İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Müslim · 769

The Book of Menstruation

Arapça metin

وَحَدَّثَنِيهِ هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ عُثْمَانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالاَ - مَكَانَ عَوْرَةِ - عُرْيَةِ الرَّجُلِ وَعُرْيَةِ الْمَرْأَةِ ‏.‏

Bana bu hadisi Harun b. Abdillah ile Muhamıned b. Rafi'de rivayet ettiler dediler ki bize ibni Ebî Fudeyk rivayet etti. (Dediki): Bize ed-Dahhak b. Osman bu isnad ile haber verdi. Yine ikisi "avret" lafzı yerine erkeğin uryeti ve kadının uryeti tabirlerini kullanmışlardır. (766 - 767) NEVEVİ ŞERHİ: "Erkek erkeğin avretine bakamaz ... "Diğer rivayette de "erkeğin uryesi ve kadının uryesi" denilmektedir ki bu son lafzı "irye, urye" ve "ureyye" olmak üzere üç şekilde zaptetmiş bulunuyoruz. Hepsi de doğrudur. Dilciler der ki: Urye lafzı çıplak ve elbisesiz olmak demektir. Ureyye ise onun küçültme ismidir. Bu babta ravi olarak ismi geçen Zeyd b. Hubab'ın babasının adı olan Hubab isminin ha harfi ötreli okunur. Bu Babın İhtiva Ettiği Hükümlere Gelince: 1- Erkeğin yabancı bir erkeğin avretine bakması, kadının da başka bir kadının avretine bakması haramdır. Bunda görüş aynlığı yoktur. Aynı şekilde erkeğin kadının avretine, kadının da erkeğin avretine bakması icma ile haramdır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de erkeğin bir diğer erkeğin avretine bakmasını sözkonusu ederek erkeğin kadının avretine bakmasının hükmüne de dikkat çekmiş olmaktadır. Bunun haram olması ise öncelikle sözkonusudur. Bu haram oluş eşler ve cariye sahipleri dışındakiler içindir. Eşlerin ise birbirlerinin avretlerinin tamamına bakmaları mübahtır. Bundan yalnızca fercin kendisi müstesnadır. Onunla ilgili olarak mezhep alimlerimizin üç görüşü vardır. Bunların daha sahih olanı her bir eşin diğerinin fercine ihtiyaç olmaksızın bakmasının mekruh olduğudur ama haram değildir. İkinci görüş her ikisi için de haramdır, üçüncü görüşe göre erkek için haram, kadın için mekruhtur. Kadının fercinin içine bakmak ise daha ağır mekruh ve haramdır. Efendinin cariyesi ile ilgili durumuna gelince, eğer onunla ilişki kurmak hak ve mülkiyetine sahipse o takdirde her ikisinin durumu iki eş gibidir. Şayet kız kardeşi, halası ve teyzesi olması yahut sütkardeşi yahut zevcesinin annesi, kızı, oğlunun zevcesi gibi sıhri bir akrabalık sebebiyle ona haram ise hükmü tıpkı hür olması gibidir. Eğer cariye Mecusi, mürted, putperest, iddet bekleyen ya da kitabet akdi yapmış birisi ise yabancı bir cariye gibidir. 2- Erkeğin mahremlerine, onların da ona bakmasına gelince, sahih olan görüş göbeğin yukarısı ile diz kapağının altının mübah olduğudur. Ancak iş görürken ve bazı işlerde çalışırken avretin görünen kısmının helalolacağı da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir. 3- Akraba olmayan yabancıların avretinin sınırına gelince, erkeğin erkeğe avreti göbek ile diz kapağı arasıdır. Kadının kadına avreti de bu şekildedir. Göbek ile diz kapağı hakkında da mezhebimizin (Şafii mezhep alimlerinin) üç görüşü vardır. Bunların en sahih olanına göre avret olmadıklarıdır. İkinci görüşe göre her ikisi de avrettir, üçüncü görüşe göre ise göbek avrettir, diz kapağı değildir. 4- Erkeğin kadına bakmasına gelince, bedeninin tamamına bakması haramdır. Aynı şekilde kadının da erkeğin bedeninin tamamına bakması haramdır. Bakışlarının şehvetle ya da şehvetsiz olması arasında fark yoktur. Bazı alimlerimiz şöyle demektedir: Kadının şehvetsiz olarak erkeğin yüzüne bakması haram değildir fakat bu görüşün hiçbir değeri yoktur. Aynı şekilde yabancı olmaları halinde cariye ya da hür kadın arasında da bir fark yoktur. Erkeğin, sureti güzel bir tüysüzün yüzüne bakması haramdır. Bakışının şehvetle olup olmaması ile fitneden emin olması ile korkması arasında da bir fark yoktur. Muhakkik ilim adamları nezdinde tercih edilen doğru görüş budur. İleri gelen Şafii fukahası da bunu açıkça ifade etmişlerdir. Yüce Allah'ın rahmeti onlara olsun. Delili ise, böyle birisinin kadın durumunda olmasından dolayıdır. Güzelliği kadının güzelliğini andırması sebebiyle kadına şehvetle bakıldığı gibi, ona da şehvetle bakılır. Hatta onların birçoğunun yüzü pek çok kadından da güzelolabilir. Daha da ileri olmak üzere bunların hakkındaki haramlık bir başka sebep dolayısıyla öncelikle sözkonusudur. Çünkü onlarla birtakım kötülükler yapma imkanı, kadına göre daha ileri derecede sözkonusu olabilmektedir. Allah en iyi bilendir. 5- Bütün bu meselelerde bakmanın haram oluşu ile ilgili söylediğimiz bu hükümler, bakmayı gerektiren bir ihtiyacın bulunmaması halinde sözkonusudur. Eğer şer'i bakımdan bir ihtiyaç bulunursa -alışveriş, tedavi, şahitlik ve buna benzer durumlarda olduğu gibi- bakmak caiz olur fakat bu halde de şehvetle bakmak haramdır çünkü ihtiyaç dolayısıyla bakmak mübahtır, şehvetle bakmak ise bir ihtiyaç değildir. Mezhep alimlerimiz der ki: Şehvetle bakmak koca ve efendi dışında herkese haramdır. Hatta bir kimsenin şehvetle annesine ve kızına bakması dahi haramdır. Allah en iyi bilendir. "Erkek başka bir erkekle aynı elbise içinde bulunmaz." Kadının kadın ile birlikte tek elbiseye bürünmesinin hükmü de böyledir. Eğer aralarında herhangi bir hail (denilen bir örtü, bir engel) yoksa buradaki yasak haramlık bildirmektedir. Buyruk, bir kimsenin bedeninin herhangi bir yerinin başkasının avretine dokunmasının haram olduğuna delildir. Bu hususta ittifak vardır. Bu ise belva'nın genel bir şekilde yaygınlık gösterdiği ve pek çok kimsenin önemsemediği hususlardandır. İnsanların hamamlarda bir araya gelmesi gibi. Hamama giden bir kimsenin gözünü, elini ve vücudunun başka yerlerini başkalarının avretinden koruması ve kendi avretini de hamamda hizmet görenlerin (tellak) ve benzerlerinin de gözünden ve elinden korumalıdır. Bunlardan herhangi birisini ihlal eden bir kimseyi görecek olursa ona bu münkerden vazgeçmesi gerektiğini de söylemelidir. İlim adamları der ki: Söyleyeceği kabul edilmez düşüncesi ile onlara doğruyu emretmek yükümlülüğü üzerinden kalkmaz. Aksine kendisine ve başkasına bir fitne geleceğinden korkması hali dışında onlara doğru olanı söylemesi gerekir. Allah en iyi bilendir. 6- Bir erkeğin, kimsenin kendisini görmeyeceği bir halde yalnızken avretini açmasına gelince; eğer bu bir ihtiyaç sebebi ile olursa caizdir, ihtiyaç olmadan bunu yaparsa mekruh ve haram olduğu hususunda ilim adamlarının görüş ayrıiığı vardır. Bize göre daha sahih olan haram olduğudur. Bu meselelerin fıkıh kitaplarında bilinen çeşitli ayrıntıları tamamlayıcı bilgileri ve kayıtları vardır. Bu kitabımızın buna dair temel bilgilerinin yer almadığı bir kitap olmaması için bu hususlara burada işaret ettik

Sahîh-i Müslim, 769

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَنْظُرِ الْمَرْأَةُ إِلَى عَوْرَةِ الْمَرْأَةِ وَلاَ يَنْظُرِ الرَّجُلُ إِلَى عَوْرَةِ الرَّجُلِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu demiştir: «Kadın, kadın avretine bakmasın. Erkek de, erkek avretine bakmasın.» Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Tirmizi Nesai AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - garib olduğunu bildirmiştir. Nevevi, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: "Hadis, erkeğin erkek avretine, kadının da kadın avretine bakmasını haram kılmıştır. Erkeğin kadın avretine bakması ve kadının erkek avretine bakması da icma' ile haramdır. Bu haramlık, eş durumunda olmayanlar hakkındadır. Eşlerin ise, tenasül uzvu hariç, birbirlerinin avret mahalline bakmaları caizdir. Tenasül uzvuna bakmak hakkında üç kavil vardır. En sıhhatlı kavle göre iki taraf için de haram değil mekruhtur. İkinci kavle göre her ikisi için haramdır. Üçüncü kavle göre erkeğin bakması haram kadının ki mekruhtur. Cariye ile efendisinin birbirinin avret yerlerine bakmalarına gelince; Eğer cariye neseb süt veya kayınvalide, üvey kız ve oğlun karısı gibi sıhri nedenle kişiye haram durumunda ise, o cariye. efendisine karşı hür kadın gibidir. Mesela adamın cariyesi süt kardeşi ise veya kayınvalidesi ise o kadın, hür olan mahrem akraba gibidir. Yani o kadının avreti efendisi için göbek ile diz kapağı arasıdır,'Şayet cariyenin mezkur yakınlığı yoksa, kendisi ile efendisi, avret bakımından eşler gibidir. Adamın, mahremlerine bakması ve onların kendisine bakması ise, sahih kavle göre göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerler için caizdir. Birbirlerinin göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerine bakmaları caiz değildir. Birbirine yabancı olanların avret sınırına gelince: 1- Erkeğin erkeğe karşı avreti göbekle diz kapağı arasıdır. 2- Kadının kadına karşı avreti keza göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağının avretten sayılıp sayılmaması hakkında üç kavil vardır. En sahih kavle göre, ikisi de avret değildir. İkinci kavle göre ikisi de avrettir Üçüncü kavle göre göbek avrettir, diz kapağı avret değildir. 3- Erkeğin, yabancı kadının her hangi bir yerine bakması haramdır. 4 - Kadının, yabancı erkeğin her hangi bir yerine bakması haramdır. Erkeğin yabancı erkeğin her hangi bir yerine bakması haramdır. Erkeğin yabancı kadına veya kadının yabancı erkeğe bakması şehvetli olsun olmasın hüküm aynıdır. Bazı alimler: Kadının, erkeğin yüzüne şehvetsiz bakması haram değildir, demişlerse de, bu söz tutarlı değildir. Şafii'nin açıkça belirttiğine göre erkeğin parlak yüzlü olup henüz saç sakalı çıkmamış olan gence' bakması, şehvetli olsun olmasın, bir fitne korkusu olsun olmasın haramdır. Şafii'nin delili şudur ki; genç erkek, kadın anlamındadır. Çünkü kadına şehvetle bakıldığı gibi ona da bakılabilir. Güzellik bakımından icabında daha güzel olabilir. Hatta kadınlar hakkında yapılamayan kötülükler, onlar hakkında düşünülebillr. Yukarıda anlattığımız bakmak haramlığı, ihtiyaç olmadığı zamana aittir. Şer'i ihtiyaç bulunduğu zaman bakmak caizdir. Mesela, alış - veriş yaparken, tedavi olunurken, şahitlik yapılırken ve benzeri durumlarda bakmak zarureti vardır. Bu gibi ahvalde şehvetle bakmak haramdır. Çünkü şehvetle bakma zarureti yoktur. Şehvetle bakmak eşler ve cariye efendisi hariç, herkese haramdır. Hatta, kişinin anasına ve kızına şehvetle bakması haramdır .. Halkın çoğunun hamamlarda toplanması ve avret mahallini örtmeye dikkat etmemesi, bir bela halini almıştır. Oraya giden kimsenin gözünü başkasının avret mahalline bakmaktan koruması; avretini de başkasının gözünden koruması vacibtir. Örtünmeye riayet etmeyenleri görünce münasip tavır ve eda ile uyarıda bulunması vacibtir. Bir fitne 'çıkması korkusu olmadıkça, sözü dinlensin dinlenmesin bu gibi durumlara müdahale etmesi vacibtir. DÖRT MEZHEBE GÖRE AVRET MAHALLİ A - NAMAZ İÇİNDEKİ AVRET YERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi alimlerine göre, namaz bakımından erkeğin avreti göbekten diz kapağının altına kadardır. Göbek, avretten değil, fakat diz kapağı ayrettendir. Cariye de erkek gibidir. Ayrıca karnı, sırtı ve yanları da avrettir. Hür kadının avreti ise, bütün bedenidir. Hatta kulaklarından aşağı sarkan saçları da ayrettir. Yalmz yüzü ve bileklere kadar elleri avret değildir. Ayakların üst kısmını da avretten istisna edenler vardır. 2- Şafiiler'e göre, namaz bakımından erkeğin ve cariyenin avreti göbek ile diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağı, avretten değildir. Bununla beraber, buralara bitişik avretin tam örtünülebilmesi için göbekten ve diz kapağından birer parçanın örtülmesi gerekir. Hür kadının avreti ise, bütün vücududur. Kulakıarından aşağıya doğru sarkan saç telleri de avrettir. Yalnız yüz ve bileklere kadar eller, avret değildir. 3- Hanbeliler, Şafiiler gibi avret yerlerini tesbit etmişlerdir. Ancak aralarında şu fark var: Hanbeliier'e göre hür kadının yalnız yüzü avret değil, bundan başka ,bütün vücudu avrettir. 4- Malikiler'e göre; Namaz bakımından erkek ve kadın avreti iki kısma ayrılır: Galiz avret, hafif avret. Galiz ve hafif diye adlandırılan avret çeşitlerinin hükmü de ayrıdır. Erkeğin galiz avreti, erkeklik uzvu ve mak'ad halkası ile-yumurtalarıdır. Göbek ile diz kapağı arasında kalan diğer yerler hafif avrettir .. Hür kadının galiz avreti baş, boyun, kollar, gögüs ve göğüsün hizasındaki arkaları ile diz kapağından ayak tırnağına kadar olan yerler hariç, bütün vücududur. Anılan bu yerler de hafif avrettir. Yüz ve bileklere kadar eller avret değildir. Cariyenin hafif avreti, erkeğin hafif avreti gibidir. Yalnız şu fark vardır: Cariye'nin kalçaları, onun hizasındaki yerler ve eteği de galiz ayretten sayılır. Galiz ve hafif ayret yerinin ne kadarının açılmasıyla namazın bozulacağını öğrenmek isteyenler, fıkıh kitabIarına müracaat etsinler. Çünkü geniş izahat ister. B- NAMAZ DIŞINDAKİ AVRET YERİ HAKKlNDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi mezhebine göre erkeğin yabancı kadına bakması caiz değildir. Ancak, şehvetsiz olarak yüzüne ve bileklere kadar ellerine bakabilir. Eğer şehvetten emin değilse, bir ihtiyaç olmadıkça yüzüne bakması caiz değildir. Hakimin, şahidin, doktorun zaruret durumuna göre, bakmaları caizdir. Erkek, erkeğin göbek ile dizkapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere bakabilir. Kadın da kadının göbek ile dizkapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere bakabilir. Kadın, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındaki yerine bakamaz. Diğer yerlere şehvetsiz olarak bakabilir. Erkek, zevcesinin ve cariyesinin her tarafına bakabilir. Erkek, mahremi olan kadının yüzüne, başına, göğsüne, dizkapağından aşağısına ve kollarına bakabilir. Fakat arkalarına, karnına ve diz kapağından yukarı kısmına bakamaz. 2 - Şafii mezhebine göre, erkeğin yabancı kadına bakması caiz değildir. Kadının yüzü ve elleri de avrettir. Bakılamaz. Ancak zaruret ve ihtiyaç halinde bakılabilir. Mesela hakim, şahid. evlenmek isteyen kişi ve doktor fıkıh kitabIarında belirtilen şartlar altında ve belirtilen yere bakabilirler. Erkek, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerine bakamaz. Diğer yerlerine bakabilir. Kadın da, kadının göbek ile diz kapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Diğer yerlere bakması caizdir. Kadının yabancı erkeğe bakması caiz değildir. Erkeğin. yabancı kadının yüzüne bakması nasıl haramsa. kadının erkeğin yüzüne bakması da aynı şekilde haramdır. 3- Maliki mezhebine göre erkek, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındakı yerlerine bakamaz. Mahrem kadınlar da erkekler gibidir. Yani anne kız ve teyze gibi kadınlar. erkeğin diz kapağı ile göbek arasındaki yerlerine bakamazlar. diğer yerlerine bakabilirler. Yabancı kadın, erkeğin yüzüne, başına kol ve ayaklarına şehvetsiz olarak bakabilir. Şehvet korkusu varsa' bakamaz. Kadının bütün vücudu, yabancı erkekler için avrettir. Yalnız, bir fitne korkusu yoksa yüzüne ve bileklere kadar ellerine bakmak caizdir. Erkeklerin, mahremi olan kadınların, yüz, baş, boyun, kollar ve ayaklarına bakmaları caizdir. Diğer yerlerine bakmaları caiz değildir. 4- Hanbeli mezhebine göre kadının, mahremi olan erkeklere ve kadınlara karşı avreti diz kapağı arasıdır. Kadının yabancı erkeğe karşı avreti, yüz ve bileklere kadar elleri hariç, bütün vücududur. korkusu olduğu taktirde kadının yüz ve elleri de avrettir. Erkeğin erkeğe karşı avreti, göbekle diz kapağı arasıdır. Bütün mezhebIerde, tedavi gibi zaruret halinde avret mahalline lüzumu kadar bakmak caizdir

Sünen-i İbn Mâce, 661
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَلَكِنْ عُرْوَةُ يُحَدِّثُ عَنْ حُمْرَانَ، أَنَّهُ قَالَ فَلَمَّا تَوَضَّأَ عُثْمَانُ قَالَ وَاللَّهِ لأُحَدِّثَنَّكُمْ حَدِيثًا وَاللَّهِ لَوْلاَ آيَةٌ فِي كِتَابِ اللَّهِ مَا حَدَّثْتُكُمُوهُ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ يَتَوَضَّأُ رَجُلٌ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهُ ثُمَّ يُصَلِّي الصَّلاَةَ إِلاَّ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الصَّلاَةِ الَّتِي تَلِيهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ الآيَةُ ‏{‏ إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ اللاَّعِنُونَ‏}‏

Bize Zuheyr b. Harb da tahdis etti. Bize Yakub b. İbrahim tahdis etti. Bize babam Salih'ten tahdis etti. İbn Şihab dedi ki: Ama Urve, Humran'dan şöyle dediğini tahdis etmiştir: Osman abdest aldıktan sonra: Allah'a yemin ederim ki size bir hadis nakledeceğim. Allah'a yemin ederim ki şayet Allah'ın kitabındaki bir ayet olmasaydı o hadisi size nakletmeyecektim. Şüphesiz ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Bir adam güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra namazı kılacak olursa, mutlaka onun kıldığı o namaz ile ondan sonraki namaz arası (günahları) ona mağfiret olunur" buyururken dinledim. Urve dedi ki: Ayet: "Muhakkak indirdiğimiz apaçık ayetlerimizi ve hidayeti insanlara kitapta apaçık bir şekilde bildirdikten sonra gizleyenler var ya ... lanet edenler lanet eder" (Bakara, 159) ayetidir. Diğer tahric: Buhari, 160 -uzun olarak-; Nesai, 146; Tuhfetu'l-Eşraf, 9793 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Finau'I mescid: Mescid'in etrafı avlusu manasınadır. Osman (R.A.)'ın : «Eğer Allah'ın kitabında bir âyet olmasaydı onu size rivayet etmezdim» sözünden maksadı «Eğer Allah Teâlâ bir kimsenin bildiği bir ilmi başkasına tebliğ etmesini farz kılmasaydi size hadis rivayet etmek istemez ve bu suretle sizin başınızı ağrıtmazdım» yahut; «bu âyet olmasaydı haber vereceğim müjdeye itimad ederek ibadetleri terk-edersiniz endişesi ile bu hadisi size söylemezdim» demektir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bu hadiste bir kimse tertemiz abdest alır ve onunla iki rekat namaz kılarsa o namazla ondan sonra gelecek namaz arasındaki günahlarının affedileceğini beyan buyurmuştur. Halbuki bundan önceki hadiste yine aynı hüküm ve hâdise hakkında : «Geçmiş günahları affolunur.» buyurmuştu. Bu hadisin zahirî umum bildirmektedir. Yâni; tertemiz abdest alarak iki rekat namaz kılan kimsenin bütün geçmiş günahları affedilecek demektir. Bu noktadan iki rivayet arasında zahiren münâfât ve zıddiyet var gibi görünüyorsada hakikatta hiç bir münafat ve zıddiyet yoktur. Hadislerin arası şöyle bulunur. Umum bildiren hadiste mudaf hazfedilmiştir. Cümlenin takdiri: «Allah o kimsenin o namazla mükellef olduğu zamanla gelecek namaz arasındaki günahlarını affeder.» şeklindedir. Hadis-i Şerif müezzinin namaz vaktini haber vermek için imama gidebileceğine ve zaruret olmadığı halde bazen yemin etmenin caiz olduğuna delâlet etmektedir

Sahîh-i Müslim, 542
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قِيلَ لَهُ قَدْ عَلَّمَكُمْ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى الْخِرَاءَةَ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ أَجَلْ لَقَدْ نَهَانَا أَنْ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ لِغَائِطٍ أَوْ بَوْلٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِالْيَمِينِ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِأَقَلَّ مِنْ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِرَجِيعٍ أَوْ بِعَظْمٍ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye ile Veki', A'meş'ten rivayet ettiler H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lafız onundur. (Dediki) : Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abdirrahman b. Yezid'den, o da Selman'dan naklen haber verdi. Selman dedi ki: Kendisine: Sizin Nebiniz abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretti, denildi. O: Evet, O bize küçük ya da büyük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmemizi, sağ elimizle istindi yapmamızı, üç taştan azı ile istinca yapmamızı ya da hayvan tezeği yahut kemik ile istinca yapmamızı yasakladı, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud, 7 -uzunca-; Tırmizi, 16; Nesai, 41, 49; İbn Mace, 316 -uzun olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 4505 NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta ilk olarak Selman el-Ffuisı (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadis-i şerif vardır: "Ona sizin Nebiniz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) büyük abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretmiştir denildi. .. " (3/1S2) Bu babtaki bir diğer hadis (608) Ebu Eyyub'un rivayet ettiği: "Helaya gittiğiniz zaman ... " hadisi, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (609) "sizden biriniz ihtiyacını görmek için oturacak olursa ... " hadisi, İbn Ömer'in rivayet ettiği (61O): "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i. .. gördüm" ile diğer rivayette (61 i) "yüzünü Şam'a, arkasını kıbleye dönmüş olduğu halde" hadisi ile bunun dışında daha başka hadisler yer almaktadır. (605) Hadiste geçen "el-hirae" abdest bozma şekil ve haline verilen isimdir. Bizzat abdest bozmanın {hadesin} kendisi ise "el-hira'" ve "el-hara'" (3/153) diye gelir. "Evet" derken Selman (r.a.)'ın kastettiği,-ey muhatap kişi- O bize dinimiz hususunda -söylediğin abdest bozmaya varıncaya kadar-ihtiyaç duyduğumuz her bir şeyi öğretmiştir. Bize abdest bozmanın adabını öğreterek bu hususta bize. şunları şunları da yasakladı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Küçük yahut büyük abdest sebebiyle kıbleye dönmemizi bize yasakladı." Müslim'de "büyük abdest için" anlamındaki "liğaitin" kelimesini bu şekilde lam harfi ile zaptettik, başka kaynaklarda ise be harfi ile "biğaitin" ile de lam harfi ile de rivayet edilmiştir, her ikisi aynı anlamdadır. "Gait" yerin alçak tarafı, kısmı demektir sonra bu, insanoğlunun arkasından çıkan bilinen şeyin adı olmuştur. Küçük Yahut Büyük Abdest Bozarken Kıbleye Dönmenin Hükmü Küçük yahut büyük abdest bozarken kıbleye dönmenin yasaklanışına gelince, bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır: 1. Bunlardan biri Malik ve Şafii'nin -yüce Allah'ın rahmeti onlara- görüşüdür. Bu görüşe göre düz ve açık alanda küçük ve büyük abdest bozarken kıbleye yüzü dönmek haramdır ancak yapı içerisinde bu haram değildir. Bu görüş Abbas b. Abdulmuttalib ve Abdullah b. Ömer (radıyallahuanh)'dan Şa'bı, İshak b. Rahuye, iki rivayetten birisinde Ahmed b. Hanbel'den de -Allah'ın rahmeti onlara- rivayet edilmiştir. 2. İkinci görüşe göre bu halde iken yüzü kıbleye dönmek yapı içinde de, düz, açık alanda da caiz değildir. Sahabi Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.), Mücahid, İbrahim en-Nehai, Süfyan es-Sevri, Ebu Sevr ve bir rivayete göre de Ahmed bu görüştedir. 3. Üçüncü görüş ise bunun yapı içerisinde de, düz ve açık alanda da caiz olduğudur. Bu da Urve b. ez-Zubeyr, Malik (r.a.)'ın hocası Rabia ve Davud ez-lahirl'nin görüşüdür. 4. Dördüncü görüş ise düz ve açık alanda olsun, yapı içinde olsun kıbleye yüzü dönmek caiz değildir ama her ikisinde de arkasını dönmek caizdir. Bu aynı zamanda Ebu Hanife ve Ahmed'den -yüce Allah'ın rahmeti onlaragelen iki rivayetten birisidir. Kayıtsız ve şartsız yasak olduğunu söyleyenler mutlak olarak yasak bildirerek varid olmuş sahih hadisleri delil göstermişlerdir. Zikredilen Selman (r.a.)'ın hadis ile Ebu Eyyub, Ebu Hureyre ve başkalarının hadisleri buna örnektir. Bu görüş sahipleri ayrıca şöyle der: Çünkü bu yasak kıblenin saygınlığı dolayısıyladır. Bu mana ise hem yapıda, hem de düz ve açık alanda abdest bozulurken sözkonusudur. Ayrıca eğer engel yeterli olsaydı, bunun açık alanda caiz olması gerekirdi çünkü bizlerle Kabe arasında dağlar, vadiler ve daha başka türlü engeller bulunmaktadır. Kayıtsız ve şartsız mübah olduğunu kabul edenler de bu babta zikredilmiş İbn Ömer (r.a.)'ın (610 numaralı) hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadise göre o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yüzünü Beytu'l-Makdis'e doğru, arkasını kıbleye doğru çevirmiş olarak görmüştür. Gösterdikleri bir diğer delil ise Aişe (r.anha)' nın rivayet ettiği şu hadistir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı kimselerin ferderiyle kıbleye yönelmekten hoşlanmadıkları haberi ulaştı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar bunu da mı yaptılar? Haydi, benim oturağımın yönünü değiştirin" yani kıbleye doğru çevirin, buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, İbn Mace de (Süneninde) rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Yüzü çevirme yi değil de arkayı çevirmeyi mübah kabul eden kimseler ise Selman'ın rivayet ettiği (605) hadisi delil gösterirler. Düz ve açık alanda yüzünü de, arkasını da dönmeyi haram kabul edip, yapı içerisinde mübah kabul edenler ise bu bölümde zikredilmiş bulunan İbn Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği (610 numaralı) hadisi ve sözünü ettiğimiz Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadisi delil gösterirler. (3/154) Cabir (r.a.) da rivayet ettiği hadisinde şöyle demektedir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize küçük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmeyi yasakladı. Ben ruhu kabzedilmeden bir yıl önce yüzünü kıbleye çevirmiş olarak gördüm." Bunu da Ebu Davud, Tirmizi ve başkaları rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Ayrıca Mervan el-Asğar'ın rivayet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Ben İbn Ömer (r.a.)'ın devesini kıbleye dönük çöktürdükten sonra oturup ona doğru küçük abdestini bozarken gördüm. Ey Ebu Abdurrahman, bu yasaklanmamış mıydı, dedim. O, evet ama düzlük açık alanda bu yasaklanmıştı. Seninle kıble arasında seni setredecek bir şey bulunuyorsa bir sakıncası yoktur, dedi. Bunu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar yapı içerisinde caiz oluşu açıkça ifade eden sahih bir takım hadis-i şerifterdir. Ebu Eyyub'un, Selmi'm, Ebu Hureyre ve başkalarının rivayet ettiği ne hyin yer aldığı hadisler ise -hadislerin arasının telif edilmesi için- düzlük açık alan hakkında yorumlanır; çünkü hadislerin arasının telif edilmesi mümkün ise bir kısmının terk edilmesi yönüne gidilmeyeceği hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Aksine böyle bir durumda hadislerin telif edilmesi ve hepsi ile am el edilmesi icap eder. Belirttiğimiz şekilde hadislerin telifi mümkün olduğundan ötürü onun kabul edilmesi icap etmektedir. Ayrıca ilim adamları anlam itibariyle düz açık alan ile yapı arasında fark gözetmişlerdir çünkü yapı içerisinde kıbleye yönelmeme mükellefiyeti halinde yükümlü zorlukla karşılaşır oysa düz açık alan böyle değildir. Kıbleye arkasını dönmeyi mübah kabul edenlere karşı ise görüşlerini reddetmek için aynı zamanda arkasını dönmeyi de, yüzünü dönmeyi de açıkça yasaklamış, Ebu Eyyub'un ve başkalarının rivayet ettiği hadis gibi sahih hadisler delil gösterilir. Allah en iyi bilendir. Şafii (r.a.) Mezhebine Göre Def-i Hacet İçin Kıbleye Dönmek İle İlgili Bazı Meseleler: 1.Birinci mesele: Bizim mezhep alimlerimiz nezdinde tercih olunan görüş eğer duvar ve buna benzer setredici bir şeye yakın ve yapı içerisinde ise yüzünü de, arkasını da kıbleye dönmek caizdir. Şu şartla ki, kendisi ile bu duvar ve benzeri setredici şeyarasında üç zira' ve daha aşağı bir mesafe bulunmalıdır. 2. Diğer şart ise bu engelin insanın alt tarafını örtecek yükseklikte olması gerekir. Bunu da deve semerinin arkasındaki tahta çubuk yüksekliği kadar tayin etmişlerdir ki, bu da bir zira'ın üçte ikisi kadardır. 3. Şayet kendisi ile bu setredici engel arasındaki uzaklık üç zira'dan fazla olur yahut bu engel deve semerinin arkasındaki çubuktan daha kısa olursa açık düz alandaki gibi haramdır. Ancak bu maksatla bina edilmiş bir yapı içerisinde ise bu hususta nasılolursa olsun herhangi bir sınır sözkonusu değildir. Mezhep alimlerimiz derler ki: Şayet açık bir arazide bulunup da zikredilen şarta uygun bir şey ile kendisini kapatabilirse o takdirde haramlık hükmü ortadan kalkar; çünkü muteber olan sözü geçen setredici engelin varlığı ve yokluğudur. Varlığı halinde açık arazide de, yapı içerisinde de helal olur, yokluğu sebebiyle de her ikisinde haram olur. Mezhep alimlerimiz arasında sahih ve meşhur olan kanaat budur. Mezhep alimlerimiz arasında açık araziyi ve yapıyı mutlak olarak göz önünde bulundurup engele itibar etmeyip, durum ne olursa olsun yapı içerisinde kıbleye önünü ya da arkasını dönmeyi mübah, durum ne olursa olsun açık arazide de bunu haram kabul etmiş kimseler de vardır. Ancak sahih olan birincisidir. Bu görüşlerinin bir ayrıntısı olarak şöyle demişlerdir: Setredenin bir biriek hayvanı, bir duvar, bir yükseklik, bir kum yığını yahut bir dağ olması arasında fark yoktur. Şayet kıble tarafına doğru elbisesinin eteğini gevşeyip, sarkıtacak olursa bununla örtü engelinin gerçekleşmesi hususunda mezhep alimlerimizin iki görüşü vardır. Onlara göre daha sahih ve meşhur olanları bunun da setredici bir örtü olacağıdır çünkü bununla da engel gerçekleşmiş olmaktadır. Allah en iyi bilendir. 4. İkinci mesele: Yüzü ve arkayı dönmeyi caiz kabul etmek ile ilgili olarak mezhep alimlerimizden bir topluluk şöyle diyor (3/55): Bu aslında mekruhtur ancak cumhur mekruhluğu sözkonusu etmemiştir. Tercih olunan kanaat de şudur: Eğer kıbleden başka tarafa yönelmekte{kısmen de olsa} bir meşakkatle karşılaşıyor ise mekruhluk sözkonusu değildir, eğer meşakkat olmayacaksa daha uygun olan ilim adamlarının ihtilafından çıkmak için bundan uzak kalmaktır. Bununla birlikte bu husustaki sahih hadisler dolayısıyla hakkında mekruh hükmü verilemez. 5. Üçüncü mesele: Açık arazide de, yapı içerisinde de yüzü kıbleye dönük cima caizdir. Bizim Ebu Hanife'nin, Ahmed ve Davud ez-Zahirl'nin mezhebi budur. Ancak Malik'in mezhebine mensup ilim adamları bu hususta farklı görüşlere sahiptir. ibnu'l-Kasım caiz olduğunu kabul ederken, İbn Habib mekruh olduğunu söylemiştir. Doğrusu ise caiz olduğudur. Çünkü haramlık hükmü şer'i bir delil ile sabit olur. Bu hususta herhangi bir yasak gelmiş değildir. Allah en iyi bilendir. 6. Dördüncü mesele: Beytu'l-Makdis' e küçük ve büyük abdest bozarken yüzünü ve arkasını dönmek haram değildir ama mekruhtur. 7. Beşinci mesele: Küçük ya da büyük abdestini yaparken kıbleye yüzünü ve arkasını çevirmekten uzak durup sonra istinca yaparken yüzünü ya da arkasını kıbleye çevirmek isterse caizdir. Allah en iyi bilendir. İstinci Adabı "Sağ elle istinca etmemek" istincanın edeplerindendir. ilim adamları sağ elle istinca yapmanın yasaklanmış olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Diğer taraftan büyük çoğunluk bu yasağın haram kılmak anlamında bir nehiy değil, tenzih ve edep anlamında bir nehiy olduğu kanaatindedir. Bazı zahiri alimleri ise haram olduğu kanaatindedir. Bizim mezhep mensupları arasından bir topluluk da haram olduğuna işaret etmiş ise de bu işaretlerine itibar edilmez. Mezhep alimlerimiz der ki: Mazeretsiz olarak istinca ile ilgili hiçbir hususta sağ elinin desteğini almaz. Su ile istinca yaparsa onu sağ eliyle döker, sol eliyle siler. Taşla istinca yaparsa eğer istincası dübürde ise sol eliyle siler. Şayet ön tarafından istinca yapacak olursa eğer taşı ona silinecek şekilde yere yahut ayaklarının arasına koyma imkanı varsa zekerini sol eliyle tutup, taşa sürer. Bunu yapma imkanı olmayıp, taşı kaldırmak zorunda kalırsa sağ eliyle taşı kaldırıp, zekerini sol eliyle tutup ona sürer. Sağ elini de hareket ettirmez. Doğru olan budur. Bazı mezhep alimlerimiz de zekerini sağ eliyle, taşı sol eliyle tutup sürer ve sol elini hareket ettirir ama bu doğru değildir; çünkü o böylelikle zaruret olmaksızın sağ eliyle zekerine dokunmuş olur. Halbuki bu yasaklanmıştır. Allah en iyi bilendir. Diğertaraftan sağ el ile istinca yapmanın yasaklanışı ona ikram olunduğuna, pisliklerden ve benzerlerden korunduğuna dikkat çekilmektedir. Yüce Allah'ın izniyle bu babın sonlarında bu kaideye açıklık getireceğiz. Allah en iyi bilendir. "Ya da üç taştan azı ile istinca yapmamızı (yasakladı)." Bu üç defa silmenin zorunlu bir vacip olduğu hususunda açık bir nastır. Bununla birlikte bu mesele ile ilgili ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bizim mezhebimizdeki görüş, necasetin kendisini izale etmek için taşla istinca ve silmeyi üçe tamamlamak mutlaka gerekli olduğudur. Bir ya da iki defa sürüp, necasetin kendisi gitse bile üçüncü defa onu silmek kap eder. Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve Ebu Sevr de böyle demiştir. Malik ile Davud (ez-zahiri): Farz olan temizlemektir. Eğer tek bir taş ile bu gerçekleşirse ona yeter demişlerdir. Mezhebimize mensup bazı alimlerin bir görüşü de budur ama bizim mezhebin bilinen kanaati az önce kaydettiğimizdir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç yüzü bulunan bir taşın her bir yüzü ile bir defa silse yeterlidir; çünkü maksat silme sayısıdır. Üç taş kullanmak ise üç yüzü bulunan bir taştan daha faziletlidir. Şayet hem ön, hem arka tarafında istinca yapacak olursa (3/156) her birisi için üçer defa olmak üzere altı defa silmek kap eder. En faziletlisi bunların altı taş ile yapılmasıdır. Şayet üç yüzü bulunan bir taş ile yetinirse bu da ona yeter. Sildiği zaman ıslaklığın öbür tarafına geçmediği kalın bir bezin durumu da aynı şekildedir. Onun yan taraflarıyla silmesi caizdir. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç taş ile temizlik gerçekleşirse daha fazlasına gerek yoktur. Üç taş ile temizlik olmazsa dördüncüsünü kullanmak gerekir. Dördüncüsüyle temizlik hasıl olursa fazlası vacip olmaz ama beşincisi ile tek sayıda taş kullanmak müstehaptır. Dört taş ile temizlik gerçekleşmezse beşincisi gerekir. Onunla temizlik tamam olursa fazlasına gerek yoktur. Bu şekilde daha fazla taş kullanmak kap edecek olursa eğer tek sayıda taş ile temizlik gerçekleşirse fazlası kullanılmaz, değil ise temizlik gerçekleşinceye kadar taş kullanması gerekir, taş sayısının tek olması da müstehaptır. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in taşları açıkça ifade etmesine gelince, zahiri mezhep mensuplarından bazıları buna dayanarak istinca için taş tayin edilmiştir, ondan başkası olmaz, derler. Bütün mezheplere mensup genelolarak ilim adamları ise istinca için taşın tayin edilmemiş olduğu, aksine bez, tahta ve daha başka şeylerin de onun yerine geçebileceği kanaatindedirler. Asıl dikkat edilmesi gereken husus kullanılan şeyin necaseti giderici olma özelliğidir. Bu da taştan başkasıyla da gerçekleşir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in üç taş demesinin sebebi ise çoğunlukla görülen ve kolaylıkla mümkün olanın o oluşundan dolayıdır. Buna göre onun (taş demenin) mefhum olarak bir delaleti yoktur. Yüce Allah'ın: "Fakirlik korkusundan çocuklarınızı öldürmeyiniz." (En'am, 6/151) buyruğu ve benzerleri gibi. Taşın muayyen olmayışının bir delili de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kemik, hayvan tersi ve tezek kullanmayı yasaklamış olmasıdır. Eğer taş muayyen olsaydı taşın dışındaki her bir şeyi mutlak olarak yasaklaması gerekirdi. Mezhep alimlerimiz der ki: Katı, temiz ve necasetin aynını (kendisini) gideren, saygınlığı bulunmayan ve bir hayvanın (canlının) bir parçası olmayan her bir şey taşın yerini tutar. Ayrıca istincada kullanılan bu gibi şeylerin aynı cinsten olması şartı da yoktur. Mesela ön için taş, arkası için bezin kullanılması caizdir. Onların birisinde bir taşla birlikte iki bez yahut taşla birlikte bir bez ve bir tahta parçası ve benzeri de caizdir. Allah en iyi bilendir. "Tezek ya da kemik ile istinca etmemizi (de yasakladı)." Bu buyrukta da necaset ile istinca yasaklanmış olmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tezek ile tür olarak necasete dikkat çekmektedir. Kemiğin yasak oluş sebebi ise cinlerin yiyeceği olduğundan dolayıdır. Bununla da bütün yiyeceklere dikkat çekmiş olmaktadır. Canlı hayvanın parçaları, ilim kitaplarının yaprakları ve buna benzer saygı duyulması gereken şeyler de buna katılır. Necisin sıvı ya da katı olması arasında bir fark yoktur. Necis bir şeyle istinca yapacak olursa istincası sahih olmaz. Bundan sonra su ile istinca yapması kap eder, taşla istinca onun için yeterli olmaz çünkü istinca yaptığı yer yabancı bir necaset ile necis olmuştur. Yenilebilir bir şeyle yahut yiyecek dışında temiz ve saygı duyulması gereken şeylerden birisiyle istinca yapacak olursa sahih olan bu istincasID!n sahih olmayacağıdır ama eğer necaseti yerinden başka bir tarafa taşımamış ise bundan sonra taşla istinca onun için yeterli olur. Masiyet olmakla birlikte ilk istincasının ona yeterli olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 606
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ الْحَذَّاءَ - عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَطُوفُ عَلَى نِسَائِهِ بِغُسْلٍ وَاحِدٍ ‏.‏

Bize Hasan b. Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harranî rivayet etti (Dediki): Bize Miskin yani Bükeyr el-Hazza', Şu'be'den, o da. Hişam b. Zeyd'den o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Enes'ten rivayete göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bütün hanımlarını dolaşır ve bir defa gusül ederdi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (697-706) : (697) Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadiste: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüp olup uyumak isterse ... "; (698) "Cünüp olup bir şeyler yemek yahut uyumak isterse ... " (700) Ömer (r.a.)'ın rivayetinde: "Ey Allah'ın Rasuıü ... evet buyurdu." (701) rivayetinde "evet, abdest alsın ... " (3/216) (702) Bir diğer rivayette "abdest al ve erkeklik organını yıka sonra uyu"; (703) rivayetinde "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ... " (705) rivayetinde "biriniz ai/esine yaklaştıktan sonra "; (706) Diğer rivayette "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bütün hanımlarını " hadisleri yer almaktadır. Bütün bu hadislerden anlaşılan cünüp bir kimsenin gusletmeden önce uyumasının, bir şeyler yiyip içmesinin ve bir daha cima etmesinin caiz olduğudur. Bu hususta icma vardır. İlim adamları ayrıca cünüp olan kimsenin bedeninin ve terinin de tahir olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Bu Hadislerden Ayrıca Şu Hükümler de Anlaşılmaktadır: 1- Bütün bu hususları yapmak için abdest alması ve fercini yıkaması müstehaptır. Özellikle de bundan önce kendisiyle cima etmemiş olduğu hanımı ile cima etmek isterse erkeklik organını yıkamasının müstehap oluşu daha da pekişir. Mezhep alimlerimiz abdest almadan önce bir şeyler yiyip içmenin ve cimaın mekruh olduğunu açıkça ifade etmiş olmakla birlikte, bu hadisler de buna delildir. Bununla birlikte bu abdestin vacip olmadığı hususunda da mezhebimizde görüş ayrılığı yoktur. Malik ve fukahimın cumhuru da böyle demişlerdir. (3/217) Maliki mezhebine mensup İbn Habib ise bu abdestin vacip olduğu kanaatindedir. Davud ez-Zahirl'nin mezhebi de budur. 2- Abdestten maksat namaz için alınan tam bir abdesttir. Bundan önceki babta geçen İbn Abbas'ın rivayet ettiği yalnızca yüzü ve elleri yıkamak ile ilgili hadisin sözkonusu ettiği bu uygulamanın cünüplükte değil de, küçük hadesten dolayı yapıldığını açıklamış idik. Ebu İshak es-Sebli'nin, el-Esved'den, onun Aişe (radıyall&hu anh&)'dan diye rivayet ettiği "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüp olduğu halde elini suya değdirmeden uyurdu" şeklindeki hadisi Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Mace ve başkaları rivayet etmiş olup, Ebu Davud: Yezid b. Harun'dan diye rivayette Ebu İshak bu hususta yanılmıştır, demektedir. Kastettiği ise "elini suya değdirmeden" ibaresidir. Tirmizi de ilim adamları bunun Ebu İshak'ın bir yanlışlığı olduğu görüşündedirler, demiştir. Beyhaki de şöyle demektedir: Hadis hafızları bu lafzı tenkit etmişlerdir. Böylelikle sözünü ettiğimiz bu ifadelerle hadisin zayıf olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Zayıf olduğu sabit olduktan sonra bu hadis ile az önce zikrettiklerimize yapılacak bir itiraz kalmamaktadır. Sahih dahi olsa bu hadislere aykırı olmaz. Aksine buna iki şekilde cevap verilebilir: Birincisi, iki büyük imam Ebu'l-Abbas b. Şureyh ile Ebu Bekr elBeyhaki'nin verdikleri şu cevaptır: Bundan kasıt gusletmek maksadıyla elini suya değdirmezdi, ikincisi ise -ki bu bana göre güzel bir cevaptır- maksat caiz olanı da beyan etmek için bazı hallerde kesinlikle elini suya değdirmezdi, şeklindedir; çünkü bu işi ısrarla devam ettirseydi, bunun farz olduğu zannına kapılmak mümkün idi. Allah en iyi bilendir. 3- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bütün hanımlarını dolaşmakla birlikte sadece bir defa gusletmesine gelince, hanımlarının birinin yanından öbürüne giderken arada abdest alıyor olması ihtimali vardır. Yahut bundan maksat abdest almamanın caiz olduğunu beyan etmekti. Ebu Davud'un Sünenindeki rivayete göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gece hanımları nı dolaştı. Bunun yanında da yıkanıyordu, öbürünün yanında da yıkanıyordu. Ey Allah'ın Resulü niçin hepsi için bir defa gusletmiyorsun diye sorulunca, O: "Böylesi daha temiz, daha hoş ve daha paktır" buyurdu. Ebu Davud dedi ki: Ama birinci hadis daha sahihtir. Derim ki: Bu hadisin sahih olduğu kabul edilecek olursa bir zaman böyle, bir zaman da böyle yaptığı anlamına gelir. Allah en iyi bilendir. İlim adamları bu abdestin hikmeti hususunda farklı kanaatlere sahiptir. Mezhep alimlerimiz bunun hadesi hafiflettiğini söylemişlerdir; çünkü abdest ile abdest azalarının hadesi (abdestsizliği, gusulsüzlüğü)nü kaldırır. Ebu Abdullah el-Mazerı (r.a.) dedi ki: Bunun hikmeti hususunda farklı görüşler vardır. Uyurken ölür korkusu ile iki temizlik halinden birisi üzere uyumak için denildiği gibi, organlarına su değmesi halinde gusletme şevkini artırma ihtimali dolayısıyladır da denilmiştir. el-Mazerı devamla şöyle der: Sözkonusu bu görüş ayrılığı ay hali olanın uyumadan önce abdest alması hakkında da geçerlidir. Bunun abdest1i olarak uyuma hikmetine bağlı olduğunu kabul edenler bu durumdaki bir kadının abdestli uyumasını müstehap kabul etmişlerdir. Mazerl' nin sözleri bunlardır ama bizim mezhep alimlerimiz ay hali ve loğusa kadının abdest almasının müstehap olmadığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü abdest almanın onların hadeslerinde herhangi bir etkisi yoktur; ama ay hali olanın şayet kanı kesilmiş ise cünüp bir kimse gibi olur. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımlarını dolaşıp, tek bir defa gusletmesi ise bunun onların rızası ile olduğu yahut eğer onlardan birisinin sırası ise sırası olanın rızasıyla olduğu şeklinde yorumlanır. Böyle bir yoruma ise, bize vacip olduğu gibi, zevceleri arasında paylaştırmak Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e de vacip idi, diyenlerin ihtiyaç duyacağı bir yorumdur. Onun hakkında bunun farz olmadığını kabul edenlerin ise böyle bir yoruma ihtiyaçları yoktur; çünkü O bu gibi hususlarda dilediğini yapmakta serbesttir. Günleri paylaştırmanın vücubu ile ilgili (3/218) bu görüş ayrılığı aynı zamanda bizim mezhep alimlerimizin de bu husustaki iki farklı görüşünü ifade eder. Allah en iyi bilendir. 4- Bu babta sözkonusu edilmiş hadislerde cünüplükten dolayı derhal gusletmenin gerekmediğini ancak namaza kalkılması halinde insan için gusletmenin sözkonusu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hususta da Müslümanlar icma halindedir. 5- Mezhep alimlerimiz cünüplük guslünü neyin icap ettirdiği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Acaba cünüplük iki sünnet yerinin birbirine kavuşmasıyla mı gerçekleşir yoksa meninin inzali ile mi yoksa namaza kalkmakla mı, yoksa cünüplük namaza kalkmak ile birlikte mi sözkonusu olur? Bu hususta mezhep alimlerimizin üç görüşü vardır. Gusletmeyi gerektiren cünüplüktür diyenler bu vakti geniş (muvassa') bir vücub ifade eder derler. Aynı şekilde abdest almayı gerektiren husus hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Bu hades midir yoksa namaza kalkmak isteği midir yoksa her ikisinin toplamı mıdır? Aynı zamanda ay hali guslünü neyin gerektirdiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Acaba onu gerektiren kanın çıkması mıdır yoksa kesilmesi midir? Allah en iyi bilendir. Babın senetleri ile ilgili söyleneceklere gelince (699) "İbnu'l-Müsenna hadisi rivayetinde: Hakem'den ben İbrahim'i tahdis ederken dinledim, dedi" sözlerinin anlamı şudur: İbnu'l-Müsenna, Muhammed b. Cafer'den, o Şu'be'den rivayetinde Şu'be dedi ki: Bize Hakem tahdis edip dedi ki: Ben İbrahim'i tahdis ederken dinledim. Önceki rivayette ise Şu'be, Hakem'den, o İbrahim' den şeklindedir. İkinci rivayetten maksat birincisinden daha güçlüdür; çünkü birinci rivayette iki defa "an" lafzı kullanılırken, ikinci rivayette bize tahdis etti ve dinledim denilmektedir. Tahdis etti ve dinledim ifadelerinin "an" tabirinden daha güçlü olduğu bilinen bir husustur. Bununla birlikte ilim adamlarından bir topluluk "an" lafzı senedin muttasıl olmasını gerektirmez, isterse tedlis yapmayan bir ravi tarafından kullanılmış olsun, derler. Bizler bunun açıklamasını baştaki fasıllarda ve ondan sonraki pek çok yerde yapmış bulunmaktayız. Allah en iyi bilendir. "Muhammed b. Ebu Bekr el-Mukaddemi dedesi "Mukaddem"e nispetlidir. Bunun açıklaması daha önce birkaç defa geçti. Ayrıca senette Ebu'lMütevekkil, Ebu Said'den isnadı vardır ki buradaki Ebu'l-Mutevekkil enNaci nispetli olup, adı Ali b. Davud'dur. Dal harfi ötreli "bin Duvad" da denilmiştir. Bilinen bir kabile olan Naciye oğullarına mensuptur. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî biraz lafız farkiyle «Kitabu'I Gusul» de bir iki yerde Nesaî dahi «Işratü'n-Nisa» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Buharî 'nin bir rivayetinde o gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in dokuz zevcesi diğer rivayetinde onbir zevcesi olduğu beyan ediliyor. Bu cihet ulema arasında ihtilaflıdır. Hadîs-i Şerifteki tavaftan murad cima'dir. Buharî 'nin rivayetinde Katade'nin: «Enes'e Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna dayanabîliyormuydu ? dedim Enes: Biz aramızda ona otuz erkek kuvveti verildiğini konuşuyorduk cevabını verdi» demeside bunu gösterir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bir gusulle bütün kadınlarını dolaşmasının birkaç veçhe ihtimali vardır, Şöyleki: 1- Bunu seferden geldiği zaman yapmıştır. Çünkü o zaman Kasm denilen zevceler arasında adalete riayet lazım değildir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sefere çıkarken zevceleri arasında kur'a çektirir; kur'a kime düşerse beraberine onu alırdı. Döndüğü zaman kasme yine başlardı. Fakat başlarken bu hakta bütün zevceleri müsavi olduğu için hiç birini tercih etmez bir defada hepsinin yanına uğrar kasme ondan sonra başlardı. 2- Birden tavaf meselesi zevcelerinin rızası ile olmuştur. 3- Mühelleb'e göre bu iş zevceleri arasında kur'a çektirerek sefere çıkacağı gün olmuştur. Çünkü kur'a dan sonra kasme riayet lazım değildir. Ancak bu te'viller Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e zevceleri arasında devam üzre müsavata riayet farzdır diyenlere göredir, ki ekseri ulemanın kavli budur. Ona kasm vacip değildir diyenlere göre hadisi te'vile hacet yoktur. İbnü'l Arabî diyor ki: Allah nikah babında bazı şeyleri Nebiine tahsis buyurmuştur. Onlardan biride kendisine bir saat tahsis etmesidir o vakitte zevcelerinin onun üzerinde hakkı yoktur. Onların hepsinin yanına, girer kendilerine dilediği muameleyi yapar sonra nevbet sırası hangisinin ise ona döner. Müslim'in kitabında İbn-i Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste bu saati'n ikindiden sonra .olduğu bildirilmektedir.» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerini bir gusulle fakat ayrı ayrı abdest alarak tavaf etmiş olması muhtemeldir. Yahut abdest almadan bir gusulle hepsini dolaşmış ve bununda caiz olduğunu göstermek istemiştir. Ebu Davud'un «Sünen» inde rivayet ettiği bir hadîste: «Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem) bir gece bütün kadınlarını ziyaret etti ve her birinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine: Ya Resulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Neden bir defa yıkanmakla iktifa etmiyorsun? dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Böyle yapmak daha pak daha temiz ve daha iyidir.» buyurdular, denilmektedir. Ebu Davud evvelki rivayetin bu rivayetten daha sahih olduğunu söylemiştir. Rivayetlerin ikisi de sahih olduğuna göre bazan arada yıkanmış bazan yıkanmamış demek olur. Nevevî cima'dan evvel alınan abdestin hikmeti hakkında şunları söylüyor: «Ulemamız hikmeti ;hadesi hafifletmesidir. Çünkü abdest azadan hadesi giderir. Diyorlar. Ebu Abdillah Mazirî diyorki: Bu abdestin sebeb-i hikmeti ihtilaflıdır. Bazıları uyku esnasında ölürüm korkusu ile iki taharetten biriyle gecelemiş olmak için almıştır, demiş; bir- takımları da ihtimal abdest alması yıkanmaya neşatı açılsın içindir demişlerdir. Aynı hilaf hayzlı kadının uykudan önce abdest alması hususunda da mevcuttur. Geceyi temiz geçirmekle ta'lil edenlere göre kadının abdest alması müstehabtır. Mazirinin sözü budur. Ulemamıza gelince: Onlar Hayz ve nifaslı kadınlara abdest almanın müstehab olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünkü bu kadınların hadeslerine abdestin bir tesiri yoktur. Kadının hayzı kesildimi cünüb gibi olur.» Babımız hadisleri cünüblükten yıkanmanın fevrî olmadığına yani derhal yıkanmak farz değil namaz gibi temizliğe mütevakkıf bir ibadet yapılacağı zaman farz olduğuna delildirler. Bu babta bütün ulema müttefiktir

Sahîh-i Müslim, 708
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ أَهْلَهُ ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يَعُودَ فَلْيَتَوَضَّأْ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Biriniz eşine yaklaşır, sonra tekrar yaklaşmak istediği zaman abdest alsın.» AÇIKLAMA : Müslim, Ebu Davud, Nesai, ibn-i Huzeym ve, İbn-i Hibban, Tahavi ve Beyhaki de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizi de rivayet ederek hasen-sahih olduğunu söylemiş, El-Hakim de EI-Müstedrek'te rivayet ederek, sahihliğini bildirmiştir. Hadisteki yaklaşmaktan maksad, cinsi münasebettir. istenen abdest ile şer'i abdest kasdedilmiştir. Çünkü mutlak olarak kullanıldığı zaman böyle anlaşılır.' Ayrıca ibn-i Huzeyme'nin rivayetinde; ''Namaz abdesti gibi abdest alsın." buyurulmaktadır. . Hadisteki abdest emri, Zahiriy e mezhebi alimlerine ve Maliki olan ibn-i Habib'e göre vücub içindir. Onlar, hadisin zahirini tutmuşlardır. Fakat Cumhur, emrin müstehablık için olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Tahavi'nin Aişe (r.anha)'dan rivay,et ettiğine göre Nebi s.a.v., bazen apdest almadan tekrar yaklaşırdı. Hanefi alimlerinden Ebu Yusuf'a göre söz konusu abdest ne vacibtir ne de menduptur. Hadisteki emir de mubahlık içindir. Bazı alimler de; Hadisteki ''vudu' (abdest)" kelimesi ile şer'i abdest değil, lüğavi abdest olan avret mahallini. yıkamak anlamı kastedilmiştir, demışlerdir. Hadis, iki cima' arasında abdest alınmasının matlub olduğuna ve ğusletmenin vacib olmadığına delalet eder. BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 587
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ وَضَّأَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقَالَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dediki) : Bize İshak b. Mansur rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Ebi Zaide, Şa'bi'den o da Urve b. Muğire'den, o da babasından naklen rivayet ettiki babası şöyle dedi: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest almasına yardım etti. Allah Resulü abdest aldı ve mest1erine mesh etti. (Muğire) ona bir şey demek isteyince Allah Resulü: "Ben mestlerimi ayaklarım temiz iken (abdestli iken) giyinmiştim" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 182 -buna yakın-, 203 -buna yakın-, 206, 4421 -uzunca-, 5799 -uzunca-; Müslim, 951; Ebu Davud, 149, 151 -uzunca-; Nesai, 79, 82 -uzunca-, 124; İbn Mace, 545; Tuhfetu'l-Eşraf, 11514 NEVEVİ ŞERHİ: "Bana Muhammed b. Hatim tahdis etti. .. Urve b. Muğıre babasından naklettL" Hafız Ebu Ali en-Neysaburi dedi ki: Bu hadis bize Müslim'den bu hadisin isnadı Ömer b. Ebi Zaide' den yoluyla bütün yollarla bu şekilde rivayet edilmiştir. Buradaki gibi onunla Şa'bı arasında başka bir ravi bulunmamaktadır. Ebu Mesud'un ayrıca zikrettiğine göre Müslim b. el-Haccac bu hadisi İbn Hatim'den, o İshak'tan, o Ömer b. Ebi Zaide'den, o Abdullah b. Ebi'sSefer' den, o Şa'bı' den diye tahriç etmiştir. Ebu Bekr ei-Cevrakı, de el-Kebir adlı eserinde böyle demektedir. Buhari Tarih'inde Ömer b. Ebi Zaide'nin Şa'bl'den hadis dinlemiş olduğunu ve İbn Ebu's-Sefer ile Zekeriya'yı Şa'bı'ye gönderip, ona soru sorduklarını zikreimektedir. Ebu Ali'nin sözleri burada sona ermektedir. Derim ki: HaflZ Ebu Muhammed Halef el-Vasıti de Etraf adlı eserinde zikrettiğine göre Müslim bunu İbn Hatim'den, o İshak'tan, o Ömer b. Ebi Zaide' den, o Şa'bı' den diye asıl nüshalarda olduğu gibi rivayet etmiş ve İbn Ebu's-Sefer'i zikretmemiştir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Son üç rivayet dahi Tebuk seferine aiddir. Bu rivayetlerde görülen «Ben onları giydim.» ibaresinden murad ayaklardır. Nitekim Ebu Davud 'un rivayetinde ayaklar tasrih edilerek: «Ben ayaklarıma mestleri ayaklarım temiz olarak giydim.» buyurulduğu gibi İmam Ahmed'in Hz. Ebu Hureyre'den rivayet ettiği bir Hadisde: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abdest aldı ve Mestlerinin üzerine meshetti. Ben: Ya Resulullah, ayaklarını yıkamıyacakmısın? Dedim. «Ben onları temiz olarak giydim.» buyurdular denilmektedir. Şafiî'ler bu rivayetlerle istidlal ederek mest üzerine mesh caiz olabilmek için mestler giyilmezden önce tam abdestli bulunmak şarttır. Çünkü bu hadis mest giyilmezden Önce tam abdestli bulunmayı mesh için şart kılmıştır. Bir şarta muallak olan hüküm ancak o şart bulunduğu zaman sahih olur.» derler Hatta biri Hanefi'lerden «Hidaye» sahibi Bürhanüddin Merginanî'ye itiraz ederek şöyle demiştir: «Hanefilerden Hidaye sahibi: «Meshin mubah olması için onları tam taharetle giymek şarttır. Tam taharetten murad giydiği vakit değil abdestin bozulduğu vakittir» diyor. Bu hadis onun aleyhine delildir.» demiş ve kendi mezhebini izah etmiştir. Allame Aynî ona şu cevabı veriyor: «Biz evvela Hidaye sahibinin sözünü ele alacağız sonra bu kaile cevap vereceğiz. Hidaye sahibinin «Mestlerin tam. taharetle giyilmesi şarttır» sözü onları giyerken tam taharetin şart kılındığını değil bilakis tam taharetin abdest bozulduğu zaman şart olduğunu ifade eder. Bizim mezhebimiz budur. Hatta bir kimse evvela ayaklarını yıkayarak mestlerini giysede ondan sonra abdestini tamamlasa abdesti sahihtir. Onu bozduktan sonra tekrar abdest alırken mestlerinin üzerine rnesh edebilir. Çünkü mestler abdestsizliğin ayaklara sirayetine mani olan şeylerdir. Binaenaleyh onlar ne zaman mani olacaklarsa tam taharette o zaman şarttır. Mestlerin mani olacakları zaman hades yani abdestsizlik zamanıdır. Mu'terizin sözüne cevap meselisine gelince; bu hadis Hidaye sahibinin aleyhine delil olamaz. Çünkü evvela biz de mest giymenin şartı tam abdestli bulunmaktır. Diyoruz. Bu hususta hiç bir hilaf yoktur. Hilaf ancak mestler giyilirken mi yoksa abdest bozulduğu zaman mı tam abdest şarttır mes'elesindedir. Şafiî'ye göre mestleri giymezden Önce tam abdestli bulunmak şarttır. Bu hilafın semresi şurada zahir olur. Bir kimse evvela ayaklarını yıkıyarak mestlerini giyse sonra abdestini tamamlasa bize göre bir daha o mestlerin üzerine mesh edebilir. Şafiî'ye göre edemez. Keza tertip üzere abdest alsada ayaklarının birini yıkayarak mestini giyse sonra öteki ayağınıda yıkıyarak ona da mestini giyse bize göre caiz Şafiî'ye göre caiz değildir. Mu'terizm: «Şarta muallak olan bir şey ancak o şartın bulunması ile sahih olur» sözünü kabul ediyoruz. Lakin Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in mestleri giyerken tam abdestli bulunmayı şart koştuğunu kabul etmiyoruz. Çünkü nass-i hadisten böyle bir mana çıkmıyor. Hadiste nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayakları temiz olarak mestlerini giydiği bildiriliyor. Biz de mesh caiz olmak için ayakların temiz olması şarttır. Diyoruz. Bu şartın mestleri giyerken yahut abdest bozulduğu zaman bulunması bizce hükmen müsavidir. Şartı mestin giyildiği vakitle takyid, hadisten anlaşılmayan ziyade bir manadır. Bu böylece anlaşıldıktan sonra bu hadis Hidaye sahibinin aleyhine değil lehine delildir. Çünkü Hidaye sahibi mesh için tahareti şart koşmuştur. Hadis Şefiî mu'terizin. aleyhine delildir. Çünkü müddeasına delil olmayan bir şeyi bu hadisten almıştır. Tahavi: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben onları temiz olarak giydim.» buyurarak ben onları evvela yıkamıştım manasını kasdetmiş olabilir. Şu halde onları abdestini tamamlamadan giymîş demektir. Ayakların temizliğinden kiri, pası veya cünüplüğü kasdetmişde olabilir...» diyor. Yine aynı mu'teriz şunu söylüyor. «İbni Huzeyme'nin Safvan b. Gassandan rivayet ettiği bir hadiste «Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ayaklarımız temiz olarak mestlerimizi giydiğimiz vakit sefer halinde üç gün mukîm iken bir gün bir gece onların üzerine mesh etmemizi emir buyurdu» denilmektedir. İbni Huzeyme bu hadisi Müzeni'ye sorduğunu Müzeni 'nin ona bu hadisi bizim ulemamız rivayet etti; Şafiî'nin en kuvvetli delili budur Dediğini söylüyor.» Ben derim ki; eğer Müzeni (Şafiî 'nin en kuvvetli delili budur) sözüyle mesih müddetini misafir için üç gün, Mukim için bir gün bir gece olduğunu kastediyorsa; bunu kabul ediyoruz; biz de buna kailiz. Fakat mestleri giyerken tam abdestli bulunmanın şart olduğunu kasdediyorsa kabul, etmiyoruz. Zira yukarıda da söylediğimiz gibi nassı-ı hadisten bu mana çıkmaz.» Aynî 'nin sözü burada sona erer

Sahîh-i Müslim, 632

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.