşte bu hadiste kastedilen de budur. "Saç dip/erine varıncaya kadar" Kasıt, başındaki saçların diplerine kadar suyun ulaştırılmasıdır. "Aişe bunu gizlemek ister gibi. .. dedi." Yani Aişe (r.anha) muhatabı olan kadına (4/15) duyacağı ama hazır bulunanların duyamayacağı bir şekilde gizlice söyledi, demektir. Allah en iyi bilendir. (750) "Şekel kızı Esma" Şekel isminde şın ve kef harfleri fethalıdır. Sahih ve meşhur olan da budur. Ama Metali' sahibi bu ismin kef harfi sakin olarak {Şeklı şeklinde okunduğunu da nakletmektedir. Hafız Hatib Ebu Bekr el-Bağdadı de e/-Esmau'/-Mübheme adlı eserinde ve ondan başka bir kısım ilim adamının belirttiklerine göre bu soruyu soran kadın hatibetu'n-nisa (kadınların sözcüsü) diye anılan Yezid b. Seken kızı Esma idi. Hatib ona bu ismin verildiği bir hadisi de rivayet etmiştir. Allah en iyi bilendir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَبِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الصَّوَّافُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُهَاجِرُ أَبُو مَخْلَدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ رَخَّصَ لِلْمُسَافِرِ إِذَا تَوَضَّأَ وَلَبِسَ خُفَّيْهِ ثُمَّ أَحْدَثَ وُضُوءًا أَنْ يَمْسَحَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ وَلِلْمُقِيمِ يَوْمًا وَلَيْلَةً " .
Ebu Bekre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Misafir abdest alıp, mestlerini giydikten sonra abdest bozduğu zaman geceleriyle beraber üç gün üç gece ve mukimin bir gün bir gece meshetmesini Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ruhsat olarak caiz kılmıştır. AÇIKLAMA : Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de belirtildiğine göre, Ebu Bekre'nin hadisini İbn-i Huzeyme ve Darekutni de rivayet etmişler, Hattabi de isnadının sahih olduğunu söylemiştir. El-Münteka'dan naklen verilen bilgiye göre buralardaki hadis metni mealen şöyledir: ''Misafirin, geceleriyle beraber üçgün, mukimin'de bir gün bir gece mestleri üzerine meshetmelerine, mestlerini abdest aldıktan sonra giymişlerse ruhsat verilmiştir.'' Bu rivayete göre abdest aldıktan sonra, mestlerini giymiş olma şartı misafirde arandığı gibi mukimde de aranıyor. Bu hususta alimlerin ittifakı vardır. Yani bu şart bakımından misafir ile mukim arasında bir fark yoktur. Kitabımızdaki rivayette, misafirin abdest alıp mestlerini giymiş olma şartı, mukim için zikredilmemiş ise de melhuzdur. MESH SÜRESİ HUSÜSUNDAKİ ALİMLERİN GÔRÜŞÜ : Bu babta geçen hadisler bu sürenin mukim için bir gün bir gsce, misafir için de üç gün üç gece oldugupu ispat eder. Menhel yazarı ''Mesih süresi'' babında alimlerin görüşünü şöyle anlatır. Sahabilerin, Tabiilerin ve onlardan sonra gelen fıkıhçıların alimlerinden meydana gelen cumhura göre mesh süresi mukim için bir gün bir gece, misafir için de üç gün üç gecedir. Ebu Hanife, Şafii, Ahmed bin Hanbel, Sevri, Hasan bin Salih ve İshak bin Rahuye'nin, mezhebi budur. Hattabi: Meshin muayyen bir süreyle sınırlı oluşu tüm fıkıhçıların sözüdür demiştir. İbn-i Abdi'l-Berr de: 'Tabiilerin çoğu ve fıkıhçılar bu görüş üzerinde müttefiktirler. Bence de ihtiyatlı olanı budur. Çünkü meshetmenin caizliği tevatürle sabittir. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat bu konuda müttefiktirler. Gönül, onların ittifakında yatışmıştır. Alimlerin çoğu.: Mukimin bir gün bir geceye ait beş vakit namazdan misafirin de üç gün üç geceye ait onbeş vakit namazdan fazlası için meshetmesi caiz değildir, dediklerine göre ilim adamına, uyması vacip olan şey, namazını kesin bilgi ile kılmasıdır. Bütün alimler ittifak etmedikçe kesin bilgiye göre ayakları yıkamak gerekir. Meshe ittifak ettikleri takdirde meshetmek de sağlam ve kesin bilgiye dayalı olur. Alimler. üç günden fazla süre için misafirin meshedebileceğine ve bir gün bir geceden fazla mukimin meshetmesinin caiz olduğuna icma' etmemişlerdir. Bu nedenle en sağlam iş bu süreyi aşmamaldır, demiştir.'' Cumhürun gösterdikleri delilIer çoktur. Huzeyme bin Sabit'in (553 - 554 nolu) hadisi. Şüreyh bin Hani'in (552 nolu) hadisi, Safvan bin Assal'ın hadisi bu cümledendir. şureyh bin Hani'in hadisini Ahmed, Nesai ve ibn-i Mace rivayet etmişlerdir. Safvan bin Assal'ın hadisini Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivayet etmişlerdir. Huzeyme bin Sabit'in hadisini de, El-Hafız'ın Telhis'te beyan ettiği gibi Şafii, Ahmed, Nesai' Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Maceh, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibbanı, Darekutni ve Beyhaki rivayet etmişlerdir, Tirmizi bu hadisin hasen-sahih olduğunu, Buhari de hasen olduğunu söylemiştir. Mestler üzerine meshetmek için süre tahdidi olmayıp hazer ve seferde kişi, dilediği sürece mestler üzerine meshedebilir, diyenler de olmuştur. Şa'bi, Ebu Seleme bin Abdurrahman, El-Leys, Rabia ve meşhur rivayete göre Malik bunlardandır. Bunların delili, Ebu Davud'un Huzeyme bin Sabit'e ait bir rivayetindeki; ''Eğer biz mesh süresinin arttırılmasını Peygamber (s.a.v.)'den isteseydik süreyi bize arttıracaktı.'' parçasıdır. Ve (557 - 558 nolu hadis gibi) buna benzeyen bazı hadislerdir. . İbn-i Seyyidi'n-Nas, Tirmizi'nin şerhinde: «Eğer bu fıkra sabit olmuş olsaydı bile meshin süresiz olduğunu söyleyenler için delil olmazdı. Çünkü bu ifade açıktır ki, onlar sürenin arttırılmasını istememişler ve arttırılmamıştır.'' Bu grup alimlerin gösterdikleri hadislerin hepsi zayıftır. (EI-Menhel yazarı, bu hadisleri ve zayıf oluşlarının nedenlerini bir bir anlatır, Çok uzun olduğu için buraya almaktan vazgeçtim) Menhel yazarı daha sonra şöyle der: Eğer meshin süresiz yapılabileceğine delil gösterilen hadisler sahih olsaydı, şöyle yorum yapılacaktı: ''Mukimin günü ve misafirin üç günü dolunca mestlerini çıkarıp, ayaklarını yıkamaları kaydıyla kişi, yıllarca mesh işine devam edebilir. Yukarıda verilen bilgiyi edindikten sonra en sağlamı ve ihtiyatlısı. mesh süresinin sınırlı olduğuna dair hadislerle amel etmektir. Tanınan süre, 556 nolu hadiste işaret edildiği gibi mestler giyildikten sonra abdest bozulduğu zamandan itibaren başlar. Mestleri giyme zamanından veya mestler üzerine meshetme zamanından başlamış olmaz
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ أُنَاسًا، مِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ جَاءُوا فَقَالُوا يَا ابْنَ عَبَّاسٍ أَتَرَى الْغُسْلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاجِبًا قَالَ لاَ وَلَكِنَّهُ أَطْهَرُ وَخَيْرٌ لِمَنِ اغْتَسَلَ وَمَنْ لَمْ يَغْتَسِلْ فَلَيْسَ عَلَيْهِ بِوَاجِبٍ وَسَأُخْبِرُكُمْ كَيْفَ بَدْءُ الْغُسْلِ كَانَ النَّاسُ مَجْهُودِينَ يَلْبَسُونَ الصُّوفَ وَيَعْمَلُونَ عَلَى ظُهُورِهِمْ وَكَانَ مَسْجِدُهُمْ ضَيِّقًا مُقَارِبَ السَّقْفِ إِنَّمَا هُوَ عَرِيشٌ فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي يَوْمٍ حَارٍّ وَعَرِقَ النَّاسُ فِي ذَلِكَ الصُّوفِ حَتَّى ثَارَتْ مِنْهُمْ رِيَاحٌ آذَى بِذَلِكَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا فَلَمَّا وَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تِلْكَ الرِّيحَ قَالَ " أَيُّهَا النَّاسُ إِذَا كَانَ هَذَا الْيَوْمُ فَاغْتَسِلُوا وَلْيَمَسَّ أَحَدُكُمْ أَفْضَلَ مَا يَجِدُ مِنْ دُهْنِهِ وَطِيبِهِ " . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ثُمَّ جَاءَ اللَّهُ بِالْخَيْرِ وَلَبِسُوا غَيْرَ الصُّوفِ وَكُفُوا الْعَمَلَ وَوُسِّعَ مَسْجِدُهُمْ وَذَهَبَ بَعْضُ الَّذِي كَانَ يُؤْذِي بَعْضُهُمْ بَعْضًا مِنَ الْعَرَقِ .
İkrime (r.a.)den rivayet edilmiştir.; "Iraklılardan (bazı) insanlar (İbn Abbas'a) gelip: Ya İbn Abbas, cuma günü gusletmeyi vacib görür müsün? dediler. İbn Abbas,: Hayır, fakat o daha çok temizlik ve gusleden için daha hayırlıdır. Gusletmeyen kimseye de vacib değildir. Size (cuma günü) gusletmenin nasıl başladığını haber vereyim: İnsanlar darlık ve meşakkatte idiler. Yünden (elbiseler) giyerler, bedenen (yük taşıyarak) çalışırlardı. Mescidleri dar, tavanı basıktı, o (tavan) bir gölgelikten ibaretti. Sıcak bir günde, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescide geldi. Yün elbiseler içerisinde insanlar terlemiş, kendilerinden kokular yayılmıştı. Bu kokularla bir birlerine eziyet ediyorlardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu kokuyu hissedince: "Ey insanlar, Bugün (cuma günü) olunca yıkanınız.Her biriniz bulabildiği koku ve yağların en güzelini sürünsün” buyurdu. Aradan zaman geçti Şanı yüce Allah, (mallar, elbiseler, hizmetçilerle onlara) bolluk verdi. Müslümanlar yünden başka elbiseler giydiler, (bizzat bedenen) çalışmaya ihtiyaçları kalmadı, mescidleri genişletildi. Böylece bir birlerine eziyet veren ter de kısmen zail oldu. Bu Hadisi kütüb-i sitte müelliflerinden sadece Ebu Davud rivayet etmiştir
وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ الْحَذَّاءَ - عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَطُوفُ عَلَى نِسَائِهِ بِغُسْلٍ وَاحِدٍ .
Bize Hasan b. Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harranî rivayet etti (Dediki): Bize Miskin yani Bükeyr el-Hazza', Şu'be'den, o da. Hişam b. Zeyd'den o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Enes'ten rivayete göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bütün hanımlarını dolaşır ve bir defa gusül ederdi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (697-706) : (697) Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadiste: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüp olup uyumak isterse ... "; (698) "Cünüp olup bir şeyler yemek yahut uyumak isterse ... " (700) Ömer (r.a.)'ın rivayetinde: "Ey Allah'ın Rasuıü ... evet buyurdu." (701) rivayetinde "evet, abdest alsın ... " (3/216) (702) Bir diğer rivayette "abdest al ve erkeklik organını yıka sonra uyu"; (703) rivayetinde "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ... " (705) rivayetinde "biriniz ai/esine yaklaştıktan sonra "; (706) Diğer rivayette "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bütün hanımlarını " hadisleri yer almaktadır. Bütün bu hadislerden anlaşılan cünüp bir kimsenin gusletmeden önce uyumasının, bir şeyler yiyip içmesinin ve bir daha cima etmesinin caiz olduğudur. Bu hususta icma vardır. İlim adamları ayrıca cünüp olan kimsenin bedeninin ve terinin de tahir olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Bu Hadislerden Ayrıca Şu Hükümler de Anlaşılmaktadır: 1- Bütün bu hususları yapmak için abdest alması ve fercini yıkaması müstehaptır. Özellikle de bundan önce kendisiyle cima etmemiş olduğu hanımı ile cima etmek isterse erkeklik organını yıkamasının müstehap oluşu daha da pekişir. Mezhep alimlerimiz abdest almadan önce bir şeyler yiyip içmenin ve cimaın mekruh olduğunu açıkça ifade etmiş olmakla birlikte, bu hadisler de buna delildir. Bununla birlikte bu abdestin vacip olmadığı hususunda da mezhebimizde görüş ayrılığı yoktur. Malik ve fukahimın cumhuru da böyle demişlerdir. (3/217) Maliki mezhebine mensup İbn Habib ise bu abdestin vacip olduğu kanaatindedir. Davud ez-Zahirl'nin mezhebi de budur. 2- Abdestten maksat namaz için alınan tam bir abdesttir. Bundan önceki babta geçen İbn Abbas'ın rivayet ettiği yalnızca yüzü ve elleri yıkamak ile ilgili hadisin sözkonusu ettiği bu uygulamanın cünüplükte değil de, küçük hadesten dolayı yapıldığını açıklamış idik. Ebu İshak es-Sebli'nin, el-Esved'den, onun Aişe (radıyall&hu anh&)'dan diye rivayet ettiği "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüp olduğu halde elini suya değdirmeden uyurdu" şeklindeki hadisi Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Mace ve başkaları rivayet etmiş olup, Ebu Davud: Yezid b. Harun'dan diye rivayette Ebu İshak bu hususta yanılmıştır, demektedir. Kastettiği ise "elini suya değdirmeden" ibaresidir. Tirmizi de ilim adamları bunun Ebu İshak'ın bir yanlışlığı olduğu görüşündedirler, demiştir. Beyhaki de şöyle demektedir: Hadis hafızları bu lafzı tenkit etmişlerdir. Böylelikle sözünü ettiğimiz bu ifadelerle hadisin zayıf olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Zayıf olduğu sabit olduktan sonra bu hadis ile az önce zikrettiklerimize yapılacak bir itiraz kalmamaktadır. Sahih dahi olsa bu hadislere aykırı olmaz. Aksine buna iki şekilde cevap verilebilir: Birincisi, iki büyük imam Ebu'l-Abbas b. Şureyh ile Ebu Bekr elBeyhaki'nin verdikleri şu cevaptır: Bundan kasıt gusletmek maksadıyla elini suya değdirmezdi, ikincisi ise -ki bu bana göre güzel bir cevaptır- maksat caiz olanı da beyan etmek için bazı hallerde kesinlikle elini suya değdirmezdi, şeklindedir; çünkü bu işi ısrarla devam ettirseydi, bunun farz olduğu zannına kapılmak mümkün idi. Allah en iyi bilendir. 3- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bütün hanımlarını dolaşmakla birlikte sadece bir defa gusletmesine gelince, hanımlarının birinin yanından öbürüne giderken arada abdest alıyor olması ihtimali vardır. Yahut bundan maksat abdest almamanın caiz olduğunu beyan etmekti. Ebu Davud'un Sünenindeki rivayete göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gece hanımları nı dolaştı. Bunun yanında da yıkanıyordu, öbürünün yanında da yıkanıyordu. Ey Allah'ın Resulü niçin hepsi için bir defa gusletmiyorsun diye sorulunca, O: "Böylesi daha temiz, daha hoş ve daha paktır" buyurdu. Ebu Davud dedi ki: Ama birinci hadis daha sahihtir. Derim ki: Bu hadisin sahih olduğu kabul edilecek olursa bir zaman böyle, bir zaman da böyle yaptığı anlamına gelir. Allah en iyi bilendir. İlim adamları bu abdestin hikmeti hususunda farklı kanaatlere sahiptir. Mezhep alimlerimiz bunun hadesi hafiflettiğini söylemişlerdir; çünkü abdest ile abdest azalarının hadesi (abdestsizliği, gusulsüzlüğü)nü kaldırır. Ebu Abdullah el-Mazerı (r.a.) dedi ki: Bunun hikmeti hususunda farklı görüşler vardır. Uyurken ölür korkusu ile iki temizlik halinden birisi üzere uyumak için denildiği gibi, organlarına su değmesi halinde gusletme şevkini artırma ihtimali dolayısıyladır da denilmiştir. el-Mazerı devamla şöyle der: Sözkonusu bu görüş ayrılığı ay hali olanın uyumadan önce abdest alması hakkında da geçerlidir. Bunun abdest1i olarak uyuma hikmetine bağlı olduğunu kabul edenler bu durumdaki bir kadının abdestli uyumasını müstehap kabul etmişlerdir. Mazerl' nin sözleri bunlardır ama bizim mezhep alimlerimiz ay hali ve loğusa kadının abdest almasının müstehap olmadığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü abdest almanın onların hadeslerinde herhangi bir etkisi yoktur; ama ay hali olanın şayet kanı kesilmiş ise cünüp bir kimse gibi olur. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımlarını dolaşıp, tek bir defa gusletmesi ise bunun onların rızası ile olduğu yahut eğer onlardan birisinin sırası ise sırası olanın rızasıyla olduğu şeklinde yorumlanır. Böyle bir yoruma ise, bize vacip olduğu gibi, zevceleri arasında paylaştırmak Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e de vacip idi, diyenlerin ihtiyaç duyacağı bir yorumdur. Onun hakkında bunun farz olmadığını kabul edenlerin ise böyle bir yoruma ihtiyaçları yoktur; çünkü O bu gibi hususlarda dilediğini yapmakta serbesttir. Günleri paylaştırmanın vücubu ile ilgili (3/218) bu görüş ayrılığı aynı zamanda bizim mezhep alimlerimizin de bu husustaki iki farklı görüşünü ifade eder. Allah en iyi bilendir. 4- Bu babta sözkonusu edilmiş hadislerde cünüplükten dolayı derhal gusletmenin gerekmediğini ancak namaza kalkılması halinde insan için gusletmenin sözkonusu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hususta da Müslümanlar icma halindedir. 5- Mezhep alimlerimiz cünüplük guslünü neyin icap ettirdiği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Acaba cünüplük iki sünnet yerinin birbirine kavuşmasıyla mı gerçekleşir yoksa meninin inzali ile mi yoksa namaza kalkmakla mı, yoksa cünüplük namaza kalkmak ile birlikte mi sözkonusu olur? Bu hususta mezhep alimlerimizin üç görüşü vardır. Gusletmeyi gerektiren cünüplüktür diyenler bu vakti geniş (muvassa') bir vücub ifade eder derler. Aynı şekilde abdest almayı gerektiren husus hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Bu hades midir yoksa namaza kalkmak isteği midir yoksa her ikisinin toplamı mıdır? Aynı zamanda ay hali guslünü neyin gerektirdiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Acaba onu gerektiren kanın çıkması mıdır yoksa kesilmesi midir? Allah en iyi bilendir. Babın senetleri ile ilgili söyleneceklere gelince (699) "İbnu'l-Müsenna hadisi rivayetinde: Hakem'den ben İbrahim'i tahdis ederken dinledim, dedi" sözlerinin anlamı şudur: İbnu'l-Müsenna, Muhammed b. Cafer'den, o Şu'be'den rivayetinde Şu'be dedi ki: Bize Hakem tahdis edip dedi ki: Ben İbrahim'i tahdis ederken dinledim. Önceki rivayette ise Şu'be, Hakem'den, o İbrahim' den şeklindedir. İkinci rivayetten maksat birincisinden daha güçlüdür; çünkü birinci rivayette iki defa "an" lafzı kullanılırken, ikinci rivayette bize tahdis etti ve dinledim denilmektedir. Tahdis etti ve dinledim ifadelerinin "an" tabirinden daha güçlü olduğu bilinen bir husustur. Bununla birlikte ilim adamlarından bir topluluk "an" lafzı senedin muttasıl olmasını gerektirmez, isterse tedlis yapmayan bir ravi tarafından kullanılmış olsun, derler. Bizler bunun açıklamasını baştaki fasıllarda ve ondan sonraki pek çok yerde yapmış bulunmaktayız. Allah en iyi bilendir. "Muhammed b. Ebu Bekr el-Mukaddemi dedesi "Mukaddem"e nispetlidir. Bunun açıklaması daha önce birkaç defa geçti. Ayrıca senette Ebu'lMütevekkil, Ebu Said'den isnadı vardır ki buradaki Ebu'l-Mutevekkil enNaci nispetli olup, adı Ali b. Davud'dur. Dal harfi ötreli "bin Duvad" da denilmiştir. Bilinen bir kabile olan Naciye oğullarına mensuptur. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî biraz lafız farkiyle «Kitabu'I Gusul» de bir iki yerde Nesaî dahi «Işratü'n-Nisa» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Buharî 'nin bir rivayetinde o gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in dokuz zevcesi diğer rivayetinde onbir zevcesi olduğu beyan ediliyor. Bu cihet ulema arasında ihtilaflıdır. Hadîs-i Şerifteki tavaftan murad cima'dir. Buharî 'nin rivayetinde Katade'nin: «Enes'e Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna dayanabîliyormuydu ? dedim Enes: Biz aramızda ona otuz erkek kuvveti verildiğini konuşuyorduk cevabını verdi» demeside bunu gösterir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bir gusulle bütün kadınlarını dolaşmasının birkaç veçhe ihtimali vardır, Şöyleki: 1- Bunu seferden geldiği zaman yapmıştır. Çünkü o zaman Kasm denilen zevceler arasında adalete riayet lazım değildir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sefere çıkarken zevceleri arasında kur'a çektirir; kur'a kime düşerse beraberine onu alırdı. Döndüğü zaman kasme yine başlardı. Fakat başlarken bu hakta bütün zevceleri müsavi olduğu için hiç birini tercih etmez bir defada hepsinin yanına uğrar kasme ondan sonra başlardı. 2- Birden tavaf meselesi zevcelerinin rızası ile olmuştur. 3- Mühelleb'e göre bu iş zevceleri arasında kur'a çektirerek sefere çıkacağı gün olmuştur. Çünkü kur'a dan sonra kasme riayet lazım değildir. Ancak bu te'viller Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e zevceleri arasında devam üzre müsavata riayet farzdır diyenlere göredir, ki ekseri ulemanın kavli budur. Ona kasm vacip değildir diyenlere göre hadisi te'vile hacet yoktur. İbnü'l Arabî diyor ki: Allah nikah babında bazı şeyleri Nebiine tahsis buyurmuştur. Onlardan biride kendisine bir saat tahsis etmesidir o vakitte zevcelerinin onun üzerinde hakkı yoktur. Onların hepsinin yanına, girer kendilerine dilediği muameleyi yapar sonra nevbet sırası hangisinin ise ona döner. Müslim'in kitabında İbn-i Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste bu saati'n ikindiden sonra .olduğu bildirilmektedir.» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerini bir gusulle fakat ayrı ayrı abdest alarak tavaf etmiş olması muhtemeldir. Yahut abdest almadan bir gusulle hepsini dolaşmış ve bununda caiz olduğunu göstermek istemiştir. Ebu Davud'un «Sünen» inde rivayet ettiği bir hadîste: «Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem) bir gece bütün kadınlarını ziyaret etti ve her birinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine: Ya Resulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Neden bir defa yıkanmakla iktifa etmiyorsun? dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Böyle yapmak daha pak daha temiz ve daha iyidir.» buyurdular, denilmektedir. Ebu Davud evvelki rivayetin bu rivayetten daha sahih olduğunu söylemiştir. Rivayetlerin ikisi de sahih olduğuna göre bazan arada yıkanmış bazan yıkanmamış demek olur. Nevevî cima'dan evvel alınan abdestin hikmeti hakkında şunları söylüyor: «Ulemamız hikmeti ;hadesi hafifletmesidir. Çünkü abdest azadan hadesi giderir. Diyorlar. Ebu Abdillah Mazirî diyorki: Bu abdestin sebeb-i hikmeti ihtilaflıdır. Bazıları uyku esnasında ölürüm korkusu ile iki taharetten biriyle gecelemiş olmak için almıştır, demiş; bir- takımları da ihtimal abdest alması yıkanmaya neşatı açılsın içindir demişlerdir. Aynı hilaf hayzlı kadının uykudan önce abdest alması hususunda da mevcuttur. Geceyi temiz geçirmekle ta'lil edenlere göre kadının abdest alması müstehabtır. Mazirinin sözü budur. Ulemamıza gelince: Onlar Hayz ve nifaslı kadınlara abdest almanın müstehab olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünkü bu kadınların hadeslerine abdestin bir tesiri yoktur. Kadının hayzı kesildimi cünüb gibi olur.» Babımız hadisleri cünüblükten yıkanmanın fevrî olmadığına yani derhal yıkanmak farz değil namaz gibi temizliğe mütevakkıf bir ibadet yapılacağı zaman farz olduğuna delildirler. Bu babta bütün ulema müttefiktir
وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَبُو الطَّاهِرِ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، - قَالَ هَارُونُ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، - أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ أَبَا السَّائِبِ، مَوْلَى هِشَامِ بْنِ زُهْرَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَغْتَسِلُ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ وَهُوَ جُنُبٌ " . فَقَالَ كَيْفَ يَفْعَلُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ يَتَنَاوَلُهُ تَنَاوُلاً .
Bana Harun b. Said el-EylI, Ebu't-Tahir ve Ahmed b. İsa da hep birlikte İbn Vehb'den tahdis etti. Harun dedi ki: Bize İbn Vehb tahdis etti, bana Amr b. el-Haris, Bukeyr b. el-Eşec'den haber verdiğine göre Hişam b. Zühre'nin azatlısı Ebu's-Saib kendisine Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinlediğini tahdis etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden bir kimse cünüp olduğu halde daimi (durgun olan) suda gusletmesin" buyurdu. Bunun üzerine (Bukeyr): O halde ey Ebu Hureyre nasıl yapsın, dedi. Ebu Hureyre: Suyu alarak dedi. Diğer tahric: Nesai, 220; İbn Mace, 605; Tuhfetu'I-Eşraf, 14936 NEVEVİ ŞERHİ: Babta, "Ebu's-Saib'in, Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinlediği belirtilmektedir (3/188): Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ... buyurdu" diye rivayet ettiği hadis yer almaktadır. Ebu's-Saib'in adı bilinmemektedir. Bu meselenin hükümlerine gelince: 1- Bizim mezhebin ve başka mezheplerin alimlerinin dediklerine göre az ya da çok olsun durgun suyun içinde gusletmek mekruhtur. Aynı şekilde akan pınar içinde gusletmek de mekruhtur. Şafii (rahimehullah) el-B u veytf' de şöyle diyor: Cünüp olan bir kimsenin ister kaynak, ister durgun kuyuda olsun, ister akmayan durgun suda gusletmesini mekruh görüyorum. Şafii dedi ki: Durgun su ister çok, ister az olsun onda gusletmeyi de mekruh görüyorum. Onun ifadesi bu şekildedir. Aynı şekilde mezhep alimlerimiz ve başkaları da bu anlamı açıkça ifa- de etmişlerdir; fakat bütün bunların mekruh oluşu tahrimen değil, tenzihen mekruhtur. Suda cünüplükten dolayı gusledecek olursa müsta'mel (ibadet maksadıyla kullanılmış su) olur mu? Bu mesele hakkında mezhep alimlerimiz arasında bilinen etraflı hükümler sözkonusudur. Şöyle ki: Eğer su iki kulle ve daha fazla ise müsta'mel olmaz, isterse değişik zamanlarda birçok kimse tekrar tekrar onda gusletmiş olsun. Şayet su iki kulleden az olup, cünüp bir kimse niyet etmeksizin ona gömülüp sonra da suyun altına girdikten sonra niyet ederse cünüplüğü kalkar ve su müsta'mel olur. Eğer suyun içine mesela diz kapaklarına kadar indikten sonra vücudunun geri kalan kısmı suya gömülmeden önce niyet ederse su başkası için derhal müsta'mel bir su olur ve cünüplüğü vücudundan gömülen kadarının üzerinden -görüş ayrılığı sözkonusu olmaksızın- kalkar, aynı şekilde suya gömülmeyi tamamlayacak olursa geri kalan kısmının üzerinden de cünüplük -mezhepteki sahih tercih edilen açıkça ifade edilmiş meşhur görüşe göre- kalkar; çünkü su, o suda temizlenen kimseye nispetle içinden ayrılması ile müsta'mel bir su olur. Mezhep alimlerimizden Ebu Abdullah el-Hıdrı der ki: Vücudunun geri kalan kısmından cünüplük kalkın az ama doğrusu birincisidir. Bu hüküm ise ondan ayrılmaksızın tamamen dalmayı gerçekleştirmesi halinde sözkonusudur. Şayet ondan ayrılıp sonra tekrar suya geri dönecek olursa bundan sonra vücudunun geri kalan kısmını yıkamasının onun için yeterli olmayacağında da görüş ayrılığı yoktur. İki adam -şayet düşünülebilirse- iki kulleden az suyun altında kalacak olup, sonra da bir defada (ikisi aynı anda) niyet edecek olurlarsa ikisinin de cünüplüğü kalkar ve su da müsta'mel olur. Şayet biri diğerinden önce niyet ederse, niyet edenin cünüplüğü kalkar ve diğer arkadaşına nispetle su müsta'mel olur. Sahih ve meşhur olan mezhep görüşüne göre cünüplüğü ortadan kalkmaz. Bu hususta şaz bir görüş de vardır. O da cünüplüğünün kalkacağı şeklindedir. Eğer o suya diz kapaklarına kadar inip niyet ederlerse, o miktarın cünüplüğü kalkar ve su müsta'mel olur. Şaz olan görüş dışında vücutlarının geri kalan kısmı için cünüpluk kalkmaz. (3/189) Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْمُهَاجِرِ، قَالَ سَمِعْتُ صَفِيَّةَ، تُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَسْمَاءَ، سَأَلَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ غُسْلِ الْمَحِيضِ فَقَالَ " تَأْخُذُ إِحْدَاكُنَّ مَاءَهَا وَسِدْرَتَهَا فَتَطَهَّرُ فَتُحْسِنُ الطُّهُورَ ثُمَّ تَصُبُّ عَلَى رَأْسِهَا فَتَدْلُكُهُ دَلْكًا شَدِيدًا حَتَّى تَبْلُغَ شُئُونَ رَأْسِهَا ثُمَّ تَصُبُّ عَلَيْهَا الْمَاءَ . ثُمَّ تَأْخُذُ فِرْصَةً مُمَسَّكَةً فَتَطَهَّرُ بِهَا " . فَقَالَتْ أَسْمَاءُ وَكَيْفَ تَطَهَّرُ بِهَا فَقَالَ " سُبْحَانَ اللَّهِ تَطَهَّرِينَ بِهَا " . فَقَالَتْ عَائِشَةُ كَأَنَّهَا تُخْفِي ذَلِكَ تَتَبَّعِينَ أَثَرَ الدَّمِ . وَسَأَلَتْهُ عَنْ غُسْلِ الْجَنَابَةِ فَقَالَ " تَأْخُذُ مَاءً فَتَطَهَّرُ فَتُحْسِنُ الطُّهُورَ - أَوْ تُبْلِغُ الطُّهُورَ - ثُمَّ تَصُبُّ عَلَى رَأْسِهَا فَتَدْلُكُهُ حَتَّى تَبْلُغَ شُئُونَ رَأْسِهَا ثُمَّ تُفِيضُ عَلَيْهَا الْمَاءَ " . فَقَالَتْ عَائِشَةُ نِعْمَ النِّسَاءُ نِسَاءُ الأَنْصَارِ لَمْ يَكُنْ يَمْنَعُهُنَّ الْحَيَاءُ أَنْ يَتَفَقَّهْنَ فِي الدِّينِ .
Bize Muhammed b. Müsenna ve İbn Beşşar tahdis etti. İbn Müsenna dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Bize Şu'be, İbrahim b. Muhacir'den şöyle dediğini tahdis etti: Safiye'yi, Aişe'den tahdis ederken dinledim: Esma, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ay halinden dolayı gusletmek hakkında soru sordu. Allah Resulü: "Sizden herhangi bir kadın (ay halinden dolayı gusledecek olursa) suyunu ve hoş kokulu sidresini (çöven otunu) alır ve iyice temizlenir. Sonra başının üzerine su dökerek su saçlarının diplerine varıncaya kadar iyice ovalar sonra üzerine su döker sonra misk ile kokulandırılmış bir bez parçası alarak onunla temizlenir" buyurdu. Esma: Onunla nasıl temizlenir, dedi. Allah Resulü: "Subhanallah! Onunla temizleniverirsin işte" buyurdu. Aişe -sözünü gizlemek istercesine-:Kanın iz bıraktığı yere sürersin, dedi. Sonra Esma ona cünüplükten dolayı gusletmek hakkında soru sordu. Allah Resulü: "Su alarak temizlenir, güzel bir şekilde temizliğini yapar -yahut- temizliğini ileri dereceye kadar götürür sonra başına su döküp saçının diplerine varıncaya kadar başını iyice ovalar sonra da üzerine su döker" buyurdu. Aişe: Ensar kadınları ne iyi kadınlardır, haya etmek onları din hakkında gerektiği gibi bilgi sahibi olmalarını engellemedi, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud, 314, 315, 316; İbn Mace
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ بَلَغَ عَائِشَةَ أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو يَأْمُرُ النِّسَاءَ إِذَا اغْتَسَلْنَ أَنْ يَنْقُضْنَ رُءُوسَهُنَّ فَقَالَتْ يَا عَجَبًا لاِبْنِ عَمْرٍو هَذَا يَأْمُرُ النِّسَاءَ إِذَا اغْتَسَلْنَ أَنْ يَنْقُضْنَ رُءُوسَهُنَّ أَفَلاَ يَأْمُرُهُنَّ أَنْ يَحْلِقْنَ رُءُوسَهُنَّ لَقَدْ كُنْتُ أَغْتَسِلُ أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ وَلاَ أَزِيدُ عَلَى أَنْ أُفْرِغَ عَلَى رَأْسِي ثَلاَثَ إِفْرَاغَاتٍ .
Bana Yahya b. Yahya, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ali b. Hucr birlikte İbn Uleyye'den tahdis ettiler. Yahya dedi ki: Bize İsmail b. Uleyye, Eyyub'dan haber verdi. O Ebu'z-Zubeyr'den, o Ubeyd b. Umeyr'den şöyle dediğini nakletti: Aişe (r.anha}'ya Abdullah b. Amr'ın gusledecekleri zaman saçlarını (örgülerini) çözmelerini kadınlara emrettiği haberi ulaşınca: Şu İbn Amr'a hayret doğrusu! Kadınlara gusledecekleri zaman başlarını (saç örgülerini) çözmelerini emrediyor. O halde niçin onlara saçlarını tıraş etmelerini emretmiyor. Andolsun ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte aynı kaptan guslederdim de başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmıyordum. Diğer tahric: Nesai, 414 -buna yakın-; İbn Mace, 604 NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu rivayetler gusül ederken kadının saçını çözmesi îcap etmediğini bildirmektedir. Dafr: Saç örgüsü yani pelik demektir. Bazıları bu kelimenin «Dufur» şeklinde okunacağını, dafr kıraetinin yanlış olduğunu iddia etmişlerse de bu iddia doğru değildir. Kelime iki şekilde de okunabilir. Ancak sabit ve muttasıl Hadislerde «Dafr» şeklinde zaptedildiği için o şekilde okunması tercih olunur. Hafne: Avuç dolusu demektir. Hadis-i rivayet eden Ümmül Müminin Seleme (Radiyallahu anha)'nın ismi Hind'dir. Hadîs'in ahkamı hakkında Nevevî şunları söyler.: «Cumhur ulema ile bizim mezhebimize göre yıkanan kadının saçlarının içine ve dışına su işlediği zaman onları çözmek vacip değildir. Peliklerini çözmeden içlerine su işlemiyecekse çözmek vacip olur. Ümmü Seleme Hadisi onun saçlarına çözmeden su işlediğine hamledilir. Çünkü suyu saçların her tarafına vardırmak vaciptr. Hatta İbrahim Nehai'den rivayet olunduğuna göre saçların içine su işlesin, işlemesin her halde onları çözmek vaciptir. Hasan-ı Basrî ile Tavus «Hayzdan yıkanırken saçların çözülmesi vacip, cünüplükten yıkanırken vacip değildir, demişlerdir. Bizim delilimiz Ümmü Seleme Hadis'idir. Erkeğin başında peliği bulunursa onun hükmü de kadın gibidir.» Hanefîlere göre yıkanırken su saçların dibine işlemek şartıyla kadının peliklerini çözmesi vacip değildir. Hatta Sahîh rivayete göre peliklerini ıslatmak dahî lazım değildir. «Hanefîlere» Bu Hadis haber-i vahittir. Binaenaleyh onunla Teala hazretlerinin «Cünüp olursanız tertemiz yıkanın.» ayet-i kerimesine ziyade edilemez, şeklinde bir itiraz da varid olamaz. Çünkü saç her cihetle bedenden değildir. Âyet-i Kerîmedeki emirse bedenin temizlenmesine aittir. Bir de gözlerin içi gibi zaruret yerleri yıkamaktan istisna edilmiştir. Zira bunda güçlük ve zarar vardır. Kadının saçını çözmesinde zarar yoksada güçlük vardır. Peliklerin ıslatılmasına gelince: Sahîh Kavle göre bu da vacip değildir çünkü bunda da güçlük vardır. İmam Hasan b. Ziyad'ın Ebu Hanîfe‘den bir rivayetine göre saçlar üç defa ıslanır ve her defasında sıkılır. Bu suretle aralarına suyun işlemesi temin edilir. Pelikler zaten çözülmüş ise Fakîh Ebu Cafer'den bir rivayete göre onları ıslatmak vacip olur. Erkeğin başında pelik bulunursa çözüp çözmeyeceği ihtilaflıdır. İhtiyaten çözmesi vaciptir. Nevevî diyorki; «Gerek cünüplükten gerekse hayz ve nifas gibi şeylerden yıkanma hususunda erkekle kadının hükmü birdir. Yalnız hayz ve nifastan yıkanan kadınların misk kullanmaları müstehabdır. Erkekler'e Misk kullanmak müstehab değildir. Kadın bakire ise yıkanırken suyu fercinin dahiline ulaştırması vacip değildir. Bakire değilse fercinin kaza-i hacete oturduğu zaman açılan yerlerini yıkaması vacip olur. Çünkü o yerler bedenin dış kısmı hükmündedir. İmam Şafiî ile ulemamızın ekserisi bu ciheti nassan beyan etmişlerdir. Ulemamızdan bazılarına göre bakire olmayan kadın'ın dahili fercini yıkaması vacip değildir. Bazıları da bunun hayz ve nifastan temizlenirken vacip olduğunu, cünüplükten temizlenirken vacip olmadığını söylerler. Fakat Sahîh olan birinci kavildir. Hanefilere göre kadının fercinin dış kısmını yıkaması vaciptir. Zira ağız hükmündedir. Parmağını dahile sokarak yıkaması vacip değildir. Fetvada buna göredir. Yani bu meselede Hanefilerle Şafiiler hemen hemen ittifak etmiş gibidirler. Sünnetsiz erkeğin avret mahallindeki kılıfın içini yıkaması müstehabtır. Hatta «En-Nevazil» nam eserde yıkanmasının vacip olduğu bildiriliyorsa da esah olan birinci kavildir. Hz. Abdullah b. Amr'in yıkanırken kadınlarına saçlarını çözmelerini emretmesi bunu vacip gördüğüne hamledilir. Şu halde yıkama emrini vermesi ya suyun ulaşması îcap eden saç diplerinin yıkanması içindir. Yahut onun mezhebine göre yıkanacak kadının mutlaka saçını çözmesi vaciptir. Nitekim İbrahim Nehai'nin mezhebi de budur. Bu takdirde İbni Amr (Radiyallahu anh) Ümmü Seleme ve Âişe (Radiyallahu Anhuma) hadîslerini duymamış demektir. Mamafih İbni Amr'm bu emri müstehab olmak üzere ihtiyaten vermiş olması da ihtimal dahilindedir. -Allahu A'lem- NEVEVİ ŞERHİ (742-745): (Bu babta) Ümmü Seleme (r.anha}'nın: "Ey Allah'ın Resulü, dedim ... buyurdu." Diğer (743) rivayette: "Ay hali ve cünüplük dolayısıyla çözeyim mi" hadisi ile bu manaya yakın (745) Aişe (r.anha}'nın rivayet ettiği hadis yer almaktadır. (742) "Saçımın 'örgülerini bağlıyorum" sözündeki "dafr: örgüler" kelimesinin bu şekildeki söylenişi muhaddisler, fakihler ve bagkaları nezdinde hadisin bilinen meşhur ve yaygın rivayeti bu şekildedir. Bu.da,ben saçımı sıkı ve sağlam örüyorum, demektir. İmam İbn Berri ise fukahanın lahni (yanlış telaffuzları) 'hakkında tasnif ettiği küçük kitapçığında şunları söylemektedir: Onların Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği hadiste "saçımın örgülerini 'bağlıyorum" derken, -dat harfini fethalı, fe harfini sakin olarak "dafr" demeleri de bu tür yanlışiıklarındandır. Bunun doğrusu ise "dufur" olup, çoğulu ",dafira",dır. Ama onun bunu kabul.etmeyip, yanlış olduğunu ileri sürdüğü şekil •doğru değildir. Aksine doğrusu her iki şeklin de caiz olduğudur, bunların her birinin doğru bir anlamı vardır ama bizim önce sözünü ettiğimiz şeklin doğruluğu daha ağırlık kazanmaktadır. çünkü sabit ve muttasıl rivayetlerde sema yoluyla alınan odur. Allah en iyi bilendir. "Başına üç avuç su dökersin" buyruğu, diğer rivayetteki ile aynı anlamdadır. "Hafne" ne olursa olsun iıki avuç dolusu şeye denilir. Ümmü Seleme'nin adı Hind'dir. Ramke olduğu da söylenmiş ise de bunun hiçbir kıymeti yoktur. Bu Babtaki Hadislerden Çıkartılan Hükümlere Gelince: Bizim ve cumhurun mezhebine göre gusleden kadının, eğer su içten ve dıştan saçının dibine tamamen ulaşıyor ise saç örgülerini çözmesi vacip değildir. Eğer örgülerini çözmeden su ulaşamıyorsa o takdirde çözmesi icab eder. Um Seleme (r.anha) validemizin rivayet ettiği hadis de örgülerini çözmeksizin suyun saçının tamamına ulaşmış olduğu şeklinde yorumlanır; çünkü suyun bu şekilde ulaştırılması vaciptir. en-NehaI' den ise durum ne olursa olsun saçını çözmesinin vacip olduğu nakledilmiştir. Hasan ve Tavus'tan ise cünüplükte değil de, ay halinden guslederken çözülmenin vacip olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. Delilimiz ise Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bu hadistir. Şayet erkeğin saçı da örgü yapılmışsa hükmü kadının hükmü gibidir. Allah en iyi bilendir. Erkeğin cünüplükten gusletmesi ile kadının cünüplükten, ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusletmesi ve diğer meşru bütün gusül şekillerinde erkek ile kadının gusülleri aynıdır. Bundan ileride geleceği üzere ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusleden kadın ile ilgili onun misk ile kokulandırılmış bir parça kullanması müstesnadır. Bundan önceki babta guslün eksiksiz nasıl yapılacağına dair açıklama geçmiş bulunmaktadır. Eğer gusleden kadın bakire ise, suyu fercinin içine ulaştırması vacip değildir. Eğer bakire değilse suyun ihtiyacını gidermesi için oturması halimde fercinin görünen kısmına ulaştırılması icap eder; çünkü bu durumda vücudunun dışı hükmünü alır. Şafil ve mezhebimize mensup ilim adamlarının çoğunluğu bunu böylece ifade etmişlerdir. Mezhebimize mensup bazı ilim adamları ise fercin içini yıkamak bakire olmayan kadına vacip değildir, demişlerdir. Bazıları ise bu, ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusletmek halinde vaciptir, cünüplükten dolayı gusletmek halinde değildir demiştir; ama doğru olanı birincisidir. Allah en iyi bilendir. (745) Abdullah b. Amr (r.anh)'ın kadınlara gusledecekleri zaman saçlarının örgülerini çözmelerini emretmesi ise kadınlara bunu yapmalarının vacip olduğunu kastettiği ve bunun ise suyun saçlarının dibine varmadığı kimseler hakkında olduğu şeklinde yorumlanır yahut onun mezhebine (görüşüne) göre -en-Nehaı' den naklettiğimiz üzere- her durumda saçını çözmek icap eder ve Ümmü Seleme ile Aişe (r.anhuma)'nın rivayet ettikleri hadisin ona ulaşmamış olduğu kabul edilir. Bununla birlikte onun kadınlara böyle yapmalarının vacip olmak üzere değil de, müstehap olduğu ve ihtiyatlı olmak için emretmiş olma ihtimali de vardır. Şanı yüce Allah en iyi bilendir